30
Yalvarırız râzı ol. Ey Vâris, ey Reşîd, ey Hâdî, ey Bedî, ey Bâkî, ey Sabûr, ey Nûr. Zülcelâlive’likrâm. Mâlikülmülk. Gözler kapalıyken, uykularda gözsüz görülen rüyâlar ve kâbuslar, ne ibret mûcize. Onca mûcizeye rağmen uslanmayan zâlim zorbaları ancak cehennem paklar. Cehennemin dahî sonsuza dek yakıp da paklayamayacağı ne şeytanlar da var. Heyhât, varlığının hakkını vermeyene.Yalçın kayaları söyleten, katı surları mum eden, dağlara boyun eğdiren gerçek aşkı hisset hey gönlüm, yaşa hakkıyla.
31
Erlik, birlik, dirlik; İslâm milletine vurgun üç merhaledir. Tastamam vuslatları, çehrelerinistikametini cümleten Hakk’ın devletine döneceği bir güne ertelenmektedir. Özler, özetler, özneler, özellikler, öznellikler, özgünlükler rengârenk, ama boyalarındaki kimyâ hep bir, bir, bir. En Sevgili Rahmân’ın muazzam şerîati içün cân vermeyi göze almayanlar, sözün bittiği yerdedir. Vatan, millet, şehâdet nutukları nefsî, dümenleri baştan kaybetmeye endekslidir. Bir pazara buyruldun ki oğul, ortası mezara, sonu sonsuz hazara. Öyle bir hazar ki, ancak hazır, sırat bökelerine. Doğruluk caddesinin dosdoğru nökerleri, eğreti dünyalığı koçmaya imrenmez, sadrındaki vazoyu göçertmez, dâhildeki cevher zemzemini beyhûde zemîne zinhâr dökmez.
32
Yargının da bir âdâb-ı erkânı vardır oğul, şol nefsin tanımadığını fişleme ihtiyacı, ahkâm ahlâkına aykırıdır. Âline bakıp muhabbetle iç çekiyorsun. Onları sana, seni onlara karşılıksız vereni unutma. Ölümden ve diriliş gününden sonra, beraberce sonsuza dek mutlu olmayı istemez misin. Hayır, bu klişe bir replik değil. Şeytanların, hakîkati basit gösterme tuzağına, düşme. İstiyorsan, bunun için Hakk’a yalvarın, duâyı sâlih amel kuvvetleriyle destekleyin. Desteklenin.
Tesettürsüz müslimler, bugünün kuşatılmış kudüsleridir. Evini İslâm’ın devlet kurumları kılanlarsa, zamânlarının ömeri. Kalbi mühürlü, inkârcı şeytanların evi elmastan olsa, yeni bir mûcizeye her gün şâhid olsa, bir süre sonra alıştım deyip belki yine azgınlığa devam edecektir. Belki de canavarlaştırdıkları nefisleri, ancak Kahhâr’ın gazâbını görünce inkârdan,menfaati uğruna vazgeçebilecek,hayvanâtdan aşağı bir potansiyele sâhibdir.
Öyle bir zamanda vazgeçişler, vazgeçenlere ne kazandırabilir ki.
33
Hayâller dahî şol alçak dünya kalitesinde. Hayâl et oğul, cennet kalitesinde, hayâller bile olabilecek en güzel modelde. Atan kalbini, çarpan nabzını, nefeslerini dinle. O sâdık dostlar, kendini kandırmana destur vermezler. Fânî. Yaradan’ın yaratmadığı bir yaradılan, hâşâ hiçbir âlemde yoktur. Cümle olanları, elbette ol Hâlık oldurmuştur.
34
Kul ve elçilerden olan Îsâ aleyhisselâma ve Rabbi Subhân Hakk hazretlerine iftirâda bulunan şol hristiyanlık şirkine bak. Kul ve elçilerden Uzeyir aleyhisselâma ve Rabbi Subhân Hakk hazretlerine iftirâda bulunan şol yahudilik şirkine bak. Kendisine faydası olmayan putların putperesti budizme, şamanizme, Hakk korkusundan titreyen mahlûk ateşlere tapan zerdüştlüğe, şeytanların oyuncağı satanizme, ateizme bir bak. Sapışlar,nasıl da gerçeği haykırıyor. Nasıl da Rahmân’dan başka ilâh yoktur, İslâmdan başkagerçek dîn yoktur diyor.
35
Ey kaynağı görebilen yürek. Parçadan bütüne gidebilen akledici idrâk. Ancak bir Zât’ın cümleyi yaradabileceğini, bir sineği de, bir gazegeni de yoktan var etmenin O’na kolay geleceğini bilen ey kul. O Zât’ın bizim için ancak İslâmı seçtiğini ne vakit göreceksin. Sâde Rabbi Allah için eğilen nâmuslu başları gör. Kâbenin etrâfında tavâfa duran her tipten, renkten, dilden insanı gerçekten kardeş kılan, beyazla siyahın asla birbirinden tiksinmeyip, dâimâ muhabbetle kucaklaştığı İslâm. Kılarken namazı, tutarken orucu, verirken zekâtı incitme gönül. İncinse de, ömrünce incitmeyen mütedeyyinleri izle.
36
Bin kez mazlûm olsa da, bir kerre zâlim olmayan insanlık anıtlarını seyreyle. Mütevâzı çehreler, ne özel manzara. Asr-ı Saâdetden sonra, arablığın, kürdlüğün, fârısîliğin, türklüğün geneli üzerine İslâm mührü vurulmuşken, şol dört sütûnun nice ecdâdı belki ondört asır boyu mücâhid yüreklerle Hakk için cihâd etmişken, dâhildeki ırkçılarının çatışması, fitne yarışı, ötekini küçümseyişi, düşün, neden. Müslimân olduktan sonra bir çinlinin, fransızın, almanın ne farkı kalır senden oğul. Değil mi ki hakîkâte îmânın onuru cümlenize yeter. Değil mi ki ırkçılık, bölücülük kibri haram. Cenâb-ı Hakk hazretleri senin kadar onu da; ömerlere, salâhaddînlere, fâtihlere dîn kardeşi kılmışken, rûhunu senin rûhun kadar muhtedî, müceddid, müttakî nice rûhlar ilâ akrîba kılmışken, yeryüzünde müslimânların hak dîn bağıyla kardeş kılınmasından yüce bir akribâlık hem yokken, büyüklenmen, saymaman, sevmemen, söyle, neden. Irkçılar bizden değildir düstûrunu ibert-i cehennem gibi haykırırken kafatasçıların ahvâli, müslimânların tâ genelini oluşturduğu ırkların dahî içinden nice zâlimler ve nâmussuzlar çıkmışken, kendi nefsimizle bile başa çıkmakta zorlanırken, nefsini ve ırkını temize çekme çabası, nasıl da beyhûde bir zamân isrâfıdır böyle. Çabalarından sorulmayacak mısın ey.
37
İnsan, kendini yeterli gördüğünde azar oğul, kendini zinhâr yeterli görme, unutma, sen, iradenle âdeta kusurlar koleksiyonusun. Kusursuz irâdeli Hakk’a dayan, kardeşinle gerçekten, kardeş ol. Kardeşlerinin helâl dairesinde kültürleri, lisânları, tarzları yüce Hakk’ın birer âyetidir. Ol âyetleri, zinhâr, inkâr etme. Kendilerine verilen emânetleri, koruyup geliştirmeleri içün destek ol. Helâl dairesinde, muhabbet duyduklarına muhabbet duy. Asla, sakın, ötekileştirme. Zinhâr, duymamazlıktan gelme. İster sivil alanda, ister resmiyet meydânında, kendi ata mirası kültürün içün istediğini, kardeşinin ata mirası kültürü içün istemedikçe, bir bâtıl sistem sana dokunmuyor ama kardeşine hayat hakkı tanımazken ve sen buna susarken, hatta içten içe mutluluk duyuyorsan, tam îmân etmiş olabilir misin. Elinle düzeltemesen dahî kalbinle tasdik, dilinle ikrâr edebilecek ortam varken, zulme karşı kardeşinle olmaman, empati kurmaman ve hesâba çekilmeyeceğini düşünmen.
38
Unutma oğul, Hakk’ın adâleti baştan ayağa gerçektir, hakîkattir. Zanlar gerçeğin önünde hiçtir. Hakk, senin nefsindeki işine gelmeyene sükût planlarını, senden daha iyi bilendir. Tâlib, sen renksin, münhasıran aydınlandıkça, ışığa dönüşebilirsin.
Benzersiz Yaradan’ın, yaratma şemsinin, -ol!- yağmurundan sonra ortaya çıkan, gökkuşağıdır yaradılan. Bağımsız, sonsuz varlığı kendinden, Hakk hazretlerinin mâsivâsı, O’nun, O’na bağımlı varettiği;fânî, gölge varlıktır. Karanlık, yâni siyah rengi de bir mahlûktur. Cihânı koyu karanlık olan siyah değil de, koyu bir kırmızı kaplasa, yine ancak izin verildiği kadar görebilir, yıldızları seçebilirdik.
39
Yokluk, belki daha başkadır. Şüphesiz, varlık da, yokluk da, O’nun emrindedir, hepsine hükmeden, tek mâbûd O’dur. Zâlimin kendini suçlu hissetmeyen yüzüne bak. Sonra da mazlûmun hüzünlü çehresine. Küçük hatalarına pişmanlıkla tükenen ömür, büyük hatalara zor cüret eder.
40
Her zerre Hakk’ın sanatıyla bir evrendir. Her evren Hakk’ın kudreti karşısında bir zerredir. Gerekli sevgi, gereksiz korkudan üstün, gerekli korku gereksiz sevgiden üstündür. Ey kardeş, elhamdülillah, sâdece müslümanız... Çehremizi, laik-ulus rejimlere değil, göklerin doruğundan inerek yeryüzü vahasını şereflendiren, İslâmın ondört asırlık görkemli devletine dönmüşüz. Öyle yüce -bir- devlet ki, baştan ayağa, Furkân ve Sünnet fecrinden ibarettir. İslam coğrafyasını dâim vatan, Ümmet-i Muhammed’i dâim millet biliriz. Zamân, sadede gelme vaktidir. Gün, belki kıyâmete dek bitmeyecek olan ihtilâf gecesinden, coşkun kılınçların kınından çekilişi gibi sıyrılma günüdür.
41
Sahte bâtılı, Şerîat hakîkatine tercih, îmansızlıktır. Bize takiyye değil, dürüstlük yaraşır. Şerîati istemek, müslimlere farzdır. Şerîat deyu haykıran muvahhidler, zamânın asıl âşıkları, asıl mürşidleri, asıl dervişleri, asıl velîleridir. Aşkın evi oğul, gazâ meydânıdır. Zulmün kanı, mücâhid velîlerin kadehine hak yoldahelâldir. Allah yolunda cânıyla, emvâliyle cihâd eden yâni cânından ve cânânından ve emvâlinden ve evlâdından geçen, mücâhidlerden âşığı, evliyâsı mı var.
42
Her gerçek velî, belki mücâhid değildir. Ammâ her hakîkî mücâhid, inşâallah birer velîdir. Gönül gönül büyüyen akıl ve akıl akıl büyüyen gönülle, ilâ âhir. Yapının tuğlaları, vücûdun uzuvları, vahdet bayrağını yeniden oğul, hakettiği göndere, göklere çekecektir.
43
Bedevî îmânı, nedir şol bedevî îmânı. Şeytanlar, nasıl da nefsin aklına -çöl, sarık, deve- figürlerini getirmeye çalışıyor. Bedevî îmânı ayrılmaz bir bütün, tek hakîkî yol, İslâm dîninin işine gelen parçasını alıp işine gelmeyeni bırakan çıkar süslümanlığıdır. Modernlik maskeleri ardında, sımsıkı halatı gevşetmeye çalışan gevşekliğin öbür adıdır.
44
Hakîkati bütünüyle yaşayan müttakî bedevîlerin tırnağı etmez bedevî îmânlı nice şehirli moda münâfıkları. Hakîkati bütünüyle yaşamak; yiğitçe hakkı haykırmak, şerîati istemek, hilâfeti aramak, bu garazda eyleme geçmektir.
45
Şerîatsiz tarîkat, cehennem kütüğüdür oğul. Evliyâullah arasında Allah ve Rasûlünün devletine karşı tekbir kimseyi bulamazsın.Ne olmuşsan da, yine gel, tevbe kapısı açıktır.
Peki ne içün. Elbette fıtratına dönmek, dosdoğruya doğru değişmek, dönüşmek, gerçek bir müslimân olmak içün gel. Ey kardeş, kardaşınla dîn hakkında tartışıp durmayı bırak, sadede gelin. İhtilâfla vaktini öldürenler, ya hedeften ümîdini kesmiş ya da hedefe yürümeye cesâret bulamamış âcizlerdir.
46
Yol bellidir; İslâm. Hukûk bellidir; Şerîat. Devlet bellidir; Furkân ve Sünnet-i Seniyye. Hükûmet bellidir; Hilâfet. Bâtıl bellidir; bidât. Tağut bellidir; fitne. Küfür belli, şirk bellidir. Unutma; hânedânlıklar, zinhâr İslâm Devleti değildir. Hakk hazretlerinin,yoktan var kıldığıtene nûrundan rûh üfürdüğü sen ey. Dağların kaldıramadığı ol mübârek emânetin mühim emânetçisi ey. Sana kof telaş değil, dolu sükûn yakışır.
47
“Bir adım yaklaşırsa, bin arşın yaklaşırım” sırrının tâ esrârına var. Ancak böyle bir Rab, Rabbimiz olabilir. Rabbinin furkânındaki sana hitâbına bak ey âdemoğlu, hitâbında sana verdiği değere bir bak. Yaradılan böyle güzelken, güzelliği yaradan Hâlık, düşün nasıl güzeldir. Elbette ancak testin kadar bilebilirsin. Ey sâde Hakk’a teslîm olup çevresine güven saçan kandil yürek. Ancak yandıkça aydınlatabilirsin. Çilen, ihsândır.İçindeki cevher suyun sağlam taşı, sağa sola döküp ziyân etme, isrâf etme.
48
Sürüleri şefsiz, arıları melîkesiz bırakmayan, elbette insanlığı şerîatsiz, rehbersiz bırakmamıştır. Mâsivâ, bütünüyle Hakk’a secde eden mustazaf bir kul gibidir. Büyüklüğü hacimde arama.
49
Mâhiyetiyle evliyâ rûhlar, belki kâinatlardan daha engin, âlemlerden daha büyükçedir.
Unutma, zamândan ve mekândan münezzeh olan Zâhir Hakk perdelenmez, perdelenişler senin âciz gözlerin içindir, perdelenen görüş mesâfendir. Doğumlar ve ölümler, doğumu ve ölümü yaratıp, doğmayan ve ölmeyen Hakk’ın ezelî ve ebedî bekâsını nasıl da haykırıyor.
Bu âlem, belki ancak tenini kuşatır, rûhunu kuşatacak kadar engin değildir belki. Gözlerini bir hafta hiç açmamayı dene, başarabilecek misin, gözsüzlüğü sevebilecek misin, bir anda ne hayâller kurabilen ey. İçine yıldızları sığdıran bir gözün dahî hakkını verebilir misin, söyle borcunu ödeyebilir misin…
50
Ey rüyâlarında gözsüz görebilen, kendinle ağızsız konuşabilip, kendini kulaksız dinleyebilen cevher. Aslına dön, kıymetine dön, hakîkatine dön. Parmak izleri gibi birbirinden farklı ağaçların, dalların, çiçeklerin, çayırların, atomların Allah aşkıyla nasıl da kıvrana kıvrana filizlenerek serpildiğini seyret. Hakk korkusuyla patlayan yıldızları, açılan kara delikleri tefekkür eyle. Ya şefkatten tabakalar olmasaydı cihânın çevresinde. Çarptıkları gezegenleri delik deşik eden meteorların, atmosferde toz-duman oluşu ne büyük rahmet, ne mûcize hikmet. Hayretini zinhâr yitirme oğul. Olumsuz alışkanlıktan, nisyanlardan sıyrıl…
99
Tenlerin tinlerinde, tinlerin tenlerinde, pamuktan matruşkalar gibi içiçe sarılı sırların, sırrına var. Hakîkat şarabı adam uyutmaz, adam uyandırır. Hakîkatin esrârını ancak evliyâ ervâh içine çekebilir. Öyle bir esrâr ki, adamı mayıştırmaz, toparlar. Ey dünyalık keşi ey leş. Asıl uyanıklık, devamlı olanı arzulamaktır. Yapacağın tek şey; Sâhib’i râzı etmek. Ölmeden ölen, dirilmeden dirilir ve görür gibi duyar gibi yaşar. Konuşur gibi susar. Susar gibi haykırır.
Fısıldar gibi sayıklar, sayıklar gibi fısıldar bu âr. Yaşa; taş, aş, piş, bil, de, yağ, ak, coş, bul, ol, din, öl, doğ, ör, der, ser, er. Kendine gelmeden, geçilmez kendinden. Ve aksâ… Sırlar, ancak sırdaşlığı başaranlar içindir.

Bilal Yavuz
MUHAMMED HORASANİ