Sayfa 2 / 6 İlkİlk 123456 SonSon
Toplam 88 mesajın 16-30 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #16
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Çok ama çok önemli bir konuya belki farkında olarak yada olmayarak parmak bastın pegasussssssssssss.

    Parçanın bestecisinin Ermeni olmasından çok daha önemli konular var söz konusu bu müzik oluncaaaaaaaaaaaa.

    Türk Sanat Müziği...

    Ya bu konu da başlarsam anlatmaya beni topa tutarsınız. Ama olsun gerçekler adına konuşmaya başlayacağım demektir.

    Ama şimdi yorgunum, bu konuya en kısa zamanda döneceğim.

  2. #17
    Üye
    nüans Avatarı

    Üyelik Tarihi
    12.03-2007
    Son Giriş
    19.05-2016
    Saat
    21:51
    Mesaj
    306
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Valla pegasus repertuarda geçmedik o eseri. Dışardan cd den kasetten dinlediğimiz kadar biliyoruz işte. Sayende Osmanlı Ermenisi Kemani Serkis Efendiye ait olduğunu da öğrenmiş olduk Sanem ablam konuyla ilgili hararetli bi açıklama yapıcaktır. Son yazısından onu anladım Ama şunu belirtmek isterim ki Osmanlı döneminde savaşlar v.s. nedenleriyle Osmanlının himayesine giren toplulukların; bunlar kimler mesela? Rumlar,ermeniler, acemler... işte bu milletlerin bestekarlarının, Osmanlı Müziği de dediğimiz Klasik Türk Müziğine kazandırdıkları eserler oldukça fazladır. Benim şimdilik diceklerim bukadar. Sanem ablamın açıklamasından sonra bilgimiz dahilinde bişey olursa aktarmaya çalışırız :wink:

    Söz andante de )

  3. #18
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Söz hepimizde sevgili yarenim

    Ancak peşin peşin söyleyeyim; bu konu öyle kısa yazılarla anlatılacak bir şey değil. Uzun soluklu bir yazı açıkcası. Uzun yazıların pek okunmadığını bildiğimden parçalara ayırarak yazacağım.

    Bir konuyu daha söylemek istiyorum. Yazacaklarım sadece ve sadece gerçekleri ortaya koymak adınadır. Ne bu müziği küçümsemek yada yok saymak adına, ne de övmek adına olacaktır. Dürüst olmam gerekirse benim tercih ettiğim ve bazılarını zevkle dinlediğim bir müzik türüdür bu.

    Önce bu müzikte iki şeye çok ısınamadığımı daha doğrusu eleştirdiğimi söylemekle başlamak istiyorum. Kelimelere takıldığım falan yok demeyeceğim ben kelimelere takılırım.

    Türk Sanat Müziği....

    Bu isim herşeyden önce yanlış bir isim. İlk yanlışlık başındaki Türk kelimesiyle başlıyor. Üzerinde en fazla duracağım konulardan bir tanesi bu olacak.

    Sakın bu satırları okuyup ne yani bu başkasının müziği mi bizden hiç katkı yok mu gibi bir soru şimdiden gelmesin. Tabikii katkımız var, ama ona bu başlığı verdiğimiz andan itibaren yıllardır müzik tarihçileri arasındaki kavganın tam ortasına düşmüş oluyoruz.

    İkincisi de Sanat kelimesi....

    Ya tabikii sanatın ne olduğunu bu işin içindekiler çok kolaylıkla bileceklerdir. Bu sanat kelimesinin buraya yerleştirilmiş olması son derece saçmadır aslına bakarsanız. Mantığını anlıyorum ve mantığını yani bunun nedenlerini de açıklayacağım. Ama "ne yani Türk halk müziği ne bu anlamda " diye bir soru sorulduğunda cevap veremeyiz bu durumda. kapı gıcırtısı dersek Türk halk Müziği için son derece doğru bir mantık olur. Bu sanatsa, diğeri kapı gıcırtısıdır.

    istanbul güzel kentimim, taa dokuzuncu yüzyılın başında müziğin merkezi olmuştur. Bizde de çok fazla olmasa da batı da müziğin gelişmesi tam anlamıyla Kilisenin etkisiyledir. Kilise halkı biraz daha kiliseye yaklaştırmak ve daha da hristiyan yapmak için müziği araç olarak kullanırken İstanbul 9. yüzyılda özellikle ortadoksların merkezi durumuna geldi.

    Bu yüzyılda sadece ortadokslarda değil diğer kiliselerde de müzik öncelikle kiliselerde gelişmeye başladı.

    Ermenisi, yahudisi, rum u hepsi bir birey olarak kilisesiyle bütünleşirken dini müzik hızla gelişmeye başlıyordu. Henüz Fatih Sultan Mehmet istanbul u almamıştı ama ogün kü İstanbul işte böylesine dini müzik açısından cennet dönemler yaşıyordu.

    Pekii, din dışı konularda müzik yapılıyormuydu? Tabikii yapılıyordu. kendi aralarında bir araya gelen tün toplukluluklar gibi.

    Fatih Sultan Mehmet le son derece ilginç bir dönme başladı açıkcası. Osmanlıyı bir çok anlamda eleştirebiliriz. Kızabiliriz, yada sevebiliriz. Bunların hiç biri şu anda benim için önemli değil.

    9. yüzyıla gelmeden önce Bizans müziğinin merkezi Suriye ve Filistin iken Kostantinapolis e geçmiş olması ve bu durumun 15. yüzyıla kadar devam etmesi bizim için son derece önemlidir.

    İstanbul un fethiyle birlikte önce büyük bir korku yaşayan bu yabancı guruplar sonra büyük bir nefes almışlardır. İstanbul un el değiştirmesi nedeniyle asılıp kesileceklerini yada yok edileceklerine inanan halk gerçekten çok şaşırmıştır. Korku belası uzaklara kaçanlar dahi ,müzisyenlerden söz ediyorum, daha sonraları tekrar istanbul a gelecek ve İstanbul bu anlamda cennet olmaya devam edecektir.

    İstanbul un fethi ortadoğudaki seçkin kültür merkezlerinde faaliyet gösteren müzisyenleri de buraya gelmesini sağladı. Çeşitli din ve cemaatlerden oluşan Osmanlı toplumunda halk bu anlamda beraberce yaşayabiliyorlardı. Herkes kendi dini müziğini veya halk müziğini yapabiliyordu.

    İster istemez birbirleriyle etkilenen müzisyenlere bir de doğu dan gelen bizim kültürümüz de eklenince ortaya özellikle saray da, çok farklı bir müzik türü çıktı.

    Seçkin insanların yetiştirildiği o dönemin üniversitelerinde okumuş kişiler sarayda yer almaya başlarken bu kişilerin büyük bir çoğunluğunu Türk olmayanlar oluşturuyordu. Hemen hemen hiç yok denilecek kadar azdı saray da bu kişiler. Burada yapılan müziğin kendine özgü bir uslubu ve tavrı vardı bir çeşit soylu müziği diyebiliriz aslına bakarsanız.

    Ermeniler, Yahudiler, Rumlar dini müziklerinin ötesinde günlük yaşayışlarıyla beraber getirdikleri bir çok müzik özelliğini sarayda birleştirdiler.İşin içine özellikle bizim Tasavvuf müziğimizden gelen bazı özellikler de katıldı. Ve ortaya adını bugün Türk Sanat Müziği dediğimiz bir müzik ortaya çıktı.

    Bu ad cumhuriyet döneminden sonra verilecektir. O dönemlerde saray müziğiydi bunun adı.

    Cumhuriyet öncesi dönemine kadar büyük bir çoğunluğu azınlığın olan bu müzik türü, cumhuriyet sonrası dönemle bazı Türk bestecilerinin de ortaya çıkmasıyla biraz daha Türkleşti.

    Ama gerçeğe inecek olursak bu müziğin özünde, Türk müziği özelliklerinin yanında yukarıda adlarını saydığımız etnik gurupların, yada cemaatların katkısı çok daha fazladır.

    Buna neden hala ısrarla Türk Sanat Müziği diyoruz anlayabilmiş değilim.

    Osmanlı mimarisi diyoruz da, neden osmanlı saray müziği demiyoruzzz

    Sakıncası mı var?

    Evet var, Bir Ermeni, bizim vatandaşımız değil ama Ermenistan dan bir Ermeni vatandaşı çıkıp, yahu siz ne diyorsunuz o müzik te benim makamlarım benim özelliklerim var siz nasıl buna Türk dersiniz diye sorsa verilecek cevabımız olamaz bana göre.Aynı şeyi bir Yahudi vatandaşı ya da Rum da rahatlıkla yapabilir.

    Buna Osmanlı müziği demek işin içine gerçeği kattığı gibi yüceltir de bizleri.Beraber yaşamayı becerebilmiştir Osmanlı bana soracak olursanız .

    Neyse bugünlük bu kadar olsun. Bitmedi bu yazı kolay kolay bitmezzzzz

    Bu arada pegasusum o dönemin en büyük bestecilerinin bir kısmının adını yazayım izninle,

    Zaharya; Yunanlı büyük müzisyen

    Tanburi İzak ( Ortaköylü Fresko Romano )

    Bimen Şen Çok büyük bir bestecidir ve Ermenidir

    Hampartzum Limonciyan O dönemlerde kendi bulduğu bir nota sistemiyle Osmanlılarda ilk kez müziğin notalanmasını sağlayan kişidir.

    Demetrius Cantemir Moldovyalıdır daha sonra adı Kantemiroğlu olarak değiştirilecektir.

    Ya bu sıra uzar giderrrrrrrrrr. Türk sandıklarımız hepsi devşirme yabancı kökenli sanatçılardır. Onlar hallerinden çok mennundular ama bunu böyle bilesizzzzzzzzz.

  4. #19
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sanem güzel açıklamaların için çok teşekkür ederim.

    Limonciyanı ve geliştirdiği nota sistemini daha önce okumuştum. doğrusu bu ermeni yurttaşın (Eski) başardığı bu işle gurur duymamak elde değil.

    Bu işin ne önemli olduğunu sanırım müzik tarihçileri bizden iyi bilirler.

    Doğrusu verdiğin bilgileri ana hatlarıyla biliyordum. Ama verdiğin bilgiler eksiklerimle yüzleşmemi sağladı ve doğrusu bunlar önemli eksiklerdi de.

    Aslında ben müziğimizin daha çok bizans müziği etkisinde olduğunu okumuştum. Tabi bu tasavvuf ve sanat müziğimiz için söylenebilir.

    Halk müziğimiz başkadır o "öz be öz türk oğlu türktür" diyemiyoruz. Çünkü halk müziğimizde de müthiş bir ermeni ezgisi ve enstrümanı etkilenmesi var bildiğim kadarıyla. Hatta eğer hafızam beni yanıltmıyorsa bağlamamızın tellerinin üçlü sisteme geçmesi de bir ermeni etkilenimi dolayısıyla gerçekleşmiş...

    Buraya kadar söylediklerimiz aslında sosyolojik ve tarihi gerçekliklerle de çok uyumlu. Osmanlı gibi kozmopolit bir yapıda müzik gibi etkilenimin en üst düzeyde olduğu alanın karışmaması mümkün olmazdı.

    Ancak burada akla şöyle yanlış bir düşünce gelebilir. Yaptığımız sohbet vesilesiyle de bazı büyüklerimizin bu kanıda olduğunu bildiğimden hemen uyarmak isterim. Evet Türkler bu coğrafya da bulunan kültürlerden çok etkilenmişlerdir ancak çok da büyük katkıda bulunmuşlardır.

    Bir araştırmacı -adını anımsamıyorum- eski türk enstrümanları diye bir çalışma yapmıştı. Bu kitabı kitapçıda kitaplara bakarken görmüş ama pahalı olduğu için de satın almamıştım. Araştırmaya göre şu an unutulmuş ama zamanında Orta Asya türkleri tarafından kullanılan 300(üçyüz) e yakın enstrüman var. Evet Türkler (Hani o çoban olmakla suçlanan türkler) orta asya da tam üçyüz farklı enstrümanla duygularını ifade etmişler. Orta asya türkleri nasıl çobansa! tarihin en eski yazılı sistemlerinden birini gerçekleştirmiş, Altay dağları etklerinde şehirler kurmuşlardır! Bugün orta asya steplerinde çalışmalar yapan rus arkeologların buldukları bir kurgandan çıkan prens elbisesi hala bilimadamlarınca o dönemde nasıl yapıldığı anlaşılamamıştır. Tamamen altından yapılmış bu elbisenin hikayesi Türk tarihi hakkında bilinenleri (Yada oryantalist kafaların türkiyedeki uzantılarınca bilmemiz istenen) anlamsız kılmaktadır. (Bu vesileyle sevgili Hasan abiye de (Kuyucak) yemek yerken söyledikleri için bir cevap vermiş olayım )

    Bu konuyla ilgili çok ama çok önemli bir link.

    http://images.google.com.tr/imgres?i...26lr%3Dlang_en


    http://www.2023.gen.tr/agustos2001/i...ltinelbise.jpg


    http://images.google.com.tr/imgres?i...ng_en%26sa%3DN

    Bu eserleri çobanlar yapmadı tabiki. Orta Asya da türkler göçebe olarak olduğu kadar yerleşik ve oldukça köklü medeniyetler de kurdular. Bunu belirttikten sonra konumuzu "geldikleri kültürden çaldıklarıyla/aldıklarıyla varolabilen türkler" noktasından çok daha gerçek ve akılcı bir noktada devam edebiliriz.


    Türkler anadoluya geldikten sonra doğal olarak hem batı kültürüne bu enstrümanların bir kısmını sokmuş hem de onların enstrümanlarını, müzik sistemlerini kabul etmiştir.

    Müzik gibi bir duygu alanını "onlar mı bizden çok etkilenmiş yok sa biz mi onlardan" gibi abuk bir şovenist tartışmaya taşımak istemem. Ancak tarihimizi de kompleksler üzerine kurmanın bizlere bir faydası oldugunu düşünmüyorum.

    Sonuç itibariyle ortaya çıkan ve bizlere "türk sanat müziği" olarak öğretilen senin tabirinle osmanlı saray müziği inanılmaz zenginliğe sahip. Bu müzik yanılmıyorsam batının sistemli müziğinin dünyadaki tek rakibidir. Yani orkestrtası olan yegane müzik sistemi batının dışında bizim sanat müziğimizde var. Ayrıca bizim sanat müziğinin melodik zenginliğinin de batı müziğinden daha zengin olduğunu biliyorum.

    Sonuç itibariyle Ermenisi, Rumu, Yahudisi Türkü el ele vermiş ve insanın yüreğine dokunan bir müzik gezegeni oluşturmuş. Ben bu gezegenin ırmaklarına, denizlerine, ormanlarına vurgunum. Hani uzay mekiğimle çok gezegenler dolaşıyorum ama doğrusu hiçbirinde kendimi bu kadar mutlu hissetmiyorum. İtiraf etmeliyim ki doğup büyüdüğüm gezegen halk müziğidir ve burası benim evimdir. Ama hani iki kişiye aşık olan bir çaresiz gibi her ikisiyle de emzirdiğim ruhumu başka hiçbir sevgili mutlu edemiyor...


    Ahanda yine bastı efkar. Ben mekiğin rotasını oraya çeviriyom...

  5. #20
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    "İkinci chris spheeris entel geyiği"mizin -1,5 yıl sonra- yaklaştığını seziyorum. Yanılıyor muyum? :twisted:

  6. #21
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Babür abi sen atla valla peşinden gelecem ben de

  7. #22
    Üye
    Hanımeli Avatarı

    Üyelik Tarihi
    19.07-2007
    Son Giriş
    17.12-2007
    Saat
    23:05
    Mesaj
    123
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sanem engin bilgi paylaşımın için çok teşekkür ederim…
    Seni büyük keyifle okuyorum…
    Ben “Kimseye etmem şikayet” eserinin
    Ermenice bir yorumu, var mı? Yok mu? Asıl onu merak ettim…
    Bunu bir araştıracağım…
    Bulabilirsem paylaşırım sizlerle de…

    Babür Türkçesini bulduk, Ermenicesi kaldı demezsin umarım!!!

  8. #23
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ahanda çok ciddiyim

    Burada bu ciddiyeti bozacak yazılar anında silinecektir efendim. Dün dünde kaldı, aynı hatayı ikinci kez sizlere yaptırmayacağım sevgili arkadaşlarım.

    Şaka bir yana, tartışalım ve konuşalım, hatta zaman zaman espiriler de katalım işin içine. Asık suratlı bir ciddiyeti sevmediğ-imi biliyorsunuz. Ama konunun özünden sapmayalım arkadaşlar.

    İnanın bu çok önemli bir konu.

    Şimdi sevgili hanımeli; ya bu arada ben bu çiceğe bayılırımmmmm.

    Kimseye etmem şikayet adlı şarkımız Söz yazarı ve beste olmak üzere aynı kişiye aittir diye biliyorum. Ama yinede bakmak lazım. Emin olduğum bu parçanın bildiğimiz sözlerden başka dilde yazılan bir sözü yoktur. Osmanlıcadır zaten sözler. Türkçe demeyelim bu sözlere.

    Kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime

    Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime

    Perde-i zulmet çekilmiş, korkarım ikbalime

    Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime

    Vay beeeeeee geleceğime baktıkça mum gibi eririm diyorrrrr. Doğru diyor. Neyse ben yine konumuza döneyim.

    Pegasus son derece doğru konulara değinmiş aslına bakarsanız. Bazı konularda biraz düzeltme yapmak gerekecek sadece.

    Gerçekten Türkler Anadolu ya gelirken yaşadıkları her toprakta var olan kültüre saygı gösterirken, kendi kültürlerinin etkisini de hissettirmişlerdir. Bu doğru.Ancak Türk Halk Müziğiyle Türk sanat Müziği karşılaştırılacak olursa en fazla farklı kültürü Türk sanat müziği içinde barındırır.

    Türk Halk Müziğinde de bu topraklara ait kültürlerden izler kesinlikle vardır ve olması gerekendir ama Türk sanat müziği tamamiyle yabancı bir kültürün üstüne inşa edilmiş yepyeni bir başka kültürdür.

    Batı müzisyenleri çok ama çok uzun bir süre doğu müziğini aşağılamışlardır. Aşağıladıkları en büyük yan da bizim müziğimizin tek sesli oluşundan kaynaklannasıdır.İşte batı müzisyenlerine tamamiyle karşı olduğum konulardan bir tanesi budur.

    Tek seslilik başka ulusların müziğinde ilkel olabilir ama bizim melodik yapılanmamız o kadar zengindir ki ihtiyaç bile duyulmaz.

    Evet doğrudur bizim müziğimiz tek seslidir. Tek sesli olmasının çeşitli nedenlerinden bir tanesi, batı müzğinde tonalite türk sanat müziğinde makam denilen kavramın çok seslilik için uygun aralığı bulamamasıdır.

    Bunu açıklayalım arkadaşlar. Kesinlikle anlayabileceğiniz bir dil kullanacağım.

    Batı müziği Bach sayesinde 24 ton denilen bir sisteme kavuşmuştur. Yani eserler 12 tane majör ve 12 tane onun tüm özelliklerini içinde barındıran akrabası şeklinde minör tonlardan oluşur.

    Toplam gördüğümüz gibi 24 tane ton yani makam vardır. Ve bu tonlar oluşurken değişmeyen kuralları içinde barındırır.

    Örneğin bir tam ses; yani do ve re arası diyelim batı müziğinde birbirine eşit iki parçaya ayrılırken bizim müziğimizde do ve re arası birbirine eşit olmayan tam 9 parçaya ayrılabilir.

    İlk anda büyük bir zenginlik gibi gelse de matematiksel olarak bu 9 sesin varlığı olmakla birlikte insanoğlunun bu dokuz da bir parçayı ki buna koma diyoruz algılaması bir hayli zordur.

    Ve batı müziğinde diyez yada bemol adını alan bu değiştirici işaretlerden bir tanesi diyelim ki diyezli bir tonsa, asla ama asla bemol dediğimiz başka değiştiriciyi kullanamazsınız.

    Biz de ise böyle bir sınırlama yoktur. İstediğimiz yerde istediğimiz değiştiriciyi çok rahatlıkla kullanabiliriz.

    Doğal olarak batıdakinden daha melodik ve arlıkları birbirine yakın eserlerimiz vardır bizim. Çok seslilik ise bu yüzden hemen olanaksızdır demesekte kendine özgü olacaktır.

    Batı müziğinde ise melodik yapılanma bizdeki gibi çeşitlilik göstermediğinden doğal olarak onlar dikey olarak, yada yatay olarak notaların aynı anda tınlaması anlamına gelen çok sesliliği bol miktarda kullanabilirler. Buna da zenginlik diyorlar.

    Tabikii çok seslilik bir zenginliktir. Ama bir müzik yani bizim müziğimizin meledik yapılanmasında biz çok sesliliğe pek ihtiyaç duymayız.

    Batı müziğinin farklı yani bu 24 tonla sonsuz eserler verbilecek güce sahip olmasıdır. Bizde ise 500 ten fazla makamın olduğu bir gerçektir.

    Burada Türk Müziğini eleştiririm. Bu sayı azdır arkadaşlar. Sonsuz makam elde edilebilir matematiksel olarak.

    Örnek;

    do-re-mi-fa-sol-la-si do dan başlayarak bir do dizisi batı da do majör adını alır.

    Bizdeki adı farklıdır ve biz buna kabaçargah deriz. Aynı şeydir.

    Do majör bir parça asla değiştirici işaret yani diyez yada bemol almaz.

    Şimdi ben, bu do dizisinde atıyorum haaaaa, sol notasının sesini bir koma inceltmeye karar verdim. Alın size yeni bir makam ve adına sanem makamı diyelim.

    Sanem makamını çalarken ve söylerken bir koma ses çalınamayacağı ve duyulamayacağı için o sol bir koma diyez, yine sol olarak çalınır ve söylenir. Ama teori de o artık başka bir makamdır.

    Ya olur mu böyle bir şeyyyyyyyyyyyy.

    Bu mantıkla gittiğinizde 500 değil sonsuz makam elde etmeniz söz konusudur.

    Ve Türk Müziğinin makam yönünden zenginliği anlatılırken bu sayı hep verilir. Başkalarının yanında kullanmayalım bu sayıyı komik oluyoruz.

    Ama yinede diyebilirim ki batı da olmayan bu 24 ton sistemine karşı gelmekten dolayı, farkında olmadan tabii, batıdan çok daha fazla makamımız vardır. Bu sayı 500 olmasa da kullanılabilen makam sayısı 50 yi geçmez.

    Olsun yine de iyi bir sayıdır ama abarmayalım değil miiiiiiii.

    Kimseye etmem şikayette, batı da karşılığı olan bir makamdır.

    Batılılar solminör der, biz de ona nihavent deriz.

  9. #24
    Üye
    bayke Avatarı

    Gerçek Adı
    Kemal
    Üyelik Tarihi
    06.04-2005
    Son Giriş
    07.02-2009
    Saat
    15:10
    Yaşadığı Yer
    İSTANBUL/Beykoz
    Mesaj
    756
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    izninizle şu sayfaya naçizane bi katkıda buluniim bu TSM siz, TSM bunsuz olmasss
    ...ve bi akşam da fasıl yapalım beeahh
    nasıl olsa felekle iiyce yüz göz olduk
    atarız önüne bi çorba parası idare eder artık..
    tende gelen teneşirde gidermiş..napiim ben buyum.
    40 ından sonra değişti dedirtmem kendime.
    raki04ik6 - Klasik Türk Müziği 1
    Shot with C2040Z

  10. #25
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sağolasın Sanem Hocam,

    Yeri burası mı bilemiyorum.. Benim epeydir kafama takılan bir (hatta bir kaç) konu var:

    İzmir'in Kavakları'nı Candan Erçetin'den ilk kez dinlediğimde şok geçirdim. :shock: Ya tamam.. Birbirimize çok yakınız, hatta içiçeyiz falan da, bu kadar olur mu yani?.. Böyle bir türkünün hem Türkçe, hem Yunanca versiyonu.. (Aslında güzel de olmuş, bence.. )

  11. #26
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Uyuz bir ukalalığın elinden tutacaz ya...Bir iki düzeltme yapalım.


    Birincisi sanem senden beklemediğim bir hata yapmışsın. "Türkçe değil osmanlıca demeliyiz" şeklinde bir cümlen var.

    Yahu osmanlıca türkçe değil mi? Çok bilinen bir yanlıştır bu. Osmanlıca her ne kadar içeriği farsça ve arapça kelimelerle dolmuş taşmış da olsa öz be öz türkçedir. Çünkü bir dilin kimliği onun gramer kurallarıyla belli olur. Bu yanıyla osmanlıca çokça bozulmuş bir Türkçeden başka bir dil değildir. Ona Osmanlıca denmesi sadece içeriğimndeki arapça ve farsça kelimelerin bolluğu nedeniyle halkın anlamaması ve saray yani devlet dili olması nedeniyledir. Yoksa Osmanlıca da bildiğimiz 'Eski Türkçedir'.


    Ayrıca sen merak etme bu başlığı karikatürize edecek değiliz. Ve benim alıntılarım da aslında dikkat edilirse konuyla direkt ilintilidir. Türk tarihini çobanlıktan ibaret görüp müzik de dahil kültürel altyapısına yönelik soru işaretleri verdiğim linklerin ilaç etkisiyle ortadan kalkacaktır.

    Devamla kemal abi orda "naçizane" demişsin. Abicim o kelime ölümlü demektir. Sanırım acizane demek istedin. Konuşurken bu "şimdi benim naçizane fikrim söyle" gibi cümleler kullanırken aslında dediğimiz benim ölümlü yok olabilecek fikrim şu şekilde, gibi bişey demiş oluyoruz. Doğrusu 'acizane' olmalıdır. Hani uyuzluk edip rainmaker konusundaki düzeltmene bir misilleme yapmış olayım da taş gediğine şööyyyle güzel bir oturmuş olsun emi...

  12. #27
    Üye
    bayke Avatarı

    Gerçek Adı
    Kemal
    Üyelik Tarihi
    06.04-2005
    Son Giriş
    07.02-2009
    Saat
    15:10
    Yaşadığı Yer
    İSTANBUL/Beykoz
    Mesaj
    756
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    sıcak bunaltıcı..
    valla klavyeyi tuşlayacak kadar bile enerjim yok o yüzden sana en kısa cevabımı vereceğim.
    şuraya tıkla... yani "türk dil kurumu sözlüğü"ne..!
    raconu o kessin

    http://www.tdk.gov.tr/TR/SozBul.aspx...A79F75456518CA

  13. #28
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Valla doğru diyosun üstat. Hava sıcak ve hiç uğraşmadan vekaleten savaşmak gerek. Amerikalılar buna "proxy war" diyorlar. Mesela İranla doğrudan savaşmadan İsrail ve Hizbullah eliyle vekaleten savaşmaları gibi.

    Neyse madem sen TDK gibi devasa bir gücü sürdün masaya ahanda ben den tek kişilik, ama manevra yeteneği gerekçelerinden anlaşılacağı üzre oldukça yüksek bir dil uzmanı.

    Zaten ben de onun farsçanın ve bu kelimenin etmolojik kökenine yaptığı vurgudan etkilenmiştim. Şimdi senin tdk etimolojik açıklamasını yapmadan sadece kollektif anlamda toplumda kullanılışını baz aldığından(Kullanım yanlış bile olsa) hangimiz haklı çıkar bilemiyorum.

    Yani cümle içinde naçizane kelimesi, arkasındaki düşünceyi anlamsız, ölümlü değeri olmayan şeklinde tamladığından kullanılması pek uygun değil diyor üstat. Oku bakalım sen ne anlıyacaksın.

    http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=222561

    Aysel Tuğluk imzalı Abdullah Öcalan yazısına yönelik değerlendirmeleri geçince hemen altta "dil yaresi" adlı başlığa bakınız...

  14. #29
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bakmamızı önerdiğin yeri alıntılayım:

    Dil Yâresi
    Türkçe dostlarından (Tuncer Kırhan)


    Deniz Seki, Bir Dilek Tut adlı programda (Fox Tv) «Benim naçizane fikrim» deyip durdu. Naçizane sözü «ölümlü» anlamına geldiğine göre, bunun yerine acizane kelimesini kullanması gerekmez miydi?
    – Farsça çiz, «şey» demekmiş; nâ ise olumsuzluk bildiren bir önek. Naçiz «Değersiz, önemsiz, adı anılmaya değmez, hiç hükmünde» anlamına gelen bir sıfat.
    Naçizane (iki «a» da uzundur) zarfı da «Hiçbir değeri yokken, adı anılmaya bile değmezken, hiç hükmünde» anlamlarında, kendini küçümseme, muhatabına saygı gösterme, önem verme niyetli bir ifade biçimidir.
    Naçizanenin ölümlü olarak yorumlanması, Atatürk'ün ünlü "Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet pâyidar kalacaktır." sözünden geliyor. Bu sıcakta paragrafın başını okuyup sonunu okumayınca senin de yanılman normal Pegacım.

  15. #30
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Kusura bakma pegasusum, ben Osmanlıca yı Türkçe olarak kabul etmiyorum.Neden kabul etmediğimi de sanırım anlamış olman gerekir, Türkçeyi bu kadar yok sayan ve içine eden yepyeni bil dir benim için Osmanlıca. Özü mözü falan burda hiç umrumda olmaz. Halk gayet güzel Türkçe konuşmaya devam ederken, ortaya çıkan bu ucube dile bana Türkçe dedirtmeye kimsenin gücü olamaz.

    Yani bir eleştiridir bu anlamda benim yazdığım.Ve arkadaşımız bu şarkının ermenicesi var mı yok mu diye merak ederken, ona verilen bir cevap tır. Osmanlıcadır bu sözler, bir kez daha tekrar ediyorum, Osmanlıca kardeş.... Halk edebiyatı gürül gürül bugün bile anlayabildiğim bir Türkçeyle halkla iç içeyken bu dile bana Türkçe dedirtemezsiniz.




Sayfa 2 / 6 İlkİlk 123456 SonSon