Toplam 6 mesajın 1-6 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    black bishop Avatarı

    Üyelik Tarihi
    20.01-2007
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    evren
    Mesaj
    861
    Alınan Beğeniler
    31
    Verilen Beğeniler
    2
    Blog Mesajları
    3

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    ......ili kırsalında teröristlerin dur ihtarına ateşle karşılık vermesi
    sonucu çıkan çatışmada güvenlik görevlisi şehit oldu.
    Ya da .....ilinde devriye görevini yerine getiren aracına açılan ateş
    sonucu..güvenlik görevlisi şehit oldu.
    Ya da ......ili kırsalında teröristlerce döşenen mayının patlaması sonucu asker
    yaralandı..
    Bu nasıl başlar biliyor musunuz?
    Hava o kadar sıcaktır ki beyninizdeki sıvının buharlaşıp uçtuğunu
    düşünürsünüz. Oluştuğu anda kuruyup giden ter damlacıklarından geriye
    kalan tuzlar yüzünüzün ve hatta elbisenizin her yanını kaplamıştır.
    Avucunuzun içindeki ter, yüzünüzdeki gibi kolay kurumadığı için
    elinizdeki tüfeğinizin metal kısmı avucunuzun içinde vıcık, vıcık oynar.
    Ter ile ıslanan çeliğin kokusu avucunuzun içine ve elinizi sürdüğünüz her
    yere siner.
    Önünüzde yürüyen adamın, ayağının kuru toprakla her temas edişinde çıkan
    toz, ağzınızın kupkuru olmasına ve zor nefes almanıza sebep olur.
    Sırt çantanızın askı kayışları yüzünden omuzlarınızı hissetmezsiniz. Kült
    ağrıları ancak çantayı sırtınızdan çıkardığınızda fark edersiniz.
    Bastığınız her taş parçası, her çalı ve bir ayağınızın kaplayabildiği her
    yeryüzü parçasından çıkan sesi duyarsınız.
    Yürüdüğünüz yerdeki her Ağustos böceğinin sesini, dallardaki kuşları,
    yüzünüzün etrafında ürkütücü devriye uçuşları yapan arıların kanat
    seslerini, ağzınıza ve yüzünüze ya da herhangi bir yerinizdeki küçük
    yaraların üzerine konmaya çalışan sineklerin vızıltılarını, ayağınızı
    bastığınız yerden havalanan yeşil çekirgenin küçücük cüssesine rağmen
    çıkardığı tok kanat sesini en ince ayrıntısına kadar duyarsınız.
    Sonra, kendi teçhizatınızın ve önünüzdeki arkadaşınızın ve arkanızdaki
    arkadaşınızın teçhizatlarının çıkardığı düzensiz seslerin her birini ayrı
    ayrı duyarsınız.
    Ve aynı anda önünüzdeki arkadaşınızın nefes alışlarını duyarsınız,
    öksürmesini ve hapşırmasını da duyarsınız.
    Telsizinizden çıkan seslerin ve cızırtıların her biri ayrı ayrı katılır
    bu senfoniye.
    Ter ve tozun birleşmesinden oluşan kaygan çamur, postalın içindeki tüm
    ayağınızı kaplamıştır, çoraplar önce su toplayıp sonra patlayan yerlere
    adeta bir deri gibi yapışmıştır.
    En çok yapmak istediğiniz şey ayaklarınızı yıkayıp, çoraplarınızı
    değiştirmektir. Ama bu çok büyük bir lükstür o anda.
    Çünkü...
    Çünkü hangi çalının dibinde, hangi kayanın arkasında sizi beklediğini
    bilmediğiniz ihaneti arayıp bulmanız ve yok etmeniz gerekmektedir.
    Bütün masumların hayatı ve huzuru size emanet diye, öğretmenler bayrak
    direğine asılmasın diye, kundaktaki bebekler kurşunlanmasın diye,
    binlerce yıllık emanete halel gelmesin diye kahpeliği ve ihaneti yok
    etmeniz gerekmektedir.
    Çünkü bunun için bayrağın, silahın, namusun ve şerefin üzerine yemin
    etmişsinizdir.
    Çünkü önemli olan ayağınız değil, ülkeniz, bayrağınız ve onurunuzdur.
    İşte bu yüzden lükstür ayak yıkamak, çorap değiştirmek. İşte bu yüzden
    senfoniye dönüşmüştür bütün o düzensiz sesler güruhu.
    Sonra!..
    Sonra birden tüm sesler kesilir, bıçağın dalı kestiği gibi, makasın
    kâğıdı, pensenin bir hoparlör kablosunu kestiği gibi... Bir anda...
    Kuşların sesleri, arıların ve sineklerin vızıltıları, çekirgenin kanat
    sesleri hepsi bir anda biter.
    Gözlerinizi açtığınızda önünüzdeki arkadaşınızı değil, gökyüzünü
    görürsünüz, yere düşmüş olduğunuzu anlamanız birkaç saniye sürer.
    Tek hissettiğiniz kesif bir barut ve yanık et kokusudur, yüzünüzün toprak
    parçalarıyla kaplandığını fark edersiniz, temizlemek için çalışmazsınız.
    Arkadaşlarınızın bağırarak koşuşturduğunu görür ama kulağınızdaki çınlama
    ve uğultudan seslerini duyamazsınız. Sesleri yavaş yavaş duymaya
    başladığınızda ayağa kalkmaya çalışırsınız ama başaramazsınız.
    Yine birkaç saniye sonra arkadaşlarınızın sesleri arasında "mayın"
    kelimesini ayırt eder ve kalkmaya çalıştığınızda ayağınızdaki yoğun
    ağrıyı fark edersiniz.
    Ayağınız yoktur ama yine de ağrıdığını hissedersiniz.
    Ne olduğunu anlamak için baktığınızda ise parçalanmış pantolonunuzun ve
    kopmuş ayağınızın farkına varırsınız. İşte her şey o anda başlar.
    Avazınız çıktığı kadar bağırırsınız. Sonra, nefesiniz biter. Sonra,
    yeniden nefes alırsınız ve yeniden bağırmaya başlarsınız. Sonra yine
    nefesiniz biter ve yeniden, yeniden ve yine...
    Yanınıza ilk gelen arkadaşınız size, "fazla bir şey yok, sadece küçük bir
    yara" gibi telkinlerde bulunur. Ama siz arkadaşınız konuşurken de,
    helikopterle hastaneye götürülürken de artık bir ayağınızın olmadığını
    biliyorsunuzdur. Hep bir soru çınlar kafanızın içinde "neden ben, neden
    ben, neden ben ?"
    Hastanede geçen aylar, tedavi ve terapilerde geçen yıllar sonunda,
    diz kapağınızın on iki santim altından takılı olan ve her akşam yatarken
    veya banyoya girerken çıkarıp kenara koyduğunuz takma bacak artık bir
    uzvunuz olmuştur.
    Ama bunun önemi yoktur çünkü bu fedakârlığınız sayesinde vatan var
    olacaktır. Sizin bir bacağınızın ne önemi vardır ki!
    Artık koşamayacak olmanızın, yazın herkes gibi havuza, denize giremeyecek
    olmanızın da hiç önemi yoktur. Vatan sağ olsun yeter.
    Sonra birilerinin, sizin ödediğiniz vergilerle Fransız televizyonlarında,
    uğruna yarım kaldığınız vatan hudutlarını hiçe sayan programlara finans
    sağladığını okursunuz. Aynı dillerin bundan pişmanlık duymadıklarını
    söylediklerini de okursunuz.
    Pamuk'ları, Dink'leri, okursunuz, Bizans çocuğuyum diyenleri duyar, Ali
    Kemallere tanık olursunuz, "koçlar gibi satanları "görürsünüz. .
    Türk Bayraklarının yakıldığını, görürsünüz. Başlarına çuvallar geçirilip
    aşağılanarak elleri arkalarından bağlanan Türk askerlerini görürsünüz.
    Bu aşağılanmaya cevap verecek tankların motor seslerini, helikopterlerin
    kanat seslerini, piyadelerin intikam yeminlerini duymayı beklersiniz ama
    duyamazsınız.
    Onun yerine hainlerin cesetlerinin üstüne örtülen çaputlara "bayrak"
    diyenleri görürsünüz, "uçaklarını çek", "valiyi çek" diyen başkanları ve
    karşılarında kekeleyen riyaseti görürsünüz.
    Bu da yetmez Türk askerlerinin kendi mahkemeleriniz tarafından,"çete"
    diye suçlandığını, yargılandığını görürsünüz.
    Yok, yok bu da yetmez. Askere, polise, öğretmene ateş eden, yol kesip
    soygun yapan, köy yakan, okul yıkan, mayın döşeyen teröristlerin sadece
    "ben bir şey yapmadım" demelerinin esas kabul edilip, "suçsuz" sıfatıyla
    serbest bırakıldığını görürsünüz.
    Susanları, konuşması gerektiği halde susanları görürsünüz, konuşanlar her
    konuştuğunda, kekeleyenler her kekelediğinde ve susanlar her sustuğunda
    siz yeniden vurulursunuz, yeniden ölürsünüz her defasında.
    Gövdenizden o toprağa akan kan, bu defa içinize akar, inandıklarınıza,
    uğrunda savaşarak kendi kanınızı akıtmak pahasına tertemiz tuttuğunuz
    değerlerinize akar.
    Sizin kaya arkalarında, çalı diplerinde aradığınız ihanet gelir aklınıza,
    o mayınları yerleştiren eller gelir. Sorgulamaya başlarsınız: "Biz bu
    ihaneti doğru yerde mi aradık, kuyruğunda dolaştığımız yılanın başı, hep
    gözümüzün önünde miydi yoksa?"diye sorarsınız kendinize.
    Onlara verilen maaş'ın sizin vergilerinizden ödendiğini, içinize
    sindiremezsiniz, uykularınız kaçar, neden bu vatanı sizin kadar
    sevmediklerini düşünürsünüz.
    Bu vatan onların da vatanı değil mi?
    Onlar da, tıpkı benim gibi namusun ve şerefin üstüne yemin etmedi mi?
    diye sorarsınız kendi kendinize.
    Sinirlenirsiniz, üzülürsünüz, on beş yaşında bir askeri okul öğrencisi
    iken her adımda söylediğiniz, beyninize ve yüreğinize nakşettiğiniz
    sözler gelir aklınıza": VATAN, SANA CANIM FEDA"
    Geri kalan tüm hayatınızın ilk beş dakikası, böyle başlayacak işte ve
    hayatınız böyle devam edecektir. Son nefesinize kadar savaşacaksınız
    ihanetle, her şeye ve herkese rağmen, bu yolda ölene ya da bu ihaneti
    bitirene kadar.
    Siz diyorum, çünkü bu vatan için bedel ödeyen insanların neler
    yaşadığını, neler hissettiğini, size rağmen ve sizin için neler
    yaptıklarını, neler yapabileceklerini bilin istiyorum. Okuduğunuz ya da
    televizyonda duyduğunuzdan daha fazladır yaşananlar.
    Yani aslında gazetelerin iç sayfalarındaki, minicik karelerde okuduğunuz;
    "...ili kırsalında teröristlerce döşenen mayının patlaması sonucu, bir
    güvenlik görevlisi yaralandı!" haberi aslında o kadar da kısa değildir.
    Sizin, daha okuduğunuz gazetenin arka sayfasına geçerken unuttuğunuz,
    falanca mankenin otel odası maceralarına, ya da uyuşturucu komasından
    ölen oğluna "şehit" deyip Türk bayrağı "örten kadının haberine
    ayırdığınızdan daha uzun zaman ayırmadığınız bu küçük haber, birileri
    için bir ömür boyu sürecek ve asla unutulmayacaktır.
    Ve siz unuttuktan sonra da başka birileri, "ne için?" dendiğinde "vatan
    için" diyecekleri fedakârlıklarını size rağmen yapmaya devam
    edeceklerdir.
    Sizin uyuşmuşluğunuza, duyarsızlığınıza rağmen, sizin rahatlığınıza,
    sizin vicdanlarınıza rağmen bu kahramanca fedakârlıklar ve bu ilk beş
    dakikalar yaşanmaya devam edecektir.
    Asla unutmayınız başınızın üstündeki egemenlik örtüsünün payandası kopan
    bacaklar, bedeli ise size rağmen bu vatan için akan kanlar, feda edilen
    canlar, sıcak yuvalarını, babalarının yüzlerini unutan küçücük
    çocuklarını düşünmeden vakfedilen hayatlardır.
    Ne kadarını anlayabilirsiniz veya anlamak sizin umurunuzda mı bilmiyorum,
    ama birileri bunları yaşadı, birileri hala yaşıyor ve emin olun yaşlı
    dünya döndükçe, Türk vatanı ve Türk Bayrağı için birileri daha tüm
    bunları yaşayacak.
    Gördüğünüz gibi size bir hayli uzak bir yaşam biçimi bu. Masalarda oturup
    "aydınca" sohbetler etmeye hiç benzemiyor değil mi?
    Bir an için bile olsa kendinizi onların yerine koyasınız diye "siz"
    diyerek yazdım, sizin onlardan biri olamayacağınızı biliyorum.
    "Siz" kim misiniz?
    Siz kendinizi çok iyi biliyorsunuz!
    Biz de, biz de sizi çok iyi biliyoruz.
    "Siz" de bilin ki biz asla unutmayacağız.
    "VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN"

  2. #2
    Üye
    Mediha Avatarı

    Gerçek Adı
    mediha
    Üyelik Tarihi
    01.03-2004
    Son Giriş
    25.09-2017
    Saat
    14:21
    Yaşadığı Yer
    Antalya
    Mesaj
    918
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    14

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Okurken tüylerim diken oldu.. Bir an gözümde canlandı yazdıklarınız.. Bizler sadece televizyondan haberlerde falan ilin filan köyünde çatışma sonucu şu kadar er şehit oldu v.s. gibi haberlerden duyduklarımız kadar biliyoruz çok doğru.. Orada yaşanılanları ve şartları bilmiyoruz.. Askere gidip gelen terörle çatışmaya giren yakınlarımızdan da duydum aslında bizim bilidğimizden çok farklı olduğunu orada yaşanılanların..
    Yinede bizimle paylaşmanız ve bizi bir kere daha düşündürmeniz çok güzel..

  3. #3
    Üye
    black bishop Avatarı

    Üyelik Tarihi
    20.01-2007
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    evren
    Mesaj
    861
    Alınan Beğeniler
    31
    Verilen Beğeniler
    2
    Blog Mesajları
    3

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: melpomene Mesajı Gör
    Okurken tüylerim diken oldu.. Bir an gözümde canlandı yazdıklarınız.. Bizler sadece televizyondan haberlerde falan ilin filan köyünde çatışma sonucu şu kadar er şehit oldu v.s. gibi haberlerden duyduklarımız kadar biliyoruz çok doğru.. Orada yaşanılanları ve şartları bilmiyoruz.. Askere gidip gelen terörle çatışmaya giren yakınlarımızdan da duydum aslında bizim bilidğimizden çok farklı olduğunu orada yaşanılanların..
    Yinede bizimle paylaşmanız ve bizi bir kere daha düşündürmeniz çok güzel..

    ben size teşekkür ederim aman yine bi asker mektubudur diyip geçmeden sonuna kadar okuduğunuz için ..

  4. #4
    Üye
    black bishop Avatarı

    Üyelik Tarihi
    20.01-2007
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    evren
    Mesaj
    861
    Alınan Beğeniler
    31
    Verilen Beğeniler
    2
    Blog Mesajları
    3

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Önünde yükselen merdiveni çıkmak hiç de kolay değil. Fakat dediklerimi yaparsan bu merdiveni çıkabilirsin. Önce ilk basamağı çık ve bekle. Önünde bunun gibi binlerce basamak olduğunu bil ve sakın pes etme. Birkaç basamak daha çık. Elbette ki nasıl çıkılacağını tam olarak bilmiyorsun. Muhtemelen dört ayağının üstünde çıkıyorsundur. Ama bütün yolu böyle çıkamazsın. Önündeki basamakta bir kitap göreceksin. O kitapta merdiveni nasıl çıkacağın yazıyor. Kitabı dikkatli oku çünkü edindiğin bilgileri yolculuğun boyunca kullanacaksın. Artık merdiveni nasıl çıkacağını biliyorsun. Hızlı adımlarla yoluna devam et. Sen fark etmesen de annen ve baban seni takip ediyor. Merak etme sana yardım ediyorlar. Daha sonra göreceksin ki bildiklerin basamakları çıkmak için yeterli değil. Sakın endişelenme. Artık önündeki her basamakta birer kitap var. Her bir kitaptaki bilgiler senin bir sonraki basamağa çıkman için gerekli. O yüzden çok dikkatli okumalısın. Sen bir yandan kitap okurken, bir yandan da göreceksin ki önündeki basamaklar artık senin için bir engel değil. Ama hemen sevinme; ileride daha büyük engeller seni bekliyor. Sana kötü bir haberim var. Annen ve babana veda etmen gerekiyor. Biliyorum onları özleyeceksin ama yapacak bir şeyin yok. Onlar kendi merdivenlerini çıktılar ve senin de çıkmanı bekliyorlar. Bütün merdivenler aynı basamakta bitiyor. O yüzden onları tekrar göreceksin. Sakın yalnız kaldığını düşünme. Birkaç basamak daha çık ve merdivenin geri kalanını birlikte çıkacağın yol arkadaşınla tanış. Onu sev, onu koru. Çünkü merdiveni çıkmak için ona ihtiyacın var.
    Belki inanmayacaksın ama yolu yarıladın. Bu zorlu yolun en zor olan kısmı geride kaldı. Bundan sonra attığın her adıma çok dikkat etmelisin; çünkü geriye kalan merdivenin korkulukları yok.
    Önündeki merdiveni sen istemesen de çok hızlı çıkmaya başlayacaksın. Bir bakmışsın ki yol bitmiş. Ama sen bunları düşünme, yoluna devam et. Birkaç adım daha attıktan sonra yolunu büyük kaya parçaları kapatacak. Onları yolundan kaldıracaksın, başka çaren yok. İçin rahat olsun başaracaksın. Ayrıca yol arkadaşın da sana yardım edecek. Kayaları kaldırdıktan sonra yoluna devam et. İleride yoluna tekrar bu tip engeller çıkabilir. Bu yüzden hazırlıklı olmalısın. Çocukların olacak. Onları senin çıktığın merdiven gibi başka merdivenler bekliyor. Onlara yolculukları boyunca destek olmak da senin ve yol arkadaşının görevi. Onları annen ve babanın seni takip ettikleri gibi takip et, koru.
    Çocuklarına çok alıştın biliyorum. Ama onlara veda etme vaktin geldi. Geride bıraktıklarına el salla, gidiyorsun. Evet, işte yolun sonuna geldin. Üzerinde durduğun basamak son basamak. İleriye baktığında hayal meyal de olsa birini göreceksin; seni yolculuğun boyunca bekleyen biri. Ondan korkma onu sev. Farkında olsan da olmasan da O seni seviyor ve sana zorlu yolculuğun boyunca hep yardım etti. Çok yoruldun. Artık dinlenme zamanı. Gözlerini kapa, kollarını aç ve Ona koş.

  5. #5
    Üye
    deniz yildizi Avatarı

    Gerçek Adı
    bir çiçek adı
    Üyelik Tarihi
    27.01-2008
    Son Giriş
    30.05-2014
    Saat
    13:33
    Yaşadığı Yer
    balıkesir- memleket osmaniye
    Mesaj
    353
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    umocuk yazılrın gerçekten çok guzel çok beğendim yüreğine sağlık pylşımın için tşk

  6. #6
    Üye
    black bishop Avatarı

    Üyelik Tarihi
    20.01-2007
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    evren
    Mesaj
    861
    Alınan Beğeniler
    31
    Verilen Beğeniler
    2
    Blog Mesajları
    3

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Demlenmiş bir çayın dudaklarımda bıraktığı buruk tadını silip her zaman oturduğum altı numaralı bilgisayarın "sık aralı"

    klavyesine sarıldım yine . Ağustos sıcağında dışarıda rüzgarın toprakla dansını bekleyen insanlara inat ben seninle

    konuşmaya geldim yine. mesafeleri unutup gözlerindeki sarı denizlerin üzerinde yüreğini solumaya gelmek utangaç bakışlardan

    düşen gözyaşlarımı sağıp ağustos sıcağında bir damla su isteyen çiçeklerin dudaklarını yıkamak . aramızda bir klavye miktarı

    uzaklığa inat nefesinden gökyüzüne yükselen çığlıkları yüreğime ilmiklemek ve yüreğinde demlenmiş bahar rüzgarşarıyla

    ağustos sıcağında serinlemek yüreğimi kelimelere indirgeyip yavan düşlerimi senin gözlerindeki ışıkla yıkamaya geldim . Dile

    gelmiş özlemlerimi gözlerimden akıtıp yine sana kostum yürek mürekkebinin sen kokansathırlarıyla.Evet her gün bıkmadan

    usanmadan birşeyler karalamak yanlızlığın buzdan sarkıklarına ama olsun bir yerlerde okudugunu bılıyorum . gülbahçesinde

    gezinen yüreğini yetim kelebeklerin sırtına motiflemek gibi kelimeleri süsleyerek "yüreğimdeki seni" anlatıyorum suyun

    gözyaşlarına. Yazmak yüreğimi sana akan bir nehrin bir avuç damlası görüp seni yazmak fakir mürekkebin aşk kokan

    damlalarıyla .yazmak seninle konuşmak gibi huzur verici göremediğim gözlerini öpüyorum ellerimin dokunduğu kalvye

    sıcaklığında . Dokunamadığım yüreğine bakakalıyorum sana yazdığım sathırların ardına konan kırık noktalarında .
    yıldızların gökyüzünde karanlıkta dans edişine tanıklık ediyorum ikimizin şarkısında . Düşler büyütüyorum kısır hayatın

    yanlızlık sancılarında . Seni büyütüyorum gözlerimin yamalı yaşlarında .Gözlerimden akan yaş olursun bazen bazende umudu

    soludugum hayat . Gem vurlmuş geçmişime inat seninle seviyorum hayatı . Ayrılıklarda hiç ölmemişçesine seninle soluyorum

    aşkı ve sevdayı .Köpüğü kirlenmemiş denizlerin hala var olduğu dünyada yüzümü çevirim sende öğreniyorum bir yudum sevginin

    nasıol yettiğini .Sofralarda oturuyorum katığım biliyorum taze gülüşlerini. Susuzluğa inat yüreğine bıkarıyorum

    dudaklarımı,her damlasında ırmaklarında yıkanıyormuşcasına . Solmuş dudaklarımda yüreğinin kaçamak öpüşlerini sürüyorum .

    sevginle tazeleniyor bir dakika önce ölmüş hücrelerim seninle gülümsüyor gözlerim..

    Yokluğuna inat varlığında yaşamaya çalışıyorum bir yudum sevginle umut kokan sesinle soyağacının kırık dallarında

    tutunuyorum . Merak etme sevdiğim düşmeyeceğim kör uçurumlara . sen varken sevgin kalbimde dururken acıya yenilmeyeceğim

    irilerşmiş acıyı göğüslenip küçük denizlerin umut dalgalarında yıkyacağım kanayan dizlerimi üzerime düşlerime giyinip her

    akşam parmak uçlarımda nefes alan yüreğine konuk olacağım. Bir çayın iki dudağımın arasında bıraktığı buruk sevda

    tohumlarını yüreğinin düş tarlalarına ekmeye geleceğim bazen seni aynı yerde bulamasamda sana olan sözcüklerimi sabah

    ezanına emanet edip seni "yüreğimde" sevmeye devam edeceğim .

    Unutmadan sevdiğim.seni yanlızlıgın küf kokan raflarına kaldırmak için sevmedim . Yada şehirler arası yolculuğa çıkmış bir

    yolcunun ilk ve son kez uğradığı çay bahçesini unutması gibi değil seni bir nefes alışım bilip varlığında yaşayıp varlığında

    gülümseyebilmek ölüme. senin yüreğinde baharatlara taze gelin edilmiş düşleri sevdim ben. Her nefesinden gökyüzüne

    kanatlanan kelebeklerin gözlerinde gülümseyen yüzünü sevdim sevgili baharlarını severken karakaşlarını elimin tersiyle

    itelemedim Karakaşlarında arsız fırtınalarda üşüyüp varlığının sıcaklığında ısınmak .Akan gözyaşın olup toprağa düşmeyi

    gülüşün olup baharlara gelin olmayı sevdim.

    biliyorum bir yalanın gerçeğe en yakın halinde sevdik birbirimizi aşkın imkansızlığına inat beklemeri sevdik biz yan yana

    gelmemiş iki kelimenin oluşturduğu sevda cümlesiydik biz seninle . Aşkımızı kırık belli noktalarına son vermeyi değil

    virgüllerle yaşatmayı sevdik . sırtları birbirlerine hiç yaslamamış iki çınar ağcının toprağın altındaki kökleriyle

    konuşması gibi biz seninle imkansızlığın bir avuç güneşinde sevdik birbirimizi.


    kelimelerin en yalın halince dans ettik seninle . bir simitin ikiye bölünmüş halinin küçük sevinçlerinde büyüttük içimizdeki

    cocuğu. Gecenin karanlığında mum aleviyle aydınlanan yollarında ellerimizi tutmadan yürüdük seninle evet ellerimiz birbirini

    hiçbirzaman tutmadı ama yüreklerimiz hep aynı saftaydı. Aynı havayı soluduk yağmur olup içinde tükettik kelimeleri sevda

    motifi olup birbirimizi yüreğimize dokuduk yol olduk sevdaya giden rüzgarın gülümsediği imkansızlık olduk seninle . Dua

    olduk yağdık kırak sahralara birbirimizden ayrı geçen saatleri yokluk harıcına katıp ve sevda çimentosuyla karıp

    imkansızlığın çökmüş duvarlarında sevdamızı ördük hiç yıkılmayacaktı sevdamız . Rüzgarlara inat hırcın fırtınalara inat

    ayakta kalacaktık . Çünki biz imkansızlığın içinden birbirimizi en yalın haliyle yaşadık. biz seninle köpüğü kirlenmemiş

    sarı denizlerin üzerinde gezinen iki sevdaydık hasrete gebe kalıp vuslatın doğum sancılarına inat ahirete gülümseyecek

    sevdanın tek cümlelik satırıydık biz..

    "İmkansızlığın gölgesinde birbirlerinin gözleriyle güneşlenip birbirlerinin yürekleriyle gülümseyen bir sevdaydık biz..