TEKSAN İnovatif Medikal Ürünler İstanbul, Bursa ve İzmir'de
Sayfa 3 / 3 İlkİlk 123
Toplam 33 mesajın 31-33 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #31
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    02.10-2021
    Saat
    08:53
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    69
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

  2. #32
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    02.10-2021
    Saat
    08:53
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    69
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    GÖÇ MEVSİMİ

    Balkonda sararan yapraklara bakıyordu

    Her yıl usanmadan dirilen ihtiyar ağaçta

    Çocukluğunun suçsuz ormanları saklıydı

    Yağmurla öpüşen çimlerin burcusu hava

    Dalgıç ruh hicret etmiş mazinin en dibine

    Renklerini kaybetmekmiş olmanın bedeli

    Büyüdükçe hasret kalmak masumiyetine

    O bütün ahbap hisler şimdi birer yabancı

    Çocuklara merhametle bakan yaşlı gözler

    Felç olmuş sezgilerin tarifsiz hüznü meğer

    Asırlardır yaşanmayan bir saray hatıralar

    Anılar masallarla karışmış durmuş iç içe

    Dön bak ne kaldı yorgun kalbinden geriye

    Günbatımı sızar eşyaların antik örtüsüne

    Ve tozların dansı başlar akşamın şerefine

    Bu kez senin için doğar gece ürkme sakın

    Göç mevsimidir, tadını çıkar kaçınılmazın

    Sarıl ayçiçeğine, tenha güllere, kefenin gibi

    Saçlarında rüzgarlar, alnında serin terinle

    Vefalı sessizliklerin sakin çığlıklarını dinle

    Elveda savaşlara, kinlere, kibirlere elveda

    Elveda bütün kötülüklere, elveda karanlık

    Elveda bebeklerin yakıldığı vahşi küremiz

    Elveda evrenin cehennem bahçesi elveda

    Ecel kurtuluş bize, ah ölüm, ne özel veda





    SEVDAMIZ DİYARBAKIR

    Onurlu hayatların şehrinde geçti ömrüm

    Bazalt avlularda kadim çocukluğum

    Nabzımda asırları yontan Dicle serinliği

    Sesimde zorlu zamanların buruk hatırası

    Gönlümün çağıltısı dolaşmış her karışını

    O bütün saflığı, berraklığı, ahengiyle

    Bizi aşkın varlığına hepten iman eyleten

    Sırlarım surlarına karışmış aziz kentim



    Sevdamız, Diyarbakır, mükellef evimiz

    Ocağında binbir çile harlanan irfanıyla

    Bir şehir ki en güzel öğretmeni gönlümün

    Bir şehir ki insanı kendiyle barıştıran vefa

    Ey barışın, anlayışın, haysiyetin başkenti

    Kıyamete dek kardeş kıl yiğit evlatlarını

    Sen ki hep iyiliğe hep doğruluğa layıksın

    Tarihin yüreğinde çağıldar sessizliğin



    Süleyman Tepesinde peygamber rüzgarları

    Hep okşadı yıllarca yetim başlarımızı

    Yorgun bakışlarımda dağlarının özlemi var

    Sevdamız, Diyarbakır, heybetli yoldaşımız

    Peygamberler dağının gölgesinde yeşermiş

    Baraj çocukları kadar sevinçlidir kederim

    Çünkü hep sende yaşadım ve bir gün ey

    İnşallah o merdane bağrına gömüleceğim



    Tarihin yüreğinde çağıldar sessizliğin

    Sen ki hep iyiliğe hep doğruluğa layıksın

    Kıyamete dek kardeş kıl yiğit evlatlarını

    Ey barışın, anlayışın, haysiyetin başkenti

    Bir şehir ki insanı kendiyle barıştıran vefa

    Bir şehir ki en güzel öğretmeni gönlümün

    Ocağında binbir çile harlanan irfanıyla

    Sevdamız, Diyarbakır, mükellef evimiz




    ARAF

    Adem’in tevbesi mi bükük boyunlarımız

    Ahlarız meyler gibi rüzgarın hırçın yurdunda

    Elde can, dilde canan, vurulduk en derinden

    Su içtikçe susarız, meded, su içtikçe susarız

    Ömürlük kırılışın hep yankısını derleriz

    Bir Zülkarneyn asası gerek çağa bir de set

    Vahşetlerin çiğnediği dünyamıza bir seda

    Saz yangın, mızrap yangın, nükte yangın

    Tutuşmuş bahtın harap güllerin bahçesinde

    Etten kafeslerimiz, duvarlarımız şehvet

    Dehşetli yarınların hep sureti siretimizde

    Kalbimiz sırat olmuş kayıp yörüngemize

    Bize bir İsa gerek Rabbim bize bir İsa

    Dinmeyen, yılmayan, savrulmayan bir asa

    Sararmışız, solmuşuz, dağılmışız, mahcubuz

    Topla bizi Sahibimiz, yeşert bizi Şahımız

    Ağların dağlarında kendimize hapsolmuşuz

    Buldur bizi bize ey şanı sonsuz Sultanımız

    Bitmek bilmez içimizde Nuh tufanları dindir

    Bir soluk ver daralan nefeslerimize ey Hu

    Bir şule ver ki çorak közümüz agah olsun





    GİRÂN

    Acıyı sırtlanmak gözlerinde
    Küfeci sabiler gibi ıssız ayaz
    Katran kösnüler çarşısında
    Yüreğini kusan ciğersizler öldü
    Bir idam gibi gece ağır sessizlik

    Uzak bir ümit gibi doğdun
    Mayınlar döşenmiş olasılıklara
    Emperyal amerikan tenteneli
    Obez korseleri kafatasında
    Canavar patronlar da ölecek
    Kepaze yardakçılar da

    Kör kılınçlar gibi çaresizsen
    Kimsesizsen aç, susuz bir rüya gibi
    Kaldıysan devrimsiz, tütünsüz, üryan
    Hınçla sürdüysen çorak tarlasını umudun
    Saray vantriloklarını vurmak hakkındır

    Çeteci yoldaşlar uğurlardın
    Asit kuyularında erimemiş künyesi
    Gerilla hüznü kaplar kalbindeki Küba’yı
    Puroların bile bir anlamı vardır şimdi
    Bir mesajı vardır o yosma burjuvaya

    Şu dağlarda deşildi ceninler
    Neneler, bacılar kurşuna dizildiler
    Şu pervazda tecavüz edildi
    Mazlumların, gariplerin cesedine
    Dönüştü rütbeliler, iblislere

    Nahiyeler tutulmuş dört koldan
    Eşkaller adressiz, eşkıya tetikte
    Bakışlar namlu, bronşlar cinnet
    Minik elleri üşür aşiret kızlarının
    Bir idam gibi gece ağır sessizlik

    JİYÂNÂ

    Bereket İşhanında ihtiyar çocukluk
    Kadim anılar tutar elinden götürür
    Kavganın gözlerinden öperek

    Saçaklarda gök nehirleri, sur rengi
    Kongre zabıtları, manifesto bildirileri
    Kuşatma, şahına kadar pulat

    Ve çiğdemin toprağı paramparça edişi
    Hırçın telaş, örselenmiş üstelik

    Yine hangi sevdaya kuyulandın
    Yine gömleğinin düğmesi kabir kıyamet
    Fişlenmiş, atom gülleri

    Dinamit gamzesi yollar ökse çubuğu
    Erinmemiş serüven
    Henüz çiğnenmemiş tarih

    Kollar ardında bağlı
    Yiğitler kanar her yandan, yorgun süvari
    Hoyrat yelelerde bir hışım heves
    Asuri ve Keldani

    Yine hangi sevdaya kuyulandın
    Gömleğinin düğmesi kabir kıyamet
    Kevoklar kanatlanır buklelerinden

    Gün gelir, biter kara kahır
    Romantik burjuva solcuları
    Din tüccarı sağcılar ölür
    Kuşatma, şahına kadar pulat

    Boş kovanlarda heba gençlik
    Yeniden bulacak saadeti
    Kavganın gözlerinden öperek

    ZUHUR

    Şevlerde, zistan kasvetleri davudî
    Maşrık ve mağrib
    Çözülmüş sonsuz gözlerinde aşkın
    Sürgünler yaşamınla sevişirken
    Sokulmuş koynuna acı gülüşler
    Vurulmuş düşlerin
    Mojende ok bahçesi
    Hançerende hançerler
    Rûberû sevdamız

    Asit çukurlarında yiten fidanlara
    Yakılan köylerin hatırasına hasret
    Bir matem gibi saran yorgun geceyi
    Bu ağırbaşlı surlar
    Kardeş çocuklardır
    Yan yana, omuz omuza
    Süngülemez yâreni
    Dağlarımız delila
    Künyelerimiz dilan

    Uzun Mehmed’in yüreği kaplar Dicle’yi
    Yılmaz’ın zulme sıkılmış yumruğu
    Yeşerir kollarında emekçi zarokların
    Umudun Hevsel’i filizlenir
    Deniz kirlenmez lağım sularıyla
    İşkenceyle, kahpelikle boğuşan
    Elmaslar kirlenmez
    Düşmekle çamura

    Elbet çiçeklenir Mezopotamya bir gün
    Adaletle, cesaretle, sevdayla
    Dilsizler, dile gelir
    Susulanlar kusulur
    İşte intikam mevsimi
    Puşt yüreklerden
    Öc almak gerektir

    ROHAT

    Siyasi çengiler bırakmaz yakanı
    Sırtın maziye sıla, tüter cıgaran
    Raconların gül ırzına geçilmiş
    Mahallesiz caddelere dönülmüş
    Adı büyük aşk olmuş orospuluğun
    Kahpeye şeref olmuş
    Hayın namussuzluk

    Şimdi çeyiz sandıkları kan pınarı
    Ve irin nehridir oyalı yazmalar
    İhanetin mavzerine isyan türküsü
    Zırhına erlik çekiçidir saplanan
    Cengâverler, destanlar günüdür
    Seğmenler tayfundur taylarında
    Hey Karacadağlım
    İşte senin vaktindir

    Şimdi, şimdi ey Rohat
    Es esebildiğin kadar yüceltilere
    As asabildiğin kadar karanlıkları
    Vur vurabildiğin kadar alçakları
    Baharda, filizde, yazda, düştesin
    Teke tek dövüşte yenilmeyensin
    Kır kırabildiğin kadar
    Boğ boğabildiğincesi
    Zulüm ellerinde sönmek içindir
    Küfür, çerağında ölmek içindir

    Bırak depreşsin asi depremin
    Bırak sarsılsın dehşetle köpek yürek
    Gökçe canlar yoldaşındır
    Fedaî güller haldaşındır
    Kündeye getirmek senin işindir
    Hey şahid olsun ulu dağlar dumanı
    Arslanlar sırtlanlara
    Onurlu kıyamlar sarmaktadır

    HOZAN

    Kınalı külhanbeyleri
    Yanık efeler bağrı bu dağlar
    Zalime amansız
    Mazluma anne kucağı
    Bu dağlar bre
    Sarmaz iti, çakalı
    Dar gelir sığ heveslilere

    Karanlık hücrelerinde
    Kırgın arzın
    Şerefli bedenlerin çürür
    Sen ruhumuzsun
    Eğilmez hürriyet
    Sen koynumuzun
    Sıcak yüreği

    Firari, fişlenmiş
    Buruk savaşçıların
    Zulmün zindanlarında
    Şimdi kan ağlıyor

    Külhanî sazlarımız
    Sevdana kuyulanmış
    Yorgun şarjörlerimiz
    Mermine hasret
    Gel artık ey asil istiklal
    Gel ve doğrult
    Bizi aşkla yeniden

    Coplanmış yiğitlerin
    Hasretini çığırır bre
    Yankılanır paslı parmaklıklarda
    Tetikler ümitsizdir
    Gel artık gün senindir
    Filize su verir gibi
    Aşka umut aşıla

    LİLİYAR

    Işığı yeşerttik
    Geceyi çatlata çatlata
    Şahid Yıldız Dağları
    Şahid Amed Kalesi
    Bomba atar mermiler öldü
    Riyakâr gaz fişekleri
    Protez yargı süreci
    Kırıtan boşbakanlar hep öldü
    Doğduk kırgın dağlara
    Kuşatarak karanlığı
    Köylerimiz şen şimdi

    Cıvıldıyor gözleri
    Pırıldıyor argın yüreği
    Çağıldıyor nazenin
    Koşuyor sessizliği
    Uçuyor çocuksu
    Uçuyor yararcası feleğini
    Ceylansı zalım dilber
    Deşiyor çatal cevheri
    Nurlarla karaları
    Yüceyle alçakları
    Doğruyor fütursuz
    Doğruluyor canımız

    Devasa halaylarda
    Karanfiller iklimi serin
    Duldasız Liliyar
    Hey hey ah eyler beni
    Kalleşnikoflar önü ayaz
    Mazi silinmez kırağıda
    Nekrofili paşalar davul zurna
    Yakar güzellikleri
    Kavrulur bozkır
    Kurur çeşmeler
    Susar bahçemiz

    DİLEDA

    Cigom benim
    Mahzun ciğerim
    İki gözümün gülü
    İki gönlümün
    Közümün, özümün
    Ve sözümün
    Dağlarında bahar
    Hücrende perperoklar
    Hürriyet kadar

    Turnam öksüz
    Turnam gariban
    Tutsak kanatlarından
    Arda kalan
    Senin yorgun yüreğin
    Yüreğindir
    Maral maral göveren
    Ağlatan hançerleri

    Havar, havar yiğitler
    Cigom yitmiş ellere
    Cigom solmuş, sararmış
    Toprağın kor bağrında
    Susmuş mu
    Susamış mı
    Cigolar ağlamasın
    Dağlanmasın dayeler
    Gülünce gülüşelim
    Güllerle güle güle

    Gönlü kırıklarına
    Bir deva ver ey Hüda
    Yeşerelim sevdanla
    Yeşerelim kahırsız
    Yeşerip yeşerttikçe
    Kök salalım

    RONAHİ

    Eflâtun karanfiller verir Aras
    Hıncahınç yaşamak
    Gürbüz kızanlarına
    Körpe tomurcuklar salınır ekinde
    Cehennem göğüslerde asi boran
    Ciğerde iştiyak, çıldırasıya
    Çatlıyor kısrağın
    Kanıyor heyben
    Kanıyor dudakları dikenli demirin
    Sevdaya set çekmiş saygın çıyanlar
    Kurulmuş vadilerine haramî
    Görmemiş tarih böyle hayınlık
    Böyle maval aynazı
    Çekirge utanır istilasından

    Tendürek dağına sor yüceltileri
    Kato’ya, Cudi’ye, Karacadağ’a
    Harnupların irkinç hışırtısı
    Götürür hülyanı gidebildiği cana
    Çığlığın, akçakavaklar
    Çığlığın seyelan, külhani
    Bin yıllık asırlardan mahzun miras
    Fütursuz, ajitatör, Terme ormanı
    Umular figanında yeşerir
    Ronahi, yuvasıdır leylimin
    Barışın bağını, bahçesini büyütür

    82 burç, 82 destan
    Dayanmış içerden onca yıkıma
    Şarkın bülbülü şavkır Dicle’yi
    Şavkın, en karanlık yerimi okşar
    Türküsü başlar söylenemezlerin
    Kuyumuz yurt olanda
    Gözlerinin, gözlerinin nağmesi gelir
    Uzaktan, en uzaktan
    Ben sana Diyarbekir
    Sen bana masum Dersim

    BOTAN

    Namusun namlusunda göverdiler
    Eşit paylaşmanın lezzetine vurgun
    Onurlu partizanlar
    Bir ceylansı düşe beraber inandılar
    Kahpeliğe secde eden engereklerden
    Zamazingo puştlardan
    Kaşkaval kümelerin
    Pazarından, mezarından ırakta
    Kalemle, sahneyle, sazla, aşkla, silahla
    Dik durmanın kitabını yazdılar
    Bilekleri Yılmaz
    Yürekleri Kaya
    Vicdanları Arif
    İdrakleri Sezai
    Bir ceylansı düşe beraber aldandılar
    Canlarında azmin ve sabrın fişengi
    Kana kana içtiler sevgiliyi
    Sevdayla, düşle, umutla
    Yeşerdikçe yeşerttiler erliği
    Susmadılar susarcasına
    Tetikte şarjörün mahiri
    Alanlarda kavgasının çakırpençesi
    Mermisi mavzerinde
    Çıldırasıya tenha
    Yiğitler dökülür dağların sırtlarına
    İşte Ömer, diğeri Che
    Biri Ali, Castro öteki
    Kapital imansızın çöktüler gırtlağına
    Civanmert, cengaver
    Sıkılmış yumruklarla
    Özgürlüğün marşlarını dinlettiler
    Tanklara, füzelere kurşunlarıyla
    Cesaretin cesaretiydiler
    İhtilalcilerin bir mezarı bile yok tarihte
    Onlarsa tarihin haysiyeti
    Haysiyetin tarihi oldular

    ROZA

    Yoldular, soydular, kırıştılar
    İnsanı insanla yıktılar
    Aşna fişne iskandiller ağında
    Bıçkınları puluçlarla oydular

    Adındır, dudağımda asırlık
    Esrarına amade yalım
    Adındır, terk etmez, sıddık
    Vurur yumruğunu
    Sadrıma sadrıma
    Hücremin başkenti suskunluğun

    Gözlerin, yalın kılınç
    Gözlerin ıssız, kallavi
    Bir benim şimdi
    Firari sensizliğin belasında
    Bir benim tütsülü
    Voltalı ahrazlığa

    Şimdi yürek yorgun
    Virane, ıssız
    Ansızın yaşlanmış bir gecede
    Yaşlanmış canına kadar
    Orostopolluk
    Sırtlanca, sefil
    Yığınların tenhasında savrulmuş
    Yırtılmış bir hecede
    Kursağıma avazın gelmiş

    Sevmişem, şahidim dağlar
    Sevmişem Allah’ına kadar
    Ölünceye dek değil
    Ölümden sonra da
    Yeşerinceye değin
    Tutuşan ellerimiz
    Seni yangın bağrımın
    Avlusuna gömmüşem

    BEJNA

    Gözlerin savruk bozkırlar
    Gözlerin hoyrat
    Ceylansı, afacan
    Sevimli taraçalar koylarda
    Kalyonlar kanyonlarda
    Herkesten sakladığım
    Künyeni sayıklar
    Gözlerin, gözlerin jiyan

    Perçemin pençeler canı
    Perçemin perva
    Vahim, amansız
    Çitlembikler taç olmuş saçlarına
    Cimcime sekseklerin
    Otağıma volkandır

    Fezan; behişt, benefşe
    Fezan saflık, insaniyet
    Sen bana gürül gürül memleket
    Ben sana hep gurbet kalmışım

    Biz bizde Diyarbekir
    Biz bizken masumiyet
    Biz bizsizsek esaret
    Bir gün sen de anlarsın
    O gün sen de ağlarsın

    Rengin nasıl da ateş Bejna
    Teninde nehirler ve başaklar
    Gülüşün nasıl da mermi
    Nasıl da hançer bakışın

    Vefakâr boranlara
    Harfsiz vasiyetimdir
    Kurutunca yokluğun
    Beni simana gömsünler

    SEVDE

    Çifte dikiş gider sabanlar
    Fersiz toprağın koynu
    Fersiz, yetim, analar
    Kuş uçan, kervan geçen
    Bostanlar ölgün şimdi
    Ölgün Dicle denizi

    Ve çakırkeyif buğdaylar
    Kahyalar körkandil çeper
    Mösyölerde bir kültür
    Nankör çıyanlık
    Kepenekler mahzun
    Bağlamalar öksüz
    Kalleşlik mazinin töresine
    Şimdi âdet diye bellenen
    Hicapsız ikirciklik

    Heybesiz bulvarlarda
    Cartalı haybeciler salınır
    Dümenci dubaralar
    Ertekeden nümayiş
    İmam kayığındayız sürgit
    Façalar çiğnedik muttasıl
    Erce, âdil, hilesiz
    Bundandır kavlimizden kaçışı
    Geçmişi tam kınalı
    Piyazcı sendikalar
    Kaparoz puştlarının

    Çifte dikiş gider sabanlar
    Cana bir çınar gerek
    Yüreğin, yüreğin gibi serin
    Derin kuyular içim
    Mars olmuş, dumanaltı
    Kaybolmuşam, gel artık
    Karışsın közlerimiz
    Karışsın yeşil…

    HİVDA

    Kül yutmaz kevaşeler hanında
    Hancıyı vurmuş gibi yürek
    Şimdi unutulmuş bir marştadır
    Mavzerlerde mermiler hazan
    Bir umuttur alnımızın çatında

    Sevdalanmış sedanda salıncaklar
    Ay ışığı kokar derin kuyuların
    Gül Hivda… Gülşen Hivda…
    Sen bende hür, ben sende parya
    Ve keşmekeş; yaralar yaralarda

    Babaçkolar rıhtımında bir mavi rüzgar
    Aparıyor gönlünü çılgın enginlere
    Bozuk çalsa da bozum havamız leyley
    Çarkına tükürmüşüz bir kere
    Kayarto kopillerin, dalkavuk hırboların
    Ne çiçektir biliriz
    Kokoz kokorozlar da

    Vardakostalar zamazingo
    Voliyi vurmuş godoş hırtapozlar kanişi
    Hey gidi erlik hey şimdi şinanay
    Zartayı çekmiş yiğitler
    Mıshıtçı gebeşlerin melun insicamında
    Sigortası atmış janti yürekler
    Bilenmiş zırzoplara
    Puskun, kıvam bekler

    Ranzam, zulam, soluk resmin
    Saplanır soluğuma
    Can Hivda… Canan Hivda…
    İşte böyle yazıyorum canına
    Hatıran mermidir damarımda
    Dışarda çılgın bir bahar
    İçerde hep kış mevsimi

    LEYLAN

    Ilgım ılgım açar yediverenler
    Ambarlarda yeşerir hamal fidan
    Görsen her biri bir filinta
    Pahabiçilemezdir burada alınteri
    Helal ekmeğin verdiği memnuniyet
    Emeğin kitabı, işhanlarında yazılır
    Komşuluk destandır antik katlarda
    Seni namusluca sevmeyi
    İlkin buralarda öğrendim
    Şırfıntılar sokağında tütün emekçisi
    Avuçlar bilirim, ihtiyar, nasırlı
    Memleketim gibi ak alınları vardır

    Sen hep o küçeden gelirdin canıma
    Eserdi terütaze hivbanu nefesin
    Arzuhalcim, kadife karanfilim
    Daya endamını santimantal bağrıma
    Daya da dinle, çaylardan su içer gibi
    Can feryad, can figan, can yangın yeri
    Bayramlar, matemlere sapmış
    Namlu yürek, aşka, sevdaya kıvrılmış
    Nasıl, nasıl sevmişem bir sevebilsen
    Anlarsın zehir zıkkım geceleri
    Anlarsın, netameli oyundur, heba
    Vurulur denizin, ırmaklarınca

    Kaç dağdır aşılmaz olumuş içim
    İçin için tüter kuyumda bir yara
    Birden hüzünlenir bütün avlular
    Cümle vadilerde zılgıtın kopar
    Derin mutsuzluğun türküsüdür
    Eser, eser korkunç albenin
    Çekilir sürgüler demir koyaklara
    Çekilir hayalimden asi bakışın
    Gömülürüm kendime bir başına
    Tek başına hırgür sensizliğim
    Leylanım, nupelda pervinim

  3. #33
    Üye
    kadimcan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.01-2019
    Son Giriş
    02.10-2021
    Saat
    08:53
    Yaşadığı Yer
    diyarbakır
    Mesaj
    69
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    1
    Blog Mesajları
    2

    Zaten Değerlendirdiniz! 0
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    HOZAN

    Kınalı külhanbeyleri
    Yanık efeler bağrı bu dağlar
    Zalime amansız
    Mazluma anne kucağı
    Bu dağlar bre
    Sarmaz iti, çakalı
    Dar gelir sığ heveslilere

    Karanlık hücrelerinde
    Kırgın arzın
    Şerefli bedenlerin çürür
    Sen ruhumuzsun
    Eğilmez hürriyet
    Sen koynumuzun
    Sıcak yüreği

    Firari, fişlenmiş
    Buruk savaşçıların
    Zulmün zindanlarında
    Şimdi kan ağlıyor

    Külhanî sazlarımız
    Sevdana kuyulanmış
    Yorgun şarjörlerimiz
    Mermine hasret
    Gel artık ey asil istiklal
    Gel ve doğrult
    Bizi aşkla yeniden

    Coplanmış yiğitlerin
    Hasretini çığırır bre
    Yankılanır paslı parmaklıklarda
    Tetikler ümitsizdir
    Gel artık gün senindir
    Filize su verir gibi
    Aşka umut aşıla




Sayfa 3 / 3 İlkİlk 123