Toplam 3 mesajın 1-3 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    ebrar Avatarı

    Üyelik Tarihi
    08.06-2004
    Son Giriş
    22.10-2006
    Saat
    22:44
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    10
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    İşitme Engelliler Eğitim Merkezi (İÇEM), Anadolu üniversitesi Rektörü Sn. Yılmaz Büyükerşen'in öncülüğünde kurulmuş. Kendisinin kızı da işitme engelli. "Böyle yerlerin çoğalması için daha mı çok engelli velilerin olması gerekiyor." diye düşünüyor insan. İllaki başına mı gelmesi gerekiyor? Sn. Büyükerşen bireşsel davranmamış, diğer engellileri düşüerek bu merkezi topluma kazandırmış.

  2. #2
    Üye
    meopius Avatarı

    Üyelik Tarihi
    28.10-2004
    Son Giriş
    30.07-2010
    Saat
    15:50
    Yaşadığı Yer
    Ankara
    Mesaj
    1.119
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Soruyu ayrı ayrı değerlendirmek olmaz.
    Gereken cevabı aşağıdaki formda yazdım:
    http://www.engelliler.biz/forum/viewtopic.php?t=4648

    Yılmaz Büyükerşen'e gelince; bana kızmayın kızını övdüğümü de düşünmeyin.
    Soruya şu yoldan yaklaşmak lazım. Yılmaz Büyükerşen İstanbul'da herhangi bir üniversitede Rektör görevinde olsaydı o soruna daha yakından yaklaşırdı. Hatta tek sorun haline getirir tüm kariyerini o ylda harcardı. O adam sadece kızını o kadar çok seven bir baba o... Sevgi dolu baba ne yapmaz ki, elindeki tüm imkanını kızına kullanmışsa bir tarafdan normal insanların tepkisine maruz kalmıştır. Diğer taraftan Türkiye'de olmayan imkan yaratmıştır. İÇEM açılmasını öğretim görevlilerin İÇEM bünyesinde araştırma yapmasını sağlamışsa o adama kızmamak lazım. Madem sizin işitme engelli çocuğunuz var isterseniz İTÜ yada Marmara Üniversitesine Rektör olmaya çalışın yada belediye başkanı olmaya çalışın ayda başbakan; O zaman metropol şehirde İÇEM açmış olursunuz.
    Şikayet edeceğinize Yılmaz Büyükersen'e hak verin.
    Not: Yılmaz Büyükerşen'i bende sevmezdim ama adam takdire sayan işler yapmışsa ne diyeceğimi şimdi susuyoryum. Desteklemeye gelince şimdilik benim kafam karışık durumda...

  3. #3
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    10:52
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.854
    Alınan Beğeniler
    933
    Verilen Beğeniler
    1.223

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    HAYATIN SESİNİ SESSİZLİKTE ÖĞRENİYORLAR

    MERAL YILMAZ

    Onlar kendi dünyalarını süsleyecek pek çok uğraş bulmuşlar gölge etme başka ihsan istemem dercesine. Araba kullanıyor, kültür merkezlerine gidiyor, tiyatro, folklor çalışmalarında bulunuyor ve birbirlerinden hiç uzak kalmıyorlar. Dostlukları çok önemli. Çünkü onları en iyi anlayanlar yine kendilerinden olanlar.

    Uluslararası başarı getiren tiyatro çalışmaları, çok iyi resim yapanları, hatta aralarında Türkiye güzelleri olduğu halde duyuramıyorlar seslerini ve her şeye rağmen sessiz sessiz örülmeye devam ediyor diğer insanlarla aralarındaki duvarlar. Kimileri şanslı oluyor ve uygun eğitim alarak yaşıtlarından bir kaç yıl geç de olsa yakalamaya çalışıyor hayatı, konuşmayı başararak. Kimileri ise ne cihazlandırmadan ne de uygun eğitimden haberdar. Bazı aileler devletten yardım bekliyor, bazıları da daha iyi bir eğitim için şehir şehir dolaşıyor.

    Başta İstanbul olmak üzere birçok ilde devlete bağlı parasız eğitim veren hatta çoğunluklu olarak yatılı öğrenciler bulundurulan okullar mevcut. Ancak işitme engeli konusunda ailenin de belirli bir eğitim alması gerekiyor. Öğrenilen her kelimenin yabancı bir dil etkisine sahip olduğu düşünülürse verilen eğitimin okul, aile ve toplum üçgeninde pekiştirilmesi gerekiyor. Milli Eğitim'e bağlı okulların yatılı olma talihsizliği ideal bir eğitimin önünü tıkayan engellerin en kronikleşmişi. Eskişehir Üniversitesi'ne bağlı İÇEM bu alanda ülke çapında en iyi adres olarak gösteriliyor. İki yaşını aşmamış çocukların yuva eğitiminden başlayarak lise ve üniversite de dahil olmak üzere toplumla entegre edilebildikleri tek yer. Bu tür birimler yaygınlaştırılabilirse ya da Milli Eğitim sistemi bu çıkmazlarından kurtulabilirse ileriki yıllarda sağırlık diye bir problem çok ilkel kalacak.

    Hedef konuşturmak
    Sesin sessizlikten ayrıldığı nokta yani işitme eşiği normalde 0 ila 5 desibelden başlıyorken işitme engeli olanlarda bu rakam 100'lerin üstüne çıkabiliyor. Konuşma seslerinin çoğunluğu 30 ve 60 desibel arasında dağılım gösterdiği için doğal olarak bu sesler duyulamıyor. İşitme cihazlarının fonksiyonu işte burada devreye giriyor.

    Cihazlar işitmeyi 60 derece artırabiliyor. Duyulamayan diğer seslerin boşluğu da dudak okuma yöntemiyle doldurulmaya çalışılıyor. Ancak başarı eğitimin içeriğiyle orantılı.

    Eğitimde öncelikli amaç duyurduktan sonra anlamlandırmak. Duyurmak için okullardaki cihazların tam kapasite çalışıyor olması gerekiyor. Her öğrencinin kulaklarına takılı grup işitme cihazları yine sınıfın bir köşesinde bulunan ana miksere bağlı. Öğretmen de yakasındaki mikrofon yardımıyla ancak fısıltı şeklinde de olsa öğrencilerin işitme frekanslarına girebiliyor. Bu şekilde ders anlatılıyor ve öğretilen yeni kavramların anlamlandırıbilmesi için bol bol görsel malzemeye ihtiyaç duyuluyor. Hatta derste öğretilenlerin pekiştirilmesine yönelik konuları hatırlatacak panolar hazırlanarak okulun salonlarına ve yemekhane gibi çocukların sürekli girip çıktıkları yerlere asılıyor.

    Tabii ki bahsetmeye çalıştığımız bu örneği ancak Eskişehir Üniversitesi'ndeki İşitme Engelliler Eğitim Merkezi'nde görmek mümkün. Çünkü burası üniversite bünyesinde bir araştırma birimi olarak kurulmuş ve yapılanma aşamasında bazı ülkelerdeki sistemler de araştırılmış.

    Milli Eğitim'e bağlı okullardan bu şekilde gönül huzuruyla bahsetmek kolay değil. Aslında yorum yaparken bile düşünmek gerekiyor. Çünkü bir tarafta her yıl öğretmenlerden daha iyi bir eğitim için raporlar toplayan Milli Eğitim'in yetkilileri bulunuyor diğer tarafta da çocuğunu bu okullara bırakmaktan başka bir çareye gücü yetmeyen veliler ya da politikacıların deyimiyle halkımız. Öğretmenlerin durumu zaten malum. Her zamanki gibi ortada sıkışıp kalanlar masumluk hanesi en kabarık olanlar. Yani dışarıda mevsim ne olursa olsun içindeki hiç dinmeyen yağmurla sürekli çiçek açtıran çocuklar...

    Işık süt iç
    Sınıfın sandalye düzeni çok önemli. Uç tarafı öğretmene dönük olan büyük bir U şeklinde dizayn edilmesi gerekiyor. Öğretmenin masası tam bu U'nun önünde. Tahta da aynı şekilde göz hizasında ve öğretmenin hemen arkasında. Önce herbirinin cihazlarının ayarlı olup olmadığını tek tek kontrol ediyor öğretmen kutsal bir sabırla. Tahtada asılı fişi okuyorlar hep birlikte. Fakat bu fiş bizim bir zamanlar kaybetmekten ödümüzün koptuğu fişlerden biraz farklı. 'Işık süt iç' cümlesinin yanında bir de süte doğru yönelmiş küçük bir kız resmi var. Amaç süt içme fiilini çocuklara resimler aracılığıyla önce kavratmak sonra da söyletmeye çalışmak.

    Öğretmenin masasının üzerinde öğrencilerin işitme haritalarını gösteren odyoloji raporları bulunuyor. Hangi çocuğun hangi harfi söyleyip söyleyemeyeceği bu bilgiler yoluyla tahmin edilebiliyor.

    Bazıları normal yaşta başlıyor ilkokula bazıları da çok geç. İlkokul öncesi eğitim alanlar genelde yok denecek kadar az olduğu için herkesin seviyesi henüz üç ya da altı aylık bir bebek gibi düşünülüyor. 'Nasıl ki üç aylık çocuğunun kendisine cevap veremeyeceğini bildiği halde sürekli konuşuyorsa onunla annesi, biz de bu yöntemle başlıyoruz' diyor Kadıköy Dosteller Okulu'nun Müdürü Enver Eken. Ve ekliyor kendine özgü ifadesiyle "Badılama diyoruz buna." Çünkü Milli Eğitim programının içeriğinin başarılı bir şekilde uygulanabilmesi için çocuklar erken yaşta eğitime alınmalı. Önce aile eğitime geçmeli. İlkokul öncesi anasınıf seviyesindeyken belirli bilgiler verilmeli. Böylece ilkokula altyapı hazırlanmalı. Okul da görsel malzemeyle desteklenmeli.

    "Müfredat problem değil"
    İşitme engellilerin okullarındaki ders kitaplarının diğer okullardakilerle satırı satırına aynı olması öğretmenlerle özel eğitim yetkililerini sürekli karşı karşıya getiriyor. Öğretmenler müfredata yetişmenin mümkün olmadığından bahsediyorlar, yetkililer de müfredatın problem teşkil etmediğinden.

    Özel Eğitim Şube Müdürü Ülkü Beşkardeşler'e bu eleştiriyi yönelttiğimizde her seferinde kendisine de aynı şikayetlerin iletildiğini söylüyor ancak öğretmenlere katılmıyor. Ona göre kitap öğretmenin inisiyatifine bırakılmış. Sınıfın kapasitesine göre metni daraltabilir, açabilir ya da tamamen dışına çıkabilir.

    Dolayısıyla her şey öğretmenin müfredatı ölçüp biçmede ve uygun teknikler geliştirmedeki profesyonelliğine kalıyor.

    Orda bir okul var Beykoz'a sadece 3O km uzakta
    Eski adıyla Yeditepe Ana İlk ve Sanat Okulu (Bozhane Kız İşitme Engelliler Okulu)... Sekiz yıllık eğitim sistemine geçilince bütün işitme engellilerin okulları gibi burası da ilkokul kapsamına alınmış ve adı Yeditepe İşitme Engelliler İlköğretim Okulu olarak değiştirilmiş.

    Beykoz adını duyunca güzel ve yakın bir yer hayaliyle bu okulu isteyen öğretmenler ya da veliler hangi güzergahları izleyeceklerini, kaç tane dağ tepe geçeceklerini biliyorlar mı acaba? Bize çok ilginç gelen seyir tarifesini yazmadan geçemeyeceğiz.

    Önce Beykoz'a gelen ve oradan okulu bulmaya çalışan biri Paşabahçe'den 13-14 km sonra sadece Polenezköy'e ulaşabiliyor. Bundan sonra katetmesi gereken bir de Cumhuriyet köyü var. Yaklaşık 25- 30 km'den sonra okulun bulunduğu Bozhane köyüne ancak ulaşılabiliyor. Yaz ayları için İstanbul'un gözde mesire yerlerinden sayılan bu köy kış gelince kuş uçmaz kervan geçmez bir hale bürünüyor doğal olarak. Ve burada haftada birden senede bire kadar değişen aralıklarla ailelerinin yanına ancak gidebilen işitme engelli kız öğrencilerin okulu bulunuyor.

    Hayata dair bilgileri öğrenebildikleri sınırlı kelimelerle şekillenen işitme engelli bir çocuğun burada doğayla başbaşa geçirdiği sekiz ya da dokuz yıl düşünüldüğünde öğrencilerden okula gelen yabancıların yanına yaklaşıp konuşmaya çalışanlar olduğu gibi korkup kaçanların da olma ihtimalini göz önünde bulundurmak gerekiyor.

    Müdürün odasında oturup öğretmenlerle sohbet ediyoruz Vaktimiz oldukça sınırlı ve çok özet birşeyler öğrenmek istiyoruz. İtiraf etmek gerekirse fazla açılmaya cesaretimiz de yok.

    Dışarıdan birilerinin gelip onları hatırlamasına bir hayli şaşırmışlar. Memnuniyetleri yüz ifadelerinden hemen anlaşılabiliyor. Öğretmenlerin bir çoğu özel eğitim alanında uzman değil. Bazıları daha çok maaş için bu tür okulu tercih etmiş, bazıları da mecburi Doğu hizmetinden kurtulmak için. Okula bu yıl gelen öğretmenler hala yabancılıklarını üzerlerinden atamamışlar. Kendilerini farklı bir ülkede gibi hissettiklerini söylüyorlar. Önce öğrencilerin dillerini öğrenecekler sonra bir şeyler öğretecekler. Haliyle bize de bilgi veremiyorlar ve bir süre sessizlik sarıyor etrafı.

    Suskun kalan öğretmenlerden biri de Cemal Öğretmen. Ama onun suskunluğu bilgisizliğinden değil her yıl sonu yetkililere verdiği raporların usandırmışlığından. Bizimle konuşmanın faydasızlığını düşündüğünü söylerken bir yandan da kırılmamızı istemeyerek nedenlerini açıklamaya çalışıyor.

    Bir süre sonra da öğretmenler odasından çıkıp gidiyor. Halbuki savunmamı da iyi yapmıştım ama... diye düşünürken elindeki evraklarla tekrar geri dönüyor ve eski yerine oturuyor Cemal Öğretmen. Bıkkınlığına sebep olan raporlardan birini de bize okuyarak daha ayrıntılı bilgi vermeye çalışıyor.

    Öteden beri öğretmenlerin sabrına ve kutsallığına duyduğum saygı ve hayranlık daha da artıyor o konuştukça. "Çağdaş dünyanın anahtarı eğitimdir" cümlesiyle başlayan raporunda özel eğitim gerektiren çocukların toplumla bütünleşmesini sağlamak amacıyla sakatlar haftası düzenlendiğini fakat toplumun yeterince duyarlılık göstermediğini belirtiyor. Özel eğitimin sorunlarının çözümünü insanların bilgilendirilmesiyle direkt orantılı buluyor. Tabii ki basına da az görev düşmüyordu bu hususta ama o sesiz kalmayı seçerek özel eğitim mensuplarını gücendirmişti.

    Aynı şekilde bu ayın başında yani 3 Aralık'ta Dünya Özürlüler Günü kutlandı ama beklenen ilgi tutturulamadı.

    "Buradaki küçük kıza ne olmuş?..."

    Eskişehir Üniversitesi'ne bağlı kısa adıyla İÇEM denilen İşitme Engelli Çocuklar Araştırma ve Eğitim Merkezi'nin orta ikinci sınıfındayız. Öğretmen elindeki resmi öğrencilere göstererek soruyor: "Buradaki küçük kıza ne olmuş? "Buradaki küçük kızın yüz kasları ve sinirleri çalışmıyormuş." ... "Çalışmadığı için ne yapamıyormuş?" .... "Yüzünde mimik olmuyormuş. " "Peki neydi mimik? Bana biriniz bir mimik yapsın"...

    İşitme engelli çocukların eğitiminde ülkemizin en iyi merkezi olarak görülüyor İÇEM. Hal böyle olunca da kontenjan ve randevu krizi baş gösteriyor.

    Biz bile haber için bu kadar uğraştığımıza, sıkı bir sınavdan geçirildiğimize göre gerisini tahmin edin artık. Aslında kontenjan sıkıntısından İÇEM'in yetkilileri daha da muzdarip. Yüksek bürokratların telefon trafiğinden çok çekmişler. Ama yine de müracaat sırasını takip etmede kararlılar.

    Çocuğunun buradaki eğitimden istifade etmesini isteyen velilerin kontenjan barikatını aşmaları da yeterli kalmıyor. Eskişehir'e taşınıp yaşantısını yeni baştan kurgulamaya hazır olması gerekiyor. İmkanları elvermeyen ya da müracaatta değerlendirilemeyenler için dışarıdan üç ya da altı aylık eğitim programları gibi ek imkanlar ve ücretsiz muayene hizmeti de geliştirilmiş. İÇEM'de eğitime ilk adım çocuğun kulak durumunun ve başka bir özrünün olup olmadığını incelemekle başlıyor. Eğer çocuğun başka bir özrü daha varsa merkeze kabul edilmiyor.

    Üç yaşa ulaşıncaya kadar bir aylık sürelerle önce aileler eğitime tabi tutuluyor. Daha sonra normal yuvalardan gelen çocuklarla "tersine kaynaştırma" denilen sistemle ilkokul öncesi üç yıl yuva eğitimi veriliyor. Burada izlenen tarz ilkokula hazırlık amacı taşındığı için diğer bölümlerden biraz farklı. En az iki bayan öğretmen kontrolünde ve işitme özrü bulunmayan diğer yaşıtları yardımıyla oyun esnasında hiç farkında olmadan belirli bir dil girdisine ve ifade şekline sahip olabiliyorlar. İki yaşından gün almadan İÇEM'le tanışma şansına sahip olan bir çocuk ilk-orta ve lise eğitiminden sonra ÖSS'den 105 ve yakın civarında puan tutturduğu takdirde Entegre Yüksekokulu'ndaki seramik, yapı ressamlığı, mimarlık gibi bölümlerde de okuyabiliyor.

    İÇEM'in Müdür Yardımcısı Prof. Cem Girgin'e göre, normalde sadece uçak sesini duyabilecek boyutlardaki işitme kaybına sahip olan öğrencilerin iyi bir eğitimle eninde sonunda konuşmayı başarabilmeleri mümkün. Tek kural erken eğitim.

    GESTENO öğretilmeli
    İÇEM gibi istisnalar bir yana diğer okullarda uygun eğitimi alamayanların birçoğu okuldan ayrılıyor ya da hiç gitmiyor. Arkadaşlarından, v ideolardan ya da kendi kendilerine öğrendikleri işaret lisanı onları birbirlerine yaklaştırmaya yetiyor.

    Derneklerde, kültür merkezlerinde, ev sohbetlerinde sık sık bir araya gelerek mümkün olduğu kadar geniş tutuyorlar çevrelerini.

    Kadıköy'de bulunan Anadolu Sağırlar Derneği onların uğrak yerlerinden sadece biri.

    Derneğin başkanı da dahil olmak üzere bütün üyeler işitme özürlü. Sadece üç tane hanım gönüllü olarak bulunuyor aralarında.

    Kendi deyimleriyle en büyük amaçları buradakilere "kulak" olabilmekmiş. Derneğin telefonlarına bakıyor ve tercümanlık yapıyorlar. Ancak bütün bunların ötesinde onları buraya bağlayan daha derin nedenler var.

    Ümriye Hanım'ın eşi işitme özürlü, Sema ve Hülya Hanım'ın da kızları.

    Hülya Hanım kızının eğitimi için hemşirelik mesleğini bırakmış ve okul okul gezdirmiş bir süre.

    Derneğin öncelikli amacı uluslararası işaret dili olan Gesteno alfabesini ülkemizde de başlatmak ve video sistemiyle yaygınlaştırmak. Biz hanımlarla konuşurken diğer üyeler de yüzümüzdeki en küçük ayrıntıyı kaçırmak istemezcesine bizi izliyorlar. Gözler yardımcı kulak görevini üstlenmiş aynı zamanda

    Her çarşamba onlar için kaçmaması gereken bir gün. Bütün üyeler bir araya geliyor ve çay faslı başlıyor. Sohbetler ve dinmeyen muziplikler. Bir çarşamba da biz bulunduk aralarında. Salondan içeri girer girmez saçı açık hanımlardan eşarbımdan dolayı işaret diliyle iltifatlar geliyor. Ve karşılıklı iltifat faslı başlıyor.

    Her yer tıklım tıklım. Derneğin bütün mevcudiyeti üç odalı bir daire. Bir odaları gün geliyor dikiş dersi için hazırlanıyor, gün geliyor tiyatro için prova salonuna dönüşüyor. Çarşambaları ise kelimenin tam anlamıyla sessiz gürültü yaşanıyor.

    "Yaz aylarında daha mutlu oluyorlar" diyor Ümriye Hanım. Şefkate muhtaç bir çocuktan ya da evin bir köşesinde su vermeyi ihmal etmediği bitkilerinden bahseder gibi.

    Ümriye, Sema ve Hülya Hanım'ın dayanışması bir kez daha hatırlatıyor aslında güçlükleri hissetmenin onu yaşamaktan geçtiğini. Belki de bu yüzden en güzel duyguları arkadaşlıkları oluyor işitme engellilerin ve ilk önce bunu söylüyorlar kendilerini anlatırken.

    Aksiyon Dergisi
    - Arkadaşlar, lütfen sorularınızı özel mesajla iletmek yerine ilgili foruma yazarak cevap arayın. Böylece hem soru-cevaplardan herkes yararlanır hem de en doğru cevaba en hızlı şekilde erişmiş olursunuz.
    - Lütfen sorunuza cevap aldıktan, bir sorununuza çözüm bulduktan sonra dönüp gitmeyin. Siz de başkalarına yararlı olmak için bilgilerinizi, tecrübelerinizi, duygularınızı paylaşabilirsiniz. Unutmayın, siz nasıl yana yakıla cevap arıyorduysanız, başkaları da içine düştüğü açmazdan çıkmak için aynı hararetle sorularına cevap arıyor...