Engel-Sizsiniz Türkiye

641 b - Engel-Sizsiniz Türkiye
Ertan Doğan
ertandogan-bursa@hotmail.com

09 Mart 2010 Salı
Bana, ikinci bir şans daha tanısalar ve hangi ülkede yaşamak istediğimi sorsalar yine Türkiye'yi seçerdim. Ancak seçimimi yapmadan önce; “tek şartım var,” derdim. “Önyargısız bir toplumda yaşamak istiyorum…” Evet, yaşadığım ülke; dört mevsimi hakkını vererek yaşayan, her köşesinde ayrı bir doğal güzellik olan, etnik kimlikleri içinde çok güzel harmanlayan ama yurttaşlarının önyargıyı üzerlerinden bir türlü atamadıkları bir ülke... Ve ben, tüm olumsuzluklarına karşın bu ülkeyi seviyorum. Ancak kafalardaki önyargı zaman zaman yaşamdan bile soğutuyor beni. Öyle anlarda başımı alıp gitmek istiyorum, kimsenin ayak basmadığı topraklara…

Beni umutsuzluğa iten toplumdaki bu önyargıyı belki de yaptıklarımızla biz engelliler oluşturduk beyinlerde. Üç beş kuruş kazanacağız diye camii önlerinde açtığımız mendiller; üreten, yaşamda biz de varız diyebilen engelli arkadaşlarımıza köstek oldu farkında olmadan. Ya da insanlar, kafalarında önceden oluşturmuşlardı engelli imajını. Hangisi olursa olsun bir günde değişmesini beklemenin hayalcilik olacağının da farkındayım. Ama geçen zamanda ufacık bir değişimin olduğunu görmeyi de umuyor insan.

Şimdi yazacaklarımın bile bazılarınız tarafından; "Ertan’ın tepesi attı yine ve o öfkeyle böyle bir yazı yazdı," şeklinde yorumlanacağından eminim. Çünkü bu şekilde düşünenler yazının içeriğine bakmadan yorumlayacak. Tıpkı, onca yazarın arasına üreterek girmeyi başarmış engelliye değil de, elini kolunu kullanamayan birine baktıkları gibi. Tıpkı, bu yazar yaşamı hangi açıdan yorumlamış deyip kitap almak yerine, "standları gezip kitap alayım, sonra gelip bir tane alırım," diyerek 8. TÜYAP Bursa Kitap Fuarı'nın ortasında aklı sıra sadaka vermeye kalkışan orta yaşlı amcam gibi... Oysa o amcam az sonra gelen gencin saygı dolu bakışlarına baksaydı eğer, belki de düştüğü yanlışın ayrımına varacaktı, yazının bütününü okuyan ve anlayan sizler gibi…

Önyargılı olanların bu davranışlarını kültür seviyesinin düşüklüğüne bağlıyorsanız eğer, yanılıyorsunuz derim. Öyle ki kitap fuarını organize eden TÜYAP yetkilileri bile engellinin yazar ya da okuyucu olamayacağını düşünmüşler ve mescit yapmayı dahi akıl ederken, yasal olarak zorunlu olmasına rağmen ufak da olsa bir engelli tuvaleti yapmamışlar. Yapmamışlar yapmasına da çok merak ediyorum; acaba benden başka engelli yok muydu onca insanın arasında ve benden başka bir engelli tuvalet ihtiyacı hissetmemiş miydi? Koskoca salonda onca yazar varken ve bir engelli tuvaletinin olmadığı biliniyorken neden yalnızca ben ve ailem tepki göstermişti bu ayıba? Yazar arkadaşlarım sanırım Tanrıyla anlaşma yapmışlardı, bir gün engelli olmayacaklarına dair! Tabi ki herkes her şeyi akıl edemez. Başına gelmedikçe de kimse kimsenin ne gibi zorluklarla karşılaştığını bilemez. Ancak toplumun aydınlık yüzü olan yazarların böyle bir eksikliği atlamalarını anlamakta güçlük çektiğimi de belirtmek istiyorum.

Sağlıklı insanlara tanınan haklar bizlere tanınmadığında elime bir megafon alıp ülkeyi karış karış gezerek; “ENGEL-SİZSİNİZ TÜRKİYE” diye bağırmak geliyor içimden. Zaman değişti, bizler dilenci gibi el açmak değil, ürettiklerimizle görünmek istiyoruz diye haykırmak, gücüm yettiğince... Biliyorum ki tek başıma önyargıları kıramam, biliyorum ki düzenin bu şekilde işleyip gitmesini isteyen engelli ve engelli ailesi var hala; ama yine biliyorum ki benim gibi düşünen ve bu uğurda adeta savaş veren engelli arkadaşlarım da var.

Her şeye sil baştan başlamak ve insanların beyinlerindeki engelli imajını değiştirmek için yıllarımızı harcamak gerekse bile bıkmadan, yılmadan bu değişimi anlatmalıyız duymayan yüreklere. Ancak o zaman bizler için yaşadığımız bu ülke daha yaşanılası olacak ve engelimizi hissetmeyeceğiz.


haber3.com alıntı