TEKSAN İnovatif Medikal Ürünler İstanbul, Bursa ve İzmir'de
Sayfa 3 / 3 İlkİlk 123
Toplam 44 mesajın 31-44 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #31
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    28.09-2022
    Saat
    13:40
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    100
    Alınan Beğeniler
    4
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

  2. #32
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    28.09-2022
    Saat
    13:40
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    100
    Alınan Beğeniler
    4
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    GÖÇ MEVSİMİ

    Balkonda sararan yapraklara bakıyordu

    Her yıl usanmadan dirilen ihtiyar ağaçta

    Çocukluğunun suçsuz ormanları saklıydı

    Yağmurla öpüşen çimlerin burcusu hava

    Dalgıç ruh hicret etmiş mazinin en dibine

    Renklerini kaybetmekmiş olmanın bedeli

    Büyüdükçe hasret kalmak masumiyetine

    O bütün ahbap hisler şimdi birer yabancı

    Çocuklara merhametle bakan yaşlı gözler

    Felç olmuş sezgilerin tarifsiz hüznü meğer

    Asırlardır yaşanmayan bir saray hatıralar

    Anılar masallarla karışmış durmuş iç içe

    Dön bak ne kaldı yorgun kalbinden geriye

    Günbatımı sızar eşyaların antik örtüsüne

    Ve tozların dansı başlar akşamın şerefine

    Bu kez senin için doğar gece ürkme sakın

    Göç mevsimidir, tadını çıkar kaçınılmazın

    Sarıl ayçiçeğine, tenha güllere, kefenin gibi

    Saçlarında rüzgarlar, alnında serin terinle

    Vefalı sessizliklerin sakin çığlıklarını dinle

    Elveda savaşlara, kinlere, kibirlere elveda

    Elveda bütün kötülüklere, elveda karanlık

    Elveda bebeklerin yakıldığı vahşi küremiz

    Elveda evrenin cehennem bahçesi elveda

    Ecel kurtuluş bize, ah ölüm, ne özel veda





    SEVDAMIZ DİYARBAKIR

    Onurlu hayatların şehrinde geçti ömrüm

    Bazalt avlularda kadim çocukluğum

    Nabzımda asırları yontan Dicle serinliği

    Sesimde zorlu zamanların buruk hatırası

    Gönlümün çağıltısı dolaşmış her karışını

    O bütün saflığı, berraklığı, ahengiyle

    Bizi aşkın varlığına hepten iman eyleten

    Sırlarım surlarına karışmış aziz kentim



    Sevdamız, Diyarbakır, mükellef evimiz

    Ocağında binbir çile harlanan irfanıyla

    Bir şehir ki en güzel öğretmeni gönlümün

    Bir şehir ki insanı kendiyle barıştıran vefa

    Ey barışın, anlayışın, haysiyetin başkenti

    Kıyamete dek kardeş kıl yiğit evlatlarını

    Sen ki hep iyiliğe hep doğruluğa layıksın

    Tarihin yüreğinde çağıldar sessizliğin



    Süleyman Tepesinde peygamber rüzgarları

    Hep okşadı yıllarca yetim başlarımızı

    Yorgun bakışlarımda dağlarının özlemi var

    Sevdamız, Diyarbakır, heybetli yoldaşımız

    Peygamberler dağının gölgesinde yeşermiş

    Baraj çocukları kadar sevinçlidir kederim

    Çünkü hep sende yaşadım ve bir gün ey

    İnşallah o merdane bağrına gömüleceğim



    Tarihin yüreğinde çağıldar sessizliğin

    Sen ki hep iyiliğe hep doğruluğa layıksın

    Kıyamete dek kardeş kıl yiğit evlatlarını

    Ey barışın, anlayışın, haysiyetin başkenti

    Bir şehir ki insanı kendiyle barıştıran vefa

    Bir şehir ki en güzel öğretmeni gönlümün

    Ocağında binbir çile harlanan irfanıyla

    Sevdamız, Diyarbakır, mükellef evimiz




    ARAF

    Adem’in tevbesi mi bükük boyunlarımız

    Ahlarız meyler gibi rüzgarın hırçın yurdunda

    Elde can, dilde canan, vurulduk en derinden

    Su içtikçe susarız, meded, su içtikçe susarız

    Ömürlük kırılışın hep yankısını derleriz

    Bir Zülkarneyn asası gerek çağa bir de set

    Vahşetlerin çiğnediği dünyamıza bir seda

    Saz yangın, mızrap yangın, nükte yangın

    Tutuşmuş bahtın harap güllerin bahçesinde

    Etten kafeslerimiz, duvarlarımız şehvet

    Dehşetli yarınların hep sureti siretimizde

    Kalbimiz sırat olmuş kayıp yörüngemize

    Bize bir İsa gerek Rabbim bize bir İsa

    Dinmeyen, yılmayan, savrulmayan bir asa

    Sararmışız, solmuşuz, dağılmışız, mahcubuz

    Topla bizi Sahibimiz, yeşert bizi Şahımız

    Ağların dağlarında kendimize hapsolmuşuz

    Buldur bizi bize ey şanı sonsuz Sultanımız

    Bitmek bilmez içimizde Nuh tufanları dindir

    Bir soluk ver daralan nefeslerimize ey Hu

    Bir şule ver ki çorak közümüz agah olsun





    GİRÂN

    Acıyı sırtlanmak gözlerinde
    Küfeci sabiler gibi ıssız ayaz
    Katran kösnüler çarşısında
    Yüreğini kusan ciğersizler öldü
    Bir idam gibi gece ağır sessizlik

    Uzak bir ümit gibi doğdun
    Mayınlar döşenmiş olasılıklara
    Emperyal amerikan tenteneli
    Obez korseleri kafatasında
    Canavar patronlar da ölecek
    Kepaze yardakçılar da

    Kör kılınçlar gibi çaresizsen
    Kimsesizsen aç, susuz bir rüya gibi
    Kaldıysan devrimsiz, tütünsüz, üryan
    Hınçla sürdüysen çorak tarlasını umudun
    Saray vantriloklarını vurmak hakkındır

    Çeteci yoldaşlar uğurlardın
    Asit kuyularında erimemiş künyesi
    Gerilla hüznü kaplar kalbindeki Küba’yı
    Puroların bile bir anlamı vardır şimdi
    Bir mesajı vardır o yosma burjuvaya

    Şu dağlarda deşildi ceninler
    Neneler, bacılar kurşuna dizildiler
    Şu pervazda tecavüz edildi
    Mazlumların, gariplerin cesedine
    Dönüştü rütbeliler, iblislere

    Nahiyeler tutulmuş dört koldan
    Eşkaller adressiz, eşkıya tetikte
    Bakışlar namlu, bronşlar cinnet
    Minik elleri üşür aşiret kızlarının
    Bir idam gibi gece ağır sessizlik

    JİYÂNÂ

    Bereket İşhanında ihtiyar çocukluk
    Kadim anılar tutar elinden götürür
    Kavganın gözlerinden öperek

    Saçaklarda gök nehirleri, sur rengi
    Kongre zabıtları, manifesto bildirileri
    Kuşatma, şahına kadar pulat

    Ve çiğdemin toprağı paramparça edişi
    Hırçın telaş, örselenmiş üstelik

    Yine hangi sevdaya kuyulandın
    Yine gömleğinin düğmesi kabir kıyamet
    Fişlenmiş, atom gülleri

    Dinamit gamzesi yollar ökse çubuğu
    Erinmemiş serüven
    Henüz çiğnenmemiş tarih

    Kollar ardında bağlı
    Yiğitler kanar her yandan, yorgun süvari
    Hoyrat yelelerde bir hışım heves
    Asuri ve Keldani

    Yine hangi sevdaya kuyulandın
    Gömleğinin düğmesi kabir kıyamet
    Kevoklar kanatlanır buklelerinden

    Gün gelir, biter kara kahır
    Romantik burjuva solcuları
    Din tüccarı sağcılar ölür
    Kuşatma, şahına kadar pulat

    Boş kovanlarda heba gençlik
    Yeniden bulacak saadeti
    Kavganın gözlerinden öperek

    ZUHUR

    Şevlerde, zistan kasvetleri davudî
    Maşrık ve mağrib
    Çözülmüş sonsuz gözlerinde aşkın
    Sürgünler yaşamınla sevişirken
    Sokulmuş koynuna acı gülüşler
    Vurulmuş düşlerin
    Mojende ok bahçesi
    Hançerende hançerler
    Rûberû sevdamız

    Asit çukurlarında yiten fidanlara
    Yakılan köylerin hatırasına hasret
    Bir matem gibi saran yorgun geceyi
    Bu ağırbaşlı surlar
    Kardeş çocuklardır
    Yan yana, omuz omuza
    Süngülemez yâreni
    Dağlarımız delila
    Künyelerimiz dilan

    Uzun Mehmed’in yüreği kaplar Dicle’yi
    Yılmaz’ın zulme sıkılmış yumruğu
    Yeşerir kollarında emekçi zarokların
    Umudun Hevsel’i filizlenir
    Deniz kirlenmez lağım sularıyla
    İşkenceyle, kahpelikle boğuşan
    Elmaslar kirlenmez
    Düşmekle çamura

    Elbet çiçeklenir Mezopotamya bir gün
    Adaletle, cesaretle, sevdayla
    Dilsizler, dile gelir
    Susulanlar kusulur
    İşte intikam mevsimi
    Puşt yüreklerden
    Öc almak gerektir

    ROHAT

    Siyasi çengiler bırakmaz yakanı
    Sırtın maziye sıla, tüter cıgaran
    Raconların gül ırzına geçilmiş
    Mahallesiz caddelere dönülmüş
    Adı büyük aşk olmuş orospuluğun
    Kahpeye şeref olmuş
    Hayın namussuzluk

    Şimdi çeyiz sandıkları kan pınarı
    Ve irin nehridir oyalı yazmalar
    İhanetin mavzerine isyan türküsü
    Zırhına erlik çekiçidir saplanan
    Cengâverler, destanlar günüdür
    Seğmenler tayfundur taylarında
    Hey Karacadağlım
    İşte senin vaktindir

    Şimdi, şimdi ey Rohat
    Es esebildiğin kadar yüceltilere
    As asabildiğin kadar karanlıkları
    Vur vurabildiğin kadar alçakları
    Baharda, filizde, yazda, düştesin
    Teke tek dövüşte yenilmeyensin
    Kır kırabildiğin kadar
    Boğ boğabildiğincesi
    Zulüm ellerinde sönmek içindir
    Küfür, çerağında ölmek içindir

    Bırak depreşsin asi depremin
    Bırak sarsılsın dehşetle köpek yürek
    Gökçe canlar yoldaşındır
    Fedaî güller haldaşındır
    Kündeye getirmek senin işindir
    Hey şahid olsun ulu dağlar dumanı
    Arslanlar sırtlanlara
    Onurlu kıyamlar sarmaktadır

    HOZAN

    Kınalı külhanbeyleri
    Yanık efeler bağrı bu dağlar
    Zalime amansız
    Mazluma anne kucağı
    Bu dağlar bre
    Sarmaz iti, çakalı
    Dar gelir sığ heveslilere

    Karanlık hücrelerinde
    Kırgın arzın
    Şerefli bedenlerin çürür
    Sen ruhumuzsun
    Eğilmez hürriyet
    Sen koynumuzun
    Sıcak yüreği

    Firari, fişlenmiş
    Buruk savaşçıların
    Zulmün zindanlarında
    Şimdi kan ağlıyor

    Külhanî sazlarımız
    Sevdana kuyulanmış
    Yorgun şarjörlerimiz
    Mermine hasret
    Gel artık ey asil istiklal
    Gel ve doğrult
    Bizi aşkla yeniden

    Coplanmış yiğitlerin
    Hasretini çığırır bre
    Yankılanır paslı parmaklıklarda
    Tetikler ümitsizdir
    Gel artık gün senindir
    Filize su verir gibi
    Aşka umut aşıla

    LİLİYAR

    Işığı yeşerttik
    Geceyi çatlata çatlata
    Şahid Yıldız Dağları
    Şahid Amed Kalesi
    Bomba atar mermiler öldü
    Riyakâr gaz fişekleri
    Protez yargı süreci
    Kırıtan boşbakanlar hep öldü
    Doğduk kırgın dağlara
    Kuşatarak karanlığı
    Köylerimiz şen şimdi

    Cıvıldıyor gözleri
    Pırıldıyor argın yüreği
    Çağıldıyor nazenin
    Koşuyor sessizliği
    Uçuyor çocuksu
    Uçuyor yararcası feleğini
    Ceylansı zalım dilber
    Deşiyor çatal cevheri
    Nurlarla karaları
    Yüceyle alçakları
    Doğruyor fütursuz
    Doğruluyor canımız

    Devasa halaylarda
    Karanfiller iklimi serin
    Duldasız Liliyar
    Hey hey ah eyler beni
    Kalleşnikoflar önü ayaz
    Mazi silinmez kırağıda
    Nekrofili paşalar davul zurna
    Yakar güzellikleri
    Kavrulur bozkır
    Kurur çeşmeler
    Susar bahçemiz

    DİLEDA

    Cigom benim
    Mahzun ciğerim
    İki gözümün gülü
    İki gönlümün
    Közümün, özümün
    Ve sözümün
    Dağlarında bahar
    Hücrende perperoklar
    Hürriyet kadar

    Turnam öksüz
    Turnam gariban
    Tutsak kanatlarından
    Arda kalan
    Senin yorgun yüreğin
    Yüreğindir
    Maral maral göveren
    Ağlatan hançerleri

    Havar, havar yiğitler
    Cigom yitmiş ellere
    Cigom solmuş, sararmış
    Toprağın kor bağrında
    Susmuş mu
    Susamış mı
    Cigolar ağlamasın
    Dağlanmasın dayeler
    Gülünce gülüşelim
    Güllerle güle güle

    Gönlü kırıklarına
    Bir deva ver ey Hüda
    Yeşerelim sevdanla
    Yeşerelim kahırsız
    Yeşerip yeşerttikçe
    Kök salalım

    RONAHİ

    Eflâtun karanfiller verir Aras
    Hıncahınç yaşamak
    Gürbüz kızanlarına
    Körpe tomurcuklar salınır ekinde
    Cehennem göğüslerde asi boran
    Ciğerde iştiyak, çıldırasıya
    Çatlıyor kısrağın
    Kanıyor heyben
    Kanıyor dudakları dikenli demirin
    Sevdaya set çekmiş saygın çıyanlar
    Kurulmuş vadilerine haramî
    Görmemiş tarih böyle hayınlık
    Böyle maval aynazı
    Çekirge utanır istilasından

    Tendürek dağına sor yüceltileri
    Kato’ya, Cudi’ye, Karacadağ’a
    Harnupların irkinç hışırtısı
    Götürür hülyanı gidebildiği cana
    Çığlığın, akçakavaklar
    Çığlığın seyelan, külhani
    Bin yıllık asırlardan mahzun miras
    Fütursuz, ajitatör, Terme ormanı
    Umular figanında yeşerir
    Ronahi, yuvasıdır leylimin
    Barışın bağını, bahçesini büyütür

    82 burç, 82 destan
    Dayanmış içerden onca yıkıma
    Şarkın bülbülü şavkır Dicle’yi
    Şavkın, en karanlık yerimi okşar
    Türküsü başlar söylenemezlerin
    Kuyumuz yurt olanda
    Gözlerinin, gözlerinin nağmesi gelir
    Uzaktan, en uzaktan
    Ben sana Diyarbekir
    Sen bana masum Dersim

    BOTAN

    Namusun namlusunda göverdiler
    Eşit paylaşmanın lezzetine vurgun
    Onurlu partizanlar
    Bir ceylansı düşe beraber inandılar
    Kahpeliğe secde eden engereklerden
    Zamazingo puştlardan
    Kaşkaval kümelerin
    Pazarından, mezarından ırakta
    Kalemle, sahneyle, sazla, aşkla, silahla
    Dik durmanın kitabını yazdılar
    Bilekleri Yılmaz
    Yürekleri Kaya
    Vicdanları Arif
    İdrakleri Sezai
    Bir ceylansı düşe beraber aldandılar
    Canlarında azmin ve sabrın fişengi
    Kana kana içtiler sevgiliyi
    Sevdayla, düşle, umutla
    Yeşerdikçe yeşerttiler erliği
    Susmadılar susarcasına
    Tetikte şarjörün mahiri
    Alanlarda kavgasının çakırpençesi
    Mermisi mavzerinde
    Çıldırasıya tenha
    Yiğitler dökülür dağların sırtlarına
    İşte Ömer, diğeri Che
    Biri Ali, Castro öteki
    Kapital imansızın çöktüler gırtlağına
    Civanmert, cengaver
    Sıkılmış yumruklarla
    Özgürlüğün marşlarını dinlettiler
    Tanklara, füzelere kurşunlarıyla
    Cesaretin cesaretiydiler
    İhtilalcilerin bir mezarı bile yok tarihte
    Onlarsa tarihin haysiyeti
    Haysiyetin tarihi oldular

    ROZA

    Yoldular, soydular, kırıştılar
    İnsanı insanla yıktılar
    Aşna fişne iskandiller ağında
    Bıçkınları puluçlarla oydular

    Adındır, dudağımda asırlık
    Esrarına amade yalım
    Adındır, terk etmez, sıddık
    Vurur yumruğunu
    Sadrıma sadrıma
    Hücremin başkenti suskunluğun

    Gözlerin, yalın kılınç
    Gözlerin ıssız, kallavi
    Bir benim şimdi
    Firari sensizliğin belasında
    Bir benim tütsülü
    Voltalı ahrazlığa

    Şimdi yürek yorgun
    Virane, ıssız
    Ansızın yaşlanmış bir gecede
    Yaşlanmış canına kadar
    Orostopolluk
    Sırtlanca, sefil
    Yığınların tenhasında savrulmuş
    Yırtılmış bir hecede
    Kursağıma avazın gelmiş

    Sevmişem, şahidim dağlar
    Sevmişem Allah’ına kadar
    Ölünceye dek değil
    Ölümden sonra da
    Yeşerinceye değin
    Tutuşan ellerimiz
    Seni yangın bağrımın
    Avlusuna gömmüşem

    BEJNA

    Gözlerin savruk bozkırlar
    Gözlerin hoyrat
    Ceylansı, afacan
    Sevimli taraçalar koylarda
    Kalyonlar kanyonlarda
    Herkesten sakladığım
    Künyeni sayıklar
    Gözlerin, gözlerin jiyan

    Perçemin pençeler canı
    Perçemin perva
    Vahim, amansız
    Çitlembikler taç olmuş saçlarına
    Cimcime sekseklerin
    Otağıma volkandır

    Fezan; behişt, benefşe
    Fezan saflık, insaniyet
    Sen bana gürül gürül memleket
    Ben sana hep gurbet kalmışım

    Biz bizde Diyarbekir
    Biz bizken masumiyet
    Biz bizsizsek esaret
    Bir gün sen de anlarsın
    O gün sen de ağlarsın

    Rengin nasıl da ateş Bejna
    Teninde nehirler ve başaklar
    Gülüşün nasıl da mermi
    Nasıl da hançer bakışın

    Vefakâr boranlara
    Harfsiz vasiyetimdir
    Kurutunca yokluğun
    Beni simana gömsünler

    SEVDE

    Çifte dikiş gider sabanlar
    Fersiz toprağın koynu
    Fersiz, yetim, analar
    Kuş uçan, kervan geçen
    Bostanlar ölgün şimdi
    Ölgün Dicle denizi

    Ve çakırkeyif buğdaylar
    Kahyalar körkandil çeper
    Mösyölerde bir kültür
    Nankör çıyanlık
    Kepenekler mahzun
    Bağlamalar öksüz
    Kalleşlik mazinin töresine
    Şimdi âdet diye bellenen
    Hicapsız ikirciklik

    Heybesiz bulvarlarda
    Cartalı haybeciler salınır
    Dümenci dubaralar
    Ertekeden nümayiş
    İmam kayığındayız sürgit
    Façalar çiğnedik muttasıl
    Erce, âdil, hilesiz
    Bundandır kavlimizden kaçışı
    Geçmişi tam kınalı
    Piyazcı sendikalar
    Kaparoz puştlarının

    Çifte dikiş gider sabanlar
    Cana bir çınar gerek
    Yüreğin, yüreğin gibi serin
    Derin kuyular içim
    Mars olmuş, dumanaltı
    Kaybolmuşam, gel artık
    Karışsın közlerimiz
    Karışsın yeşil…

    HİVDA

    Kül yutmaz kevaşeler hanında
    Hancıyı vurmuş gibi yürek
    Şimdi unutulmuş bir marştadır
    Mavzerlerde mermiler hazan
    Bir umuttur alnımızın çatında

    Sevdalanmış sedanda salıncaklar
    Ay ışığı kokar derin kuyuların
    Gül Hivda… Gülşen Hivda…
    Sen bende hür, ben sende parya
    Ve keşmekeş; yaralar yaralarda

    Babaçkolar rıhtımında bir mavi rüzgar
    Aparıyor gönlünü çılgın enginlere
    Bozuk çalsa da bozum havamız leyley
    Çarkına tükürmüşüz bir kere
    Kayarto kopillerin, dalkavuk hırboların
    Ne çiçektir biliriz
    Kokoz kokorozlar da

    Vardakostalar zamazingo
    Voliyi vurmuş godoş hırtapozlar kanişi
    Hey gidi erlik hey şimdi şinanay
    Zartayı çekmiş yiğitler
    Mıshıtçı gebeşlerin melun insicamında
    Sigortası atmış janti yürekler
    Bilenmiş zırzoplara
    Puskun, kıvam bekler

    Ranzam, zulam, soluk resmin
    Saplanır soluğuma
    Can Hivda… Canan Hivda…
    İşte böyle yazıyorum canına
    Hatıran mermidir damarımda
    Dışarda çılgın bir bahar
    İçerde hep kış mevsimi

    LEYLAN

    Ilgım ılgım açar yediverenler
    Ambarlarda yeşerir hamal fidan
    Görsen her biri bir filinta
    Pahabiçilemezdir burada alınteri
    Helal ekmeğin verdiği memnuniyet
    Emeğin kitabı, işhanlarında yazılır
    Komşuluk destandır antik katlarda
    Seni namusluca sevmeyi
    İlkin buralarda öğrendim
    Şırfıntılar sokağında tütün emekçisi
    Avuçlar bilirim, ihtiyar, nasırlı
    Memleketim gibi ak alınları vardır

    Sen hep o küçeden gelirdin canıma
    Eserdi terütaze hivbanu nefesin
    Arzuhalcim, kadife karanfilim
    Daya endamını santimantal bağrıma
    Daya da dinle, çaylardan su içer gibi
    Can feryad, can figan, can yangın yeri
    Bayramlar, matemlere sapmış
    Namlu yürek, aşka, sevdaya kıvrılmış
    Nasıl, nasıl sevmişem bir sevebilsen
    Anlarsın zehir zıkkım geceleri
    Anlarsın, netameli oyundur, heba
    Vurulur denizin, ırmaklarınca

    Kaç dağdır aşılmaz olumuş içim
    İçin için tüter kuyumda bir yara
    Birden hüzünlenir bütün avlular
    Cümle vadilerde zılgıtın kopar
    Derin mutsuzluğun türküsüdür
    Eser, eser korkunç albenin
    Çekilir sürgüler demir koyaklara
    Çekilir hayalimden asi bakışın
    Gömülürüm kendime bir başına
    Tek başına hırgür sensizliğim
    Leylanım, nupelda pervinim

  3. #33
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    28.09-2022
    Saat
    13:40
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    100
    Alınan Beğeniler
    4
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    HOZAN

    Kınalı külhanbeyleri
    Yanık efeler bağrı bu dağlar
    Zalime amansız
    Mazluma anne kucağı
    Bu dağlar bre
    Sarmaz iti, çakalı
    Dar gelir sığ heveslilere

    Karanlık hücrelerinde
    Kırgın arzın
    Şerefli bedenlerin çürür
    Sen ruhumuzsun
    Eğilmez hürriyet
    Sen koynumuzun
    Sıcak yüreği

    Firari, fişlenmiş
    Buruk savaşçıların
    Zulmün zindanlarında
    Şimdi kan ağlıyor

    Külhanî sazlarımız
    Sevdana kuyulanmış
    Yorgun şarjörlerimiz
    Mermine hasret
    Gel artık ey asil istiklal
    Gel ve doğrult
    Bizi aşkla yeniden

    Coplanmış yiğitlerin
    Hasretini çığırır bre
    Yankılanır paslı parmaklıklarda
    Tetikler ümitsizdir
    Gel artık gün senindir
    Filize su verir gibi
    Aşka umut aşıla

  4. #34
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    28.09-2022
    Saat
    13:40
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    100
    Alınan Beğeniler
    4
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    SATIRLARIN SADRINDA

    ceylanın ırmağa uzanışıydın
    başbaşa kalışıydık kuğuların
    nereye gidersek gidelim hep
    başka bir yerlede çok daha güzel
    ömrümüzün olma ihtimalinin
    verdiği çılgıncası o hicret hissi
    göğsünde yelkovan sesleri

    perili şatolar mezarlıklarda
    fayanslarda beliren korkunç yüzler
    tavanlarda kuzgun kahkahaları
    şimşekli gecelerin cadılar kurultayı
    iskelet kadehlerde
    baygın kan şarapları
    budur ayrılığın attığı düğüm içerde
    gurbetimin ruleti

    kalbin kendine sorduğu cevaplardın
    bakışların dalarken uzaklara
    dalarken; ummanda yunuslar sanki
    ulu ruhlar nasıl da dalgıç
    Kudretullah deryasında
    sütunlar ki çile tuzundan mermer
    mermerler ki tatlı sularda bronz
    içlerin göklerinde
    Kamançe figanları

    suyun susayışıydın susuzlara
    boraların dağılışıydın alabroslarda
    güzeyler törpülerdin
    suçsuz aşklar işlerdin çağalara
    var olan O’nunla var
    yok olan O’nunla yok
    Allahsız ne varlık var
    Allahsız ne yokluk yok
    ölür gibi yaşar gibi bilirdin yakîn
    tek bağımsız Sübhân

    her şey bağlıdır kutsal iradesine
    olmayacak olan
    olmayacak olmayan
    kadim sakinleriyiz kün bahrinin
    içimizde kasatura sessizliği
    jilet yağmurlarında
    yüreğin yumruk gibi sıkılışıydın
    bir düştük
    uçtuk gittik

    KIŞ DALGASI

    boş kovanların
    başı dumanlı boş kovanların
    yayılır namlulardan
    ağır tütsü
    tütün tarlası ateşe verilmiş
    bıçak sırtında denge
    aynı tende iki can
    alnımın çatında mermini taşırcasına
    tutukluk yapmaz yürek
    kralına değin vurgunsa
    sedef bulutlar
    niyaza durur

    uzaktır türkümüze
    uzaktır bir başına neşemize
    pistonlu müsteşarlar
    banknotun baronları
    kıvraktır Cânâ

    omzumuzda ötüşen ebabiller
    filinta tetikler ki
    el pençe divan önümüzde
    aygındır bazilikan
    camilere dönüşen
    tapınaklar baygındır gülüşünde
    yalın ayak sabiler
    koştursun ensemizde
    fukara sevdam
    kıbleye dönsün
    öpüşür fişekler göğün göğsünde
    fişek yatakları yetim

    ve çakırkeyif güllerin dansı başlar
    seni karanfil dağında
    nazenin bağımda seni
    sarıldın mı hakkını verirdin
    cengaver sevmelerin
    aynı tende iki can
    erimek mısralarca
    can küskün can hükümlü can zemheri
    nereye göçersen göç hep aynı
    fezayı soluyacaktık
    buz tutar dalgalanan visalimiz
    dişlerin Albatros
    seni deniz
    beni kan tutar

    VATAN MARŞI

    bir vatan özlüyorum
    yere düşen ekmekler öpülsün başa konsun
    çocuklar akşamları sokağa çıkabilsin
    bebek gülüşleriyle gecemiz de şenlensin

    bir vatan diliyorum
    şairlerin emeği zinhar boşa gitmesin
    kentlerden köylere göç yoğunluğu yaşansın
    ağaçlar, hayvanlar, insanlar katledilmesin

    bir vatan istiyorum
    kimse aç, susuz, evsiz ayazlarda kalmasın
    yetimhanede yetim canlar unutulmasın
    kimsesiz ihtiyarlar aranılsın, sorulsun

    bir vatan susuyorum
    fırsatçılar el-Mâlik mülkün stoklamasın
    ahbab ahbabı aldatmaya kafa yormasın
    en güzel uyanıklık; masumluktur, bilinsin

    bir vatan arıyorum
    tüketim değil üretim yaşam tarzı olsun
    herkes helalinden evine ekmek götürsün
    insan insanın namusuna göz dikemesin

    bir vatan seviyorum
    faizden, kerhaneden, hırsızlıktan kaçılsın
    kumarın kurumları vakıflara dönüşsün
    kimsenin kızkardeşi mal diye harcanmasın

    bir vatan ağlıyorum
    devlet kapılarında analar ağlamasın
    kan davaları bitsin; yiğit zalim olmasın
    şeytanlara kölelik devri sürgit son bulsun

    bir vatan soluyorum
    dürüstlüğün, doğruluğun rüzgarları essin
    iyiliğin, güzelliğin ayçiçekleri yeşersin
    bencilliğin, kötülüğün hep nesli tükensin

    bir vatan kazıyorum
    kalplerin kalplerine çakısıyla hikmetin
    kardeş kardeşe namlu değil kucak uzatsın
    sıvasız hanelerin bağrına matem düşmesin

    HİJYEN NÖBETİ

    ejderha kanatlı dinozorlar
    dev yarasalar gök denizinde
    haykırmak isteyip de
    hakıramayan feryat
    çatlatır duyuları gümbür sessizliğiyle
    ruhlarda parazitler
    savaşta akyuvarlarla
    vuruşur kuzey ışıkları obur karaltıyla

    çarpışır sürüngenler
    toprağın döşeğinde
    lavdan kıskaçlarıyla cehennem akrepleri
    cennet yengeçleriyle
    göğüs göğüse keskin
    zakkumlar ihtiyatlı duyargaçlarda

    dekor seyelânında
    hipnotizma notaları
    okyanus evreninde uzaylı ahtapotlar
    dans eder terörden fener balıklarıyla
    Hevsel cennetinde süzülen şahinler
    öpüşsün seher rüzgarıyla
    nefesi ciğer kokan çocukluklar
    uçuşsun yokuşlarda

    bir ben ki bendedir bende benliksiz
    bir sen ki sende sendelemez sensiz
    rengarenk denizatlarına
    biner düşlerinde çaylak yarışmacılar
    pamuk şekerlidir bulutlar
    suçsuz güzbatımında

    rahipler manastırda hep ortaçağ
    ruhban kült tüccarları gibi ortadoğumun
    savulun pasaklılar, hijyen sırasıdır
    Meryem gülüşlü kızların
    Muvahhid Devrimi yakındır
    tenyalardan arınmış doğallık zamanıdır
    sadece Saadet Asrı tütecek olan
    bakterilere ölüm
    antikorlara doğum

    TOPKAPI SAATİ

    Payitaht Güllerine ithafen…

    I. Avlu

    yağlı kementler
    zağlı Cellat Çeşmesi
    şifreli usturayla kazınmış suçlu kelle
    Saltanat Kapısında adaletin sergisi
    bazen semiz günahın
    işte Saray-ı Cedid
    bir cin mezarı gibi ürkünç Aya İrini
    çevresinde nazenin saray atölyeleri
    Bâbüsselâma durur
    iki büklüm cevherim
    Fâtih’in yadigarı günler yâdıma gelir
    yalnız Hünkar yontları
    sığar bu mert kapıya
    arşivlerdeki kadar civan
    heybetin vücut
    buluşuydu Bâb-ı Hümâyun
    yüreği açıktır zulme uğrayan herkese
    mazinin fettan
    günün pişman
    mazlumu olsa bile

    II. Avlu

    işte Divan Meydanı
    ulûfeler yağdırtan kadim cömertlik
    galebe divanlarında
    başlar zarafet gazâsı
    parıldardı avluda Sadrazam kavukları
    Adalet Kulesi tavlı
    Divanhane yoluna
    konmuş öter selam taşları
    lâyihalar sunulu arz odalarında
    sallanır adaletin kılıcı
    Adalet Kasrından mahcup boyunlara
    salınır zülüflü baltacılar koğuşunda
    saray mutfaklarında
    Akike kokuları
    Sancak-ı Şerifler serdarlara
    yeni teslimleri bekleşmekte
    Saadet Kapısında

    III. Avlu

    dört burmalı sütunlar
    Baldaken tahtlar aşkına
    Enderun avlusunda Has Oda nağmeleri
    Mukaddes Emanetler
    sığmayacak kadar görklü engin yapılara
    işte hazine köşkleri
    kale içinde kale
    gönül dibinde gönül

    Arz Odası önünde lezzetli şırıltılar
    fenerli tercümanlar üstünde
    çevik Saltanat Tahtı
    sedeften, fildişinden
    işte Enderun kütüphanesi
    nakış nakış külliyatlar dizili masum
    dolaşır Fatih Köşkünde cesur yankılar
    terütazedir henüz

    Yavuz Sultan Selim mührü
    firuze mücevherler
    mücevherden vitrinler
    gürül gürül şamdanlar hazine koğuşunda
    Harem-i Şerif puşideleri
    aydınlık bir karanlığa boğar ipekleri
    şadırvanlı sofalarnasıl da bebek yüzlü
    ey kapalı kapılar açan
    bize hayırlı kapılar aç

    Kuşhâneler ambale
    aynalı tonozlar ihtiyar şimdi
    hükümdar sediriyse
    dipdiri Sultan Murad’ın
    gümüşler üzerine altın yaldızlı
    Kilerli koğuşunun
    iç çeken kaşlarında
    emek kokan çehreler belirir durur
    padişah portreleri hazan

    payitahtın özüne
    kıvrılmagünüdür
    toprağın sözünden çıkmayan gülün
    toprağın sözünden çıkma günüdür
    duyabilen ruhlara
    haykırıyor Peygamber kılınçları
    çöken yıldızları çeken kara deliklerin
    gama ışınlarında
    tarihi bükme vaktidir

    IV. Avlu

    çift sıra sütunların
    engin revaklara dizildiği antik bahçe
    dile gelir Mermer Sofa
    güzü güzideliği güzelliğiyle
    Erivan bergüzarı
    Revan köşkünde tinler
    yâr sekizgen köşeli
    salınır Bağdat köşkü
    aşkın topraklarında
    çinilerin döşünde
    nabzı atar tevhidin

    eyvanlardan pencereler
    fırlatır ateşten oklarını
    narin sevgililerin masum bakışlarınca
    nişler elpençe durur
    ceylan derisinde ince nakışlar
    ve aniden uçacak
    gibi kuş figürleri

    tombak kafesli top askı
    gümüş yürekli mangal
    İftariye Kameriyesinde
    hazin besmeleydin
    için dört mevsim
    mahzun mehtaplık
    bense Sofa köşkünde
    Osmanlı rokokosu
    mücadele yıllarının
    hüzünlü payitaht sokaklarını
    birdenbire hatırlatan

    Mecidiye Kasrında
    tütünler sardım tüttürdüm
    ufuklara bakıp maziye daldıkça tüttüm
    kuruyup çöle dönen bir göl gibi
    kalbim nasıl da Aral
    nasıl da hasret güne
    omzumda damgalı neslin aşı izleri
    ruhum sığmaz ruhuna
    Haremi canhıraş bir gazelseli basar
    aralanır Cümle Kapısı
    matemli nefesler yüzer
    Veliaht odalarında
    pencereler içinde nezih çeşmeler
    oluk oluk kan kusar

    HÜMA MEVSİMİ

    mermilerden bir tesbih
    çeker yorgun yüreğin
    alınteri karışmış fağfurlarda
    atar ecdadın nabzı
    bizi böyle derbeder bırakıp gitme Hüma
    bizi uçurumlarda
    böyle sarkıtılmalık
    sen ki zayıf kuşları yutan yırtıcıların
    korkulu rüyasıydın
    kadim amazonlarda
    tiranozorlar gezer antik kayıplığında
    bizi böyle fersude
    bırakıp bitme Hüma

    sen ki cennetin kuşu
    kuşların melikesi
    berrak kanatlarında ehvenlerin ahseni
    boya gökkuşağına
    uçuştuğun gökleri

    körelmesin rengarenk ıssız umularımız
    vaktin ihtiyarında
    yetim ve garibanız
    vaha içinde sahra içinde vaha içre
    kısraklar bünyemizde
    koşturur yarım kalmış şanlı tarih timsali
    bizi böyle umarsız
    bırakıp ötme Hüma

    tozu dumana katan yıldırım toynaklarla
    kalkan gibi bilekler
    kopan tekbir sesleri
    vadilerden akın akın çağlayıp da coşan
    muvahhid nefesleri
    tevhid türküleriyle
    dalgalanan depremler
    akışan fırtınalar tamudan kanyonlarda
    gidişin kıyametim
    bizi böyle kabristan
    bırakıp gitme Hüma

    ÜÇ VAV

    içten içe çürüyen hınçlar
    karaya vuran deniz kabukları

    evini can yoldaşı edinen
    yoldaşlarına göre şekillenen
    vefalı keşiş yengeçleri kalbin
    içim nasıl da kazaziye

    üç vav gibi birbirine kenetli
    bir gezegen olsaydık seninle
    aksaydık kendi yörüngemizde
    sevdamızın meyvesiyle

    PALAMAR

    en tatlı yerinden başlıyoruz acıyla
    uzun bir dostluk için tanış doğmaya
    tüneller geçiyor ufkumuzun
    suyu alevcil raylarından

    avucumuzda elmastan cellat baltaları
    kafatasları akıyor damarlarından
    kendine bile hayrı olmayan şıllık şehrin

    gül kokuyor çekiç sallayan yumruklarımız
    madrabaz bir duvarı yıkmak isterken
    ruganlar ve urganlar dans ederdi

    babam mermere vurur ıslak takunyaları
    saçlarında abdest sağanakları
    bakır yapraklar dövüşürken rüzgar anneyle
    habbeler bostanına serpilirdi

    şehvetle kovalıyor hırslarını
    sırtlanlar ceylan derisi koltuklarında
    işte inanan imansızlar
    birleşmemek için birbiriyle yarışıyor
    yaralar fışkırıyor yerküreden
    yanar lavlar püskürüyor insan dağlarından

    ergenlerin ezdiği öksüz bir kızancası
    kızgın mızraklar girip çıkar
    kaba etin sinirlerine sivri ve ince
    sonrası yongalı çelenk taçları

    vapurlar kaçamıyor çünkü palamar
    kıyısız pektirendazlıkla
    ayrılmak istemiyor artık hiçbir kıyıdan
    hiçbir iskeleden hiçbir limandan hiçbir

    şarjörler şarj edilemiyor
    şırıldayan damarlarımdan iğneler söken
    kendim kendinden geçemiyor

    oysa banklar bankalar banknotlar yakarak
    fırlatıp boyun bağlarını denize
    gömleğin ilmeklerini koparırcasına
    devasa bir gökle içten sevişmek isterdim
    iliklerime kadar tefekkürler kokturan

    semalarla aramda semahtan bir palamar
    feleklerdir benim uçurtmam
    kendisi uçmayıp içimi kökten uçurtan
    sonrası ardınsıra Roda

    MEZARLAR MEZARI

    her gün yeni bir başlangıç
    eski günahlar ödevine

    bir ödev düşün ki verilmeden alınan
    ısrarla ve hevesle ve hiç usanmadan

    işte öldüğünün farkında beynin
    farkındalık sergileyen sinir uçları
    kasları kasılıyor solgun cesetlerin

    tabutlar, fetüsler doğuruyor
    sıkışan gazlar ses tellerini okşuyor

    dinle kalbim, ölüler bağırıyor
    toprağın bağrında organlar çürüyor
    iskeletler, dağılmaya başlıyor

    üzerinde kemirgen bakteriler
    seni sana senle sende hatırlatıyor

    her dem yeni bir başlangıç
    olabilir istersen gerçek başlayışlara

    ruhunu gümlet yaşamak istercesine
    cesedin patlamadan

    tek bir fırsatın var eni boyu tek
    iki gün bitti ve elde var bir

    anla kalbim, son gün, iyi değerlendir
    dünya ki, aşkını kanıtlama arenası

    kuzu postlu kurtlar mağdur sürülerde
    kellelerden kuleler dikmeni bekliyor

    kabirlerin gömüldüğü kabirde
    aşklar, nasıl da kendinden geçiyor

    kemiklerden sıyrılan iliklerin canında
    çarpışan kudret mührü Hakim’in

    şahdamarını yepyeniye çağırıyor
    dalgaların yerinde duramıyor

    YENİLGİYE MERSİYEDİR YENGİMİZ

    şimdi kimsesizliğin anıtı Gököz irkintileri
    Şehzade Mustafa türbesinde asırlar deviren yas
    yüzyıllardır ağlaşan Ulu Cami şadırvanında
    hüznün gözyaşlarıyla alınan mahzun abdestler
    külahtan kevsere inen cayır cayır katreler
    her taşlığı başka bir matem şölenine dönüştüren
    şimdi ne desen gecikmiş bir Muradiye saati
    fildişi kaftanları aşkına hassasiyet müzelerinin
    sıyrıklar hatrına; börklerden kubbelerin iliklediği
    ve toylarda oylanan güneş yüzlü hükümler
    tuğrul ruhlu, akın yürekli hünkarlar hayratına
    öyle bir hû çek ki bağırdan; dem-i devranı deprem vura
    zülfikar imanlı yeniçeri gülleri yeniden soylana boylana
    “baş üryan, sîne püryan”gayrı kılınç kınına ziyan!

    oysa tam burada; çınarlara, çimçeklere karışmış çiniler
    buçuk kalmış rüyanın uykusuzlarını çağırmakta ısrarla
    mükellefiyetler, muvaffakiyetler, mazhariyetler
    berhudarlar, alemdarlar, mihmandarlar mahareti
    aleyhtar çoğunluğa yeter güzelliğin azınlığı mümtazlar
    akıncı canlar bilge hakanlarını bekler fetih meydanında
    o vakit gün sizin gündüzünüzdür ey Müstahzar
    gayrı geç ey Muhafız, bahadır ruhlar ordusunun başına
    serden geçer gibi geç kaçınılmaz kader eyerine
    yan bakmayasın; ne sağa ne sola
    işte düşman Gargat ehli karşında
    vur pençeni Kahhar aşkına, şenlensin çelik bilekler
    vur mazlumlar hatrına vur, dile gelsin dilsiz gökler
    yamalı sandukalar, ihtiyar revaklar hep seni
    hevesi kursağında döşlerin burnunda tüter nezih kalbin
    dallarında kandillerle duada Emir Sultan hazîresi
    ve Geylani hazretlerinin sevdası muska bağrında
    bir mezarı bile olmayan medreselerin buruk hayaleti
    karabasan celladı olup çökerken sılamızın boynuna
    gürbüz gürzler, mahşerî marşlar devri gelmiştir
    şahid İznik surları, şahid Bursa kalesi
    ikbalin aynasıdır Osmangazi nahiyesi
    derviş nehirleri ummanlara delta kılan esrarı vefanın
    coşsun da taşsın Oylat şelalesi gibi hararetler üstüne
    fetretin bitiş mührü Yeşil Külliye
    muştulasın müstakbel meşalemizi

    RÜZGARIN KALBİ

    kışta açan çiçekler gibiydin Dilbâ
    kasımpatılardan doğma entarinle
    çalı kuşları konardı dallarına
    anadolu buğdayı kokardın sevdayla
    bağlamalar dar gelir gönül teline
    saldın mı saçlarını poyraza Dilbâ
    kuzgunlar dönüşür üveyiklere

    yağmurun çocuğu Pokut yaylasında
    bulutlardan bir deniz önündeyiz
    uçurumda uçurtma rüzgar yüreklim
    ruhunu sal eyleyip uçacak sanki
    avcısını bekleyen hazine gibi
    ezilir bakışıyla kursak çimleri
    yeşerir kuru kütüklerde filizler

    evrendin özündeki canlılara
    kuşatır damarların dünyaları
    günde yüzbinlerce kez atan kalbin
    nasırlı ellerinden belli azmin
    gönül ışımakta gönlünü Dilbâ
    harab kentte bağrı dökük bina âşık
    cerrahlarda bulunmaz reçetesi

    kurnalar, kandiller, dağ yılanları
    fırtına nehrinde kağıt gemiler
    derin ormanlarda ay kuyuları
    adamın gönlünü göğsünden söker
    kurnalar, kandiller, gece suları
    bu dermana bir dert yok mu Dilbâ
    bakışların deliyor değdiği yeri

    kuzgunlar dönüşür üveyiklere
    saldın mı saçlarını poyraza Dilbâ
    bağlamalar dar gelir gönül teline
    anadolu buğdayı kokardın sevdayla
    çalı kuşları konardı dallarına
    kasımpatılardan doğma entarinle
    kışta açan çiçekler gibiydin Dilbâ

    İSTİKBAL GAZELİ

    doğrul, çığ gibi çökse de cümle gökler tepene
    cehennem olup kudursa zemîn, zinhâr düşürme
    mübarek sancağı çek, Allah için çek göndere
    kulak ver, şühedâ kefeni dipdiri toprağı dinle
    irkil, köklerine dön, dallarını sal ğarîblere
    sal, huzurla yatsın ecdâd, sal en tekin sipere
    habîb için sal; vatan, bilsin ki emîn ellerde
    durma; nerde bir yara görsen merhem ol fevkine
    dikil; senden de olsa dikil, zulmün üstüne üstüne
    yurduna sahib çıkmayana sahib çıkacak yoktur
    işte İslâm kıtası, kahrına taşlar, ne çoktur

    yürü, yol yürüyenin, kuşan, pusat giyenindir
    kısrak binenin, söz diyenin, erlik erenindir
    sen çakıldıkça makber mazine dar gelecektir
    diril, Allah için diril, mazlumlar mahşerindir
    toplayacak cüzleri, hilâlden bir sûra, üfle
    dönsün özüne vücûd; uzuvlar, gelsin dile
    yapının tuğlaları kaynaşsın tâ temelinden
    vaktidir, yetîm ümmet, taşmalı beytinden
    yüreklere; mabetler îmar et ki, yürekten
    azmini hiçbir pusu çevirmesin emelinden
    ey şehîdoğlu şehîtlere her gün şâhid kesilen
    yetmez şehîdoğlu künyen; savul zincirlerinden
    sen ki üç derya üzre bir seccade; Anadolum
    çınlasın zerrâtında -sâde Rahmân’a kulum-

    durumdan değil safından sorulacaksın, etme
    boğazla güdümleri, müslimsen haykır merdâne
    nisyandır tercih zulmeti şerîat kamerine
    eğil, ancak rükûda, cân ver, cânânı verme
    kıyâmete dek yurdun; çiğnensen de çiğnetme
    ey Millet-i Muhammed; dön Hakk’ın devletine
    dön, Allah için dön, çehreni dînin hükûmetine
    silkin; silkinmeyenler seyre pek müstehaktır
    davran, değil mâtemler sana rövanşlar yaraşır

    ARASÂT DEMLERİ

    1
    ellerinle yıkanırdı sebiller
    buyrulduğun günden beri torpağa
    dinmez cihanın şükür salâtı
    semavat ruhunun yolunu gözler
    müstakîm
    ayinelerin sürmenelerinden süzülen
    mutmain
    Rabbinden razı yetimler gözlerin

    martılar kahkaha koparır mücrimlere
    kaldırımlarda kibrin ayak izleri
    kasvâlarda bir çöküş
    nasıl da belli yerin
    pahadan müşterisi bulunmayan
    çalımlı binaların içindeki boşluk içim
    tarifi meslek sırrı
    Edebullâhtan nazârın
    oysa düğün derneğiydi göklerin
    yoksa kıyâmet evrenin sensizlikten
    çıldırması mı geri dönmen için

    2
    ölene kadar değil, öldükten sonra da
    14 burç, Kâbe’de putlar, bin yıllık nâr
    kurudu Sâve gibi
    leyli fecreyledi Nur
    kayıplara karışan Semâve vadi
    ve buruk ülkerlerin güzleştiği feza
    bir nefeste toz duman ayyûkun muhbirleri
    ey kamerlerden asil yarılan sadır
    yürüyen yağmur duası çocukluğun
    nerdesin, neredesin, nerelerdesin
    âkisi bilinen, sormadan edilmeyen

    bir sayhalar katarı yokluğun
    sireni sade dâhilden duyulan
    altından damarlar akan bilekler
    iştiyaktan pehlivan
    gözleriyle konuşan mustazafları
    gözleriyle dinleyen
    Edîbullâha selam

    3
    sonsuz parmağında sonsuz marifet
    Kudretullâhın, Haşmetullâhın, Yedullâhın
    kalbet, kavlet, hıfzet, celbet, refet!
    yaşlandıkça evren, gençleşiyor Furkan
    ey varlığı zâtından
    varlıktan, yokluktan evvel bulunan
    inayet, şehamet, selamet lutfet

    yaradılmaz Yaradan
    yaradamaz yaradılan
    vah ey! aralıklar çık aramızdan
    bizdedir geçiş hakkı
    ben | sen
    geçmez bu sırattan

    4
    kaybolunca sis; geriye görüntüler
    kaybolunca görünen; görünmeyenler
    ne kalır kaybolursa görünmeyenler!
    caizdir perçemi pençeme küffârın!

    umman yanar, volkan üşür, eser sahra
    beyaz duvaklarıyla salınan güverteler
    yaslanıp Hayy zikrüne yığılan dalgateynler
    tilavetlerin bam telinde açan Firdevsler
    karışır birbirine
    Ayasofya saatinde

    5
    bir beytullâh olarak
    dönünce fıtratına
    parlatınca leyâli devletlû lem’alarla
    balkırı şeriatin mecelleyi boğunca
    gerekmez yeni bir Boğaz teşrifine
    gülüşünle kandilleri dağlaman için
    derdim yâ! Ayasofya! tik! tak! tın!
    şühedâ makberine sığmaz artıkın!

    açıl Fâtihlerin mirası açıl
    geber ayna ayna söyle banalar
    altı bucak ve dört dal ve beş zaviye
    martılardan bir deniz içerisinde
    ney kıvrımlarında mukaddes kavsının
    Erîs gamzesinde elbet bir gün
    yeniden biter hilâfet mührün

    HAYY

  5. #35
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    28.09-2022
    Saat
    13:40
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    100
    Alınan Beğeniler
    4
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    BEJNA

    Gözlerin savruk bozkırlar
    Gözlerin hoyrat
    Ceylansı, afacan
    Sevimli taraçalar koylarda
    Kalyonlar kanyonlarda
    Herkesten sakladığım
    Künyeni sayıklar
    Gözlerin, gözlerin jiyan

    Bilal Yavuz Kitapları
    Güneşten Hilalin Gölgesinde şiir kitabını okumak için linke tıklayın:
    Güneşten Hilalin Gölgesinde
    Fecr Mevsimi şiir kitabını okumak için linke tıklayın:
    Fecr Mevsimi
    Amedya şiir kitabını okumak için linke tıklayın:
    Amedya

    https://drive.google.com/file/d/1WyI...ffsFIm06Y/view

    https://drive.google.com/file/d/13ZB...9SNIctwFk/view

    https://drive.google.com/file/d/1_Vv...as-PvBZ5e/view

  6. #36
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    28.09-2022
    Saat
    13:40
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    100
    Alınan Beğeniler
    4
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

  7. #37
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    28.09-2022
    Saat
    13:40
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    100
    Alınan Beğeniler
    4
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

  8. #38
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    28.09-2022
    Saat
    13:40
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    100
    Alınan Beğeniler
    4
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    Bilal Yavuz Kitapları
    Güneşten Hilalin Gölgesinde şiir kitabını okumak için linke tıklayın:
    Güneşten Hilalin Gölgesinde
    Fecr Mevsimi şiir kitabını okumak için linke tıklayın:
    Fecr Mevsimi
    Amedya şiir kitabını okumak için linke tıklayın:
    Amedya

    https://drive.google.com/file/d/1WyI...ffsFIm06Y/view

    https://drive.google.com/file/d/13ZB...9SNIctwFk/view

    https://drive.google.com/file/d/1_Vv...as-PvBZ5e/view

    bilalyavuz.blogspot.com

    www.bilalyavuz.wordpress.com

    https://bilalyavuz.wordpress.com/bilal-yavuz-kitaplari/

  9. #39
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    28.09-2022
    Saat
    13:40
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    100
    Alınan Beğeniler
    4
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    bilal yavuz 2022

  10. #40
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    28.09-2022
    Saat
    13:40
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    100
    Alınan Beğeniler
    4
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    AŞK ŞİMDİ PARYA
    ay ışığı çehren kokar
    sırrın kırk kilitle kilitli
    sadrımı yumruklayan sandukamda
    şimdi sen bende tabut
    bense sende kabristan
    ve işte aşk kursağımızda parya
    ne olur bitme Rotinda
    şimdi karanlıktır yuvamız
    çırılçıplak kaldırımlarda
    sırtımda karakol kuşunları
    kim vurduya çıkmış adım
    öyle sensiz öyle öksüzüm ki yar
    şimdi solmaklar yeşermek
    acının rahmine gömülen cana
    sor da anlatsın Turcel
    söylesin Hıdır Tepesi
    aşk bize hiç gülmedi Rotinda
    aşka gül dererken yılmadan
    varsın tütün saran çocuklar
    gül kokusu nedir bilmesin
    bilmişken zararsızlığı
    değil mi ki iyilik onların hakkı
    varsın bekletsin talih
    sabretmek de güzel leylim
    ay ışığı şelale olup yağınca
    güzel yavruların düşlerine
    seni hep bekleyeceğim Rotinda
    çocukluğumuzun gariban
    keresteden penceresinde

    DİCLE HAZAN
    bizim köyümüzde gonca
    bahçeleri yoktu
    yer sarı, gök kızıl
    anızlar, başaklar, buğdaylar içre
    kavruluş serinlikti
    kara köy bebelerine
    çeşme başları mutluluk nedeni
    saflık, sadra nakışlı
    hamaklar, divanlar
    saman lifinden
    sevdalar utangaç, namuslu
    oysa bizim köyümüz
    upuzun geceleriyle meşhurdu
    eşkiyalar, haydutlar
    çocukların hayaleti
    pirlerin kabusuydu
    ve kahraman değildi jandarma
    derin devletliler
    kahpe rütbeliler
    esrar ticaretiyle meşguldü
    büyü çocuk, büyü de kapat
    şu haysiyetsiz cenaze çağı
    büyü de büyüt narin
    puştların kör ensesine
    adil zülfikar
    o demdir, ölse gam yemez
    bîkes Diyarbekir
    dargın tigrisim
    argın haznedar

    HAZAL
    Taşköprü Köyünde adın
    nakış nakış tütün kokar
    Hazro türkünü çığırır
    sanki arştan akar sular
    seni ırmaklarca sevmişem
    lo seni nazlı ceylanlarca
    delilolar, govendler
    ve fıkırdak şuşaneler
    hey zalımın kızı, bir gülsen
    göverse bağlar ile bahçalar
    şemsin fırtınasıyla çöken devran
    dolunayın kasırgasıyla filizlense
    sevdamız ormanlara miras
    biz bizsiz iz değiliz
    biz bizde gürül gürül memleket
    gürül gürül vatan
    sen denizaltı şehrim
    ben rüyalar alemin

    ŞİMDİ HERKES DİLOVAN
    türkçülere karşı Kürd’üm
    kürtçülere karşı Türk’üm
    farsçılara karşı Arab
    arapçıya karşı Fars’ım
    zalim azgınlara karşı daima
    ezilen halkların yanındayım
    budur imanımın gereği
    gözlerinde erimemin sebebi
    budur onurluca yaşamak
    bendimi çiğneyip taşarak
    yezitlerin önünde hep Hüseyin
    aşkımızın kadim bedeli
    Diyarbekir denizinde tutuşmak
    izinde göğüs germek boranlara
    her ciğerin harcı değil
    çekinmeyiz namlunun
    ardına saklananlardan
    yalnız senden korkarız Kahhar
    paylaşmayı severiz denk
    adaletin gölgesinde serinleriz
    Amed sofra olur bağrımıza
    diz çöker, omuz bağlar
    kardeşlik türküleri tüttürürüz
    gel ey can, sana da yer var
    kurtul kibir tasmalarından
    gel beraber sevinelim razı
    aynı tastan yar içelim
    Dicle aksın alnımızın üstünde
    ensemizde masumiyet gülleri
    sesimizde dilovanlar
    delikanlı yeşersin

    MAZİ İÇERDE ALBÜM
    eser asi bakışlarında
    hoyrat Fırtına Deresi
    çakışır durur dikey yıldırımlarca
    nehirlerde taş köprüler yüreğin
    ormanlarda su ceylanları
    şirin bir kıyımız vardı
    bulutlar denizine sıfır
    nehrin önü penceremiz
    balıklar yarışırdı tutulmak için
    nazenin oltamıza
    yeşilin maviyle dansı gibi
    yar sevmişem seni
    saçlarında çay burcusu
    ellerin yumuşacık, kınalı
    nefesin bahar
    gülüşün cehennem
    ve anlatılmaz, yaşanır
    hilesiz kucağın
    Karester Yaylasında
    bir ahu dilber loy loy
    nasıl da söker adamın yüreğini
    var mı böyle civan kırım
    cinayetler içinde
    oy sevmişem seni
    dindiremez Palovit Şelalesi
    bu güneyli hasreti
    bir kere yakmıştIr kuzeyin kızı
    aşkın kadim meşalesini
    gidişin bile hayat sevgili
    isimsiz mezarına yuva kuran
    marandalardan belli

  11. #41
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    28.09-2022
    Saat
    13:40
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    100
    Alınan Beğeniler
    4
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0

  12. #42
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    28.09-2022
    Saat
    13:40
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    100
    Alınan Beğeniler
    4
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

  13. #43

  14. #44
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    28.09-2022
    Saat
    13:40
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    100
    Alınan Beğeniler
    4
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    1. Başarının en büyük düşmanı aceledir, zirveye ancak öçlüyle ve dengeyle tırmananlar ulaşır.

    2. Öyle acılar var ki nice mutluluktan daha güzel, ancak acemiler acıyı bağırır, ustaların acıları bile derin, derinde definedir.

    3. En büyük fakirlik açgözlülük, en büyük zenginlik kanaattir. İhtirasa değil berekete talip ol, tadına vardığın bir lokma, bilinçsizce tükettiğin bin lokmadan hayırlıdır.

    4. Fani dünya mahkemelerinin adaletsizliği, ilahi mahkemede gerçekleşecek kusursuz ve sonsuz adalete en güzel delildir.

    5. Dilediğin kadar edepli ol, eğer adaletsizsen ahlaksızsın demektir.

    6. Hak etmeyeni af, ağır bir zulümdür, başkasının mahvına sebep olmaktır.

    7. Dijital bir çağda kağıt israfı ihtiyaç değil katliamdır, ormanlara yük olduğumuz yetmedi mi?

    8. Kıymetini bilen için gözyaşı da gülmek gibi büyük bir nimet...

    9. Göğsünde yağmur yağmayanın gönlünde gökkuşağı açmaz.

    10. Kendine güvenen akıl ancak serap görür, hakikate güvenen akılsa kalbiyle nice görülmezler görür, basiret budur.

    11. Hayata bakış açıları da çehreler ve parmak izleri gibi çeşit çeşit bir bahçedir doğru bakanların ülkesinde.

    12. Mütevazı ol, toprağa yakın olan düşmekten korkmaz.

    13. Kendini aldatan başkasına asla dürüst olmaz.

    14. Çok sevdiğin bir zevkten daha zevklisi onu alnının teriyle kazanıp yaşaman, zalim başlar, gençlikten işte bunu çaldı, emeğin leziz tadı...

    15. Çalışkanlığı alışkanlık edeni hiçbir yarım kalmışlık yıkamaz.

    16. İnsan mülke, mülk sevdası da insana terazi. Maddeye yaklaştıkça, manadan uzaklaşırsın.

    17. Hedefin kadar değerli, vardığın kadar başarılı, uğruna mücadele ettiğin kadar gerçeksin! Unutma, amaçsızlık yaşayan leşlerin bataklığıdır.

    18. Hayat adildir, anladığın kadar anlaşılırsın, kıymet verdiğin kadar kıymetlisindir.

    19. Bir babanın en iyi öğretmeni çocuğudur, bir çocuğun en iyi öğrencisi annesi...

    20. Saliha bir anneyi evliya kılacak olan çocuğudur, evladını sevdikçe, emanetin değerini bildikçe, Rabbine aşkı artar.

    21. Düşünsene! Kimsenin ışığını çalmadan kendi fenerinle bir hakikati aramaya kalksan araştırma değil deneme derler, çaldığın fenerlerle ilerlesen araştırma derler, oysa gerçek tam tersi, aramak için kendinden yola çıkmak lazım, kendin araman gerek...

    22. Hakk'a hakkıyla kulluk eden gönüllere alemler arkadaş, muhabbet sırdaş olur.

    23. En güzel servet salih dostlardır, mesela iyi kitaplar... Dostluk engin bir deniz, cansızları dahi kapsayan! Yanında kitap gibi durmayanla dost olma, beraber külliyat olacağın kimseleri bul.

    24. Kötü yoldaş ayakkabıda taş gibidir, yol boyu hedefe varmaman için oyalar da oyalar, çırpınır durur.

    25. Zalim arkadaşın büyüsüne kapılırsan, gözlerini cehennemde açarsın, cahil gafile baka baka kararır.

    26. Arzular vahşi bir at gibidir, dizginlersen bineğindir, dizginleyemezsen felaketindir.

    27. Irkını öven ırkçı, ırkının tüm kötülerini de iyi görmüş olur, bundan hazin ahmaklık mı var?

    28. Asaleti takvada ara, insan ancak ilahi muhabbeti kazanabildiği kadar asil, ruhuyla hakikilere akraba olabildiği kadar soylu.

    29. Bir yürek taş kesilmişse dönüşü yok, üstünden milyon bahar geçse yeşermez, ölüp dirilse bile taş taştır, taş asla yeşermez, taşlaşan eriyemez, onu artık cehennem paklar, ancak zebaniler eritebilir!

    30. Yavrusunu yiyen bir tavşan mı güzel yoksa yavrusunu koruyan bir karga mı? Güzellik özdedir! Kabuklar sadece çölde bir serap...

    31. Çocuğa okumayı sevdirmek istiyorsan yazmayı da aşıla, tüketme ve üretme eş zamanlı olunca okumaları bile kaliteli olacaktır.

    32. Senle bayat ekmeğe razı olacak biri varsa gerçek aşık o, aşkı hak eden odur. Asla terk etmez, sevdiğine kale olur, sözle değil özle konuşur, sadakati değişmez zira mülke köle olmayan özgürler ancak gerçek sevdaları anlayabilir. Köleye gökyüzünü anlatamazsın, özgürlüğü hissettiremezsin...

    33. Gavurla asla bir şeyleri yarıştırma! Batıl kim ki hakikat ve hakikiler onunla yarışsın? Yalanlar gerçeklere rakip olamaz! İslam rakipsizdir.

    34. En asil soydaşlık müminlerin iman akrabalığı, inanç kardeşliğidir.

    35. Güneşin kalbini görmek istiyorsan, pişmeyi göze almalısın.

    36. Umursama tekfirci teröristleri! Rabbinle bağını kuvvetlendir, koparma. İnsanı yükselten samimiyettir.

    37. İnsan edebi kadar yürekli, yüreği kadar değerli, değeri kadar adam...

    38. Ne kadar yükseğe çıkarsan o kadar geniş görürsün.

    39. Mutlu mu olmak istiyorsun? O halde mutlu et! Başkasını güldürebildiğin kadar güle dönüşebilirsin. Gül kokmak kolay değil...

    40. Rasulullah aleyhisselam kamerdi. Ulema ve evliya ve arifan o kamerin nezih aynaları... Peygamber ışığının yansımaları. Sultanlar sultanını övmek, o görklü sultanı değil, övenleri sultanlaştırdı.

    Bilal Yavuz




Sayfa 3 / 3 İlkİlk 123