TEKSAN İnovatif Medikal Ürünler İstanbul, Bursa ve İzmir'de
Toplam 6 mesajın 1-6 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    24.06-2022
    Saat
    23:09
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    93
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Bilal Yavuz'un Diyarbekir Şiirleri kitabını linke tıklayıp okuyabilirsiniz...


    https://drive.google.com/file/d/19D4...mcLUIdCB5/view

  2. #2
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    24.06-2022
    Saat
    23:09
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    93
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

  3. #3
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    24.06-2022
    Saat
    23:09
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    93
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    Bilal Yavuz

  4. #4
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    24.06-2022
    Saat
    23:09
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    93
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    Diyarbakır şiirleri 2022

  5. #5
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    24.06-2022
    Saat
    23:09
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    93
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    https://drive.google.com/file/d/1U2F...0PHr90GNb/view

    Bilal Yavuz'un Diyarbekir Şiirleri kitabını linke tıklayıp okuyabilirsiniz...

    https://drive.google.com/file/d/1_Vv...zzFIbaz0Z5u6tE

  6. #6
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    24.06-2022
    Saat
    23:09
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    93
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    ROZA

    Yoldular, soydular, kırıştılar
    İnsanı insanla yıktılar
    Aşna fişne iskandiller çağında
    Bıçkınları puluçlarla oydular
    Adındır, dudağımda asırlık
    Esrarına amade yalım
    Adındır, terk etmez, sıddık
    Vurur yumruğunu
    Sadrıma sadrıma
    Hücremin başkenti suskunluğun
    Gözlerin, yalın kılınç
    Gözlerin ıssız, kallavi
    Bir benim şimdi
    Firari sensizliğin belasında
    Bir benim tütsülü
    Voltalı ahrazlığa
    Şimdi yürek yorgundur
    Virane, ıssız
    Ansızın yaşlanmış bir gecede
    Yaşlanmış canına kadar
    Orostopolluk
    Sırtlanca, sefil

    Yığınların tenhasında savrulmuş
    Yırtılmış bir hecede
    Kursağıma avazın gelmiş
    Sevmişem, şahidim dağlar
    Sevmişem Allah’ına kadar
    Ölünceye dek değil
    Ölümden sonra da
    Yeşerinceye değin tutuşan ellerimiz
    Seni yangın bağrımın
    Avlusuna gömmüşem

    BEJNA
    Gözlerin savruk bozkırlar
    Gözlerin hoyrat
    Ceylansı, afacan
    Sevimli taraçalar koylarda
    Kalyonlar kanyonlarda
    Herkesten sakladığım
    Künyeni sayıklar
    Gözlerin, gözlerin jiyan
    Perçemin pençeler canı
    Perçemin perva
    Vahim, amansız
    Çitlembikler taç olmuş saçlarına
    Cimcime sekseklerin
    Otağıma volkandır
    Fezan; behişt, benefşe
    Fezan saflık, insaniyet
    Sen bana gürül gürül memleket
    Ben sana hep gurbet kalmışım
    Biz bizde Diyarbekir
    Biz bizken masumiyet
    Biz bizsizsek esaret
    Bir gün sen de anlarsın
    O gün sen de ağlarsın
    Rengin nasıl ateş Bejna
    Teninde nehirler ve başaklar
    Gülüşün nasıl da mermi
    Nasıl da hançer bakışın
    Vefakâr boranlara
    Harfsiz vasiyetimdir
    Kurutunca yokluğun
    Beni simana gömsünler

    SEVDE
    Çifte dikiş gider sabanlar
    Fersiz toprağın koynu
    Fersiz, yetim, analar
    Kuş uçan, kervan geçen
    Bostanlar ölgün şimdi
    Ölgün Dicle denizi
    Ve çakırkeyif buğdaylar
    Kahyalar körkandil çeper
    Mösyölerde bir kültür
    Nankör çıyanlık
    Kepenekler mahzun
    Bağlamalar öksüz
    Kalleşlik mazinin töresine
    Şimdi âdet diye bellenen
    Hicapsız ikirciklik
    Heybesiz bulvarlarda
    Cartalı haybeciler salınır
    Dümenci dubaralar
    Ertekeden nümayiş
    İmam kayığındayız sürgit
    Façalar çiğnedik muttasıl
    Erce, âdil, hilesiz
    Bundandır kavlimizden kaçışı
    Geçmişi tam kınalı
    Piyazcı sendikalar
    Kaparoz puştlarının
    Çifte dikiş gider sabanlar
    Cana bir çınar gerek
    Yüreğin, yüreğin gibi serin
    Derin kuyular içim
    Mars olmuş, dumanaltı
    Kaybolmuşam, gel artık
    Karışsın közlerimiz
    Karışsın yeşil...

    HİVDA

    Kül yutmaz kevaşeler hanında
    Hancıyı vurmuş gibi yürek
    Şimdi unutulmuş bir marştadır
    Mavzerlerde mermiler hazan
    Bir umuttur alnımızın çatında
    Sevdalanmış sedanda salıncaklar
    Ay ışığı kokar derin kuyuların
    Gül Hivda... Gülşen Hivda...
    Sen bende hür, ben sende parya
    Ve keşmekeş; yaralar yaralarda
    Babaçkolar rıhtımında bir yeşil rüzgar
    Aparıyor gönlünü çılgın enginlere
    Bozuk çalsa da bozum havamız leyley
    Çarkına tükürmüşüz bir kere
    Kayarto kopillerin, dalkavuk hırboların

    Ne çiçektir biliriz
    Kokoz kokorozlar da
    Vardakostalar zamazingo
    Voliyi vurmuş godoş hırtapozlar kanişi
    Hey gidi erlik hey şimdi şinanay
    Zartayı çekmiş yiğitler
    Mıshıtçı gebeşlerin melun insicamında
    Sigortası atmış janti yürekler
    Bilenmiş zırzoplara
    Puskun, kıvam bekler
    Ranzam, zulam, soluk resmin
    Saplanır soluğuma
    Can Hivda... Canan Hivda...
    İşte böyle yazıyorum canına
    Hatıran mermidir damarımda
    Dışarda çılgın bir ilkbahar
    İçerde hep kış mevsimi
    Yangınım ayaz

    LEYLAN

    Ilgım ılgım açar yediverenler
    Ambarlarda yeşerir hamal fidan
    Görsen her biri bir filinta
    Pahabiçilemezdir burada alınteri
    Helal ekmeğin verdiği memnuniyet
    Emeğin kitabı, işhanlarında yazılır
    Komşuluk destandır antik katlarda
    Seni namusluca sevmeyi
    İlkin buralarda öğrendim
    Şırfıntılar sokağında tütün emekçisi
    Avuçlar bilirim, ihtiyar, nasırlı
    Memleketim gibi ak alınları vardır
    Sen hep o küçeden gelirdin canıma
    Eserdi terütaze hivbanu nefesin
    Arzuhalcim, kadife karanfilim
    Daya endamını santimantal bağrıma
    Daya da dinle, çaylardan su içer gibi
    Can feryad, can figan, can yangın yeri
    Bayramlar, matemlere sapmış
    Namlu yürek, aşka, sevdaya kıvrılmış
    Nasıl, nasıl sevmişem bir sevebilsen
    Anlarsın zehir zıkkım geceleri
    Anlarsın, netameli oyundur, hep heba
    Vurulur denizin, ırmaklarınca
    Kaç dağdır aşılmaz olmuş içim
    İçin için tüter barut kuyumda bir yara
    Birden hüzünlenir bütün avlular
    Cümle vadilerde zılgıtın kopar
    Derin mutsuzluğun türküsüdür
    Eser, eser korkunç albenin
    Çekilir sürgüler demir koyaklara
    Çekilir hayalimden asi bakışın
    Gömülürüm kendime bir başına
    Tek başına hırgür sensizliğim
    Leylanım, nupelda pervinim
    Bırakma öksüz ellerimizi

    RONAHİ

    Eflâtun karanfiller verir Aras
    Hıncahınç yaşamak
    Gürbüz kızanlarına
    Körpe tomurcuklar salınır ekinde
    Cehennem göğüslerde asi boran
    Ciğerde iştiyak, çıldırasıya
    Çatlıyor kısrağın
    Kanıyor heyben

    Kanıyor dudakları dikenli demirin
    Sevdaya set çekmiş saygın çıyanlar
    Kurulmuş vadilerine haramî
    Görmemiş tarih böyle hayınlık
    Böyle maval aynazı
    Çekirge utanır istilasından
    Tendürek dağına sor yüceltileri
    Kato’ya, Cudi’ye, Karacadağ’a
    Harnupların irkinç hışırtısı
    Götürür hülyanı gidebildiği cana
    Çığlığın, akçakavaklar
    Çığlığın seyelan, külhani
    Bin yıllık asırlardan mahzun miras
    Fütursuz, ajitatör, Terme ormanı
    Umular figanında yeşerir
    Ronahi, yuvasıdır leylimin
    Barışın bağını, bahçesini büyütür
    82 burç, 82 destan
    Dayanmış içerden onca yıkıma
    Şarkın bülbülü şavkır Dicle’yi
    Şavkın, en karanlık yerimi okşar
    Türküsü başlar söylenemezlerin
    Kuyumuz yurt olanda
    Gözlerinin, gözlerinin nağmesi gelir
    Uzaktan, en uzaktan
    Ben sana Diyarbekir
    Sen bana masum Dersim

    BOTAN

    Namusun namlusunda göverdiler
    Eşit paylaşmanın lezzetine vurgun
    Onurlu partizanlar
    Bir ceylansı düşe beraber inandılar
    Kahpeliğe secde eden engereklerden
    Zamazingo puştlardan
    Kaşkaval kümelerin
    Pazarından, mezarından ırakta
    Kalemle, sahneyle, sazla, aşkla, silahla
    Dik durmanın kitabını yazdılar
    Bilekleri Yılmaz
    Yürekleri Kaya
    Vicdanları Arif
    İdrakleri Sezai

    Bir ceylansı düşe beraber aldandılar
    Canlarında azmin, sabrın fişengi
    Kana kana içtiler sevgiliyi
    Sevdayla, düşle, umutla
    Yeşerdikçe yeşerttiler erliği
    Susmadılar susarcasına
    Tetikte şarjörün mahiri
    Alanlarda kavgasının çakırpençesi
    Mermisi mavzerinde
    Çıldırasıya tenha
    Yiğitler dökülür dağların sırtlarına
    İşte Ömer, diğeri Che
    Biri Ali, Castro öteki
    Kapital imansızın çöktüler gırtlağına
    Civanmert, cengaver
    Sıkılmış yumruklarla
    Özgürlüğün marşlarını dinlettiler
    Tanklara, füzelere kurşunlarıyla
    Cesaretin cesaretiydiler
    İhtilalcinin bir mezarı bile yok tarihte
    Onlarsa tarihin haysiyeti
    Haysiyetin tarihi oldular

    GİRÂN

    Acıyı sırtlanmak gözlerinde
    Küfeci sabiler gibi ıssız ayaz
    Katran kösnüler çarşısında
    Yüreğini kusan ciğersizler öldü
    Bir idam gibi gece ağır sessizlik
    Uzak bir ümit gibi doğdun
    Mayınlar döşenmiş olasılıklara
    Emperyal amerikan tenteneli
    Obez korseleri kafatasında
    Canavar patronlar da ölecek
    Kepaze yardakçılar da
    Kör kılınçlar gibi çaresizsen
    Kimsesizsen aç, susuz bir rüya gibi
    Kaldıysan devrimsiz, tütünsüz, üryan
    Hınçla sürdüysen çorak tarlasını umudun
    Saray vantriloklarını vurmak hakkındır
    Çeteci yoldaşlar uğurlardın
    Asit kuyularında erimemiş künyesi
    Gerilla hüznü kaplar kalbindeki Küba’yı
    Puroların bile bir anlamı vardır şimdi
    Bir mesajı vardır o yosma burjuvaya
    Şu dağlarda deşildi ceninler
    Neneler, bacılar kurşuna dizildiler
    Şu pervazda tecavüz edildi
    Mazlumların, gariplerin cesedine
    Dönüştü rütbeliler, iblislere
    Nahiyeler tutulmuş dört koldan
    Eşkaller adressiz, eşkıya tetikte
    Bakışlar namlu, bronşlar cinnet
    Minik elleri üşür aşiret kızlarının
    Bir idam gibi gece ağır sessizlik

    JİYÂNÂ

    Bereket İşhanında ihtiyar çocukluk
    Kadim anılar tutar elinden götürür
    Kavganın gözlerinden öperek
    Saçaklarda gök nehirleri, sur rengi
    Kongre zabıtları, manifesto bildirileri
    Kuşatma, şahına kadar pulat
    Ve çiğdemin toprağı paramparça edişi
    Hırçın telaş, örselenmiş üstelik
    Yine hangi sevdaya kuyulandın
    Yine gömleğinin düğmesi kabir kıyamet
    Fişlenmiş, atom gülleri
    Dinamit gamzesi yollar ökse çubuğu
    Erinmemiş serüven
    Henüz çiğnenmemiş tarih
    Kollar ardında bağlı

    Yiğitler kanar her yandan, yorgun süvari
    Hoyrat yelelerde bir hışım heves
    Asuri ve Keldani
    Yine hangi sevdaya kuyulandın
    Gömleğinin düğmesi kabir kıyamet
    Kevoklar kanatlanır buklelerinden
    Gün gelir, biter kara kahır
    Romantik burjuva solcuları
    Din tüccarı sağcılar ölür
    Kuşatma, şahına kadar pulat
    Boş kovanlarda heba gençlik
    Yeniden bulacak saadeti
    Kavganın gözlerinden öperek

    ZUHUR

    Şevlerde, zistan kasvetleri davudî
    Maşrık ve mağrib
    Çözülmüş sonsuz gözlerinde aşkın
    Sürgünler yaşamınla sevişirken
    Sokulmuş koynuna acı gülüşler
    Vurulmuş düşlerin
    Mojende ok bahçesi
    Hançerende hançerler
    Rûberû sevdamız
    Asit çukurlarında yiten fidanlara
    Yakılan köylerin hatırasına hasret
    Bir matem gibi saran yorgun geceyi
    Bu ağırbaşlı surlar
    Kardeş çocuklardır
    Yan yana, omuz omuza
    Süngülemez yâreni
    Dağlarımız delila
    Künyelerimiz dilan

    Uzun Mehmed’in yüreği kaplar Dicle’yi
    Yılmaz’ın zulme sıkılmış yumruğu
    Yeşerir kollarında emekçi zarokların
    Umudun Hevsel’i filizlenir
    Deniz kirlenmez lağım sularıyla
    İşkenceyle, kahpelikle boğuşan
    Elmaslar kirlenmez
    Düşmekle çamura

    Elbet çiçeklenir Mezopotamya bir gün
    Adaletle, cesaretle, sevdayla
    Dilsizler, dile gelir
    Susulanlar kusulur
    İşte intikam mevsimi
    Puşt yüreklerden
    Öc almak gerektir

    ROHAT

    Siyasi çengiler bırakmaz yakanı
    Sırtın maziye sıla, tüter cıgaran
    Raconların gül ırzına geçilmiş
    Mahallesiz caddelere dönülmüş
    Adı büyük aşk olmuş orospuluğun
    Kahpeye şeref olmuş
    Hayın namussuzluk
    Şimdi çeyiz sandıkları kan pınarı
    Ve irin nehridir oyalı yazmalar
    İhanetin mavzerine isyan türküsü
    Zırhına erlik çekiçidir saplanan
    Cengâverler, destanlar günüdür
    Seğmenler tayfundur taylarında
    Hey Karacadağlım
    İşte senin vaktindir
    Şimdi, şimdi ey Rohat
    Es esebildiğin kadar yüceltilere
    As asabildiğin kadar karanlıkları
    Vur vurabildiğin kadar alçakları
    Baharda, filizde, yazda, düştesin
    Teke tek dövüşte yenilmeyensin
    Kır kırabildiğin kadar
    Boğ boğabildiğincesi
    Zulüm ellerinde sönmek içindir
    Küfür, çerağında ölmek içindir
    Bırak depreşsin asi depremin
    Bırak sarsılsın dehşetle köpek yürek
    Gökçe canlar yoldaşındır
    Fedaî güller haldaşındır
    Kündeye getirmek senin işindir
    Hey şahid olsun ulu dağlar dumanı
    Arslanlar sırtlanlara
    Onurlu kıyamlar sarmaktadır

    HOZAN
    Kınalı külhanbeyleri
    Yanık efeler bağrı bu dağlar
    Zalime amansız
    Mazluma anne kucağı
    Bu dağlar bre
    Sarmaz iti, çakalı
    Dar gelir sığ heveslilere
    Karanlık hücrelerinde
    Kırgın arzın
    Şerefli bedenlerin çürür
    Sen ruhumuzsun
    Eğilmez hürriyet
    Sen koynumuzun
    Sıcak yüreği
    Firari, fişlenmiş
    Buruk savaşçıların
    Zulmün zindanlarında
    Şimdi kan ağlıyor
    Külhanî sazlarımız
    Sevdana kuyulanmış
    Yorgun şarjörlerimiz
    Mermine hasret
    Gel artık ey asil istiklal
    Gel ve doğrult
    Bizi aşkla yeniden
    Coplanmış yiğitlerin
    Hasretini çığırır bre
    Yankılanır paslı parmaklıklarda
    Tetikler ümitsizdir
    Gel artık gün senindir
    Filize su verir gibi
    Aşka umut aşıla

    LİLİYAR
    Işığı yeşerttik
    Geceyi çatlata çatlata
    Şahid Yıldız Dağları
    Şahid Amed Kalesi
    Bomba atar mermiler öldü
    Riyakâr gaz fişekleri
    Protez yargı süreci
    Kırıtan boşbakanlar hep öldü
    Doğduk kırgın dağlara
    Kuşatarak karanlığı
    Köylerimiz şen şimdi
    Cıvıldıyor gözleri
    Pırıldıyor argın yüreği
    Çağıldıyor nazenin
    Koşuyor sessizliği
    Uçuyor çocuksu
    Uçuyor yararcası feleğini
    Ceylansı zalım dilber
    Deşiyor çatal cevheri
    Nurlarla karaları
    Yüceyle alçakları
    Doğruyor fütursuz
    Doğruluyor canımız
    Devasa halaylarda
    Karanfiller iklimi serin
    Duldasız Liliyar
    Hey hey ah eyler beni
    Kalleşnikoflar önü ayaz
    Mazi silinmez kırağıda
    Nekrofili paşalar davul zurna
    Yakar güzellikleri
    Kavrulur bozkır
    Kurur çeşmeler
    Susar bahçemiz

    DİLEDA
    Cigom benim
    Mahzun ciğerim
    İki gözümün gülü
    İki gönlümün
    Közümün, özümün
    Ve sözümün
    Dağlarında bahar
    Hücrende perperoklar
    Hürriyet kadar
    Turnam öksüz
    Turnam gariban
    Tutsak kanatlarından
    Arda kalan
    Senin yorgun yüreğin
    Yüreğindir
    Maral maral göveren
    Ağlatan hançerleri
    Havar, havar yiğitler
    Cigom yitmiş ellere
    Cigom solmuş, sararmış
    Toprağın kor bağrında
    Susmuş mu
    Susamış mı
    Cigolar ağlamasın
    Dağlanmasın dayeler
    Gülünce gülüşelim
    Güllerle güle güle
    Gönlü kırıklarına
    Bir deva ver ey Hüda
    Yeşerelim sevdanla
    Yeşerelim kahırsız
    Yeşerip yeşerttikçe
    Kök salalım

    AŞKIN ŞEHRENGİZİ
    ne canlar yakmış İç Kale
    sararmış resimlerce
    mahzun Viran Tepe

    bereli havuşlarda tükendi nesli dinçliğin
    bir küf tutmuş muskalar
    bir keder karası bazaltlar bilir
    nerden nereye solmuş
    yetim Diyarbekir’im
    nerede kimi ölmüş
    Yedi Kardeş burcu sesin
    birden düşersin akla
    başım gözüm ısınır
    Eski Cezaevinde yel ıslıkları küsülü
    Aslanlı Çeşme şimdi kıraçlıkla kınalı
    kenti çoktan terk etti
    Hamravat Selsebili
    bir kuyu kendine düşer
    canımın tenhasında

    eyvanlar serden geçip durur ciğer saatinde

    bir sensizliktir gider
    bin sessizliktir gelir
    açılır çakı gibi Fetih Kapısı
    yeni baştan çevik Fatihine
    tel örgüler kuş olup uçuşanda
    belki değeriz yine

    On Gözlü köprüsünde bakır düşlerin

    yangınlar gömülü
    Süleyman mertliğinde
    bir zaman abdestsiz çarıklarla
    doluşmaya utanılan Sur
    şimdi hangi hakirliğin mahzeni

    abdal damlarımızdan mağrur çatılara
    taşların boşluğunda zemheri
    cehennem lokması kursağında
    avlularda tükenmiş
    dut çiğdeleri bağrın
    boynu bükük nergizlerin saksılarda
    vurulmuş haremlik
    dökülmüş selamlık
    kalmış Deliller Hanı
    cinnete bir soluk

    kırılmış mezarlarda buruk kuş lokları
    hanayda kumruların
    su kadehi burulmuş
    kararmış bahtı fildişi kalkerin
    namusun narin beli bükülmüş
    durgundur Mesudiye
    argındır Ulu Cami
    yorgundur Dicle Kapı
    fıtratına dönme günü Kırklar dağımın
    bir şehir ki töresidir
    nice kıtaların hey
    selsellerin uğultusu serdaplarda
    tulumbalar hasretinle taşmaktadır
    Şeyhandede şelalesi
    hazan olup yağanda
    ahşab nar çiçekleri
    sülüs hatları mevsim
    nakşetsin sevdamızı Gelincik dağı
    yüreğine hadisler mıhlı Nebi cami
    Asur kalesinde kral mezarı bağrın
    gözlerin gözlerimde dilsiz Malabadi
    ve paygamber kabrinde
    öksüz yara salardık

    gırtlaktan revakların karanfil sokağında

    umudun umudusun
    çeyizlen Diyarbekir

    DİLŞA

    poyraz yanar, kandiller üşür

    Nupelda

    suna boynun yaslar dağ eteğine
    yıldızların kaydırağı var bu gece

    dokunsan
    ağlayacak ceylanlar
    tavşan, yavrular aşkına cesur
    arslan, yavrular aşkına ürkek

    ve bakışlar
    çığlık çığlığa kuşlar
    yokluğun, boğazda kement
    bakışın, nasıl da çatal
    değdiği kalbin etini delen
    acemi, rafine
    boyunca usul

    bağırda dalgalar kayalığa vuranda

    diyar gözlü
    bekir yürekli
    filinta baharlar birikir yeldama
    gurbetin, hançeremde kelepçe
    ranzamda, kahırdan darmaduman
    ağarmış anlıklar, gurbetin
    maral titrekliğinde, soluk soluğa
    bir cezbeden yadigar
    bahadır, külhani yakalardan
    ve mahzun
    namus burcu

    niyetli, meçhul denen ferdalara
    umutma Evîn
    gevherin kışlatma
    avlularda serpilen gonceler hatrına
    kenar mahlesinde dar bulvarların

    gül hevesler kurutmuş
    başı hep ustura tıraşlı
    oğullar etmez hayınlık
    yokluğun ebubekir dostluğuna
    çünkü yaşamak bu küllüklerde
    dakik bir vaiz kuzulara
    ve sıtmalar
    ardın sıra kan ter
    ardın sıra tutuklu, kısık
    iner gibi sürgüler hücre odaya
    görüş günleri ıssız
    volta demleri öksüz, dımdızlak
    cehennem kesiği gerdanlar namına
    hiç değilse düşlerim, boran
    savur çeltik yaylana
    pamuk ovana

    savur da kıyılsın inceldiği kuşeden
    aşiret bozkırları çocukluğum
    divane dağın doruğundan tütsün
    vakarlı can umular
    körpe yarınlarımız

    AMEDYA
    ranzalarda Anzele serinliği
    Arbedaş Kapısı
    yüreğin dolar
    Nasuh Camisinde Ömeroğlu
    Nasıriye Kalenin Halidoğlu
    bize Amedyalı derler hey cano
    mazluma safdil
    namerde sarraf
    şimdi ne Küpeli ne Dıngılava
    Diyarbekir bir ceset aramızda
    akar akar Hamravat
    çehremizin kederinde
    taşar yüzlerin
    emekçi coğrafyasından
    masum, maralsı
    Kürdistan gülleri
    ürkek avlu mırnavları
    ceylansı hafız kızlar
    kadim Zinciriye
    kokar çocukluğum
    Benusen burcunda sesin
    girer düşlerimin rüyasına
    hatıralar deşer
    hatır yarasını
    Hançepek türküsü yakar
    babasının ciğeri filintalar
    öksüz içerin
    Zembilfroş dumanı

    sürgüler çekilir
    durur hücremde
    tütsüler doğurur
    yetim Bircuşah
    kaynatsın ahımızı
    dadaş Haburman
    sağsın zor hüznümüzü
    aygın Malabadi
    kurşunlanmış can Kurşunlu
    Dört Ayaklı minarem
    dört ayağından vurulmuş
    öyle bir zelzele
    ki çetin gidişin
    Mesudiye sütunları oy
    gayrı yerinde durmaz
    Parlı Safa Minaresi gibi dimdik
    ömür kavgasını
    verir hep kalanlar
    dam loğu, et taşı
    bulgur değirmeni
    bir destandır burada yaşamak saati

    Fiskaya Şelalesi
    hazan olup yananda
    gör nasıl
    yeniden yağarım
    dişimle tırnağımla loy loy
    bir daha bulunmaz böylesi
    gazel ölen
    bizi
    bizim gibisi

    ROZERYA
    yüreğin Hilar
    mağarası gibi serin
    yüreğin dağlarcası
    gariban, ıssız
    söyle sen hangi
    boranın meltemisin
    yanar dudağında karanfil tütün
    yanar da verir
    sırtını Kırklar suruna
    ellerin kelepçe ellerin zozan
    gözlerin zor kafesler
    gözlerin zilan
    içerin Kralkızı içerin mahzun
    alıngan, kuğumsu
    hançerem hançerli
    suskum sahipkıran
    bir masum pusuda tahtırevan
    söyle ben nereye gideyim Rozerya
    gel de gör içim dışım Amedya
    yaşmaklara yaşamaklar doladın
    Rabbinden razı
    sesin papatya devrimi
    sesin ardınsıra zılgıtlar
    körpe nazenin
    daha kaç mendil
    sarsın yangın kederini daha kaç
    ahraza bürünecek
    cıvıltısı sabilerin

    gel de izle Rozerya
    aşklar şimdi bir mumya omuzlarda
    tepişirken fevkinde
    şımarık firavunlar
    aziz bir şehir yıkılıyor altında
    hal böyleyken hasmına kılınç
    olsan da duramazsın içinde dimdik

    çökersin soylu
    sevdiklerin aşkına
    biz şimdi sensiz
    boyuna çöküş
    biz şimdi gözlerinsiz
    antik tohumduk
    bak da yeşert Rozerya
    Diyarbekir hayat ister bağında
    yeniden nefes almak
    biz ki yorgunluklar halkı
    gürleşirdi alnımızın teriyle
    ceddimizi saklayan aziz toprak
    çocuklar eker
    filintalar yeşertirdik yılmadan
    usturalar kayarken ensemizden
    bükülmezdik usulca
    ata yadigarıydı mesleğimiz
    yüreğimiz haykırır gözlerimizde
    canımız o parola
    yakıl ama yıkılma
    söyle susma söyle Rozerya
    yitik insanlık
    hangi dağın ardında

    RÜMEYSAH

    sen, çocukluğumdun, masumiyetim
    sen Bereket Han duvarları mazim
    toz çuvallar üstünde dinginliğim
    rüyam, göğüm, çölüm, denizimdin
    raks eder, göllerin ıssız akışı
    her nakışı, hüsrana yar bakışı
    özlem tüten demden gönül kayışı
    hem canım hem cananım, cevherimdin
    ayrılık da aşka dahil, Rümeysa
    bir hayatlık canı var ölümlerin
    bülbüle uzaklar yakın Rümeysa
    bir nefeste yayılır gül dediğin
    Rümeysa, zarftan kuşlar fezamda
    gurbetimin teli kopmuş sazımda
    deli taylar uçar durur bağrımda
    seven ruhta fren tutmaz Rümeysa
    konmaz öyle her dala sev devrimi
    sütü zift, balı zehir semahında
    uzar, uzar, uzar, şeyhin gözleri
    can kınına sığamıyor Rümeysa
    bahar gamzelerin Fındık burcudur
    müridi, mürşid kılar tek bakışta
    dergahında cerenler kuruludur
    aşka dizgin vurulmuyor Rümeysa