Kitaptan bir pasaj paylaşmak istiyorum .

Breuer adeta bezmişçesine çökmüştü sandalyesine , Nietzsche’nin Paul Ree’den söz etmesine bile sevinecek hali kalmamıştı. “Ama size bu tür konuşmaların beni etkilemediğini söylüyorum.” dedi yakınırcasına. “Bu felsefenin ne faydası var? Gerçekliği biz icat ediyor olsak bile, beynimiz öyle bir biçimde tasarlanmış ki bunu bizden saklıyor.”

“Ama kendi gerçekliğinize bir bakın!” diye itiraz etti Nietzsche. Biraz daha iyi baktığınız zaman bunun ne kadar biçimsiz, ne kadar mantık dışı olduğunu siz de göreceksiniz! Aşkınızın merkezinde bulunan şeye bir bakın; o sakat, Bertha, hangi akıllı adam böyle bir kadını sevebilir? Bana onun sık sık söylenenleri duymadığını, gözlerinin şaşılaştığını, kollarının ve omuzlarının spastik düğümlenmelere maruz kaldığını anlatıyorsunuz. Su içemiyor, yürüyemiyor , sabahları Almanca konuşamıyor; bazı günler İngilizce bazı günler ise Fransızca konuşuyor. İnsan onunla ne zaman hangi dilde konuşacağını nasıl tahmin edecek? Nietzsche kendi esprisinden aldığı keyifle gülümsüyordu.

Ama Breuer bu gülümsemeye karşılık vermedi. Yüzündeki ifade kararmıştı. “Neden ona bu kadar hakaret ediyorsunuz? Onun adından söz ederken bile “sakat” sözünü eklemeyi unutmadınız! Evet, onun hasta olduğu doğru; ama o kadın yalnızca bir hastalıktan ibaret değil. O aynı zamanda çok güzel bir kadın. Onunla yolda yürüdüğünüzde Başların size çevrildiğini görürsünüz. Zeki, yetenekli ve oldukça yaratıcı bir kadın; çok iyi yazılar yazıyor , iyi bir sanat eleştirmeni, kibar, hassas ve benim anladığım kadarıyla sevgi dolu bir insan.” … “Ben hastalarımın üstüne gidip onları yargılamam onların hastalıklarına gülmem Friedrich.”
Eğer çağın en önemli filozoflarından olan Nietzche bu karakter ve düşüncede ise hiç okumamayı tercih ederim.
Pabucumun "filozoflar içindeki ilk psikoloğu" Sinir oldum!