TEKSAN İnovatif Medikal Ürünler İstanbul, Antalya, Bursa ve Antalya'da
View RSS Feed

mufto 27

Tevekkül üzerine

Değer Biç
Sonuna kadar okuyun 😇

[B]Tevekkül[/B
],
sözlükte “birisini vekil edinmek, işini ona bırakmak, işi başkasına ısmarlamak” gibi manalara gelir. Kavram olarak ise tevekkül,“Bir sonuca alaşmak için gerekli olan sebeplere teşebbüs ettikten sonra başarıyı Allah’dan beklemek, Onun takdirine razı olmak.” demektir.

Müslümanın tevekkül anlayışını en veciz biçimde ifade eden şu hadis-i şerifi beraber okuyalım:

“Çalışmak âdetim, tevekkül hâlimdir.”(1)

Ve Risale-i Nur’da geçen özlü bir tevekkül tarifi:

“Tevekkül, esbabı bütün bütün reddetmek değildir. Belki esbabı dest-i kudretin perdesi bilip riayet ederek ve esbaba teşebbüs ise bir nevi dua-yı fiilî telâkki ederek, müsebbebatı yalnız Cenâb-ı Hakk’dan bilmek, neticeleri O’ndan istemek ve O’na minnettar olmaktan ibarettir.”(2)

Müslüman, dünya hayatını daha güzel imkanlarla ve daha rahat bir şekilde geçirmek için gerekli sebeplere tam olarak teşebbüs eder, ama şunu da çok iyi bilir ki, "Bu dünya zevk ve lezzet yeri değil, ancak imtihan meydanıdır ve âhiretin tarlasıdır. İmtihanda, tarlada, sıkıntı vardır. Ferah, imtihan ötesi ve hasat sonrasıdır.” Bunun için dünyanın musibet ve sıkıntılarına karşı psikolojik olarak bir ön hazırlığa sahiptir.

O, herkesi misafir ve her şeyi geçici bilir. Hiçbir hâdiseye olduğundan fazla kıymet vermez. Ve ömrünü huzur içinde geçirir.

Gerçekten de tevekkül en büyük bir huzur kaynağıdır. İnsanın önünde çok menziller var. Kabre girmeden önce çoğu zaman, hastalıklara, musibetlere, çaresizliklere, ihtiyarlığa da uğrar. Bütün bu safhalarda insan tevekkülsüz yaşayabilir mi?

Bir hasta, muayene olma ve ilâç alma safhalarından sonra şifa bekleme dönemine girer. Doktoru da yanıbaşında onun iyileşmesini beklemektedir. Bu ikili bekleyiş Allah’a tevekkülden başka bir şey değildir.

Tevekkül, hastalığa olduğu gibi, ihtiyarlık mevsimi ile insanın yüzüne daha fazla vuran, ölüm habercisi soğuk rüzgârlara karşı da en sağlam zırhtır. Bundan mahrum olanların tenleri hangi cins kumaşla sarılı olursa olsun, canları her an iğnelenmekte, huzurları daima zedelenmektedir.

Mümin, sebepler dünyasında yaşadığının, ekmeden biçemeyeceğinin şuurundadır. Bunun yanında toprak zerrelerinin insanı tanımaktan onu merhamet etmekden çok uzak olduğunu ve gıda maddelerini yapacak ilme, kudrete ve iradeye de sahip bulunmadıklarını da çok iyi bilir.

Sebeplere teşebbüs ettikten sonra Allah’a tevekkül eder. Zira, ağaçtan meyve topraktan hububat ve topyekûn kâinattan insan süzüp çıkaran O’dur.

Sebeplere teşebbüs etmemeyi Allah’ın bu kâinatta koyduğu fıtrat kanunlarına isyan olarak değerlendirir. Ama, neticeyi sebeplerden değil, Allah’dan bekler; duasını, niyazını, şükrünü ancak O’na yapar.

Peygamberimiz (asm.),

“Senin en büyük düşmanın nefsindir.”(3)

buyuruyor. Bu ikazın ışığında şunu hemen söyleyebiliriz: Biz bu en büyük düşmanımıza karşı, Rabbimize en azim bir tevekkülle sığınmak mecburiyetindeyiz.

En büyük düşmanımız nefis ve onun teşvik edicisi şeytandır. Önümüzde, dünya sevgisi, mahlûkata güvenme, makam sevgisi, desinler, demesinler, kibir, gurur, hırs, tamah, haset, gıybet, iftira... herbiri nice ruhları yaralımış, nice imanları götürmüş korkunç dalgalar var.

Bu dalgaları aşmak için Allah’ın emirlerine uyma ve yasaklarından kaçınmayı müteakip, ellerimizi Dergâh-ı İlâhî’ye açıp, O’na dua etmek, O’ndan yardım dilemek ve yalnız O’na tevekkül etmekten başka bir çaremiz var mı?

Tevekkül, bütün canlıların hatta cansızlar âleminin de yaratılışlarında var.

Toprağın altında bekleşen tohumlar, yumurtalarını uzak denizlere bırakıp geri dönen balıklar, rızık kaygusuna düşmeden ve doğum kontrolu hesabına girmeden yavru yapan hayvanlar ve nihayet yollarını bilmeden süratle dönen gezegenler birer tevekkül sahnesi sergiliyorlar.

Başta da işaret ettiğimiz gibi, tevekkül yüksek bir haslet, ulvî bir seciyedir. İnsan ruhu için ayrı bir terakki vesilesidir. Kul ile Rabbi arasında manevî bir rabıtadır.

Allah’a tevekkül eden insan, kalben O’na teveccüh etmiş demektir. Bu teveccüh, başlı başına bir salih ameldir, bir ibadettir. İstenen dünyevî maksat gerçekleşsin veya gerçekleşmesin, uhrevî mahsûl alınmış; ruh, huzurun zevkine ermiş, Allah’ı anmanın safâsını sürmüştür.

Allah’ı zikretme, yâni O’nu hatırlama, yâd etme sadece bildiğimiz ibadetlere mahsus değildir. Sabır, teslim, rıza, havf, reca da ayrı birer zikirdirler. Tevekkülü de böyle ulvî bir zikir olarak kabul etmek gerek.

Tevekküle karşı çıkanlar, nefislerine itimad ederler, Allah’ın lütfunu, yardımını, keremini hiç düşünmezler. O’nun mülkünde yaşadıklarından ve varlık adına her neleri varsa, hepsini O’nun bahşettiğinden gafildirler. Bedenlerindeki her hücrenin ve kâinattaki her sistemin İlâhî iradeyle terbiye edildiğini unuturlar.

Aslında bu kişiler, alemlerin Rabbine bilmeyerek de olsa itimad etmekle hayatlarını endişesiz sürdürürler ve bir nevi tevekkül içinde yaşarlar. Yatağa girip gözlerini kapadıklarında kendilerini ve çevrelerindeki bütün eşyayı mutlak bir iradeye teslim etmekle rahatça uyuyabilirler. Yemek yedikten sonra sindirim faaliyetlerini hiç düşünmez kendi işlerine bakarlar. Ama tevekkülden bahis açıldı mı hemen enaniyetleri kabarır ve bu ulvi meziyyete şuursuzca karşı çıkarlar.

Allah’a tevekkül etmeyen insan, bütün ihtiyaçlarını kendi gücüylü karşılayabileceği ve yine bütün düşmanlarını da o aciz kuvvetiyle etkisiz hale getireceği vehmine kapılar. Böyle bir kişiye soralım:

- Zelzele olmasın diye yerin derinliklerine sağlam kazıklar mı çakacaksın?

- Başımıza yıldızlar yağacak olsa yer ile gök arasına sedler mi kuracaksın?

- Yağmur “gelmiyorum” dedi mi, denizi buharlaştıracak ve o buharları rüzgara yükleyip muhtaç beldelere sevkedecek bir gücün mü var?

- İhiyarlığa ve ölüme durun diyebiliyor musun?

- Işığı azalmasın diye güneşe yakıt mı ihraç edeceksin? Ondaki kara lekeleri sulu boyayla gidermeyi mi plânlıyorsun?

- Arz küremiz arıza yapsa, aşağı inip arkadan itekleyeceğini mi sanıyorsun?

- Korkusunu yenmek için, karanlık sokaklardan şarkı söyleyerek geçen bir çocuk psikolojisi içinde, ölüm korkusunu kahkahayla boğmaya mı çalışıyorsun?

Mü’minin ruhu bütün bu ve benzeri gülünçlüklerden arıdır, temizdir, sâfidir. Çünkü o, kul olduğunu bilir. Bütün alemleri Allah’ın terbiye ettiği inancını taşır. Bütün mülk aleminin yegane maliki olarak Allah’ı tanır. Onun izni olmadan kimsenin ne zarar ne de fayda vermeye güç yetiremeyeceğine inanır. Kendine düşen görevleri eksiksiz yerine getirdikten sonra, bütün sonuçlar için Rabbine tevekkül eder. Onun takdirini rıza ile karşılar. Bu tevekkül ve teslim şuuruyla daha bu dünyada iken manevi bir cennet hayatı yaşar.

Dipnotlar:

(1) bk. Hadis-i şerif.
(2) bk. Sözler, Yirmi Üçüncü Söz.
(3) bk. Aclûnî, Keşfü'l-Hafa, Beyrut, I/143, Hadis No: 413.

Rabbim tevekkül içinde kulluğumuzu hakkıyla yerine getirmek için çaba gösteren kullarından eylesin bizleri
Ve rahmetini üzerimizden eksik eylemesin iman üzere yaşamayı ve iman üzere vefat etmeyi nasip etsin.
Amin inşa ALLAH 😇
Dualarda buluşmak dileğiyle
Selam ve dua ile
Etiketler: Boş Etiket Ekle / Değiştir
Ana Sayfa Bölümleri
Diğer

Yorum

  1. (ben) Avatarı
    • |
    • (Bu Mesajın Linki)
    Hocam emeğine sağlık.
  2. mufto 27 Avatarı
    • |
    • (Bu Mesajın Linki)
    Seninde ağzına diline kalbine sağlık üstadım okudugun için çok teşekkür ederim
  3. (ben) Avatarı
    • |
    • (Bu Mesajın Linki)
    Böyle bir yazı okunmaz mı hocam
  4. (ben) Avatarı
    • |
    • (Bu Mesajın Linki)
    Böyle bir yazı okunmaz mı hocam
  5. (ben) Avatarı
    • |
    • (Bu Mesajın Linki)
    İki defa yazdım çünkü önemli bir konu
  6. Güz- Avatarı
    • |
    • (Bu Mesajın Linki)
    Allah razı olsun.
    Allah inancı olsun veya olmasın her insan, sebep oluşturmadan sonuç elde edemeyeceğini bilerek yaşar.Bir çalışan, çalışmadan gelir elde edemeyeceğini,bir öğrenci çalışmadan sınavı geçemeyeceğini,bir erkek /kadın sorumluluk almadan bir aile kuramayacağını gibi..Ve insanlar böylece herhangi bir şey için öncesinde sebep oluşturmak gerektiğini öyle veya böyle öğrenirler.Çünkü hayatta işlenen sebepler birleşir ve bir sonuç meydana getirir.Tevekkül ehli olmayan insanlar,sebepler gibi sonuçlarında kendi iradeleri dahilinde olduğu yanılgısı tehlikesiyle her daim karşı karşıyadırlar.Ve elde ettiği sonuçlar lehine olduğunda bunu nefislerinden bilerek "kibir"gibi cennet kapılarını kapayan bir günaha düçar olurlar.Tevekkül ehli ise sebepleri özgür iradesiyle oluşturduğunu ancak sonuçların kendisinin değil Cenabı Allah'ın takdiri ile olduğunu bilir ve tevazu halini kendilerine düstur edinirler.
    Tevekkül ehli olmanın önündeki en büyük engel benlik sevdasıdır.Ben yaptım,ben ettim,ben kazandım,benim sayemde oldu diye düşünenlerin tevekkülden nasipleri yoktur.
    Cenab-ı Allah tüm müslümanları rızasına uygun sebepler işleyip, takdiri ilahiye boyun eyenlerden etsin.
  7. (ben) Avatarı
    • |
    • (Bu Mesajın Linki)
    Emeği ne sağlık anlamlı sözler
  8. mufto 27 Avatarı
    • |
    • (Bu Mesajın Linki)
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: (ben)
    Böyle bir yazı okunmaz mı hocam
    @(ben) üstadım seni tanımıyorum dini bilgin ve yaşantın hakkında bir bilgim yok.
    Temennim böyle bir yazı okunmaz mi dediğin bilgileri hayatına da uyguluyorsundur inşa ALLAH

    Zira okuması güzel dediğim bu yazıyı yaşaman çok daha güzel ve huzur verici

    Rabbim bizlere iman üzere yaşamayı ve iman üzere vefat etmeyi nasip etsin.
    Rabbim rahmetini üzerimizden eksik eylemesin.
    Selam ve dua ile
  9. (ben) Avatarı
    • |
    • (Bu Mesajın Linki)
    Hocam okumadan neyi uygulayalım dinimiz ilk emri oku seni yaratan Rabbinin adıyla oku
  10. mufto 27 Avatarı
    • |
    • (Bu Mesajın Linki)
    @meryemce - aminnn inşa ALLAH Rabbim sizden de razı olsun

    Insan sebep oluşturmadan sonuç elde edemicegini bilir haklısınız ama ahiretlik işlerde çokta sebepler oluşturamaz gerek bilgi eksikliğinden gerekse istemediğinden ki o da yine bilgi eksikliğine dayanır.
    Biz Allah azze ve celle'nin kuranda ki ilk emri olan oku ayetini anlatamadık hatta okumadık bile o yüzden hayatın manasınıda anlayamadık ve işler zorlaştı...

    Tevekkül ehli olan yada olmayan kısmını gelirsek.
    Tevekkül ehli olmayan kişilerde çoğunlukla ne yazık ki dünyalık üzere kurulduğu için düşünceler hemen hemen tüm planlar kalbe imana ve yaşantıya doğrudan yada dolaylı olarak zarar veriyor bu sonuç kaçınılmaz oluyor.

    En güzel kısmi ise burası. Tevekkül ehl-i olanlar
    Be ne mutlu tevekkül ehli olanlar ve olmaya çalışanlara tevekkül ehli herşeyin allahtan olduğunu ve bunların hepsinin bir imtihan olduğunu imtihana sabır gösterildiği zaman çok kârlı bir ticaret olacağını çok rahmetler mağfiretler olacağını bilir zira zahmet çekmeden yani sizin dediğiniz gibi sebepler olmadan rahmet yani sonuç olmaz.

    Ve çok güzel can alıcı noktaya ayak bastınız
    BENLİK
    eğer dikkat edilmez ise hem dünyalık hemde ahiretlik sıkıntı kapılarını açan kötü bir haslettir. En kötü hastalıktır ben yaptım ben ettim.
    Zira o kadar bilgisi olmasına rağmen iblisi iblis yapanda benlik duygusu olmadi mı...(allah bizi muhafaza eylesin böyle durumlardan.)

    Zira buna hadislerde geçen 500 sene ibadet edip ameliyle cennete girmek isteyen adamın misali büyük bir derstir bizlere. Çünkü allahın rahmetine değil kendi ameliye yani yaptığına yani benlik duygusuna esir düşmüştür biran.
    Ve sonuç olarak 500 senelik ibadet sadece bir gözün karşılığı bile gelemiyor...

    Rabbim bizlere benlik duygusundan uzak imanlı ibadeti tefekkürlü bir ömür nasip etsin ve bizleri razı olacağı şekilde huzuruna çıkmayı nasip etsin.
    Teşekkür ederim okuduğunuz ve cevap yazdığınız için
    Rabbim rahmetini üzerinizden eksik eylemesin.
    Selam ve dua ile vesselam..
  11. Güz- Avatarı
    • |
    • (Bu Mesajın Linki)
    Allah sizden de razı olsun hocam.Blogunuz hoşuma gitti,takipteyim.
  12. mufto 27 Avatarı
    • |
    • (Bu Mesajın Linki)
    @meryemce - Amin inşa ALLAH Teşekkür ederim

    rabbim faydalanan kullarindan tefekkür eden kullarından ve riza-i ilahiye ulaşan kullarından eylesin. Amin inşa ALLAH