Sayfa 1 / 8 12345 ... SonSon
Toplam 113 mesajın 1-15 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    kuyucak Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    15.03-2007
    Son Giriş
    17.11-2010
    Saat
    23:39
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1.130
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    İNSAN ENGELDEN NEFRET ETMELİMİ? (KENDİNDEN DEĞİL ENGELDEN)

    İnsanı üç duygu ayakta tutar. Bunlardan biri -diğerleri olmasa da- insanı ayakta tutmaya yeter: Sevgi, Umut ve Nefret...
    Aslında bunların yanında bir de eküri koşar: Libido denilen yaşam enerjisi..
    Hangisi yüklenmişse arabayı, o da yanıbaşında onu delirtir.. Kesinlikle yardım etmez.. Delirtir..

    Sevgi insanı yaşama bağlar.. Sevmek yada sevilmek, farketmez..
    Umut İnsanı yaşama bağlar.. Aslında insanın kendine yapıp yapabileceği en büyük kötülük umut beslemektir.. Bu gün, yarın için umutlu olursun.. Yarın öbürgün için, umutlu olursun.. Bu sürer gider.. Ölürken de öte tarafın umudu vardır içinde.. Yani bir nevi uyuşturur insanı.. Zararı kadar da teskin faydası vardır sadece o kadar.. Ancak dayanılmazı, dayanılır yaptığı için insanı uyuşturduğu için, genelde kişinin kendine zararı olur..
    Oysa isyan doğru hedefe yönlenirse çok şeye katar insana..

    Nefrete gelince.. İnsanı ayakta tutan en güçlü unsurlardan birsidir nefret..

    Zamanın da bi içim su olan bizler.. İçine hangi çiçeğin konulacağına bile karar verilemeyen temiz sular gibi olan bizler.. Küheylan gibi, rüzgarda uçuşan çoşkusuyla, sırtına alacağı prensesi seçemeyen bizler... Öpmelere kıyılamayan bizler... Bir şekilde eve gelen, içimize hiç sinmeyen pis, sası kokulu, sevimsiz bir olayla dost olmamız istenir..Onu sevmemiz istenir.. Değişmediğimiz anlatılır.. Narsist duygularla biz; Temiz bir depo içine damlatılan mürekkepin lekesini taşımaktayız oysa.. Eksilmişlik duygusu..

    Üstelikte yeni halimizi sevmemiz istenir.. Engelimizle barışmamız istenir.. Ona alışmamız istenir...

    Yok be dostlar.. Kandırmayın kendinizi.. Ondan nefret edin.. Ondan öldüresiye nefret edin ki ayakta kalasınız..
    Ne dersiniz?

  2. #2
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ben varım derim.

    Ancak Aristo abinin de dediği gibi herşeyde bir orta yol bulmak gerek.
    Bu nefret yaşam enerjisine dönüşecekse eyvallah. Ancak nefret duygusunun paketini açtığınızda onu üreten fabrikanın kullanım kitapçığında ürünün kontrolsüzlüğe yol açabileceği yazar. Bu yüzden bu duygu dikkatli kullanılmalıdır.

    Nefret duygusu engelimizden taşıp o engele sahip tüm benliğimize yönelmeye başladığında duygunun yan etkilerinin ne denli ölümcül olduğu anlaşılır. Bu nedenle dikkatli ve dozajında alınmalıdır derim.

    An gelir, hayata daha fazla tutunmak için sarıldığımız bu duygunun kendimiz için yarattığımız bir prangaya dönüşmesine neden olabiliriz. bu nedenle nefretimizi öyle "ölümcül" derecelerde yaşayarak abartmak tehlikelidir derim. Bu, bir başka açıdan onu fazlasıyla önemsemek ve dolayısıyla hayatımızdaki tahakkümünü onaylamak gibi bir durum yaratır. Bu nedenle nefret duygusunu da abartmamak gerekir.

    Benim hayatıma bunca engel koyan sakatlığımdan nefret etmem normaldir ama hayatımın yegane katalizörü olarak bu nefretin öne çıkması beni ben yapan tüm niteliklerimin inkarı olurdu...

  3. #3
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bir görüştür sevgili kuyucak, kuşkusuz tartışılabilecek bir görüş....

    Diyelim ki evet, dediğin gibi olsun.

    Kafama bir şey takılır sadece. Nefret gibi olumsuz duyguların diğer olumlu duygulardan çok daha fazla artan bir ivmesi vardır.

    Nefret nefretle katmerleşerek büyür, büyür büyür ve yok oluşa kadar götürür insanı....

    Yani sonunda yok olacağımız ayrı bir gerçeğimiz, nefretle bu yok oluşu çoğaltacaksak bu bakış açısıyla, hadi hep beraber alalım silahı elimize ve bir kurşunla bitirelim bu işi, sen buna ne dersin?

  4. #4
    Üye
    jonjon Avatarı

    Gerçek Adı
    GöKHaN
    Üyelik Tarihi
    03.12-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    12:49
    Yaşadığı Yer
    Ankara/ümitköy
    Mesaj
    504
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    14

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bende varım..

    Ama Pegasus'un dediği gibi dozu kaçabilir bu işin.. Bu nefret kalbi yüreği nasırlaştırır eğer dozu kaçarsa.. Umut etmek insanın kendine yaptığı en büyük kötülüktür demiş Kuyucak haklısın bi yerde ama olmuyo işte en uç noktada herşeyin bittiği yerde akla bi soru geliyo . Acaba?

    İşte o zaman hayatın zamanın duyguların umutların kronometresini sıfırlıyorsun ve sayması için tekrar başlatıyorsun..

  5. #5
    Üye
    Cigdem Kuyucak Avatarı

    Üyelik Tarihi
    01.08-2008
    Son Giriş
    20.07-2013
    Saat
    17:25
    Yaşadığı Yer
    Antalya
    Mesaj
    168
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Üç duygudan bahsetmişsin Kuyucak; ama hepimiz nefret duygusuna yoğunlaştık.
    Çünkü nefret sınırsız bir şeydir...İnsanların en korktuğu şeylerden biri de,
    birilerinin kendisinden nefret etmesidir.
    Sadece engelimizden nefret etmeklemi kalacağız.?
    Hoşnutsuz olamak da aynı şey bunu nerede sınırlayacağız?

    Sevgi kelebekleri gibi ortada dolaşmayalım ama nefretide abartmayalım.
    "Ayy ben engelimi çok seviyorum ,o bana tanrının bir armağanı" diye palavraya gerek yok.
    Ama nefret duygusuda insanı sosyal hayattan uzaklaştıran çok sert bir duygu değilmidir?
    Ayakta kalmak için nefret duygusu ile "azim etmeyi" birbirine karıştırmamak gerek galiba.

  6. #6
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Güzel söylemişsin çiğdem

    Hele şu sevgi kelebekleri cümlene bayıldım.

    Nefret duygusu ilginç bir duygudur bana göre. Geçici bir süre için insanda ayakta kalabilmeyi sağlayabilir aslına bakarsan. Çünkü nefretin ilerinde, oluşan bu duyguyla nefret etmemizi sağlayan olguya karşı öç alma duygumuzun hakim olduğuna inanıyorum.

    Evet nefret ederiz ve her nefretimizde; "gör bak ben de sana neler edeceğim " gibi bir düşünce de gizlidir. Bir şeyler yaparız da belki öç alınabilir ve ama sonunda yine elimizde kalan kendi gerçeklerimizdir. Bir kısır döngüdür kısacası.

    Hele engellere karşı bir nefret sonu asla gelmeyecek bir şey değilmidir?

    Nefretin beraberinde getirdiği çok daha olumsuz duyguları da unutmamak gerekir. Nefret tek başına bir şey değidir ki!

    Öfke gelişir herşeyden önce belki de insanoğlunun sahip olduğu kendini yok etme sürecinde en belirgin özelliğe sahiptir öfke.

    Arkasından şüpheler gelir. Nefret ediyorsak şüpheler oluşmaya başlar, hemen her şeye. Uzar gider bu ve bir bakmışız ki kapatmışız pencerelerimizi dünyaya ve kısıtlamışız kendimizi.

    Kendi pisliğinde boğulmakla eş değerdedir bana soracak olursan.

  7. #7
    Üye
    ikinci bahar Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.07-2005
    Son Giriş
    06.12-2017
    Saat
    21:55
    Yaşadığı Yer
    ankara
    Mesaj
    443
    Alınan Beğeniler
    19
    Verilen Beğeniler
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    sayın kuyucak,
    ''nefretle uyanış çağrısı ''yapmışsınız bana göre.
    ben engelden nefret ederek yaşamımı biçimlendirmeyi
    engelli olduğum andan itibaren benimsedim.
    önceden yok saydığım,görünce başımı çevirdiğim,ürperdiğim
    insanların arasına bir engele sahip olarak katıldığımda bedenime,zihnime, ruhuma engeli sevmemem gerektiğini empoze ettim hep.
    engelli olmaktan her alanda karşıma çıkan bir engele sahip olmaktan nefretin ötesinde bir duygu besliyorum.
    yenik düşmekten,aciz kalmaktan
    engelimi sevmiyorum, asla da sevmeyeceğim..
    enerji kaybıma yol açıyor mu?
    belki yapabileceğim çok şey var elimde imkanlar yaratabilirim.
    engelim karşıma çıkacak yine ben üzüleceğim
    eksik olma boşluk hissini bana verdiği için.
    nefret ettiğim engelle karşılaşmama adına artık umut etmiyorum,
    etmiyeceğimde ve geriye dönüp baktığımda gariptir ki
    pişmanlıkta duymuyorum.ne çok acıyı içime sığdırmış bu engel diyorum.
    sadece yaşıyorum bir başkasının hayatını yaşar gibi.
    serseri mayın gibi..
    insanlar mutlu olmak ister.
    bir tekerlekli sandalye yaşamına sahip olarak mutlu olunmuyor .
    beni umutsuzluğun özgürlüğü mutlu ediyor.
    kasırganın ortasında yaşamaktansa .
    nefret ettiğim için karşılaşmamak adına yenik düşürmüyorum ruhumu.
    yaşam çok kısa her durumda
    tat almak gerekir diyenler çoğunlukta biliyorum.
    fakat ben zaten eksik olma duygusuyla yaşamayı sevemiyorum kii.
    ayrıca benim nefretim sadece kendime hiç bir engelliden nefret etmiyorum, edemem de.
    herkes kendi hayatını ve tercihlerini yaşar.
    sevgiler..

  8. #8
    Üye
    mezopotamyali kederi Avatarı

    Gerçek Adı
    ASYA
    Üyelik Tarihi
    02.02-2008
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    1.371
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Gönül isterdi ki yaşam aşkımın dinamizmini engelim değil hayallerim belirlesin...Kaçınılmazlar başa geldiğinde halinize yanma lüksünüz olmuyor zaten.Bu işten nasıl sıyrılırım düşüncesi kaplıyor benliği.Şayet çok evhamlı değilseniz olumsuzlukları da yaşamın bir parçası gibi görmeye başlıyorsunuz.

    Sabahları benden önce uyanan birşey var içimde.Susamışsam şayet dolaba kadar gidip bir bardak su içmenin hesabını yapıyor beynim...Bir off çekiyorum,eriniyorum yürümeme yardımcı olan cihazıı takmaya...Oysa isterdim kapıya çarpa çarpa,gözlerini bile açmadan el yordamıyla dolabın yerini bulmak ve su içmek...Binlerce insanın hiç hesaba almadığı getirisi götürüsü olmayan basit bir eylemdir oysa bu...Bunca masum isteklerim olduğu için kendime kızabilir miyim?

    Engelime gelince,sevmiyorum onu...Hiçbir zaman sevmeyeceğim de...Nefret de etmiyorum.Muhatabım yüzsüz,muhatabım alçak...Nefretimi anlayabilecek kadar içli dışlı değiliz onunla...Ben bir tavşan o bir dağ olsun istemiyorum...

    Hem sonra bu nefret intikam hislerini doruğa çıkarır değil mi?Kör dövüşü mü yapacağım hayat boyu?Benim yapılacak daha önemli işlerim var...

  9. #9
    Üye
    mezopotamyali kederi Avatarı

    Gerçek Adı
    ASYA
    Üyelik Tarihi
    02.02-2008
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    1.371
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Mete,engelli olmak birine ciddi anlamda ihtiyaç hissetmektir bana göre.Bu hem maddi hem manevidir.Sonuçta bir bardak suyu bi şekilde kalkıp içebiliyorsam mutluyum demektir.Hayat bizim için sadece biraz daha zor...Başucumda su bulundurmak engeli ortadan kaldırmıyor ki.Yıllar bana pratik olmayı öğretti engelimden dolayı.Ömrümün yarısından fazlası kendime yetmek için çalışarak harcandı.Epey yol kat ettim.Hanım evladı olma lüksünü hiç yaşamadım.Tırnaklarımla,dişlerimle hayatın yakasına yapıştım..Beni bunca yorduğu için engelimi sevmedim.Bu durum her ne kadar belli etmeseler de ailemin üzerinde vebal gibiydi,onların gönül rahatlığını sağlamak da benim boynuma vebal...Geriye dönmek,geleceği düşünmek boş işler...Şuan dilimi ise alabildiğine geniş...Onu kullanmak lazım...

  10. #10
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Engelliler.biz sitesinde açtığım -hoş geldin, hoş buldum'dan sonra - ilk başlık: Sevgili Hastalığım: Friedreich Ataksisi idi..
    Oradaki ilk mesajımı:
    Yine de, her şeye rağmen seviyorum hastalığımı. “Hastalık sevilir mi?” demeyin. Eğer barışık olmasaydık, 45 yıldır bir arada olabilir miydik?
    diye bitirmiştim.

    Gerçi hafif bir ironi vardı orada, ama doğruluk payı da yok değildi..


    ***

    Okuduğum zamandaki dersin hocasının etkisinden midir nedir.. Muhasebeyi sevmem.. Hele geçmişin muhasebesini yapmayı hiç sevmem.. Hele hele kişisel -günah çıkartma bâbında- muhasebe yapmayı hiç ama hiç sevmem.. Kısaca "Tarihin en güzel yanı 'Taaarih olmasıdır.' " der geçerim.. Lâkin, bazen bu 'muhasebe' işi gerekir.. Yeni kuşaklara deneyimlerin aktarılması açısından.. Bunu bile pek becerebildiğimi sanmıyorum.. ops: Ama yine denemeye çalışacağım..

    Bir de özellikle duygular söz konusu olduğunda 'genelleme yapmayı' pek sevmem.. Çünkü onlar soyut ve göreceli kavramlardır. Kişiden kişiye değişir.. Ayrıca, süper empati yapabilmeyi gerektirir. Onu da, hele sanal âlemde "yaparım" diyen elemana gülüp geçerim. Hani bir mesajında Niye mi anlatıyorum bunları? Belki hepsi palavra..Özelimi bilen yokki.. Oturan boğa ve dante dahil..Sadece resim yapıyorum.. demiştin ya Sevgili kuyucak, öyle bir şey işte.. Resmin genellemesi mi olur? :P

    ***

    Bunları dedikten sonra yukarıda sözünü ettiğim ilk mesajıma döneyim: Yine orada:
    Spazm eşliğinde ve kullanılan ilaçların yan etkileriyle zaman içerisinde ağırlaşıyor, hastalık. Desteksiz yürüyememe vb. sonuçlar ortaya çıkıyor.
    dedim.. Yani pek çok engelli arkadaşın durumundan farklı.. Sabit değil.. Sürekli ağırlaşıyor.. Değil 25-30, 15 yıl önce yapabildiğim pek çok şeyi şimdi yapamıyorum.

    Ol sebepten, bu konularda empati ve genelleme yapmayı yanlış bulurum.

    Mesajında biraz 'genelleme' yapıyor gibi algıladım da.. (Yanlış olabilir.. O zaman "yanlışsın" diyebilirsin çekinmeden.. )




    Dediğim gibi, 30 yıl önce daha sağlıklı olmama rağmen engelim/hastalığım yüzünden istediğim okulu bitiremedim, askere gidemedim, işimde yükselebilecekken yükselemedim, evlenemedim ve bugün yatağa olmasa bile odaya bağımlıyım.. 4 yıldır evden çıkamıyorum. Bunlar olumsuz yanları! Bir de olumlu yanlarını anlatayım.. Muhasebesini sen yap. 30 yıl öncesinin Türkiye'sini ben anlatmayım sana.. Benden daha ayrıntılı biliyorsundur.. İşte -ilginçtir- o Türkiye'den engelim/hastalığım sayesinde birkaç kez ölümden dönmüşlüğüm vardır, yine göreli olarak daha pasif olmam nedeniyle kendimi yetiştirebilme fırsatı bulabildim. Ve -şu an için en önemlisi- engelli olmasaydım burayı belki duymayacaktım/bilmeyecektim.. Yani engelim sayesinde buradayım! Bu durumda kalkıp "ben senden nefret ediyorum!" desem büyük bir nankörlük yapmış olmaz mıyım? De bakayım?


    Bir de.." Nefrete gelince.. İnsanı ayakta tutan en güçlü unsurlardan birsidir nefret.. " demişsin ya.. İşte buna ben de katılmıyorum.. Arkadaşlar, yeşil reçetelik ilaç falan demişler ama ben başka pencereden bakacağım:

    Bence, nefret ilkel bir duygudur!.. Ayakta kalabilenler de bol nefretli olanlar falan değildir.. " değişime en iyi uyan "lardır.. Bu da çağımızda, yeterince ve gerektiği kadar "donanım sahibi" insanlar için söz konusudur.. Nefretin ilkelliğini aşmış olanlar için yani..


    Önerim: Engelinize sevgi ya da nefret duyacağınıza onu kaale almayın.. Ben öyle yaptım, oldu..

  11. #11
    Üye
    Anti Oksidan Avatarı

    Gerçek Adı
    @vni
    Üyelik Tarihi
    19.08-2007
    Son Giriş
    04.07-2017
    Saat
    00:50
    Yaşadığı Yer
    İSTANBUL
    Mesaj
    2.658
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    bence kendisine karşı anlattığın kadar acımasız olmamalı insan, Kuyucak.. eğer engelinden nefret ediyorsa bir insan bunun tehlikeli bir yanı var.. gün gelir o nefret kendine bütünüyle yönelebilir.. hayatı ve yaşamı sorgulamaktansa insan kendisini sorgulamaya başlar ki, bunun da kişiyi kendi iç dünyasında çıkmazlara götürmesi işten bile değil..

    sürekli kendini sorgulayan insan, kendisiyle barışık olmak bir yana toplumun içinde kendini çok yalnız hisseder.. kendine bir duvar örüp sürekli onun içinde iç hesaplaşmalarının savaşını sürer..

    engelimden nefret etmek yerine ben daha güzel bir şey geliştirdim.. bilerek mi, bunu bilmiyorum ama beni neşemden hiçbir şey alıkoyamaz diye düşünüyorum: hayatı, toplumu ve kendimi 'ti'ye alıyorum.. bazen toplumdan farklı düşündüğüm için kendimle gurur duyuyorum (narsist yaklaşım), bazen "dibe vurduk ey hayat sıfırla kendini" diyerek kendime ivme kazandırmaya çalışıyorum (içdevinimsel yaklaşım), bazen "bak sağır sultan bile duymuş kimsenin haberi yok' diyorum (özgüven yaklaşımı)..

    yaşantımda nefretimden beslenen çok az şey var... ve ben bundan hiçbir zaman rahatsızlık duymadım.. sorgulamadan kabul eden, ırkçı ve kafatasçı, agresif ve pessimist, formal vb.. düşünce yapılarından nefret ediyorum.. ve bu da bana hayatla sonuna kadar uğraşmak için güç veriyor...

  12. #12
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Hasan abi kendisi ne demek istediğini açıklayacaktır mutlaka ama ben önerinin hayatımızı nefretten ibaret bir hale getirmemiz yönünde bir yaklaşım içerdiğini düşünmedim.

    Ben daha çok şu "engelimizle barışığız", "iyiki de engelliyiz laylay lom", "sakatlık da ne hoşmuş canım" şeklinde ifade edilen yaklaşımlara karşı alternatif bir zemin içerdiğini düşünüyorum.

    Asla ama asla bizlerin sakatlıklarımızdan ibaret kişiler olmadığımızı, daha fazla "bir şey" olduğumuzu unutmadan bizi engelleyen, duygularımızı, hayallerimizi tam anlamıyla yaşamamızı engelleyen sakatlığımıza karşı gerçekçi bir duruş söz konusu olan.

    Kendim de dahil olmak üzere hiçbir sakattın sakatlığına kardeşlik nakaratları dizmesini kabul edemiyorum çünkü. Bu bana insanın kendisini bile kandırması gibi geliyor. buna karşılık sakatlığımızın negatif bir olgu olduğu gerçeğinin farkına varmak bizim kendimizden nefret etmemize de neden olmamalı. Gerçekten hassas bir konu bu. Bu ayrımları sağlıklı şekilde yapabilenler iç ve dış huzurlarını emzirebilirler. Çünkü kendi gerçeklerinin eksiksiz bir tasvirine sahip olurlar.

    Nasıl ki yaşadığımız bir şehrin haritasını beynimizde görmek istersek bu konudaki duygularımızın da beynimizde şekillenmesi lazım. Böylece beynimizde dört boyutlu olarak görebildiğimiz şehrin neresinde olduğumuzu görmek gibi duyguların da nerede olduğunu görür ve gideceğimiz istikameti ona göre belirleriz. Hiç bilmediğimiz bir şehirdeki kaybolma tedirginliğini yaşamayız. İşte bu yüzden engelimizle olan duygusal ilişkinin netleşmesi gerekir.

    Dediğim gibi bizler sakatlığımızdan ibaret değiliz. Hepimizin sakatlıklarından çok daha fazla nitelikleri var. Nasıl ki sağlam bireyler bazen " ya ben çok sabırsızım ve bu özelliğimden nefret ediyorum" diyebiliyorsa biz de hoşlanmadığımız bir yanımızdan nefret edebiliriz. ama tıpkı sabırsızlığından ya da boşboğazlıgından muzdarip birisinin bu nitelikler nedeniyle tümden kendisinden nefret etmesi nasıl yanlış ise sakatlık nedeniyle bizim de kendimizden nefret etmemiz yanlış olurdu. Ki zaten öneri de bunu kastetmiyor.

    Bizler sakatlığımızla olan ilişkimizi netleştirmek durumundayız. Kimimiz bunu sakatlıgına asık olarak gerçekleştirmiş. Böyle arkadasları görüyorum sağda solda. Öyle konsuyorlar ki sanırsınız sakatlık denilen şey cennetten çıkma bir mucize. Bazılarımız da -işte ben de onlardan birisiyim- sakatlıgın sevilecek, hayran kalınacak bir yeri olmadıgını, aksine nefret edilecek bir olumsuzluk oldugunu bilip ondan nefret ederek o konuyla olan ilişkilerini netleşirirler. Bunun devamında ise artık orada takılmamak ve hayata devam etmek gelir. buradan sonra savaş vardır artık. Ve bu savaş nefret edilen o sakatlıga ragmen verilen bir savaştır. Bu savaşta herkesten geride başlamanıza rağmen yarısı bir çok yerde diğerlerinden önde bitirebilmenin büyük hazları da vardır. Bu savaşta sadece acı yoktur, hüzün yoktur. Bu savaş sadece hüzünle örülmüş bir kozadan ibaret değildir. Ama bu savaşın içinde gerçekleştiği kozada hüzün de vardır ve bu bizim yok sayılamaz gerçeğimizdir.

    Geçenlerde bir düğüne gittim. İnanılmaz bir sevgi ve ilgiyle karşılandım. Beni tanıyanlar masanın etrafını çevirdiler, eskilerden konustuk, şimdiden ve gelecekten. Güzel şey dedim yaşamak, güzel şey dostluk ve gelecek hakkıında bunca harika şeyler duymak. Düşündüm, iyiki gelmişim dedim. Eski arkadaşlarımı görmek güzeldi. Derken harika bir slow parça çalmaya başladı. Etraftan güzel kızlar dansa kaldırıldı ve ben dans etmeyi ne kadar özlediğimi anımsadım. Bir kızın başını göğsüme yaslayıp, beline sarılıp bir daha asla dans edemeyeceğimi düşündüm yeniden. İçimde ne konaklar yandı o an anlatamam. Ve evet kastedilen buysa işte orda ölümüne nefret ettim engelimden. Bazılarımız çok yanlış bir tutumla böyle anlarda bu nefretin kapsama alanını genişletip kendinden nefrete dönüştürebilir. Ama sakatlıktan nefret etmenin kendimizden nefret etmekten farklı bir şey olduğunu iyice netleştirirsek belki bu tartışmanın sanılandan cok daha büyük bir faydası olacaktır.

    Öte yandan bu yazın Ölüdeniz'de denizin ortasında kız arkadasımın beline sarılarak dans ettim. Etrafta kimseler yoktu, yüzlerce metre acıktaydık. Ona dans edelim dedim ve suyun içinde yalpalaya yalpalaya döndük durduk. Biraz komik biraz acıklıydı benim için, ama güzeldi de...İki insan suda birbirine sarılınca batıyor Ama suyun altında batarken dans devam ediyor. Batarak dans... Sonra suyun yüzüne cıkıp bir tur daha... Müziksiz dans etmenin boşlugunu karga sesimle gidermeye calıstım ama kısa sürede suya battıgımız için kısa kesmek zorunda kalıyordum. Artık ne kadar olduysa... Yani diyeceğim o ki; en cok yapamayacağımızı sandığımız şeylerde bile bir umut var olabiliyor. Bunu anlattım çünkü bir özelliğimizden nefret etmenin aslında hayatımızı sanıldığı gibi kısıtlamayacağının, yaşamı derin derin içimize çekmemize engel olmayabileceğinin altını çizmek istedim. Bu da işte Aristo nun altın oranıyla gerçekleşebilecek bir şey. Yani dengeyle, abartmamayla...Hasan abinin bahsettiği umutdan da bunu anlıyorum.

    Önümüzdeki günlerde kendi hayatımdan önemli bir kararı örnek vererek bu savaşa dair bir yazı yazacağım. Hele şu vizeyi bir alayım...

  13. #13
    Üye
    kuyucak Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    15.03-2007
    Son Giriş
    17.11-2010
    Saat
    23:39
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1.130
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Baben Baba sen üstüne alınma, dertlenme.. Senin ya da başkalarının adına genelleme yapmam ben.. Kendi adıma resim yaparım yada genelleme, isteyen kabul buyurur.. İstemeyen reddedip karşı bir genelleme buyurur.. Ortak bir düşünce yapısı usul usul oluşur.. Benim kendi yaşam pratiğimin bir sonuce de geç..

    Yaşam Pratiğime gelince; tekerlekli sandalyeli olmama rağmen, hayatım boyunca kimseye ihtiyaç duymadan yaşayabilirim.. Bağımsız yaşamak için tüm alt yapımı hazırlamakla geçti senelerim.. Hem fiziki ortamımı hem de ruhsal yapımı ona göre biçimlendirdim.. Engelli olmayı bir meslek gibi gördüm.. Bu mesleği iyi yapan ustalardan sayarım kendimi..Fakat asla da engellilik olayını gereğinden fazla ciddiye almadım hayatım boyunca.. Düşünce yapımı oluştururken engelli olayına göre, ya da engelli karşıtı bir şey olsun illaki diye düşünmedim..

    Gelelim konuya; Üç temel düşünce saydım insan yaşamını belirleyen.. Sevgi, umut ve nefret..
    Sevgi olayını yaşıyorum sayarım kendimi.. Çok sevdiğim var ve çok da sevenim.. Bu konuda sıkıntım yok..Umut olayını düz geçiyorum..Düşmanımdır..Yaptıklarım yetiyor bana, ayrıca birilerinden beklentim yok.

    Nefret konusuna gelince..Nefret, insanı yaşama bağlayan en önemli unsur diyorum..Kin, öç alma duygusu bir şeye odaklanırsa, düşman saydığın şeyden intikam almak için, onu yenip alt etmek için eline geçen herşeyden faydalanırsın..Kendini donatırsın..Düşman ne kadar güçlüyse sen ondan daha güçlü olmak zorundasındır..İlkel bir duygu olmasına gelince; Hangi temel duygumuz ilkel değil ki? Bütün temel dürtüler ilk-el den gelir..

    Düşmanı görmezden gelmek, yok saymak..Olabilir..Bana göre değil..Sıkıntı yaratır bende..Hırsız bekler gibi gerer beni..Her tıkırtıyı hırsız sayarım sonra..Görmezden gelmek, kabul etmek demektir onun gücünü.

    Bütün bu donanıma sahip olan benim hayatımı alt üst eden iki olay oldu geçen hafta;

    İlki; Otomobilimden tekerlekli sandalyeye transfer olayı sırasında düştüm..Ayağımın şu anda şiş ve mosmor.. Yirmibeşbin kez yaptığım bir olayı yapamadığımdan değil, ön tekerin altı çukura geldiği için t.sandalye devrildi..Zaten tekerlekli sandalyede olan bir insanın ayağının kendisini engellemesi kadar iğrenç bir duygu olamaz..Düşman hep tetikte anlayacağınız..

    İkincisi; Şirketim adına yüksek bir bürokratın huzuruna çıkmak zorunda kaldım..Adam öyle bir konuştu ki şok oldum..Engelli olmamın en ufak bir ilgisi yok..O konu umurunda bile değil..Bunu görmem iyi oldu aslında..Adam hem polis, hem savcı, hem hakim, hem danıştay, hem gardiyan..Ayrıca o vatansever, onun dışındaki herkes vatan sevmez..Hain, üçkağıtçı..Bir tek düşünce belirdi kafamda..Adamı bir güzel dövmek şöyle ağız tadıyla ama..Evire çevire..Ağzına burnuna tekme atmak..Bedelinin ne olması önemli değildi..O anlık değil bu duygum..Hala istiyorum..Ama kendim istiyorum, başkasının eliyle değil..Engelim yine engel..

    İşte beni yaralayan, ben olmamı engelleyen düşman bu..Nefret ona karşı olan duruşumu, mücadelemi belirliyor benim..

    Saygılar..

    Not: andante beni boğacak hiç pisliğim ya da düşüncem olmadı benim.. Hepsinin arkasındayım..

  14. #14
    Üye
    ikinci bahar Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.07-2005
    Son Giriş
    06.12-2017
    Saat
    21:55
    Yaşadığı Yer
    ankara
    Mesaj
    443
    Alınan Beğeniler
    19
    Verilen Beğeniler
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    pegasus,
    bayılıyorum size,özgüveninize ve engelsiz bayanlarla olan maceralarınıza.
    erkek olucaktım ki bende :lol:

  15. #15
    Üye
    mdz Avatarı

    Gerçek Adı
    Mehmet
    Üyelik Tarihi
    04.03-2008
    Son Giriş
    26.08-2016
    Saat
    17:36
    Yaşadığı Yer
    ANKARA
    Mesaj
    76
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Yazıları okuduktan sonra dünü bugünü gözlerimin önünden geçirmeye çalıştım.
    Üniversite yıllarımda kapitalizmin en baskıcı en şöven diktatörlüğü ile tanıştım.
    Nefret ettim.Umudu özlemi ve sevdayı yanımda taşıdım.
    Evet engelliydim.Engelimi bazen hissediyordum.Zaman zaman o günlerde yürüdüğüm mesafeleri gittiğim yerleri çıktığım merdivenleri vb düşünüyorum şimdi hiçbir güç bana yaptıramaz. O gün ki çıkınıma koyduğum nefretim özlemlerim ve umutlarım beni koşturuyordu.
    O yıllarda engellilikle ilgili ciddi sayılabilecek ayrı bir düşünce tarzımın oluşmadığını fark ettim.Engellilik nedir? Toplumdaki duruşu, yeri ,bir grup olarak özellikleri, dünya ile bizim ülkemizdeki farklılıkları, Duygusal ilişkilerde ki yaşadıkları , vb .
    Bu gün ise: Benimle hep yan yana olan düşmanım olduğunu fark ettim. Ben zayıf düştüğümde hafif yüzümü kırıştırdığımda bir yerlerden çapraz ateşe almaya çalıştığını fark ettim.
    Kimi zaman bu saldırılardan sıyrıklar aldığımı gördüm. Engellilikle ilgili hayatımın en uzun düşünce dönemini yaşıyorum. Bu süreçte benim bazı olayları gerçekleştirirken zorlanmam sadece yürüme engelim olduğundan değil ben güçlü iken silahını açıktan göstermeye cesaret edemeyenlerin çevreme bombalar yerleştirdiğini göremeyecek kadar ya saf yada insanlara güven duyduğumdan olduğunu anladım.Dur bakalım bu engelliliği benim dışımda ki dünya nasıl görüyor nasıl değerlendiriyor vb soruları sık sık sormaya cevaplar bulmaya çalıştım.
    Sayın Kuyucak ve pegasusun söylemlerine katılıyorum.
    Nefret umud sevgi vb. duyguların hedefini biçimini yüreğimize yerleştiriş şeklimiz ve oranlarının önemli olduğunu düşünüyorum.
    Toplumun bakış açısı nedeniyle yaşamak zorunda kaldığı şeyler için bir uzaylının , uzaylı olmasından nefret etmesini anlayamam fakat yaşamak zorunda bırakıldığı şeyler için bir şeylere kızmasını , nefret etmesini ve kendi hayatını istediği gibi yaşamak için bazılarını mezar taşları gibi görmesini de anlarım.Çünkü bazıları üstünde kimlik yazan mezar taşlarıdır.
    Aydın yarınlar…




Sayfa 1 / 8 12345 ... SonSon