Sayfa 3 / 6 İlkİlk 123456 SonSon
Toplam 77 mesajın 31-45 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #31
    Üye
    Oya Tekin Avatarı

    Üyelik Tarihi
    14.07-2004
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    İzmir
    Mesaj
    567
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Sevgili Babür abi asla ve asla bu başlıkta yorum yapılmamasına sitem değil bizim ki sadece tepkisizliğe tepki verdim. Bu kadar duyarsız olunmasına tepki verdim. Bir maç yüzünden böyle önemli bir konuda anlamsız kalışımıza tepki verdim, verdikkkkk. Bu başlıkta toplum olarak eylemdeki tavrımızın küçük bir örneği oldu. Burada da tepkisiz kalınmasına tepki verdim. Diyorsan ya düşünmeyi bilmeyen insana düşünün demek komik oluyor diye. Haklısın galiba. Ben burada bu sözünü yine senin çok sevdiğin bir karikatürle dile getireceğim üstüne kim alır bilemem. Gerçi üstüne alan zaten düşünüyordur. :wink:

    se74su4 - Fotoğrafların Diliyle Gündem (1)[Hadi Konuşalım/ DÜNYA]

    İşte bu karikatürdeki öküz herşeyi özetliyor sanırım. :wink:

  2. #32
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Şimdi de ben güldüm açıkcası sevgili baben...

    Sitem, evet ilginç bir kelime sitem gerçekten.

    Önemsediğin birinden tam istediğin karşılığı almadığında arabeskçe bir yaklaşım sitem.

    Sitem değil en azından benimki Oya adına bir şey diyemem...

    Benim ki ne mi?

    Ürkmek, gerçekten korkmak, kendi adıma mı???

    Hayır gelecek günler adına belki emek verdiğim öğrencilerim adına, dünyaya getirdiğim kızım adına, henüz tanımadığım tanıyamayacağım insanlar adına...

    Müzik adına, sanat adına yaşama ait her şey adına...

    Sitem olabilir mi acaba demekten kendimi alakoyamıyorum Kör uçuşlardan nefret ediyorum, hiç bir şey yokmuş gibi yaşantıya devam edilmesini hazmedemiyorum ve bunları bir şekilde dile getirirken sitem olarak algılanıyorsa yaptıklarım, varsın sitem olsun.

    Ben en azından sitem de bulunuyorum peki ya diğerleri????

  3. #33
    Üye
    Oya Tekin Avatarı

    Üyelik Tarihi
    14.07-2004
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    İzmir
    Mesaj
    567
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    bak beş dakka insan dünyaya tek başına soluk aldırabilir mi?
    aldırrım abi
    kapattım her bişeyi "aha sayemde dunya soluk aldı" dedim ...
    İşte İLAYDA'nın dediği gibi asıl vurgulamak istediğimiz buydu beş dakika sadece beş dakika dünyaya yeniden soluk aldırmak için biz neredeydik? Bunun için örgütemi gerek var? Hepimizin bunda suçu yok mu? Duyarsızlığın kılıfı örgütsüzlük mü? Ben bir birey olarak beş dakikalık eyleme duyarsız kalan topluma tepki verdim. Bu tepkiyi verdim karanlığa daha fazla gömülmemek için. Yukarıda da söyledim bunu. İLAYDA söylediği gibi beş dakkika çok önemli yitip giden dünyamız için. Ama görüyorum ki hala uyuyoruz.

  4. #34
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Stronsium 90

    Acayipleşti havalar
    bir güneş, bir yağmur, bir kar.
    Atom bombası denemelerinden diyorlar

    Stronsiyum 90 yağıyormuş
    aşa, süte, ete,
    umuda, hürriyete
    kapısını çaldığımız büyük hasrete

    Kendi kendimizle yarışmadayız gülüm
    Ya ölü yıldızlara götüreceğiz hayatı
    Ya dünyamıza inecek ölüm

    Nazım Hikmet
    Kaç sene önce yazdı bunu Nazım Hikmet!!! Ama hiç bugün kadar üşütmedi bu şiir beni.Baktığım zaman dünyaya;

    Ne büyük bir sükunet değil mi?
    Bu kadar mı özlenir sessizlik?
    Bir toz bulutu olup savrulup
    Kaybolmak
    ve belki de büyümek
    sessizliğin dinginliğinde....

    Düşünüyorum da;

    Bu gezegende bir erkek ve bir kadınla başlatıldı yaşam..
    hem çok uzun hem akreple yelkovan arasına sıkışmış kısa bir an,
    bir darlık gibi...

    Yok , yok, yokk !!! ilgilenmek ve bilmek nefesimi kesiyor;

    "uzay"ı kapsama alanım dışına çıkardım. 'Uzay ve gelecekten' çok 'Dünya ve geçmiş' ilgimi çekmeye başladı..

    Neden olmasın bir örtünün ardında saklamak gerçekleri daha iyi değil mi?

    BU DÜNYAYA HER BAKTIĞIMDA BİR UMUTSUZLUK KAPLIYOR İÇİMİ Kİ SORMAYIN

    HER GEÇEN GÜN BİRAZ DAHA SÖNEN BİR YILDIZ GÖRÜYORUM KARŞIMDA.ÇOĞU ZAMAN VE BELKİDE UMUTLANMAK İÇİN, POLYANACILIK YAPIP DÜNYAMIZIN GÜZELLİKLERİNDEN BAHSEDERİZ.AMA NE YAZIK Kİ DURUM HİÇ İÇ AÇICI DEĞİL

    "umutsuzluk" yok!
    "paydos" yok!
    "pes" hiç yok!
    biz bu yeryüzünün yaşlı ve belki son çocuklarıyız!
    ne fark eder ki!
    orda yunus kadar neşeliyim. orda dağlar kadar güçlü orda gökyüzü kadar umudum ben . hatta umudun ta kendisi!
    biz umuduz. umudun çocukları...
    aşkın çocukları..
    yuvasına sevgiyi sunan "bahar"ın çocukları..

    Dilin kemiği yok ama kemiği kırar, demiş atalar.

    Sözün gücü anlatılmak istenmiş.

    Şimdi gel de anlat bu sözle burada hissettiklerini.

    Hangi kelimelere yüklesem elimdeki anlamları, çoğu elimde kalıyor yine.

    Çaresizliğin en büyüğü bu mudur?

    Üstelik kelimelere yüklediğim anlamlar da gittiği yere girmeyecek biliyorum.

    Gidilen diyarların vasfınca çoğalıp azalacak sözcüklerimin taşıdığı anlamlar. Belki de bambaşka bir vasfa bürünecek.

    'Araba' desem ne belirir ki zihninizde? Mercedes de olur bizim Levent n hurdası da. Sizce, bizce şekillenir anlam.

    Yani diyeceğim o ki; zordur anlatmak. Gel bana aşkı anlat hadi. Yükle kelimelerin sırtına, bak taşıyabilir mi dizleri kelimelerin...

    İşte, sözcükler yetersiz olunca, yürektekileri anlatmaya böyle fotoğraflar gerekir. Söylenenlerden çok daha fazlası hissedilir çünkü.

    Ben bişey demeyeceğim, 'hissedececeğim' desem ancak hani.

    Aşk mı kardeşlik mi desem dağların omuzdaşlığına...

    Birlikte olmanın tamamlanmanın dayanılmaz büyüsü nasıl hissedilmez ki...

    Tıpkı kozanın (Dünya) dışında görülen devasa boşluk karşısında ürkülmesi gibi.

    Ama bu ürküntünün içinde bir yerlere serpilmiş umut tohumları...Kozanın sıcaklığı ve dışarının gizlediği olasılıkların çekiciliği.

    Ve geleceğin inanılmaz yolculuları. Kahramanlıklar da değişecek mi?

    40 bin kelime girdi ingilizceye ikinci dünya savaşında. daha önce hiç bilinmeyen.

    Dünyayı terketsek ve açılsak derinliklerin kahredici sonsuzluğuna nece olur dilimiz?

    Bambaşka gerçeklikler karşısında nasıl bir çaresizlik yaşarız. dilde karşılığı olmayınca nasıl düşünebiliriz ki?

    Bambaşka diyarlardan dönerken ya da dönmeden çıkarken diyelim, hepimizin ermeni ya da Türk olması ne kadar önemli olacak ki?

    İnsan tasavvur edebildiğince düşünür. Tasavvur edemediklerimi tasavvur etmeye çalışıyorum. Dünyanın küçüklüğü, kozamızın küçüklüğü, Platon un mağarasından çıkmak gibi gölgeler dışı bir dünyanın fotoğrafını seriyor önümüze.

    Bunları düşündükçe büyüyor ve küçülüyorum. Aynı anda büyümek ve küçülmenin duygusunu kelimelere dökmeyi bilmiyorum.

    Ve çocuklarımız var değil mi bu mavi gezegende? Geleceğimizi emanet edeceğimiz büyülü yaratıklarımız…

    Körlüğün görememekle ilgisi yoktur bazen.Çocuk olmanın da yaşla alakası

    yoktur.Kimi çocuk olamadan büyütülür,hayat sevincini ‘absorbe’ eden

    aygıtın emeçleri çocuğun her bir yanını iyice kavrar.Sülük bile daha

    merhametlidir.Ebeveyn bir vampirden daha acımasız,bir parazitten daha

    noksandır.
    Çocuk düşünür:Mutualist rejimin gerekçelerini görür.Pasta yemesi

    öngörülen kişi de çocuktur.

    Çocuğum olsun ismi Magna olacak;nüfus müdürlüğüne bir iade-i ziyarette

    bulunup onbir haneden oluşan numaralı bürokratik varlığımın bana verdiğ

    haklara dayanarak soy ismimi Carta yaptıracağım.

    İsmiyle yaşasın derler.

    Doğsun.Sol kulağına bir Şaman türküsü fısıldayayım.Pagan kardeşlerinin

    yanına salayım;özgürcülük oynasın,orkide taklidi yapsın,görsünler kızımı

    nasıl da yakalıyormuş haşaratları.Canlarını acıtmadan salıveriyorlarmış

    tekrar doğaya.

    Bir ‘Beşeriyatname’ yazmak gerekli.Tüm gerçeklikleri hapsetmeli

    içine.Emperyalizmi,liberalist demokrasiyi,diyalektik yoksunu dogmatik

    kutsallıkları….

    Çocukları salmalı kalan boşluğa.

    Atom çağının kıyamete tekabül ettiğinin habercisiyim.İsrafil sur’a

    üflemeden önce netten download ettim sur taksimlerini deccalin göz

    bebeğinde yansıdı ‘tracklist’i.beşeri inanışlar takviminin son yaprağında bir

    çocuk resmi olsun istediler,kamuoyu çocuktan yanaydı.Deklanşörler önem

    kazandı,çocuğa tetik çeken parmaklar çocuk fotoğrafları çekiyordu .

    Bütün bunlardan sonra bir şarkının anlamını mı konuşmalıyız anlamsızlığını mı?

    Bir kıvılcım düşer önce
    Büyür yavaş yavaş
    Bir bakarsın volkan olmuş
    Yanmışsın arkadaş

    Dolduramaz boşluğunu
    Ne ana ne kardaş
    Bu en güzel bu en sıcak
    Duygudur arkadaş

    Ortak olmak her sevince
    Her derde kedere
    Ve yürümek ömür boyu
    Beraberce el ele

    Olmayacak o ta içten
    Gülen gözlerde yaş
    Bir gün gelir ayrılsak da
    Seninle arkadaş

    Dost olarak kalacak mıyız ey sevgili dünya seninle hııııı?

    Bu yazı; engelliler.biz sitesinin üyelerinden; oturanboğa, baben, ezgi,oya tekin,ileyda, sunburn , masiva,pegasus,bayke, serkanerol,cincin ve andante tarafından hiçbir şekilde örgütlenmeye tabii olmadan sadece kişisel düşünceler ve kaygılarla oluşmuştur.Kuşkusuz örgütlenmeyle çok daha iyi işler paylaşılabilir. Ama bazen bunu beklemeye ne zaman ne de mekan hazırdır.Bir şeyler yapılması gerekir ve yapılmalıdır da. Bir avuç insan dünyanın kötü gidişatıyla ilgili olarak şimdilik sadece bunları yapabildi.

  5. #35
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: andante


    Ürkmek, gerçekten korkmak, kendi adıma mı???

    Hayır gelecek günler adına belki emek verdiğim öğrencilerim adına, dünyaya getirdiğim kızım adına, henüz tanımadığım tanıyamayacağım insanlar adına...

    Müzik adına, sanat adına yaşama ait her şey adına...

    E .. burada "teslim oluyorum" demem gerekiyor galiba.. Ya da şapka çıkartmam.. Ya da sevgili bayke'nin zaman zaman dediği gibi "verin misketlerimi, ben oynamıyorum" demem..

    Çünkü, Sanem Hocam bizlerde olmayan bir "güdü" den söze girdi: Analık içgüdüsü! Anlaşıldı.. O yüzdendir ki; geleceği geçmişten daha çok önemsiyor.. O yüzdendir ki; şu Kızılderili atasözünü şiar edinmiş: "Biz dünyayı, atalarımızdan miras değil; çocuklarımızdan ödünç aldık!"

    Yalnız bir düzeltme yapayım (gözümden kaçtı sanılmasın ): "Dünya ve geçmişle ilgilenmek" gerçekleri saklamak değildir! Eeeeeer bi şeyin geçmişi de var.. :P Müziğin de, sanatın da, yaşama ait her şeyin de.. Bunları daha iyi bilmek, bişeyleri saklamak olamaz!!




    Valla ben "örgütlenmek" diyeyim, siz "organize olmak" deyin.. Ya da başka bir ad da bulabilirsiniz isterseniz.. Ama şimdiye kadar "öcü" gibi gösterilen bu konu, göründüğünden de önemli! Çünkü aslında "devlet" de bir örgüt, ya da örgütler entegrasyonudur. Ama "resmi"dir. E, hepimiz de biliriz, biz Türklerde devlet diyince akan sular durur, anamız, babamız her bişeyimizdir. O varken başka örgüte ne gerek var, diye düşünülür. Vb. vb. Bir de üzerine bilinçsizlik artı, deyim yerindeyse, "üniversite düzeyinde bile kara cahillik" eklenince ortaya hiç de güzel olmayan bir manzara çıkıyor. Yani sorumlu olan o akşamki maç da diildir Oyacım Maç olmasa eylemin başarıya ulaşacağını, söyleyebilir misin bana?

    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: İLAYDA
    bizim insanımız önce tek başına adım atabilmeyi ögrensin öğrenelim..
    Bunun nasıl olacağını düşünüyorsun acaba? Uzaydan birileri mi gelip, bize "tek başına ayakta durmamızı" öğretecekler?

    Cem Karaca'nın bir şarkısı daha vardı benim gençliğimde söylediği. Ama ben bunu hiiiiiç sevmezdim. .."Ben görmedim, bir gün sen görürsün mutlaka yavrum, yavrum".. derdi rahmetli..

    O da uzaylıları bekliyordu heral.. :P




    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Oya Tekin
    bak beş dakka insan dünyaya tek başına soluk aldırabilir mi?
    aldırrım abi
    kapattım her bişeyi "aha sayemde dunya soluk aldı" dedim ...
    İşte İLAYDA'nın dediği gibi asıl vurgulamak istediğimiz buydu beş dakika sadece beş dakika dünyaya yeniden soluk aldırmak için biz neredeydik? Bunun için örgütemi gerek var? Hepimizin bunda suçu yok mu? Duyarsızlığın kılıfı örgütsüzlük mü? Ben bir birey olarak beş dakikalık eyleme duyarsız kalan topluma tepki verdim. Bu tepkiyi verdim karanlığa daha fazla gömülmemek için. Yukarıda da söyledim bunu. İLAYDA söylediği gibi beş dakkika çok önemli yitip giden dünyamız için. Ama görüyorum ki hala uyuyoruz.

    Oya'cım, olayın adını değiştirelim istersen. Tamam, "örgüt" deyince tabelalı, yönetim kurullu vb. resmi bir olay anlaşıldı. "ORGANİZE OLABİLME BİLİNCİ" diyelim.. Bu bilinç olmayınca o dediklerinin hiç biri olmaz! Ortalığı "öküz"ler ya da aşağıdaki gibi "ayı"lar sarar.


    Haa sahi bu eylem Dünya çapındaydı değil mi? Acaba sadece Türkiye'de mi yapılmadı, dünyanın diğer ülkelerinde de "hâlâ öküz"ler var mı? Gazetelerden falan bir link verebilir misiniz, bizahmet.

    Havayı biraz yumuşatalım:

    KÜRESEL ISINMANIN FAİLLERİ BULUNMUŞTUR!

    kureselisnmaub0 - Fotoğrafların Diliyle Gündem (1)[Hadi Konuşalım/ DÜNYA]

  6. #36
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sen çok yaşa emi sevgili babür!!!!

    Biliyormusun dostum bir konuyu itiraf etmemiz gerekiyor. Sanırım 24 yıllık öğretmen olmanın bir avantajı bu. Kişiyi kışkırtarak konuya çekmeyi iyi beceriyorum değil mi?

    Farkına vardığın bölümü özellikle yazarken gözünden kaçmayacağını ve bunun kasıtlı yapıldığını bilmeni isterim. Bak sonuca ulaştım da. Çok ukalayım biliyorum

    Canım dostum Amerikalı yazar William Faulkner benim çok sevdiğim bir yazardır. Gerçi pek sevilecek biri değil. Çünkü kitabını okumaya başladığın zaman ya ilk satırda bu da ne diye bırakırsın kitaplarını, yada elinden düşürmeden bir solukta bitirmeye çalışırsın.

    Yıllarca bu adamın kitaplarının Türkçe çevirisini aramakla geçti ömrüm. Onu tanıdığım yıllarda henüz Türkçeye çevrili kitapları yoktu. Bu sayade de ingilizce öğrendim Amerikan Kültür Derneğine iki yıl devam ederek İzmir de.

    Adamın bir tek cümlesi 1600 kelimeden oluşabiliyor ve aynı cümle içersinde 500 parantez içinde kelimede var. Gel de oku bu adamı.

    Bu adama bir gün gazeteciler bir soru soruyor;

    Neden bu kadar uzun cümleler kuruyorsunuz diye.

    Çok şaşırıyor William Faulkner, bir şeyi anlatabilmem için belki bazen tek kelime bile yeterlidir ama bir konuda bir şey söyleyeceksem bunun nedeni benim dünyaya geliş tarihimle doğru orantılı olarak bir geçmişi de içinde barındırır. Kısa kesemem ki der.

    Ve devam eder;

    Zaman tek bir olgudur. Başladığı andan itibaren devam eden ve hiç bitmeyen bir süreci içinde barındır. Biz insanlar konuşmaya kolaylık getirebilmek için zamanı bölerek onlara isimler vermişiz.Dün gibi bugün gibi, yarın gibi, kış gibi yaz gibi.... oysa zaman bildik hızıyla akmaya devam ediyor.

    Yani sevgili dostum gelecekten söz ederken tıpkı William Faulkner gibi dünü bugünü birbirinden ayırt etmeden bir bütün olarak ele aldığımı düşünebilirsin. Geleceğin olmaması demek geçmişin de yok olması anlamını taşıyor benim için.

    Seneler önce bir şiir yazmıştım ve o şiirde ölmek istemediğimi belirtmiştim. Çünkü demiştim;

    Daha dinlemediğim milyonlarca müzik var ve olmaya devam edecek

    Daha tanımadığım milyonlarca insan var ve olmaya devam edecek...

    Kısacası canımcım bugün bir şeyler yapılmazsa ne geçmiş elimizde kalır ne de geleceğimiz olur.

    Seni seviyorum.

  7. #37
    Üye
    Oya Tekin Avatarı

    Üyelik Tarihi
    14.07-2004
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    İzmir
    Mesaj
    567
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Edecek edecek İlayda bu sefer işlediğimiz konu dünyayı yok edişimizdi buna dikkat çekmekti. Az olsada katılım dikkat çekebildik birşeylere. Bundan sonra sıradaki diğer konularımızla devam edecğiz. Her konuda önce resimler konuşacak sonra siz anlatacaksınız hepsinin sonunda ortak metinle gündemi belirleyeceğiz. Daha sırada ne konular var ne konular bekleyin bakalım bunu daha noktalamadık. :wink:

  8. #38
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sevgili ileyda yazılarımızı, ki onlar bizim!!!! ne kadar güzel değil mi birlikte bir şey çıkartmak, beğenmene sevindim. Bu bölümün ilk kısmıydı. Ama dünyaya devam edeceğiz. Yani ikinci perde kaldığı yerden devam edecek, tam olarak bittiğinde yeni konularla yine gündem yapacağız.

    Sevgili arkadaşlarım, fotoğraf bölümümüz sizlere açıktır bildiğiniz gibi. Fotoğrafı bir sanat gibi ele aldığımız için, ve fotoğraf bir sanat olduğu için hiç şüphesiz, bu bölümde farklı bir şey yaratmak istediğimizi sanırım anlamışsınızdır.

    Size yasaklar koymak vs. gibi bir anlamdan yola çıkmayın. Fotoğraf bölümümüzde istediğiniz fotoğrafları gayet güzel paylaşıyorsunuz zaten. Biz sadece değişiklikten yanayız. Hep aynı şeyleri yapmayalım ve üyelerimizin yeteneklerini ortaya çıkaralım da istedik.

    Fotoğraflara bakınca "sadece çok güzel "cümlesinin ötesine geçmeyi hedefledik.Ve gündemi yakalayıp fotoğraflarla birlikte düşünmeyi paylaşmayı istedik.

    Ben de ortaya çıkan yazıdan son derece memnunum. İyiki varsınız. Sizlerin tek cümleleri bile biz bilincinin ortaya çıkmasında en büyük mutluluktur bizler için.

    Sitemizin diğer formlarında bildiğiniz gibi bir sürü paylaşım alanları var. Tartışmakta bir paylaşımdır. Biz burada düşüncelerimizi ve duygularımızı paylaşırken daha farklı bir alan yaratıp , yapılanların dışına çıkmayı hedefledik.

    Bir fotoğraf sergisini gezerken ben bu fotoğrafı istemiyorum buraya bu fotoğrafı koymak istiyorum gibi bir seçme şansımız olmadan bir bütünü değerlendirirken ,sizleri bir sergide düşüncelerinizle başbaşa bırakmayı da hedefledik.

    Ama herşeyden çok fotoğrafı bir araç gibi kullanıp aslında düşüncelerimizle yaratacaklarımızı görmek istedik.Hepinize teşekkürler.

    Arkadaş olabilirmiyiz diye sorduk dünya ya???

    Kimbilir?... fotoğraflar belirlesin bakalım bundan sonraki düşüncelerimizi...

  9. #39
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bütün bunların yapılabilmesi için önce birbirimizle arkadaş olmamız da şart değil mi İlayda?

    İyi de nasıl, böyle mi?

    010mm6 - Fotoğrafların Diliyle Gündem (1)[Hadi Konuşalım/ DÜNYA]

    30 Temmuz 2006 foto muhabiri Rıza Özel Kana’da İsrail hava saldırısı sonucu bombalanan binanın enkazından çıkarılan çocuk cesetleri.


    018ep3 - Fotoğrafların Diliyle Gündem (1)[Hadi Konuşalım/ DÜNYA]

    Foto muhabiri Kürşat Bayhan Kana katliamında milyonları yasa boğan 9 aylık Abbas Mahmut Haşim.


    soz24kh6 - Fotoğrafların Diliyle Gündem (1)[Hadi Konuşalım/ DÜNYA]

    Ruanda, 1994 Fotoğraf:Coşkun Aral


    soz39id3 - Fotoğrafların Diliyle Gündem (1)[Hadi Konuşalım/ DÜNYA]

    Lübnan, 1982-1997 Fotoğraf:Coşkun Aral


    soz12sp0 - Fotoğrafların Diliyle Gündem (1)[Hadi Konuşalım/ DÜNYA]

    Lübnan, 1982-1997 Fotoğraf: Coşkun Aral

    Bunlar günümüzün savaşları, tarih kitapları Timur'un Ankara savaşında savaşmak için getirdiği fillerini Ankara'nın ormanlarında sakladığını yazıyor. Koca hayvanları saklamak için Ankara'nın ormanını kullanıyor. Şaka gibi değil mi????

    Savaşlarımızla ne kadar zarar verdik arkadaşımıza acaba? Tarih kitaplarında yer almayan daha ne zararlarımız var dersiniz?

    kadndireniipj3 - Fotoğrafların Diliyle Gündem (1)[Hadi Konuşalım/ DÜNYA]

    1 şubat 2006'da Filistin'de Batı Şeria'da İsrail güçleri bir Yahudi yerleşim yerini boşaltırken, tek kadın yerleşimci, koca bir polis taburunu tam 'o' anda durduruyordu. Ancak insanın direniş gücü açısından bakıldığında kadın durdurmayı sürdürmekten öte galip geliyordu. (AP / Oded Balilty)

    İnsan sevdiğini yerden yere vururmuş diye bir söz vardı, buna mı inandılar acaba?

  10. #40
    Üye
    Oya Tekin Avatarı

    Üyelik Tarihi
    14.07-2004
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    İzmir
    Mesaj
    567
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Hani dedik ya dost kalabilir miyiz? Bu resimlere bakınca belki ne kadar dost kaldığımızı görürüz diyorum ben.Neden, insanlar en acımasız, en yıkıcı davranışlarını, "savaş" adını verdikleri bir makineyle ifade ediyor, ardından da kendi yaratmış oldukları şiddet seremonisine tapıyorlar... İnsanlık tarihi kadar eski olan savaşlarda ölen milyonlarca insanın bedenleri üzerine kurulu bu yaşlı dünyanın "öteki" yüzüne baktığımızda bunun nedenlerini, o korkunç manzarayı görebiliriz. Bin yıldan beri savaşlarda ölen 147 milyon insanın tek tek öyküsü bile bu yaşlı dünyanın en büyük ayıbı değil mi? Yaşlı dünyanın mı dedim yok yanlış söyledim onun dostuyuz diyen bizlerin ayıbı. Bugün dünyanın birçok yerinde 30'dan fazla savaş var. Üstelik, bunların çoğunun görüntülerini gelişen teknoloji sayesinde rahat koltuklarımızda otururken anında seyredebiliyor; ölenlerin yüzde 80'nin sivil, bunların da önemli bir bölümünün kadın ve çocuk olduğu bu savaş görüntülerinden sıkıldığımızda ise televizyonumuzun düğmesini kapatabiliyoruz. Sonra da her şeyi unutmak istiyoruz. İnsan oğlunun yaptığı en iyi şey unutmak çünkü.

    "Savaşın kaynağı korkudur." İnsanoğlu bu korkuyu üzerinden attığı gün belki savaşlar da bitecek. Savaş kelimesi, eline silah yerine bilgiyi alan insanların oluşturduğu bir dünyada belki de sözlüklerden çıkacak ve bir daha hatırlanmayacak. Fotoğraflara baktığımda aklıma gelen iki sözü de yazmadan edemeyeceğim. " Bernard Shaw demiş ki; "Hiç bir askerden düşünmesini beklemem ben" ne kadar doğru bir söz değil mi? Diğerinin söyleyenini hatırlayamıyorum ama şöyle diyordu ölen çocuk bedenlerine bakınca aklıma geldi. "Hepsini öldürün! Tanrı kendininkileri ayıracaktır." Bu tablolara baktıktan sonra hala dost olabildiğimizi söyleyebilir miyiz acaba?

  11. #41
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    optelic215mp8 - Fotoğrafların Diliyle Gündem (1)[Hadi Konuşalım/ DÜNYA]

    optelic199if6 - Fotoğrafların Diliyle Gündem (1)[Hadi Konuşalım/ DÜNYA]

    viet76yo5 - Fotoğrafların Diliyle Gündem (1)[Hadi Konuşalım/ DÜNYA]

    optelic149nh6 - Fotoğrafların Diliyle Gündem (1)[Hadi Konuşalım/ DÜNYA]

    optelic146de2 - Fotoğrafların Diliyle Gündem (1)[Hadi Konuşalım/ DÜNYA]

  12. #42
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ölü bir beden…
    Bir beden, ölmüş…
    Ölmüş, beden
    Beden, ölmüş
    Ölmüş.
    Ölmüş…

    Nasıl ölmüştür; Önce kalbi mi durmuştur yoksa bilincini mi yitirmiştir?

    Acı çekmiş midir ölürken?

    Ölürken bir daha yaşamayacak olduğunu düşünmüş müdür?
    En son aklında ne vardı acaba?

    Nasıl görünüyor?

    Evet, sorular dökülüyor.

    Ağlama hissiyle doluyorum.

    Sebebi bu fotoğraflar değil. Bu fotoğraflara bakarken hissettiğim ikiyüzlülüğümüz.
    Kendimizi sarmaladığımız tüm duyarlılık pozlamalarına karşın diplere itmeye çalıştığım ama her seferinde su yüzüne çıkıp çirkin suratını gösteren o korkunç gerçekliğimiz.
    Dikizciliğimiz…

    Pornografiyi çoğumuz cinsellik sanarız.
    Oysa gerçek anlamında pornografi ‘bakılmaması gerekene bakmak’ anlamına gelir. Yani seks yapan bir çifti izlemek ile bir ölüye bakmak aynı şeydir. Bir ceset sergilemek de pornografidir. Bir başkasının ölü bedenini izleriz. Yetmez, onu bir fotoğrafa kareler ve gözlerin şölen etmesi için piyasaya sunarız.

    Gözler bir ölüden neden hoşlansın ki değil mi? Şaşırdınız belki. Oysa acıya, merhametsizliğe, çaresizliğe bakmak korkunç bir eğilimdir içimizde. Yolda bir kavga gördüğümüzde neden durur izleriz? Büyülenmiş bir maymun gibi şiddetin çekiciliğine kapılıveririz. Bir kopmuş kol görsek bakma dan geçer miyiz? Bu fotoğraflara neden bakarız peki? Neden gösteririz bunları herkese? “Bakın ne korkunç acı çekiyor bu kişi” sözünün altında yatan nedir?

    İnsanlar neden gazetelerde vahşet ve cinayet haberlerini okurlar? En çok okunan haberlerin bu üçüncü sayfa haberleri olmasının sebebi nedir? Sakın zulmetmeye, kötülüğe yönelik gizli eğilimimiz olmasın…

    Hayır, lütfen bana “bu görüntüler insanın vahşet karşısında daha güçlü olmasını sağlar” ya da benzer şeyler söylemeyin. Çünkü bu olasılık kadar bu görüntülerin bu acıları normalleştirmemize yol açması da mümkündür.

    Bu fotoğraflar sadece bir katliamın görüntüsü değiller bence.
    Bunlar bu katliamı normalleştiriyor ve bu yüzden bu ve benzer acıların düzeltilemeyeceği duygusu uyandırıyor.
    Benzer şeyler sakatların acılarının sunuluşunda da yapılıyor.
    Oysa birileri bu acıların sergilenmesini hep boş bir umutla fayda getireceğini düşünmüştür.
    Bu, büyük bir yanlış olmanın ötesinde içimizde acıya duyduğumuz dikizciliği saklamak için de oldukça işlevseldir.

    Ağlamak hissiyle doluyorum.

    Çünkü bu fotoğraflara bakarken “ben öldürülmüyorum, ben yaralı değilim, ben sakat değilim, ben tutsak değilim” düşüncesindeyiz hepimiz. Bir tür acıdan arınma ritüeline dönüşüyor ve bulunduğumuz biricik! Mutluluğumuzu kutsamaya. Yüzümüze yerleştirdiğimiz tüm o acıma ifadelerinin arkasında iğrenç bir şükretme hali var oysa…

    Kimindi hatırlamıyorum bir yazar vardı. Kadındı sanırım. Auschwitz kampında Nazilerin komutanı bunları bir yandan doğrarken bir yandan klasik müzik dinliyordu. O komutandan bir farkımız var mı? Oturmuşuz bilgisayarın karşısına ve insanların acılarından "etkilenmişiz" gibi yapıyoruz. Biraz sonra bu sayfadan çıkacak ve normal hayatımıza devam edeceğiz. Hiçbir şey olmamış gibi. Oysa birşeyler olmuştur, tatmin olmuşuzdur! Tıpkı elinde cips paketi haberlerde insanların ölüm görüntülerini görsel bir şölen gibi izleyen her insan gibi… İğrenciz değil mi? Evet, bencede...

    Ama asıl iğrençliğimiz nerede biliyor musunuz? Şimdi biz o küçük çocuğun ölüsüne bakıyoruz ya. Ve kendimizi çok üzülmüş gibi düşünüp o çocuğa sempati beslemeye çalışıyoruz. Eğer böyle bir sempati gelişmezse varmış gibi yapmak zorunluluğu beliriyor. Oysa ortaya çıkartmaya çalıştığımız sempatik yavşaklığımız sadece ikiyüzlülüğümüzün yansıması değildir. Bu sayede suçsuz olduğumuzu düşünüyoruz. Öyle ya, bakın ölü çocuğa sempati duyduk ve her şey bitti! Üzerimize düşeni yaptık yani! Ölen çocuk için "yüce yüreğimizden" bir sempati ve duygudaşlık parçası lütfettik... Görevimiz bitti! Yani şimdi diğer sitelere girebiliriz bu gönül bulantısından kurtulmak için. Hatta bir arkadaşımızla gün içinde gelişen olaylar hakında geyik çevrilebilir msn de, uygundur. O çocuğun katliamına bakışımız bundan ibarettir.

    İkiyüzlüyüz ve ben ağlamak hissiyle doluyum

    O ölü çocuğun görüntüsü karşısında küçükten hislenme triplerimiz masum olduğumuz inancını iyice hissetmek içindir. Oysa yüreğimiz korkunç ve onulmaz bir şekilde yırtılmalıydı. O görüntünün ardından asla eski bizler olmamalı ve öyle bir şey bir daha yaşanmasın diye yollar aramaya başlamalıydık. Yaptık mı? Hayır. Ne yaptık? Birazcık üzüldük. Aferin bize…

    Aynı şey sağlam insanların sakatlara bakışında da yok mu? Sağlam, engelli birine ne kadar acırsa onun içinde bulunduğu “acınası” durum için o kadar masum olduğu hissini yaşayabilir... Ne alışveriş ama! Bu kişi sakat bireye acıdığı için masum olduğu duygusunu elde eder. Bir tür alışveriştir bu ama hiçte adil olmayan bir alışveriş. Bu alışverişte bir şey gizlidir. Masumluk duygusunu alan ‘acıyan’ bu sakat kişinin içinde bulunduğu "acınılası" platformun kendisinin de içinde bulunduğu platform olduğunu ve bu hali düzeltmek için hiçbir şey ama hiçbirşey yapmadığı gerçeğini yadsımakta ve gizlemektedir. Tıpkı bu fotoğraflara bakarken...

    Tam burada mystification anlatılmalı değil mi? Yok konu dağılmasın.

    Bilişsel bir gerçeklik nedeniyle bir görüntü ne kadar korkunç olursa olsun arkadaşlar, gösterilme sıklığı veya mecrası nedeniyle kanartıcasına zihinlerimize kazıması gereken etkisi azalır. Uclarına kadar gittiğimiz duyarlılıklarımız artık işlemez hale mi geliyor? Ya da ben bu son soruyu hiç sormamalı mıydım?

    Bu görüntülere bakmaktan duyduğumuz gizil pornografik haz acaba bu görüntüleri yaratanlara karşı geri dönülmez bir mücadele hissi mi doğuruyor; yoksa bu düzenin devamının kaçınılmaz ve normal olduğu hissini mi? Bu görüntülerin bile normalleştiği, bir seyir malzemesi olduğu bir dünyanın nasıl anlamsızlaştığını ve içinde debelendiğimiz anlamsızlaşmanın bizi ne hale getirdiğini görebiliyor musunuz?

    Peki, her cümlemizde belli bir bilişsel olgunluğa eriştiğimizi ispatlama hevesindeki bizler bu olaylar karşısında sadece üzülerek görevimizi yerine getirdiğimizi düşünerek satın aldığımız masumluk duygumuzu bir kenara koyacak olursak bu olaylardan kimlerin sorumlu olduğunu ve bizlerin bu konuda hiçbir şey yapmadığımız gerçeğinden nasıl sıyrılacağız?

    Bu ıstıraplardan kimler sorumludur sorusunu sormamak bir sakat insanı gördüğünde ona “acıyarak” o kişiye karşı görevini yaptığını düşünen bir sağlam bedenin bu durumda kendi boş vermişliğinin bir payı olup olmadığını sorgulamaması gibi bizlerde diri tarafından harika birer sahtekârız. Bu fotoğraflar “acımanın” sahtekârlığından sıyrılıp umursamazlığımızın suçluluğuyla yüzleşmemizi sağlamadığı müddetçe hiçbir anlamı yoktur.

    Hepimiz sahtekâr birer tüccarız ve ben ağlamak hissiyle doluyum.

    Almanya da ikinci dünya savaşında dresten bombalamasında öldürülen insanların dörtte üçünün kadın olduğunu okumuştum biryerlerde. Durup dururken aklıma o kadınlar geldi. O kadınların bombalarla nasıl öldüklerini düşünüyorum. Bir kadın nasıl öldürülür? Aklım almıyor. Aklıma okulda felsefe konuştuğum Alman asıllı hocam geliyor. Gözleri geliyor aklıma. Ölen Alman kadınların gözleriyle birleşiyor. Acı dolu bir ışıltıyla düşünemiyorum o gözleri. Buna rağmen içim anlatılamaz bir gönül bulantısıyla doluyor. Neden ikinci dünya savaşı? Neden günümüz değil? Neden Irak değil mesela? Çok mu alışıldık geldi? Yoksa suskunluğumdan ve hiçbirşey yapmadığım gerçeğinden bir kaçış mı eskideki bir şeylere acımak???


    Ağlamak hissiyle dolu olup ağlamamak ne acı...

    Gerçek ölüm bu mu yoksa?

  13. #43
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    İşte bu sevgili pegasus !!!

    Yazdığın her kelimenin altına imzamı atıyorum sevgili kardeşim.

    Gerçekten ikiyüzlülüğümüzle karşı karşıyayız. Büyük içtenlikle vahhh derken, içimizde kendimizden bile sakladığımız bir ses "tanrım iyiki bu durumda değilim " diyor.

    Bu sebeplede bir dilenciye sadaka verirken, ona yardım etmenin ötesinde, yine bu durumda olmadığımız için mutlu olmanın bir yansıması var davranışlarımızda.

    Ve bir başka pencereden öylesine tanıdık ki artık tüm fotoğraflar, enformasyon çağındayız değil mi??? Bilgi öylesine hızlı ulaşıyor ki gözlerimize, kulaklarımıza, henüz biri için üzülmeye fırsat bulamamışken bir başka fotoğrafın yansımasıyla kanıksıyoruz. Ve donuklaşıyoruz artık.

    Hızla ölüme yaklaşıyoruz, belki de öldük farkında değiliz. Nefes alıp vermek değildir yaşamak. Bu sebeple öldüğümüzün farkında bile değiliz artık bana göre de.

    Donuklaşan, matlaşan, yavaşlayan bakışlarımızla etrafımızdaki onlarca rengi, onlarca kokuyu zaten ne duyuyor ne de hissedebiliyoruz.

  14. #44
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Pegasus


    Ağlama hissiyle doluyorum.

    Sebebi bu fotoğraflar değil. Bu fotoğraflara bakarken hissettiğim ikiyüzlülüğümüz.
    Yok be Sevgili Pega, "ikiyüzlülük" bu değil!!

    Bu fotoğraflarda görülen; öylesine karmakarışık (hani arapsaçı derler ya!) ilişkilerin sadece bir parçası, devasa bir buzdağının ortada olan ufacık bir yüzü, epeyce zengin olduğunu sandığım kütüphanenin orta kalınlıkta bir kitabı kadar..

    Birey olarak, kişi olarak, insan olarak; yapabildiğimiz yegâne şey: Büyük bir sinema perdesinde ya da tek kanallı bir TV'de, hiç de sevmediğimiz bu filmi izlemek zorunluluğudur!

    Yapabileceğimiz başka şeyler olup da yapmıyorsak, o zaman ikiyüzlülük olur işte!

    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Pegasus


    Kimindi hatırlamıyorum bir yazar vardı. Kadındı sanırım. Auschwitz kampında Nazilerin komutanı bunları bir yandan doğrarken bir yandan klasik müzik dinliyordu. O komutandan bir farkımız var mı?
    Evet, var.. O "taraf"tı. Biz, çeyrek yüzyıldır, kavgayı kaybetmiş olan tarafın yanındayız.. O yüzden başımız eğik. Ama bu sürekli "bunalım takılma"mızı, depresyonlara düşmemizi, kendimizi suçlamamızı gerektirmez! Çünkü yaşam devam ediyor. Çünkü:

    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Nazım Hikmet

    ...
    Merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak,
    ölülerimizin başlarına basarak
    yükseliyoruz
    güneşe doğru!

    Ölenler
    döğüşerek öldüler;
    güneşe gömüldüler.
    Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!
    ...



    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Pegasus

    O görüntünün ardından asla eski bizler olmamalı ve öyle bir şey bir daha yaşanmasın diye yollar aramaya başlamalıydık. Yaptık mı? Hayır. Ne yaptık? Birazcık üzüldük. Aferin bize…
    Yok.. bu bizi aşar ağbi

    Koskoca devletler başa çıkamıyorlar, yollar bulamıyorlar.. Bizler neyiz ki; birey olarak, kişi olarak, insan olarak.. Herkes haddini bilmeli!..

    Şimdi yine kızacak İLAYDA, :P ama söylemeden edemeyeceğim: Çağımızda tepki koymak, bunun için yol aramak ve o yoldan yürümek, tek tek bireylerin değil, "bilinçli + örgütlü" toplulukların işidir! İlkokul 3 düzeyinde eğitimi olan insanlarla mı bu işi yapacağız? Olmayan örgütle mi bu işi yapacağız?

    Duyarlılık, insanlık onuru vb. kavramları konuşabilmek için olayın içerisinde olmalıyız, olayları film izler gibi izleyen taraftan değil! "Niye olayın içerisinde değiliz?" diye kendimizi suçlamak da anlamsızdır, diye düşünüyorum. Don Kişot muyuz biz? :P

    Selamlar..

  15. #45
    Üye
    halaz Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.09-2006
    Son Giriş
    24.06-2011
    Saat
    20:34
    Yaşadığı Yer
    Eskisehir
    Mesaj
    133
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    BEN…

    İnsan-Eti Endüstrisinin kanla beslenen havuzuyum.Denizim,okyanusa taşıyorum,kuşatıyorum, çiğ kızıllığımla gezegenin maviliğine kan kusuyorum.İşgal ettim metropolleri şebekelerimle,musluklarınızdan akarım,merhametin mukavemetine karşı dirayetimdir akışkanlığım….

    Suretimde cazibe gizlidir.Çekingenliğinize rağmen çekiciliğime kapılırsınız. Kokum yayıldıkça Pan’dan kaçışan mahlukatlardan da daha çok zavallılaşırsınız.İçinize sıcaklığım yayıldıkça artan öfkenizle sahibiniz olurum.Efendinizimdir.Hükmüme boyun eğmiş et yığınları sizi!

    Saflarıma doluşmuş besili piyonlarım vardır ki onlar da sizin suretinizdedir.Ayırt etmesi güçtür,hatta gereği bile kalmamıştır.Parçanızım,ruhunuza erişmiş olabilecek kadar hadden yoksunumdur.Sizleri merhamet yoksulu kılan kimdir deyü meraka düşeniniz olursa…İşte o da benim!

    Size şah damarınız kadar uzak kalmış ‘tanrınız’-ile- ar damarınız kadar yakın ‘sahipsizşeytan’ arasında sallanan Foucalt Sarkacı modelli vicdanlar teslim ettiler.Sıfır model ve meta-fabrika çıkışlı hırslarınızla beni yarattınız.Siz ki kusursuz yaratanın sözde yaratılarıydınız ; bihabersiniz; ancak ben söyleyeyim yine de.SİZLER EL YAPIMI BİR TANRI YARATTINIZ GÖREMEDİĞİNİZ. ELLERİNİZLE ÖLDÜRDÜNÜZ ÇOCUKLARI,ELLERİNİZLE KEŞFETTİNİZ MADDENİN ÖLÜM HALİNİ.SUYUN KALDIRMA KUVVETİNDEN ÖNCE BOĞMA KADRİNE ERİŞTİNİZ.KENDİ YAŞAM ALANINIZI KATİL LORDLARINIZA MABEDLER İNŞA EDEREK YOK ETTİNİZ.MUKADDERAT DEDİNİZ SONRA. Kendinize-birbirinize-tanrınıza- yalanlar söylemekte ustalaştınız.Yalanlar medeniyeti kurabilecek çağlara eriştiniz.Okullarınızda yalan üzerine tahsil gören çocuklarınızı pohpohladınız.Yalanı meşrulaştırdınız.

    Katillerin soyu yaşadı.Habillerin değil..Kabillerin soyu!Teolojik öğretileriniz yaşattı onu!

    Dünyayı 1/1 ölçekli haritalarınıza benzettiniz.Kandan sınırlar çizdiniz.Onu bir boyama kitabı gibi kullandınız.Sınırların ortasında kalan boşlukları da kırmızıya boyadınız.Tek renk kırmızıydı!Pıhtı Kırmızısı!

    Çağlarınızı çağlayan kan nehirleriyle böldünüz!

    Ucuz tetikçileri başınızın tacı yapıp kokuşmuş kahramanlarınızla böbürlendiniz.

    BEN…

    İnsan Eti Endüstrisinin yarattığı kirliliğe kucak açmış anaç bir çukurum.Rahmime gömülen İnsanlık.Çukurum büyüdükçe folloşluk katsayısı artmış or.spu bir dünyanın ahlaki yıkıntılarına gömülün.Skolastik devrin cennetten köşk satmasının postmodernist karşılığı rahmime sığınmanızdır!Nefret bulamaçlarından lezzetler sunarım sizlere.

    BEN…kimim ben?




Sayfa 3 / 6 İlkİlk 123456 SonSon