Skolyoz ameliyatlarının aranan isimlerinden olan ve Marmara üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesine görev yapan Doçent Doktor Kamil Çağrı Kösenin konuyla ilgili açıklaması aşağıdadır. Doktorumuza bu duarılğındn dolay sosuz teşekkür ederiz. İşte doktorunuzun yazısı Biraz uzun sonuna kadar okumanız tüm skolyoz hastalarının yararına olacaktır.



T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu,
İstanbul Anadolu Güney Kamu Hastaneleri Birliği Başkanlığı’na
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı öğretim üyesiyim. Afiliye sistemde Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde çalışmaktayım. Ağırlıklı olarak omurga cerrahisi ile uğraşıyorum.
İlgilendiğim cerrahi branşta çok fazla yetişen de olmadığı için ister istemez ülkemin sayılı hekimleri arasındayım.
Aylardır mesai dışı çalışma beyannamesi vermiş olmam gerekçesi ile şahsıma bulunduğum hastanede ameliyat günü verilmemektedir. Zaten daha önceleri de ameliyat günü verildiğinde haftada sadece 1 gün verilmekte olup bu durumdaki bekleme süremiz yeni gelen her hasta için 4 yıla çıkmış idi.
Şu an ameliyat sırası bekleyen ve ağırlıklı olarak skolyoz ve kifoz gibi omurga eğriliklerinden muzdarip 384 adet omurga cerrahisi hastamız vardır. Bunların bir kısmı giderek tıbbi durumu kötüleşen ve belki de bir daha ne bizim hastanemizde ne de başka bir klinikte tedavi olma imkanı bulamayacak olan hastalardır. Zira kimi hastada özellikle akciğerler ameliyat için bekleme sürecinde fonksiyonlarını belli bir orandan fazla yitirir ise hastayı anestezi veremediğimiz veya anesteziden uyandıramadığımız için ameliyat edemiyoruz. Kimisi ise zaten bu bekleme süresinde hayatını yitiriyor.
Şu anda MHRS sisteminde de ismim bulunmadığı için hastalarım şahsıma merkezi sistemleri kullanarak randevu alıp gelememektedirler. Bu da hastalar ile iletişimimizi zorlaştırmaktadır.
Bu uygulama sadece şahsıma yönelik değildir. Hastanemizde mesai dışı çalışan diğer öğretim üyeleri de bu uygulamadan etkilenmektedirler. Onlara da ameliyat veya poliklinik günü verilmemektedir. Bu uygulamaların mahzurları daha önce de hastane idaremizle de paylaşılmış olup Kamu Hastaneler Birliği uygulamaları gerekçe gösterilerek tutum değişikliğine gidilmemiştir.
Bu uygulama ciddi bir bilgi ve tecrübe birikiminden hastaların ve ülkemiz tıbbının yararlanmasını engellediği gibi aynı zamanda eğitime de engel teşkil etmektedir. Şu anda Kocaeli den başlayıp tüm İstanbul ili Anadolu yakası da dahil yaklaşık 11 milyon nüfusa hitap eden bir alanda devlet bünyesinde çalışan ve kompleks omurga deformite ameliyatları yapan (bilebildiğim kadarı ile) sadece 3 kişi vardır. Bunların 2 si Marmara Üniversitesindedir ancak her ikisi de (birisi benim) şu anda bu uygulamadan dolayı ameliyat yapamamaktadır.
Mevcut uygulamanın yol açtığı soru ve sorunlar şunlardır:
1)Şu zamana kadar önceden gelip sırasını almış, 2-3 yıldır bu sırayı bekleyen ve tedavi olma imkanı şu anda masa verilmemesi sureti ile ortadan kaldırılan bu hasta gurubu nereye gidecektir? Zira bunların önemli kısmı zaten başka hastanelerden oralardaki altyapı, bilgi veya beceri eksikliği nedeni ile gönderilmiş olup başka yerlere gitmeleri mümkün görünmemektedir.
2) Daha önce Marmara Üniversitesi hastanesinde ya da daha önce çalıştığım kurumda bana veya aynı bölümden bir meslektaşıma ameliyat olmuş bir hasta bir komplikasyonla geldiğinde bu hasta nerede, nasıl ve kime tedavi olacaktır? Hastam benim tedavimi istiyor, ben onu tedavi etmek istiyorken neden buluşamamaktayız? Hastayı bizim tedavimiz neticesinde oluşan bir komplikasyonun tedavisi için başka yerlere yönlendirmek insani, vicdani ve hukuki olarak uygun görünmemektedir.
3)Ardışık ameliyatlarla tedavi edilmesi gereken hastaların bir veya iki ameliyatını yapmış isek zamanı geldiğinde 3. veya 4. ameliyatlarını yani tedavilerinin devamını nasıl gerçekleştireceğiz? Başka kliniklere yönlendirsek genellikle bu ya diğer hekimin “ilk nerede ameliyat olduysan ona git” demesi veya hasta için sizin çizdiğiniz tedavi programının silbaştan değiştirilmesi le sonuçlanmaktadır. Bu da gereksiz ve masraflı tedaviler ve yeni komplikasyonlarla sonuçlanacaktır.
4)Hasta polikliniğe randevu alamaz ise hastada bir sorun olup olmadığını nasıl bileceğiz? Komplikasyon olur ise nasıl tespit edeceğiz? Hastayı nasıl bilgilendirip uyaracağız?
5)Ameliyat yapmayarak veya hasta bakmayarak bir cerrahi branşta asistan eğitimini nasıl gerçekleştireceğiz? Sadece kitaptan ameliyat öğrenmiş bir nesle kendimizi, çocuklarımızı veya torunlarımızı emanet edebilecek miyiz?
Branşım olan Ortopedi ve Travmatoloji’de asistan eğitimi için olmazsa olmaz kabul edilen müfredatlar vardır. Mevcut uygulamanın öğretim üyesinden faydalanmayı imkansız hale getirmesi ile ne Türk Ortopedi ve Travmatoloji Derneği’nin, ne de Sağlık Bakanlığımızın 2013 yılında yürürlüğe soktuğu TUKMOS eğitim müfredatının bu şartlarda uygulanması yukarıda da yazdığım gerekçelerle mümkün görülmemektedir. Her iki branşta da ilgi alanım olan omurga cerrahisi önemli yer tutmaktadır.
Zira bu müfredat teorik eğitimi değil tüm branşlarda (cerrahi olsun olmasın) uygulamalı eğitimi de öngörmektedir ve mevcut uygulama ile asistan poliklinikte hocasından hasta değerlendirme ve tedavisi ve ameliyathanede de bu işin cerrahi tedavisi ile ilgili eğitimi alamamakta ve gerekli uygulamaları kendisi bir eğitmen gözetiminde yapamamaktadır.
Bu sadece bakanlığın açıkladığı müfredatın uygulanmasını imkansız kılmakla kalmamakta aynı zamanda eğitim hakkını baltalamaktadır.
Bu müfredat uygulanamaz ise istenilen eğitimi almak için asistanların başka hastanelere gönderilmesi gerekecektir. Ardından zaten yetersiz olan asistan sayısının daha da azalmasına yol açacak ve kendi hastanemizdeki hizmet kalitesini düşürecek, az sayıda insanın daha fazla işi yapma çabası neticesinde, gözden kaçmalar, ihmaller, komplikasyonlar artacaktır. Kendi kliniğinde bu sanatı öğrenebileceği hocası varken asistana yapılacak görevlendirmelerde yol harcı verilip verilmeyeceği, ek ödeme alıp almayacağı, gittiği klinikte yaptığı işlemlerde cezai sorumluluğu olup olmadığı gibi hususlar da ilaveten gündeme gelecektir. En acı olan hiç gerek yok iken böyle bir duruma düşülmesidir.
6)Ameliyat ve poliklinik çalışması yapılamaz ise bilgi toplanması da mümkün olmayacağından ister eğitim araştırma hastanesi isterse üniversite olsun, bilimsel yayın yapılması beklenen bir eğitim kurumunda nasıl yayın çıkarabileceğiz?
7) Yukarıda saydığım maddeler içinde özellikle ilk 4 madde hastaların şahsımdan veya idareden direk olarak şikayetçi ve davacı olabilecekleri, can güvenliklerini, hayat konforlarını etkileyen unsurlardır. Böyle bir konu dava unsuru haline gelir ise ortaya çıkan bu ihmal tablosundan kim sorumlu olacaktır? Doğacak suçu kim üstlenecektir?
Yukarıda bahsedilen uygulamalarda en az 3 yerde anayasamıza aykırı husus mevcuttur.
1)Asistan eğitimi noktasında anayasal güvence altına alınış olan "eğitim özgürlüğü" sınırlanmaktadır.
TCK 112. madde “eğitim ve öğretim hakkının engellenmesi suçu” olarak bunu açıkça tariflemektedir.
Yine bakanlığımızın büyük önem verdiğini bildiğimiz afiliasyon sisteminde bu sisteme ilk geçen hastanelerden birisi olan Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne biçilen rol ülkemizin en ileri tıp merkezlerinden biri ve bakanlık-üniversite işbirliğine en güzel örnek olma rolü iken tamamen yorumdan kaynaklanan bu uygulamalarla kendi asistanına eğitim veremez duruma düşmesi bakanlığımızın projesini hiç haketmediği şekilde tam bir fiyasko gibi gösterecektir.
İstanbul gibi bir megakentte iki omurga cerrahının aynı klinikte olması o kliniği normal şartlarda bir referans merkezi haline getirmelidir. Çevre hastaneler bu hastaneye omurga hastalarını göndermeli ve hatta uzmanlarını bu dalda eğitim almaları için kurumumuza yönlendirmelidir. Ancak bu uygulama ile başka hastane ve üniversitelere referans merkezi olmayı bırakın eğer müfredatın gereğini yerine getireceksek kendi asistanımızı başka merkezlere göndermek durumunda kalacağız. İşi daha da ilginç kılan ise şudur: şu anda ileri omurga cerrahi tekniklerini öğrenmek üzere asistanlarımızı gönderebileceğimiz bir kurum İstanbul Anadolu yakasında devlet eğitim araştırma hastaneleri ve devlet üniversitelerimiz bünyesinde bulunmamaktadır.
2)Hastalarla ilgili olarak "kamu hizmetlerinden faydalanma hakkı" kısıtlanmaktadır. TCK 113. madde “Kamu hizmetlerinden yararlanma hakkının engellenmesi suçu” başlığı altında
bunu tariflemektedir.
3)Şahsımla ilgili olarak da mesleğimi yapabilme hakkı" (hem öğretim üyeliği hem hekimlik anlamında) kısıtlanmaktadır. Bu durum aşağıda bahsi geçen anayasamızın 48 “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir.” ve 49. maddeleri ile kısmen TCK 117. maddeleri ilgilendirmektedir.
Ayrıca hastaneyi arayıp şahsıma randevu almak isteyen hastalarıma başhekimlik sekreterliği tarafından “Çağrı bey hastaneden ayrıldı” “Çağrı Bey artık hastanede çalışmıyor” şeklinde bilgilendirme yapıldığı ile ilgili hasta beyanları mevcuttur. Bu da “hocam hastaneden mi ayrıldınız?” şeklinde sorulara muhatap olmama, yıllardır emek verdiğim hasta portföyümün yok olmasına ve şu zamana kadar son derece özenle ve sağlıklı sürdürdüğüm hasta iletişimimin kopmasına neden olmaktadır. Meslektaşlarım da bana “hastaneden ayrıldığını duyduk” şeklinde geri dönüşler yapmaktadırlar. Hakkımdaki bu asılsız beyan kişilik haklarımın ihlali niteliğinde olup Medeni Kanun madde 23 ve 24 e aykırılık teşkil etmektedir.
Tüm bunlara ilaveten hastaneden ek ödeme almamaktayım halbuki Türkiye Cumhuriyeti Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü'nün 26.2.2016 tarih ve 1665 sayılı YÖK başkanlığına gönderdiği yazısı ile ek ödeme alma hakkımızın da olduğu bildirilmiştir.
Ek ödeme kısmı sorunlarımızın en küçüğü ve önemsizidir. Önemli olan yukarıda bahsedilen ve hastalarımızın bugünü ve ülkemizin geleceği açısından son derece mahzurlu bu uygulamanın zararlarının son bulmasıdır.
Burada önemli şu hususu da aktarmakta fayda görüyorum. Yukarıda belirttiğim gibi bekleyen hasta sayımız şu anda 384 tür. Haftada sadece 1 ameliyat günü verildiği zaman o 1 günde maksimum 2 hasta ameliyat edilebilmektedir. Hatta hastanemiz uygulamalarında saat 14 ten sonra ikinci vakanın operasyon süresinin uzayacağı gerekçesi ile omurga hastası ameliyata alınmak istenmediği için çok kez bu uygulama 1 günde 1 hastanın ameliyat edilebilmesi ile neticelenmektedir. Yine de her hafta 2 şer hastanın ameliyat edilebildiğini varsaysak bile yılda en iyi ihtimalle 100 hasta ameliyat edilebilmektedir. Bu da 384 hastanın beklediği bir ortamda 4 yıl sonraya randevu vermek demektir. Hastalarımız açısından yukarıda bahsettiğim sakıncalar haftada 1 ameliyat günü ile de ortadan kalkmayacaktır.
Son 1 ay içinde Sevda Öztürk, Arzu Güney, Murat Şafak ve Pelin Askar isimli hastaları hastane yöneticiliğimizin ricası ve ameliyat masası ayarlaması neticesinde ameliyat ettim.
Eğer mevcut kanun ve yönetmelikler benim kurumumda ameliyat yapmama engel ise bu hastaların ameliyatının yaptırılmasının suç teşkil etmesi gerekir. Eğer bu “suç” değilse o zaman “hak” demektir ki bu durumda da bir hakkın belli bir kısım kimselere kullandırılıp diğerleri için kullanımının engellenmesi söz konusudur. Bu durumda anayasanın eşitlik ilkesi de çiğnenmiş olmaktadır. Önemli bir nokta da bu hastaların ameliyat listemizde ilk sıralardaki hastalar olmadığı, yani bu ameliyatların tarafıma yaptırılmasında hasta sırasına riayet gibi bir hususun gözetilmediği gerçeğidir. Bu hastaların ameliyat nedeni görüldüğü kadarı ile medya veya çeşitli kişileri araya koyarak hastane yönetimine baskı yapılmasıdır. Normal vatandaş hakkını rezalet çıkararak, araya hatırlı birilerini koyarak veya hekim ya da hastaneyi tehdit ederek aramak zorunda bırakılmaktadır.
Devletimizin ileri dönük vizyonunun pekiştirilmesi ve gerçekleştirilmesi mevcut uygulamalarla en azından sağlık alanında mümkün görünmemektedir.
Hem hasta hizmetinin süratlenmesi, hem eğitimin sağlanabilmesi için matematiksel olarak haftada EN AZ 3 ameliyat gününe ihtiyacımız vardır. Bu durumda en geç 1-1.5 yılda mevcut hasta listemizin eritilmesi mümkün olacaktır. Bu da 4 yıla kıyasla daha insani bir süredir. Eğer ki bir ekip kurmamıza müsaade edilir ve günlük 1 den fazla masanın kullanılması mümkün kılınır ise tüm bu hastaların 1 yıldan kısa sürede ameliyat olamamaları için hiçbir sebep yoktur. (Daha önce Sakarya Üniversitesi’nde çalıştığım dönemde 400 kadar omurga cerrahisi hastasını 1 yılda ameliyat edebiliyorduk) Eğer Marmara Üniversitesi Pendik EAH de yeterli ameliyat masası bulunmuyor ise hasta vizit ve takiplerinin kolaylığı açısından İstanbul Anadolu yakasında olmak kaydı ile başka devlet hastanelerinde de bu işi yapmak üzere görevlendirilmeyi peşinen kabul ediyorum.
Tüm bunları hastalarıma olan vicdani sorumluluğum, asistanlarıma karşı öğretim üyesi titrimin bir gereği ve devletime karşı bir borcum ve vazifem olarak görüyorum.
Şu anda İstanbul ilimizde temel ve ileri düzey omurga cerrahisi eğitimi almış ancak hastane altyapısı ve araç gereç yetersizliği nedeni ile bunu yapmaya cesaret edemeyen ortopedi ve travmatoloji uzmanlarımız mevcuttur. Bu gibi meslektaşlarımla da bir ekip kurarak omurga cerrahisi noktasında onlara gerekli eğitimi ve halkımıza da hasta hizmetlerini vermeye hem hazır hem de (ilgili makamlar tarafından uygun görülürse), talibim.
İstenildiği takdirde iddialarımı ispatlamak için tüm bekleyen hasta listemizi de isim, endikasyon ve iletişim bilgileri ile paylaşmaya hazırım.
Gereğini bilgilerinize saygılarımla arz ederim.
Doç Dr Kamil Çağrı Köse
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi
Ortopedi ve Travmatoloji ABD
Öğretim Üyesi