melek derya tabi öle der biz muhabbet fedaileriyiz der doğru kürtçülük hareketi içine islamamıda karıştırarak bir yol üzerine gittiler niye nursi değilde her kaynakta saidi kürdi geçer yaptıkları islamiyetle değilde kürtçülüğüyle öne çıkan bi isimdir

Kendisinin asıl adı Said-i Kürdi’dir.
Hayatının ilk elli yılında bu ismi kullanmış, kendini “Kürdistan’ın en büyük alimi” olarak lanse etmiştir. Ancak 1925′teki başarısız Şeyh Sait isyanından sonra kılık değiştiren Said-i Kürdi, bu ismini kullanmayı bırakmış, yerine Said-i Nursi ismini tercih etmiştir
Aslında bu tavır bile Nurculuk-Fethullahçılık akımının sinsi taktiklerini anlamak için yeterlidir. Said-i Kürdi’nin kendisi ve taraftarları onun hayatını üçe bölmektedir: Eski Said, Yeni Said ve Üçüncü Said.
Bu kişilik bölünmesinin nedeni bir bukalemun gibi kılık değiştirme ve Kürtçülük davasını sinsice yürütebilme çabasıdır.
Eski Said, II. Meşrutiyet’ten 1925′e kadar “bağımsız Kürdistan” için mücadele eden mürteci ve bölücü bir kişinin İstanbul ve Güneydoğu’daki faaliyetlerini kapsamaktadır. Sonunda karşısında devrimci Cumhuriyet’in çelik iradesini bulan Eski Said kılık değiştirir. Başlangıçta destek verdiği Şeyh Sait isyanına son anda katılmaz.
Yani “büyük biraderim” dediği Şeyh Sait’i de satar! Böylece postu kurtarır.
Bundan sonra Burdur, Isparta, Afyon’da Türk köylülerini kandıracak Yeni Said karşımıza çıkacaktır.
İsmi de artık Said-i Nursi’dir. En sonunda Menderes’in keşfetmesiyle anti-komünist, Amerikancı ve yobaz kışkırtıcı olarak Üçüncü Said karşımıza çıkacaktır
Fethullah’ın öyküsü de farklı mıdır ki?
Bu Kürtçü akımın asla değişmeyen bir yanı varsa, o da çok sinsi ama derinden akan bir Türk düşmanlığıdır.
Türk Ordusu’na, Türk’ün Ata’sına ve Türk Cumhuriyeti’ne karşı kinleri asla bitmez.Bugün artık açıkça PKK ile işbirliği içindeler. Yani sonunda100 yıl önceki asıllarına döndüler Eski Said olarak adlandırılan Said-i Kürdi’nin ilk önemli siyasi faaliyeti II. Meşrutiyet öncesi dönemin padişahı II. Abdülhamit’e yazdığı mektuptur.Bu mektupta “Kürdistan” diye bahsedilen Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Kürtçe eğitimin şart kılınması istenmekte ve “Kürdistan” için bir nevi bölgesel özerklik istenmektedir Okullarda eğitim Kürtçe bilen Kürt öğretmenler tarafından yapılacak, Arapça mecburi ikinci dil, Türkçe ise ek dil olarak öğretilecektir Fünun-u cedideyi, Ulûm-u medaris ile mezc ve derc; lisan-ı Arabi vacib, Kürdi caiz, Türkî lazım kılmak Abdülhamit, bu garip adamı derhal tutuklatır. Ancak mahkemede çok tutarsız ve dengesiz davranışlar sergileyen Said’i heyet mahkûm etmez Akıl sağlığından şüphe edildiği için tımarhaneye kapatılır
1907 yılını tımarhanede geçiren Said belki de hapsedilmemek için mahkemede deli numarası yapmıştır. Çünkü sürekli isyanlara karışıp, ayaklanmaları kışkırtıp sonra da mahkemelerden sıyırmak onun bir numaralı becerisidir. Kendisi tımarhaneye kapatılmasını iftiharla savunduğu Kürtlük adına katlandığı büyük bir fedakârlık olarak açıklamaktadır: Cesaret, sadakat ve diyanetin unvanı olan tabii Kürtlükle iftihar ediyorum. Nasıl ki zaman-ı İstibdad’da bu tabii Kürtlük için tımarhaneye düştüm…Ey Kürtler! Tımarhaneyi kabul ettim, Kürtlüğü lekedar etmemek için irade-i padişahı ve maaş ve ihsan-ı şahaneyi kabul etmedim.” Tımarhaneden çıktıktan sonra Said-i Kürdi’nin Kürtçülük faaliyetleri kaldığı yerden devam ediyor.
Kısa süre sonra II. Meşrutiyet ilan ediliyor. Kürt ayrılıkçıları tıpkı, Ermeni, Rum, Arap ve Arnavut ayrılıkçıları gibi harekete geçiyor. Maksat karışıklıktan yararlanıp Osmanlı’dan toprak koparmak. Kürtçüler o dönem ilk kez gazete ve dergi çıkarmaya başlıyorlar. Said-i Kürdi bu yayınların en başta gelen yazarıdır. “Kürdistan ve Şark” dergisinin yanı sıra “Kürd Teavün ve Terakki Gazetesi”nde Kürtçülüğü destekleyen yazıları çıkar.Ve hatta kendisi Kürtçülükte o kadar ileridir ki, yoldaşlarını da geri de bırakıp, Osmanlı tarihinde ilk bozuk Farsçayla yani sözde Kürtçeyle yazıyı yazar. Mela Se’id imzalı bozuk Farsça yazı şöyle başlamaktadır Ey geli Kürdan, ittifaqe quwwet, ittihade de heyat, di biratiye de se’adet, hukûmete de selamet heye
Yani “ey Kürt halkı ittifakta kuvvet, ittihatta hayat, uhuvette saadet, itaa-yı hükümette selamet vardır.” İlk “Kürtçe” anadilde eğitim talebini öne süren kimse olduğu gibi Osmanlı yazınında bir dergide ilk “Kürtçe” yazıyı yazan da odur
Böylelikle bugün PKK tarafından dillendirilen Kürt özerkliği iddiaları daha 100 yıl önce Said-i Kürdi tarafından dile getiriliyordu.
Kurtuluş Savaşı yıllarında Said-i Kürdi’nin Kürtçülük faaliyetleri devam eder.
Said-i Kürdi Kurtuluş Savaşı boyunca İstanbul’dan Anadolu’ya adımını atmadığı gibi, İstanbul’da işgalcilerle işbirliği yapan zararlı cemiyetlere de üye olur. Bunlar arasında Kürt Neşr-i Maarif Cemiyeti, Kürdistan Teali Cemiyeti, Teali-i İslam Cemiyeti bulunmaktadır Bu cemiyetler İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin, İngiliz ajanı Rahip Frew ve Sait Molla’nın paravan örgütleridir. Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu’da çıkan sayısız iç isyanı bu örgütler tezgâhlar
Kürt Teali Cemiyeti Sivas Kongresi’ne karşı Binbaşı Noel ve Ali Galip ile birlikte Malatya’da bir Kürt isyanı örgütler.
Bu başarısız olunca Batı cephesinin en kanlı günlerinde Sivas’ta Koçgiri isyanını çıkarırlar.
Van’da da Said-i Nursi boş durmuyor. Cumhuriyet tarihinin en büyük ihaneti, Musul’u İngilizlere bıraktıran Şeyh Sait isyanının hazırlanmasına katılıyor. Şeyh Sait ile isyan için mektuplaşıyor. İsyancılardan Kör Hüseyin Paşa isyana katılmak için bizzat Said-i Kürdi ile irtibata geçiyor. Nurcular bu konuda da tamamen ikiyüzlü davranmaktadır. İsyandan hemen sonra Türk devletine verdiği savunmada Said-i Kürdi, Kör Hüseyin Paşa’yı isyana katılmaktan vazgeçirdiğini ve isyancılara Türk askerine kılıç çekmenin İslam’a aykırı olduğunu söylediğini ileri sürmektedir Ne hikmetse bölgede çıkan tüm Kürt isyanlarının liderleriyle irtibat halindedir. İsyan bastırılınca da aslında kendisinin isyan etmeyin diye nasihat ettiğini öne sürmektedir Said-i Kürdi’nin Sait Fırat’ın amcasına yazdığı mektup şu şekildedir Ben Van’da iken Şeyh Said’in mektubu bana ulaştı. Beni de bu hizmete davet etti. Ben de mektubuna cevaben dedim ki bana görev ver ki ben de bu hizmete buradan katılayım. Mektubun ulaşıp ulaşmadığını bilmiyorum. Sonra Şeyh Said tutuklandı. Benim mektubumdan dolayı beni de götürürler dedim ama beni götürmediler. Bunun üzerine ağladım sızladım. Sonra istedim ki, Şeyh Said oğullarını göreyim. Bugün bana nasip oldu beni kardeş kabul etsinler. Ben bu manevi üzüntüden kurtulayım. Beni manevi evlat kabul etsinler
Allah güya Kürtçülerle konuşuyor Said-i Kürdi’ye göre Allah Şeyh Sait ve Said-i Kürdi’yi görevlendirmiştir. Bunu da ilham vererek veya rüyalara girerek yapmaktadır
Ayrıca güya Şeyh Sait’in de silahla isyan edip, Türk kanına girmesi yine bizzat Allah’ın emri gereğidir. İki Kürtçü Sait adeta Allah’ın elçileridir Nitekim Şeyh Said ve arkadaşları için “şehit” yakıştırmasını yapan Said-i Kürdi, Şeyh Sait’in torunu Kasım Fırat’a göre şöyle demektedir Ben birader-i a’zamım, ekremim Şeyh Sait Efendi’nin hayfını (öcünü) kalemimle almıştım.” aslında daha yazılacak okadar çok şey varki neyse daha fazla uzatmayayım kaynak diye soran olursa googleye saidi kürdinin şeyh saide yazdığı mektub sayfalarına bakarlarsa buradaki yazılanları okuyabilirler

ya sonra anlamadığım bi konu var bu gibi konuların buralarda açılmasının insanlara ne faydası oluyor bu konuyu açanlara soruyorum sen seversin ben sevmem senin sevdiğini başkası sevmez ayrıca burası medresemi bu konuları öğrenmek isteyen insanlar çok yerden araştırıp doğruyu bulabilirler ben burdan admine sesleniyorum form sayfalarında tarikat tasavvuf medrese gibi konuların açılmamasını rica ediyorum o insanlar varsa iyilikleriyle yada kötülükleriyle göçtü gittiler yani insanları kahramanlaştırmaya gerek yok yine söylüyorum saidi kürdiyi sevende vardır bi okadar sevmeyende vardır yapmayın