Sayfa 2 / 2 İlkİlk 12
Toplam 25 mesajın 16-25 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #16
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Sevgili kuyucak, tam üstüne bastın

    Bütün sorun 'altyapı'da.. (aslında eğitim, kültür bir üstyapı kurumudur ama.. Burada altyapı oluyor.. )

    F1 arabalarını Bayburt'un şose yollarında yarıştıramıyoruz di mi? (Halilcim attım ama yanlışım varsa düzelt ) Onlar için apayrı bir pist yaptırmak zorunda kaldılar.. İşte bu altyapı oldu.. İnsanlarda da ekonomi, kültür ve teknoloji sacayağı eşitsiz yükselince, kültür altyapısının 'pist'i şose olup teknoloji 'F1' devinin arabalarını orada yarıştırmaya kalkınca böyle abuk sonuçlar doğuyor. :evil:

  2. #17
    Üye
    nüans Avatarı

    Üyelik Tarihi
    12.03-2007
    Son Giriş
    19.05-2016
    Saat
    21:51
    Mesaj
    306
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bir sakat, "hız iblisi" ne teslim olamaz... Belki bir süre etkisine girebilir ama teknik açıdan bu etki tam teslimiyetle sonuçlanamaz. Bu yüzden de sakatlar çok şanslı diyorum ben.
    Sakat;
    -Beterin beteri vardır der...
    -Daha kötüsüde olabilirdi diye düşünür...
    -Doğuştan ya da sonradan kazanılan sakatlık mertebesiyle, ailesi her daim yanında ona tam destek oluyorsa; ailenin bir insan için en kıymetli hazine olduğunu bir sakattan daha iyi kimse anlayamaz...
    -Elindekilerle yetinmeyi öğretir sakatlık... Ayağı kesilip ampute olduğunda, arkadaşları,"- helal olsun, biz senin yerinde olsaydık yaşayamazdık!" derlerken; o, kalan diğer ayağı için şükreder...

    "Hız İblisi" böyle şeyleri hiç mi hiç sevmez : D Bu yüzden O, kurbanlarını sağlam insanlardan seçer...

  3. #18
    Üye
    Laus_Deo Avatarı

    Üyelik Tarihi
    31.03-2005
    Son Giriş
    22.08-2009
    Saat
    22:38
    Yaşadığı Yer
    Erdek
    Mesaj
    616
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: nüans
    Bir sakat, "hız iblisi" ne teslim olamaz... Belki bir süre etkisine girebilir ama teknik açıdan bu etki tam teslimiyetle sonuçlanamaz. Bu yüzden de sakatlar çok şanslı diyorum ben.

    "Hız İblisi" böyle şeyleri hiç mi hiç sevmez : D Bu yüzden O, kurbanlarını sağlam insanlardan seçer...
    Sevgili arkadaşım; Vallahi ben bu yazdığına katılamayacağım ne yazık ki.Zira Hemencecik aklıma gelen bir olayı sisler ile paylaşayım.

    Günlerden ; geçmiş bir zaman yer; Marmara adası. Konum ; Sevgili arkadaşım,dostum pegasus'un engelliler için donatılmış ultura süper arabası

    Herşey bilindik güzel gün başlangıçları ile başlamıştı.Marmara adasının eşsisz güzel sahilinde çok güzel bir güne merhaba kahvaltısından sonra zeytin ağaçları içersindeki otelimizden ayrıldık.Marmara adasının normal tek gidiş gelişli normal asfalt yollarında normal ve hatta oldukça yavaş bir seyir ile geze geze, göre göre ve hatta zaman zaman bu güzel adanın güzel kıyılarını ve doğal yapısını kareleyerek yolumuza devam ettik.Eninde ve sonunda bir ada olduğundan gideceğimiz mekan oldukça sınırlıydı.çınarlı,saraylar, aslmalı, topağaç, gündoğdu gibi şirin sahil köylerini sırasıyla gezip geri gelecektik.Amaç güzel yerler görüp birazda denize girerek kendimizi ferahlatmak idi.Ne varki ilerlemekte olduğumuz yoldan yukarı doğru başımızı kaldırdığımızda marmara adasının en yüksek tepesi olan ve adını daha sonradan öğrendiğim yüksekliği 700 metre olan nato tepesine gitmek gibi tuhaf ve bir okadarda dayanılmaz istek ile başladık eski rumlardan kalma ve sadece bir aracın binbir zahmetle gidebileceği tek gidişli yer yer taşlar ile düöşenmiş çoğu kısmı stabilize ve hatta neredeyse bir ofroad tecrübesi yaşatan yoldan tırmanmaya.Bülent bana dönerek " Babacan,bu adayı engelli bir kimse olarak,engellilerinde önlerinde engel tanımaması gerektiğini cümle aleme göstermemiz gerekir" demişri.Nereye gittiğimizi inanın ki görene kadar ben de fark edemedim. Malum nato tepesine vardığımızda çok güzel bir doğal corafyanın içersinde bulduk kendimizi.Sevgili Bülent "İşte sonda buraya da çıktık.Biz istersek her şeyi yaparız değilmi bacan" sözlerine aynen katılarak o bölgede bir çok fotograf karesi çektik.

    Buraya kadar herşey gayet normal sürat ve hatta çok çok emniyetli sürat sınırlarındaydı.O tepeden ayrıldıktan sonra sıradaki hemen hemen tüm tepeleri de aşarak herbirininden adaya şöyle bir baktık. Ancaakkkk Ne oldu ne gitti bilemedim,birden olayın rengi değişiverdi.Bizim uysal,mülayim ama maceracı ruhta bulunan pegasus dönüşte ve neredeyse 700 metre yükseklikte sıra dağların sırtlarındaki o imkansız yollarada verdi gazı,verdi gazı. Aman yarabbiii nasıl bir hız.Sevgili Bülentin içine harbiden bir İblis girmişti ama nasıl bir iblisti inanın çözemedim yanımdaki yusufların çokluğundan. :lol: Yahu şimdi gülüyorum bütün bu olup bitenlere ama,inanın ki o zman hiç böyle düşünmüyordum.Yahuu adam resmen ofroad yarışına katılmışta arkadan birileri sellektör yapıyormuş gibi gidiyordu.Adranelin hat safadaydı. aracın gittiği istikhamete doğru sol tarafı tam bir uçurumdu.Yol inanılmaz zordu ve 4X4 bir aracın bile sakin olmasının gerektiği bir durumdu.Ne varki Bülent Hiçte öyle düşünmüyordu.Kahkahalar atarak o yolda neredeyse 80-90 Km hız yaparak kat ediyorduk."Canımsın yapma,Gözüm yapma,allahını sevim yapma, ulan çıkacaz yoldan !!! Bak yoldan çıkarsak ve ben sağ kalırda sakat olrsam ve sen ölmezssen vallahide iki elim yakanda olur." Tarzında yanımdaki yusuflarında vermiş olduğu ilham ile verdim bende ayarı ama nerdeeee bizimki o an tam trans olmuştu. İnanın bu satırları yazarken bile hala içim titriyor. Evet bende harbiden hızlı giderim ama düz yolda Bu inanılmaz dakikaları tabiki videoma kaydettim. Hatta bir ara öyle bir kasise girdik ki kafam arabanın tavanına vurdu.Vurdu vurmasına da vatandaş hız kesmedi hatta dahada bir heyzan ve çoşku ile verdi gazı,verdi gazı.Tam artık biz gittik ve buradaki yaşam sona ermek üzere derken önümüze kocaman bir inek çıkıverdi. Vallahi yemin olsun abs mabese almasaydı inanın ineği kucağımıza alacaktık.Bir sol ve ani fren neticesinde fahif bir spin hareketi ile inekten ve onun şirin boynuzlarından kurtulmayı başardık. :lol:

    Evet arkadaşlarım. Ben sevgili dostuma bu durumu sitede yazacam seni aleme rezil edecem dediğimde " Yaz babacan yaz.Ne güzel fenamı yani süper bir macera yaşadık" demişti. Olum bak yazarım ve hatta bu videoyuda koyarım siteye dediysem de. Sevgili oturan boğa için ; "O uyarısını yapar ( Oldukça poşetlik laflardan dolayı ) ve koyar siyete hiçte bişi olmaz." dediydi.

    Şu youtube kapalı olmasaydı da ben size o anı bir yaşatsaydım :shock: Ahanda burdaki gibi gözleriniz bir açılsaydı.

    Özet olarak sevgili nüans arkadaşım; Hız iblisinin kimin kafasına gireceği hiç belli olmaz. :wink:

  4. #19
    Üye
    Fuzulim Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.07-2005
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Erzurum
    Mesaj
    328
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Hız İblisi ifadesinden, insanoğlunun yaşarken amaçları uğruna, çevresini farkedemeyecek derecede sadece menzile kilitlenmesi, hırsları, bencillikleri kastediliyor sanırım.

    Ortaokul yıllarımdı. Okul dağılınca okul yolu öğrenci dolardı. Kimi en önde kimi en arkada.
    En ilk çıksamda okuldan, en önde olsam da, yinede gelip geçerdi herkes beni. Öyle bir an gelirdiki kalabalık geçer gider bir ben kalırdım yollarda. birde yollar kalırdı benle. Ve ağaçlar, otlar, böcekler...
    İnsan yavaşlayınca, doğayı, yaşamı daha iyi farkediyor. Yavaş yavaş yol alırken okul yolunda, bastığım her adımı görme imkanım olduğu için, karıncaları, hatta otları dahi incitmemeyi öğrenme, doğayı tanıma fırsatım oldu.
    Engelli olmam bana bu tür birşeyler kattı diyebilirim.

    Bütün bunlar bir tarafa.
    Sormak lazım:
    Yaşamın anlamı sadece menzile varmakmıdır. Amaç bumudur? Yoksa menzile giden yolda geçen sürede yaşama dahilmidir?
    Bir örnekle:
    Pikniğe giderken duyulan heyecan, yapılan hazırlıklar yolda geçen süre bunlarda hayata dahil değilmidir? Mutluluk sadece piknik alanında geçen süredenmi ibarettir.
    Düşünelimki:
    Bizi anında pikniğe ışınlayabilen, hiç bir zahmete girmeden piknik malzemelerini de oracığa seren, sofrayı hazırlayan lambadan çıkmış bir cinimiz var. Böyle bir durumda piknik zevk verirmiydi. Bence hayır.

    Teknoloji geliştikçe insan doğadan yani aslından uzaklaşıp suni şeylerin içine gömüldükçe yaşamdan duyulan heyecan ve hazları da azaldı.
    Zamanımız insanı, mutlululuk olduğunu düşündüğü boş şeyler için binbir mutsuzluğa göğüs germeyi göze alan hatta başkalarını ve hatta gelecek nesilleri mutsuz edebilmeyi göze alacak kadar ahmak bir yaratık haline geldi diyebilirim. (bence)
    Bu bağlamda bence eski insanlar daha mutluydular.
    Belki doğayı kirleten otomobilleri, vakitlerini öldüren internetleri yoktu ama zaten yaşamaktan fırsat bulup bunları arama ihtiyaçları da yoktu.
    Yaşamak sadece elmayı yemek değildir. Yaşama o elmayı dalından koparmaktır. Veya O ağaca tırmanmaktır. Veya O ağacı dikmektir, yetiştirmektir.

  5. #20
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sevgili Fuzulim,

    Sen de başka bir pencereden bakmışsın. Büyük bölümüne katılıyorum. Ama katılmadığım yerler de var. Şöyle ki:
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Fuzulim
    Yaşamın anlamı sadece menzile varmakmıdır. Amaç bumudur? Yoksa menzile giden yolda geçen sürede yaşama dahilmidir?
    Elbette değildir.. İki yıl önceki bir yazımda:
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Baben
    Yukarıda sözünü ettiğim "Haziran yazım"da "Bu evrelerin başlıcalarına kısa başlıklar halinde göz atalım: İlköğrenim, üniversite, iş, evlilik ve emeklilik. Tabii, bunların içerisinde de ayrı ayrı evreler, ayrı ayrı yol ayrımları söz konusudur. Sıralaması da, bazen istisnaları görülse de, genel olarak aynıdır. Ancak, her insanın aynı evrelerden geçmediğini de görürüz.." de demiştim.. Aslında bunların her biri, insan hayatına heyecan ve anlam katan olaylar..
    Bir çok benzerleri gibi, tamamen özenti olarak yapılan, üniversite mezuniyetinde "kep atma" olayı: Bir anlam (benim deyimimle "anlamcık" :P )dır.
    Kişi, işe girdi, diyelim. Bu işte gösterdiği başarıdan dolayı "terfi" etmesi, bir anlamcıktır.
    Evlenmesi, çocuklarının olması, onları büyütmesi, emekli olması vb.. hepsi birer anlamcıktır!

    Ama konuyu, özellikle toplumsal boyutta ele alınca, bir süre sonra tüm bu anlamcıklar monotonlaşıyor ve bir şey ifade etmemeye başlıyor. O zaman, branşlaşma ve sektörleşmeler oluşturuluyor.
    Müzik, spor, edebiyat, sinema vb. benzeri dallarda heyecan ve anlam arıyorlar.
    Uzun çalışmaların sonucunda başarıyla biten bir konserin sonunda orkestranın ve yönetmenin aldığı alkış bir anlam(cık)dır!
    Çok çok büyük paralar döndüğü için, bir sektör gözüyle bakabileceğimiz, spor/futbol ve hemen her dalında çok çeşitli organizasyonları; hayatı renklendirmek, heyecanlandırmak, anlam kazandırmak için insanlığın yaptığı en büyük buluştur, bence..
    http://www.engelliler.biz/forum/view...=151265#151265
    demiştim. İşte öyle bi şey.

    Yeri gelmişken –ama konuyla ilgisizmiş gibi gözüken- bir de karikatür ekleyeyim:
    8703730komiz05za8 - "Hız iblisi"ne teslim olanlar ve sakatlar [Haftanın Konusu]

    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Fuzulim
    Teknoloji geliştikçe insan doğadan yani aslından uzaklaşıp suni şeylerin içine gömüldükçe yaşamdan duyulan heyecan ve hazları da azaldı.
    Zamanımız insanı, mutlululuk olduğunu düşündüğü boş şeyler için binbir mutsuzluğa göğüs germeyi göze alan hatta başkalarını ve hatta gelecek nesilleri mutsuz edebilmeyi göze alacak kadar ahmak bir yaratık haline geldi diyebilirim. (bence)
    "heyecan ve hazları da azaldı" demeyelim de "değişime uğradı" diyelim istersen.

    Çünkü salt çevremizde/yurdumuzda gördüğümüz verilerle sonuca varmaya kalkarsak yanılma payımız artar. Bak yukarıda sevgili andante'nin anlattıkları da yaşanıyor dünyamızda! Kuyucak'a verdiğim cevaptaki "Bütün sorun 'altyapı'da.. (aslında eğitim, kültür bir üstyapı kurumudur ama.. Burada altyapı oluyor..)"u da ekle bunlara..

    Sen daha iyi bilirsin: Evin altyapısı/temeli çürük olsun; duvarlarını boya, kiremitlerini değiştir.. En ufak bir depremde yıkılacaktır! Eğitim yok, kültür yok! Ya da olması gereken kalitede değil.. :evil: "Okuma alışkanlığı" diye bir şey yok!.. Eğlence dışındaki sanatla ilgilenmiyoruz millet olarak! TV'de futbol maçları izledikçe "sporla ilgilendik" sanıyoruz.. Oysa alâkası yok.. Yapmadan neyiyle ilgileniyorsun? :evil:

    Hal böyle olunca gelişen teknolojinin en işe yaramaz, en uyduruk yanlarını hemen kapıyor; onları da sadece kullanıyormuş gibi yapıyoruz..

    Bakma sen.. Eski insanlar da "mutlu" falan değillerdi! Dünyanın diğer ülkelerindeki insanları bilmediklerinden, kendilerini karşılaştırma olanağı olmadığından mutluyuz sanıyorlardı ya da biz öyle sanıyoruz.. Açtırma ağzımı şimdi.. :evil:

  6. #21
    Üye
    masiva Avatarı

    Gerçek Adı
    Fatma
    Üyelik Tarihi
    21.06-2006
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    326
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sanırım bu senenın baslarıydı yabancı kanalların bırınde Dıesel’ın bı reklamını ızlemıstım konuyla ılgısınden aklıma geldı, Dıesel’ın amacı muhtemelen hız ve guzellıgı anlatmaktı..

    Kılısede kosu bandında kosarken dua eden, yıne ıslerı arasında kosarken bebegını emzırıp altını degıstıren kadınlar… amelıyat masasından bacagına dıkıs atılırken fırlayan doktorun da pesınde kostugu o sırada da kıyafetlerını gıyıp rujunu surmeye calısan modellerle verılmeye calısılan mesaj aslında cok acıktı her ne kadar dılını anlamamıs olsam da… Hızlı yasıyoruz…

    Aslında reklam hem cok carpıcı hem de hıc yabancı degıl, doğruluk payları oldukça fazla.. mesela; her sabah ıse gıtmek ıcın uyandıgımızda vakıt kaybetmemek ıcın makyajımızı ya da kucuk ayrıntılarımızı/ aksesuarlarımızı yolda/arabada halledıverıyoruz bır cırpıda..

    Kılısede kosu bandında kosarken dua eden kadın da yıne aynı gırdabın ıcınde.. post modern dunyanın dındar genc ve dınamık kadını hem dua ediyor hem de formunu koruyor.

    Hastanın pesınde kosan doktor da, operasyondan sonra hemen gunluk hayata/ıse donulebılecegını taahhut eden bazı amelıyatları anımsattı. Artık bunların reklamı bıle yapılıyor ya.. mesela prostat amelıyatları, lasık goz amelıyatları, bazı estetık amelıyatları …..vs.

  7. #22
    Üye
    Fuzulim Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.07-2005
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Erzurum
    Mesaj
    328
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sevgili Baben;
    Eski insanlar daha mutluydular derken olmamış tabi. Daha doğru bir ifadeyle: Eski insanlar en az bizim kadar mutluydular ya da bizim kadar mutsuzdular. şeklinde söylemek daha doğru olur.
    Sevgili baben ben şöyle düşünüyorum:
    Hayatın amacı mutluluğu yakalamak ise;
    Çok büyük hedeler seçip büyük mutlulukları amaçlarsak, o mutluluğun değeri ona kavuşmak için geçirmemiz gereken çabaların, kavgaların, didinmelerin yani mutsuzlukların toplamına eşittir. Yani sıfıra sıfır elde var sıfır.
    Bu şu demek oluyor:
    Hedefleri büyük biriyle, hedefleri küçük birisinin hayattan alacağı hazların mutlak toplamı aslında birbirine eşittir.
    İstediğini yeme şansına sahip olamayan aç birinin yediği zeytin-ekmekten aldığı lezzet ile 5 yıldızlı otelde açık büfe başında istediğini yeme şansına sahip olan birinin yemeklerden aldığı lezzet aynıdır.
    Allahın adaleti bu olsa gerek.
    Madem mutluluklar değişmiyor, çıtayı yükseltmek niye, hayatı zorlaştırmak niye? Hız iblisi olmak niye?
    Belkide buna verilecek en güzel cevap:
    "İnsanoğlunun gözünü toprak doyurur." sözüdür.
    insanlar mutlu olup olmadıklarına kendini dinleyerek değil, çevresini gözeterek, kendini çevresiyle kıyaslayarak karar verdiği sürece mutlu olamazlar. Çünkü iyinin iyisi her zaman vardır.
    Bunu için bana göre;
    Hızlanmak mutluluğu artırmaz. Sadece endişeleri artırır.
    Hayatı yaşamak için biraz da yavaşlamak gerekir.
    Engelliler gibi.

  8. #23
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Fuzulim

    Madem mutluluklar değişmiyor, çıtayı yükseltmek niye, hayatı zorlaştırmak niye? Hız iblisi olmak niye?…
    1- Zaten demişsin ya 'o senin 'düşüncen'! Bir başkası o verdiğin örneğe, açıkladığın düşünceye katılmak zorunda değil! "Mutlulukların değişmediği" de o düşünceden çıkardığın bir sonuç! Buna da katılmayan, yanlış bulan olabilir! O halde düşünce yürütmeyi bu noktadan sonra ilerletmek gereksiz olmuş biraz.

    Lâkin,
    2- "Hız iblisi" olunacak ya da olunmayacak bişey değil ki!

    Ya da "elle tutulur, gözle görülür" somut bir şey, veya öğretmenlik, doktorluk, mühendislik vb. gibi bir meslek de değil!

    O bir "duygu", o bir "his", o bir "kavram"!

    Teeee "kapitalist" sistemin başlangıcından beri –hatta ondan çok çok çok önceleri "sınıflı toplum"un ortaya çıkışından beri- doğan, büyüyen, gelişen, insanlararası "rekabet" duygusuyla beslenen bir olgu! Yani bizim dışımızda –yönlendiremeyeceğimiz biçimde- var!

    Hep bir ağızdan türkü söyleyip
    hep beraber sulardan çekmek ağı,
    demiri oya gibi işleyip hep beraber,
    hep beraber sürebilmek toprağı,
    ballı incirleri hep beraber yiyebilmek,
    yarin yanağından gayrı her şeyde
    her yerde
    hep beraber!
    diyebilmek
    için
    ile özetlenen dünya görüşüne (hani Anadolu'nun köylük yerlerinde 'imece' denir ya.. işte o ) karşı insanın 1-ey! ("birey" değil 1-ey!) olmasını savunan/körükleyen, onun 'kalabalıklar içerisinde yalnız başına' kalmasına neden olan sistem, "hız iblisi"nin de altın çağlarını yaşamasına neden olur!

    "Çıtayı (dediğin anlamda) yükselt"en, bu ikinci 'sistem'dir! O yüksek çıtayı atlayanlar, atlayamayanlara karşı bir 'başarı' kazandığını hissederler(hissetmesi sağlanır!) ve bu anlamsız 'başarı'nın semeresini/ödülünü almaları gerektiğini düşünürler! Sonra da film kopar tabii. :P

  9. #24
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Buradaki konuya kendimi istediğim gibi veremedim açıkcası. Bunda ev de pek durulacak durumun söz konusu olmadığıyla doğru orantılı bir cevabım olabilir. Evim tadilatta da, ve ara da sıra da uğruyorum eve, neyse...

    Hız iblisi anladığım kadarıyla çok farklı algılanmakta.Bu konuya gireceğim, gireceğim de yazılanları okurken ister istemez farklı alanlara kayıyorum. Buradaki düşüncelerimi yazmaya Basel de son derece rahat ortamı yazarak başlamıştım, Basel deki insanların benim gözlerimi fal taşı gibi açtığım acayip bir zevki yazarak devam edeyim öncelikle.

    Şimdi bu şehrin ortasından Ren nehri geçiyor. Ren de nehir haniii Bizdeki Meriç gibi suyu falan kurumamış, alabildiğince coşkulu , derin, debisi oldukça büyük ve çok geniş bir nehir.Bu nehirde yüzmek çok kolay değil. Ama insanlar bir şekilde suyla oynama zevklerini bu nehirde son derece ilginç bir şova dönüştürmüşler.

    Çok ahenkli, ağır ve hız iblisinin uğramadığı bu kentte Ren nehrine hız iblisi uğruyor. nasıl mı?

    Bir çeşit çanta oluşturmuşlar, bu çantaya üstünüzdeki her şeyi rahatlıkla koyabiliyorsunuz, cep telefonu falanda dahil buna, yukarıdan başlayarak kıvırıyorsunuz ve bununla cupppp diye Ren nehrine atlıyorsunuz. Su sizi atladığınız yerden kilometrelerce sürükleyerek götürüyor. Yüzmek diye bir şey yok, yüzemezsiniz zaten, sadece suyun gidiş yönünde bir çöp gibi sizde sürükleniyorsunuz. Bu içinde eşyalarınız olan çanta sizin can simidiniz oluyor. Duracağınız yere, bu o kadar kolay değil tabii,geldiğinizde büyük bir gayretle kıyıya yaklaşıyorsunuz ve atladığınız yerden kilometrelerce uzakta bir yerden nehirden çıkıyorsunuz.

    Çıktığınız heryerde duş alabileceğiniz bir düzenek kurulmuş tabii. Duşunuzu alıyorsunuz çantadan ıslanmamış eşyalarınızı giyip tramvaylara binerek evinize dönüyorsunuz.

    Kıyıya varamadığınızda Fransa dan çıkma ihtimaliniz olabilir

    Cidden anlatıldığından öte çok tehlikeli bir şey ama inanın herkes an az bir kez bunu yapmış. Engellileri bu alanda görmedim açıkcası. Ama en komik olanı bu kadar büyük bir maceradan sonra yine aynı sakin tavırlarla hareket etmeleri.

    İnsan, söz konusu insan olduğu zaman kesin yargılar her an bizleri yanlışa sürükleyebilir. En sakinimizde bile bir hız iblisi olduğu gibi, en vahşimiz de bile sakinlik bir yerlerde gizlidir. Dozunu ayarlayabilmek, işte mutluluğun sırrını bulabilmektir diyorum.

    Bak yine konuya giremedim, ya bu sefer böyle olacak

  10. #25
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Hız iblisi anladığım kadarıyla çok farklı algılanmakta.
    Yaa Sanemcim..

    Üç tel saçımız vardı zaten.. Birini sağa tararken kırdılar, birini sola tararken kırdılar.. Kalanı da 'bırak karışık kalsın'. :twisted:

    İsteyen istediği gibi algılasın. :wink:

    Sen yine konuya girmemeye devam et. Yemişim 'konu'sunu.. :P




Sayfa 2 / 2 İlkİlk 12