Kontrolsüz Kan Şekerinin Sonucu Nefropati

Diyabette kan şekerinin kontrol altına alınamaması böbrekleri etkilemekte ve böbrek hastalığının oluşmasına neden olabilmektedir. Bununla beraber erken teşhis ve tedavi böbrek hastalığını önleyebilir. Tip 1 diyabetli hastaların % 35’inde Tip 2 diyabetlilerin ise % 5-15’inde diyabetik nefropati gelişerek, böbrek fonksiyonlarında azalma görülür.
Böbreklerin Görevi Nedir?
Böbrekler, karnın arka kısmında belin her iki yanında bulunan organlarımızdır. Böbreklerden biri her iki böbreğin görevini yapabilme kapasitesine sahiptir. Bu nedenle tek böbrekle doğan, hastalık veya kaza nedeniyle böbreklerinden birini kaybetmiş olanlar yaşantılarını normal devam ettirebilirler.
Böbreklerin görevi, kanda biriken nitrojenden zengin atıkların temizlenmesi ve vücudumuzda uygun sıvı dengesinin temin edilmesidir.
Her böbrek 600 bin-2 milyon arasında nefron adı verilen küçük ünitelerden meydana gelmiştir. Kalpten dakikada atılan tüm kanın ¼’ü böbreklerden geçerken, nefronlar sayesinde atıklardan temizlenir ve bu atıklar idrara dönüştürülerek üreterler (idrar kanalı) aracılığı ile idrar kesesine gönderilir. Oradan da vücudun dışına atılır.
Böbrekteki nefronların hasar görmesine nefropati adı verilir. Diyabete bağlı olarak gelişen böbrek hastalığı ise diyabetik nefropati olarak bilinir. Uzun dönemde ortaya çıkabilen komplikasyonlardan biridir. Bu durumda vücutta kalması gereken bazı maddeler idrarla atılır. Diğer taraftan vücuttan atılması gereken bazı maddeler ise atılamadığı için kanda ve dokularda birikir.
Kimler Diyabetik Nefropati Riski Altındadır?
Diyabet süresi uzadıkça, diyabetik nefropati riski de artmaktadır. Eski çalışmalara göre diyabet süresi 40 yılın üzerinde olan Tip 1 diyabetlilerde, diyabetik nefropati oranı % 30-40’tır. Diyabetin kötü kontrolü, yüksek tansiyon, kan yağlarının yüksek olması, idrar yolu enfeksiyonları ve sigara risk faktörlerini oluştururken, ailesinde diyabetik nefropati ve hipertansiyon olanlar da risk altındadırlar.
Böbrek Hastalığının Belirtileri Nelerdir?
Son yıllara dek bu önemli komplikasyonun önceden ortaya çıkarılması mümkün değildi. 20 yıl öncesine dek hastalık ancak, klinik olarak iyice ortaya çıktıktan sonra tanı konabiliyordu. Bu durum, geç tanı konmuş komplikasyonun ilerlemesini durdurma ve geriletmede başarısızlığını da beraberinde getiriyordu. Günümüzde, çok hassas laboratuar yöntemleri ile yaklaşan, gizli diyabetik nefropatinin erken dönemde tanısı artık mümkün olmaktadır. Bu yolla idrarla çok az miktarlarda bile albumin artışı saptanarak nefropatinin erken dönemde tanısı konulduğunda yoğun insülin tedavisi ve sıkı bir kontrol ile hastalığın ilerlemesi durdurulmakta, hatta geriye döndürülebilmektedir.
Diyabetik Nefropatinin Evreleri Nelerdir?
Nefropati erken hiperfiltrasyon, sessiz dönem, başlangıç halinde diyabetik nefropati dönemi, klinik diyabetik nefropati dönemi ve son dönem böbrek yetersizliği olarak beş evreden oluşur.
Hiperfiltrasyon Nedir?
Diyabetik böbrek hastalığının bu ilk evresinde hiçbir belirti yoktur ve hiperfiltrasyon olarak adlandırılır. Diyabetin çok erken dönemlerinde, böbreklerden geçmesi gereken kan akımında artış meydana gelmektedir. Bu durumda böbrek boyutları büyür. Kan şekerinin kontrol altında tutulması ile böbreklerdeki büyüme durdurulmakta ve böbreklerin normal boyutlarına dönmesi sağlanabilmektedir. 3-5 yıllık bir dönemden sonra hiperfiltrasyon devam ederse, böbreklerde mikroskobik değişiklikler oluşur. 5-7 yıl kadar süren bu döneme hastanın herhangi bir yakınması olmadığı için ‘sessiz evre’ adı verilir.
Mikroalbuminüri Nedir?
Mikroalbuminüri, albumin adı verilen düşük molekül ağırlığına sahip proteinin idrarda tespit edilmesidir. Sağlıklı insanların idrarında günde 25 mg albuminden daha az albumin atırmaktadır. İdrarda atılan albumin miktarının günde 30-300 mg düzeyinde olması mikroalbuminüri varlığını gösterir. 5 yıldan uzun süreli diyabetli olan hastaların % 4-15’inde mikroalbuminüri görülmekterdir. Mikroalbuminüriyi tespit etmek özellikle Tip 1 diyabetliler için çok önemlidir ve diyabet tanısından 5 yıl sonra yılda bir kez mikroalbuminüri tayini yapılmalıdır. Eğer bir kere pozitif bulunacak olur ise aralıklı olarak mutlaka test tekrar edilmeli ve mikroalbuminürinin kalıcı olup olmadığı izlenmelidir. Mikroalbuminüri ölçümü için sabah ilk idrar örneğinin alınır. Pratik ve hassas bir yöntemdir.
24 saatlik toplam albumin miktarının tespiti amacıyla test tekrar edilmelidir. Mikroalbuminürinin herhangi bir belirtisi olmamasına rağmen, bu dönemde böbrekteki küçük damarlarda diyabete özgü hasarların meydana geldiğini ve kan basıncında artış olduğunu biliyoruz. Bu nedenle mikroalbuminüri tespit edilen diyabetlilerde böbrek damarlarındaki kan basıncını düşürecek ilaçların tedaviye eklenmesi gerekmektedir.
Önlem alınmazsa bu dönemdeki hastaların yarısında 3-5 yıl içinde ‘klinik nefropati’ yerleşir. Klinik nefropati evresinden itibaren böbreklerdeki hasar hızlanır. İdrarla albumin kaybı günde 300 mg’ın üzerine çıkar. Buna ‘makroalbuminüri’ denir. Bu dönemde böbreklerin süzme fonksiyonları azalmaya başlar. Kan basıncının kontrolü zorlaşır.
Nefrotik Sendrom Nedir?
Böbrekteki hasar ilerlerse idrardaki albumin kaybı günde 300 mg veya daha fazla olur, bu da test çubuklarıyla bile tespit edilebilen proteinuri (idrarla protein atılması) veya klinik (aşikar) nefropati olarak adlandırılır. Böbreklerde meydana gelen hasar da nefrotik sendrom olarak isimlendirilir. İdrarda çok fazla miktarda albumin kaybedilmesi, kandaki albumin miktarının normalin altına düşmesine neden olur. Bu da kanın suyu damar içinde tutmasını engeller ve vücuttaki su dokularda birikir buna “ödem” denir. Karında, ayaklarda, akciğerlerde veya kalpte birikebilir. Kalpte veya akciğerde birken su nefes darlığına, yorgunluğa neden olabilir.
Nefropati tedaviside en yeni gelişmelerden birisi protein alımını sınırlayan özel bir beslenme planının geliştirilmesidir. Düşük proteinli beslenme planı üzerine yapılan çalışmaların bulgularına göre proteinden sınırlı beslenme, böbrek fonksiyonlarının bozulma hızını yavaşlatmaktadır. Sağlıklı bir beslenme planı ile böbrek fonksiyonun yüzde seksen oranında korunması sağlanabilmektedir.
Böbrek iflasının fiziksel semptomları, böbrek fonksiyonları % 20’nin altına inmeden ortaya çıkmaz. Mikroalbuminüri testinin bu kadar önemli olması da bu yüzdendir.
Böbrek Yetersizliği Nedir?
Bu evre, ileri klinik nefropati veya böbrek yetersizliği olarak adlandırılır. Bu evrede, hasara uğramış olan böbrek artık kandan toksinleri ve atıkları temizleyemez ve albuminin idrarla atılımını engelleyemez hale gelir. Birkaç ay veya yıl içerisinde böbrek fonksiyonları hastanın hayatını idame ettiremeyecek seviyelere düşer ve üremi gelişir. Kanda nitrojenden zengin atık maddelerin birikmesi olarak tanımlanan üreminin tedavisi diyalizle veya böbrek nakli ile yapılır.

Diyabetik Nefropatiyi Yavaşlatmak Veya Engellemek İçin Neler Yapılmalı?
Kan basıncının kontrol altında tutulması, yüksek tansiyon mevcutsa, tedavisinin yapılması, normale yakın kan şekeri kontrolü sağlanması, idrar yolu infeksiyonlarının zamanında tedavisi, dengeli beslenme, kolesterol, yağ ve proteinlerden özellikle kaçınılması, gerektiği dönemlerde protein ve tuz kısıtlamasına gidilmesi diyabetik nefropati gelişiminin engellenmesi veya ilerlemesinin yavaşlatılması yönünden önemlidir.
Hem Tip 1, hem de Tip 2 diyabetlilerde, normal kan şekeri düzeylerine ulaşmayı hedefleyen tedavi prensiplerinin diyabetik nefropatinin gelişmesini önleyen veya yavaşlatan en önemli etkenlerden biri olduğu Amerika’da 1441 Tip 1 diyabetlinin izlendiği DCCT ve İngiltere’de 5102 Tip 2 diyabetlinin izlendiği UKPDS çalışmaları ile ispatlanmıştır.

Diyaliz Nedir?
Diyaliz, böbreklerin fonksiyonlarını yitirmesi sonucunda kanda biriken atık maddelerin temizlenmesi işlemidir. İki çeşit diyaliz vardır. Kanın diyaliz makinesinden geçirilmesi suretiyle temizlenmesi olan ‘hemodiyaliz’ ve atık maddelerin karnın içini örten periton zarındaki küçük damarlar sayesinde kandan temizlenmesi olan ‘periton diyalizi’dir. Diyaliz genellikle haftada 2-3 gün gerçekleştirilmelidir.
Böbrek Transplantasyonu Nedir?
Başka bir insandan diğer bir insana gerçekleştirilen böbrek nakli böbrek transplantasyonu olarak bilinir. Başarılı böbrek transplantasyonu böbrek yetersizliğinin kesin tedavisidir. Nakil edilecek böbrek diyabetlinin bir yakınından veya ölüden (kadavradan) alınabilir.
Böbrek nakli ile ilgili istatistikler sevindiricidir. Kadavradan nakil sonrasında hastaların yüzde sekseninden fazlası nakilden sonraki bir yıl boyunca sorun yaşamamışlardır. Ancak bununla beraber nakiller ile ilgili iki sorun vardır;
Başlıca sorun organ bağışının yaygın olmaması sonucu böbreklerin zor bulunmasıdır. İkincisi ise alıcının nakilden sonra ve geri kalan ömrü boyunca organ reddini önlemek üzere çeşitli ilaçlar kullanmak zorunda kalmasıdır.
Bu ilaçlar pahalı olmalarının yanı sıra bazı bağışıklık sisteminde istenmeyen yan etkilere de neden olurlar. Son dönem yetersizliğinde en önemli sorunlardan birisi koroner kalp hastalığının ilerlemesidir. Bu nedenle nakil adayı olan diyabetlilerin nakilden önce koroner anjiyografi de dahil gerekli tüm tetkiklerden geçirilmesi ve koroner yetersizlik varsa by-pass veya anjiyoplasti ile düzeltilmesi gerekmektedir. Bütün dezavantajlarına karşın, böbrek nakli ve diyaliz böbrek yetersizliğini iyileştirmede etkin olan iki önemli yöntemdir.
Diyabetik Nefropatide Beslenme
Diyabetli bireyin protein gereksinimi diyabeti olmayanlarla aynıdır. Sağlıklı bir beslenme planı için önerilen protein tüketimi kg. başına 0.8 gramdır yani gün içinde alınan enerjinin % 10-20’sinin proteinlerden sağlanması gerekmektedir. Ancak nefropatinin başlangıcı ile birlikte protein kısıtlamasının yapılması hipertansiyonun ve kan şekeri yüksekliğinin kontrol altına alınmasını sağlayarak böbreklerdeki hasarı hafifletebilir veya böbrek yetersizliğinin gelişimini geciktirebilir.
Ancak protein tüketiminde yapılacak sınırlandırmanın çok fazla olmaması gerekmektedir, aksi taktirde proteinin yetersiz alınmasına bağlı olarak vücutta kas dokusunda kayıplar, deri lezyonları, hormonal dengesizlik oluşur ve genel sağlık durumu kötüleşir.
Protein içeren yiyecekler hayvansal ve bitkisel kaynaklardan sağlanmaktadır. Hayvansal kaynaklı yiyecekler arasında et ve et ürünleri, süt, yoğurt, peynir, yumurta, sakatatlar vb. yiyecekler bulunmaktadır. Kurubaklagiller, un ve undan yapılan yiyecekler ve tahıllar ise bitkisel protein sınırlandırması yaparken bitkisel kaynaklı yiyecek tüketimine de dikkat etmek gerekmektedir.
Alınan proteinin yarısı hayvansal, yarısı ise bitkisel kaynaklı besinlerden karşılanmalıdır ve proteinin biyolojik değerinin yüksek olmasına dikkat edilmelidir.
Bir proteinin sindirilip emildikten sonra vücutta doku ve diğer proteinlerin yapımı için kullanılan protein miktarı o proteinin biyolojik değerini gösterir. Örneğin yumurtadaki proteinin biyolojik değeri yüksektir.
Diyabetik nefropatinin başlangıcı ile birlikte protein miktarında yapılacak olan ayarlama kişiden kişiye farklılık gösterir. Çünkü daha önce de belirtildiği gibi protein gereksinimi bireyin vücut ağırlığına bağlı olarak değişir. Protein gereksinimimiz konusunda beslenme uzmanınızdan gerekli bilgileri alabilirsiniz.