Kadıköylü Chirsty Brown: ‘Dr. Ilgaz Serdaroğlu’
20 yıl önce MS hastalığı teşhisi konulan ve yıllar içinde yavaş yavaş bedeninin kontrolünü kaybeden Dr. Ilgaz Serdaroğlu, “Sol Ayağım” kitabını yazan Christy Brown gibi sadece sol elini kullanarak mesleğini inatla sürdürüyor.



Christy Brown, beyin felci ile dünyaya geldi ve uzun süre hareket ve konuşma yetenekleri olmadan yaşadı. Doktorlar, başlangıçta Christy Brown'un zihinsel olarak özürlü olduğunu düşündüler ve öleceğini söylediler. Fakat annesi, doktorların sözüne aldırmayarak oğlunun eğitilebileceğine inandı. Annesinin bu çabaları sonuç verdi ve Christy Brown sol ayağını kullanarak yazmayı ve resim yapmayı başardı. Yaşamı boyu yardıma muhtaç olarak yaşaması, onun İrlanda'nın tanınmış yazarları arasına girmesini engelleyemedi. Sadece sol ayağını kullanarak yazdığı eserler, onun dünya çapında üne kavuşmasını sağladı. Hatta kendi hayat hikâyesini yazdığı Sol Ayağım (My Left Foot) adlı eseri filme çekildi ve izlenme rekorları kırdı.
Dr. Ilgaz Serdaroğlu da bizim Chrisy Brown'ımız. Ilgaz Serdaroğlu'na 20 yıl önce MS (Multipl Skleroz) teşhisi konulmuş, hastalığı 20 yıllık süreçte bedeninin kontrolünü yavaş yavaş ele geçirmiş. Şu anda beyni dışında tek kontrol edebildiği sol eli… O’nu da yüzde 70 oranında kontrol edebiliyor. Yardımla ya da bir yerlere tutunarak birkaç adım atabiliyor.
Ilgaz Serdaroğlu, Kadıköy Hasanpaşa Aile Sağlığı Merkezinde doktorluk mesleğine hâlâ devam ediyor. Ilgaz’la bir MS hastası olarak doktorluk yapma hikâyesini ve örnek yaşamını konuştuk.

Bize kendinizi tanıtabilir misiniz?
Balıkesir Bandırma doğumluyum. Üniversiteyi Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde okudum. İlk göreve Adana'da başladım. Sonra İstanbul'a tayin oldum. Halen Kadıköy'de görevime devam ediyorum. 30 yaşında evlendim. Evliliğim 3 yıl sürdü. Bu sürede dünya tatlısı bir kızım oldu.

Boşanmanıza hastalığınız mı neden oldu?
Hayır.

Neden doktorluk mesleğini seçtiniz?
Babam doktor, annem hemşireydi. Evde konuşulanlar hep tıp üzerineydi. Bu konuşulanlar sizi ister istemez etkiliyor. Hayatım beş yaşından beri hastanelerde geçti. Bunun yanında insanlara yardım edebilmek, sağlıkları konusunda el uzatabilmek, tamamını olmasa da belli bir kısmını çözebilmek bana çok büyük bir mutluluk veriyor.

Doktor olmasaydınız hangi mesleği seçmek isterdiniz?
Bilgisayar mühendisi olmak isterdim.

MS ile kaç yaşında tanıştınız?
Ocak 1990’da tanıştım.

MS’li olduğunuzu ilk öğrendiğinizde tepkiniz ne oldu?
Kulakları çınlasın Hocam Prof.Yalçın Yılıkoğlu bana ,”Oğlum” dedi; “Sen ya MS'sin ya da poli miyelit'sin.” Poli miyelit’i biliyordum fakat Multipl Sklerozu bilmiyordum. “Hocam nasıl bir şey?” diye sordum. “Öğrenirsin “dedi.
Haliyle kitaplara sarılıyorsun, nerede ne var diye ama bulamadık. O yıllar bu hastalık öyle çok bilinmiyordu. İnternet henüz yok, dolayısıyla arama motoruna yazıp aratamıyorsun. Daha sonra hiç unutmuyorum elime bir yazı geldi. Dört satırlık bir yazı. Okuyunca anladım. Merkezi sinir sistemini tutuyormuş, kısmi felç yaparmış. Hemen başlıyorsun düşünmeye. Ben ne yapabilirim? İlerleyince kendime nasıl bir yön çizebilirim?

Doktor olmanız MS hastalığınızı kabullenmenizde olumlu bir katkı sağladı mı?
Hastalığın durumu ve gidişatı bakımından tabii ki faydası var. Ama diğer yönler tamamen sizin ruh halinizle ilgili. Bilgi güçtür. Bir işin başının ve sonunun nereye gideceğini nereye kadar uzanacağını bilirsiniz ama buna rağmen kabullenemediğin noktalar da oluyor.

MS hayatınızda nasıl değişiklik yaptı?
Hayatımı 180 derece değiştirdi. MS hastalığım çıktığında babamın da doktor olmasından dolayı Amerika ile temasımız vardı. Okul bittiğinde direkt oraya gitmeyi düşünüyordum. Benim ve ailemin planı buydu. Eğitimime orada devam etmek istiyordum. İstediğim dal belliydi, Kalp Cerrahisini istiyordum. MS'i ve hastalığın seyrini öğrenince haliyle planlarımı değiştirmek zorunda kaldım.

MS’in sizde ilerlemesi nasıl oldu? sandalye kullanmaya MS teşhisi konulduktan kaç yıl sonra başladınız?
Hastalığın seyri sürekli ataklarla geçti. Her atakta kayıplarla devam etti. sandalye kullanmaya 12 yıl sonra başladım.

Hastalarınızın sizi ilk gördüğünde tepkileri nasıl?
İlk bakışta beni sandalyede görünce şaşırıyorlar. Çoğu içinden “beni nasıl tedavi edecek” diye düşünüyordur. Ama zamanla bu kaygıları ortadan kalkıyor ve gayet iyi anlaşıyoruz Ben hem hastayım, hem doktor. Hastayı değerlendirirken iki durumu da göz önüne alarak değerlendiriyorum. Hastalarıma iki yönden yaklaşıyorum. Hastalığım bana dezavantaj değil, avantaj sağlıyor.

Günde kaç hastaya bakıyorsunuz?
Günde ortalama 50 hastaya bakıyorum.

Emekli olabilecekken yine de çalışıyorsunuz neden?
Oturmak güzel bir şey değil. Benim ailemde oturan hiç olmadı, hepsi hayatının sonuna kadar çalıştılar. İnsan çalıştıkça daha dinç oluyor. Daha sosyal oluyorsun, hayata daha sıkı sarılıyorsun. Tahlillerimden dolayı 6 ay oturmak zorunda kaldım. Çalışmadan oturmanın bana göre bir şey olmadığını o zaman anladım.

Engelli olarak sizi en çok neler rahatsız ediyor?
Engellilere yönelik belediye hizmetlerinin, engellilerin toplumsal hayata katılımını sağlayacak tedbirleri almakta adeta ayak sürümesi beni çok sinirlendiriyor. Engellilerin önündeki en büyük sorun sağlıklı insanların olumsuz önyargılarını değiştirmek iken, biz hâlâ yapılması, aşılması çok kolay olan yollarla, kaldırımlarla ve rampalarla uğraşıyoruz. Biz kaldırımlarda, yollarda, rampalarda böyle zorlanırsak; önyargıları değiştirmek için sanırım bize yüzyıl bile yetmeyecek.

MS hastalarına tavsiyeleriniz var mı?
Yapmak istedikleri planlarından vazgeçmesinler. Hani sorarlar ya; hayattaki pişmanlığınız nedir diye, benim tek pişmanlığım var. TUS (Tıpta Uzmanlık Sınavı) sınavlarına hazırlanırken üst üste ataklar geçirdim. Babam da oğlum “buraya kadar” dedi, “bırak boş ver” dedi. Bıraktım. Keşke bırakmasaydım.
Biraz daha asılsaydım verecek duruma gelirdim. Planlarını, hayallerini ertelemesinler, bırakmasınlar. İnsanı hayata bağlayan bu planlar ve hayallerdir.
Haber:Naci YENİER Kaynak: Gazetekadıköy