Toplam 15 mesajın 1-15 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    Ne_Mutlu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    02.09-2013
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Dünyalı
    Mesaj
    630
    Alınan Beğeniler
    105
    Verilen Beğeniler
    176
    Blog Mesajları
    6

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Histrionik kişilik bozukluğu
    Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından genellikle yetişkinliğin ilk dönemlerinde başlayan, aşırı duygusallık ve dikkat çekmek, çevresi tarafından onay arama ihtiyacının yüksekliği ile kendini belli eden kişilik bozukluğu olarak tanımlanmıştır. Narsistlerden farklı olarak çevreleriyle ilişkilerinin her dakikasına dikkat ederler.

    Belirtiler

    Başkalarını ilgi ve muhabbetlerini çekebildikleri sürece canlı, neşeli, şevk dolu ve cilve veya çapkındır. Kendileri grubun odağı olduğu sürece ilişkileri kuvvetlidir. Cinsel anlamda uygunsuz provakatif davranışlar sergileyebilir, duygularını etkileyici tarzda dışavururlar. Bunun yanı sıra egosantrizm, kendine düşkünlük, sürekli takdir arzusu ve ihtiyaçlarına ulaşmak için sürekli psikolojik manipülasyonda bulunurlar.
    Bu kişilik bozukluğuna sahip olan kişiler kendi kişisel durumlarını gerçekçi olarak değerlendiremezler ve karşılaştıkları güçlükleri abartma ve dramatize etme eğilimi sergilerler. Kolayca sıkıldıklarından çok sık iş değiştirebilirler ve hayalkırıklığı sorunu yaşarlar. Yenilik ve heyecan arzularından dolayı kendilerini tehlikeli durumlara sokarlar. Bu unsurlar onların daha büyük depresyona girmelerine sebep olabilir.

    Şu belirtiler görülür:
    • Teşhirci davranış.
    • Sürekli tatmin veya onay arayışı.
    • Duyguların aşırı gösterilerek dramatize edilmesi. Örneğin yeni tanıştığı biriyle kucaklaşmak veya acıklı bir filmde kontrolsüzce ağlamak.
    • Eleştiri veya onaylanmamaya karşı aşırı duyarlılık.
    • Kişiliğinden gurur duyma, değişime karşı isteksizlik ve herhangi bir değişimi tehdit olarak algılama.
    • Uygunsuz şekilde kışkırtıcı davranış veya görünüm sergilemek.
    • Somatik belirtileri kullanarak dikkati üzerine çekmeye çalışmak.
    • İlgi merkezi olma ihtiyacı.
    • Hayal kırıklıklarına karşı düşük tolerans.
    • Ani kararlar almak.
    • Duygusal hallerin hızlı değişimi. Bu haller başkalarına yüzeysel veya abartılı olarak görünebilir.
    • İlişkilerin gerçekte olduğundan daha içten olması gerektiğine inanmak.
    Sebepler

    Bu bozukluğun sebebi bilinmemektedir fakat bir yakınının ani kaybı, aile içinde sürekli kaygı doğuran bir hastalık bulunması, ebeveynlerin boşanması ve genetik sebeplerin etkili olabileceği düşünülmektedir. Histrionik kişilik bozukluğu erkeklerden daha sık kadınlarda teşhis edilmektedir, erkeklerde bazı benzer belirtilerle birlikte narsistik kişilik bozukluğu daha çok görülmektedir.


    Narsisizm




    Sigmund Freud Narsisizmi ‘Dış dünyadan soyutlanan libidonun (cinsel enerji) egoya (ben) yönlendirilmesi’ şeklinde açıklamıştır. Yani libidonun büyük bir depoda toplanır gibi egoda toplanması ve daha sonra nesnelere yönlendirilmesi; fakat kolaylıkla tekrar soyutlanarak egoya yönlenmesi durumudur.
    Bebek dış dünya ile ilişki kuramadığı erken bebeklik döneminde gerçek bir narsisizm durumu içindedir. Libido dış dünyaya yönlendirilmemiştir. Bebeğin nesneleri 'ben olmayan nesneler' olarak algılaması aylar alır. 'ben' ve 'ben olmayan' arasında bir ayrım yapamaz. Dış dünyaya ilgi duymuyordur ve dış dünyada bile değildir. Bebek için tek gerçek kendisidir. Acıkması, susaması, üşümesi bebek için tek gerçekliktir. Bu durumu 'birincil narsisizm' olarak tanımlanır.
    Bebek büyüdükçe dış dünya ile ilişkileri artar ve dış dünya kurallarını öğrenir. Giderek libidosunu nesnelere yönlendirir; nesne sevgisi ve giderek nesnel düşünce ağırlık kazanır. İnsan her ne kadar libidosuna nesne bulabilse de mutlaka görece olarak bir ölçüde narsisist kalır. Bu durumu 'ikincil narsisizm' olarak tanımlanmıştır.
    Narsisizm insan için yaşamını sürdürebilmesi açısından bir ölçüde gereklidir. Bazı durumlarda; kişinin narsisizmi toplum için, hatta kendi akıl sağlığı için makul oranlarda değilse; kişi akıl hastalıklarıyla karşılaşabilir. Önemli psikiyatrik rahatsızlıklar olan nevroz, paranoya hatta psikozda narsisizm etkileri görülmektedir. Birincil narsisizmde bebek dış dünyanın ayrımına varmamışken; ikincil narsisizmde dış dünya gerçekliğini yitirmiştir.
    Narsisizmin çok özel bir türü de; Roma sezarları, Mısır firavunları, diktatörler gibi çok güçlü kişilerde bulunan türüdür. Bu insanlar adeta nefes alıp yürüyen yeryüzü tanrıları gibidirler kendi gözlerinde. Yaşam ya da ölüm gibi önemli doğa olaylarına bile bir tek cümleyle karar verebilmekteydiler. En büyük korkuları güçlerini kaybetmeleri, ölüm, etraflarındaki herkesin kendilerine düşman olmasıydı. Güçlerinin ve şehvetlerinin bir sınırı yokmuş gibi davranmaya çalışırlar, sayısız insan öldürüp, sayısız şatolar kurarlardı. Varlıklarının kendilerinin de çözemediği sorununu insan değilmiş gibi çözmeye çalışsalar da aslında durumları düpedüz deliliktir. Dış dünya 'ben' olmadığı için, narsisist kişi dış dünyayı anlayamaz/algılayamaz ve bu durum kişide korku yaratır. Diktatör gitgide daha yıkıcı, daha yalnız ve korkak olur.
    Narsisistik kişilik bozukluğu olan kişiler, başkalarının düşünce ya da isteklerine gereken ilgiyi gösteremeyen kişilerdir. Plan ve hedeflerine ulaşamadıklarında, gereken ilgiyi göremediklerinde aynıNarkissos gibi erirler, çökerler. Başkalarının hakkına saygı göstermeden ve gerçeklerle bağdaşmasa bile daima kendilerini haklı göstererek ve o hedefi, gerekli emeği vermeden bile haketmiş sayarak en önde, en gözde ve tek olmak isterler. Kendilerini başkalarının yerine koyamaz ve başkalarini anlayamazlar. Sanki her şey sadece kendileri için vardır ve ne olursa olsun her şeyin kendi amaçlarına hizmet etmesi gerekir. Başkalarının fikir ve hareketleri kendi amaçlarına hizmet ediyorsa vardır, aksi halde bu fikir ve hareketler tahammül edilemez düşüncelerdir. Gerçekle bağdaşmayan, başkalarinin zararına olup sadece kendi çıkarlarına uygun, kendi plan ve hedeflerine hitap eden maddi ve manevi kazanç sağlayabilecek plan ve hedeflerine ulaşamadıklarında öfkelerine hakim olamaz, saldırganlaşır, çöker, hatta ağır psikotik tablolara girerler.



    Borderline Kişilik Bozukluğu

    Borderline kişilik bozukluğunda, bireyin kimlik duygusunda, ilişkilerinde, duygulanımında yaygın ve süregen dengesizlik belirgindir. Bu kişiler cinsel, mesleksel ve toplumsal kimliklerinde derin güvensizlik, dengesizlik gösterirler. Sağlam bir kimlik duygusu (sense of identity) gelişmemiştir. Çabucak düş kırıklığına uğrarlar, bunaltı, çökkünlük belirtileri gösterirler. Zaman zaman antisosyal atak davranışlar, psikoaktif maddelere yönelme, hızlı yaşam çabaları, kendilerine zarar verme eğilimleri ( kendilerini jiletle kesme, sigara ile yakma, özkıyım girişimleri) gösterirler. Boşluk ve anlamsızlık, yalnızlık duygusundan yakınırlar. Özellikle yalnız kalma korkusu, yalnız kalmaya dayanamama kişinin davranışlarında belirgindir.
    ( Prof. Dr. Orhan Öztürk, Ruh Sağlığı ve Bozuklukları, Ankara,2004).
    Sınırda kişilik bozukluğu olanların en çarpıcı özellikleri duygulanımlarının yoğunluğu ve davranışlarının değişkenliğidir. Bir durumdan diğerine, bir tutumdan başka bir tutuma hızlı geçişleri olur. Çoğu, tek bir baskın görünüm sergiler, bu durum, dönem dönem, uygunsuz bir hiddetlenme ya da öfkelenmeye döner. Sık olmasa da kendi kendine zarar veren, yıkıcı davranışlarda bulunulduğu daha sonra bunların aptalca ve gereksiz bulunduğu olur. Sınırda kişilik bozukluğu olanların davranışları ve hiddetlenmeleri, süreklilik gösteren bir duygulanım aralığının bir ucundan diğerine, yumuşak ve yineleyici geçişlerin olmasından çok, öngörülemezlik ve düşünmeden davranma, tutarsızlık ve derinlemesine düşünmeden dışa vurulan dürtüsellikle belirlidir. Bu kişilerin davranışlarında kırılganlık, oynaklık, değişkenlik ve süreklilik göstermeme gibi özelliklerin yanı sıra birbirine ters duygu durumlar arasında döngüsel gidip gelmeler olur.
    ( Prof. Dr. Ertuğrul Köroğlu, Sinan Bayraktar, Kişilik Bozuklukları, Ankara, 2007).
    Tüm bu tanımlamalardan sonra bu kişilerde ani duygu durum değişiklikleri, ani öfke patlamaları ve anlamsız terk edilme paranoyaları görmek mümkündür. Klinik pratikte sıkça karşılaştığımız vakaların büyük çoğunluğunda karşılaştığımız ilk semptom bu kişinin bir yakını tarafından terk edileceği korkusu, bu korkuyu yenemediği için ani öfke nöbetleri geçirdiği ve kendine zarar verme davranışıdır. Bunların yanında aşırı para harcama, cinsellik, madde kötüye kullanım, pervasızca araba kullanma ve tıkınırcasına yemek yeme davranışı rastladığımız semptomlar arasındadır.
    Bu kişilik bozukluğuna sınırda denmesinin sebeplerinden biri de kişinin ani duygu durum değişikliği yaşamasıdır. Örneğin kişi çok mutluyken birden depresif duygu durumuna geçebilir. Ya da kişi aniden yalnızlık korkusu yaşayabilir ve bu korkuyu yenmek için çeşitli yollara başvurabilir. Bu sınırın bir ucunu nevrotik, diğer ucunu ise psikotik olarak düşünmek mümkündür. Tam ortasında ise bu iki sınırdan birine kaymaya hazır bir kişi vardır. Kişi normal yaşam tarzına devam ederken birden nevrotik belirtiler ya da psikotik belirtiler sergileyebilir. İşte bu yüzden buna sınırda kişilik bozukluğu demek doğru olacaktır.
    DSM-IV-TR’ye göre Borderline Kişilik Bozukluğu Tanı Ölçütleri şu şekilde sıralanmış ve belirlenmiştir;
    A. Aşağıdakilerden beşinin olması ile belirli, genç erişkinlik dönemimde başlayan ve değişik koşullar altında ortaya çıkan, kişiler arası ilişkilerde, benlik algısında ve duygulanımda tutarsızlık ve belirgin dürtüselliğin olduğu sürekli bir örüntüdür.

    1.
    Gerçek veya hayali bir terk edilmeden kaçınmak için çılgınca çabalar gösterme.
    2. Gözünde aşırı büyütme ve yerin dibine sokma uçları arasında gidip gelme, gergin ve tutarsız kişilerarası ilişkilerin olması.
    3. Kimlik karmaşası: belirgin olarak ve sürekli bir biçimde tutarsız benlik algısı veya kimlik duyumu.
    4. Kendine zarar verme olasılığı yüksek en az iki alanda dürtüsellik.
    5. Yineleyen öz kıyımla ilgili davranışlar, girişimler, göz korkutmalar.
    6. Duygu durumda belirgin tepkiselliğe bağlı instabilite.
    7. Kendini sürekli boşlukta hissetme.
    8. Uygunsuz, yoğun öfke ya da öfkesini kontrol edememe.
    9. Stresle ilişkili geçici paranoid düşünce veya ağır dissosiyatif semptomlar.

    Bu kişilik bozukluğunun oluş nedenleri arasında ilk çocukluk dönemlerinde yetersiz
    destek, ilgi ve disiplinin olması ya da aşırı denetimler nedeniyle bireyleşmenin, temel güven
    ve özerklik duygusunun engellenmesi, özbenlik (self) sınırlarının yeterince belirlenememesi
    gibi psikodinamik etkenler ileri sürülmüştür. Bütün öbür kişilik bozukluklarında olduğu gibi
    kalıtımsal etkenler ve çocukluk çağında karşılaşılan örseleyici olaylar ( çocuğa yönelik şiddet,
    cinsel içerikli girişimler, ana-baba ayrılmaları gibi) oluş nedenleri arasında sayılmalıdır (Prof.
    Dr. Orhan Öztürk, Ruh Sağlığı ve Bozuklukları, Ankara, 2004).
    Bir çok araştırma ve araştırmaya göre bu kişilerin çocukluk öykülerinde cinsel istismar, anne-baba boşanması, ilgi eksikliği rastlanılan anemnez öyküleridir. Bu kişilerin çocukluk çağında yaşadıkları dramatik ve travmatik olaylar oluşan kişiliğin şekillenmesinde önemli rol oynamaktadır. Dolayısıyla yaşanan bu tarz olaylar kişinin öz benliğinin yapısına şekil vermekte ve karşılaşılan tablo bu şekilde oluşmaktadır. Görülme sıklığı %2 dolaylarındadır. Kadınlarda daha sık görülür. Bu hastalardan %90’ının başka bir psikiyatrik tanısı daha olur, %40’ının ise aldığı başka psikiyatrik tanı ikiden çoktur. Bu kişilerin ailelerinde duygudurum ve madde kullanım bozuklukları daha sık görülür. Annesinde böyle bir bozukluk olan kişilerin çocuklarından daha sık görülür.
    (Prof. Dr.Ertuğrul Köroğlu, Sinan Bayraktar, Ankara, 2007).

    Tedavi ve Psikoterapisi:

    Yukarıda da belirtildiği gibi Borderline Kişilik Bozukluğu’na psikiyatrik bir takım bozukluklar da eşlik edebilir. Bu durumlarda antipsikotik, antidepresan ya da duygu durum düzenleyici bazı psikofarmakolojik tedaviler söz konusu olabilmektedir. Bu kişilerin psikoterapisi kişi için ne kadar zorsa, psikoterapist için de o kadar zordur. Çünkü bu kişiler terapistten sürekli karşı transferans beklerler. Kendilerinde olan bir takım özellikleri terapistte de arar ve onaylanmayı isterler. Psikoterapide dikkat edilecek ilk şey karşı transferans yapmamak olmalıdır. Ancak yapılsa bile bunu nasıl alt ettiğini belirterek örnek vermek gereklidir. Eleştirilmeye ve reddedilmeye duyarlılığı azaltmak, kendisini ve dürtülerini kontrol etmeyi amaçlayan terapiler faydalı olacaktır. Bir diğer konu iseBorderline Kişilik Bozukluğu olan kişilerin terapi ve tedavilerinin uzun soluklu olmasıdır. Asıl amaç kökte bulunan patolojiyi gidermektir ancak bu patolojinin dallarında da bir takım bozukluklar baş göstermektedir. Bazen iş öyle boyutlara ulaşır ki, kişi terapiyi birden kesecek ve bir daha gelmeyeceğini söyleyebilecektir. Birkaç ay sonra terapiye devam etmek isteyecek ve tekrar gelecektir. Bu yüzden terapist her türlü aşağılanmaya, rencide edici sözler duymaya hazır bulunmalıdır. Borderline kişilik bozukluğu olan kişilerde sık rastlanılan durumlardan biri de öz kıyım davranışıdır. Bu gibi durumlarda kişinin hastaneye yatımı gerçekleştirilmeli ve gerekli psikofarmakolojik tedavi başlatılmalıdır.

    Borderline kişilik bozukluğunun tedavisi ve terapisi


    hastanın bu sürece uyum sağlaması ve gerçekten iyileşmek istemesiyle doğru orantılıdır. Kişi düzelmeyi ne kadar istiyorsa iyileşme de bu yönde olacak ve süreç hız kazanacaktır. Bir başka yaklaşım ise bu kişilerin grup terapilerinden faydalanmalarıdır. Aynı patolojiden birkaç kişiyle yapılan bu terapilerde kişiler bu bozukluktan kurtulmak için izlediği yolu diğer grup üyeleriyle paylaşabilir ve diğerleri de bu konuda yüreklenerek kendi yollarını çizebilirler.
    Borderline kişilik bozukluğunda hipnoterapötik yaklaşımla ilgili bir takım çalışma taslakları tarafımızdan hazırlanmakta ve bugüne kadar yapılan terapilerde olumlu gelişmeler kaydedilmektedir. Borderline kişilik bozukluğu olan kişilerde rastlayabileceğimiz bir takım savunma mekanizmaları vardır. Bunlar yansıtma (projection), yer değiştirme (displacement), inkar(denial) gibi savunma düzenekleri terapilerde kırılması ve terapist tarafından fark edilmesi gereken belirtilerdir. Terapist bunları fark ettikten sonra kişiye iç görü ve farkındalık kazandırma çalışmaları yapmakla çözüme ulaşacaktır. Yukarıda bahsi geçen asıl kök patolojinin dallarındaki kısmi patolojiler bu savunma mekanizmaları olup, izlenecek ilk adımın iç görü kazanımıyla birlikte ortadan kalkması yönünde olması gerekmektedir.
    Bireysel psikoterapi, grup psikoterapisi, psikofarmakolojik tedavi ve hipnoterapi borderline kişilik bozukluğunun tedavi ve terapisinde faydalanılacak yaklaşımlardır. İyi bir bireyselpsikoterapi seansından sonra grup psikoterapisindeki iyi bir etkileşim ve paylaşım bu bozukluğun iyileşmesini hızlandıracaktır. Aynı zamanda psikiyatrik başka bozukluğu olan borderline kişilerin psikofarmakolojik tedaviye başlaması da süreci kolaylaştıracak ve kişi öz kıyım ihtimalinden uzak tutulacaktır. Hipnoterapötik yaklaşım ise borderline kişilik bozukluğunun tedavi ve terapisinde sık kullanılmaya başlanan bir yoldur ve olumlu gelişmeler sağlanmaktadır.

  2. #2
    Üye
    Ne_Mutlu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    02.09-2013
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Dünyalı
    Mesaj
    630
    Alınan Beğeniler
    105
    Verilen Beğeniler
    176
    Blog Mesajları
    6

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Şizoaffektif Bozukluk

    izoaffektif Bozukluk yi Bak Kendine - LKE TV


    Şizoaffektif bozukluk hem şizofreni, hem de duygudurum bozukluğu belirtileri gösteren hastalar için kullanılan bir tanıdır. Tanı kriterlerine göre; hastada duygurum belirtileri olmadan (manik veya depresif belirtiler) da en azından 2 hafta süren hezeyan ve halusinasyonların görülmesi gerekmektedir. Bu psikotik belirtilere ilaveten, ataklar halinde gelen depresif veya manik belirtilerin tabloya eşlik etmesiyle şizofreniden, duygudurum atakları arasındaki dönemlerde tam iyileşme olmaması ve işlevselliğin tamamen düzelmemesi açısından da bipolar affektif bozukluktan ayrılır. Yine de, şizofreni-bipolar bozukluk sınırında duran, her iki tarafa da tamamen girmeyen hastalar için kullanılan, tartışmalı bir tanı grubu olduğu da söylenmektedir. Epidemiyoloji: Tartışmalı bir tanı olmasından ve çalışmalarda farklı tanı kriterlerinin kullanılmasından dolayı epidemiyolojik bilgiler çelişkilidir. Genel toplumda prevelansının %1’den daha az olduğu düşünülmektedir. Kadınlarda, erkeklere göre daha sık gözlenmektedir. Aile çalışmaları şizoaffektif bozukluğu olan hastalarının birinci derecede akrabalarında hem şizofreni, hem de duygudurum bozuklukları açısından artmış risk olduğunu göstermektedir. Belirti ve bulgular: Şizofreni, mani ve depresyondaki tüm belirtiler izlenebilir. Bu belirtiler eş zamanlı olabileceği gibi, değişik zamanlarda da ortaya çıkabilir. Psikotik belirtiler duygudurumla uyumlu veya uyumsuz olabilir. Seyir ve prognoz: Prognozunun, genel olarak, şizofreniden iyi, duygudurum bozukluklarından kötü olduğu düşünülmektedir. Yaklaşık olarak hastaların %20-30’unda gittikçe artan yıkım gözlenir ve bu hastalarda psikotik belirtiler daha baskındır. Kötü prognoz göstergeleri şunlardır: - Hastalık öncesi işlevselliğin kötü olması - Sinsi başlangıç - Ortaya çıkarıcı etkenlerin bulunmaması - Psikotik belirtilerin baskın olması - Erken başlangıç - Ailede şizofreni öyküsü Ayırıcı tanı: Ataklar halinde gelen duygudurum belirtilerin tabloya eşlik etmesi ile şizofreniden, ara dönemde tam iyilik hali olmaması ile psikotik özellikli duygudurum bozukluklarından (örneğin; psikotik mani, psikotik depresyon) ayrılır. Tıbbi nedenlere ve madde kullanımına bağlı bozukluklar da ayırıcı tanıda dışlanmalıdır. Tedavi: Tıpkı tanıda olduğu gibi, tedavide de tartışmalar vardır. Genelde önerilen, akut tedavide antipsikotik kullanımı; sürdürüm tedavisinde ise manik ataklar ön planda ise lityum, valproik asit, tegretol gibi duygudurum düzenleyicileri, depresif ataklar ön plandaysa antidepresan tedavidir. En uygun tedavi yaklaşımı hasta için kişiselleştirilmiş tedavidir
    Konu Ne_Mutlu tarafından değiştirilmiştir (12.03-2014 Saat 21:52 ).

  3. #3
    Üye
    Ne_Mutlu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    02.09-2013
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Dünyalı
    Mesaj
    630
    Alınan Beğeniler
    105
    Verilen Beğeniler
    176
    Blog Mesajları
    6

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Obsesif Kompulsif Bozukluk

    http://www.psikoyorum.tv/obsesif-kompulsif-bozukluk-1435.html

    OBSESİF-KOMPULSİF BOZUKLUK
    Hastalar ve yakınları için rehber
    Türkiye Psikiyatri Derneği
    Anksiyete Bozuklukları Bilimsel Çalışma Birimi
    Birçok insan zaman zaman çeşitli konularda evham, endişe ve takıntılara kapılabilir. Ancak çoğu kez günlük yaşam içinde ortaya çıkan bu duygular ile baş edebilir ve sorunlarımızı yaşamımızı etkileme noktasına varmadan çözüme ulaştırabiliriz.Takıntılı düşüncelerin günlük yaşamımızı etkileyecek, günlük aktivitelerimizi kısıtlayacak düzeye gelmesi durumunda OBSESİF-KOMPULSİF BOZUKLUK (OKB) adı verilen bir ruhsal hastalık akla gelmelidir.

    OKB NEDİR?

    OKB, obsesyon adı verilen takıntılı düşünce, fikir ve dürtüler ile kompulsiyon adı verilen yineleyici davranışlar ve zihinsel eylemlerden oluşan bir ruhsal hastalıktır.

    Obsesyon
    Kişinin zihnine girmesine engel olamadığı, zihninden uzaklaştıramadığı düşünce, fikir ve dürtülerdir. Kişinin isteği dışında gelirler, kişi tarafından mantıkdışı olarak değerlendirilirler ve yoğun sıkıntı ve huzursuzluğa yani anksiyeteye neden olurlar.KompulsiyonObsesyonların neden olduğu yoğun sıkıntı ve huzursuzluğu azaltmak ya da ortadan kaldırmak üzere yapılan yineleyici davranış ve zihinsel eylemlerdir.

    OKB NE KADAR SIKLIKTA GÖRÜLÜR?
    OKB önceleri nadir olarak görülen bir hastalık olarak kabul edilmesine karşın son yıllarda yapılan araştırmalarda hiç de nadir olmadığı belirlenmiştir. Büyük toplum kesimlerinde yapılan araştırmalarda OKB’nin her 100 kişiden 2-3’ünde görüldüğü saptanmıştır.OKB HANGİ YAŞLARDA BAŞLAR VE KİMLERDE DAHA SIK GÖRÜLÜR?Genellikle ergenlik döneminde ve 20-30’lu yaşlarda başlamasına karşın, okul öncesi çağdaki çocuklar dahil herhangi bir yaşta görülebilir. Erkeklerde daha erken yaşlarda başlamasına karşın genel olarak kadınlarda daha sık görülmektedir.OKB BELİRTİLERİ NELERDİR?Obsesyon ve kompulsiyonlar toplum-dan topluma, kültürden kültüre değişiklik gösterebilir. Ülkemizde ve tüm dünya toplumlarında en sık görülen obsesyon ve kompulsiyon türleri aşağıda örnekler verilerek sıralanmıştır.

    Bulaşma Obsesyonu ve Temizlik Kompulsiyonu
    Kişinin bedeninin ve giysilerinin kir, mikrop, toz gibi etkenler; kimyasal maddeler, deterjanlar, zehirler ile idrar, gaita ve diğer beden salgıları ile bulaşacağına ilişkin takıntıları ve bu takıntıların yarattığı sıkıntıyı gidermek için yaptığı davranışlarıdır.
    34 yaşında ev kadını, eve gelen misafirlerin dışarıdan mikrop taşıyacağı şeklindeki obsesyon-larından dolayı evdeki tüm terlikleri yıkanabilir terlik olarak değiştirmişti ve misafirler gittikten sonra hepsini çamaşır makinesinde yıkıyordu.


    43 yaşında erkek hasta, ev ortamı dışında tuvalete gitmiyor, evde de tuvalete her gittiğinde idrar sıçradığı şeklinde takıntılı düşünceler ile çoraplarını ve pantolonunu değiştiriyordu.


    Bu örneklerde kişilerin bedenlerine ve elbiselerine değişik maddelerin bulaşacağı düşüncesi bulaş obsesyonu, ortaya çıkan sıkıntıyı gidermek için temizlik ve yıkanma davranışları yapmaları ise kompulsiyo-nu oluşturmaktadır.Kuşku obsesyonu ve kontrol kompulsiyonuEn sık görülen obsesyon ve kompulsi-yonlardandır. Kişi gaz ocağı, kapı, kilit gibi nesnelerin açık kalmış olabileceğinden, ütü vs. elektrikli aletlerin fişlerinin prizde takılı kalmış olabileceğinden kuşku duyar (Kuşku obsesyonu) ve emin olmak için tekrar tekrar kontrol etme gereksinimi duyar (Kontrol kompulsiyonu). Bu kuşku ve kontroller yaşamın birçok alanında kendini gösterebilirler.
    45 yaşında erkek hasta, her akşam işinden evine döndüğünde otomobilini park edip evine girdikten sonra otomobilin kapısını kilitlediğin-den emin olmuyor ve bazen iki-üç kez olmak üzere sokağa çıkıp otomobil kapılarını kontrol ediyordu.


    54 yaşında erkek hasta, her sabah kendi kullandığı otomobili ile bir kavşaktaki polisin yanından geçiyor, biraz uzaklaştıktan sonra “acaba otomobilin sol aynası ile polise çarpıp yaralamış mıyımdır?” şeklinde kuşkular nedeni ile geri dönüyor, polisin sağlıklı olduğundan emin olduktan sonra rahatlayarak işine gidiyordu.


    Başkalarına zarar vereceği, elinde olmadan saldırgan davranışlarda bulunacağı şeklinde obsesyonlarBazen hastalarda elinde olmadan başkalarına rahatsızlık ya da zarar vereceği, ağzından hoş karşılan-mayacak nitelikte sözcükler kaçıracağı, yanındaki insanlara elinde olmadan zarar vereceği şeklinde obsesyonlar olabilir.
    40 yaşında erkek hasta, evde ailesi ile birlikte otururken “kontrolümü kaybeder de elimden bir kaza çıkar, eşime, çocuğuma zarar verir miyim” şeklinde düşünceleri nedeni ile aile üyelerinin bulunduğu ortamda eline makas/bıçak gibi kesici/delici aletler almıyordu.


    Lohusalık dönemindeki genç bir anne bebeğini emzirirken ya da altını temizlerken “kontrolümü kaybederim de bebeğimi boğar, öldürür müyüm” şeklinde düşünmekten alıkoyamadığı ve çok yoğun sıkıntıya neden olan takıntılı düşüncelere sahipti.


    Cinsel içerikli obsesyonlar

    Zaman zaman OKB’li hastalarda kendine, yaşına, toplumdaki yerine hiç yakıştıramadığı bir biçimde, cinsel içerikli obsesyonlar bulunur.
    65 yaşında, dini inançları kuv-vetli kadın hasta, çevresindeki erkeklere ilişkin cinsel içerikli hayaller kurmaktan kendini alamıyor, bu hayalleri zihninden bir türlü uzaklaştıramıyor ve çok rahatsızlık duyuyordu.


    16 yaşında lise öğrencisi erkek hasta, “Kontrolümü kaybedip de elimde olmadan bayan öğret-menlerime ve kız arkadaşlarıma sarkıntılık yapar mıyım ya da yanlış anlaşılabilecek davranış-larda bulunur muyum?” şeklinde cinsel içerikli obsesyonlara sahipti.


    Dini içerikli obsesyonlar

    Özellikle dini inançları yoğun yaşayan toplum kesimlerinde sık görülen bir obsesyon türüdür. Kişi kendini inanç ve görüşlerine tam karşıt bir biçimde ve çok yoğun sıkıntı yaratacak şekilde dini içerikli takıntılı düşünceleri düşünmek-ten alıkoyamaz.
    58 yaşında, dini ibadetlerini tam olarak yerine getirdiğini ifade eden bir erkek hasta, namaz sırasında tam başını secdeye koyduğunda “Allah’ın varlığından kuşku duyma” şeklinde takıntılı düşünceler geldiğinden yakınıyordu.



  4. #4
    Üye
    Birol Koç Avatarı

    Gerçek Adı
    birol
    Üyelik Tarihi
    02.10-2011
    Son Giriş
    12.05-2016
    Saat
    01:03
    Yaşadığı Yer
    Istanbul
    Mesaj
    98
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Emege saygı eline saglık dostum

  5. #5
    Üye
    Ne_Mutlu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    02.09-2013
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Dünyalı
    Mesaj
    630
    Alınan Beğeniler
    105
    Verilen Beğeniler
    176
    Blog Mesajları
    6

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Teşekkürler Birol

  6. #6
    Üye
    SERAFİM Avatarı

    Gerçek Adı
    Murat
    Üyelik Tarihi
    04.05-2010
    Son Giriş
    06.11-2016
    Saat
    15:14
    Yaşadığı Yer
    izmir
    Mesaj
    2.444
    Alınan Beğeniler
    6
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Yani şimdi bizim kişiliğimiz bozuk mu değil mi anlayamadım

  7. #7
    Üye
    Ne_Mutlu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    02.09-2013
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Dünyalı
    Mesaj
    630
    Alınan Beğeniler
    105
    Verilen Beğeniler
    176
    Blog Mesajları
    6

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Estf. böyle bir iddiam yok. Lakin rahatsızlık ileri düzeyde olmadığı sürece, kişi öz eleştiri yaparsa bu durum netlik kazanır diye düşünüyorum.

  8. #8
    Üye
    SERAFİM Avatarı

    Gerçek Adı
    Murat
    Üyelik Tarihi
    04.05-2010
    Son Giriş
    06.11-2016
    Saat
    15:14
    Yaşadığı Yer
    izmir
    Mesaj
    2.444
    Alınan Beğeniler
    6
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Mesela bana b
    akınca nasıl bir kişilişk görünüyorum uzaktan nasılım

  9. #9
    Üye
    Ne_Mutlu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    02.09-2013
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Dünyalı
    Mesaj
    630
    Alınan Beğeniler
    105
    Verilen Beğeniler
    176
    Blog Mesajları
    6

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Uzaktan bakılınca yapılan kişilik analizi bana göre müneccimliktir. Mantığa ve bilgiye dayalı sebepleri göz ardı etme düşüncesinde olsaydım araştırmaya ihtiyaç duymazdım. Bu anlamda fikir beyan etmek yargısız infaz etmektir. Bunu yapmak istiyorsanız tanıdıklarınıza sormanız en mantıklısı

  10. #10
    Üye
    Birol Koç Avatarı

    Gerçek Adı
    birol
    Üyelik Tarihi
    02.10-2011
    Son Giriş
    12.05-2016
    Saat
    01:03
    Yaşadığı Yer
    Istanbul
    Mesaj
    98
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: jehya Mesajı Gör
    uzaktan bakılınca yapılan kişilik analizi bana göre müneccimliktir. Mantığa ve bilgiye dayalı sebepleri göz ardı etme düşüncesinde olsaydım araştırmaya ihtiyaç duymazdım. Bu anlamda fikir beyan etmek yargısız infaz etmektir. Bunu yapmak istiyorsanız tanıdıklarınıza sormanız en mantıklısı
    yada pskiyatri doktoruna en dogru kararı o verir ????

  11. #11
    Üye
    SERAFİM Avatarı

    Gerçek Adı
    Murat
    Üyelik Tarihi
    04.05-2010
    Son Giriş
    06.11-2016
    Saat
    15:14
    Yaşadığı Yer
    izmir
    Mesaj
    2.444
    Alınan Beğeniler
    6
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Arkadaşım parayı görünce
    herkesin kişiliği bozulu ,ahahhah

  12. #12
    Üye
    Ne_Mutlu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    02.09-2013
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Dünyalı
    Mesaj
    630
    Alınan Beğeniler
    105
    Verilen Beğeniler
    176
    Blog Mesajları
    6

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Birol Koç,
    Tabiki de en doğru olan psikiyatra gitmektir.

  13. #13
    Üye
    Ne_Mutlu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    02.09-2013
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Dünyalı
    Mesaj
    630
    Alınan Beğeniler
    105
    Verilen Beğeniler
    176
    Blog Mesajları
    6

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Borderline( Sınırda ) Kişilik bozukluğu

    Borderline (Sınırda) Kişilik Bozukluğu - Prof.Dr.Doğan ŞAHİN

    Kopyalama özelliği olmadığı için alıntı yapamadım. Mükemmel bir değerlendirme

  14. #14
    Üye
    Ne_Mutlu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    02.09-2013
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Dünyalı
    Mesaj
    630
    Alınan Beğeniler
    105
    Verilen Beğeniler
    176
    Blog Mesajları
    6

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Kişilik Bozuklukları - Prof.Dr.Doğan ŞAHİN

    Kişilik Bozukluğu
    BORDERLİNE KİŞİLİK BOZUKLUĞU
    Bundan 40 yıl öncesine kadar psikiyatrik bozukluklar nevrotik ve psikotik olarak ikiye ayrılırdı. Sonradan nevrotik olanlarla, psikotik olanlar arasında başka bir grup daha olduğu fark edilmeye başlandı. Bu kişiler nevrozlardan daha ağır, psikozlardan daha hafif bir psikopatoloji gösterirler. Sınırda denmesinin nedeni, psikozun sınırında olmalarıdır. Ancak bu ileride psikoz olacakları anlamına gelmez, zaman zaman psikotik dönemler geçirseler de kalıcı bir psikoz geliştirmezler
    Nevrotik, Borderline Ayrımı
    Bu kişiler nevrotik değildir çünkü tutarlı bir benlik ve nesne algıları yoktur. Yani kendilerini de başkalarını da dünyayı da bazen çok iyi bazen de çok kötü olarak algılarlar.
    Kişinin kendi hakkındaki kanaatlerinin bilinçli ve bilinçdışı bütünü anlamına gelen kendilik tasarımınevrotiklerde bütünlüklü, kararlı ve tutarlı iken, borderline vakalarda kendilik tasarımı bütünlükten yoksun, kararsız ve tutarsızdır.
    Bazen kendilerine çok güvenirler, bazense hiç güvenleri kalmaz. Bazen kendilerini çok zeki bulurlar bazen geri zekalı gibi hissederler. Bazen çok canlı, neşeli olur, bazen çok durgun ve keyifsiz olurlar size
    Aynı şekilde başta yakın ilişkler olmak üzere diğer insanları ve dünyaya ilişkin kanaatlerimiz anlamına gelen <b>nesne tasarımları</b> da nevrotiklerin aksine borderlinelarda bütünlükten yoksun, kararsız ve tutarsızdır.
    Aile üyelerini, arkadaşlarını da iki uçta algılarlar. Bir insanın ve kendilerinin iyi ve kötü yanlarını bir arada görmezler.
    Kendilik ve nesne tasarımlarının bütünlükten yoksunluğu, kararsız ve tutarsız oluşları bu kişilerde nevrotiklerdeki <b>kimlik bütünlüğünün olmadığı, bunun yerine kimlik dağınıklığıolduğunu gösterir size
    Nasıl bir insan oldukları sorusuna ya yanıt veremez; &quot; ne bileyim, herkes gibi biriyim, çok zor bir soru ne desem şimdi&quot; gibi şeyler söylerler ya bir arada olması mümkün olmayan tutarsız ifadeler ( çok cömertimdir&amp; kimseye bir şey vermem/çok sevgi doluyumdur&amp; herkesten nefret ediyorum) kullanırlar ya da tutarlı ve bütünlüklü gibi görünen tanımlamalar yapsalar bile aynı görüşemde ya da daha sonra bunların tamamen tersi şeyler söylerler. Nevrotiklerin kendilerini ve başkalarını algılamaları karalı ve değişmez. Olaylara bağlı küçük oynamalar gösterse de, her zaman kendilerini benzer şekillerde algılarlar, oysa borderlinelarda hem kendilerini hem de başkalarını algılamaları bir uçtan bir uca savrulur durur.
    Nevrotiklerden önemli bir başka farkları kullandıkları savunma mekanzimlarının farklı olmasıdır. Nevrotikler temel olarak bölme (splitting) ve buna yardımcı olarak ilkel savunma mekanizmalarını kullanırlar. Bu, yardımcı savunma mekanizmaları yansıtmanın ilkel biçimleri, yansıtmalı özdeşim (projektif identifikasyon), inkar (denial) , tüm güçlülük (omnipotans) ve değersizleştirmedir ( devalüasyon).
    Psikotik, Borderline Ayrımı
    Öte yandan psikotik de değillerdir, çünkü bu kişilerde psikozlarda bozulan gerçeği değerlendirme yetisi korunmuştur. Gerçeği değerlendirme yetisi temel olarak içsel uyaranlarla dışsal uyaranları ayırt etme yetisidir. Bir insan istediği gibi görsel ya da işitsel özellikleri olan hayaller kurabilir. Psikozlar kendi kurdukları, yani kendi içlerinden gelen uyaranları, dışarıda olan gerçekler zannederler. Nevrotiklerde gerçeği değerlendirme yetisi tam, psikozlarda ise bozuktur. Borderlinelarda ise zaman zaman kısa süreli bozulmalar görülür. Yani kısa süreli psikotik dönemleri olabilir. Halusinasyon ve hezeyanlar ortaya çıkabilir. Hezeyanlar çoğunlukla kendisine kötülük edileceği yönünde olur
    SIKLIK
    Toplumda kadınlarda % 3, erkeklerde % 1 oranında görülür. Ancak son on yılda bu rakamlarda önemli bir artış olduğu gözlemlenmektedir. Son yıllarda genç kuşaklar arasında yapılan araştırmalarda % 10 un üzerinde olduğu görülmektedir.
    EŞLİK EDEN DİĞER PSİKİYATRİK BOZUKLUKLAR
    Borderlinelarda her türlü psikiyatrik rahatsızlık görülebilmektedir. Panik bozukluğu, obsesyonlar, kompülsiyonlar, diğer anksiyete bozuklukları, yeme bozuklukları, özellikle blumia, çeşitli bedenselleştirmeler, hipokondriasis, cinsel sorunlar bunlar arasında en sık görülenleridir.
    BELİRTİLERİ
    Amerikan Psikiyatri Birliği’nin Borderline kişilik bozukluğu ile ilgili saydığı belirtiler şunlardır
    Aşağıdakilerden beşinin ya da daha fazlasının olması ile belirli, genç erişkinlik döneminde başlayan ve değişik koşular altında ortaya çıkan, kişilerarası ilişkilerde, benlik algısında ve duygulanımda tutarsızlık ve dürtüselliğin olduğu sürekli bir örüntü
    Gerçek ya da hayali bir terk edilmekten kaçınmak için çılgınca çabalar gösterme
    Gözünde aşırı büyütme ve yerin dibine sokma uçları arasında gidip gelen, gergin ve tutarsız kişilerarası ilişkilerin olması
    Kimlik karmaşası: Belirgin olarak ve sürekli bir biçimde tutarsız benlik algısı ya da kendilik duyumu
    Kendine zarar verme olasılığı yüksek en az iki alanda dürtüsellik (örn. Para harcama, cinsellik, madde kötü kullanımı, pervasızca araba kullanmak, tıkınırcasına yemek yemek
    Yineleyen intiharla ilgili davranışlar, girişimler, göz korkutmalar ya da kendine kıyım davranışı
    Duygudurumda belirgin bir tepkiselliğin olmasına bağlı affekitf instabilite (örn. yoğun epizodik disfori, irritabilite ya da genellikle birkaç saat süren, nadiren birkaç günden daha uzun süren anksiyete)
    Kendini sürekli olarak boşlukta hissetme
    Uygunsuz, yoğun öfke ya da öfkesini kontrol altında tutamama (örn. Sık sık hiddetlenme, geçmek bilmeyen öfke, sık sık kavgalara karışma)
    Stresle ilişkili gelip geçici paranoid düşünce ya da ağır dissosiyatif semptomlar
    1. Kendilik algıları, özellikle de kendilik değerleri başkalarının kendisine nasıl davrandığına bağlı olduğu için, istenememek, terk edilmek kendilerini çok kötü hissettirir. Bunu engellemek için de ellerinden geleni yaparlar. Bazen arkadaşları ya da sevgililerine fazla bir ilgileri olmamasına rağmen, hatta ayrılmak istemelerine rağmen gene de terk edildiklerinde kendilerini çok değersiz, istenmeyen biri olarak algılarlar.
    İlişkide oldukları insanlarda suçluluk ve yetersizlik duyguları uyandırarak onları kontrol etmek isterler. Borderlinelar ancak dışarıdan olumlu yansımalar aldıklarında kendilerini iyi hissedebilen kimselerdir, dışarıdan olumlu uyaranlar almadıklarında kötü olurlar. Dolayısıyla başkalarını kendilerine iyi davranmaları konusunda çeşitli yollardan zorlar. Mesela sevgilisi ayrılmak istediğinde intihar etmekle tehdit eder, kendisini kullanmış olmakla suçlarlar. Aile üyelerini de arkadaşlarını da sürekli kendi istediği gibi davranmaları konusunda zorlarlar. Bir şey istedikleri gibi olmadığında kendilerine haksızlık yapıldığını, çok büyük bir hata işlendiğini düşünür ve tepki verirler
    2. Genellikle insanlarla çabuk tanışır, çabuk ilişki kurar ve çok çabuk içli dışlı olurlar. Daha birkaç saat önce tanıştığı biriyle kırk yıllık arkadaşı kadar samimi olabilirler ama ilişkileri uzun sürmez. Çok çabuk sevip değer verdikleri gibi çok kolay da nefret edip yerin dibine sokabilirler. İnsanları bir bütün olarak değerlendirmezler, daha çok kendilerine nasıl davrandıkları ile ilgilidirler. Başkalarının hiç değer vermeyeceği biri kendisine değer verir veya önemserse, kendi gözünde herkesten değerli olur. Onun ne olduğu ile o kadar ilgilenmezler, yani karşılarındaki kişi bir uyuşturucu taciri, dolandırıcı, hırsız, katil ya da ahlaksız biri olabilir, bunları önemsemezler insanların sadece kendilerine nasıl davrandığı ile ilgilidirler. Öte yandan topluma, insanlığa çok yararlı, çok düzgün biri kendisini önemsemezse ve ilgilenmezse onun gözünde beş para etmez değersiz bir insan olur
    3. En çok dikkati çeken özellikleri dengesizlikleridir. Kendileri ve başkaları hakkındaki düşünceleri ve duyguları çok kolay değişir. Keyfi yerinde ve iyi hissederken birden çoğunlukla da kendilerinin de anlamadığı bir şekilde canları sıkılır ve kendilerini kötü hissetmeye başlarlar. Gün içinde genellikle birkaç kez bu değişimler olur. Ancak bazen de birkaç gün değişmeden süren kederli, üzgün ya da sinirli olabilirler. Bazen de bu çok uzun sürer ve depresyon gibi algılanabilir. Ancak depresyondan farklı olarak, iyi bir şey olduğunda hiçbir şeyleri yokmuş gibi olurlar.
    4. Dürtülerini ve duygularını kontrol etmekte zorlanırlar. Öfkelerini kontrol edemedikleri, kendilerine veya eşyalara ya da başkalarına zarar verdikleri sık görülür. Bedenlerine zarar verme davranışı bazen çok yoğun can sıkıntısını ve kötülük hissini gidermeye bazen de başka birini cezalandırmaya yöneliktir. Dürtü denetiminde zorluk sadece öfke ve saldırganlıkla ilgili değildir. Tehlikeli araba kullanma, dönem dönem rastgele cinsel ilişki kurma, ödeyemeyecekleri şeyler alma, fazla alışveriş yapma, aklına estiği gibi davranma davranışları görülür
    5. Çoğu tepkisel olmak üzere sık intihar girişimleri gözlenir. İntihar girişimleri çoğunlukla da birilerini üzmeye, kendisine yaptıkları için pişman etmeye ya da istediği gibi davranmalarını sağlamaya yöneliktir. Ancak bunu bilerek ve isteyerek yaptıkları sanılmasın. Çünkü kendileri neden böyle yaptıklarını bilmezler, sadece intihar etmek isterler ve edeler. Bazen de intihar girişimleri kendilerine yönelik öfkelerinden kaynaklanır. Kendilerini değersiz, işe yarmaz ve istenmeyen, sevilmeyen biri olarak algıladıklarında da kendilerine kızdıkları için kendilerini yok etmek isteyebilirler. Ayrıca sürekli can sıkıntısı, tekrarlayan hüsranlar ve hayatlarının bir türlü yoluna girmemesi, sürekli terk edilme deneyimleri, kendilerine olan öfkelerinin artmasına neden olur
    Her ne kadar çoğu başkalarını cezalandırmaya yönelik olsa da borderline vakaların yaklaşık % 3-10 u intihar nedeniyle yaşamlarını kaybederler
    6. Duyguları çabuk değişir, özellikle kendilerini önemsiz, değersiz hissettiren küçük olaylara bağlı olarak, sıkkın, kederli ruh hallerine geçerler ya da öfkeli, sinirli olurlar. Bu kötü ruh halleri birkaç saatten birkaç güne kadar sürebilir. Genellikle yeniden iyi hissetmeleri de iyi gelen başka bir olaya bağlı olur.
    7. Sürekli bir boşluk hissi ile can sıkıntısı vardır. Bu daha çok kimlik bütünlüğünün olmamasına bağlıdır. Kendini zamansal boyutta bütün olarak hissedememe ve bulunduğu anın içinde olamama boşluk hissi olarak algılanır. Her hangi bir şeye kendilerini tam olarak veremedikleri için ve bir yanları hep dışarıda kaldığı için boşluk ve sıkıntı hissederler
    8. Dürtü denetiminin olmaması yanında, kendini kötü hissettiren nesnelere hissettikleri düşmanlık dolayısıyla kolay öfkelenir ve öfkelerini de kontrol edemezler
    9. Yoğun stres altında, bir terki ya da travmayı takiben psikotik ya da disosiyatif belirtiler gösterirler. Bu belirtiler genellikle kısa sürer, bazen birkaç gün, bazen de birkaç haftaya kadar devam edebilir. Ancak devam ettiği süre içinde de süreklilik arz etmezler. Gün içinde geçtiği zamanlar olur.
    Borderline vakaların en sık rastlanan ortak hikayeleri, erken çocukluk yıllarında anne babadan ayrı büyüme, babaanne ya da anneanne tarafından büyütülme, anne kaybı ve erken çocukluk çağı travmaları, parçalanmış aile içinde büyüme, şiddete ya da cinsel tacize maruz kalmadır
    Borderline patoloji aslında bir çeşit gelişme duraklamasıdır. Yani bütün insanlar hayatlarının 1-3 yaşlarında borderlineların olduğu gibidir. İnsan ilk dünyaya geldiği zaman, kendisi ile kendi dışında kalanı ayırt edemez. Bir tek kendisi varmış gibi algılar, annesini de dünyanın geri kalanını da kendi uzantısı gibi algılar, Sonra kendisi ve kendisi olmayan şeyleri ayırt etmeye başlar. Ancak uzun bir süre daha kendisi ve nesnelerin iyi ve kötü yanlarını bir arada göremez. Bir yaşından 3 yaşına kadar olan zamanda yavaş yavaş, kötü ve iyi nesneleri ve kötü ve iyi kendisini bir araya getirmeye, birleştirmeye başlar. Yani o dönemde çocuk kendisine kötü davranan annesi ile iyi davranan annesini ayrı kişilermiş gibi algılar. Kendisini de kötü davranılan ve iyi davranılan olarak iki ayrı varlıkmış gibi algılar. Bu ayrı algılama tam olarak ayrı insanlar biçiminde olmaz. Yani ikisinin de annesi olduğunu bilir ama iyi anneye duyduğu duygularla, kötü anneye hissettiklerini bir araya getiremez. Annesi ya çok iyi ya da çok kötüdür. Kendisi de ya çok değerli ya çok değersizdir. O yüzden çocuğun duyguları çabuk değişir. Annesine büyük bir sevgi ile sarılırken, beş dakika sonra annesi istediğini yapmayınca annesine öl, seni istemiyorum, benim annem değilsin diyebilir. İşte borderlinelar da bu yaştaki çocuk gibidir
    Neden başkaları bu birleştirmeyi yaparlarken borderlinelar yapamaz
    Çünkü bu birleşmenin yapılabilmesi için iyi ve kötü nesneler bir araya geldiğinde yani birleştiğinde ortaya çıkacak sentezin yeterince iyi olması gerekir. Annesini bir bütün olarak algıladığında ortada iyi bir anne kalmayacaksa çocuk bu birleştirmeden çok büyük sıkıntı duyar. Tamamen kötü bir anne algısı ile hayatını sürdürmez, Annesini iyi ve kötü olarak ayrı algılamaya devam etmek, hiç değilse bazen iyi bir annesi olduğu düşüncesini ve ona bağlı özel ve değerli olduğu duygusunu sürdürebilmesini sağlar
    Bu çocuklarda anneyle yaşanan deneyimlerin, dolayısıyla anneye yönelik algıların, kötü olanları daha fazladır. Bu bazen doğuştan getirilen bir yatkınlığın, bazen anneyle yaşanan deneyimlerdeki öfkenin fazlalığından bazen de ikisinden birden olur size
    TEDAVİ
    Temel tedavisi uzun süreli grup ya da bireysel terapidir. Terapileri en az 4 yıl sürer ve çoğunlukla da 6 yılı bulur. Terapinin en az haftada bir veya iki kez yapılması gerekir. Haftada üçe bile çıkılması gerekebilir.
    Bunun yanında zaman zaman depresyonları olduğunda depresyon ilaçları, yoğun sıkıntıları olduğunda sıkıntı gidericiler kullanılabilir. Duygudurumu çok sık değişenlerde duygudurum düzenleyicileri, öfke kontrolünde çok zorlananlarda ve psikotik dönemleri olanlarda düşük doz antipsikotikler kullanılabilir. Ancak ilaçlar bordderlinelarda gerçek anlamda bir tedavi sağlamazlar, sadece sorunun yatışmasını sağlarlar.
    Esas tedavi terapidir.

  15. #15
    Üye
    Ne_Mutlu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    02.09-2013
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Dünyalı
    Mesaj
    630
    Alınan Beğeniler
    105
    Verilen Beğeniler
    176
    Blog Mesajları
    6

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Takıntı Hastalığı – Obsesif Kompülsif Bozukluk (OKB)
    Anksiyete türü bir rahatsızlık olan obsesif-kompülsif bozukluk (OKB), insanları tekrarlanan düşünce ve davranışlar döngüsüne hapsederek kısıtlayan bir hastalıktır. Obsesif-kompülsif bozukluğu olan kişiler, kontrol edemedikleri yinelenen ve stres yaratan düşünceler, korkular veya görüntüler (obsesyonlar) nedeniyle huzursuz olurlar. Bu düşüncelerin yarattığı anksiyete bazı ritüelleri ya da rutinleri acil olarak gerçekleştirme ihtiyacına (kompülsiyonlar) neden olur. Ritüeller takıntılı düşünceleri önleme veya akıldan uzaklaştırma girişimiyle yapılır.
    Ritüel anksiyeteyi geçici olarak durdurur, obsesif düşünceler tekrar oluştuğunda kişinin ritüeli hemen tekrar etmesi gerekir. Bu OKB döngüsü kişinin gününden saatler çalarak normal günlük işlerini yapmasını engelleyebilir. Obsesif-kompülsif bozukluğu olan kişiler saplantılarının ve takıntılarının gerçek dışı veya manasız olduğunun farkında olabilirler, fakat kendilerini durduramazlar.
    OKB (Obsesif Kompülsif Bozukluk) belirtileri nelerdir?
    Yaygın obsesyon belirtileri:
    Pislik veya mikrop bulaşmasından korkma
    Başkasına zarar vermekten korkma
    Hata yapmaktan korkma
    Rezil olmaktan veya sosyal açıdan kabul edilemez bir şekilde davranmaktan korkma
    Şeytanca veya günahkar düşünmekten korkma
    Düzen, simetri, kusursuzluk ihtiyacı
    Aşırı kuşku ve sürekli güvence ihtiyacı
    Yaygın kompülsiyon belirtileri:

    Tekrar tekrar yıkanma, duş alma veya ellerini yıkama
    El sıkışmayı veya kapı tokmağına dokunmayı reddetme
    Kilit, ocak gibi şeyleri sürekli kontrol etme
    Rutin işleri yaparken içinden veya yüksek sesle sürekli sayı sayma
    Sürekli bir şeyleri belli bir biçimde düzenleme
    Belirli bir sıraya göre yemek yeme
    Genellikle rahatsız edici olan, akıldan çıkmayan ve uykuyu bölen kelimelere, görüntülere veya düşüncelere takılıp kalma
    Belirli kelimeleri, cümleleri veya duaları tekrarlama
    İşleri belirli bir sayıda yapma ihtiyacı
    Değeri olmayan şeyleri toplama veya biriktirme
    Obsesif-kompülsif bozukluğa ne neden olur?

    Nedeni tam olarak anlaşılmamış olsa da, araştırmalar biyolojik ve çevresel faktörlerin OKB ile ilişkili olabileceğini göstermiştir.
    Biyolojik faktörler: Beyin karmaşık bir yapıdır. Bedenin normal işleyişi için ihtiyaç duyulan, nöron adı verilen milyarlarca sinir hücresi vardır. Nöronlar elektrik sinyalleri yoluyla iletişim kurar. Nörotransmiter adı verilen kimyasallar bu sinyallerin nörondan nörona iletilmesine yardım eder. Araştırmalar serotonin adı verilen nörotransmiterin seviyesinin düşmesi ile OKB gelişimi arasında bir bağlantı saptamıştır. Serotonin dengesizliğinin ebeveynden çocuğa geçtiğine dair kanıt da vardır. Bu da obsesif-kompülsif bozukluğun genetik olabileceğinin göstergesidir. Ayrıca beynin belirli bölgeleri serotonin dengesizliğinden etkilenir, bu da OKB’ye yol açar. Bu problemin, beynin sağduyu ve planlama ile ilgili bölgeleri ve bedensel hareketleri içeren mesajları süzen bölgeleriyle bağlantılı olan beyin yolaklarıyla alakalı olduğu görülür.
    Araştırmalar Streptokok bakterisinin neden olduğu belli bir tür enfeksiyon ile OKB arasında bir ilişki de saptamıştır. Eğer bu enfeksiyon nükseder ve tedavi edilmezse, OKB gelişimine ve çocuklarda diğer bozukluklara sebep olabilir.
    Çevresel faktörler: Bazı çevresel stres yaratıcı faktörler OKB’yi tetikleyebilir. Belirli çevresel faktörler ise kişide var olan bu rahatsızlığı kötüleştirebilir. Bunlar;
    Taciz
    Yaşamsal değişiklikler
    Hastalık
    Sevilen birinin ölmesi
    İş veya okulla ilgili değişiklikler veya problemler
    İlişkiyle ilgili kaygılar
    OKB (Obsesif Kompülsif Bozukluk) ne kadar yaygındır?

    OKB ABD’ de 3.3 milyon yetişkini ve 1 milyon çocuk ve genci etkilemektedir. Rahatsızlık ilk olarak çocuklukta, gençlikte ve yetişkinliğin ilk yıllarında ortaya çıkar. Irk ve sosyoekonomik alt yapı fark etmeden tüm kadın ve erkeklerde eşit oranda görülür.
    OKB (Obsesif Kompülsif Bozukluk) teşhisi nasıl konur?
    OKB için laboratuvar testi yapılmaz. Doktor hastanın ritüellere ayırdığı zaman da dahil olmak üzere hastanın belirtilerini değerlendirerek teşhisini koyar.
    OKB (Obsesif Kompülsif Bozukluk) nasıl tedavi edilir?
    OKB kendi kendine geçmez, bu yüzden tedavi edilmesi önemlidir. En iyi tedavi yöntemi ilaç ve bilişsel davranış terapisidir.
    Bilişsel davranış terapisi: Bilişsel davranış terapisinin hedefi, obsesif-kompülsif bozukluğu olanların ritüellerini gerçekleştirmeden korkularıyla yüz yüze gelmelerini ve anksiyetenin azaltılmasını sağlamaktır. Bu terapi obsesif-kompülsif bozukluğu olanlarda sıkça görülen abartılmış veya felaketler içeren düşünceleri azaltmaya da odaklanılır.
    İlaç tedavisi: Trisiklik antidepresanlar, selektif serotonin geri alım inhibitörleri OKB tedavisinde yardımcı olabilir. Hastaların ilaç ve bilişsel davranış terapisine cevap vermedikleri şiddetli vakalarda Eloktrokonvulsif Terapi (EKT) veya beyin cerrahisi kullanılabilir. EKT esnasında hastanın başına elektrotlar takılır ve beyne nöbete sebep olan bir dizi elektrik şoku verilir, bu nöbetler beyinde nörotransmitterlerin salınmasına sebep olur.
    Sürekli tedavi sonucunda hastalar normal veya normale yakın yaşam sürerler. Erken teşhis her zaman tedavi süresini azaltır.