İnsanın anlam arayışı
Yazar: Dr. E. Frankl


“Yazmak istiyorum”, dedim bir dostuma. Ama kazamdan bahsetmek istemiyorum. İstiyorum ki bu olay ‘Ben küçükken boğmaca geçirmiştim’ demek gibi bir anım olsun. Her ne kadar boğmacadan öncesi ve sonrası gibi bir bölünme yaşamamışsam da… Öte yandan bu az rastlanır tecrübemi paylaşmak, hatta kimi zaman umutsuz, karamsar insanlara rastladığımda elime megafon alıp ‘İnsanlar silkinin, yaşıyorsunuz! Ne olur aldığınız her nefesin ne denli kıymetli olduğunu bilin!’ anonsu yapmak istiyorum. “Okuduğun bir kitabı anlat” dedi bana.

Dr. E. Frankl’ın “İnsanın Anlam Arayışı”* son zamanlarda elimden düşürmemecesine okuduğum en keyif aldığım kitaplardan biriydi. Psikolog yazar İkinci Dünya Savaşı’nda bizzat Nazi toplama kamplarında yaşadıklarını konu ediyor. Dr. Frankl “…parçalanmış yaşamın bu ince ipliklerinden sağlam bir anlam ve sorumluluk örgüsü dokumak…” derken ben de yeni versiyonumla hayata tutunmaya çalıştığım zamanlarımı hatırladım. Kitapta kullanılan Nietzsche’nin şu sözü “Yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her nasıla katlanabilir”, toplama kamplarındaki insanların o zulme dayanabilmelerinin tek açıklaması olabilir. Frankl toplama kampı tecrübelerinden edindiği kuramıyla “…Gerçekte ihtiyacı duyulan şey, yaşama yönelik tutumumuzdaki temel bir değişmeydi. Yaşamdan ne beklediğimizin gerçekten önemli olmadığını, asıl önemli olan şeyin yaşamın bizden ne beklediği olduğunu öğrenmemiz ve dahası umutsuz insanlara öğretmemiz gerekiyordu… Nihai anlamda yaşam, sorunlara doğru çözümler bulmak ve her birey için kesintisiz olarak koyduğu görevleri yerine getirme sorumluluğunu almak anlamına gelir. Bu görevler ve bu nedenle yaşamın anlamı insandan insana ve an be an değişir. Bu nedenle yaşamın anlamını genel terimlerle tanımlamak olanaksızdır…” demektedir.

Hikâyede toplama kamplarında intihar düşüncesinin kısa bir süreyle de olsa, hemen herkesin kafasını kurcaladığındanbahsediyor. Bu düşünce benim de aklıma şu şekilde girmişti: Beyin kanaması geçirmiş diğer insanlar ne yapıyorlar çok merak ediyordum. Benimle benzer deneyimi yaşayan insanlarla duygularımı paylaşabilirsem mutluluğumun katlanarak çoğalacağına inanıyordum. Bunun doğru bir tespit olmasına karşılık yaşadığım kocaman bir hayal kırıklığı oldu. Bu belki gerçeği kabullenmeye başlamamın başlangıcıydı. Çünkü öyle bir dönem geçermiş, kazazede inkâr dönemi yaşarmış. Yoo bende bu dönem yaşanmadı, belki görünürde çok hafif olduğunu düşündüğüm aksamalar dışında problemim olmadığındandır(artık. Neyse bu niyetle Amerikalı kaderdaşlarımın çoğunluğu oluşturduğu bir siteye katıldım. Dediğim gibi, belki beklentilerim çok yüksek olduğundan, kocaman bir hayal kırıklığı yaşadım. Bir gün birisinin bu paylaşım sitesine övgü dolu sözlerini hayretler içinde okudum. Bu kişinin sözlerinden çok aldığı tepki beni hayretlere düşürüyor. Bu siteye katılmadan önce intiharı düşündüğünden bahsediyor, bir başkası da ona anlayış göstererek “Eminim buraya katılan herkesin aklından en az bir kere intihar geçmiştir” diyen satırlarını okurken şaşkınlıklar içinde kalıyorum. Ne intihar mı, nasıl… neden yani? Biz hayatta kaldığımız için şanslı değil miydik? Bu sefer ben aldım kalemi elime, sadece almak için değil vermek için de oradaydım. Belki düşüncelerini biraz pozitife çekebilirim umuduyla onlara benden daha umutlu ve mutlu insanlarla karşılaşmayı beklediğimi ve kocaman bir hayal kırıklığı yaşadığımı anlattım, hadi rüya ülkenin insanları hiç yaşamaya devam edebildiğimiz için mutlu olmayı düşünmüş müydüler? Sadece bir kişi tepki verdi. O da “Ne mutluluk mu, mutluluk bunun neresinde, sen kafayı kötü zedelemişsin galiba” dedi

Neyse yahu ben kazamdan bahsetmeyecektim, de mi? Frankl’ın kitabı gerçekten insan bünyesinin nelere dayanabileceği üzerine gayet başarılı psikolojik açıklamalar taşırken ben bir kere daha psikoloji eğitimi almamış olduğuma hayıflanıyorum…

* Viktor E. Frankl "Man's Search For Meaning"/ Öteki Yayınevi