Toplam 2 mesajın 1-2 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    11:09
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Birkaç gündür kafamda, internette geçirdiğim zamanın hayatıma kolaylık vermesinin yanı sıra yaşamımızdan neleri alıp götürdüğü düşüncesi kafamda dönüp dururken (yanlış anlaşılmasın ben teknolojiye karşı değilim, ama bilgisayar ve internet olayını tüm yaşamı kapsayacak biçimde kullanmaya başladığımı gördüm ve bu durumdan rahatsız oldum.Avuçlarımın arasından yaşam akıp giderken ben bir makine ile saatlerimi geçiriyorum.....) Can Dündar’ın “Nereye?” adlı kitabını okumaya başladığımda kafamdaki bir sürü sorunun da cevabını bulmuş oldum.Bu bölüm tam da benim derdime derman olacak türden bir yazı. Bu yazıyı sizinle paylaşmak istedim Biraz kısaltarak yazmaya çalıştım.Yazardan ve sizden özür diliyorum. Sevgili Can Dündar’ a çok teşekkür ediyorum. Sevgilerle…..


    “ İnsanoğlu Nereye?”

    İletişim Çağında İletişimsizlik

    Şimdi veda etmek üzere olduğumuz 20.yüzyılın başında Almanya’da ilk düzenli şehir içi ulaşım seferleri başlayıp da orta ve alt sınıftan insanlar kenti bir uncundan bir ucuna gezme imkanına kavuştuklarında Alman sosyolok Georg Simmel o korkunç teşhisi koymuştu:
    “ İnsanlık tarihinde ilk kez iki insan bu kadar yan yana oturup,bedenleriyle birbirleriyle dokundukları halde saatlerce birbirleriyle konuşmadan yolculuk yapıyorlar.”
    Bir iletişimci olarak beni ilgilendiren,düşündüren, kaygılandıran bir durum bu……

    ………………………………………………………………………….
    X kuşağı

    Bu yalnızlığa nicedir aşinayız.
    Çocuklarımız bir süredir uyku öncesi masallarını yataklarının başucuna konan bir teypten dinliyor.Oyunlarını bilgisayarda oynuyor.Derslerini videodan izliyorlar,kahramanlarını televizyondan seçiyor,sevgilileriyle internette buluşuyorlar.
    Bütün bunlar olurken bir odanın içinde yapayalnızlar.
    Yüzyılın biz getirip bıraktığı nokta burası……..
    Onlara “biberon kuşağı” demek geliyor içimden .80’lerin ekonomik özgürlüğünü kazanmış, “yuppie” annelerinin “memelerim sarkar” endişesiyle emzirmeden yetiştirdiği bebekler büyüyüp yüzyıl sonunda ergen oldular.
    Daha cinsellikle tanışmadan AIDS’le karşılaştılar.
    Doğum kontrol haplarının yaygınlaşması sayesinde özgür seksin kapılarını aralayan ebeveynlerinin aksine ,tanımadıkları bir virüs yüzünden özgür seksin kapılarını çektiler.
    Bu korkunun zoruyla,giderek yalnızlığın güvenli ıssızlığını keşfettiler .Şimdi “dokunmadan yaşama”nın tadını çıkarıyorlar.
    Markete gitmeden,internetten sipariş verip bilgisayar aracılığla alışveriş yapıyor,doktorlarına röntgen filmlerini “mail”leyip ,uzaktan muayene oluyorlar.
    Onlara “X kuşağı” da deniliyor;ölü kuşak ya da………………………….
    En belirleyici özellikleri yalnızlıkları….
    Danstan, “ bir bele sarılmanın hazzı”nı alamayan büyüklerin aksine ,kulaklarında wlkmenle “techno” ritminde tek başına dans etmekten haz alıyorlar.
    Sofrabaşında aile ile birlikte değil, odalarına ekran karşısında veya burfercide ayaküstü,ama mutlaka yalnız “atıştırmayı” tercih ediyorlar.
    Gazete okumuyor, “göz atıyor”lar.
    DVD’deki filmi zıplayarak izliyor,kitabı sayfa atlayarak okuyorlar.
    İnternette gezinirken aynı anda telefonda konuşabiliyorlar,yemek yiyebiliyorlar,televizyon izleyebiliyorlar ve dergilere göz atabiliyorlar.
    Uzun sevişmeler yerine üstünkörü “dokunuş”ları ,uzun konuşmalar yerine kısa “sunuş”ları seviyorlar.
    “ İnternette …….” Sitelerden birine girip yarattıkları yeni dili görmelisiniz.hep bir yere yetişme telaşındaymış gibi görünen,konuşan,yazan bir neslin kendine özgü dilini kuruyorlar:
    “Hi”(“Hay” okunur,selam yerine geçer) ile başlayıp “Bye” (“Bay” okunur,veda niyetine kullanılır) ile biten “N’aber sorusuna “N’olsun diye yanıtlandığı garip bir geyik muhabbeti….
    En çok,kitapçılarda “ünlü roman özetleri” türünden kitaplar görünce onları anımsıyorum.Yüzyılın başındakileri hayata bakışlarını değiştiren kitapların sadece konularıyla ilgileniyorlar.
    Sağlıklı yaşıyor,iyi kazanıyor,kolay harcıyorlar….hem parayı hem dostlarını….
    Markalarını,okullarını,kariyerlerini ailelerinden,arkadaşlarından ,fikirlerinden daha çok önemsiyorlar.
    Hayatı “zap”layarak yaşıyorlar.
    Bilgisayarlarında olduğu gibi özel hayatlarında da “sörf” yapmayı,derine dalmadan yüzeysel ilişkiler kurmayı,kök salmadan dolaşmayı yeğliyorlar.
    Bu “kök salamama” meselesi , Türkiye açısından özellikle önemli….
    Geçenlerde bir arkadaşım “Farkında mısın?” dedi, “…..hiç birimiz dedemizin mezarının olduğu kentte oturmuyoruz artık.”
    Hrant Dink’in televizyonda anlattığı anlattığı öykü daha da dramatikti.Her gittiği yeri çiçeklerle bezeyen bir dostunun,son yerleştiği evinin bahçesini çırılçıplak bulunca nedenin sormuş Hrant ve şu yanıtı almış: “Ne zaman bir ağaç ektim de meyvesini yiyebildim ki.?...”
    …………………….

    Dedelerimizin mezarlarının olduğu yerleri terk ettikten sonra ilkin evimizi,derken işimizi,aşımızı ve nihayet bütün yaşamımızı değiştirdik.
    Bütün bunlar yarım asır içinde olup bitti ve hepimizde öyle bir travma yarattı ki hala altından kalkamıyoruz.

    Can DÜNDAR’ın
    “Nereye?”adlı kitabın “İnsanoğlu nereye” bölümünden

  2. #2
    Üye
    PERİ Avatarı

    Üyelik Tarihi
    07.03-2006
    Son Giriş
    10.12-2006
    Saat
    17:11
    Yaşadığı Yer
    İSTANBUL
    Mesaj
    32
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    evet katılıyorum bende şundan yakınırım..
    eskiden ne gzl iyi kötü günlerde ziyaretler olurdu şimdi öyle değil..
    mektup yerlerini mailler msjlar aldıı.
    ziyaretlerin yerlerini talefonlar aldı

    ahh ahh nerde o eski bayramlar