TEKSAN İnovatif Medikal Ürünler İstanbul, Antalya, Bursa ve Antalya'da
View RSS Feed

erkan1983

Tasavvuf dininin kutsanan kitapları !!!!!

Değer Biç
Bakara Suresi 79. Ayette Rabbimiz (mealen) şöyle buyuruyor:
Elleriyle (bir) kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için "Bu Allah katındandır" diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların!
Önce şirk ve küfür dolu kitaplar yazdılar. Sonrada (haşa) Allah ve Resulunün (sallallahu aleyhi ve sellem) bu kitaplardan razı olduğunu, bu kitapları ümmete tavsiye ettiğini iddia ettiler. Hz Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) şirki ortadan kaldırmak ve şirke götüren bütün yolları tıkamak için gönderildi, bu zalimler şirk dolu kitapları onun tavsiyesi ile kaleme aldıklarını iddia ettiler. Bir Müslümanın zerre kadar değer veremeyeceği bilakis eline geçen ilk fırsatta hemen, tez elden imha edeceği bu kitaplar Tasavvufçuların bir çoğu tarafından çok değerli ve içinde batıl barındırmayan kitaplar olarak kabul edildi.
Öyle ki bu kitaplara yapılan en küçük bir itiraz dahi cevapsız kalmadı. Akledebilen beyinler, görebilen gözler, işitebilen kulaklar için ilim adamı kılığına bürünmüş bu zalimlerin te’lif ettikleri kitapları hakkında dile getirdikleri iddiaları burada bir kez daha naklediyoruz.
1-Celalettin Rumi ve Mesnevi adlı kitabı
Celalettin Rumi Mesnevisini şöyle tarif ediyor:
Hüzünleri giderir bir şifadır kalplere
Le dünni mana verir müteşabih ayetlere
Kur’an-ı kerim gibi kimini hidayete
Kimini hak ettiği dalalete sevk eder.
Şerefli katiplerdir onun yazıcıları
Temastan men ederler temiz olmayanları
Kalbe mutluluk verir huyları güzel eyler
O ilhamla inmiştir alemlerin rabbinden
Gelemez batıl onun önünden ve ardından,
Koruyucu olan hak, onu korur gözetir
Ki o merhametlilerin merhametlisidir
Mesnevi kitabının başka adları da var
Adlarını verense Allah’ın kendisidir.
(Mesnevi, Ekim yayınları, Terc: Derya Örs- Hicabi Kırlangıç, sh:36)
(Mesnevi şerhi, A.Gölpınarlı, sh:18)(Tasavvuf ve İslam, İbrahim Sarmış, sh:171-172)
Mesnevinin şarihi Tahiru’l-Mevlevi, Mesnevi hakkında şöyle diyor:
''Kur’an dolayısıyla insanlardan çoğunun dalalete düşeceğini çoğununda hidayet bulacağını bildiriyor. Kur’an öyle olduğu gibi Mesnevide öyledir.
nitekim arif sahibi de''Kur’an gibi bizim Mesnevide bazılarını hidayete bazılarınıda dalalete gönderir...
Tahiru’l-Mevlevi şöyle devam ediyor:
''Mesnevi kerim ve salih olan katibler eli ile yazılmıştır. Temiz olanlardan başkasını temas etmekten men eder. Mesnevi Rabbulaleminden ilham olunmuş bir kitabtır.
Mesnevi ilham yoluyla Cenab-ı haktan nazil olmuştur. Taharet ve salah erbabından başkasının ona teması yani mutaalasıyla dinlemesinden, feyz-i marifet alması kabil değildir. Hz Mevlana bu fıkra ile diyor ki :
Canibi ilahiden vahyi münzel olan Kur'an-ı Kerim, nasıl avni samedanide ise, onun evvelinden de, sonundan da batıl zuhuruna İmkan ve ihtimal yoksa, Mesnevi de öyledir. İlhamı rabbani eseridir, kendisinden sapıklık zuhuruna imkan yoktur. Hatta iptali ve tahrifi de kabil değildir.
(Tasavvuf ve İslam, İbrahim Sarmış, sh:172)
Kur’an-ı Kerim’in sıfatlarını haber veren bazı ayet-i Kerimeler:
Muhakkak ki o (Kur'an) âlemlerin Rabbinin indirmesidir. (Şuara 192)
Ona önünden de ardından da bâtıl gelemez. O, hikmet sahibi, çok övülen Allah'tan indirilmiştir.(Fussilet 42)
Şüphesiz bu, korunmuş bir kitapta bulunan değerli bir Kur'an'dır. Ona ancak temizlenenler dokunabilir. O‚ âlemlerin Rabbinden indirilmiştir. (Vakıa 77-80)
Hayır! Şüphesiz bunlar (âyetler), değerli ve güvenilir kâtiplerin elleriyle (yazılıp) tertemiz kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış mukaddes sahifelerde (yazılı) bir öğüttür; dileyen ondan (Kur'an'dan) öğüt alır. (Abese 15-16)
Görüldüğü üzere Allahu Teala kendi kelamı olan Kur’an-ı Kerim’in bazı sıfatlarını bu ayetlerde beyan etmiştir. Zalimler ise bir beşer sözüne – hem de içinde türlü türlü küfürleri ve ahlaksızlıkları barındıran bir beşer sözüne- aynı sıfatları vermişlerdir.
2-Abdulkerim el-Cili’nin “İnsan-ı Kamil” isimli kitabı
Abdulkerim Cili içinde vahdet-i vücut inancını dile getirdiği ve daha başka bir çok küfür ile doldurduğu bu kitabı Allah’ın emri ile günyüzüne çıkardığını iddia etmiştir:
Şöyle diyor:
»Kitabı sarih keşfe dayandırdım ve konularını sahih haberle destekledim, (yazdıktan sonra kitabı dağıtmak aklına gelmiş, ama Allah'tan gelen emirle günyüzüne çıkarmaya karar vermiş olduğunu belirttikten sonra şöyle devam etmektedir): "Şimdi Hak bana günyüzüne çıkarmayı emretti, açık ve kapalı sözlerini açıkladı. Ayrıca umumi bir fayda sağlayacağı sözünü de verdi. Ben de başüstüne, diyerek emre itaat ettim.
(Tasavvuf ve İslam, sh:170-171)
3-Muhyiddin İbn-i Arabi ve “Fusus el Hikem” kitabı
Vahdet-i Vücut adı altında yeryüzünün en büyük küfrününün davetçiliğini üstlenen Muhyiddin Arabi bile içinde bir çok küfür bulunan kitaplarının (haşa) Allahtan geldiğini ve Resulullah’ın getirdiğini şu sözleriyle iddia ediyor:
"Hicri 627 yılı Muharrem ayının son on gününde Rasulullah'ı Şam'da rüyada gördüm. Elinde bir kitap vardı. Bu Fususu'l-Hikem kitabıdır, al ve insanlara sun, ondan yararlansınlar, dedi. Ben de Allah'ı, Rasulullah'ı ve bizden olan ululemri bize emredildiği gibi dinleriz ve itaat ederiz, dedim. Halis niyetle niyet ettim ve arzuyu gerçekleştirdim. Bu kitabı Rasulullah'ın tarif ettiği şekilde artırma ve eksiltme yapmadan ortaya çıkarmaya himmet ve gayret gösterdim. {...) Kalp sahipleri ehlullah bu kitabın nefis arzularından münezzeh ve çelişki bulunmayan, en kutsi makamdan indirildiğini kesin olarak anlasın. Umarım Allah duamı kabul edince isteğime icabet etmiştir. Ben de bana bildirilenden başkasıyla karşılaşmam ve bana indirilenlerden başkasını bu satırlarda yazmam. Nebi veya Rasul değilim, ama onların vari-siyim ve ahireti için çabalayan birisiyim. Bu Allah'tandır, dinleyin ve Allah'a dönün.(Tasavvuf ve İslam, sh:172-173)
4-el-Hac Mehmet Nuri Şemseddin en-Nakşibendi’nin “Miftahu’l-Kulub” adlı kitabı
el-Hac Mehmed Nuri Şemseddin en-Nakşibendi de kendi eliyle hazırlamış olduğu kitabı, Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) izni ve emri ile yazdığını, kitabın ismimi Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) tesbit ettiğini iddia eder.
"Bu risalenin hazırlanması ve yazılmasının sebebi şudur: 1259 yılı Rebiussani ayında hücremizde müteveccih bulunduğumuz sırada Sultanulenbiya, sertaculevliya yefasfiye velatkiya aleyhi ve alihi efdalu't-tehaya efendimiz hazretleri zuhur ederek, bu aciz kölelerini ihsan ve mürüvvetleri gereğince taltif ile: -Evladım Nuri! Vakitler bir acaip oldu, buyurdular. Aşık ve sadık ve didara talip olan ümmetlerim, kolaylıkla yollarını doğrultarak rıza yoluna hemen bağlansınlar ve vuslat sırrına nail olsunlar diyorum.....Onları helak olmak mertebesine getiren bu uçurumdan kurtarmak ve tecellileri gereğince şeriat, tarikat, marifet, hakikat ve vuslatın ne olduğunu anlatmak için bir risale hazırla! Bu risalenin adı Miftahu'l-Kulub: Sırrı Şemseddin olsun. Aşık, sadık ve didara talip olan ümmetlerim buna itibar edip amel etsinler ve ne yapmaları gerektiğini Öğrenerek yollarını doğrultsunlar, diye emir buyurdular.
(Tasavvuf ve İslam, sh:174)
5-Mahmut Ustaosmanoğlu ve “Ruhu’l-Furkan” isimli tefsiri
İsmail Ağa cemaatinin lideri Mahmut Ustaosmanoğlu’ da tefsirini Resulullah’ın emri ile yazmaya başladığını iddia etmektedir. Tefsirin mukaddimesinde şöyle diyor:
Ruhu'l-Furkan ismi verilen bu tefsire, başta Mevlâ Tealâ'nm büyük yardımı, Resullullah (Aleyhi ve Sellem) in manevî işareti ve Meşayih-ı Kiram (Kaddesaüahu Esrarehum) Hazeratının âli himmetleri (büyük yardımları) ile başlanmıştır…
(Hicrî 1407) senesi Şaban ayının Beraet gecesinde, Ravza-i Mutahhara'da, yani Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in bulunduğu pak cennet bahçesi olan mescid-i şerifinde, bulunduğumuz sırada Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tarafından vaki olan manevî bir işaretle, bu mühim işe başladık ve yukarıda geçtiği gibi kelime-kelime mana verilmesine ziyade ihtimam (dikkat) göstererek bazı kardeşlerimizle beraber bu uzun yola çıktık.
(Mahmut Ustaosmanoğlu (Heyet), Ruhu’l-Furkan Tefsiri, Sirac Yayınevi: 1/6-9.)
6-Said Nursi ve Risale-i Nur Külliyatı
Aynı iddiaları yakın zamanda Said Nursi de iddia etmiş ve Risale-i Nur’un Rabbani bir ilhamla yazıldığını bu kitabın yazılmasında kendi iradesinin söz konusu olmadığını iddia etmiştir., Risale-i Nur külliyatı adını verdiği zulmet kitaplarına yapılan itirazın Kur’ana yapılmış bir itiraz gibi olduğunu, bu risalelerin Allah tarafından yazdırıldığını, hatta Bediu’z-Zaman isminin bile kendi ihtiyarı olmadan kendisine verildiğini iddia eder.
Said Nursi yazdıklarının genelinde "hissettim, kalbime ihtar edildi, gördüm, bana denildi ki "ibareleri çoktur. Bu ifadeleriyle risalelerin müellifini kendi ihtiyarı olmadan kendisine söyleneni sadece yazan bir katip gibi tanıtır. Böylece risale-i Nur’a yapılacak bütün itiraz kapılarını –kendince- kapatır.
Mesela şöyle diyor:
"Ulaike eshabun narihum fihe halidun" ayeti 1295 senesine işaret eder. Risaletû’n-Nur’un iki kere ismine, hem sureti mücahedesine, hem tahakkümüne ve telif ve tekamül zamanına, tam tamına işaret eder, Kur’anın nurundan gelen hır nur ehli, imana bir nokta-i istinat olacağını mana-i işaret ile haber veriyor diye, kalbime ihtar edildi, bende mecbur oldum yazdım. ( Asay-ı Musa s. 90)
Yine şöyle diyor:
'Allahu veliyüllezine amenu""ayeti hem mana hem cifr ile, Risaletû’n-Nur’a bir remz var şöyle ki........(Bu makamda perde indi ,yazmaya izin verilmedi, başka zamana tehir edildi.)( Asay-ı Musa s. 91)
"Çok defa kalbime geliyordu; Neden İmam Ali (r.a.), "Risaletü'n-Nur'a" ve bilhassa "Âyetü'l-Kübrâ Risalesi"ne ehemmiyet vermiş, diye sırrını beklerdim. Lillahilhamd, o sır ihtar edildi... "Âyetü'l-Kübrâ Risalesi"ni İmam Ali (r.a.) keşfen görmüş, ehemmiyetle göstermiş.( Sikke-i Tasdik-i Gaybi. s.30
Açıkça iddia ettiği üzere ona yazdıran birisi var. Ve bazen O’nun emri ile yazıyor, bazen O izin vermediği için yazamıyor. İmam İbn Kesir'in bildirdiğine göre Cengizhan'da Yesak kitabını bu şekilde hazırlamıştır. Şeytanlar ona vahyediyordu, O'da bu sözleri kanun haline getiriyordu. Bu adamlarda aynı yolu takip ediyorlar. Yani kendi "yesak" larını yazdırıyorlar. Kimisi ismini "Fusus" koyuyor, kimisi "Mesnevi" koyuyor, kimiside "Risale-i Nur Külliyatı "olarak isimlendiriyor.
Ey bu adamlara "evliya" sıfatını yakıştırıp bu adamların tayin ettiği yolu karış karış takip edenler. Ey Allah'ın kitabına, Resulunün (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetine muhalefet etmeyi göze alıp, bu adamların sünnetine muhalefet etmeyi göze alamayan kişiler! Soruyoruz sizlere, Bu adamların reddedilmeyi hak etmeleri için daha ne türlü cürümler işlemeleri gerekiyor?
Açıkça peygamberlik iddia edip, ben Allahtan vahiy alıyorum diye ortaya çıkılamayacağını, çıkanlarında daha dünya hayatında rezil, rüsvay olduklarını bilen bu adamlar bu iftiralarını “ilham” perdesinin altında gizliyorlar. Ve ilham perdesi altında yazdıkları küfür dolu kitapları insanlara “itiraz edilemeyen açık hakikatler” olarak dayatıyorlar. Bu günün Nurcuları nezdinde Risale-i Nur külliyatı itiraza kapalıdır. Çünkü bu kitapları üstadlarının yazmadığına, ona yazdırıldığına onlarda inanırlar. Bu zalimlerin iddialarını özetleyecek olursak:
1-Yazılan Mesnevinin hepsi hakmış ve hatasızmış.
2- Mesnevi de aynı Kur’an gibi hidayet verir. Kabul etmeyeni dalalete sevkedermiş.
3-Kitabları yazmak için Resulullah’tan emir almışlar.
4-Temiz olmayanlar Mesneviye el süremezmiş.
5-Mesnevinin önünden ve ardından batıl yanaşamazmış.
6-Mesnevinin tahrifi mümkün değilmiş.
7-Mesneviden sapıklık zuhuruna imkan yokmuş.
8-Mesneviyi şerefli katipler yazmış ve tümüyle Allahtan indirilmişmiş.
9-Allah mesneviyi korumasına almış.
10-Kitabların bazısının adını Allah bazısını da Resulullah koymuş.
11- Fusus el Hikem Resulullah’ın tarif ettiği şekilde arttırılmadan. Eksiltilmeden yazılmış.
12- Fusus el Hikem nefis arzularının karışmasından münezzehmiş.
13 -Fusus el Hikemin içinde hiçbir çelişki bulunmazmış.
14-Ümmet Fusus’un Allahtan indirildiğini kesin olarak anlamalıymış.
15-Ümmet Miftahu’l-Kulub ‘a iltifat edip, bu kitaba göre amel etmeliymiş.
16-Said Nursi sadece kendisine söylenenleri yazan bir katipmiş. Allah bu risaleleri ona ilham etmiş.
17-Risale-i Nur bu zamanda kendisine tutunanın kurtulacağı bir “Urvetu’l-Vuska” bir “Hablullah” olarak kabul edilmeliymiş.
18-Hz Ali 1400 yıl önceden Risale-i Nur’u müjdelemiş.
19-Bediu’z-Zaman sıfatı Said Nursi’ye kendi ihtiyarı dışında layık görülmüş.
20- Kur’an-ı Kerim ayetleri 1400 yıl öncesinden Risale-i Nur’u haber vermişler.
Ragıp el-İsfehani şöyle diyor:
Kendi elleriyle yazdıkları kitap hakkında “bu Allah katındandır” diyen kimseler, görünüşte insan olsalar da, aslında insan değildirler.(Ragıp el-İsfehani,İnsan iki hayat, iki saadet, Pınar Yayınları -özetleyerek-)
Rabbimiz (mealen)şöyle buyurmaktadır:
"Allah'a karşı yalan uydurandan yahut kendisine hiçbir şey vahyedilmemişken "Bana da vahyolundu" diyenden ve "Ben de Allah'ın indirdiği âyetlerin benzerini indireceğim" diyenden daha zalim kim vardır? O zalimler, ölümün boğucu dalgaları içinde, melekler de pençelerini uzatmış, onlara: "Haydi canlarınızı kurtarın! Allah'a karşı gerçek olmayanı söylemenizden ve O'nun âyetlerine karşı kibirlilik taslamış olmanızdan ötürü, bugün alçaklık azabı ile cezalandırılacaksınız." derken onların halini bir görsen!"(En'âm/93)
"...Okuduklarını kitaptan sunasınız diye kitabı okurken dillerini eğip bükerler. Halbuki okudukları, Kitaptan değildir. Söyledikleri Allah katından olmadığı halde: "Bu Allah katındandır" derler. Onlar bile bile Allah'a iftira ediyorlar."(Âl-i İmrân3/78 )
Elleriyle (bir) kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için "Bu Allah katındandır" diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların! (Bakara Suresi 2/79)













Etiketler: Boş Etiket Ekle / Değiştir
Ana Sayfa Bölümleri
Bugünüme Dair

Yorum