TEKSAN İnovatif Medikal Ürünler İstanbul, Antalya, Bursa ve Antalya'da
Sayfa 2 / 2 İlkİlk 12
Toplam 29 mesajın 16-29 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #16
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    10.08-2020
    Saat
    13:22
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    51
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    GÖZLERİN DİYARBEKİR

    ay ışığı vurur çehrene

    sahranda güller yeşerir cano

    diyarbekir kalesinde aşk

    filizlenir

    can ikizim

    yar mevsimi



    ay ışığı vurur hücrene

    surlarına sırların vurulur

    içinde faili meçhul kederler

    çisil çisil

    yağar gurbet

    vah mevsimi



    karakollar tutuklu

    pencereler sessizlik

    yürekler paramparça

    sevdalar suskulu

  2. #17
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    10.08-2020
    Saat
    13:22
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    51
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    SONSUZ NEZAKET

    Rahman’ın süt nehirleri
    Çağıldar her gün her saniye
    Görkemli anne dağlarından
    Masum evlat vadilerine

    Alemleri havada tutan
    Cansızdan canlılar çıkaran
    Varlığı yoklukla yeşerten
    Hepsi nihayetsiz sergin

    Sevgin nasıl da haşmetli
    Aydınlatır kusursuz cemresi
    Karanlıkta dönen dünyaları
    Nereye dönsek zarafetin


    KEMENT

    Yaşadın asırlarca
    Ama
    Alışamadın hayata
    Yüreğin hala
    İlk günkü hayret

    Baktığın her yüzde
    Her ton her yön
    Her renkte
    Her ahenkte
    Her his her seste
    Soru işaretlerin

    Bir yanın çılgıncası
    Ölüm merakında
    Bir yanın delicesi
    Yaşamak coşkusunda

    İnsan nasıl çelişki
    İnsan zarif komedi
    İnsan hazin estetik
    Acı bilmece


    KARA KONÇERTO

    Çal Ludovico, çalınan yarınları çal;
    Körpe düşlerimizi, hiç söylenemeyenleri.
    Çal, dinsin bu gece de şu acı yara!
    Şu derin şu çok katlı şu paramparçalayan!
    Çal Ludovico, kendisinin hırsızı için çal,
    Kırışık pişmanlıklar için çal paslı aynalarda.
    Hayallerin, hayatların çalındığı yerde,
    Sen masum günahkarlar için çal Ludovico,
    Belki hala bir ışık vardır karanlık için!
    Umudun çağlayanı çağıldasın,
    Sandukası akustik hazandan…
    Çal Ludovico, savaşın yetimleri aşkına çal,
    Var mı yaşamdan öte hazin orkestra?
    Varsın batsın gemi, çalmaya devam.


    NESLİCAN TAY


    Sen şimdi o tertemiz gülüşünle,
    Bahçedeki çiçekleri sulamaya göçtün.
    Eteğine takıldılar, müşrik ilan ettiler,
    Giderken bile gün yüzü göstermediler,
    Ne çok çekti Türkiye din tacirlerinden,
    Ham yobazlardan, kaba softalardan...
    Sen şimdi o taptaze içten gülüşünle,
    Kuşları yürekten koklamaya göçtün.
    Üstünde belki bırakma rahatlığı ardında;
    Sapıklarla, katillerle dolu zifir çağını…
    Hoşçakal leydim; iyi, güzel, mutlu kadın.
    Güllere selam söyle, huzur rüzgarlarına,
    Masum cerenlere, aşkın semalarına…
    Rahman sarsın yaranı kevser suyunda,
    Esirgesin kalbini bütün ağrılarından.

  3. #18
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    10.08-2020
    Saat
    13:22
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    51
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    Kuşlar senin gök çiçeklerin
    Denize batan yarım güneş
    Işıktan bir tünel bağrımıza
    Canımıza baharlar ser ey

  4. #19
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    10.08-2020
    Saat
    13:22
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    51
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    ÖKSÜZLÜĞÜN TÜRKÜSÜ

    Ne ışık, ne hatıra, ne de bir seda,
    Gittikçe küllenen bir ıslık ufukta…
    Rıhtımlarda, derin tenhalar meltemi,
    Göğün yüzüne boyar yattığın yeri.

    Bu suskun, bu dargın, bu can fırtınası;
    Argın durgun sarar yorgun bahçeleri.
    İçinde bitmeyen; cümle yokuşları…
    Bağlar da köprü kılar, kırar kederi.

    Kalbin, mazide saklı o mahur beste,
    Şimdi çok uzaklardan geçen bir yıldız.
    Gecenin ruhunda akseden her seste;
    O muhayyel gerçek, birlikte yalnızız...








    SONSUZ SONE

    Irmaklar, ırmaklar paklar ancak şimdi şehri,
    Tasını, taştan taşa vurup çığıran sular...
    Pür ormanlardan nazlı bir ceylan geçer gibi,
    Irmaklar, hüznümüze yeni bir çağ bağışlar.

    Giderdin, gelip kurulurcası otağıma,
    Dağın bağından belli, neşen gariban, içli.
    Öperdin, kadim anılardan yağarcasına,
    Yaralı kısrakların buruk yelelerini…

    Irmaklar, ırmaklar paklar ancak şimdi bizi,
    Yıkadıkça kirlenen mücrim ellerimizi…
    Bir Züleyha sunarcası en derin kuyular,
    Irmaklar, çölümüzü yağmurlarla kucaklar.








    ZERDEÇAL MEVSİMİ

    Zencefil burcuları eteğinde, hazalım...
    Salınır sevmek dolu, bahar salıncağında.
    Ve yan yana değilsek güzellikler hep yarım,
    İyilikler hep bizsiz, yaşamın hayatında...

    Bir mevsim daha sensiz, sessiz bir asır daha,
    Ah kollarım sarar da, ısıtamaz bağrımı...
    Üşümek gözlerinsiz, üşümek yangınlarda;
    Teselli eder deniz hıçkıran poyrazları...

    Güneşin gölgesinde kavrulan emekçiler,
    Gariban küfeciler kokar çilekeş bozkır...
    Ve can cana değilsek, kimsesizdir işçiler,
    Diktatör, patronlara bir ülkeyi paylaşır.








    EVHAMA VEDA

    Samuraylar güller derer senin bahçende.
    Kılınçların sevişten, okların beyzade...
    Bir okşamak gelir gider öz pencerende,
    Bir sığınmak, sahra olur yağar göklere.

    Kavaklar vals eder masmavi yüreğinde,
    Hüzünden, fezaya dönüşür merhametin.
    Acılar çekersin, herkeslerin yerine…
    İsterdin, sadece sevinç şarkı söylesin.

    Ölümler, ölümler geçmiş iç içe, müthiş!
    Hassas, serçe kalbinde cesetler birikmiş,
    Yaslı denizlere dök kahrı, sal derdini.
    Elbet bir gün doğar, mertlerin de hayali…








    GÖNÜL BORCU

    Şükür ki ölüm var Rabbim, ne güzel nimettir,
    İnsana, sonsuzluğun kıymetini öğretir.
    Kavuşmak Sahibine, kavuşmak sadıklara,
    Kavuşmak; anne, baba, kardeş, eş, dost, evlada.

    Ne ebedi ziyafet, kutsal suda buluşmak,
    Onca aradan sonra, nihayet nefes almak…
    Yeniden masum olmak ne muazzez bir cennet,
    Kurur kin, boğulur hınç, kökten gömülür cinnet.

    Duyulur, anlatılmaz, o sakin esen uzak,
    Gurbetlere anılar dökülür yaprak yaprak,
    Sen, çocukluğu saran vicdanlı aziz kucak,
    Şad ol yattığın yerde ve o gün düğüne kalk…








    MAKBER GÜNLÜĞÜ

    Yavrucak gözlerini açtığın şu dünyaya,
    İhtiyar gözlerini bir gün kapatacaksın.
    Kim bilir, nerede, nasıl, kaçıncı yudumda?
    Dünyanı bir gül gibi dilsiz solduracaksın...

    Sığınılan limanlar bile sığınmış Hakk’a.
    Akışlar ve nakışlar; kardeşlik halayında,
    Seslerin suskularla kesiştiği noktada,
    Bir yelken açacaksın, umutlu uzaklara...

    Ruhundan hatıralar bırakır rüzgarlara,
    Mezarında kibarca yeşeren çiçeklerin.
    Rüzgarlarsa taşır, sevenlerin saçlarına,
    Küçük mutluluklarla huzurludur devletin...








    ÇIĞLIKLAR ÇIĞI

    Cüsseden hücrenizin kemikten kafesinde,
    Bir bülbül inler durur ormanın en dibinde.
    Yandın da dayandın da dayandın da dayandın,
    Tül ve kül gibi bir gülün esrarına kandın...

    Hey gidi hey gidi hey, derya içinde derya,
    Yoğaltır, kavurur da; çarpar aşkın sadrına.
    Yandın da dayandın da dayandın da dayandın,
    Vahalara amade şu sahrada uyandın...

    Kalbinizin kabrinde, kabrinin kalbi atar,
    Nabzın idam mahşeri, yadında saf anılar,
    Yandın da dayandın da dayandın da dayandın,
    İncinmiş bir matem gibi deryana kapandın...








    YALNIZLIĞIN DAĞINDA

    Teneşirler tebeşir, vefatın ahşabında,
    Sensizlik kalesinde bir uçurumcuk ağlar.
    Geceden nehirlerin kandilleri yağar da,
    Kızışır, ıssız kışın volkanında yalnızlar.

    Cüzlerini okurken tümü unutma kalbim,
    Karanlık denizlerde hıçkırır falyanoslar.
    Her talazda bir dehliz, her biçemde bir biçim,
    Hacimlerde ritimler, hazlarda hüzünler var.

    Yaz bahçemizde kaldı rengarenk zamanımız,
    Şimdi derin yalnızlık gibi çöker akşamlar.
    Feryadın cennetinde tonların dansıylayız,
    Vurur sahilimize; merhum, mahrem rüyalar.








    KIRIK DÖKÜK

    Gülerken sütunlarda çocukça efsaneler,
    Oynaşır hayaletler baygın günbatımında...
    Ejderha yüreklerin yankısıydı çiniler,
    Duyulur nakışlardan; şafak, soluk soluğa.

    Şu ziya, şu mefkure, şu kırgın muhayyile,
    Çağırır vadilerden ürkmüş serçelerini...
    Yağmur ki küremizin o mukaddes abdesti,
    Korkulu ümitleri bahşeder çehremize...

    Hıçkırır soframızda en hülyalı efkarlar,
    Canımız üşüyüşün kadehinden yudumlar,
    Haykırmak isteyip de haykıramayan leyli.
    Hoşgeldin, içimizi tırmalayan, tufeyli...








    YAS SEZONU

    Mermerlerde köpüren şimdi kızıl yüzündür.
    Şimdi yangın gözlerin, bayılttıkça ayıltan...
    Yakışın yanışımla ah ne gazel bütündür,
    Ah ne mukaddes temas, içirdikçe susatan...

    Birbirimize nazır aynalardık nefessiz;
    Aşkın iç içe geçmiş halleri sadrımızda...
    Sazlıklar, sularında sevişirken sabâyla,
    Püsküren mağmalardan duyulur düetimiz...

    Şimdi kış bahçesidir, boynu bükük makberin,
    Çökmüşüm taşına, koca bir yaşamak çökmüş.
    Mazinin gül tufanı anılar, saf demlerin,
    Şimdi güzün hazin yüzü gibi hep çürüyüş...








    MAYHOŞ MAHZENLER

    Mahmur ıhlamurlar altında serin nağmeler,
    Tarar perçemlerini alevli tutkuların...
    Ve sükut bahçemizde çağlayan gür esinler;
    Serper pür heveslere, narin, derin bir yangın...

    Belki hala bir ışık vardır karanlık için;
    Belki henüz donmamıştır ateşin yüreği...
    Belki çok geç değildi, belki de çokça geçti.
    Malumun uykusunda; rüyası bilinmezin...

    Çarpar durur bir cevher hısımsı tılsımlarca,
    Esrarlı hisarında zümrütten bülbüllerin...
    Efsunlu gecesinde şu bembeyaz hislerin;
    Hıçkırır kahkahalar, zamanın sayacında...








    ZAMANIN AVLUSUNDA

    Mercan devranlar eserdi huzur bahçesinde,
    Yürürdün mücevher gölünde doğal doğanın...
    Parlardı yankılarda umutlu yarınların,
    Vurulurdu pınarlar, arşın kelepçesine...

    Şimdi kuğuların dans ettiği o yerdeyiz,
    Ve ışıktan bir taç kurulmuştur saçlarına,
    Dudaklarında bahar, bakışlarında deniz,
    Argınlıklar yeşermiş buruk dallarımızda...

    Yosunlu havuzlarda belirir hatıralar,
    Yaşlı dağlardan dönen körpe çığlıklar gibi,
    Esenliğin renginde kanatlanır çatılar,
    Yayılır rüyaların, rayihalar denizi...








    DALGIN ŞAKIYIŞLAR

    Altın kulelerden şaha kalklar o kıratlı,
    Kuğularca, kanatlı...
    Bin yıllık kardeşliği şakımakta semalar,
    Sedalar, ki senalar...

    Ey hüdhüd-i şeyda söyle o ne cefa öyle?
    Arşım neden hengame...
    Mizanındaki mahşer; dağıtır dengemizi,
    Soldurur genzimizi...

    Ahengine olmaz mütenakız, kimin haddi!
    Serabaydı serhaddi...
    Gülbankına bülbüller serilir, yeşerir hep,
    Kül-i efkara sebep...








    ATEŞ UÇUŞLARI

    Sisli camında yağmur izleriydik hayatın,
    Ruhumuzda erguvan, yadımızda son sözler.
    Sarar her yanımızı sabah kızılı bahtın,
    Tahtında eser kalbin, uçuşur zarafetler.

    Karışır renklerimiz, içerimde içerin,
    Girift bir efsaneyi fısıldar boynumuza,
    Usul usul dolanır, yüreğime yüreğin,
    Sislerde hisler sesler, parlar sularımızda.

    Ruhun ruhumda ışık, tenin tenimde cemre,
    Pınarın pınarımda; ummanları anlatır.
    Ve masallar sevinçten simler saçar çehrene,
    Savrulur çamurcalar; köz közle kanatlanır.








    ZAMANIN TAKVİMİNDE

    Dirilir yeniden öz; töz, cevherle sevişir,
    Bacaklar bacaklara dolaşır mazmunlarda.
    Yasalar yasaklarla bir devranı üleşir,
    Kırışır zamanımız, mekanın kucağında.

    Beton ormanlarında metalden dinozorlar,
    Boğunca yıldızların tütsülü şavklarını,
    Kararır kalbi leylin, şehir gülleri solar,
    Solar tefekkür kuşu, kurutur ilhamları.

    Bu böyledir; ya doğum ya ölüm ya uçurum,
    Cemiyetin değeri, tercihinde belirir.
    Ey deniz feneri ruh, dön geri sönmeden mum,
    Karanlıklar nurların gölgesinde güzeldir.








    KARANLIK YILDIZLAR

    Nahhatlar ve hattatlar, kaleminden damlarsın,
    Kafesinde simetrik, estetik yaralarla...
    Ve varlığın göz göze gelir yokla her lahza,
    Başın eşiğe değer, bağrında kış, anlarsın...

    Kara delikler saysın destansı sislerini,
    Deşerken bakışların fezanın yüreğini,
    Bir ahu iner nehre, kanatlanır gözleri,
    Nabzında binbir güneş, dizler çöker, ahlarsın.

    Savaşların söndüğü barışın cennetinde,
    Uyumamacasına; uyanmak istesen de,
    Bir yanın hep dünyada kalan sevdiklerinle,
    İçin; gök içinde gök, dalında dağ, ağlarsın...








    YORGUN ÜRPERTİ

    Sararmış duvarlarda kırgın yüzlerdi mazi,
    Bakışlarda tozlu hayaleti ilk aşkların...
    Durur seslerin dansı, çarpmaz renklerin kalbi,
    Susar hislerin çığı, ağarınca baharın...

    Bir sırma hazandır ki, ruhun ankebut şimdi,
    Nefes nefes örülen bu kor senin ağların...
    Görünmez bir el olur, tutar da nefesini,
    Başlar güneş ötesi içsel yolculukların...













    AŞKIN BEYTİ

    Gaza meydanlarıydı aşkın düğün evleri.
    Değil miskin dervişler! En yakın Hakk dostları;

    Cevheri, Allah deyu çarpan yüreklilerdi.
    Bir düşün, fatihler fatihi, Habibullah’ı...

    Amellerdi sevdanın en güzel mısraları,
    Gayretlerdi dergahı, hakikat şeyhimizin...

    Gerçek aşk kadehinin çalışmaktı şarabı,
    Cemiyete yararın olmadan, eremezsin...











    KALBİN KABESİNDE

    Körfezlerde gittikçe uzaklaşan gemiler,
    Bir başka seyredilir düşer gibi boşluğa,

    Göçe susarcasına uçuşurdu yelkenler,
    Dağılırdı saçların rüzgarın mezarında.

    Semahın kıblegahı ruhunun fezasında;
    Bir başkaydı her zaman, düşlerken bir başkaydın,

    Çehrenin bahçesine gülüşler yayılır da,
    Bağrının kabesinde, sayhanı sayıklardın.











    SESSİZ SAYHA

    Altın sonbahar, sokak fenerleri,
    Duygun çardaklarda su perileri...
    Ürkek parkelerde cesur kediler,
    Kuşların sadrını deler de geçer.
    Adın, hançeremde hüznün hançeri,
    Gönlümün yaşına bakmadan deşer.

    Gülüşün, ruhuma neden kasd eyler,
    Niçindir ciğeri söndüren düğüm?
    Nazarında yeşeren sır serçeler,
    Toprağım, denizim, yelim, göğümdün.
    Saflığın, cürmümü ezer de geçer,
    Çakılarla çözülmez bu kordüğüm...

    Nefesin; ateşten sıcak, yumuşak,
    Kuş tüyünden hafif, alımlı sesin.
    Ruha körpe sevişmekler katarak,
    Sabahlara yüklü bir ceylan leylin.
    Nezaketin göğsünden çağlayarak,
    Taşıp kavururdu, zarif gözlerin...

    Sendin adı şehla, şanı züleyha,
    Kanı leyla, gülü leyla, rüveyda...
    Bakmaklara hep görmekler ekerdin,
    Ansızın çakışırdı şimşek yüreğin.
    Can sayha, ten vaha, umular sahra...
    Yüreğin, içimde soluk soluğa.

    Resimlerin bile ahrazdı şimdi,
    Hatırlamaz oldum nazlı sedanı...
    Unutmak lime lime ah cemreni,
    Ne bitmez kahırdı, ne kadim acı...
    Bilmem üşür müsün orda sevgili,
    Bekle bizi, çoğu gitti azı kaldı...




    KARANLIĞIN MEZARLIĞI

    Put denizi şehirlerde,
    Lanetli sularıyla arzu,
    Şehvet serper siperlere,
    Ter içinde ve kuğumsu.

    Kıvrımların isyanından,
    Baygın düşmüş kıvılcımlar,
    Sürtünüşten nasır tutan,
    Tenler sarhoş, ölü ruhlar...

    Sedirlerde huysuz gözler,
    Zihinlerde loş kabuslar,
    Dizilmiş arsız imgeler,
    Derilmiş kör metaforlar.

    Yaymış yine o koyuluk,
    Zulmü örten dalgaları.
    O renk ki dipsiz korkuluk,
    Sarar şemsin her yanını...

    Görünmez boğuşmalarla,
    Çullanır huzur burcuna,
    Pençeler umut dağını,
    Uzar her yerden kolları.

    Bir ejderha ki karanlık,
    Yakar çocuk renklerini.
    Kaçar tonlar, solar ışık,
    Mahvettiği bahçelerden...










    ÇERAĞIN KUNDAĞINDA

    Döşlerdeki kandillerin,
    Uhrevi balkırıydı aşk...
    Bir semavi veçhe mızrak,
    Anahtarı merhametin...

    Serpilirdin cevherinden,
    Metanetler yeşertirken...
    Dehşetli geceler dahi,
    Bastıramaz cevherini...

    Işıkların somyasında,
    Karanlıklardı suların,
    Hışırtılar yaprakların,
    Suskun bakır ufuklarda...








    FLAMİNGO

    Hücrelerde zemheri, kutuplarda yangınlar,
    Bakışlar, aynalarda ağlayan bir sonbahar.
    Çağlayan deryalarda; sahraların vahası,
    Serabın, semalardan haykırır meramını.

    Altın bülbüllerdi o şakıyan yalnızlıklar,
    Issızlıklar köşkünün çilekeş divanında.
    Divanlar ki nümayan, sonsuz okyanuslarda,
    Testin kadar ihata, tasın kadar ırmaklar.

    İnce sütun bacaklar şimdi ateş dansında,
    Şimdi baygın gözlerde çarpar arzunun kalbi.
    Nabızlarda cezbeler; nazik haz vakitleri,
    Zarifçe okşanışlar sırların surlarında...






    İKTİHAM

    Sevişmek isterdik hep göklerde uçuşarak,
    Manevi fezamızın mefhumdan sularında.

    Metaforlar dokuyup nakşederek semaya,
    Taze ruhlar düşlerdik, aşka kanatlanarak...

    Bakırlar balkırlara karşırdı buğunda,
    Efsununda tütsüler, ferdaların fersude.

    Sinelerin; dinmeyen şelalesi zamanın,
    Pürüzsüz tutuşmaklar bahşeder bahçemize.

    Gözlerin gökyüzüydü yaralı kuşlar için;
    Masum falyanoslara şefkatli okyanuslar...

    Anne gülüşlerinden içli bir sesin vardı,
    Sesin, her yüzde sesin, her solukta nefesin.

    Sen eskimolara yaz, kutuplara bahardın,
    Etrafına yıpranmayan şarkılar saçardın…




    EFSANEVİ KUYULAR

    Aydınlık gözlerinde; ışıltılar çarpışır,
    Renkler, tonlar, ahenkler, mihenklerle katışır.

    Vurulur yüreğinden suya inen bir ceylan,
    Tutar yasını kuşlar, kurulur tahtırevan.

    Biz, toplu yalnızlığın müritsiz mürşitleri,
    Aç ruhlarımız ancak o Sonsuz Sevgili’nin...

    Rızası, cemaliyle, muhhabbetiyle doyar,
    Yalnız hissedeceğiz; o mümtaz güne kadar.











    FAĞFUR

    Karanlığa gece; bir tutam ışık…
    Anlam sofranı ser ruhumuza ey.

    Ki ısınsın iliklere kadar her yanımız.
    Ki rahmetin kadim tığlarıyla,
    Dokunsun beraberlik kumaşımız…

    Geçir içimizi o dar menfezden ey.















    HURUÇ

    Göz göze gelemeyen mahcupları,
    Köz köze yanamayan sessizler anlar.

    Gidersin, göçer ne kadar kuş varsa...
    Nefessiz yaşamaklar öğrenir yürek...

    Gidersin, gelememişken bile daha,
    Şimdi bir merhume yerine kalan...















    BURAĞAN

    Bakışlarında masum günbatımı,
    Teninde alımlı yıldızlar parıldar.

    Bağrın, yaralı kumrular mevsimi;
    Gülüşünde yarım kalmış şarkılar.
    Büyür, büyür, büyür göz bebeklerin...

    Cennetime dönüşür içli cehennemin!
    Çığlığın bahçemdir, yeniden doğuş.

  5. #20
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    10.08-2020
    Saat
    13:22
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    51
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    HAZİRAN


    Narin ellerinde serin sular çağıldar
    Cevherinde varaklar; nadide, çocuksu
    Çokça gökyüzleri, çokça soluyuşlar
    Dallarında kırgın ıssızlıklar mevsimi
    Şimdi yürek bir saatli bombadır
    Pençeleriyle sadrımı boğazlayan
    Dağ gibi kurulmuştur zamanlar aramıza
    Ürkekliğinde aşkın gözyaşları parıldar
    Şimdi ne derse desinler, mecalsiz
    Cürmüne vurgun bir mücrim karşında
    Yargılayan gözlerin zindanında mahkum
    Ama asla pişman olmayacak olan
    Ruhum ruhunu nasıl da görüyor
    Bakışlar kaçıran masum maralın
    İnanmazdım, inanmazdım yaşamasam
    Gözleri yananları gözleri yananlar anlar
    Gözlerin yangın, gözlerin dargın umutlar
    İçim ki urganını bekleyen argın şehzade
    Alımlı, nazenin, ölümcül otağında
    Şimdi ahdim ömürlük bir duadır bahtına
    Söylenemeyenlerin altında kalan
    Bir makberdir ağarmış hayaller
    Günler asır, güzler ayaz, güller veda
    Dinmek bilmez bir cehennem gülüşün
    Yeter ki mutlu ol diyeceğim o gün
    Biz ki alışığız düşte hüzne, yazda hazana
    "Her şey bambaşka olabilirdi oysa"
    Öleceğini bile bile yaşamak gibi
    İnanmazdım, inanmazdım yaşamasam
    İnandım, yaşadım, gerçeğimdin

  6. #21
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    10.08-2020
    Saat
    13:22
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    51
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    EHVEN

    Daha iyi bir hayat mümkündür
    Daha mutlu bir cevher harabende
    Güzel düşün, güzel dile, güzel sev
    Önce içinde başlar, içinde biter
    Umutsuzluğun gazabından kurtuluş
    Baharın fırtınasında savruluş
    Aşkın cennetinde azab mümkündür
    Güzel yaşa, güzel hisset, güzel göç

    22.02.2020
    Bilal Yavuz



    DÖNÜŞ

    Kendine kıymet verdiğin kadardır
    Değerin bu gönüller mahşerinde
    İnanmayı bil, inancı say, inanca güven
    İnanç yalnız bırakmaz yoldaşlarını
    Güzel zanlar ırmağında yıka kalbini
    Her zaman bir ışık vardır karanlık için
    Müspetliğin kadar huzurlusundur
    Mutluluk, özüne dönebildiğincedir

    23.02.2020
    Bilal Yavuz

  7. #22
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    10.08-2020
    Saat
    13:22
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    51
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    MUŞTU

    Gün gelir, vurduğun kadar vurulursun
    Eteklerinde başlar bir dağdağa mevsimi
    Güneş saçlar ağarır, çehrene aklar düşer
    Kimsesiz aynaların işte tam karşısında
    Derin yanlızlıkların türküsünü çağrırsın
    Gün gelir, yaşanamayanlar göçer ömründen
    Söylenemeyenlerin yasını tutar hazan
    İşte o gün, deştiği kadar deşilir Leyla
    Çölün ne önemi var Mecnun söndükten sonra
    Bağırıyor kandiller, nehrimizde ay hüznü
    Kuytulara kuyu olmuş mecruh gecelerimiz
    Gün gelir bir vahada sen de tenha, kalırsın
    İşte o gün, soğuk sessizlik neymiş, anlarsın
    Üşüyüşlerle yanan cehennem cevherlerin
    Yalazına bir nefes de belki sen bağlarsın
    Sen şimdi hep gül, hep mutlu ol, hep çağla
    Kahkahayla hıçkırmak neymiş bir gün ağlarsın
    O gün sarmaz olur kat kat ağır yorganlar
    Üryan kalır anılar, eyvahlara büşra var









    KALBİNİ DİNLE

    Esmer tonlarında güneşler saklanır
    İnci dişlerinde coşkun aynalar uzar
    Serçe kirpiklerinde alımlı nazar kuşları
    Kül perçemlerin bahar bucuları kokar
    Yürek ormanlarında bir masum ceylan
    Katmış birbirine o bütün ortalığı
    Şimdi her yer kıyam her yön kıyım her an dram
    Her nefes kan oğlu kan oğlu kan oğlu kan
    En derin bahçemde koşturur çocuksuluğun
    Ve dilsiz cellatlar gibi dikilir aramıza
    Acımasız zamanın köhne uçurumları
    Sen şimdi seke seke terk ederken sesimizi
    Renklerimiz solar, cansız karanlığa boyanır
    Soluklar daralır, daralır, daralır, daralır
    Saçlarında görünmez çiçeklerimden bir taç
    Saklar nazenin sırtın körpe kanatlarını
    Hep gülerken gördüler seni hep neşeyle
    Bakışında bağıran ağır yaralarını
    Kimseler göremedi, kimseler göremezdi
    İncecik ellerinde devasa düşler yatar
    Kısacık yaşamında upuzun olgunluklar
    Gel de otur yanıma, yaşlanınca kalkardık
    Gemiler alırdı sonsuzdaki sahilimize
    Bülbülün duası kalkan gülün ömrüne
    Ötüşür sessizlikler; gitme, gitme, gitme





    MEDED

    Ne yaslı bir dünya bu
    Herkes herkese ölüm
    Herkes herkese hüzün
    Herkes herkese kahır
    Herkes herkese dram
    Kimse kimseye ışık değil
    Herkes herkese yalnızlık

    Meded ey Mahbub meded
    Meded sevgin aşkına
    Masuma susuz kaldık
    Her yer her yüz karanlık
    Kalbimizi boğar sadrımız
    Zulmün depremlerinde
    Darmadağın ervahımız

    Ahir zaman baltaları
    Parçalar vicdanımızı
    Daralır nefeslerimiz
    Soludukça solmaktayız
    Merde hasret namerd bile
    Meded ey Mahbub meded
    Meded Ahmed aşkına




    OYUN

    Dürüstlük varken hile niye, fenalık niye
    Neden düşürür insan kendini böylesine
    Ona en masum en içten kıymet verenlere
    Geçirdikçe geçirir yaban pençelerini
    Burası dünyadır, burası bu kadar işte
    Kaybetmek ne kolaydır, yakıp yıkmak ne konfor
    Canları acıtmaktan zevk alır zalim kalpler
    Mutlak adaletine inancımız tam ey Rab
    Er ya da geç pek pişman hep üzmek isteyenler
    Kötülere harcanan zamanlarımız için
    Bizi de affet, bizi de affet, bizi de af
    Yazık ki aldanırız, saf sanarız biz gibi
    Çehremize gülüşen her gaddar kelebeği
    Kederler bahşedersin keskinleşelim diye
    Kavileşelim diye aciz düzmecelere
    Elbet bu da geçecek, yaraları açansa
    Hançerindeki kanı asla unutmayacak
    Hafıza cehennemdir ah alan serçelere
    Saplanmak bumerangtır bek döner sahibine
    İyilik varken pusu niye, hainlik niye
    Doğruluk varken kendini kandırmak ne diye
    Vefasız bir kürede nankörler defilesi
    Yiğitçe diyenleri hançerleyen desise








    ASUMAN

    Bu kümeler bu yığınlar bu sürülere,
    Bu gösterilen yöne koşturan aynılara,

    Sığamıyorum çünkü kuğu gözlerin…
    Çünkü sensizlik çakılarla kazınmıştır,
    Uzadıkça sarılan yürek ağaçlarına…

    Sessizler ıssızlara yeniden yazılmıştır,
    Yaklaştıkça uzaklaşan yıldızlardık…




    EVÇ

    Çölde bir kum tanesi tutmuş da,
    Bakılmaya kıyılmayan nazlı süreyyanıza,
    Cehennemler doğurma cüreti göstermiş…

    Gibi bir mevsim şimdi ağlayan aynalarda.
    Gelseydin; o elvan etekleri sürüyüp ırmaklara,
    Varsın ezilseydi hücremizde cümle yapraklar.

    Makberimiz, yangın mı yangın gökküreniz…





    YAĞIZ

    Ağıyor suların
    Hançerde, kuşakta ve pusatta
    Ağıyor nazenin
    İncecik dallarında
    Körpecik, camgöbeği
    Kanıyor sessizliğin
    Kanıyor mavi
    Bağrında kızgın örgüler
    Esmer ruhunda akkor

    Azığımız tarumar
    Yüküm tonlarca sevdan
    İçim ağır mı ağır
    Size hep mutluluklar
    Bize kahır kalmıştır
    Aşım özüm üstüne
    Şimdi mevsim sahradır
    Şehla endamında can
    Çarpar durur divane
    Kalbin feza denizi
    Ve kükrer perçemlerin

    Gel arıt ömrümü ey
    Yıkılmaya alışmış
    Yerlerimden tut kaldır
    Yeşersin yangın
    Tutuşsun yara
    Yaşarsın filiz
    Karışsın köklerimiz

    Bilal Yavuz

    TUTUŞAN

    Birbirine sarılmış
    Yapraklar gül dediğin
    Nereye baksan rahmet
    Nereyi görsen hikmet

    Sır içinde sırrı çöz
    Yok içinde yoka var
    Herkeslerin kaçtığı
    O yangın düğünündür

    O ateş, kabuğuyla
    Girene cehennemdir
    Aşktan üst baş yırtana
    Zakkum içre kevserdir

    Ey can yüzlü nedime
    Şelale canlı yaren
    Aşk; binbir düğümünde
    Binbir hasat derendir

    İKRAR

    Milyarlarca renk
    Milyarlarca ahenk
    Milyarlarca ses
    Milyarlarca nefes

    Milyarlarca his
    Milyarlarca şifa
    Milyarlarca çehre
    Milyarlarca fikir

    Milyarlarca sevda
    Milyarlarca varlık
    Milyarlarca yokluk
    Ve tek bir Sahip

    Rızası hep rızası
    Cennetlerin cenneti
    Dolduracak, dindirecek
    Derin yalnızlığını

    CANLAR CANI

    Dilsiz, sağır senfoni
    Renksiz, nursuz gösteri
    Tatsız, tutsuz ziyafet
    Hissiz, duyarsız ilgi

    Sır içre sır içre sır
    Kır artık testini kır
    Ne dış kalsın ne iç ey
    Özü közünden sıyır

    Sularında ötenin
    Zirvesinde derinin
    Kavuş kavuşulmaza
    Dinsin dinginliklerin

    Sırların sırrına er
    Gizlerin gizine pus
    Ne dam kalsın ne duvar
    Canların canına var


    Bilal Yavuz


  8. #23
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    10.08-2020
    Saat
    13:22
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    51
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    KAMER

    Birlik aktarında ne burcular vardır ne burcular.
    Sürgülenmiş, geçmiş yürek yüreğe;
    aşktan baygın rayihalar, ıtırlar…
    Teklik semaverinde fokurdar güzelliğin görgüsü.
    Buhurdanlar çağıldar buruk koylarda.

    İşte nezaketin zarafeti, Sevgilimiz…
    Nasıl da salınır incelikler deryasında, nasıl!
    Hasretiyle kavrulmuş gönüller meclisimiz;
    nasıl da kıvranıyor ateşin firdevsinde, nasıl!
    Can feryad, can figan, can yangın yeri.

    Kainatın kalbi aşkınla coşar durur,
    çalkalanır gök deryası, susar şemsler tekkesi.
    Taşar zahirler ardından görklü ehad denizi,
    taşar da deşer ruh dağını dağlaya dağdağa...
    Vur mızrabı canın canına, mühürle ey.

    Sırların sırrında belirmiş aşkın karası…
    Gömülmüş susuzluğun göğsüne uçsuz umman,
    ins aynalarının hirasında bu aynasızlık da ne?
    Bu mahşeri ıssızlık kalbe nerden musallat…
    Gel dindir gecemizi, ölsün sessizliğimiz.

    Bilal Yavuz
    Konu kadimcan tarafından değiştirilmiştir (09.04-2020 Saat 15:11 ). Gerekçe: Başlık

  9. #24
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    10.08-2020
    Saat
    13:22
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    51
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    KAMER

    Birlik aktarında ne burcular vardır ne burcular.
    Sürgülenmiş, geçmiş yürek yüreğe;
    aşktan baygın rayihalar, ıtırlar…
    Teklik semaverinde fokurdar güzelliğin görgüsü.
    Buhurdanlar çağıldar buruk koylarda.

    İşte nezaketin zarafeti, Sevgilimiz…
    Nasıl da salınır incelikler deryasında, nasıl!
    Hasretiyle kavrulmuş gönüller meclisimiz;
    nasıl da kıvranıyor ateşin firdevsinde, nasıl!
    Can feryad, can figan, can yangın yeri.

    Kainatın kalbi aşkınla coşar durur,
    çalkalanır gök deryası, susar şemsler tekkesi.
    Taşar zahirler ardından görklü ehad denizi,
    taşar da deşer ruh dağını dağlaya dağdağa...
    Vur mızrabı canın canına, mühürle ey.

    Sırların sırrında belirmiş aşkın karası…
    Gömülmüş susuzluğun göğsüne uçsuz umman,
    ins aynalarının hirasında bu aynasızlık da ne?
    Bu mahşeri ıssızlık kalbe nerden musallat…
    Gel dindir gecemizi, ölsün sessizliğimiz.

    Bilal Yavuz

  10. #25
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    10.08-2020
    Saat
    13:22
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    51
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    KAMER

    Birlik aktarında ne burcular vardır ne burcular
    Sürgülenmiş, geçmiş yürek yüreğe
    Aşktan baygın rayihalar, ıtırlar
    Teklik semaverinde fokurdar
    Güzelliğin görgüsü
    Buhurdanlar çağıldar buruk koylarda

    İşte nezaketin zarafeti Sevgilimiz
    Nasıl da salınır incelikler deryasında nasıl
    Hasretiyle kavrulmuş
    Gönüller meclisimiz
    Nasıl da kıvranıyor ateşin firdevsinde nasıl
    Can feryad, can figan, can yangın yeri

    Kâinatın kalbi aşkınla taşar durur
    Çalkalanır gök deryası
    Susar şemsler tekkesi
    Coşar zahirler ardında görklü ehad denizi
    Caşar da deşer ruh dağını
    Dağlaya, dağdağa
    Vur mızrabı canın canına, mühürle ey

    Sırların sırrında belirmiş aşkın karası
    Gömülmüş susuzluğun göğsüne
    Uçsuz umman
    İns aynalarının hirasında
    Bu aynasızlık da ne
    Bu mahşeri ıssızlık kalbe nerden musallat
    Gel dindir gecemizi
    Ölsün sessizliğimiz




    ÇAĞRI

    Şu cihan çöllerinde
    Muazzez deryana hasret
    Bin sessizlikle yıkanmış
    Kurak bir ırmak sesim
    Ağlar, çağlar, dağlar ey

    Rikkatinin zarafeti dahi
    Kırk korku salmış hasmına
    Tevazunda heybet dağları
    Nadide görkeminde
    Rahmetin kâinatı saklıydı

    Firkatin tamusunda
    Sensizlikten eriyen
    Figan peteklerine
    Her gün bir hüzün yılı
    Canımız ağrıyor ey

    Mahcupların Efendisi
    Masumların Efendisi
    Mazlumların Efendisi
    Öksüzlerin Efendisi
    Issızların Efendisi

    Efendim, Efendimiz
    Sözlerin tesellimiz
    Biz seni görmeden gördük
    Biz seni duymadan duyduk
    Bağrına bizi de bas




    MEVLÎD

    Doğ ruhumuza Efendim
    Saraylar çökertelim
    Kurutalım kötülüğün gölünü
    Çorak canları tufan bassın
    Küfrün ateşi sönsün
    Dünya ravzana dönsün

    Doğ ruhumuza Efendim
    Ebvâ’da gül mevsimi
    Çözsün dilsiz cevheri
    Mübarek validenin
    Mahzun kemiklerine bile
    Göz koyanlar kahrolsun

    Doğ ruhumuza Efendim
    Badiye yaylamızda feyiz
    Sahralar vahalarla çağlasın
    Hayalinle donansın cihan
    Mefkûrenle dirilsin naaşlar
    Naatlar serden geçsin

    Doğ ruhumuza Efendim
    Doğ da imana boya
    Zamane Kureyşleri
    Doğ ruhumuza Efendimiz
    İki cihan serverimiz
    Doğ ki ölsün yasımız






    PENÂH

    Risâlet göklerinin şemsi
    Riyaset tarihinin başkenti
    Senin senalar kokan
    O mübarek gönlündü

    Adaletinden selamet
    Cesaretinden nezaket taşardı
    İraden doruklar kadar
    Merhametin âlemler aşardı

    Fârân dağlarında bir Gül
    Uğruna gülistanlar feda
    Cömertler cömerdi ellerin
    Şifalar nehriydi alınlara

    Öyle bir merhaba eylemiş ki
    Hayatın ömürlere
    Sonsuzluk düşleri zât-ı âlinle
    Yârenlik hayalleri

    Penâhımızsın ulu önder
    Karanlık kuyularda hilalimiz
    Işığın içindeki rehberimizsin
    Nur dolar baktığın yer

    Biz dünyaya bulanmış
    Sevenlerini çek çıkar
    Devranın batağından
    Canın canımıza Hira




    MUSADDIK

    Zişan bakışında fezalar
    Derya içre deryalardı

    Uhud yağmuruyla örülü
    Çöller kendinden geçmiş
    Vefalı miğferinde kan
    Dağların gözünde yaş
    Kırgın mübarek dişin
    Yerlere yas göklere yas

    Senden önce gelenler
    Senden sonra gelenler
    Seni görmeden sevdiler
    Alemde böylesi kime nasib

    Sen en çok sevilen insan
    Sen hakanlar hakanı
    Sünnetinde binbir lisan
    Ömrünle onur onurlanır

    Musaddık ey Musaddık
    Sıddıkların Efendisi
    Güzellerinle çiçeklendi devran
    Senin görklü medeniyetinden
    Çalınanla başladı
    Nakıs Rönesans bile

    Cihanda ilerlemiş ne varsa
    Şaheser devriminden hediye












    Bilal Yavuz

    https://bilalyavuz.blogspot.com/

  11. #26
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    10.08-2020
    Saat
    13:22
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    51
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    ROZA

    Yoldular, soydular, kırıştılar
    İnsanı insanla yıktılar
    Aşna fişne iskandiller ağında
    Bıçkınları puluçlarla oydular

    Adındır, dudağımda asırlık
    Esrarına amade yalım
    Adındır, terk etmez, sıddık
    Vurur yumruğunu
    Sadrıma sadrıma
    Hücremin başkenti suskunluğun

    Gözlerin, yalın kılınç
    Gözlerin ıssız, kallavi
    Bir benim şimdi
    Firari sensizliğin belasında
    Bir benim tütsülü
    Voltalı ahrazlığa

    Şimdi yürek yorgun
    Virane, ıssız
    Ansızın yaşlanmış bir gecede
    Yaşlanmış canına kadar
    Orostopolluk
    Sırtlanca, sefil
    Yığınların tenhasında savrulmuş
    Yırtılmış bir hecede
    Kursağıma avazın gelmiş

    Sevmişem, şahidim dağlar
    Sevmişem Allah’ına kadar
    Ölünceye dek değil
    Ölümden sonra da
    Yeşerinceye değin
    Tutuşan ellerimiz
    Seni yangın bağrımın
    Avlusuna gömmüşem

    BEJNA

    Gözlerin savruk bozkırlar
    Gözlerin hoyrat
    Ceylansı, afacan
    Sevimli taraçalar koylarda
    Kalyonlar kanyonlarda
    Herkesten sakladığım
    Künyeni sayıklar
    Gözlerin, gözlerin jiyan

    Perçemin pençeler canı
    Perçemin perva
    Vahim, amansız
    Çitlembikler taç olmuş saçlarına
    Cimcime sekseklerin
    Otağıma volkandır

    Fezan; behişt, benefşe
    Fezan saflık, insaniyet
    Sen bana gürül gürül memleket
    Ben sana hep gurbet kalmışım

    Biz bizde Diyarbekir
    Biz bizken masumiyet
    Biz bizsizsek esaret
    Bir gün sen de anlarsın
    O gün sen de ağlarsın

    Rengin nasıl da ateş Bejna
    Teninde nehirler ve başaklar
    Gülüşün nasıl da mermi
    Nasıl da hançer bakışın

    Vefakâr boranlara
    Harfsiz vasiyetimdir
    Kurutunca yokluğun
    Beni simana gömsünler

    SEVDE

    Çifte dikiş gider sabanlar
    Fersiz toprağın koynu
    Fersiz, yetim, analar
    Kuş uçan, kervan geçen
    Bostanlar ölgün şimdi
    Ölgün Dicle denizi

    Ve çakırkeyif buğdaylar
    Kahyalar körkandil çeper
    Mösyölerde bir kültür
    Nankör çıyanlık
    Kepenekler mahzun
    Bağlamalar öksüz
    Kalleşlik mazinin töresine
    Şimdi âdet diye bellenen
    Hicapsız ikirciklik

    Heybesiz bulvarlarda
    Cartalı haybeciler salınır
    Dümenci dubaralar
    Ertekeden nümayiş
    İmam kayığındayız sürgit
    Façalar çiğnedik muttasıl
    Erce, âdil, hilesiz
    Bundandır kavlimizden kaçışı
    Geçmişi tam kınalı
    Piyazcı sendikalar
    Kaparoz puştlarının

    Çifte dikiş gider sabanlar
    Cana bir çınar gerek
    Yüreğin, yüreğin gibi serin
    Derin kuyular içim
    Mars olmuş, dumanaltı
    Kaybolmuşam, gel artık
    Karışsın közlerimiz
    Karışsın yeşil…

    HİVDA

    Kül yutmaz kevaşeler hanında
    Hancıyı vurmuş gibi yürek
    Şimdi unutulmuş bir marştadır
    Mavzerlerde mermiler hazan
    Bir umuttur alnımızın çatında

    Sevdalanmış sedanda salıncaklar
    Ay ışığı kokar derin kuyuların
    Gül Hivda… Gülşen Hivda…
    Sen bende hür, ben sende parya
    Ve keşmekeş; yaralar yaralarda

    Babaçkolar rıhtımında bir mavi rüzgar
    Aparıyor gönlünü çılgın enginlere
    Bozuk çalsa da bozum havamız leyley
    Çarkına tükürmüşüz bir kere
    Kayarto kopillerin, dalkavuk hırboların
    Ne çiçektir biliriz
    Kokoz kokorozlar da

    Vardakostalar zamazingo
    Voliyi vurmuş godoş hırtapozlar kanişi
    Hey gidi erlik hey şimdi şinanay
    Zartayı çekmiş yiğitler
    Mıshıtçı gebeşlerin melun insicamında
    Sigortası atmış janti yürekler
    Bilenmiş zırzoplara
    Puskun, kıvam bekler

    Ranzam, zulam, soluk resmin
    Saplanır soluğuma
    Can Hivda… Canan Hivda…
    İşte böyle yazıyorum canına
    Hatıran mermidir damarımda
    Dışarda çılgın bir bahar
    İçerde hep kış mevsimi

    LEYLAN

    Ilgım ılgım açar yediverenler
    Ambarlarda yeşerir hamal fidan
    Görsen her biri bir filinta
    Pahabiçilemezdir burada alınteri
    Helal ekmeğin verdiği memnuniyet
    Emeğin kitabı, işhanlarında yazılır
    Komşuluk destandır antik katlarda
    Seni namusluca sevmeyi
    İlkin buralarda öğrendim
    Şırfıntılar sokağında tütün emekçisi
    Avuçlar bilirim, ihtiyar, nasırlı
    Memleketim gibi ak alınları vardır

    Sen hep o küçeden gelirdin canıma
    Eserdi terütaze hivbanu nefesin
    Arzuhalcim, kadife karanfilim
    Daya endamını santimantal bağrıma
    Daya da dinle, çaylardan su içer gibi
    Can feryad, can figan, can yangın yeri
    Bayramlar, matemlere sapmış
    Namlu yürek, aşka, sevdaya kıvrılmış
    Nasıl, nasıl sevmişem bir sevebilsen
    Anlarsın zehir zıkkım geceleri
    Anlarsın, netameli oyundur, heba
    Vurulur denizin, ırmaklarınca

    Kaç dağdır aşılmaz olumuş içim
    İçin için tüter kuyumda bir yara
    Birden hüzünlenir bütün avlular
    Cümle vadilerde zılgıtın kopar
    Derin mutsuzluğun türküsüdür
    Eser, eser korkunç albenin
    Çekilir sürgüler demir koyaklara
    Çekilir hayalimden asi bakışın
    Gömülürüm kendime bir başına
    Tek başına hırgür sensizliğim
    Leylanım, nupelda pervinim

    BİLAL YAVUZ NAATLERİ

    KAMER

    Birlik aktarında ne burcular vardır ne burcular
    Sürgülenmiş, geçmiş yürek yüreğe
    Aşktan baygın rayihalar, ıtırlar
    Teklik semaverinde fokurdar
    Güzelliğin görgüsü
    Buhurdanlar çağıldar buruk koylarda

    İşte nezaketin zarafeti Sevgilimiz
    Nasıl da salınır incelikler deryasında nasıl
    Hasretiyle kavrulmuş
    Gönüller meclisimiz
    Nasıl da kıvranıyor ateşin firdevsinde nasıl
    Can feryad, can figan, can yangın yeri

    Kâinatın kalbi aşkınla taşar durur
    Çalkalanır gök deryası
    Susar şemsler tekkesi
    Coşar zahirler ardında görklü ehad denizi
    Caşar da deşer ruh dağını
    Dağlaya, dağdağa
    Vur mızrabı canın canına, mühürle ey

    Sırların sırrında belirmiş aşkın karası
    Gömülmüş susuzluğun göğsüne
    Uçsuz umman
    İns aynalarının hirasında
    Bu aynasızlık da ne
    Bu mahşeri ıssızlık kalbe nerden musallat
    Gel dindir gecemizi
    Ölsün sessizliğimiz

    Şair Bilal Yavuz Şiirleri...


    86bbf6a8 87be 11ea a421 0a98098ee955?w=656&h=820 - Şair Bilal Yavuz'dan şiirler

    ÇAĞRI

    Şu cihan çöllerinde
    Muazzez deryana hasret
    Bin sessizlikle yıkanmış
    Kurak bir ırmak sesim
    Ağlar, çağlar, dağlar ey

    Rikkatinin zarafeti dahi
    Kırk korku salmış hasmına
    Tevazunda heybet dağları
    Nadide görkeminde
    Rahmetin kâinatı saklıydı

    Firkatin tamusunda
    Sensizlikten eriyen
    Figan peteklerine
    Her gün bir hüzün yılı
    Canımız ağrıyor ey

    Mahcupların Efendisi
    Masumların Efendisi
    Mazlumların Efendisi
    Öksüzlerin Efendisi
    Issızların Efendisi

    Efendim, Efendimiz
    Sözlerin tesellimiz
    Biz seni görmeden gördük
    Biz seni duymadan duyduk
    Bağrına bizi de bas

    MEVLÎD

    Doğ ruhumuza Efendim
    Saraylar çökertelim
    Kurutalım kötülüğün gölünü
    Çorak canları tufan bassın
    Küfrün ateşi sönsün
    Dünya ravzana dönsün

    Doğ ruhumuza Efendim
    Ebvâ’da gül mevsimi
    Çözsün dilsiz cevheri
    Mübarek validenin
    Mahzun kemiklerine bile
    Göz koyanlar kahrolsun

    Doğ ruhumuza Efendim
    Badiye yaylamızda feyiz
    Sahralar vahalarla çağlasın
    Hayalinle donansın cihan
    Mefkûrenle dirilsin naaşlar
    Naatlar serden geçsin

    Doğ ruhumuza Efendim
    Doğ da imana boya
    Zamane Kureyşleri
    Doğ ruhumuza Efendimiz
    İki cihan serverimiz
    Doğ ki ölsün yasımız

    PENÂH

    Risâlet göklerinin şemsi
    Riyaset tarihinin başkenti
    Senin senalar kokan
    O mübarek gönlündü

    Adaletinden selamet
    Cesaretinden nezaket taşardı
    İraden doruklar kadar
    Merhametin âlemler aşardı

    Fârân dağlarında bir Gül
    Uğruna gülistanlar feda
    Cömertler cömerdi ellerin
    Şifalar nehriydi alınlara

    Öyle bir merhaba eylemiş ki
    Hayatın ömürlere
    Sonsuzluk düşleri zât-ı âlinle
    Yârenlik hayalleri

    Penâhımızsın ulu önder
    Karanlık kuyularda hilalimiz
    Işığın içindeki rehberimizsin
    Nur dolar baktığın yer

    Biz dünyaya bulanmış
    Sevenlerini çek çıkar
    Devranın batağından
    Canın canımıza Hira

    MUSADDIK

    Zişan bakışında fezalar
    Derya içre deryalardı

    Uhud yağmuruyla örülü
    Çöller kendinden geçmiş
    Vefalı miğferinde kan
    Dağların gözünde yaş
    Kırgın mübarek dişin
    Yerlere yas göklere yas

    Senden önce gelenler
    Senden sonra gelenler
    Seni görmeden sevdiler
    Alemde böylesi kime nasib

    Sen en çok sevilen insan
    Sen hakanlar hakanı
    Sünnetinde binbir lisan
    Ömrünle onur onurlanır

    Musaddık ey Musaddık
    Sıddıkların Efendisi
    Güzellerinle çiçeklendi devran
    Senin görklü medeniyetinden
    Çalınanla başladı
    Nakıs Rönesans bile

    Cihanda ilerlemiş ne varsa
    Şaheser devriminden hediye

    SEVİ

    Seni öldürmeye gelenler
    Sende dirildiler
    Fidyelerle salardın esirleri
    Onlar esir aldıkları ashabını
    Vahşice şehid ederken
    Merhametin, kanat sesleriydi arzın
    Adaletinde yoğrulurdu çorak sahra
    Seni sevmek ey
    Hakk’a iman etmekti

  12. #27
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    10.08-2020
    Saat
    13:22
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    51
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    ROZA

    Yoldular, soydular, kırıştılar
    İnsanı insanla yıktılar
    Aşna fişne iskandiller ağında
    Bıçkınları puluçlarla oydular

    Adındır, dudağımda asırlık
    Esrarına amade yalım
    Adındır, terk etmez, sıddık
    Vurur yumruğunu
    Sadrıma sadrıma
    Hücremin başkenti suskunluğun

    Gözlerin, yalın kılınç
    Gözlerin ıssız, kallavi
    Bir benim şimdi
    Firari sensizliğin belasında
    Bir benim tütsülü
    Voltalı ahrazlığa

    Şimdi yürek yorgundur
    Virane, ıssız
    Ansızın yaşlanmış bir gecede
    Yaşlanmış canına kadar
    Orostopolluk
    Sırtlanca, sefil
    Yığınların tenhasında savrulmuş
    Yırtılmış bir hecede
    Kursağıma avazın gelmiş

    Sevmişem, şahidim dağlar
    Sevmişem Allah’ına kadar
    Ölünceye dek değil
    Ölümden sonra da
    Yeşerinceye değin tutuşan ellerimiz
    Seni yangın bağrımın
    Avlusuna gömmüşem


    BEJNA

    Gözlerin savruk bozkırlar
    Gözlerin hoyrat
    Ceylansı, afacan
    Sevimli taraçalar koylarda
    Kalyonlar kanyonlarda
    Herkesten sakladığım
    Künyeni sayıklar
    Gözlerin, gözlerin jiyan

    Perçemin pençeler canı
    Perçemin perva
    Vahim, amansız
    Çitlembikler taç olmuş saçlarına
    Cimcime sekseklerin
    Otağıma volkandır

    Fezan; behişt, benefşe
    Fezan saflık, insaniyet
    Sen bana gürül gürül memleket
    Ben sana hep gurbet kalmışım

    Biz bizde Diyarbekir
    Biz bizken masumiyet
    Biz bizsizsek esaret
    Bir gün sen de anlarsın
    O gün sen de ağlarsın

    Rengin nasıl da ateş Bejna
    Teninde nehirler ve başaklar
    Gülüşün nasıl da mermi
    Nasıl da hançer bakışın

    Vefakâr boranlara
    Harfsiz vasiyetimdir
    Kurutunca yokluğun
    Beni simana gömsünler

    SEVDE

    Çifte dikiş gider sabanlar
    Fersiz toprağın koynu
    Fersiz, yetim, analar
    Kuş uçan, kervan geçen
    Bostanlar ölgün şimdi
    Ölgün Dicle denizi

    Ve çakırkeyif buğdaylar
    Kahyalar körkandil çeper
    Mösyölerde bir kültür
    Nankör çıyanlık
    Kepenekler mahzun
    Bağlamalar öksüz
    Kalleşlik mazinin töresine
    Şimdi âdet diye bellenen
    Hicapsız ikirciklik

    Heybesiz bulvarlarda
    Cartalı haybeciler salınır
    Dümenci dubaralar
    Ertekeden nümayiş
    İmam kayığındayız sürgit
    Façalar çiğnedik muttasıl
    Erce, âdil, hilesiz
    Bundandır kavlimizden kaçışı
    Geçmişi tam kınalı
    Piyazcı sendikalar
    Kaparoz puştlarının

    Çifte dikiş gider sabanlar
    Cana bir çınar gerek
    Yüreğin, yüreğin gibi serin
    Derin kuyular içim
    Mars olmuş, dumanaltı
    Kaybolmuşam, gel artık
    Karışsın közlerimiz
    Karışsın yeşil…


    HİVDA

    Kül yutmaz kevaşeler hanında
    Hancıyı vurmuş gibi yürek
    Şimdi unutulmuş bir marştadır
    Mavzerlerde mermiler hazan
    Bir umuttur alnımızın çatında

    Sevdalanmış sedanda salıncaklar
    Ay ışığı kokar derin kuyuların
    Gül Hivda… Gülşen Hivda…
    Sen bende hür, ben sende parya
    Ve keşmekeş; yaralar yaralarda

    Babaçkolar rıhtımında bir mavi rüzgar
    Aparıyor gönlünü çılgın enginlere
    Bozuk çalsa da bozum havamız leyley
    Çarkına tükürmüşüz bir kere
    Kayarto kopillerin, dalkavuk hırboların
    Ne çiçektir biliriz
    Kokoz kokorozlar da

    Vardakostalar zamazingo
    Voliyi vurmuş godoş hırtapozlar kanişi
    Hey gidi erlik hey şimdi şinanay
    Zartayı çekmiş yiğitler
    Mıshıtçı gebeşlerin melun insicamında
    Sigortası atmış janti yürekler
    Bilenmiş zırzoplara
    Puskun, kıvam bekler

    Ranzam, zulam, soluk resmin
    Saplanır soluğuma
    Can Hivda… Canan Hivda…
    İşte böyle yazıyorum canına
    Hatıran mermidir damarımda
    Dışarda çılgın bir bahar
    İçerde hep kış mevsimi

    LEYLAN

    Ilgım ılgım açar yediverenler
    Ambarlarda yeşerir hamal fidan
    Görsen her biri bir filinta
    Pahabiçilemezdir burada alınteri
    Helal ekmeğin verdiği memnuniyet
    Emeğin kitabı, işhanlarında yazılır
    Komşuluk destandır antik katlarda
    Seni namusluca sevmeyi
    İlkin buralarda öğrendim
    Şırfıntılar sokağında tütün emekçisi
    Avuçlar bilirim, ihtiyar, nasırlı
    Memleketim gibi ak alınları vardır

    Sen hep o küçeden gelirdin canıma
    Eserdi terütaze hivbanu nefesin
    Arzuhalcim, kadife karanfilim
    Daya endamını santimantal bağrıma
    Daya da dinle, çaylardan su içer gibi
    Can feryad, can figan, can yangın yeri
    Bayramlar, matemlere sapmış
    Namlu yürek, aşka, sevdaya kıvrılmış
    Nasıl, nasıl sevmişem bir sevebilsen
    Anlarsın zehir zıkkım geceleri
    Anlarsın, netameli oyundur, heba
    Vurulur denizin, ırmaklarınca

    Kaç dağdır aşılmaz olmuş içim
    İçin için tüter kuyumda bir yara
    Birden hüzünlenir bütün avlular
    Cümle vadilerde zılgıtın kopar
    Derin mutsuzluğun türküsüdür
    Eser, eser korkunç albenin
    Çekilir sürgüler demir koyaklara
    Çekilir hayalimden asi bakışın
    Gömülürüm kendime bir başına
    Tek başına hırgür sensizliğim
    Leylanım, nupelda pervinim

    RONAHİ

    Eflâtun karanfiller verir Aras
    Hıncahınç yaşamak
    Gürbüz kızanlarına
    Körpe tomurcuklar salınır ekinde
    Cehennem göğüslerde asi boran
    Ciğerde iştiyak, çıldırasıya
    Çatlıyor kısrağın
    Kanıyor heyben
    Kanıyor dudakları dikenli demirin
    Sevdaya set çekmiş saygın çıyanlar
    Kurulmuş vadilerine haramî
    Görmemiş tarih böyle hayınlık
    Böyle maval aynazı
    Çekirge utanır istilasından

    Tendürek dağına sor yüceltileri
    Kato’ya, Cudi’ye, Karacadağ’a
    Harnupların irkinç hışırtısı
    Götürür hülyanı gidebildiği cana
    Çığlığın, akçakavaklar
    Çığlığın seyelan, külhani
    Bin yıllık asırlardan mahzun miras
    Fütursuz, ajitatör, Terme ormanı
    Umular figanında yeşerir
    Ronahi, yuvasıdır leylimin
    Barışın bağını, bahçesini büyütür

    82 burç, 82 destan
    Dayanmış içerden onca yıkıma
    Şarkın bülbülü şavkır Dicle’yi
    Şavkın, en karanlık yerimi okşar
    Türküsü başlar söylenemezlerin
    Kuyumuz yurt olanda
    Gözlerinin, gözlerinin nağmesi gelir
    Uzaktan, en uzaktan
    Ben sana Diyarbekir
    Sen bana masum Dersim


    BOTAN

    Namusun namlusunda göverdiler
    Eşit paylaşmanın lezzetine vurgun
    Onurlu partizanlar
    Bir ceylansı düşe beraber inandılar
    Kahpeliğe secde eden engereklerden
    Zamazingo puştlardan
    Kaşkaval kümelerin
    Pazarından, mezarından ırakta
    Kalemle, sahneyle, sazla, aşkla, silahla
    Dik durmanın kitabını yazdılar
    Bilekleri Yılmaz
    Yürekleri Kaya
    Vicdanları Arif
    İdrakleri Sezai
    Bir ceylansı düşe beraber aldandılar
    Canlarında azmin, sabrın fişengi
    Kana kana içtiler sevgiliyi
    Sevdayla, düşle, umutla
    Yeşerdikçe yeşerttiler erliği
    Susmadılar susarcasına
    Tetikte şarjörün mahiri
    Alanlarda kavgasının çakırpençesi
    Mermisi mavzerinde
    Çıldırasıya tenha
    Yiğitler dökülür dağların sırtlarına
    İşte Ömer, diğeri Che
    Biri Ali, Castro öteki
    Kapital imansızın çöktüler gırtlağına
    Civanmert, cengaver
    Sıkılmış yumruklarla
    Özgürlüğün marşlarını dinlettiler
    Tanklara, füzelere kurşunlarıyla
    Cesaretin cesaretiydiler
    İhtilalcinin bir mezarı bile yok tarihte
    Onlarsa tarihin haysiyeti
    Haysiyetin tarihi oldular


    GİRÂN

    Acıyı sırtlanmak gözlerinde
    Küfeci sabiler gibi ıssız ayaz
    Katran kösnüler çarşısında
    Yüreğini kusan ciğersizler öldü
    Bir idam gibi gece ağır sessizlik

    Uzak bir ümit gibi doğdun
    Mayınlar döşenmiş olasılıklara
    Emperyal amerikan tenteneli
    Obez korseleri kafatasında
    Canavar patronlar da ölecek
    Kepaze yardakçılar da

    Kör kılınçlar gibi çaresizsen
    Kimsesizsen aç, susuz bir rüya gibi
    Kaldıysan devrimsiz, tütünsüz, üryan
    Hınçla sürdüysen çorak tarlasını umudun
    Saray vantriloklarını vurmak hakkındır

    Çeteci yoldaşlar uğurlardın
    Asit kuyularında erimemiş künyesi
    Gerilla hüznü kaplar kalbindeki Küba’yı
    Puroların bile bir anlamı vardır şimdi
    Bir mesajı vardır o yosma burjuvaya

    Şu dağlarda deşildi ceninler
    Neneler, bacılar kurşuna dizildiler
    Şu pervazda tecavüz edildi
    Mazlumların, gariplerin cesedine
    Dönüştü rütbeliler, iblislere

    Nahiyeler tutulmuş dört koldan
    Eşkaller adressiz, eşkıya tetikte
    Bakışlar namlu, bronşlar cinnet
    Minik elleri üşür aşiret kızlarının
    Bir idam gibi gece ağır sessizlik


    JİYAN

    Bereket İşhanında ihtiyar çocukluk
    Kadim anılar tutar elinden götürür
    Kavganın gözlerinden öperek

    Saçaklarda gök nehirleri, sur rengi
    Kongre zabıtları, manifesto bildirileri
    Kuşatma, şahına kadar pulat

    Ve çiğdemin toprağı paramparça edişi
    Hırçın telaş, örselenmiş üstelik

    Yine hangi sevdaya kuyulandın
    Yine gömleğinin düğmesi kabir kıyamet
    Fişlenmiş, atom gülleri

    Dinamit gamzesi yollar ökse çubuğu
    Erinmemiş serüven
    Henüz çiğnenmemiş tarih

    Kollar ardında bağlı
    Yiğitler kanar her yandan, yorgun süvari
    Hoyrat yelelerde bir hışım heves
    Asuri ve Keldani

    Yine hangi sevdaya kuyulandın
    Gömleğinin düğmesi kabir kıyamet
    Kevoklar kanatlanır buklelerinden

    Gün gelir, biter kara kahır
    Romantik burjuva solcuları
    Din tüccarı sağcılar ölür
    Kuşatma, şahına kadar pulat

    Boş kovanlarda heba gençlik
    Yeniden bulacak saadeti
    Kavganın gözlerinden öperek


    ZUHUR

    Şevlerde, zistan kasvetleri davudî
    Maşrık ve mağrib
    Çözülmüş sonsuz gözlerinde aşkın
    Sürgünler yaşamınla sevişirken
    Sokulmuş koynuna acı gülüşler
    Vurulmuş düşlerin
    Mojende ok bahçesi
    Hançerende hançerler
    Rûberû sevdamız

    Asit çukurlarında yiten fidanlara
    Yakılan köylerin hatırasına hasret
    Bir matem gibi saran yorgun geceyi
    Bu ağırbaşlı surlar
    Kardeş çocuklardır
    Yan yana, omuz omuza
    Süngülemez yâreni
    Dağlarımız delila
    Künyelerimiz dilan

    Uzun Mehmed’in yüreği kaplar Dicle’yi
    Yılmaz’ın zulme sıkılmış yumruğu
    Yeşerir kollarında emekçi zarokların
    Umudun Hevsel’i filizlenir
    Deniz kirlenmez lağım sularıyla
    İşkenceyle, kahpelikle boğuşan
    Elmaslar kirlenmez
    Düşmekle çamura

    Elbet çiçeklenir Mezopotamya bir gün
    Adaletle, cesaretle, sevdayla
    Dilsizler, dile gelir
    Susulanlar kusulur
    İşte intikam mevsimi
    Puşt yüreklerden
    Öc almak gerektir

    Bilal Yavuz

  13. #28
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    10.08-2020
    Saat
    13:22
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    51
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

  14. #29
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    10.08-2020
    Saat
    13:22
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    51
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Namusun namlusunda göverdiler
    Eşit paylaşmanın lezzetine vurgun
    Onurlu partizanlar
    Bir ceylansı düşe beraber inandılar
    Kahpeliğe secde eden engereklerden
    Zamazingo puştlardan
    Kaşkaval kümelerin
    Pazarından, mezarından ırakta
    Kalemle, sahneyle, sazla, aşkla, silahla
    Dik durmanın kitabını yazdılar
    Bilekleri Yılmaz
    Yürekleri Kaya
    Vicdanları Arif
    İdrakleri Sezai
    Bir ceylansı düşe beraber aldandılar
    Canlarında azmin ve sabrın fişengi
    Kana kana içtiler sevgiliyi
    Sevdayla, düşle, umutla
    Yeşerdikçe yeşerttiler erliği
    Susarcasına susmadılar
    Tetikte şarjörün mahiri
    Alanlarda kavgasının çakırpençesi
    Mermisi mavzerinde
    Çıldırasıya tenha
    Yiğitler dökülür dağların sırtlarına
    İşte Ömer, diğeri Che
    Biri Ali, Castro öteki
    Kapital imansızın çöktüler gırtlağına
    Civanmert, cengaver
    Sıkılmış yumruklarla
    Özgürlüğün marşlarını dinlettiler
    Tanklara, füzelere kurşunlarıyla
    Cesaretin cesaretiydiler
    İhtilalcilerin bir mezarı bile yok tarihte
    Onlarsa tarihin haysiyeti
    Haysiyetin tarihi oldular




Sayfa 2 / 2 İlkİlk 12