Sayfa 6 / 7 İlkİlk ... 234567 SonSon
Toplam 96 mesajın 76-90 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #76
    Üye
    monalisa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.04-2008
    Son Giriş
    14.01-2016
    Saat
    21:05
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    335
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    FİLM GİBİ KADINIM

    8 Mart 2010.

    Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutlayacağız.

    Bu günde Sophokles’in Antigone’sinden Brecht’in Antigone’sine kadar , Diriliş’ten Orhan Kemal’e kadar birçok öykü ve romanlardan bölümler canlandırılacak.

    Benim hiç sahne deneyimim yok. Önce bu programın yalnızca roman ve öykülerin bölümlerinden okuma yapılacağı söylendi. Öyleydi de… Ben de güzel öykü okurum diyerek görev aldım biraz da kardeşimin ısrarıyla. Sonra süreç içinde program okuma tiyatrosu olarak değiştirilmiş. Tabii, tüm olanlardan benim sonraları haberim oldu. Duyunca, pek de kendime yediremedim vazgeçmeyi. Serde kadınlık var nasıl olsa:J)

    İlk gün çalışmalara gittiğimde Orhan Kemal’in Çamaşırcının Kızı adlı öyküsü elime verdiler. Hadi oku bakalım dedi Neşe. Ben hep okunduğu gibi söylüyorum diyalogları. Konuşur gibi söylemem gerektiğini konusunda sürekli uyarıyor Neşe. Bu karakter bana göre değil hiç diyorum. İşveli, evin içinde kombinezonla dolaşan bir kadını canlandırıyorum. Tam bana zıt bir karakter… Şuh kadın olmak kim! Ben kim! Kahkaha atmam gerekiyor falan filan… Önce çok zor geldi bana. Yapamam dedim. Çalıştıkça oluyor galiba diye kendi kendime telkinler veriyorum sürekli. Gülme teknikleri öğreniyorum.

    Sonra başka bir sahnede anne rolünü canlandıracağım. O arada onbeş saniye içinde ışıklar sönecek. Ben hırkamı giyeceğim. Başörtü takacağım. Yerime oturacağım. O arada kızkardeşim sahneye gelecek. Tabii, kostümlerle hiç prova yapmaya zamanımız olmadı. İçimde bir tedirginlik… Ya aksilik olursa! Dışarda kardeşimle prova yapıyoruz. Ben sahneye geleceğim diyor. Sana hırkanı tutacağım. Arkasından başörtünü bağlayacaksın. Süre tutuyoruz. Onbeş saniyeyi aşmasın diye. Ancak, o arada o, hesapta olmayan bir şey getirmiş. Otururken örgü örecekmiş. Bu da nerden çıktı diyorum. Sahneye renk katsın diye getirdim diyor.

    İlk kez sahneye çıkacağım. İçimdeki heyecanı bastırmaya çalışıyorum. Nihayet beklenen an geldi çattı. Üstümde kombinezon yerine bir elbise var. Ayakkabımın içindeki cihaza insanlar tuhaf tuhaf bakıyorlar. Burda da mı o ezici bakışlar! İçimde korkunç uçurumlar… Halbuki ne çok yazı yazıyorum bu konuyla ilgili. Okumuyorlar mı insanlar yazılarımı? Biliyorum, aldırmamam gerek! Niye sinir oluyorum o zaman?

    Müzik başlayınca içeri gireceğim. Antre’de hiç ışık yok. İşte bunu hiç hesaba katmamıştım. Baha cep telefonunun ışığıyla yol gösteriyor bana. Sahne basamağını zor seçiyorum. Sahnedeyim artık. Herşey güzel başlıyor. Öykünün bir yerinde içeri gidip Neriman’ın istediği çanta, eldiven, iskarpin ve elbiseleri ona getirip veriyorum. O arada ne söyleyeceğimi unutuyorum. Elimdeki kağıda bakıp nerde kaldığımı bulmaya çalışıyorum. Neriman’ı canlandıran Nazlı şaşkın şaşkın bakıyor bana! Ben de ona! Ne kadar bekledim bilmiyorum. Kaldığım yerden devam ediyorum sonra.

    İkinci sahnedeyiz. Işıklar söndü. Belleğim onbeş saniye, on beş saniye diye sinyal veriyor. Çok karanlık! Hırkamı giymek için elimdeki kağıdı nereye koyacağımı şaşırıyorum. Kardeşimin oturacağı sandalyeye bırakıvermişim! O da elindeki kağıtları oraya bırakmamış mı? Bana başörtüyü uzatayım derken üstüne de öreceği kazağı koymamış mı! Karanlık da elimi sandalyeye uzatıyorum. Bu da neyin nesi! Nereye gitti benim kağıtlarım! Başörtümü bağlıyorum. Yeniden sandalyeye elimi uzatıyorum. Kağıtların yerinde yeller esiyor. Ne cehenneme gitti bu kağıtlar! Yere eğilemiyorum. Ayağımdaki cihaz engel oluyor buna. Fısıltıyla Sadişş kağıtlar yok. Bulamıyorum. Bulamıyorum diyorum. Ben fısıltıyla söylediğimi sanıyorum. Zaten kısık sesle konuşmayı öğrenemedim bir türlü! Meğer ön sıralardakilerin hepsi duymuş söylediklerimi. Bulamıyorum… Bulamıyorum… Kağıtlar yok! Defalarca bunu yineliyorum. O arada salondan kahkahalar yükseliyor… Eyvah! Rezil olduk. Sonra bir alkış tufanı! Hâlâ biz kağıtları arıyoruz. Yere düşmüş olmalı! İyi de yer yarıldı da içine mi girdi utanmazlar! Kardeşim en sonunda “hain” kağıtları buluyor. Yerimize oturuyoruz. Işıklar yanıyor. Kardeşim benimkilerle onunkileri ayırt etmeye çalışıyor. Yahu! İşte benimkisi! En üstte. Renkli kalemle çizilmiş. Ona yardımcı olmak için kağıdımı alıveriyorum elinden… ( Şimdi bile kahkahalarla gülüyorum halimize) Sonra canlandırmayı hiçbir şey olmamış gibi sürdürüyoruz.

    Benim sahnem bitiyor. Soluğu sahne arkasında alıyorum. Kasıklarım ağrıyıncaya kadar gülüyorum… Herkes iyiydiniz galiba diyor. Salon yıkıldı. Ne iyisi! Rezil olduk diyorum. Öyküye değil, bizlere güldüler diyorum. Başımıza gelenleri anlatıyorum. Bir kahkaha fırtınası! Nazlı beni taklit ediyor. Sadişş! Kağıtlar yok! Bulamıyorum. Bulamıyorum… Yerlere yatıyor gülmekten. Ya! İnsan antreyi aydınlatır biraz diye yakınıyorum. Haklıyım ama! Çok karanlıktı. Tabii, bir de benim acemiliğim. Kağıtları bacağımın arasına sıkıştırabilirdim! Hem kostümle hiç pravo yapmadık diyorum. Kendi kendime haklı gerekçeler yaratmaya çalışıyorum. Olan oldu artık.

    Program bitiyor. Herkes bizi konuşuyor. Ünlü oldum ne de olsa! :J) Koltuklarıma karpuz sığmıyor:J) İsteseydim, bu kadar başarılı olamazdım hani:J) Kaç kişi vardır acaba! Bizim gibi kağıtları karıştıran:J) Sonra da yerlere düşüren:J) Sahne arasında fısıl fısıl konuşan:J) Hani, tiyatrocu olmak doğuştan yetenek ben de:J)

    Bir de sessiz konuşmayı öğrenebilseydim! Yedisinde neyse insan yetmişinden de odur derler ya! Ben de öyleyim işte!

    Ön sıradakiler, tüm söylediklerimi duymuşlar! Sadişş! Kağıtları bulamıyorum… bulamıyorum… Arka sıradakiler ne olduğunu anlayamamışlar! Ya orada ışık yansaydı! O zaman daha beter naneyi yemiştik:J) Neşe bir aksilik olduğunu anlamış. Işıkçıya süreyi uzattırmış.

    Bir daha mı! Sahneye mahneye çıkmam… Neme gerek! Otur evinde, yaz öykülerini! Hep bunlar Sadiş’in suçu zaten. Ne işim vardı okuma tiyatrosunda! Hahaha! Hâlâ düşündükçe freni patlamış kamyon gibi koyveriyorum kendimi:J)

    Valla! Yasemin Yalçın gibi kadınım:J) Neyim eksik J

    Artık torunlarım bakar bakar gülerler!:J) Anneannemiz film gibi kadınmış diye:J) Kamera kayıtlarını büyük bir sabırsızlıkla bekliyorum. Bu gün 8 Mart 2010’da yaşadıklarımı günlüğüme not düşüyorum. Bu anıdan bir öykü bile çıkabilir a!

  2. #77
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    dokunduğum her kelime elimden tuttu...gülümsedi...seviyorum yazılarının içinde kaybolmayı...kullandığın dil çok güzel...

  3. #78
    Üye
    empatizan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.02-2008
    Son Giriş
    20.03-2017
    Saat
    10:49
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    845
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Öykü dediğiniz nedir ki monalisa
    İşte güzel bir öykü gelmiş konmuş forumun sayfalarına ve ulaşmış okuyucularına. Çıktısını alırım, altına adınızı yazarım, hatta bir de imza attırırım size, işte yazarından imzalı öykü
    Zevkle okudum. Teşekkürler bir bilgisayar ekranı kadar yakınımıza ulaştırdığınız için.

  4. #79
    Üye
    monalisa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.04-2008
    Son Giriş
    14.01-2016
    Saat
    21:05
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    335
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Yaşadığım en komik anlardan biriydi Öykücüğüm... Acemiliğin bu kadarı dedirtecek kadar Sanırım, bu günü hiç unutmayacağım...

    Zaten öykülerde yaşamın içinden çıkıp da yaşama yansımaz mı Empatizancığım... Benimki de o misal işte

    Herşeye karşın, tiyatronun çok büyük bir emek istediğini anladım ben bu süreç içinde...

    Bizim zamanımız kısıtlı olduğundan ezber yapamadık. Kısıtlı olanaklar içinde kostümlerimizi kendimiz bulduk. O kostümleri bile deneyemedik. Ama birlikte birşey yapmanın hazzına vardık. Kadın sorununu öykülerde, romanlarda yeniden yaşadık.

    Antigone'nin dimdik durarak törelere başkaldırması...

    İsmene'nin edilgenliği...

    Maslova'nın Nehludav'a sitemleri...

    Neriman'ın düşleri...

    Savaşa karşı koyan kadınlar... Ezilen, horlanan kadınlar... Hani, Nazım'ın dediği gibi bizim kadınlarımız...

    Onlarla hüzünlendik. Onlarla ağladık. Onlarla güldük...

    Bir de pravolar çok zevkliydi. İnsanların farklı yönlerini tanıyorsun. Yaptıkları hatalara birlikte gülüp birlikte eğlenmek işin farklı bir boyutu... Bu arada kendini tanıma olanağın oluyor. Örneğin, ben konuşurken sözcükleri uzata uzata söylüyorum. Şimdiye kadar bunun hiç ayrımına varmamıştım.

    Sonra sahneye çıkmanın heyecanı... İnsan, herşeyi yaşamalı demişti bir yazar. Kimin olduğunu şimdi anımsamıyorum. Bir de sahnenin tozunu, dumanını yutmak, bambaşka bir duygu!

    Ayy! Duyan da beni tiyatrocu olmuş sanacak

  5. #80
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    tiyatro sözcüklerin bedene bürünmüş hali..bir defa sahne tozu yutmuşsan eğer bırakmaz seni bilesin...belki yazdığın ya da yazacağın bir oyunu sahnede gösteriye sunarsın...o zaman gör birde kendini...çocuğunu seven bir anne gibi gurur duyarsın eserinle...

  6. #81
    Üye
    monalisa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.04-2008
    Son Giriş
    14.01-2016
    Saat
    21:05
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    335
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Tecrübe mi konuşuyor yoksa?

  7. #82
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    evet...ben uzun süre tiyatro tozu yutan biri olarak kesinlikle diyorum ki yuttun bir kere o tozu çıkamazsın....gittiğin her yerde istemesen de seni sahneye çeken gizli bir el olacaktır..

  8. #83
    Üye
    empatizan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.02-2008
    Son Giriş
    20.03-2017
    Saat
    10:49
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    845
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Lise öğrencisiyken bir okul piyesinde sahne tozu yutma deneyimim olmuştu. Oyuna hazırlandığımız süreçte kendimi dünyanın en büyük, en yetenekli oyuncusu zannediyordum. Provaların sürdüğü 2 ay boyunca tüm dünyam o oyunun etrafında dönüyordu. Rolüm de topu topu 10 dakikalık bir hizmetçi rolüydü.
    Dersleri fazlaca boşladığımı fark eden ailem bir başka piyeste rol almamı usturuplu bir biçimde engellemişti.
    Büyüyünce bırakın oyunda rol almayı, tiyatro izlemekten de pek hazzetmemeye başladım. Çok ayıp, biliyorum ama itiraf ediyorum, tiyatro sahnesi yapay, zorlama geliyor bana. Sanki izleyici salak da onun gözüne soka soka verilmesi gereken bir mesaj varmış gibi bir duygu işte.
    Bazen tiyatro kulübündeki öğrencilerimin ya da arkadaşlarımın elime biletini tutuşturup, mutlaka sizi de bekliyoruz dedikleri oyunlara icabet etmek zorunda kalırım. Duymasınlar ama, en fazla 15 dakika sonra kimseye görünmeden nasıl sıvışabileceğimin hesaplarını yaparken buluyorum kendimi.
    Ne yapayım,böyleyim işte. Sanat bana gerçeklik duygusunu yaşatmadığı sürece anlamıyorum ben o sanattan.
    Mesela sizin öyküleştirdiğiniz anınız. Bana gerçeklik duygusunu yaşattıysa ve okumaktan zevk aldıysam benim için sanat diyebilirim…
    Soyut resimler ya da plastik sanatlardaki soyut objeler de tiyatroya benzer duygular uyandırıyor bende.
    Bir sanatçı adayı olan kızıma da hep söylerim. Ben sanattan anlamıyorum

  9. #84
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    ülkemizdeki sorunlardan biridir zaten ...iyi bir tiyatro izleyicisi bulmak...zordur aslında tiyatro...hata payını sahne arkası olarak veremiyorsunuz..sesinizi daha iyi kontrol edebiliyorsunuz...siz tam yutamamaşsınız sahne tozunu sayın empatizan...

  10. #85
    Üye
    empatizan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.02-2008
    Son Giriş
    20.03-2017
    Saat
    10:49
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    845
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sahne tozu yutmak kim, ben kim öyküekin. Yukarıdaki sadece lafın gelişiydi.
    İnsan takipçisi bile olmadığı sanatın tozunu nasıl yutsun

    Tiyatro neden zor bilmiyorum. Muhtemelen pek çok insan, benim gibi gerçeklik duygusunu yaşayamadığı için zevk almıyordur tiyatrodan.
    Saygım sonsuz olmakla birlikte ben almiim derim hep

  11. #86
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    dilin dışarda kalmış..amasevimli durmuş...

  12. #87
    Üye
    monalisa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.04-2008
    Son Giriş
    14.01-2016
    Saat
    21:05
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    335
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sizlerle karşılıklı oturmuş da, sohbet ediyor gibi duyumsadım kendimi...

    Doğrusu Empatizan'ın yazdıklarını okuyunca şaşırmadan edemedim. Demek ki, seni hep kafamda farklı çiziyorum Empatizan

    Bana tiyatro hep gerçekçi gelmiştir... Sinemadan çok tiyatroyu severim örneğin. Çok iyi bir tiyatro izleyicisiyimdir... Bayılırım sahnede olup bitenlere... Adeta kendimden geçerim... Çok ağır bir oyun olsa bile asla herhangi bir tiyatrodan sıkıldığımı anımsamıyorum...

    O an, bir oyunu seyrederken karakterin biri elime dokunur... Bir öteki kulağıma fısıldar... Başka biri yüreğimin en derinliklerine uzanır... Tanrım! Sanatın gücü işte bu!

    Ben de eskiden soyut resimden pek anlamazdım. Daha sonra estetik seminerlerinde bilincim açılmaya başladı. Şimdi Salvador Dali'nin resimlerini seyrederken onun hayal gücüne hayran olmadan edemiyorum. Ya! Picasso'nun resimleri... Eskiden ne kübizmden ne de resimde üçüncü boyuttan haberim vardı. Bir sanat dalında birikiminiz arttıkça yaratıcılıktan daha fazla haz alıyorsunuz. Ya da eleştirisel gözle bakabiliyorsunuz. İşte o zaman anlıyorsunuz Picasso'nun büyüklüğünü... Daha bir çok ressamı da...

    Bugünlerde tragedyaları inceliyoruz. Gel de Sofokles'e hayran olma! İnsan olmanın tüm anlamları var tragedyalarında... Sözcükleri ilmek ilmek dokumuş! Gel de Brecht'in Antigone'sini okuyunca savaşa karşı olma! Nasıl da eleştirir 2. Paylaşım Savaşı sırasında dünyayı kana bulayan faşizmi... Öyle güzel imgeler ve simgeler kullanır ki Hitler'i yerin dibine sokar... Evet, sanat... Hep yolumu gösteriyor bana... Ya! İsmene! Tipik bir kadındır o! Geleneklere başkaldıracak gücü yoktur... Biraz da korkaktır... Ama Ritsos bu karakteri alır. Adeta devleştirir. Karşımıza bir başka İsmene çıkar... Hele zamanın akışını öyle bir anlatır ki, o hem zamandır hem de İsmene'dir... Ablasının nişanlısına aşık olan İsmene... Bir yazarın/şairin öznel ahlakı olamaz yapıtlarında... O hep nesnel olmalıdır... İşte sanat bana insanı anlamayı öğretiyor... Yargılamamayı... Suçlamamayı...

    Sanat, şeytanla kavga yapmaktır kimi zaman. Dostoyevski'nin dediği gibi... Sanat, hep güzeli aramaktır... Yine, Kant'ın dediği gibi, sanatçının amacı, ereksiz erek olmalıdır...

    Laf lafı açtı. Nerelere geldim yine... Eee... Böyle dostlarla sohbet güzel olunca... Benim de çenem düşüyor...

    Haklısın Empatizan... İnsan takipçisi olmadığı şeye yabancılaşır... Bu çok doğal...

    İnan ki, öykücüğüm, sahnenin tozunu aldım mı, bilmem... Zira, tiyatro çok emek isteyen birşey... Çok boş zamanın olacak... Kardeşimden biliyorum... 3 saatlik bir oyunu çıkarmak için 1,5 yıl çalıştılar... Tabii, yalnızca Pazar günleri... O da 4 saat kadar birşey işte...

  13. #88
    Üye
    empatizan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.02-2008
    Son Giriş
    20.03-2017
    Saat
    10:49
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    845
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    “Tiyatro sevmiyorum” diyenleri cahil, sanattan anlamaz, sığ insanlar olarak betimlemeyelim, kafalarımızda onlar için farklı çizgiler oluşturmayalım derim tiyatro severler. (Kendimi tenzih ediyorum – yani bu şekilde betimlenmek ve tiyatro severler tarafından böyle damgalanmak beni zerre kadar rahatsız etmez).

    Tiyatroyu sevmiyorum çünkü gözüme soka soka abartılı bir şekilde -mış gibi yapanları izlemek sıkıcı geliyor. Oyuncu, sahnedeki mimikleri görülebilsin diye abartılı sahne makyajı yapmak zorunda , mimikleri tüm izleyiciler tarafından görülebilsin diye mimiklerini abartmak zorunda, aynı şekilde jestlerini abartmak zorunda. Sesi tüm salondan rahatlıkla duyulabilsin diye sesini abartmak zorunda. Oysa sinemada oyuncunun yakın plan çekilmiş göz ya da yüz ifadesiyle herhangi bir abartıya gerek kalmıyor. Fısıltıyla konuştuğunda da seyirci onu duyabiliyor. Oyun derme çatma bir dekor yerine gerçek bir mekanda çekiliyor. Sinemada bir oyunu gerçek duygusundan kopmadan, gerçekmiş gibi izleyebiliyoruz. Sinemanın icadından çok çok önce –mış gibi yapma eylemi insanları eğlendiriyordu. Tiyatro, matbaanın olmadığı,düşüncelerin,eleştirilerin,görüşlerin insanlara kolaylıkla yayılamadığı dönemlerde çok etkili bir iletişim aracı, bazen bir silah, bazen eğitim ve öğretim kanalı vs olarak kullanılıyordu ama gelişen teknoloji ya da değişen çağlarla birlikte sanatın tanımları, algılanışı da değişmeye başladı. Tüm dünyada azalan tiyatro izleyicisi de bunun bir göstergesi.

    Elbette ki sinema ve tiyatro birbirlerinden çok farklı sanat alanları. İkisi arasında bir karşılaştırma yapmak çok da anlamlı olmayabilir.
    Kimisi; olaylar gözlerinin önünde gerçekleşmiyor diye, ya da alkışlamanın coşkusunu, beğendiği eserin sevincini kimselerle paylaşamadığı için, seyirci ve oyuncu arasında yaşanan yoğun elektrik alışverişini hissedemediği için sinemayı sevmez, kimisi de benim gibi tiyatroyu sevmez.

    Dünyanin en prestijli tiyatro Topluluğu sayılan Royal Shakespeare Company’nin oyuncusu ve yönetmen, Shakespeare uyarlamalarıyla tanınan Kenneth Branagh’ın, Hamlet'i dört saatlik bir film olarak sinemaya aktarmasının sebeplerinden birisi de mutlaka daha çok izleyiciye ulaşmasıydı. Ve benim için, farklı tiyatro uyarlamalarını her seferinde bir kabus gibi izlediğim Hamlet’i sinema filmi olarak izlemek, son derece güzeldi.

    Sahi bir de soyut resim- soyut plastik sanatlar vardı. Picasso’nun parçalanmış gerçekliğini ya da Dali’nin gerçekliği ti ye aldığı abuk sabuk resimlerini pek beğenirim çünkü benim zihnimdeki gerçeklik duygusuyla, ya da benim estetik anlayışımla örtüşürler. Ama mesela Bedri Baykam’ın soyut ifadeleri ya da Jale Yılmabaşar’ın soyut dışavurumcu seramikleri benim estetik duygumu harekete geçirmiyor, beğenilerimle, gerçeklik duygularımla ya da zihnimdeki kavramlarla örtüşmüyor. Benim beğenilerime, zihnimdeki gerçekliğe ya da estetik anlayışıma uygun olmayışı da onların eserlerinin sanat eseri olmadığı anlamına gelmiyor falan filan…

    Öfff nereden nerelere gelmişiz. Sevgili monalisa, 8 Mart kadınlar gününde yaşadığınız oyunculuk deneyiminizi zevkle okudum. Rahatlıkla empati kurdum. Yazdığınız her cümle duygularınızı bana hissettirdi, yaşadıklarınızı yaşattı. Ama bu güzel yazınızı ve coşkunuzu severek okumak, benim tiyatro sevmemi gerektirmiyor diye bitirsem

  14. #89
    Üye
    kuyucak Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    15.03-2007
    Son Giriş
    17.11-2010
    Saat
    23:39
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1.130
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sevgili Empatizan..
    Bu günkü tiyatro yapanların yarattığı imaj bu galiba diyeceğim ama akran sayılırız..
    Keşke bir Genco Erkal'ı seyretseydiniz diyesim geldi.. Belki de seyrettiniz, bilmiyorum..
    Ancak inanın o yapmacıklığı hiç görmedim ben onu seyrederken.. Aksine sahnede oynayanın gerçek birebir enerjsisi geçti bana.. Genco Erkal sadece bir örnek.. Daha bir sürü gerçek oyuncu var.. Ancak son dönemlerde tek kişilik oyunlar ve illa komedi zorlamaları sanırım yapmacıklık olayını epey yaygınlaştırdı..

  15. #90
    Üye
    monalisa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.04-2008
    Son Giriş
    14.01-2016
    Saat
    21:05
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    335
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Ahh! Empatizancığım,

    Sözcükleri öyle düşünerek seçiyorum ki, karşımdaki insanın beni yanlış algılamasını istemiyorum... Hani, tiyatroyu sevmeyenleri "sanattan anlamıyorlar" diyerek de onları sığ olarak nitelendirmiyorum zaten. Tiyatroyu kimi sever, kimi sevmez. Zevkler ve renkler tartışılmaz. Yalnızca ben seni kafamda farklı kurguladım demek ki:J) Bu çok öznel olsa gerek:J)

    Hani, bir oyunu izlemeye gittiğimde, koltuğuma kurulup oturduğumda, tiyatro bana sinemadan daha gerçekçi geliyor. Ama sen de farklı izlenimler yaratmış tiyatronun atmosferi. Tabii ki, olabilir. İnan, buna hiç bir itirazım yok. Kaldı ki, sinemayı da severim. Ama tiyatro benim için hep ön planda.

    Zaten şurda biz bize sohbet ediyoruzJ Laf lafı açıyor… O konudan bu konuya atlayıveriyoruz. Kötü de olmuyor hani:J) Hem birbirimizi daha iyi tanıyor, hem de düşünce alışverişinde bulunuyoruz. Yoksa, tabii ki, “ illa ki, tiyatroyu sevmelisin” diye bir dayatmam olamaz. Dışarıdan öyle mi gözüküyor:J) Hani, demişler ya! Göz görür, ama kendini göremez:J)

    Ama her ikimizde kendi öznelliğimizden sıyrılıp bir sanat eserinin estetik kriterlerinin olup olmadığını tartışacak, isek, işte o zaman, o kriterlerin ne olup olmadığını konuşabiliriz diye düşünüyorum. Hangi sanat eseri güzeldir? Neye güzel diyeceğiz? İşte burada bir sanat dalının güzel olup olmadığına ilişkin değerlendirme yapmak için gerçekten de, o konuda bir birikim gerekiyor. Ben kendimden biliyorum.

    Örneğin, Sakıp Sabancı Müzesi’ne gittiğimde, eğer ben kübizmin ne olduğunu bilmeseydim, Picasso’nun resimlerini anlamayacaktım:J)

    Ya da benim öykülerimi kızım beğenmiyor:J Çünkü, bilinç akımı yöntemini kullanıyorum. Çünkü, paralel kurgu yapıyorum. Bu da ister istemez okura karışık geliyor.

    Diyeceğim, o ki, bir sanat eserinden hoşlanma ayrıdır. Kişiden kişiye göre değişebilir. Ama estetik yargı verirken, her ne kadar bu estetik yargının bir ayağı öznel olsa da, diğer ayağı da, nesneldir.

    Örneğin, bir estetik yargı da, kişi ahlaki değerleriyle yargıda bulunmamalı bana göre…

    Kısaca, bir sanat eserinin evrenselliği güvence altına alan şey, nesnelliğidir.

    Onun için de ben o yönüyle değerlendirmeyi her zaman yeğlerim.







Sayfa 6 / 7 İlkİlk ... 234567 SonSon