Sayfa 5 / 8 İlkİlk 12345678 SonSon
Toplam 113 mesajın 61-75 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #61
    Üye
    bayke Avatarı

    Gerçek Adı
    Kemal
    Üyelik Tarihi
    06.04-2005
    Son Giriş
    07.02-2009
    Saat
    15:10
    Yaşadığı Yer
    İSTANBUL/Beykoz
    Mesaj
    756
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Pegasus
    Ve şu engelden değil engellilikten nefret edilir önermesine ünlü bir türk büyüğünün yaygın özdeyişiyle cevap vermek istiyorum;

    "Hadi len..."
    benim, TDK ya uygun nefret kavramına yüklediğim anlamlar ile sizin bu kavrama yüklediğiniz anlamların farklı olduğu anlaşılıyor.
    bunun üzerine gugıl'a girdim ve sordum:
    “ey hikmetinden sual olmayan yüce gugıl bilirsen sen bilirsin gerisi yalan bilir.
    de bakayım bana, nefret nedir? SMS ve MSN kuşağı bu konuda ne düşünüyor? “
    tırnak içinde yazdım ki arama daraltılsın 2.100 sonuç geldi. üç beş linki şöyle bi gıdıkladım.
    standart bi tarif yok. körlerin fili tarifine benziyor. genelde aşkla ilişkilendirilmiş.
    bi de babaya soriim dedim. girdim TDK ya. orada da şöyle tariflenmiş:
    bir kimsenin kötülüğünü, mutsuzluğunu istemeye yönelik duygu”
    bunu engelimden "nefret ediyorum"a oturtamayız.
    TDK’yı temel alırsak türkçeyi doğru kullanmak adına engelden de engelli olmaktan da nefret edilmez,
    hoşnutsuzluk duyulur ki bu normaldir.
    güzel türkçemizde bir duygu ifadesi olan “nefret” kelimesi soyut bir kavram veya durum için kullanılmıyor.
    nefret, kişiye, şahsa veya topluma yönelik bir duyguyu ifade tarzıdır.
    araplardan, ingilizlerden, öğretmenden, çocuklardan, sevgiliden, hadi kelimeyi zorlayalım sivri sineklerden nefret edilir.
    gürültüden,kalabalıktan, pis kokudan, karanlıktan, asansöre binmekten, tekerlekli sandalyede olmaktan vs nefret edilmez.
    engelden de nefret edilmez. engelli olmaktan da nefret edilmez. eğer ediyorum diyorsa bi kişi;
    kelimenin anlam bulması için hedefinin bir insan olması, yani benim cümlemdeki gibi kendini, yani bi şahsı özne olarak kullanması gerekir.
    kelimeyi sözlük anlamına oturtmak için özneyi ikinci cümlemde açık edip “nefret kendine yöneliktir” demişim.
    bu tarife göre örnek verdiğim romanda yaşar kemal nefreti doğru ve yerinde kullanmış oluyor.
    adam kürt ama türkçesi bizden iyi deyip saçmalasam..!
    veya itirazcılara hadi leen literatüre boğulcağınıza önce türkçeyi doğru kullanmasını öğrenip de gelin desem
    gerçi nefret Arapça kökenli ama olsun. 
    toparlarsam;
    engelini sevmiyor, hoşlanmıyor olabilirsin ama engelinden nefret ediyorsan kendinden nefret ediyorsun demektir.
    kelimenin TDK daki anlamına göre sen gizli öznesin.

    alt yapısına bakarsak TDK ne derece güvenilir bi kaynaktır?
    karadenizli iki vatandaş...ellerinde bi hamsi...tartışıyorlar.
    - ha pu paluk erkek midur dişi midur? (sanki balığı becerecek o ayrı konu  merak işte )
    balıkçıya soralım diyorlar o bilir. manava soralım..kasaba soralım..hacıya soralım,
    hocaya soralım, köyün öğretmenine soralım vs.
    ıhh hiç biri bilemiyor. kalabalıktan birisi:
    - şurda emekli bi paşanın evi var gidip ona soralım diyor.
    - peki o balıktan anlar mı?
    - hayır ama onun dediği dediktir tartışılmaz..!
    TDK nın dediği de dediktir.
    Bu günlerde explorırıma bi trojan yerleşti. en üstteki mavi çubukta “
    biz daha iyisini yapana kadar en iyisi bu tnc.tr.com “ yazısı çıkıyor.
    Adamlara saygı duyuyorum. 3 spyware bi virüs korumayı aşıp yerleştiler oraya. Helal olsun valla.
    Evet daha iyisi yapılana kadar referansımız TDK.
    Şimdi kuşağım baben gençlerin anlayamayacağı “galat-ı meşhur” u öne sürebilir ama..
    Ihhh bu öyle değil.
    çocuk tv deki reklamda tadına baktığı tereyağı için “manyak güzel” diyor ve bu prime time da defalarca gösteriliyor.
    allahtan tepkiler üzerine kaldırıldı. yoksa bi 10 sene sonra o da galat-ı meşhur olurdu.

  2. #62
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    16:06
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.872
    Alınan Beğeniler
    935
    Verilen Beğeniler
    1.226

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    bayke, o zaman biz "nefret" derken, burada ona yüklediğimiz anlamı kastetmiş olalım; TDK'nın karşılığını değil.
    Hatta "nefret" antipatik olarak algılanıyorsa, "kızgınlık" da diyebiliriz. Bu daha bi az sarsızı

    Hoskal, önceki mesajlarımda şöyle demiştim (bkz): "Bedenimizden nefret etmek değil burada kastedilen. Bedenin performansı ile, yapmak/etmek/olmak istediklerimiz arasındaki çelişkiye bir kızgınlıktan bahsediliyor. Sakatlığımızın bizi sınırlandırmasına; yapmak isteyip de yapamıyor olmamıza veryansın ediyoruz."

    Yine devamındaki bir mesajımda (bkz): "Hoşnutsuz insan geliişmelere ve yeniliklere de açık insandır bence. Varolan düzenden hoşnut olan kişiler-toplumlar o kurguların değişmesi için kolay kolay bir şey yapmaz. Ama varolan kurgular yüzünden yaşamak istediği gibi yaşayamadığını, olmak istediği kişi gibi olamadığını bilen kişi, bu hoşnutsuzluğun yarattığı itici güçle değişim için her fırsatta birşeyler yapar.
    Bu (anarşist) tavrın, yani sakatlık kurgularına duyulan hoşnutsuzluğun, bir yıkım (aslında değişim ve özgürlük) potansiyeli taşıdığını düşünüyorum.
    Not: Buradaki hoşnutsuzluğun bedenime karşı değil, yapmak istediklerimi yapmama engel olan kurgulara karşı olduğunu yineleyeyim. Yani tekerlekli sandalyede olmama değil, patinaj çekmeme (tüm sorumlulara) sövüyorum!"

    Buradan devam edelim mi?

  3. #63
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Yok.. Sevgili bayke "galat-ı meşhur" falan demiycem de..
    Senin önerin üzerine TDK'nın sayfasına ben de baktım. Nefret etmek üzerine şöyle diyor:
    nefret etmek
    1 . birine veya bir şeye karşı nefret duygusuyla dolu olmak:
    "Şu dakikada senden nefret ediyorum, senden böyle hareket beklemezdim."- P. Safa.
    2 . tiksinti duymak:
    "Küstahlık edip kendisini aşağıladığı için ondan nefret edeceği yerde, onu seviyordu."- İ. O. Anar.
    Engelin "bir şey" olup olmadığı tartışılabilir belki ama ben daha çok 2. anlamdan yola çıkıyorum..



    Pegacım, uçan atım, Yılmayan Bülentçim,

    Ona buna laf sokacam diye forumda en nefret ettiğim şeyi yaptırıyorsun bana yaaaa.. :twisted:

    Kendimi tekrarlamaktan usandım artık..

    Bak yukarıda:
    Değiştiremeyeceğimiz gerçekliklerden nefret etmek yerine, onları kabullenip, daha pratik ve akılcı çözümler üretmek; nefreti de 'değiştirebileceğimiz' gerçeklikler üzerine yoğunlaştırmak daha doğru değil mi?
    demişim.

    Bana ne senin engelin yüzünden fıstık gibi bir kızla dans edememenden, sana ne benim engelim yüzünden bir çok kez denediğim halde evlenmememden.. Sevdiğim bir kardeşim olduğun için, çok çok üzülürüm.. Sen de üzülürsün.. Üzülürüz, üzülürsünüz, üzülürler yani..

    Ama yüksek kaldırımlar, asansörsüz binalar vb. vb. nefret edilecek, küfür edilecek şeyler.. Çünkü onlar bireysel değil sosyal engeller!!..

    Başlıkta yazılan "nefret" duygusunun "dinamizm" getirmesi için; -ben "donanımlı olmak" dedim, bayke "fiziksel/zihinsel yeterlilik" demiş- olması gerekir! O yoksa dinamizm-minamizm hikâye.. Ortaya "Engellilik ilâhi ceza mı, ödül mü" gibi abuk sorular ortaya çıkar. :evil:

    Bir de şu sanki sadece iki şık varmış gibi, "ya nefret et, ya sevgi türküleri söyle" söyleminden vazgeçsen..Yukarıdaki abuk soruya benziyor o da.. :wink:

  4. #64
    Üye
    kuyucak Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    15.03-2007
    Son Giriş
    17.11-2010
    Saat
    23:39
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1.130
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bu lafı çok sevmiştim ben : Foruma yazana kadar düşüncen senindir, yazdıktan sonra senin olmaktan çıkmıştır..
    Aslında yazdığım bu yazı için bir güne yakın bekledim, başlık bulmak için..Düşman dedim, kin
    dedim..Öç alma duygusu yada intikam, epey düşündüm yani..Yanlışta olsa en çarpıcı olan Nefret'ti..

    Bayke burada yaktığım ateşe iki odun atıyorsa vede üstüne hortumla su tutuyorsa saygı duyarım..Zaten kendi de
    su buharından ve konunun dağınıklığından açıkça bahsediyor..Çelişki, duyguların adlandırılmasından kaynaklanıyor..
    Bülent iyi bir şey yapıp adına hoşnutsuzluk demişti zaten..Tecrübe diyelim..

    Bayke bir konuya ilgi duyduysa ve belkide ilk defa kendi çelişkilerini hiç saklamadan anlatıyorsa ve
    süper doğru çıkarımlarla bana göre terse gidiyorsa, gene saygı duyarım..Önemli olan onun etkilenmesi ve bu
    duygu fırtınasına katılması, katkıda bulunmasıdır bence..Yoksa ben kimsenin nefret adı altında örgütlenmesini
    ve devrim yapmasını beklemiyorum..İstememde zaten..Yaşar Kemal'in kahramanları benimde aklıma gelmişti.Ancak
    aralarındaki birbirlerine duydukları gizli saygı, vazgeçirmişti beni örnek için..

    Aslında bir kaç kişiye lafım var izin verirseniz..

    İkinci Bahar'ın nerdeyse engelli Uyanışı manifestosu gibi söylemesine epey güldüm..Ancak onun şu lafı acaip
    çarpıcıydı bana göre: ''beni umutsuzluğun özgürlüğü mutlu ediyor..''

    mezopotamyalı kederi'nin'' Engelime gelince,sevmiyorum onu...Hiçbir zaman sevmeyeceğim de...Nefret de etmiyorum.
    Muhatabım yüzsüz,muhatabım alçak...Nefretimi anlayabilecek kadar içli dışlı değiliz onunla...
    Ben bir tavşan o bir dağ olsun istemiyorum... '' demesi etkiledi beni..

    Mdz kardeşin lafı daha ilginç geldi bana; Bence harika bir betimleme ...
    ''Ben zayıf düştüğümde hafif yüzümü kırıştırdığımda bir yerlerden çapraz ateşe almaya çalıştığını fark ettim.''

    Pegasus ile Oturanboğa'yı saymıyorum..Beni savunmak değil, taraf olduklarını açıkça belli ettiler..

    Herzaman derim..Türkçede etimolojik bir sözlük yoktur..Dildeki kopukluğun ve iletişimsizliğin en büyük nedeni
    budur..Kelime ve kavramlar her beyinde aynı resmi ve duyguyu uyandıramz..Ancak şu gerçek, hangi kelime yada
    kavramla anlatılırsa anlatılsın, yalnız değilmişim..Bir tek Baben şaşırttı beni..Adeta konfuçyüs'ü oldu
    sitenin..Sürekli kendini tekrarlayarak ve bununda bilincinde olmasına rağmen, elinde değnek, kuş kovalar
    gibi yazı yazanları azarlamaya başladı..Ya bu iş aslında beni daha başka yerlere götürmeye başladı..
    Bazı insanlar barışık galiba engeli ile..Yada kendi yazılarım bölümünde uzun uzun anlatmıştım, nefretin aşk'a
    evrilmesini..Ben engelimle bütünleşmek istemiyorum ...Ona aşık olmak istemiyorum..Saygılar

  5. #65
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    09.12-2017
    Saat
    01:35
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Demek engelimden bisiklet yaka tişörtlerden, tuzlu yemeklerden, küçük kız sesiyle konuşan şımarık kızlardan hoşlanmadığım gibi hoşlanmamam gerekiyor... Ve nefret değil de daha yumuşak bir kelime kullanmalıymışız... Evet sevdiğimiz birini yitirdiğimizde cenazede arkasından "ya ben ölümlerden nefret ediyorum" yerine "ya ben ölümlerden hoşlanmıyorum" demeliymişiz...

    Oysa benim engelden sakatlıktan bahsederken tutunduğum tavrın sebebi bu sorunun gösterilmek istendiği kadar basit olmadıgı aksine bu gerçekliğin bir yanıyla ölüme dokunan yanıdır. Sakatlık bir yanıyla sizin size ait olmayan yanınız, yok olan yaşama melekelerinizdir. Canınız gitmese de canı can yapan temel niteliklerinizden bazılarını kaybetmekten bahsediyoruz burada. Geçici bir şımarılıktan değil... Bacaklarınızı hissedemeyişinizde ölümden, yok oluştan bir şeyler vardır. Duymak kulaga hoş gelmeyebilir ama işitmemek, görememek de aynı şekilde ölümden bir parçadır aslında. Öldüğümüzde bunların tümünü yitirirken sakatlıkta ölümle yitirilenlerden sadece birkaçını yitirmiş olursunuz. Bu utanılacak bir şey değildir de. Aksine yaşam bir savaşsa mücadeleye elinde füzelerle devam edenlerin yanında küçük bir sustalıyla aslanlar gibi mücadele etmenin onurunu yaşıyoruz. Ama bu içinde bulunduğumuz halin olumsuzlugunu ortadan kaldırmaz.

    Bundan "hoşlanmamak" şeklinde bahsetmek benim hislerimi karşılamıyor. Kişisel kanaatimdir ben sakatlık adı altında yaşadığım olumsuzluklardan hoşlanmıyor değilim. Bizzat nefret ediyorum...Aslında aramızda tek ama tek bir kişinin bile benden farklı düşündüğünü sanmıyorum. Bayke gibi babür abi gibi büyüklerimiz de içten içe engellerinden nefret ediyorlar. Çünkü bunun aksi mümkün değil. İnsan kendini kısıtlayan şeyden nefret eder. Bu doğası gereği böyledir. Burada tumturaklı lafların özünde sakatlıgıyla barışık görünmenin arkasında yaşanan kendine ve gerçeğine yönelik netleştirilememiş bakışların izleri oldugunu düşünüyorum. Ben nefret ediyorum kardeşim. Ve ben rahatım. Çünkü artık ne hissettigimi biliyorum. Artık yoluma devam edebilirim...Çünkü bu konuda makul bir duygum var netleştirdiğim ve artık onu aşabilirim. Nefret duygusuda işlevsel bir şey burada.

    Ayrıca Bayke üstat TDK adına da dezenformasyon yapmayalım lütfen. Nefretin hedefinde bir kişi de olabilir bir nesne de bir olay da. Nerden uydurdun abicim nefretin sadece bireylere yönelik olabileceğini. Demek savaşlardan nefret edemeyeceğiz artık. Hırsızlıktan dolandırıcılıktan nefret edemeyeceğiz. E ne yapacağız; hoşlanmayacağız...Kızacağız... Ve mümkünse serzenişte bulunacağız kibarca... Canım ya ne ince yaşıyorsunuz hislerinizi... O ünlü türk büyüğünün özdeyişini tekrarlatıyorsun adama zorla; "Hadi lenn..."

  6. #66
    Üye
    bayke Avatarı

    Gerçek Adı
    Kemal
    Üyelik Tarihi
    06.04-2005
    Son Giriş
    07.02-2009
    Saat
    15:10
    Yaşadığı Yer
    İSTANBUL/Beykoz
    Mesaj
    756
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    pegacım maalesef eğitim dili ingilizce oldu böyle oldu. fazla kızamıyorum da.
    ikinci "hadi lennn" ini acımadı kii...acımadı kiii diyen bi çocuğun sözleri gibi algılıyorum.
    lisede türkçe ve edebiyat hocam Oktay Tuncer di. bir kompozisyon ödevimde
    "ölümlerden nefret ediyorum" diye yazsaydım garanti çakardım.
    bilmeyene öğreteceksin, bildiğini bilmeyene hatırlatacaksın, bilmediğini bilmeyenden kaçacaksın.
    ben kaçıyorum. tutmayın allaaşkına

    yaa aslında bu konu o kadar önemli değil. birisi sakatlıktan nefret ediyorum deyince
    "kelimeyi yanlış yerde kullanmış dahi olsa" duygularını ifade etmiş ve biz de anlamış oluyor muyuz? evet oluyoruz.
    pega "hadi leeen...!" diye dirsek atınca, topa girmek ve o hala kabul etmese de
    topu 90 dan ağlara gömmek farz oldu. ofsayt diyosan hakkı devrime gidelim
    ---------
    bak yukarıdaki cevabı hazırlamıştım. bunu yazıp polemiği gereksiz yere uzatmak da vardı ama..
    sonra yazını bir daha okudum
    egomu yendim ve evet ben biraz haklıyım ama sen benden daha çok haklısın.
    saldırmak/savunmak adına türkçeyi kullanmana pok attım ama türkçeyi gerçekden güzel kullanıyorsun.
    yiğidi öldür hakkını ver.
    dua et altılıda tutturayım

  7. #67
    Üye
    shukufe Avatarı

    Üyelik Tarihi
    20.01-2007
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    ankara
    Mesaj
    5.446
    Alınan Beğeniler
    111
    Verilen Beğeniler
    167

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    :lol: :lol: :lol: :lol: :lol:

  8. #68
    Üye
    everest Avatarı

    Üyelik Tarihi
    20.03-2008
    Son Giriş
    25.06-2009
    Saat
    14:30
    Mesaj
    12
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    nefret iyi bir motivasyon aracı olarak doğru 1 tespit, kuyucak gayet net 1 şekilde kızgınlığın, hınç beslemenin insanı karşısında konumlandığı şeye karşı, onu alt edici imkanlara kavuşmasında gerekli koşulları sagladığını, zihin açıcı 1 perspektif ortaya koyduğunu ifade etmiş.

    nefret kötüdür algısı, eğitim formasyonumuzdan dolayı zihinlerimizde kökleşmiş olduğundan burada da bariz 1 ön yargı konuyu anlaşılmazlığa sürüklemiş.

    nefretin motivasyonu sadece engelliler için mevzu değil, türk filmlerinde sıkça rastlanan "ey istanbul gün gelecek sen benim önümde diz çökeceksin" repliği konuya iyi 1 örnek.

    ya da kızı zengine kaptıran oğlanın duyduğu nefretle zenginleşmenin yollarını araması.

    eğer 1 insan ezildiğini, horlandığını düşünüyorsa nefret etsin, ya da diğer 1 altarnatif tibette 7 yıl geçirsin.

  9. #69
    Üye
    kuyucak Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    15.03-2007
    Son Giriş
    17.11-2010
    Saat
    23:39
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1.130
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Baben'e özel mesajımdır..

    Kuşlar söyledi, bana kırılmışın..

    Hep sana Baben Baba diye hitap ettim başlıklarımda..Bu şekilde de devam edecek..Benden çok büyük
    olduğundan değildi bu hitap şekli..Sevgi ve saygı karışımı olarak düşün..Seni sitenin bir büyüğü olarak
    gördüğüm doğrudur..Büyüklerde hep doğru yolu gösterir..Kendi düşünsel yapılarını ve tecrübelerini
    küçüklerine aktarmaya çalışırlar..Doğrusu da budur..Hep çocukların iyiliği, geleceği düşünülür çünkü.

    Ancak bazen çocuklarında babalara bir karşı çıkışı olmalıdır..Olmazsa olmaz..Her ailede buna benzer
    şeyler yaşanır..Ne çocukların saygısızlığıdır bu..Nede akılsız olduklarının göstergesi..Bırak derler
    azıcıkta kendi adımıza tecrübelenelim..Tecrübe, hatalar toplamıysa, bizde hata yapalım..İzin
    ver, derler çocuklar..Değneği bırak demem budur..Eli değnekli gördüğümden değil seni..Değnek DOĞRULAR
    bile olsa, izin vermek lazım derim, sana göre yanlış olanların tartışılmasına..En doğru yok burada
    olamaz da zaten..Olmaması kadar mükemmel bi şeyde olamaz..Mutlak doğru varsa bize düşünmek için bi şey
    kalmazdı be Baben..Saygılar....

  10. #70
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Açıklaman için teşekkürler Kuyucak,

    Biliyorsun ben forumlarda başlık-maşlık olayını pek takmam.. Yani, illa konuya uygunluğu şart olmalı diye bir öndüşüncem yoktur! Çok kel alâka olursa onları Bülent ayıklar zaten. Önemli olan; forumların adam gibi kullanılmaları, bin çiçeğin açması, bin düşüncenin yeşermesi!..

    Sen " kuş kovalar gibi yazı yazanları azarlamaya başladı " deyince tepem attı! Çünkü tartıştığım arkadaşlar, burada yıllardır yazıştığım, nazımın geçtiğini bildiğim arkadaşlar.. Yani yeni arkadaşlara, yeni düşüncele bir şey dediğim yok! Sadece "hoş geldiniz" derim onlara.

    O arkadaşlar da dediklerimi ısrarla yanlış anladıklarından ve direkt isim kullandıklarından "cevap hakkım doğdu"! Cevap vermesem "kaale almıyor" diyecekler.. (Yoksa "illa doğru benim" dediğimden değil!) Sen olsan ne yaparsın? :?

    "Mutlak doğru" elbette olmaz! Çok forumda başlığın başıyla sonu arasında "doğru"larımın değiştiği çok olmuştur! Buna "döneklik" ya da "manevra" diyenin alnını karışlarım. "Karşındakinin düşüncesinin değişmesini istemiyorsan onunla niye tartışıyorsun" di mi?

    Bir de, yakın arkadaşlar iyi bilir; klavyeyi 1,5 parmak kullanırım. (sol elimin işaret parmağını 2 yıldır kullanamıyorum pek) O yüzden uzun yazılar yazamıyorum, daha önce yazdıklarımdan kopyala/yapıştır yapmayı mecburen tercih ediyorum.. (1,5 parmağa bu kadar mesaj olursa; 10 parmak kullansaymışım yanmıştınız demek ki.. :twisted: )

  11. #71
    Üye
    saros1 Avatarı

    Gerçek Adı
    Volkan
    Üyelik Tarihi
    07.01-2005
    Son Giriş
    13.05-2016
    Saat
    15:17
    Yaşadığı Yer
    Edirne
    Mesaj
    95
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sakatlıktan korkmak… insanlar sakat kalmaktan korkarlar. Bunun aksini iddia etmek bana pek gerçekçi gelmedi. sayın Kuyucak aksini iddia etmiş.

    İnsan tabiatında acıdan ve sıkıntıdan uzak kalmanın olduğu söylenir. Sakatlık ise yüzyıllardır süren insanlık macerasında acıyı, güçsüzlüğü, yoksulluğu ve ölümü çeşitli biçimlerde anımsatan sembollere ve kelimelere karşılık gelmiştir. Sakat kalmak bir anlamda –TOPLUM BELLEĞİNDE- erken ölümdür. Maddi dünyanın bize duyumsattığı şeylerden uzağa düşmeğe tekabül eder.

    Sakatlık aynı ölüm gibi günümüz toplumunda fazla hatırlanmak istenmez. Zira çoğu kimse her an karşılaşabileceği, onunla yüzleşmenin ihtimalinin teknoloji ile yükseldiği bu günlerde bir insan hali olan SAKATLIĞI VE SAKAT KALMA İHTİMALİNİ beynine neon ışıklarıyla ve büyük harflerle yazmak taraftarı değil. Günümüz korkunun değil haz ve keyfin hayali ile var.

    Mezarlıkları şehir dışına atıp ölümü unutmaya çalışmamız gibi sakatları da gözden uzak tutmak toplumun işine geliyor. ve sakatlık da mezarlıklarla aynı yönde gönüllü unutkanlığın aleyhine işliyor bence. Dolayısıyla sakatlar insan içine işlemiş bir korkuyu gizliden gizliye tetikliyor. Zira sakatlık ile iktidarsızlık, muktedirsizlik, iğdiş edilme, cinsiyetsizleşme, ölüm, çirkin vd. birçok olumsuz kavram el ele…
    Günümüzün geçer akçesi ise bir anlamda GENÇ VE GÜZEL KALMAK.

    Bu şiarın aksi ise sakatlık, hastalık, çirkinlik ve ölüm. Merak ve acıma ile ilk gördüğünde sakata bakıyorsa da insanlar aynı ortamda fazla kalmak istemiyorlar. Acıma duygusu, kendine dönük bir korkuya tahvil oluyor, sonunda da reddetme noktalıyor.

    Bu anlamda bir sakatın sakatlığından nefret etmesi bu bilinci besliyor. Zira nefret öyle bir duygu ki, üçüncü kişiyi bile sarsıyor ve korkusunun haklılığını hissediyor. Bu duyguyu hisseden kişi yaşadığı sarsıcı ve tetikleyici itki ile bu bilinci zedeleyecek mekanizmaların oluşumunu sıfır noktasından engelliyor.

    Nefret bir duygu ve sırf bu yüzden de sübjektif bir alan. Bir kimsenin bir kazadan sonra kolunun kopmasından veya bedeninin felç olmasından nefret etmemesini sağlamak diye bir şey olamaz. Zira sakatlıklar arasında bile bir nefret etme ya da hoşnutsuzluk hiyerarşisi uygulanamaz. Kolu kopan biri, kör olan birinden, ya da sağır olmuş biri belden aşağısı tutmayan birinden sakatlığından daha fazla nefret etmelidir diyemeyiz. Sakatlığın –sonradan vuku bulan sakatlıklar babında- kişide yarattığı travma geçmiş öyküsü ile birebir ilişkilidir. Zira ünlü ve hayatını buna vakfetmiş bir keman virtüözünün bir elinin parmaklarını kaybetmesi onu belden aşağısı felç olan bir muhasebeciden daha fazla etkileyebilir. Yaşanan travma kişiden kişiye değişir. Dolayısıyla ben kimseye niye öyle hissediyorsun diye hesap soramamam fikrindeyim.

    Bununla birlikte, insanlığın kültürü ve gelenekleri nasıl hissetmesi; nasıl tepki vermesi gerektiğini söylememiş midir? En temel duygulardan ACI bile insanlık tarafından bazı zaman ve bazı mekanlarda kutsanmamış mıdır? Evet kimsenin ne hissetmesi gerektiğini biz söyleyemeyiz. Ama kültür ve içinde yaşadığımız zaman ve mekanın üstün anlayışı bunu pekala ki söylemekte. Tabi ki bu söylemin MUTLAK olduğunu aksini yaşayanların vaki olmadığını iddia edemem.

    Sevgili pegasus aksini iddia etse de sakatlığından şikayetçi olmayan kimselerde –samimi olarak- pekala olabilir. Dedim ya bu sübjektif bir alan. Ya dini arka plan ya da kişiliğin yansıması olarak halinden memnun; memnun olmasa bile fazla da rahatsız olmayan kimseler de olabilir. Kim bilir, sakatlıkla birlikte hayatını yeniden kuran ve bu ikinci hayatının değerini anlayan biri çıkar belki karşımıza. Ne de olsa insanız ve bizleri anlamak pek kolay değil. Ben “yaşamaya bakan” bir ikisini tanıyorum mesela…

    Sakatlığından ve sakat olmaktan nefret etmek doğal. Zira sakatlığın yarattığı TRAVMA ve bedeni kullanamamanın getirdiği zorluk az buz değil. Özellikle –toplumun yarattığı somut ve soyut engeller dışında- varoluşsal değerler yüklediğimiz ve önem atfettiğimiz bedensel hareketlerden mahrum kalmak insan ruhunda telafisi güç gedikler açıyor. Ama zaman geliyor; yeni bedenine de alışıyor insan. Zira bu insan denen mahluk bedenini kullandığı mekan ile genişletiyor.

    Örneğin kullanamadığı bacaklarına ortezlerini ekliyor; onları bedenleştiriyor. Protezle bir oluyor bir başkası. tekerlekli sandalyesi bedeninin alt tarafını simgeliyor kimisinin. Uyum sağlıyor sonuçta. Geçmişle hesaplaşmasını erken bitiren veya geçmişin hayaletlerini gerisinde bırakan, hoşnutsuzluğunu sakatlığına yönlendirmiyor. Zira O kendini bu bedeniyle bir kabul ediyor. Bedeniyle mutlu veya bedeniyle keyif alıyor. Sevişmeyi kendince yeniden üretiyor örneğin. Sakatlık onu rahatsız etse de o yoğun duygu NEFRET evine uğramıyor. HOŞNUTSUZLUĞUNU İSE -ONU REDDEDEN SİSTEMDEN- TELAFİ ETMESİNİ TALEP EDİYOR.

  12. #72
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    09.12-2017
    Saat
    01:35
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Saros1 bu tartışmanın ana teması postmodern arzu toplumunun yarattığı sosyo-kültürel atmosferin içeriği ve bu içeriğin bizzat sakatların kendine bakısındaki etkileri değil. Dikkatle incelersen bütün bu sosyalizasyon sürecinin dısında bizzat sakatlık denilen negatif olguya yönelik durusumuzu anlamaya çalısıyoruz. Elbette eski kynikler de olduğu gibi mutluluğunu çektiği çilede bulan insanlar vardır. Aynı şekilde bedeninin bir uzvunu bilerek kesip atan ve bu şekilde mutlu olan psişik sapmalar da vardır. Benim kastettiğim şey aslında dini bir şartlanmışlığın gereği olarak haline şükreden ve yine dini inancı gereği çektiklerinden dolayı ödüllendirileceğini uman kişinin içinde bulunduğu halden mutlu olması değil. Buradaki dini inanç gereği hoşnutluk haliyle aslında konumuzda işlemediğimiz sosyalizasyon sürecinde toplumun sakat bireyin kendisine bakısını negatif şekillendirmesi aynı şey. Her ikisi de kişinin bireysel varoluşuna dışardan yapılan şekillendirmelerle ortaya çıkar. Alın dindar kişinin elinden inancını o kişi sakatlıgından nefret edecektir. Ve alın arzu toplumunun ideolojisini kendi sakatlıgından nefret eden kişi kendi varolusuna cok daha saglıklı bakacaktır.

    Kısaca kişinin bedenindeki bir eksikliğe kardeşlik şiirleri dizmesi kültürel şartlanmışlıklar dısında mümkün değildir diyorum. Onda bile içten içe ciddi bir çelişki yaşandıgına inanıyorum.

    Sakatlıktan hoşlanmama çerçevesine oturttuğunuz hoşnutsuzluk hali benim kasttettiğim duyguları betimlemiyor. Sakatlık tıpkı bir kanser hastalığı gibi 'nefret edilecek' bir olumsuzluktur diyorum. Bu nefret kişinin kendisine yönelmek zorunda değildir. Zira kişi sakatlıktan ibaret değildir.

    Fakat şurası da bir gerçektir ki kişioğlu kendisiyle ilintili ontolojik sorgulamalarını gerçekleştirmemişse kendisine sakatlıgına duydugu nefret üzerinden bakabilme ihtimalini her daim taşıyacaktır. Sanırım bize karşıt fikirleri kökten etkileyen de bu ihtimal oluyor.

    Benim söylediklerim aslında özünde sadece bir kaç cümleyle özetlenebilir.

    1- toplumsal kültürün yarattığı sakatlık algısından bağımsız bir sakatlık gerçeği vardır.

    2- Bu sakatlık gerçeği arzu toplumunun yarattıgı "sağlam, arzulanabilen, süper, estetik" beden imgelerinin dışında kendine içkin bir çaresizlik, olumsuzluk, eksiklik içermektedir.

    3- Bu eksiklikler hoşlanılacak, takdir edilecek, benimsenip kardeşlik şiirleri yazılacak şeyler değildir.

    4- Aksine bu eksiklikler toplumun yarattıklarından bağımsız olarak meydana getirdikleri olumsuzluklar nedeniyle nefret duygusuyla tanımlanabilecek bir duygusal yaklaşımı ortaya çıkarırlar.

    5- Ancak İnsan dediğiniz mevhum salt sakat uzvuyla ve o uzvun beraberinde getirdigi olumsuzluklarla açıklanabilecek kadar basit bir fenomen değildir. Ve bu yüzden sakatlıgından veya sakatlıgıyla olan olumsuz ilişkisinden çok daha fazla bir şeyden bahsediyoruz.

    6- Nefret kelimesinin farklı kullanım alanları yoluyla zihinlerde meydana geirdiği sembolik çağrışımlar nedeniyle bu ilişkiyi tanımlamakta ihtiyatlı davranılmasını anlayabiliyorum. Buna rağmen biz o sembolik çağrısımlardan bağımsız olarak bedenimizdeki sakatlık halinden nefret ediyoruz. Ancak bu nefretlik hali içerdiği sembolik çağrışım potansiyelinin iddia edebileceği gibi bizim hayatımızı psikotik bir sürece çevirmiyor.

    7- Sakatlığın nefret edilecek bir olumsuzluk ve kendiliğimizin çok daha fazla bir şey olduğunun farkına vardığımız anda hayatın dolu dolu solunmasından başka bir seçenek olmadığı görüldüğünden eleştirilerde iddia edilen nevrotik ya da psikotik sorunların hiç ama hiçbirisi bizim diyarlarda hayat bulamaktadır. Aksine bu tartışmada sakatlığıyla olan ilişkisini nefret düzleminde tanımlayanların son derece mutlu, psişik yönden sağlıklı, hayatlarında başarılı insanlar olduğu görülebilecektir.

    İşin özeti budur...

  13. #73
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Çok garip bir şekilde bu konu da hani Nasreddin Hocanın "sen de haklısın "fıkrası var ya öyle bir şey hissediyorum yazılanları okuduğum zaman.

    Çoğunluk olarak saros 1 e katıldığımı ilave etmeliyim ama.

    Evet, sakatlık hoşlanılabilecek bir olgu değil. Ancak yaşam devam ediyor, ne yaparsak yapalım yaşamı sürdürebilmek adına var olan koşullara uyum sağlama konusunda insanoğlu kadar yetenekli bir başka canlı görmüyorum.

    Var olan koşula adapte olmanın yolları var olan insan sayısıyla değişkendir diyebilirim, çok uçuk gibi gelse de bu cümle.

    Sevgili saros 1 in bir cümlesinde bir yer son derece hoşuma gitti. Diyor ki saros arkadaşımız;

    Sevişmeyi kendince yeniden üretiyor örneğin. Sakatlık onu rahatsız etse de o yoğun duygu NEFRET evine uğramıyor.
    Ne güzel, var olan duruma uygun yeni bir şey üretebilmek insanoğlunun doğasında var. Buraya kadar evet, ama sevgili saros, son cümleyle kendine ait bir düşünceyi de doğru gibi göstermeye kalkışman biraz bana yanlış geldi.

    Nefret duygusu uğrayabilir de.Bunu bilemiyoruz. Sen de ,onda, bunda sana göre nefret duygusu uğramıyordur, ama şunda uğrayabilir. Bunun kesinliği yok.

    Pegasus u da çok iyi anladığımı söyleyebilirim.Katıldığım noktalarda var pegasus a. Nefret duygusunun açılımı çok daha farklı ele alınabilir. Ama bilinen anlamda bir an için adapte olmuş olsak bile sakatlık nedeniyle yapılamayan herhangi bir eylemden nefret duymak ta son derece doğaldır. Sanırım bunu en fazla sonradan sakat kalan arkadaşlarımızda göreceğiz. Yaşama bu şekilde adım atanlarla sonradan sakat kalanları aynı terazi de tartmak bana yanlış geliyor.

    Pesasus kendi düşüncelerini son derece güzel bir ifadeyle ortaya koyarken son cümlesine onunda takılıyorum açıkcası.

    Son cümle sendromu diye bir şey yoksa bile şu andan itibaren benimle var oldu


    diyor ki pegasus;

    Sakatlığın nefret edilecek bir olumsuzluk ve kendiliğimizin çok daha fazla bir şey olduğunun farkına vardığımız anda hayatın dolu dolu solunmasından başka bir seçenek olmadığı görüldüğünden eleştirilerde iddia edilen nevrotik ya da psikotik sorunların hiç ama hiçbirisi bizim diyarlarda hayat bulamaktadır.
    Süper, olağanüstü bir irade ve düşünüş şekli diyorum buna ve alkışlıyorum ama hemen ekliyorum "senin için canımcım, biz de diye genelleştiremezsin bunu da, senin diyarına uğramamış olabilir, ama uğradığı diyarlar vardır elbette"(Dediğin gibi uğramaması gerektiğini tüm yüreğiyle bilir ve hatta hisseder ama yapamayabilir)

    Öz olarak en başta söylediğim gibi bu konu da kimseye ellememek ve herkesin kendi gerçeğini yaşamasına izin vermek en doğru olandır diye düşünüyorum. Ancak itiraf edeyim ki bana göre şu ana kadar yaptığımız en gerekli tartışma bu oldu.

  14. #74
    Üye
    bayke Avatarı

    Gerçek Adı
    Kemal
    Üyelik Tarihi
    06.04-2005
    Son Giriş
    07.02-2009
    Saat
    15:10
    Yaşadığı Yer
    İSTANBUL/Beykoz
    Mesaj
    756
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    pegasus'dan Alıntı:
    Sakatlığın nefret edilecek bir olumsuzluk ve kendiliğimizin çok daha fazla bir şey olduğunun farkına vardığımız anda hayatın dolu dolu solunmasından başka bir seçenek olmadığı görüldüğünden eleştirilerde iddia edilen nevrotik ya da psikotik sorunların hiç ama hiçbirisi bizim diyarlarda hayat bulamaktadır.
    yafu benim pegasus'un bazı cümlelerini anlayamamak gibi bi maluliyetim var. acaba bu cümlesinde pegasus;
    "sakatlık nefret edilecek bir olumsuzluk değildir. Kendi varlığımız ve kişiliğimizin farkında olmak -sakatlığımızdan- çok daha önemlidir. bunu kavradığımız anda, önümüzde, hayatı dolu dolu yaşamaktan başka bir seçenek bulunmadığını görerek bunalımlara kapılıp triplere girmeyiz, hayatı kendimize zehir etmeyiz" mi demek istiyor acaba.
    eğer bunu demek istemişse benim uzun yıllar çabalayarak ulaştığım fenafillah mertebesini tabletler halinde satışa da sunmuş demektir, lakin bu ilaç kutusunun kapağını açmak zor ve prospektüsü de karmaşık hatta karma karışık. halbuki site üyelerinin bir çoğunun bu semptomatik iyileştiriciye ihtiyacı var. (acaba yukarılarda bi yerlerde kullandığım "çok" kelimesini silsem mi ki :wink: )

  15. #75
    Üye
    ismayil Avatarı

    Gerçek Adı
    ismail
    Üyelik Tarihi
    15.12-2007
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    denizli
    Mesaj
    599
    Alınan Beğeniler
    2
    Verilen Beğeniler
    5

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    İYİ GEYİK DÖNÜYOR...
    yazdıklarınızdan bişey anlamıyorum.




Sayfa 5 / 8 İlkİlk 12345678 SonSon