Devlet yıllardır açık tuttuğu özürlü kontenjanını doldurmak için nihayet düğmeye bastı.

2010 bütçe görüşmeleri sırasında yapılan bir değişiklikle kamuda ilk defa işe alınacak özürlülerle ilgili istisnai düzenlemeye gidildi. 1 Ocak 2010'da yürürlüğe giren düzenlemeyle kamudaki özürlü istihdamı kota dışında bırakıldı. Böylece 38 bin 192 özürlüye devlet kapısı aralandı.

Hükümet bununla yetinmeyip bir adım daha attı. 10 Haziran'da ilk kez "Ulusal İstihdam Strateji Planı" açıkladı. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan; "... Eğitim-istihdam ilişkisi güçlendirilecek, işgücü piyasası esnekleştirilecek, Kadınlar, gençler ve dezavantajlı grupların istihdamı artırılacak." dedi.

Bu plana göre, 55 bin özürlü kontenjanı iki yılda doldurulacak. Geç de olsa 55 bin özürlüye devlet kapısını aralayan bu güzel ve yerinde uygulamaya teşekkür ederiz.

Pişmiş aşa su katılmaz. Ancak o kadar yazıp çiziyoruz ayrıca işin içindeki biri olarak yine sakata gelmemek amacıyla şimdiden uyarımı yapak istedim. Eğer uygulama sadece 'iş' olsun sadediyse 55 bin kişiye istihdam sağlayacak bu güzel uygulama birçok sakatlıklara neden olur.

Çünkü;
Kamu binaları özürlünün özgürce hareket edebileceği mekânlar değil. Dolayısıyla mimari bozukluklar düzenlenmeden yapılacak istihdamda bir sakatlık olur.

Temel eğitimden yoksun, mesleki eğitim al(a)mayan kişileri işe almak bir sakatlık yaratır.

55 bin kişinin özel durumu dikkate alınmadan işe yerleştirmelerde bir sakatlık olur.

Metropol kentlerde bile toplu taşıma araçlarını kullanamayan özürlünün servis araçları hizmete uygun hale getirilmedikçe istihdamda sakatlık yaşanır.

Görme özürlülerin (sadece santral operatörü) meslekleriyle ilgili alanlarda çalıştırılmaları planlanmayan istihdamda bir sakatlık olur.

Zihinsel özürlülerin istihdamı devamlı ötelendikçe yapılacak istihdamda bir sakatlık olur.

Ve en önemlisi yüzde 40'lık oranı tutturamayıp sakat sayılmayan yaklaşık 1 milyon 122 bin kişi istihdama dahil edilmedikçe 55 bin özürlünün işe yerleştirilmesinde bir sakatlık olur diyoruz!!!

Sabah Gazetesi Cemalettin Gürsoy Köşe Yazısıdır