Özürlü bir arkadaşım iki defa çağırıldı (Tekerli sandalye Kullanıyor Kendisi) ifadesine başvurmak için. Sıkılmadı, erinmedi ikisinde de severek isteyerek gitti. Seviyor çünkü polisleri, en büyük hayalim benim diyor polis olmak, hemde en gizlisinden, ya terörle mücadeleci olurdum diyor yada istihbaratçı. Hiç kaçırmaz tv de yayınlanan Behzat Ç. ve Kanıt dizilerini. Helede telsiz sesini duyunca kendinden geçer. Cep telefonu bile polis telsizi şeklinde çalıyor. Gayrettepe emniyet müdürlüğüne ön kapıdan gittik memur arkadaşlar sağolsunlar çok yakın ve sıcak davrandılar fakat merdivenler çok yüksek diye arka taraftan girmesini tavsiye ettiler. Arka tarafa gidip kapıya yanaşınca ilkinde iki, ikincisinde bir memur arkadaş hemen silahlarıyla üzerimize geldiler ve orada ne aradığımızı sordular (haklı olarak çünkü bazı şerefsizler daha önce bu şekilde içeriye sızmaya çalışmışlar) durumu anlatınca onlarda hemen yumuşayıp neden sert tepki verdiklerinin hikayesini anlattılar, arkadaşımın arabadan inip iskemlesine oturmasına yardım ettiler, dik bir yokuşu vardır oranın inerken iskemlenin lastiği yerinden çıktı ve cantın üzerinde bir kaç metre sürüklendiğimizi görünce nöbet yerlerini bırakıp bırakmamak arasında tereddüt ederlerken sivil bir memur arkadaş yetişti imdadımıza tuttu iskemleyi fakat düştü arkadaşım yere boylu boyunca, hafiften burnunu vurmuş kanadı ince ince. hiç şikayet etmedi, inlemedi, ağlamadı. Bağırdı yukarıdan bize endişe ile bakan iki memura "Ben iyiyim, Bişeyim yok. İyi Nöbetler Size". Sonra diğer sivil memur arkadaş ile birlikte taktık lastiği yerine, bindirdik kaldırıma oturtuğumuz arkadaşımı yeniden iskemlesine. Sivil memur sanki kendisinin suçuymuş gibi utanarak kapıya kadar geldi bizimle.

İçeri girdik her yer çok güzel ama bir sorun var. Girişte bariyer var iskemle geçemeyecek kadar dar. Arkadaşım siz iskemleyi üstten geçirin ben alttan geçerim (sürünerek) dedi. Dediğinide neredeyse yapacaktı ki en az on tane memur koşarak geldiler. Yan tarafta bir özürlü kapısı olduğunu oradan geçebileceğimizi söylediler. Kapıya geldik fakat orayada arabalar park etmiş geçemedik. Memur arkadaşlardan biri ifade alacak arkadaşları çağıracağını ifadesini burada alacağını söyledi. Arkadaşım itiraz etti. "Öyle olmaz, kimse polisliğin onurunu ayaklar altına alamaz" dedi. O bunu söyledikten sonra memur arkadaşların içinde genç olanlardan biri "Helal olsun bee" diye söylendi. Gözlerinden ipil ipil yaş süzülüyordu. "Bende seni yerlerde süründürmem" dedi ve neredeyse 100 kiloluk arkadaşımı kucaklayıp içeri taşıdı. "Keşke" dedi "Polis olsaydında seninle görev yapsaydım" o bunu söyleyince bende kendimi tutamadım, gözlerim doldu boğazıma yumruk gibi bişey tıkandı, konuşamadım. Arkadaşımın yüzü gülüyordu. Gittik ifadesini verdi ve geri döndük. Bütün memur arkadaşlar çevresinde pervane oldu. Su, çay aklınıza ne gelirse.

Özürlü değilim ama hayatımdaki en duygusal anlardan biriydi. Özürlü olupta özürlü gibi davranmayan, özürlü gibi konuşmayan, Polislerden daha polis adam gibi bir adam benim Fikret abim...


Bize yardım eden, sıcak karşılayan, ilgilenen bütün memur arkadaşlara Fikret abimin adına teşekkür ediyorum...