Arkadaşlar forumda pek yazı okudum hepsi çok güzel ve yaşamdan kesitler sunuyor anlayanlar için. Bir şeyin farkına vardım gözlemlerimde siteye ve üyelere dair; sitede tek Hemofili hastası benim galiba ve sohbetlerim dede gördüğüm kadarı ile üye arkadaşlar arasındada pek bilinmeyen bir hastalık olduğu.
Hemofili nedir? Bir hemofili hastası nasıl yaşar? ne zorluklarla karşılaşır? bunları anlatma gereğini duydum. burada kendimi anlatmayacağım. fakat yine benim gibi bir hemofili hastası olan bir savaşçı arkadaşı gıyabında anlatacağım.

BAZEN KADERİME BAZEN DE YALNIZLIĞIMA VE ÖZLEME....

Bu güne kadar beni derneğin ve sizlerin doktoru olarak tanıdınız. Belki çok azınız nasıl bir hayat yaşadığımı ve bu günlere geldiğimi öğrendiniz. Dergimizin vazgeçilmez ve ilgiyle izlenen köşesi olan yaşananların bu sayıda bana ayrıldığını öğrendiğimde bunun iyi bir fırsat olduğunu düşündüm. Ancak bu kadar sınırlı bir sayfaya bir ömrü sığdırmak ne kadar mümkün olur bilemiyorum. Bu nedenle bir düşüncemi de sizlere açıklamak istiyorum. İlerde bütün yaşantımı bir kitap haline getirebilmek....

Ben 1967 Erzincan doğumlu üç çocuklu bir ailenin en büyüğüyüm. Çocukluğum hepinizin tahmininden de zor geçti. Çünkü o yıllarda, hele Erzincan'da faktörün adının bilinmediği, plazmanın sadece Ankara ve İstanbul'da bulunduğu (kan verecek birini bulmak şartıyla) dönemlerde ne kadar mutlu olunursa o kadar mutluydum. Kanama olduğunda, en kısa sürede Ankara'ya gitmek 12-14 saatlik bir yolculuk demekti. Tabii imkanınız da varsa... İş sadece gitmekle de bitmiyor; muayene, ilgili uzmanı bulmak, plazmanın yazılması, temini yoksa ki hep öyle olurdu kan verecek kişiyi getirip kanından plazma elde etmek derken geçen zamanı yazmak bile istemiyorum... Ancak yine de şanslıydım, çünkü ailemin imkanları çok şükür iyiydi ve yakın çevremiz çok duyarlıydı. Benim için, hastalığımı yenmem için elinden geleni yapıyor, büyük destek veriyorlardı. Bu nedenle buradan bütün aileme ve yakınlarıma çok çok teşekkür ederim. Ancak şunu belirtmeliyim ki; bu benim aile eğitimi almadığım, kendi başına buyruk, sorumsuz, şımarık yetiştirildiğim anlamına gelmesin. Bana sorumluluğum dahilinde, saygı ve sevgi, doğru ve yanlış öğretilerek fırsatlar tanındı. Bende bu şansı en iyi şekilde değerlendirmeye çalıştım. Ne kadar başarılı oldum bilemiyorum...
İlkokul yıllarımda sürekli kanamalar meydana geliyor, devamsızlığım sürekli artıyordu. Her yıl sonunda mutlaka 2-3 tane mazeret sınavım oluyordu. Bunlar üniversiteden mezun olana kadar devam etti.

Büyümeye başladıkça, kendi benliğim oturdukça niçin böyle olduğunun sorgulamasını daha sık yapıyordum. Ama bir türlü işin içinden çıkamıyordum. Garip olan da kime neye kızacağımı bilemiyordum. Çünkü ortada suçlu yok... Zaman içinde bunun bir yaşam felsefesi olduğunu, kaçışın olmadığını, Hemofili ile yaşamanın yolunu bulmam gerektiğini öğrendim. Çıkar yol olarak da sürekli çalışmayı ve önümde bir hedefin olması gerektiğini buldum. Çünkü amaçsız olunca Hemofili ön plana çıkıyor, sizi eziyordu. Buna fırsat vermemem gerekiyordu. Kendime yapabileceğim üç hedef belirledim. Bunlar bir hemofilinin yapabileceği ama büyük azim ve gayret isteyen işlerdi.

Hedeflerimden bir tanesi Nemrut dağına çıkabilmek ve güneşin batışını seyredebilmekti. Çıkılabilecek bir mesafe ve aynı zamanda da hemofilili için zordu. Ayrıca içimdeki duygusallığı en yoğun yaşayabileceğim bir yerdi....

Bir diğeri ise doktor olmaktı. Ankara'da bana ve aileme söylenen 'Çocuğunuz kendi kendinin doktoru olacak' sözü hiç aklımdan çıkmamıştı ve neden gerçekten doktor olamamalıydım. Yaşadığım acıları, ızdırapları başkalarının yaşamaması için çalışmak, yardımcı olmak, hiç olmazsa onları en iyi şekilde anlayabilecektim. Tıp fakültesini okuyabilmek çok zor görünüyordu, ama denemeliydim. En azından başlamak, başarmanın yarısıdır.

Üçüncüsünü ise izninizle gerçekleştiğinde söylemek istiyorum. Belki işin sırrı bozulur diye düşünüyorum. İşte bazen de böyle düşünebiliyorum....

Erzincan'da yaşamanın verdiği sıkıntılar gün geçtikçe artıyordu. Büyük bir şehre taşınmanın zamanı gelmişti. Bunun içinde ilk adımı ben attım. Ortaokuldan sonra Kabataş Erkek Lisesine yatılı olarak kaydımı yaptırmaya ailemi ikna ettim. Okulların açılışına 15 gün kala dizimde meydana gelen kanama, kararımı yeniden ailece düşünmemize neden oldu. Oturumdan galip çıktım. Okulun ilk günü açılış töreninden sonra ailelerin gidişi ile hüzün de çökmüştü içimize. Kabataş'ın görkemli büyüklüğü ve Boğazın eşsiz güzelliğini göremez olmuştuk. İlk etüdde insanların birbirini tanırcasına bakışları, bazı arkadaşların dolan gözleri hepimizi duygulandırmıştı. Ben hiç ağlamadım anlamına gelmesin. Sessizce, yalnız kaldığımda, yağmurda yürürken damlalar belli olmasın diye ağladığımı itiraf edeyim. Bazen kaderime bazen de yalnızlığıma ve özleme.... Bunları yazarken de hiç gurur meselesi yapmıyorum. Sizlerin özellikle de küçük kardeşlerimin bilmesinde sakınca görmüyorum.

Hemofili ile beraber bir o kadar da zevkli Kabataş yıllarından sonra Tıp Fakültesi yerine İ. Ü. Fen Fakültesini kazandım. Buradan alacağım eğitimle amacıma ulaşmak daha kolay olacaktı.

Üniversite benim için dönüm noktası oldu diyebilirim. Edindiğim arkadaşlarımın yardımları, kazandırdıklarını asla unutamam. Hala görüştüğüm arkadaşlarıma buradan çok teşekkür ederim.

3 yıl sonra girdiğim sınavda Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesini kazanmıştım. Dünyalar benim oldu. Çok sevdiğim, onların ısrarı üzerine tercih ettiğim, farklı bir şehirde okumanın vereceği heyecanla çok mutluydum. Ayrıca İstanbul'a da çok yakındı. Kalçalarımda ve sağ dizimde hemofilik artropati nedeniyle protez ameliyatı olacağım günlere kadar çok güzel günler geçirdim. Ağrılar dayanılmaz olmuş, hareketler iyice kısıtlanmıştı. Operasyon kararı verildiğinde -bildiğim kadarı ile hiçbir hemofiliye uygulanmamıştı- doktor olan kuzenimin ve benim isteğimle ameliyatlar ardı ardına yapıldı. Sonuçlar çok iyiydi, sadece dönem kayıplarımın dışında. Olsun biraz gecikmeyle de olsa okulumu bitirebilecektim. Bunun yanında daha sağlıklıydım, buna değerdi. Şimdide başka bir sorun çıkmıştı. Hemofili ile beraber protezi de anlatmak. Öyle ki sağlık kesiminden bile 'Gece çıkarıyor musun' soruları ile karşı karşıya kalıyordum.

Mezun olup diplomamı aldığımda yine zorluklar bekliyordu. Mecburi hizmet... Hemofili nedeniyle alacağım rapor tedavi görebileceğim bir merkezde çalışmamı sağlayacaktı. Ancak öncesinde yine de kura çekmem gerekiyordu. Üç tercih içinden Erzincan'ı tercih ettim, her ihtimale karşı, ne de olsa memleketimdi. Uzun süren bürokratik işlemlerden sonra İstanbul

Esenler'e tayinim çıktı ve ben bir fiil doktorluk yaşantıma başlamış oldum.

Öğrencilik yıllarımda üyesi olduğum derneğimizin toplantılarına gelip gitmeye daha yakın olmaya başladım. Sayın başkanımız Prof. Dr. Bülent Zülfikar beyin dernek merkezinde çalışır mısın teklifi beni ayrıca onurlandırmış oldu. Yaşadığım, bildiğim bir konuda çalışmak, faydalı olmak için iyi bir fırsattı. Kendisine bu nedenle çok teşekkür ederim. Böylece adeta slogan haline gelen 'Biz bir aileyiz' kavramı içinde sizlerin bir üyesi oldum. Bundan sonrasını çoğunuz biliyorsunuz.

Hep beraber daha sağlıklı, mutlu günler dileğimle.

Dr. Fikret BEZGAL