Sayfa 5 / 7 İlkİlk 1234567 SonSon
Toplam 96 mesajın 61-75 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #61
    Üye
    kuyucak Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    15.03-2007
    Son Giriş
    17.11-2010
    Saat
    23:39
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1.130
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Sevgili Monalisa..
    Sanırım insanın şefkate ihtiyacı oluyor.. Hele kış günleri bu istem dahada artıyor galiba.. Kendi adıma senin yazdığın her yazıyı okuyorum.. Hatta çok uzun süre saçmalama hakkın bile var bende.. Kolay vaz geçmem ben..

  2. #62
    Yasaklı Üye
    Çakı Dayı Avatarı

    Üyelik Tarihi
    29.01-2010
    Son Giriş
    11.02-2010
    Saat
    17:41
    Yaşadığı Yer
    balıkesir
    Mesaj
    72
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    monalisa sana 14.şubat öykü yarışması için başarılar dilemek adına siteye geldim
    orayı burayı kurcalamadan geçemedim ama yazılarını özlüyorum

    sessizce girip okurdum sitedeyken şimdi yazıyım istedim
    başarılar

    iremsu
    (çakı dayı arkadaşımın eşi yabancıdır ama enaz türkler kadar türk bakar etrafa )

  3. #63
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Metalaşamaya karşı olmak güzeldir elbet...Ama emeğin sömürülmesinede izin vermemek gerekir...Sen diyorsun ki benim kalemim abartılacak kadar güzel değil...Bunu kabul etmiyorum...Okurun olarak,yaşamın içinden seçtiğin,kendinde dinlendirdiğin,edindiğin bilgilerle giydirdiğin kelimelerin ve oluşturduğun her metin bende meraktır....

    Hacim olarak uzun hikayeyi terCih ediyormuşsun...Bu beni iki kat heyecanlandırdı...Bana örnek olarak sunduğun hikayelerinden" Bir Kadın Ve Bir Adam "içinde psikolojiyi,sosyolojiyi,yaşamı....içinde barındırıyor...Ve içimde bir okuma isteği kök verdi sökmek de istemiyorum...Ve yine örnek olarak verdiğin ilk hikayede tam bir ruh tahlili özelliğinin olması içimde uzun zamandır uyanan öykülerini okuma isteğimi kamçıladı...

    Zaman elbet beni hikayelerinin içine atacaktır bundan eminim...Hikayelerinle buluşturucaktır..sanmaki işime şansa bırakacağım..ısrarcı tavrımdan vaz geçeceğim...Kitabının imza gününde bana kitabını imzalayarak verdiğinde bunu gözlerinin içine bakarak bir kez daha tekrarlayacağım

  4. #64
    Üye
    monalisa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.04-2008
    Son Giriş
    14.01-2016
    Saat
    21:05
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    335
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Perşembe günleri oldukça yoğun oluyorum. O yüzden siteye girip forumlara bakma olanağım pek olmuyor. Ancak, şimdi girip yazdıklarınızı okudum. Okudukça ruhum akıp gitti her sözcüğün peşine… İçimde bir şaşkınlık… içimde bir mutluluk… Hepiniz uzattınız dost ellerinizi… Tuttum her birinizin ellerinden sımsıcak sevgiyle…
    O nedenle her birinize ayrı ayrı yanıt vermek istedim.

    Mısra demiş ki:

    Hani insanın içinde bir uçurtma vardır, rüzgarı bekler uçabilmek için...Sizin yazılarınız, şirleriniz ve öykülerinizde benim içimdeki uçurtmayı uçuran rüzgar oluyor, okudukça yükseliyor uçurtmam...Kaleminize sağlık monalisa...
    Nasıl severim uçurtmaları bir bilsen Mısracığım! Ben gerçek yaşamda belki hiç uçurtma uçuramadım. Eğer, sözcükler uçup uçup senin yüreğine konuyorsa, birbirimize bir şeyler katabiliyorsak, bil ki, bir çocuk gibi neşeliyim. Çocukluğumda uçurtma uçuramadığım tepelerdeyim. Sağol, varol.

    Sdsby demiş ki:
    Monalisa ablam, diyecek kelime bulamadım bu yüzden bugüne kadar hiç yazamadım, teşekkür etmek çok basit gelir diye düşündüm kendimce kelimeleriniz karşısında...Size hayranım, siz çok değerlisiniz, hep bilin lütfen...


    Sevgili kardeşim Sdsby!
    Eğer ben gerçekten anlatmak istediğimi anlatarak insana giden yolu bulabiliyorsam, bunda tüm öğretmenlerimin, tüm insanlara katkı yapan yazar, felsefeci, bilim insanlarının ve değerli arkadaşlarımın katkısı var. Birlikte varız. Çok teşekkür ediyorum.

    Empatizan demiş ki:
    Hiç muhalif olasım yok niyeyse
    Sen de yerden göğe haklısın monalisa,
    Bazen bir ses, bir yankı bekliyor insan karşıdan.
    Onun için bu sitede değil miyiz zaten.
    Kullanıcı ayarlarına baktım da, kendimi görünmez yapmışım.
    Uzun uzun yazamasam bile, burada olduğum zamanlarda görünebilirim artık.
    Canımsın! Şöyle, tatlı tatlı birbirimize muhalif olmayalı çok zaman oldu. Ben özledim muhalifliğini: Hep birbirimizi onaylarsak, hep birbirimizi tekrar etmiş oluruz. Oysa, karşıt düşünceler insanı hep farklı yollara götürür. Ben farklı yollarda konaklamayı seviyorum. Sen de:)

    Duru demiş ki:
    Düşüncelerinizi çok iyi anlıyorum inanın.insan beğeninin bir şekilde ortaya konulmasını istiyor.Lakin dedikleri gibi yorum konusunda biraz geri duruyoruz sanırım ya da ürkek davranıyoruz bazen.Neyse ben kendi adıma konuşayım.Yazılarınızı okuyorum ve oldukça başarılı buluyorum .Yeteneğiniz asla inkar edilemez bu konudaki yani.....Devamını en güzel şekilde sürdürmenizi temenni ederim canım..Elinize,yüreğinize ve kaleminize sağlık..


    Sevgili Durucuğum,
    Her övgü insanı yüreklendirir. Ama bir insana sürekli övgü yaparsak, o kişi kendini kaf dağında da görebilir: Eleştiri de gereklidir ama kırmadan, dökmeden öyle değil mi? Sana da teşekkürlerimi sunuyorum.

    Kuyucak demiş ki:
    Sevgili Monalisa..
    Sanırım insanın şefkate ihtiyacı oluyor.. Hele kış günleri bu istem dahada artıyor galiba.. Kendi adıma senin yazdığın her yazıyı okuyorum.. Hatta çok uzun süre saçmalama hakkın bile var bende.. Kolay vaz geçmem ben..
    Yok! Ben çok ağırbaşlıyımdır. Almayayım dermişim:) Ama saçmalamak da bir şey tabii! Bak! Ben bunu bir düşüneyim bari:) Bu sitede bana katkı yapan, neyi bilip neyi bilmediğimi anımsatan insanlardan birisin. Sanatın kıyısında, sanatla iç içe forum tartışmalarında buluşmak üzere!
    İremsu demiş ki:
    monalisa sana 14.şubat öykü yarışması için başarılar dilemek adına siteye geldim
    orayı burayı kurcalamadan geçemedim ama yazılarını özlüyorum

    sessizce girip okurdum sitedeyken şimdi yazıyım istedim
    başarılar


    Sevgili İremsu!
    Yanılmıyorum değil mi? Yukarıdaki iletiyi yazan sensin değil mi? Sitedeki karışıklar olduğunda inan ki, çok üzüldüm. Zaten işin aslını da çözemedim. Gitmeni istemezdim. Ne iyi ettin de yazdın. Seninle site dışında da görüşebiliriz. Bunu çok isterim. Bu arada 14 Şubat Öykü Günü’nde öyküyle ilgili etkinlikler yapılacak. Bu bir yarışma değil. Bu yanlış anlamayı düzeltmek istedim.


    Ve Öykü Ekin…
    Senin iletin çok uzun: Şimdi site yöneticilerini kızdırmayayım:) Onun için yalnızca yanıt vermek istiyorum. Hem bana da alınmayacağını biliyorum:
    Aristo, Metafizik kitabına şöyle başlar:
    “ Bütün insanlar bilmek isterler”
    Hani, merak deyince Aristo’nun bu sözleri aklıma geldi. Çünkü, Aristo tüm insanların merak duygusunu içlerinde barındırdığına inanıyor. İçi merak ateşiyle yanan bir insanın merakını nasıl öldürürüm: İstediğin, imzalı bir kitap olsun. Başım gözüm üstüne:
    Her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum yeniden…
    Sizlerle aramızda mesafeler de olsa, bu mesafelerin eridiğine inanıyorum…
    Bu dostlukları gerçek yaşama taşımak dileğiyle…
    Hepinizi tanımak ve hepinizle görüşmek isterim…
    İçimde öyle bir coşku var ki, dostluklarınızla sarhoş olmak isterdim…
    Sevgiyle…


  5. #65
    Üye
    monalisa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.04-2008
    Son Giriş
    14.01-2016
    Saat
    21:05
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    335
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Birgün bir kapıdan içeri girdim. On beş on altı kadar insan toplanmış, Aristo’yu konuşuyorlardı. Sessizce bir köşeye geçip oturdum. Konuşulanları dinlemeye başladım. Poetika poetika deyip duruyorlardı. Mimesis de ne demekti acaba? Ontolojik bütünlük de neydi? Elejik ozan mı? Allahallah! Bunlar nece konuşuyorlardı? Söylediklerinden hiçbir şey anlamıyordum. Arada bir anladıklarım da oluyordu tabii ki… Ama kafamda her şey bölük pörçüktü…

    Bir gün bir kapıdan içeri girdim. Yirmi beş yaşlarında bir genç kız sular seller gibi anlatıyordu. Varoluş, varlığın içine atılmıştı. Fırlatılmışlık… Uzay… evren… bilinç… Sonunda da hiçlik… Bu Heidegger kimdi? Nasıl olurdu da beni bu kadar iyi anlatabilirdi? Kendimi dünyaya atılmış kadar yapayalnız duyumsuyordum. Öyle bir yaşamın içine sıkışmıştım ki, sürekli canım sıkılıyordu. Dünyayla ilişki kuramıyordum. Tıpkı onun dediği gibi…

    Bir işim, bir kocam, bir kızım vardı. Ama tüm bunlar bana yetmiyordu. Neden?

    İşyerinde özelleştirmeden dolayı herkes tedirgindi. Yıllarca şef olmanın düşünü kurmuştum. Koca koca muhasebe kitaplarımı evime yığmış, sınavlara gireceğim sırada bir haberle yıkılmıştım. Ya işçi olup düşünü kurduğum konuma ulaşacaktım. Ya da memur olarak kalıp tüm düşlerime elveda diyecektim. Ben ikincisini yeğledim. Çünkü, daha önce bir kurumda çalışırken özelleştirmeden dolayı işten atılmıştım. Hem işimden çıkarılmaktan korkuyor, hem de Türkiye’nin en çok kar getiren bir kurumun satılmasına şiddetle karşı çıkıyordum.

    İşyerinde bu patırtı- gürültü zaman zaman duruluyor, herkes yine aynı durağan yaşamına dönüyordu. Bir makinenin işleyişi gibi, sabah evden çıkıyor, akşamın karanlığında evime dönüyordum ben de… Sıradan bir kadındım. Hafta sonlarımı temizlik yapmakla geçiriyor, arada bir derneğe uğruyordum. Ben kimdim? Neyi seviyordum? Nelerden hoşlanıyordum? Kendimi bile tanımıyordum. Çünkü, hep başkalarına göre yaşamıştım. Eşim ne derse onu yapmış, kızımın bakımını üstlenmiş, ev işleriyle zaman tüketip durmuştum.

    Ne zaman kızım büyüdü? Ne zaman saçlarıma aklar düştü? Zamanı nasıl da hor kullanmıştım. İçimdeki sıkıntıdan kurtulmak için farklı alternatifler aramaya başladım. İşyerinde herkes magazin konuşurken ben aldığım sanat dergilerden yazarların yaşamını okuyor, günlük gazeteleri takip ediyordum. Yıl 2003. Bu arada 22 yaşımda yazdığım öyküleri sakladığım kutudan çıkardım. Yeniden okudum, düzeltmeleri yaptım. Keşke çevremde edebiyattan anlayan birisi olsaydı? Bana yol gösterseydi? İşyerindeki insanları izliyor, konuşmalarını not ediyordum. Kitap fuarlarında yazarların seminerlerini takip etmeye başladım. Bir yazarın, gözü kulağı açık olmalıymış! Artık insanları izlemek bana keyif vermeye başlamıştı. Her biri hakkında belleğimde senaryolar yazıyordum.

    Yıl 2004. Kardeşimden bir derginin yazarlık seminerleri verdiğini öğrendim. Yine de kararsızdım. Yazarlık yetenek işiydi. Ben kimdi? Yazar olmak kimdi?

    Yazarlık seminerlerine gitmemeye karar verdim. 38 yaşından sonra yazar mı olacaktım? Ama kardeşim sürekli seminerlerde anlatılanları bana aktarıyor, anlattıkları ben de büyük bir merak uyandırıyordu. Bir gün, dinleyici olarak seminerlere katıldım. İşte o gün karar verdim gitmeye… Çünkü, semineri veren anlattıkça içim ürperiyor, ürperdikçe heyecanlanıyor, anlatılmaz bir duygu içinde kıvranıp duruyordum.

    O günü çok iyi anımsıyorum. Bir gün, kömür gibi saçları omuzlarına düşmüş, gözleri ışıl ışıl parlayan bir edebiyat öğretmeninin öykü kitabının çıktığını duydum. Uzaktan hayran hayran seyrettim onu! Her davranışını, her tutumunu belleğime yazı yazar gibi yazdım. Gözümde öyle yüceltmiştim ki, benim onlar gibi olmam olanaksızdı. Kısaca şunu demek istiyorum. Benim edebiyat ve felsefeyle ilgilenmem 2004 yılında başlar. Topu topu altı yıllık bir geçmişim var.

    Yazarlık yetenek değil. Her insanın içinde gizil bir güç vardır. Önemli olan, o gizil gücü harekete geçirmektir. İnsan isterse yazabilir.

    Bir de, istemenin yanında iyi bir disiplin gerekiyor. Yazmayı sevenlere önerim budur. Mutsuzluklarımız, can sıkıntılarımız bizim dostlarımızdır… Çünkü, bize neyi isteyip neyi istemediğimizi gösteriyor.

    Zaman zaman bu forumlarda tartışırken kimi arkadaşlarım, yazı biçimimin çok sert olduğunu söylemişti. Onlardan birine şöyle demiştim.

    “ Ben yürümeyi yeni öğrenen bir çocuk gibiyim. Bilgi öğrenmenin hazzına daha yeni yeni varıyorum. Bilgilerim öyle taze ve eskimemiş ki, bu hazzı duyarken kimi kez o coşkunun kollarında kendimi unutuveriyor, dengeyi şaşırıyorum”

    Bu da benim hamartiyam:

  6. #66
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Merak duygusunu harladığın için teşekkür ederim...

    Benleri doyurmak gerek..ben'i bulmak için...perde aralanmış...bırak coşkun aksın...zamanla sakinleşecektir...birazda olsa adım atışlarını görmeye izin vermişsin...(bak hikayeler konusunda sustum artık ne yapalım ateşi tanrılardan çaldıkta senden çalamadık varsayalım )

  7. #67
    Üye
    empatizan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.02-2008
    Son Giriş
    20.03-2017
    Saat
    10:49
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    845
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bazı yazılarda, düşündüğümüz ama dile getiremediğimiz şeyler sözcüklere dökülmüştür.
    O yazılarda kendimizden bir şeyler buluruz. O yazı bizim dilimiz olur, sesimiz olur. Sahipleniriz o yazıları.

    Sevgili monalisa,
    Sınırlarınızı keşfetme ve daha kitabınız çıkmadan okurlarınızı fethetme yolculuğunuzu gıpta ile okudum yazdığınız gün.
    Yolculuğunuzun geçmişteki rotası o kadar benden, o kadar beni anlatıyor ve değiştirdiğiniz rota o kadar gitmek istediğim yeri tarif ediyor ki sahipleniverdim, içselleştiriverdim yazdıklarınızı.
    Hissettiklerimi dile getirip size iletebilmeyi ise ancak becerebildim

  8. #68
    Üye
    monalisa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.04-2008
    Son Giriş
    14.01-2016
    Saat
    21:05
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    335
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bugün çok mutlu eve döndüm. Başım dönüyor mutluluktan... Hayal ettiğimden de güzel bir gün oldu öykü kutlaması... Çünkü, bu ortamda öykü yazarlarıyla tanışacağım, onlarla aynı havayı soluyabileceğim aklıma gelmemişti.

    Günün en büyük sürprizi Lütfiye Aydın'la tanışmam oldu... Yanına gittim, öykülerini çok beğendiğimi söyledim. Kendimi tanıttım... Hemen anımsadı beni... Birkaç yıl önce onun öykü kitabının tanıtımını yapmıştım. Sonra da telefonla konuşma olanağım olmuştu. Ankara'dan İstanbul'a bu etkinlik dolayısıyla gelmiş. Ama hiç yüz yüze görüşmemiştik. Demek bugün tanışacakmışız. Yazarlar hep böyle hoş sohbet midir? Hep ağızlarından bal mı damlar? Kemal Bekir'le tanıştım. Sahnede anılarını öyle güzel anlattı ki, kendimden geçerek dinledim konuşmalarını...

    Rüya gibi bir gündü... Halen o rüyanın etkisi altındayım. Böyle bir günde susmak da niye öykücüğüm! Sabahlara kadar öykü konuşalım seninle!

    Ve... Sevgili Empatizan!

    Eğer yazdıklarım senin gitmek istediğin yerse, demek kendime bir gönül yoldaşı daha edindim...

    Ama tüm bunlar bugün için fazlaymış gibi geliyor bana

    Öykü günündeki izlenimlerimi zaman buldukça aktaracağım.

    Görüşmek üzere!

  9. #69
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Konuşalım soluksuz olsun konuşmalarımız...Lütfiye Aydın'ın mimikleri nasıldı?Ses tonu ?sen öykü olup çağladın mı?Edebiyat dünyasının oluşturduğu atmosfer sende nasıl yankı buldu?
    çoşkun bana kadar ulaştı...Bilsen kanatlarım nasıl renkli...

  10. #70
    Üye
    monalisa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.04-2008
    Son Giriş
    14.01-2016
    Saat
    21:05
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    335
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    14 Şubat 2010. Saat 13.30 suları… Telefonla Ayşegül’ü arıyorum yolu tarif etmek için… O çoktan internetten yolu öğrenmiş bile… Yavaş yavaş merdivenleri tırmanıyorum. Atölyenin kapısından içeri giriyorum… Arkadaşlarla selamlaşıyorum. Oyuncuların hepsi bir içim su… Siyah giysiler giyinmişler… Kardeşime de pek yakışmış üstündeki elbise… Yüzünde bir mutluluk… Onun mutluluğu beni de sımsıcak kucaklıyor.

    O arada Ayşegül yeniden beni arıyor… Hangi katta olduğumuzu soruyor… Kapıda bekliyorum içimde bir heyecan… Yeni yeni insanlarla tanışmak beni bambaşka dünyalara götürür hep… Bundan mı heyecanım? Yoksa Ayşegül’ü yatılı okulda yakalayamadığımız paylaşımlarıma ortak etmek istiyorum da ne tepki vereceğini mi merak ediyorum? Belki de her ikisi… Bir çift mavi göz… Kumral saçlarını arkadan tutturmuş… Yüzünde bir yorgunluk var… El sallıyorum merdivenin başında… Annesiyle daha önce tanışmıştım… Saçları tamamen beyazlaşmış bu kadının insana güven bir duruşu var. Yüz hatları yumuşacık… Ayşegül’ün arkadaşı Figen’le tanışıyorum… Pek mesafeli davranıyor önce. Ama sonra yemekte aramızdaki mesafe aradan kalkıyor. İçeride koltuklarımıza geçip oturuyoruz.

    Saat 14.00 Düşünen Adam oyunu başlıyor. Ülkelerin birinde bir adam… Dekart düşüne düşüne kendini bulmuş diye söze giriyor. Acaba ben de kendimi bulabilir miyim diye düşünmeye başlar. Böylece düşünen adamın serüvenini izlemeye koyuluyoruz. O serüvende neler yok ki… Önce karısı düşünen adama bu fırsatı vermez. Adam ülke ülke gezer… Nereye giderse gitsin, düşünen adam tartaklanır, suçlanır.

    Kimileyin, yazar, tersinden bakmış olay ve olgulara… Gezdiği ülkelerin birinde herkes uyumaktadır örneğin. Tek yaptıkları iş uyumaktır. Uyuyarak söylev verirler, uyuyarak örgü örerler, uyuyarak sevişirler, uyuyarak yemek yerler.

    Bir diğer ülkede, huzuru bulmak için toplantılar yapılır. Söylevler, çekilir. Ancak, o söylevler sırasında delegeler arasında hep kavga çıkar, arbede yaşanır.

    Başka bir ülkede, düşünmenin adı bile yasaktır. Kim düşünmenin adını ağzına alsa, birbirlerini suçlamaya, o suçluyu bulmaya çalışırlar.

    Yazar, öyle dünyalara götürür ki bizi o dünyada kendi kendimizle yüzleşiriz. Bu dünyada yalnızca konuşan, hiç birşey üretmeyen, konuştuklarını pratik yaşama geçiremeyenlerin dramı anlatılır.

    İnsan düşünen bir varlıktır. Ancak, günümüzde insan sorgulamamaktadır. Yazar, insanın düşünme yetisini öyle mizahi bir dille anlatır ki, kafamız, ayak parmağımızın ucundadır. Aslında sahnede olup bitenlere gülerken, bir yandan da düşünüyoruz. O aynada bizim insanımızı, kendimizi görüyoruz.

    Sağlık sisteminin yetersizliği, uzmanlaşmanın insanı kuşatması, tembelliğimiz, politikacıların laf üretip hizmet üretmemeleri , insanların büyük bir sevinçle bir şeyler üretmek için bir araya gelmeleri, sonra da iş zora gelince herkesin bir kenara çekilmesi dile getirilir.

    Oyuncuların hepsi arkadaşlarımız. Sahnede olağanüstü bir performans gösterdiler. Oyun sonunda hepsini teker teker kutladım.

    Sonra da, Ayşegül’le annesi, Figen, kardeşim ve öykücü arkadaşlarla yemeğe gittik. Oyunu değerlendirdik. Zaman su gibi akıp geçti.

    Saat 18.45’te atölyeye geldim. Salon tıklım tıklım dolmuş… Geç kaldığımdan kendime oturacak yer bulamadım. Kapının yanındaki sandalyeye iliştim.

    Önce öykünün serüveni sinevizyon olarak gösterildi.

    Kimler yoktu ki, bu serüvende…

    Çehov, Sabahattin Ali, Sait Faik, Oktay Akbal, Ömer Seyfettin, Kemal Bekir, Güngör Gençay, Lütfiye Aydın, Demirtaş Ceyhun, Orhan Kemal, Cevat Şakir ve aklıma gelmeyenler…

    Her birinin öykü anlayışı ve öykülerinden kısacık bölümlerin sunumu yapıldı.

    Sonra da, öykü okuma programına geçildi. Lütfiye Aydın’dan Leylak Yorgunu, Tarık Dursun’dan Denklem, Güngör Gençay’dan Gammaz, Adnan Özyalçıner’den Bozkır, Oktay Akbal’dan Sen Bunu Biliyor musun, Kemal Bekir’den Pire, Sait Faik’ten Havuz Başı, Anton Çehov’dan Beceriksiz Kız adlı öyküler canlandırıldı ve okundu.

    Hani, bu öyküler okunup canlandırılırken Aydın’ın şiir gibi diline, Akbal’ın duyguları ve düşünceleri anlatırken kullandığı sözcüklerin gücüne, Faik’in gözlemlerine ve insan sevgisine, Çehov ve diğer yazarların gerçekliği tüm çırılçıplaklığıyla okura yansıtmasına öykünmeden edemedim bir türlü…

    Bu arada öykü aralarında yeni ve genç öykücüler kürsüye gelip konuşma yaptı.

    Baha beni genç öykücülerimizden diye anons edince kendi kendime gülümsedim. Sonra da kürsüye çıkıp kendimi anlattım. Niçin yazdığımı anlattım.

    Sevgili Hocam da kitabımdaki öyküler için çok önemli bir tesbit yapmış. Şöyle diyor” Kendisi için öykü yazmayı sorun eden bir yazar. Öyküyle varolmuş, yaşamın her anını öyküyle açımlama. Öykülerindeki derinliğin nedeni de bu. Öyküyle yaşama, yaşamı öyküleştirmede diyebilirim buna. “

    Çok haklı… Nereye bakarsam bakayım, öyküyle iç içeyim.

    Ve… O gün… Ustalarla yan yana oturduğumda, onlarla aynı ortamı soluduğumda, bu duyguyla her gün… her gün… yeniden doğuyorum.

    Sevgili Öykücüğüm,

    Lütfiye Aydın’ın öykülerini okudun mu bilmem… Özellikle kadınların dünyasını büyük bir ustalıkla anlatıyor. Dili bir o kadar yalın ve şiirsel…

    Öykülerini okuduğumdan beri kendisini merak ediyordum. Öyle sıcakkanlı bir insan ki… Kendimi tanıtınca ellerimi tuttu önce… Sonra sarıldı öptü beni… Sanki kırk yıllık dostmuşuz gibi… İçindeki insan sevgisi yüzüne vurmuştu sanki… Öyle sevecen, öyle şefkat dolu… Özellikle kadınların öykü yazmasına çok sevindiğini söyledi. Bunca yılın vermiş olduğu ezilmişliklerine, susturulmuşluklarına karşı çıkıyorlar dedi. Sahiden de, benim çevremde genç öykücüler hep kadınlar… Kıpır kıpır bir insan… Sahnede öykü okumaları yapılırken öyküdeki her heyecan fırtınası onu da sarıyor… Sonra da, onu bir biçimde yanındaki insanlara yansıtıyor… Nasıl mı? Bakışlarıyla, el hareketleriyle…

    Yazın dünyasında yazarlarla buluşmanın en keyifli bir yanı bence şu. Okuduğumuz öykülerini nasıl yazdıklarını merak ediyorum ben en çok. Onların öykü anlayışlarını, yataklarını nasıl bulduklarını merak ediyorum en çok… Her ne kadar Aydın’la tüm bunları konuşma olanağımız olmadı. Öykü günü kutlamasının ardından küçük bir kokteyl verildi. Aydın başka bir yere gideceğimizden aramızdan ayrıldı.
    Eğer yolumuz insan da kesişiyorsa, öykü ustalarıyla birlikte olmak, yaşamı yeniden kurmak için çıktığımız o yolda, ustaların kılavuzluğunda aydınlanmak demek… Hem kendini yeniden yaratacaksın. Hem de dünyayı… İşte var olmanın dayanılmaz hafifliği:

  11. #71
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Soluksuz konuşman uzun zamandır katılamadığım ortamın kokusunu bana ulaştırdı...öykü okuma bende bir tutku... Öykü kitaplarının zenginliklerinin içinde kaybolmakta...izlenimlerin paylaştığın için teşekkür ederim...

  12. #72
    Üye
    empatizan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.02-2008
    Son Giriş
    20.03-2017
    Saat
    10:49
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    845
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Öykü gününe ilişkin anı ve izlenimlerinizi okumak benim için,
    Lütfiye Aydın öyküleri okumaktan daha heyecan vericiydi monalisa

  13. #73
    Üye
    monalisa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.04-2008
    Son Giriş
    14.01-2016
    Saat
    21:05
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    335
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sevgili öykü ve empatizan,

    Sizlerle ve bu satırları okuyanlarla duygu ve düşüncelerimi paylaşmak yaşamı daha da güzelleştiriyor. Çok teşekkürler...

  14. #74
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    18:07
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: monalisa Mesajı Gör
    Hem kendini yeniden yaratacaksın. Hem de dünyayı… İşte var olmanın dayanılmaz hafifliği:
    Var olmanın dayanılmaz hafifliğini ne güzel ifade etmişsin,Monalisa..Anılarını anlatma şeklinde çok hoş,sanki orada,o sıcak duyguları paylaşmış gibi hissettim...Yüreğine sağlık...

  15. #75
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    hani hikayelerin ...neden sustu kalemin konuşmuyor bizimle




Sayfa 5 / 7 İlkİlk 1234567 SonSon