Eğitim engelleri aşıyor

Engelli çocuğunuzun nerede eğitim alması gerektiğine karar veremiyor musunuz? Ya da ilkokula yeni başlayan çocuğunuzun engelli bir sıra arkadaşı olsa ne düşünürsünüz? Her iki sorunun cevabı ‘kaynaştırma eğitimi’nde...


‘Okula başladığımda öğretmenime sorduğum ilk soru, ‘Herkes benim gibi mi, hiçbiri görmüyor mu?’ oldu. Öğretmenim arkadaşlarımın gördüğünü söyledi. İlk önce bu durum çok garip gelmişti. Ama zamanla alıştım.”

Bu sözler, ilköğretim beşinci sınıf öğrencisi Cankut Değerli’ye ait. O, ‘bilinen’ görme engelli 450 öğrenciden sadece biri. En önemli farkı ise İstanbul’daki Orgeneral Saadet Kami Güzey İlköğretim Okulu’na gidiyor olması. Burası bir engelli okulu değil. 1997 yılından bu yana kanunlarla da desteklenen ‘kaynaştırma eğitimi’, engelli öğrencilerin yaşıtlarıyla aynı sıraları paylaşmasının önünü açıyor. Çünkü tüm görme engelli çocuklar hayatı herkes gibi yaşamak istiyor. Kaynaştırma eğitimiyle de bu mümkün. Aileler engelli okulunu tercih ettiğinde; çocuklar kendileriyle aynı şeyleri yapan ve algılayan yaşıtlarıyla birlikte oluyor. Dolayısıyla yaşları ilerledikçe başkalarıyla ilişki kuramıyor ve sosyal hayata dâhil olmakta zorlanıyorlar.

Kaynaştırma eğitimi ise bu süreci yaşatmadan çocukları hayatın içine çekmeyi hedefliyor. Türkiye’deki ailelerin çoğu kaynaştırma eğitimini bilmediği için çocuklarını engelli okuluna gönderiyor. Bilenler ise çocuklarının uyum sürecini düşününce vazgeçiyor.

Kaynaştırma, bir diğer adıyla entegrasyon eğitiminden toplam 42 çocuk yararlanıyor. Bunların 30’u İstanbul’da, 12’si diğer illerde. Geriye kalan 308 çocuk, engelliler okulunu tercih ediyor. Türkiye’de 268 engelli okulu ve 351 engelli özel eğitim ve rehabilitasyon kurumu var. Okulların çoğu büyük şehirlerde. Devlet, çocuğunu yatılı engelli okuluna veren velilerden ücret talep etmiyor. Uygun şartlara rağmen çocuğundan ayrılmayı göze alamayan ailelerin imdadına kaynaştırma eğitimi yetişiyor. Böylece çocuklar evlerine en yakın okulda, engelli olmayan arkadaşlarıyla aynı sırayı paylaşabiliyor. Kaynaştırma eğitimi, Türkiye genelinde yaygın olmasa da Avrupa ve İskandinav ülkelerinde tercih edilen bir sistem.

“Karar verene kadar iki yıl düşündük”

Kaynaştırma eğitimiyle, görme engelli çocuklarının istikbalini güvence altına almaya çalışan aileler de var. Onların tek isteği çocuklarının engellerine inat hayata daha sıkı tutunabilmesi… Bu çok kolay olmuyor haliyle. Kayıt günü başlayan sorunlar sonraki günlerde de devam ediyor.

Ayşen Alakaya (37) muhasebeci. Sekizinci sınıf öğrencisi Gizem Alakaya’nın annesi. Gizem, çıkarılan kanundan sonra entegrasyon eğitimine başlayan ilk çocuk. Alakaya, bu eğitimin adını dahi duymadığına, engelli derneklerinin de bu eğitim için herhangi bir yönlendirme yapmadığına dikkat çekiyor. Parıltı Derneği Başkanı Hale Bacakoğlu’nun sayesinde kaynaştırma eğitimini tanıdığını belirtiyor. Alakaya, aylar alan karar verme sürecini şöyle aktarıyor; “Karar vermek çok zordu. Yatılı okula vermek istemiyordum ama önümde örnek öğrenci olmadığı için de tereddüt ediyordum. Yanlış yapmaktan korktum. Gizem ilk önce engelsiz çocukların eğitim gördüğü anaokuluna gitti. Hiç sorun yaşamadık. Bundan cesaret alıp korkularımı bastırdım ve entegrasyon eğitimi almasının daha iyi olacağına karar verdim.”

Bu yıl Kocaeli İstasyon İlköğretim Okulu’na başlayan Enes Deniz’in babası Aziz Deniz (35) için de karar vermek kolay olmamış. Deniz, ‘acaba ne yapsak’ sorusuyla iki yıl boyunca boğuştuğunu, Enes anaokuluna gitmediği için de daha çok tereddüt yaşadıklarını belirtiyor. Yatılı okulu ise hiç gündeme almamışlar. Deniz, oğluna okul ararken yaşadıkları bir olayı aktarıyor: “Geçen sene Türkan Sabancı Engelliler Okulu’na gittik. Birinci sınıftaki bir kız çocuğu annesini özlediği için ortada dolaşıp ağlıyordu. Özellikle eşim çok üzüldü ve o an çocuğumuzu yatılı okula vermememiz gerektiğine inandık. Kaynaştırma eğitiminden de haberimiz yoktu. Kısa süre sonra Parıltı Derneği’yle tanıştık. Kaynaştırma eğitiminin ne olduğunu öğrendik. Yalnız okula başlamadan önce Braille (görme engellilerin kullandığı alfabe) öğrenmesi gerekiyordu. Bir ay içinde oğlum Parıltı Derneği’ndeki gönüllü eğitimciler sayesinde okuma yazmayı ve matematikte dört işlem yapmayı öğrendi. Hızla yol kat edince kaynaştırma eğitimine vermeyi kararlaştırdık.” Cankut Değerli’nin annesi matematik öğretmeni Nuray Değerli ise Amerika’daki engelli okulları ile buradakileri karşılaştırdıktan sonra entegrasyon eğitimine karar verdiğini belirtiyor. Amerika’daki görme engelli okulunun tüm duvarları öğrencilerin yaptığı rengarenk resimlerle doluyken Türkiye’deki okulun duvarlarının boş olduğunu gören Değerli, “Benim çocuğuma buranın verebileceği bir şey yok. Çünkü onun iç dünyasındaki zenginliği görmezden geliyor. Çocuğum engelli diye neden duvarlar boş kalsın ki!” diyerek beş yıl önce tercihini kaynaştırmadan yana kullanmış.

Veliler ile kaynaştırma eğitimine başlayan öğrencilerin ilk kaygısı nasıl bir ortamla karşılaşacaklarını bilmemeleri. Kayıttan veli toplantılarına, çocukların arkadaş ilişkilerine kadar her şey endişe nedeni onlar için. Kayıt esnasında somut sıkıntılar yaşamasalar da özellikle okul müdürlerinin ilk sorduğu soru ‘neden engelli okulunu göndermiyorsunuz’ oluyor. Velilerin ortak düşüncesine göre, idari kadro, engelli öğrencinin sorumluluğunu almak istemiyor. Nasıl eğitim verileceği de zaten bilinmiyor.

Parıltı Derneği Başkanı Hale Bacakoğlu, dakikalarca okul müdürlerini ikna etmeye çalıştıklarını, çoğu müdürün yasadan haberdar olmadığını fakat çocukların başarısını görünce sorunun ortadan kalktığını söylüyor.

Engelli öğrencilerin varlığına tüm okulun kısa sürede alıştığı gün gibi aşikâr. Örneğin, okula yeni başlayan Enes Deniz şimdiden tüm okulun gözdesi. Görme engelli hiçbir çocuk bulunduğu ortamdan, arkadaşlarından şikayetçi değil. Zaman zaman teneffüs zili çaldığında sınıfta unutulsalar da engelleriyle de kendileriyle de barışıklar. Zaten kaynaştırma eğitiminin en büyük yararlarından biri, öğrencinin kendini kollanmaya muhtaç hissetmemesi. Dolayısıyla yaşadığı ihmalleri de önemsemiyor.

Destek öğretmen şart!

Kaynaştırma eğitimine başlayan tüm öğrenciler okuma yazma biliyor. Dolayısıyla ilk yıl herhangi bir sorun çıkmıyor. Ancak öğretmenler özel eğitim formasyonuna sahip olmadıkları için sonraki yıllarda problemler baş gösteriyor. Bu sorunları ortadan kaldırmak ve sınıf öğretmenlerine yardımcı olmak için okula haftada iki gün ‘destek öğretmen’ adıyla özel eğitim öğretmeni geliyor. Destek öğretmen, sınıfta öğrencinin alamadığı ya da duyarak öğrenemeyeceği konuları anlatırken bir yandan da ona psikolojik destek veriyor. Fakat bu sistem sadece İstanbul’da var. Bir öğretmen Anadolu diğeri de Avrupa yakasındaki okullarda hizmet veriyor. Öğretmenler bir günde beş ya da altı semte gitmek zorunda kalıyor. Bundan dolayı ‘gezici öğretmen’ olarak da tanınıyorlar. Öğrenci ve velilerin en büyük isteği destek öğretmen sayısının artması. Yavuz Selim Özdamar (33), 1998 yılından bu yana öğretmenlik yapıyor. Üç yıldır da kaynaştırma eğitimi öğretmeni. Son olarak ise İstanbul genelindeki kaynaştırma öğrencileriyle ilgileniyor. Çünkü diğer özel eğitim öğretmeni askerde. Zaman yetmediği için yakın semtleri birleştirdiğini söyleyen Özdamar, ikili ve üçlü gruplar oluşturarak ders işlemek zorunda kalıyor. İşlerin yetişmesi için günde en az yüz kilometre yol yapması gerekiyor. İşin kendine ait bir büyüsü olduğunu kaydeden Özdamar, çocukların dünyasını keşfettikçe işine daha da bağlandığını belirtiyor. “Yakın zamanda çocuğum dünyaya geldi. Düşünüyorum da ben de küçük yaşta çocuğumu yatılı okula veremem. Eğer öğrencilere destek olmazsam onlar yatılı okula gitmek zorunda kalacak. Kendimi öğrencilerimin ailelerinin yerine koyunca şikâyet edemiyorum. Hepsi çok başarılı. Bu eğitimi hak ediyorlar.” diyen Özdamar’a göre kaynaştırma eğitimi çocuk ve toplum açısından çok yararlı. Engelli öğrenci hayattan kendini soyutlamıyor ve yaşama katılıyor. Diğer öğrenciler ise bir engelliyle nasıl yaşandığını, çevrelerindeki engellileri yadırgamamayı ve bir engelliye nerede, nasıl yardımcı olması gerektiğini öğreniyor. Özdamar bu durumu ‘mükemmel bir sosyolojik gelişme’ olarak değerlendiriyor. Destek öğretmenlerin en büyük sıkıntısı ise ders anlatırken kullanabilecekleri materyal eksikliği. Yavuz Selim Özdamar, materyalleri kendisi oluşturmaya çalışsa da yetersiz kaldığını kabul ediyor ve ekliyor: “Sosyal bilgiler dersinde Türkiye coğrafyasından bahsediyorsunuz ama öğrencinin dokunacak kabartma bir haritası yok. İnsan vücudunu anlatıyorsunuz ancak bağırsağın nasıl bir şey olduğunu anlatamıyorsunuz. Yurtdışındaki gibi, anlatılan her konunun engelliler için bir maketi olmalı.”

‘Üçüncü gözüm oldu’

Gizem Alakaya, destek öğretmenine minnettar. “Olmasaydı, imla işaretlerini, matematik ve fen derslerindeki şekilleri, parantezli soruları ve matematik sembollerini öğrenemezdim.” diyor. Bu sene birinci sınıfa başlayan Enes Deniz’in ise henüz destek öğretmeni yok. Baba Aziz Deniz, eğer ileriki sınıflarda ihtiyaç duyulursa gerekli makamlardan bunu talep edeceğini ifade ediyor.

Veliler öğretmenleri iki gruba ayırıyor. Bir grup, engelli çocuğu kabul ediyor, ona anlayışla yaklaşıyor ama öğrencinin gelişimi için gayret göstermiyor. Diğer grup ise engelli öğrencinin sınıfta gören gözü oluyor. Bu sene yeni eğitime başlayan Enes Deniz’in öğretmeni Yasemin Yazır beş yıllık öğretmen. İlk kez engelli bir öğrencisi oluyor. Enes’e gösterdiği ilgi ve verdiği önem diğer öğretmenler tarafından da merakla izleniyor. Yazır, engelli bir öğrencisi olacağını yaz tatilinde öğrenince kendini hazırlamaya çalıştığını, yaşayabilecekleri olumsuz tüm durumlara kendini alıştırdığını, özel eğitim metotlarına karşı da meraklı olduğunu anlatıyor. Nasıl ders işlediğini ise şöyle anlatıyor: “Enes’in sınıftaki varlığını hiç unutmuyorum. Elmayı göstererek ‘Bu ne çocuklar?’ demiyorum. Kırmızı, ekşi, tatlı ve yuvarlak olan bir meyve diyerek tanımlıyorum ve tüm çocuklara bunun ne olduğunu soruyorum. Sınıfta diğer öğrencilere gösterdiğim en ufak resmi bile anlatma ihtiyacı hissediyorum. Hatta Enes diğer çocuklara göre şekilleri daha önce algılıyor. Braille alfabesini de öğrenmeye çalışıyorum. Tamamen öğrendiğimde destek öğretmene ihtiyacımız olmayacağını düşünüyorum.” Yasemin Yazır, Parıltı Derneği’nden eğitmen öğretmenlerle de sürekli görüşüyor. Bunun işlerini kolaylaştırdığını vurgulayarak “Kaynaştırma eğitimi önemli ve yararlı. Enes benim üçüncü gözüm oldu. Onun hayata bakışı çok renkli. Enes’ten öğreneceğim çok şey olduğunu düşünüyorum.” diyor.

Kabartma kitap sıkıntısı…

Kaynaştırılmış eğitimin yararları kadar eksiklikleri olduğu da bir gerçek. Yeni eğitim yılı başladı fakat öğrencilerin sorunları devam ediyor. Her sınıf için kabartma kitabın olmaması ve Ankara’dan gönderilen kitapların sınıf içinde kullanılan kitaplara uymaması nedeniyle öğrenciler sıkıntı yaşıyor. Veliler bu duruma çözüm bulmaya çalışırken geride bıraktıkları her öğrenim yılı için derin bir nefes alıyor. Kitap olmadığı için öğrenciler duyarak öğrenmeye çalışıyor. Burada da iş yine ebeveyne düşüyor. Sınav dönemlerinde anne -babalar çocuklarına saatlerce kitap okuyor. Veliler, zorluklarla boğuşurken bir yandan da kendilerine göre çözümler üretiyor. Enes Deniz’in babası Braille alfabesini öğrendiği için okul kitaplarını Braille alfabesiyle tekrar yazıyor ve grafiker anne Necla Deniz de kitapta yer alan resimlerin etrafını Enes dokunup hissedebilsin diye kabartıyor. Ayşen Alakaya da her akşam gün içinde işlenen tüm konuları kasete okuduğunu ve kızının sınavlara kasetleri dinleyerek hazırlandığını anlatıyor. Nuray Değerli ise oğlu Cankut’u ders kitaplarını okuyarak sınavlara hazırlıyor. Gizem Alakaya sekizinci sınıf öğrencisi ve fen liseleri sınavına girecek. Haftada iki gün, engelli olmayan çocukların bulunduğu dershaneye gidiyor. Gizem yeteri kadar test çözemediğinden yakınıyor. Çünkü test çözebilmesi için birinin ona soruları okuması gerekiyor. Annesi çalıştığı için ancak akşamları bir iki saat test çözebiliyorlar. Gizem, gönüllü kaset okuyucularının olmasını ve test kitaplarının sesli hale getirilmesini istiyor. ‘Eğer kasete okunmuş test kitapları olsaydı daha çok test çözer, daha başarılı olurdum’ diyen Gizem, iki yıldan bu yana da sınavla kazandığı Üstün Yetenekliler Okuluna gidiyor. Nuray Değerli kabartma kitap ihtiyacının en kısa zamanda karşılanması gerektiğini belirterek “Türkiye’de çıkan ilk kabartma çocuk dergisi ‘Bal Arısı’nın sayesinde Cankut’un okuması ilerledi. Kendi başına okumanın ne kadar zevkli olduğunu keşfetti. Neden bir Harry Parter’ı, klasikleri kabartma olarak okumasın ki?” diyor.


PARILTI DERNEĞİ’NİN FAALİYETLERİ

Başkanlığını Hale Bacakoğlu'nun yaptığı dernek 26 Şubat 2003 tarihinde İstanbul'da kuruldu. Engelli çocukların eğitimlerini tamamlamamaları ve rehabilitasyonu için gerekli alt yapı çalışmalarını yürüten Parıltı Görmeyen ve Az Gören Çocuklara Destek Derneği, okuma- yazma çalışmalarıyla da önemli bir eksiği gideriyor. 4- 6 yaş arası 35 çocuğu yuvaya hazırlıyor ve kaynaştırma eğitimi alacak çocuklara da gönüllü eğitimciler aracılığıyla İngilizce, Matematik, Bilgisayar ve kabartma okuma-yazma çalışmaları yaptırıyor. Abaküs, tablet, rulet, kalem ve pergel gibi yardımcı donanımların kullanılmasını öğretiyor. Tüm bu çalışmalar sonucunda 'kaynaştırma eğitimi' alacak öğrenciler yeni eğitim- öğretim dönemine bir adım önde başlamış oluyor. Dernek vermiş olduğu hizmetle Türkiye'de bir 'ilk'i gerçekleştiriyor. Tüm hizmetlerden yararlanabilmek için sadece üye olmak yeterli. Telefon: 0216 449 39 39 - www.parilti.org.tr


Kaynak