Sayfa 1 / 2 12 SonSon
Toplam 25 mesajın 1-15 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    13:57
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.915
    Alınan Beğeniler
    953
    Verilen Beğeniler
    1.241

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    "Hız iblisi"ne teslim olanlar ve sakatlar

    Bülent Küçükaslan

    BİANET / 14 Temmuz 2008

    Yavaşlık adlı romanında Milan Kundera, çağımızın "hız iblisi"ne teslim olduğunu söyler... Sahiden de, gündelik yaşamımıza baktığımızda, büyük çoğunluğumuz bu savın ispatı gibiyizdir. Hep bir yerlere yetişmek, bir şeyleri "tam zamanında" halletmek, başarmak, doğru zamanda doğru yerde olmak, "hedef"e kilitlenmek, önümüze çıkan "teferruatları" ezip geçmek, "önemli" şeyler uğruna "önemsiz" şeyleri feda etmek, yanından geçtiğimiz kişilere/şeylere bakmadan/oyalanmadan devam etmek; bunları yaparken de –olabildiğince- kusursuz olmak, güzel olmak, dik durmak, aslan gibi-dağ gibi-jilet gibi-taş gibi olmak, ağlamamak, hastalanmamak, güçsüz görünmemek, "erkek gibi" olmak, "imajı çizdirmemek" zorundayızdır. Hep bir koşturmaca, yarış söz konusudur; ve her koşu bir sonraki yarışın seçmeleri gibidir.
    Ama bu kadar da değil. "Hız iblisi" bundan kötüsünü de dayatıyor... Bir yandan sürekli koştururken, diğer yandan, aslında öyle "kusursuz" ve "güçlü" olamasak da, dışarıya karşı sürekli "hazır", sürekli "iyi", sürekli "güçlü" görünmek ve o maskeyi taşımak zorunda da bırakıyor bizi bu "iblis". Yani bir yandan kendine yabancılaşma, sınırlarını sürekli zorlama, kendini, herkesi ve her şeyi sürekli tüketme dayatması var; diğer yandan da bir sahtecilik, bir sahicilik sorunu.
    Bir başka deyişle, postmodern dönemin kahramanı "iblis", dayattığı "mışlı hayatlar"ın kırılganlığı, sürekli-serap halinin çakırkeyfliği ve -ayılır gibi olunduğunda fark edilen- kalabalık içindeki yalnızlığın ürkütücülüğü ile, yaşamlarımızı bir yandan elimizden alıp terörize ediyor, bir yandan da sanallaştırıyor!

    Neredeyse hepimiz "moda ilahlarının", "yaşam direktörlerinin", "toplum mühendislerinin", "mahallelinin" olmamızı istediği gibi olmaya, "öyle" olabildiğimiz sürece kendimizi başarılı ve mutlu saymaya, "öyle" olamadığımız veya bir sebeple azıcık tökezlediğimizde ise tepetaklak olmaya "yaşam" der olduk.
    Başarılı, sağlıklı, güzel, şık, popüler olmayı "hayatın ritmi"; buna karşın herhangi bir konuda başarısız olmayı, yenilmeyi, hastalanmayı, sakatlanmayı veya bir sebeple o "lifestyle" kurgunun dışında kalmayı ise "hayat ritminin bozulması" olarak adlandırıyoruz.

    Hülasa, "hız iblisi"nin peşi sıra sürekli bir kusursuzluk, başarı ve imaj peşinde koşturup, aslında olmadığımız ve belki de olmak istemediğimiz biri gibi olmaya, kendimizi ambalajlamaya çalışıyor ve bunun adına da "yaşam" diyoruz.

    ***
    Başlıktaki "sakatlar"a gelecek olursam... Sakatların, yukarıda ifade etmeye çalıştığım yaşam biçiminin tam karşısında -ve onun yıkıcılığını deşifre edecek şekilde- çırılçıplak bir gerçeklik gibi durduğunu düşünüyorum. Görmenin, duymanın, konuşmanın, zekânın, anlamanın, yürümenin, koşmanın, hızın, güzelin, farklı olmanın, gücün, sağlığın, yarışın, başarının, çalışmanın, dayanışmanın, sevginin, vicdanın ve benzeri daha nice kavramın, sakatların yaşam deneyimlerinde bambaşka (ve gerçek) anlamlarla varolduğunu düşünüyorum.

    Sakatların yaşam deneyimlerinin ve bedenlerinin -"hız iblisi" ve "lifestyle" kurgulara inat- gizlemeye karşı gösterme, konuşmaya karşı dinleme, almaya karşı verme, koşmaya karşı yavaşlama, geçip gitmeye karşı duraklama, unutmaya karşı hatırlama, çalışmaya karşı dinlenme, yarışa karşı oynama, kazanmaya karşı keyif alma ve benzeri önermelerle, herkese, kendisiyle ve yaşam alanındakilerle barışmak için davet sunduğunu düşünüyorum. "Göründüğün gibi olma"ya karşı, "olduğun gibi görünme"ye davet; sahnelenen oyunda bir an durmaya, tüm ezberleri unutmaya ve sahneden inmeye davet; bedeninle kavga etmeden aynaya bakabilmeye davet; akşam kendinle baş başa kaldığında, yaşadığın günü ve insanları gönül rahatlığıyla düşünebilmeye davet; dayatılan hayatı tüm "normal"leriyle birlikte sorgulamaya ve onun anlamsızlığını deşifre etmeye davet.

  2. #2
    Üye
    Raman72 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    05.12-2007
    Son Giriş
    30.11-2017
    Saat
    13:53
    Mesaj
    3.247
    Alınan Beğeniler
    2
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    İnsanlık tarihi; iyi ve kötünün savaşı ile başlamıştır. Yapılan kötülükler o kadar acımasız olmuş ki,iyiler bunun karşısında ezilmemek, hem de iyiliği hakim kılmak için çareler üretmeye ve günün şartlarına ayak uydurmaya çalışmışlardır.Güvenin olmadığı Toplumlarda,höşgürüsüzlük,ahlaksızlık,üçkağıtçılık ,başkasına şans tanımama,güçlünün zayıfı ezdiği toplumlar haline gelinmiştir.kendini zayıf sayanların dışında, diğerleri zayıflığı kabul etmemiş ve modern hayatın hızının gerektirdiği şartlarda kendilerini yetiştirerek çok güçlü hale gelmişlerdir.
    Engelliler, bu modern hayatın içinde yer alarak kendilerini geliştirmiş ve bu geliştirme sayesinde ayaklarını yere sağlam basarak, modern hayatın hız seviyesini yakalamışlardır. Yakaladıkları hızla kimileri Mühendis,Öğretmen,İşçi,Memur v.b mesleklere sahip olmuşlar,meslek sahibi olmayanlarda hiçbir zaman hayatlarına küsmeyerek çağın gerektirdiği şartlarda kendilerini yetiştirerek hayatlarını sürdürmeye çalışmışlardır.
    İyiliğin kötülük,kötülüğün iyilik sayıldığı toplumlarda hız iblisine kapılmamak elde değildir.Hayatın gerektirdiği şartlar ağır olduğundan, zorluklara karşı önlem almak,Hayatın karmaşıklığına karşı mücadele etmek zorundasınız.Başkasına muhtaç olmamak,kendi işini kendi yapmak ve hayatı en güzel şekilde geçirmek için hız iblisini yenmek zorundasınız.Kimseden etkilenmeden en doğru yol takip edilerek hız iblisi yenilir.Ve mutlu bir hayat sürdürülebilir.

  3. #3
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Daha önce birkaç kez SHOW dünyasında yaşadığımızdan söz etmiştim. Bu dünyanın tanrıları yaratmışlar işte bu "hız iblisi"ni. Kutsal kitaplarda geçen tasvirlerin tersine bu iblis, tanrılarla kanki. :P Yani kafaları denk.. Birbirlerine hiç muhalif olmuyorlar..

    "İlk çağlardan beri olimpiyat oyunlarının sloganı haline gelen “Citius, Altius, Fortius” aslında atletizmin felsefesini oluşturur. “Daha hızlı, daha yüksek, daha güçlü”. Atletizm daha hızlı koşmak, daha yükseğe atlamak, daha ileriye fırlatmak demektir."miş. İşte SHOW dünyasının tanrıları bu sloganı almışlar, daha güzel, daha yakışıklı, daha heyecanlı vb. kavramları da eklemişler, reytinglerini dolayısı ile kazançlarını maksimize etmek için iblisle birlikte tepemizde boza pişiriyorlar.

    O nedenle o iblisi -1eysel olarak- yenmeyi unutun!! Herifçioğlu tek başına değil ki.. Bizse üç kişi bir araya geldiğimizde aramızda hır çıkartmadan duramıyoruz.. :evil:



    SHOW dünyasının tanrıları, Köleci toplumun Spartaküslerini, Maximuslarını öylesine allayıp pulluyorlar ki "ulan bu çağda böyle yaşayacağıma o çağda 'köle' olsaydım keşke" :P dedirtiyorlar adama.. "Resmî Tarih" dedikleri şey de öyle.. Başından sonuna kadar bozulmadan ezberlenilen bilgiler ve kahramanlıklar bütünü.

    Oysa yapılması gereken; sunulan yanılsamaya kanmak, eskilere özenti değil; 'bizden önce geçenler'i öğrenerek, bilerek, süzmek ve ders çıkarmak olmalıdır! Akla gelebilecek her şeyi sorgulamak/tartışmak/yargılamak ve başarı için mücadele vermek olmalıdır! Bütün bunların hakkından gelmek, tek başına, yani 1ey olarak yapılacak iş değildir! Bunu savunmak bile komik ve anlamsız gelir bana.. Çünkü, "hız iblisi" ve saz arkadaşları yukarda dediğim gibi "tek başına" gelmiyor üstümüze!

    Ve yine o "iblis ve arkadaşları" karşılarındakinin (yani bizlerin) gücünü kırmak için aramıza olmadık uyduruk nifaklar sokup, 1eysel düşünmenin ve davranmanın yararlarını pompalayıp durular. Sonuçta da kazanmak onlara ait olur tabii.



    Lâkin, çağdaş (ve hızlı) dünyanın biz sakatlara sunduğu nimetleri yok saymak da nankörlük olur bence.. Her şeyden önce, bilgisayar ve internet dünyasının süper gelişimi akıllara durgunluk veriyor.. Tıp ve ilgili sektörlerdeki gelişmeler de az sayılmaz.. ABD ve AB halklarının/engellilerinin verdikleri mücadelelerle kazandıkları haklar, kopyala-yapıştır yöntemiyle ve dayatmalarla da olsa (AB müktesebatı bir 'dayatma'dır! 'Dayatma' her zaman kötü değilmiş yani ) bizlere de az buçuk uygulanmaya başlandı.. (Aslında adı konulmayan ve sakat bir çelişki var ortada.. Tarih boyunca hep bu tür yöntemleri kullanmaya alıştığımızdan, hep "başkası pişirsin biz de onu kullanalım" dediğimizden, "Amerika keşfedilmiş nasıl olsa bi daha keşfetmeye gerek yok" sözünü tembelliğimize kılıf olarak kullandığımızdan, yukarıdaki yazın ve yakınmaların ortaya çıkıyor Bülentçim. )

  4. #4
    Üye
    kuyucak Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    15.03-2007
    Son Giriş
    17.11-2010
    Saat
    23:39
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1.130
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bu konu benim için yüzyılın temel sorunu..Daha önce değişik başlıklarda söz etmiştim bu konudan.. Örneğin Tıp insanlığa
    yararlımıdır yoksa zaralımıdır başlığında;
    ''Çağımız insanına sürekli, HIZ ÇAĞINDAYIZ masalı okunurken, tıp yine sessiz. İnsan doğasına aykırı olan bu hızı insan
    kaldıramaz. Kaldıramıyor da zaten, psişik sorunların nerelere vardığından belli.''
    Örneğin yalnızlık başlığında;

    ''Engelli yalnızlığı? Bilmem ama düşüneceğim galiba..Bence bütün anlattıklarımı doğrular..Yalnız olmak özüne dönmekse
    terkedilmişlik gibi yada vefasızlık gibi dramatik kelimelerin arkasına sığınmamak gerekir bence..Zaten insanlar
    birbirleriyle ön pencereleriyle ilişki içindeler..Kimse kimseyi içindeki bahçelerde, vadilerde ağırlamıyor ki..
    İlla billa engele bağlamamak gerekir bunu..Bant üretimin hızına ayak uyduramayanlar ayıklanıyorlar o kadar..
    Yani farkeden bir şey yok..

    Yabancılaşmayı yaşamaktan, kendi özüne dönmekten bahsediyoruz..Daha ne olsun, bir şekilde çıkıveriyoruz çemberin dışına..
    Şaka tabi bu dediklerim..''

    Yazdıklarımdan sadece ikisi..Benimle aynı yerlere varmış insanları bulmak güzel..En kısa zamanda edinip okuyacağım
    bu kitabı..

    Kısaca bir şeyden bahsedeceğim burada..Bu çemberin dışında yada içinde olmaya kırk yıldır karar veremedim ben..Gırtlağıma
    kadar batmışım kişisel bağlarımla, sorumluluklarımla...Fakat sokaktan geçen bir çöp toplayıcısına, evsize de özenirim hep.

    Yani bazen bu oyunu stanislavski gibi drama biçiminde içinde yaşarım..Bazen de Bertol Brecht gibi dışardan seyrederim..Kah
    Fellini karekterlerine özenirim, Bazende Rambo kişiliklere..

    Umarım bu başlık günlerce uzar..Yüzlerce düşünce gelir..Engellilik başlı başına bir avantaj hıza karşı durmakta..O hıza
    engelli olduğumuz için değil, mahkum olduğumuz için değil, insan doğasına aykırı olduğu için karşı durduğumuz sürece..

  5. #5
    Üye
    abdullah_1982_1905 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    19.10-2006
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    10:10
    Mesaj
    104
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    EVET HAYATIMIZDA MALESEF BU VAR.İSTEMESEKTE BU DAVRANIŞLARI YAPMAK ZORUNDA KALIYORUZ YADA İTİLİYORUZ ETKİYE TEPKİ OLARAK OTO KONTROL HALİNİ ALMIŞ BU DURUM.

  6. #6
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    13:57
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.915
    Alınan Beğeniler
    953
    Verilen Beğeniler
    1.241

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Hayatı öğrenmek için bir gününü acil serviste geçirmen gerek, derler ya. Hayatın aslında nasıl da kırılgan ve bunun ne kadar da yakın bir olasılık olduğunu görmek açısından...
    Gündelik yaşantımızda nelerin peşinden koşup, ne canlar yakıp, nasıl da basit terslikerle tepetaklak oluyoruz. Sürekli havuç peşinde koşmak gibi. Koşarken hem kendimizi helak ediyoruz, hem de yanıbaşımızdakileri eziyor, veye en basit haliyle görmüyoruz.
    İşte sakatlık, bu gerçekleri görmek-göstermek için çok önemli bir avantaj. Ve bu, görme konusunda sakat olmayanların yaşamlarına da ışık tutabilecek, onları gerçek anlamda yaşama döndürüp, ete-kemiğe büründürecek bir potansiyel de taşıyor. Hani, politikacı, akademisyen, entellektüel vb. kişiler için "halktan kopuk" derler ya, onun gibi, "yaşamdan sapmış" insanları yaşama döndüren doğal bir fener gibi görüyorum sakatları.

    Not: Tabii, burada amacım gözlerim kapalı şekilde sakatları idealize etmek değil. Yani tüm sakatlar böyledir, "görür" demiyorum. Sadece, "görmek-göstermek" konusunda fazladan bir avantajları var; bunu kullanmalılar, diyorum.
    - Arkadaşlar, lütfen sorularınızı özel mesajla iletmek yerine ilgili foruma yazarak cevap arayın. Böylece hem soru-cevaplardan herkes yararlanır hem de en doğru cevaba en hızlı şekilde erişmiş olursunuz.
    - Lütfen sorunuza cevap aldıktan, bir sorununuza çözüm bulduktan sonra dönüp gitmeyin. Siz de başkalarına yararlı olmak için bilgilerinizi, tecrübelerinizi, duygularınızı paylaşabilirsiniz. Unutmayın, siz nasıl yana yakıla cevap arıyorduysanız, başkaları da içine düştüğü açmazdan çıkmak için aynı hararetle sorularına cevap arıyor...

  7. #7
    Üye
    masiva Avatarı

    Gerçek Adı
    Fatma
    Üyelik Tarihi
    21.06-2006
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    326
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    "Esas olan yaşamı çoğaltmaktır.." demişti yazar..

    İçinde yaşadığımız devasa şehirlerde arasına sıkışıp kaldığımız demirlere ve betonlara ruh katmak için insan kendi ruhunu, aşkını, cevherini kaybediyor... modern dünyanın hızlı hareket etmesini sağlamak ve hatta devamı için özünü, benliğini, varlığını ve yaşama sebebini, anlamını yitirmek pahasına bir yakıt olarak kullanılıyor..

    "Hep bir yerlere yetişmek, bir şeyleri "tam zamanında" halletmek, başarmak, doğru zamanda doğru yerde olmak, "hedef"e kilitlenmek....... kusursuz olmak, güzel olmak, dik durmak, aslan gibi-dağ gibi-jilet gibi-taş gibi olmak, ağlamamak, hastalanmamak, güçsüz görünmemek, "erkek gibi" olmak, "imajı çizdirmemek" ......" üzerine kurulu dünyada insan maalesef bu naylon uygarlığa kurban verilmiş durumda.

    Sakatlığın bir avantaj olması gerektiği düşünülse de -bence-, her şey de olduğu gibi bu konuda da sakatlık bir dezavantaj olarak yerini alıyor. Çünkü; düzen kurulu kronometreye basılmış durumda "tam zamanında" halletmek, başarmak, doğru zamanda doğru yerde olmak...." için sakatların daha hızlı ve çevreyle daha alakasız olması tam anlamıyla hedefe kilitlenip at gözlüklerini takması gerekiyor ki, hızı kesilmesin.

  8. #8
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bir kaç arkadaşımın bildiği gibi bir hafta önce eğitim için bir haftalık bir kurs için İsviçrenin Basel kentindeydim.Avrupayı bilmeyen görmeyen biri değilim ama bir çok özellikler bakımından Basel çok farklı bir kent.Dünya görüşümde farklılıklar olmasa da bazı konularda ciddi anlamda daha farklı yaklaşımlar edindiğimi söylemeliyim.

    Bülentin anlatmaya çalıştığı konuya tabikii gireceğim ama öncelikle diğer arkadaşlarımın yazdıklarına da değinmeden geçmek istemiyorum.

    Bir çok anlamda şaşkınlık yaşadım. Yaşadıklarımdan bir tanesi de internetti sevgili babür.Bizlere kursa gelirken dizüstü bilgisayarlarımızı getirmemizi istediler.İstanbul yaşamında dizüstü bilgisayara öylesine alışığız ki. yani bir kaç dakikalık bekleme sürelerinde bile wireless varsa dizüstü bilgisayarlarımızı kullanmazsak olmuyor burada.Dolmuş beklerken,kahve içerken bir sürü yerde dizüstü bilisayarını kullanan insanlarla dolu memleket.

    Yaşadıklarımız ve gördüklerimiz bir süre sonra bizlere normal gelmeye başlıyor. Kanıksıyoruz. teknoloji çağındayız, hız çağındayız o zaman olmazsa olmazlardanımız dan bir tanesi internettir. Sahii ya bir sürü bilgiyi saniyenin bilmem kaçta kaçı bir hızla gözlerimizin önüne seriveriyor.

    Kurs gördüğümüz yerde dizüstü bilgisayarlarımızı tabikii kullanırken internet diye bir olgu yoktu.Burası bir okul olduğundan doğal diye düşündüm ama ilerleyen günlerde internetin bizdeki gibi asla kullanılmadığına şahit oldum.Kaldığımız otelde bile internetin kullanımı sınırlıydı.İnsanlar interneti nasıl kullanabilirim diye sorduğumuzda bizlere acayip gözlerle bakıyorlar.Kuşkusuz yaşamlarında internet var ama kölesi değiller. Çok gerekiyorsa, bir ücret karşılığında yarım saatlik aralarla satın alıyorsun interneti.Telefon kartları gibi.

    Bunun dışında hemen hemen tüm halkın kitap okuma alışkanlığı yitirilmemiş. Bizde herhangi bir aracı bekleme anında bile dizüstü bilgisayarlar hemen açılırken, elinde dizüstü bilgisayar taşıyan bir kişi bile görmediğimi itiraf edeyim . Ama trenin yada tranvayın gelmesine iki dakikalık bir süre de bile kitaplar ellerden düşmüyor. İnsanlar araçlara kitaplarla giriyorlar. Yada gazatelerle. Onlar da bedava

    Çok merak ediyorum onlardan daha mı çok teknolojik bilgimiz ve diğer bilgilerimiz var. Onlar bu çağın insanları değil mi?

    Yaşam son derece normal hızıyla akıyor. Öylesine güzel bir sistem kurmuşlar ki her alanda saat beş dediğin zaman her yer kapanıyor.Çok acil durumlar için sadece bir alışveriş merkesi o da saat sekiz e kadar açık ve inanın dolup taşmıyor bizdeki gibi. Düşünsenize İstanbul da bir tek yer açık olmuş olacak ve orası nasıl olur acaba?Hadi istanbul büyük bir kent diyelim şehir değil burası bir ülke ama aynı büyüklükteki bir şehrimizde aynı şeyi yaptığımızda yağmalanır her an orası diye düşünüyorum.

    Mesele bakış açılarımızda dünyaya bakan pencerelerimizde.

    Çok somut bir tipik Türk davranışımla sonlandırayım.

    Şehirde 8 tane müze var. Hepsini gezmem söz konusu değildi tabii ve bende kendime en yakın olarak sanant müzesini seçtim gezmek için.Şansıma çok büyük bir kolleksiyon vardı. İnanamazsınız. Dali den tutun Picassoya, Rodin e, 1400 yıllardan kalma eski resimlere kadar.Müzelerde fotoğraf çekmek yasak biliyorsunuz. Ama ellerim kaşınıyor çekmem lazım.

    Sizi içeri girerken aramıyorlar, güven var insana, bir yasak var müzede fotoğraf çekilmez diye ve bunun arkasındalar.Dayanamadım gizlice bazı resimlerin fotoğraflarını çekmeye başladım. Öyle bir sistem kurmuşlar ki fotoğraf çekildikten sonra ince bir ses yankılanıyor etrafta.

    Bu sesi görevliler duyup gelene kadar makinam benim çantamda tabikii. Elimde hiç fotoğraf makinasını görmediler ve sormak akıllarına bile gelmedi çantanıza bakabilirmiyiz diye. Çok acıdır ki sistemde bir hata olduğunu düşündüler. ops:

    Cehennemimizi kendimiz yaratıyoruz diye düşünüyorum...

  9. #9
    Üye
    abdullah_1982_1905 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    19.10-2006
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    10:10
    Mesaj
    104
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Dogru bir cümle hayatının bir gününde acil serviste olacaksın,yada hani ilk okulda hayat bilgisi dersi vardır ya, orda ev ödevi olarak bir gün gözlerin kapalı evde yaşamaya calıs. yada sandelyede bir günü geçir, bir gününde kulaklarına pamuk tıka, agzını bantla yada bir süre harclık alma harcama.Birde okullarda 23 nisan şenliklerinde yabancı ögrenciler gelir veliler kavga eder bizde misafir olsun diye.Engelli cocuklarıda evlerınde misafir etseler güzel olur. cocukları yabancı cocuklardan ögrenecegı arkadaslıgı dostlugu,engelli cocuklardan cok daha fazla alacakları kesin.tabi bu arada sorunlarını görecekler kimbilir belki gelecek nesilin duyarlılıgı daha farklı olur her ne kadar gercekten hissetmeselerde.belki bu cocuklar ilerde bir yerlere geldiginde misal mimar olsa köprü yaptıgında yanında asansörü düşünür park yaptıgında tekerlegin nasıl gececegini düşünür,yönetici oldugunda engellininde çalısması gerektigini düşünür vekil oldugunda engelliden de oy aldıgını düşünür ve bircok sey biraz konunun dısında ama olsun aklıma gelmısken yazıyım dedim

  10. #10
    Üye
    abdullah_1982_1905 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    19.10-2006
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    10:10
    Mesaj
    104
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    andante
    Ne yapsınlar orda bir türk oldugunu düşünememişler. sistem çok güzelmiş kontrol etmelerine gerek yok bu durumda.Dizüstü konusunda tek bi cümle söylemem gerekli malesefki ülkemizde son yıllarda teknoloji ucuzladı ve hızlandı buda görgüsüzlüge neden oldu. işi olanda olmayanda taşıyor. birazda havayı sevmemiz çevre etkisi yine konuyla ilişkilendirmek gerekirse

  11. #11
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Hoş gelmişsen Sanemcim. Gözlemlerini aktarmışsın. Klavyene sağlık.

    Bilindik bir Napolyon fıkrası vardır:
    İspanya kralı Napolyon karşısında yenilmiş ve esir düşmüştü. Gururu incinen kral Napolyon’a şöyle der: "Siz yalnızca para, altın ve toprak elde etmek için savaşırsınız. Oysa biz İspanyollar onur ve namusumuz için savaşırız." Kralın durumunu anlayan Napolyon ona sessizce şunu söyler: "Doğru söylüyorsunuz, kimin neye ihtiyacı varsa, onun için savaşır!"
    Ben de şimdi "Demek ki onların okumaya ihtiyacı varmış, o nedenle okuyorlar.. Bizim bilgisayar ve internet ihtiyacımız varmış, elimizden düşürmüyoruz bu aleti" diyecem ama örtüşmeyecek.. Dünyanın en az kitap okuyan toplulukları arasındayız yaf.. :evil: PC ve İ.netin de en çok çet bölümünde karşılıklı geyik yapmaya bayılıyoruz.. Geyik kitaplarını bile okumuyoruz. Çünkü onlarda 'karşılıklılık' olmuyor! Ya da bilgisayardaki gibi olmuyor!

    Lâkin ben yukarda "süper gelişim"den söz ederken biz sakatlara sunduğu nimetleri göz önüne getirmiştim.. Hani evden çıkmaya bile gerek duymaksızın alış-veriş yapabilmek, banka işlemlerini yapabilmek, dinlemeye doyamayacağın müziği dinlemek, başka türlü asla izleyemeyeceğin filmleri izlemek, piyasada bulamayacağın e-kitapları okumak vb. vb.

  12. #12
    Üye
    abdullah_1982_1905 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    19.10-2006
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    10:10
    Mesaj
    104
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    KİTAP OKUMA KONUSUNDA TÜRKİYE İLE JAPONYA ARASINDA BİR KIYASLAMA YAPILMIŞ DAHA DOGRUSU ARAŞTIRMA JAPONYADA KİŞİ BAŞINA DÜŞEN KİTAP OKUMA ORANI 24 TÜRKİYEDE İSE 24 KİŞİYE 1 KİTAP.BAŞKA BİR ÖRNEK UGUR ARSLAN CIKARDIGI ŞİİR KİTABININ 10.000 SATTIGINI SÖYLÜYOR AMA AYNI ŞİİR KİTABINDAN SECMECE BAZI ŞİİRLERLE YAPTIGI ALBÜMÜN 100.000 OLDUGUNU SÖYLÜYOR SANIRIM DİNLEMEK DAHA KOLAY.OKUMUYORUZ AMA HERSEYİN NEDENİ OLDUGU GİBİ BUNUN DA NEDENLERİ VARDIR BELKİ ALISMADIK YADA ALISTIRALAMADIK

  13. #13
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ah canımcım benim,

    Seni gayet iyi anladım, anlamaz olurmuyum... Çok doğru söylüyorsun, gerçekten de engelli bir insan ihtiyacını dışarı da karşılayamıyorsa, insan olmanın beraberinde getirdiği her şeyi teknolojiyi kullanarak evinde yapabilecek duruma gelmelidir. mantık olarak doğru. İnan bana düne kadar bende senden farklı düşünmüyordum.

    Şimdi böyle düşünmüyorum.

    Çünkü; Basel engellilerin yaşayabilmesi için özel olarak düzenlenmiş bir kent.Oraya ilk adımımı attığımda engelli insan sayısındaki fazlalık şaşırttı beni. Ben engelli arkadaşlarımızı wattabe şenliklerinin dışında sokaklarda çok nadir olarak görenlerdenim. Sizlerde öylesiniz. Bizde engelli insanların yaşaması için uygun mimari bir yapılanma yok, çok doğal olarak onları sokaklarda göremiyoruz.

    Orada ise insanlar iç içe yaşıyor. Çünkü herşey engelli insan düşünülerek yapılmış. Şehir için de araba kullanılmıyor. Arabaların kullanıldığı yollar ayrı. Halk arabaları seçmiyor. Niye seçsin?!!!!! Öylesine güzel bir ulaşım sistemi kurmuşlar ki, tranvaylar sayesinde ve özel olarak yapılmış bu tranvaylar sayesinde, ve sayısının çokluğu da önemli bir etken tabikii, herkes sokakta.

    Alışveriş merkezleri, aklınıza gelebilecek hemen hemen herşey tüm engellilerin ihtiyacı düşünülerek yapılmış. Şehir tranvay ve bisikletle ulaşımını yapan insanlarla dolu. Onlara bazen de tekerlekli sandalyelerini son derece ustalıkla kullanan engelliler katılıyor. Görüntü öylesine insanca ki, bunu anlatabilmenin alıştığımız bilinçle imkanı yok.

    Engelliler, halkın diğer yarısı gibi müzelerde,müzik marketlerde, kafelerde, sinemalarda, futbol maçlarında( Final maçını, ren nehrinin kenarına kurulmuş stanlarda dev ekranda izledim, engellilerle birlikte).

    Öz olarak sağlam diye adlandırdığımız kişiler neredeyse, engelliler de orada. Sağlam engelli diye bir kavram yok bilinçlerde. Durum var sadece ve durumlar düşünülerek ortakça el ele bir yaşam.

    Hız iblisi şimdilik uğramamış buraya......

  14. #14
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Of oof.. "Şimdi Basel'de olmak vardı anasını satıyım" :P dedirteceksin yani illa insana..

  15. #15
    Üye
    kuyucak Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    15.03-2007
    Son Giriş
    17.11-2010
    Saat
    23:39
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1.130
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Demekki hız göreceli bir şey..Süper konforlu bir uçakta yada otomobilde hissedilen hız ile
    bizim murat 124 de hissedilen hız aynı değil aslında...Birisi insanı rahatsız etmk yerine
    insana hizmet veriyor..Ötekisi insanı rahatsız etmeyi bırakın yaşamı ve sağlığıyla oynuyor.

    Andante'nin anlattıkları bu altyapıyı hazırlamış ve hız kültürünü gerektiği kadar kullanan
    bir yaşam şeklinin güzel bir örneği bence..

    Birde şöyle düşünmek mümkün mü acaba? Sonuçta bu ve benzeri birkaç şehir,dünya zenginliğinin
    tüketildiği yerlerdir..Bu iblis hızın getirileri buralarda, sindire sindire hazım ediliyor
    diyebilirmiyiz..

    Yoksa dışarıda benim gördüğüm hız iblisi, insanı yutmaya ve delirtmeye devam ediyor..




Sayfa 1 / 2 12 SonSon