Sayfa 1 / 3 123 SonSon
Toplam 41 mesajın 1-15 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    12:33
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.881
    Alınan Beğeniler
    937
    Verilen Beğeniler
    1.231

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Sakatlanmak üzerine...

    Bülent Küçükaslan
    BİANET / 12 Mayıs 2008

    Önceleri özgürce akan bir ırmağın, önünü kapatan bir barajla karşılaşınca akamaması, ancak barajın kapakları açılıp akması olanaklı hale geldiğinde -akabildiği kadar- akması; fakat kapaklar kapatılınca yine durması; belki bulduğu veya yarattığı gediklerden sızması, ama yine de dizginlenmesi, gibi bir şey.
    Irmak aynı ırmaktır, kendisini var eden dereler yine aynı derelerdir, içinde yine aynı canlıları barındırır, aynı kaynaktan çıkıp aynı yollardan akarak gelmektedir, ama bir farkla; artık akması kontrolü dışında engellenmiştir. Var olduğundan beri yaptığı üzere yine akar, önüne her engel çıktığında yaptığı gibi yine ona bütün gücüyle çarpar, yine engeli yıkmaya ya da üstünden aşmaya yeltenir; ama artık başaramaz.

    İşte, ırmağın barajla yaşadığı bu mücadele gibidir zihnin bedenle yaşadığı gerilim. Irmak akmak ve var olduğundan beri yaptığı/olduğu gibi aşmak ister, ama aşamaz; barajın yanından dolanmayı dener, olmaz; daha çok akıp/dolup bentlerin üstünden geçmeye yeltenir, başaramaz. Çünkü baraj hem çok geniştir hem de çok yüksek... Fakat ırmak bu, dinlemez; bentlere var gücüyle çarpar, çarpar çarpar. Yaptığı her hamle kendi haşmetini büyütür, ama aynı anda o köpüklü asiliğini de azaltır. Zaman geçer... Artık barajın bentlerine bütün gücüyle çarpamaz olur; akıp o barajı doldurmaktan, var olan koşullara uyum sağlamaktan, yeni koşullar yaratmaktan, oraya can vermekten başka bir şey de gelmez elinden.

    Barajı dolduran hacmi bir yandan kendiliğinin yok oluşunun kederli habercisidir artık, bir yandan da yeniden doğan benliğinin muştulayıcısı. Akamaz olmaya önce şaşıran, sonra kızan, sonra küsen ırmak, bir süre sonra akmanın mutlak şart olmadığını ve akmayarak yaşamanın mümkün olabildiğini görüp, durulur; durulur ve yeniden doğar...

    Yeniden doğarsınız. Can Yücel’in, Hayatı Tersten Yaşamak’taki doğumu gibi: “Cami'de uyanıyorsunuz. Bir tahta sandık içersinde, herkes karsınızda saf durmuş, iyiliğinize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmiş vaziyette. Tabuttan doğruluyorsunuz, yaşlı, olgun ve ağırbaşlı olarak. Herkes etrafınızda, büyük bir itibar, iltifatlar, çocuklar, torunlar hepsi hazır. Arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz.”

    Ve yaşıyorsunuz...

    ***
    “Nitekim sonunda bir aşkınlık, en azından kederli bir aydınlanma, mizahi bir bilinç anı var,” der Nurdan Gürbilek (Kör Ayna, Kayıp Şark içinde), Leyla Erbil’in Cüce adlı romanıyla ilgili olarak ve sözü Leyla Erbil’e bırakır:

    • “Daha da tepelere çıkmayı düşündüm bir ara [,...] göstermek üzere marifetlerimi ama bence daha da tepe diye bir şey yoktu anladım; ben çıkmak istedikçe, tüm tepelere egemen olduğunu sanan ve marifetlerimle alay eden yalancı tepeler vardı ve tek başına sonsuzluğa doğru alabildiğine yükselmenin acıklı ve aşağılayıcı anlamıyla karşılaştım orada, çünkü gökyüzü de yeryüzü de ayaklarımızın altındaydı [.]”
    Önceleri, “Sakatlanmak nasıl bir şey?” diye sorduklarında, “alışıyor insan” diyordum. Ama sonra bu “alışıyor insan” sözünün aslında söylemek istemediğim şeyleri de içinde barındırdığını; daha doğrusu, sakatlık konusunda varolan (yenilgiyi çaresizce kabulleniş, “tam” olamamanın verdiği eksiklik duygusu, hüzün, kompleks, kırılganlık, bu duyguları kanıksamanın yol açtığı uyuşmuşluk hali vb.) ön-kabuller malumken, “alışıyor insan” demenin sorunlu olduğunu düşünmeye başladım. Çünkü evet, insan alışıyor tabii; alışıyor ama, alışmakla bir yenilmişlik, bir eksiklik, bir uyuşmuşluk halinin o kâbus gibi üzerine çöküşü arasında kaçınılmaz bir bağ olması da gerekmiyor. Yani alışıyorsun sandalyede oturmaya, tek gözünle görmeye, tek kolunla iş yapmaya, tek bacağınla yürümeye, evet; ama bu sende bir yenilmişlik hissi yaratmıyor. Anlıyorsun ki yaşam bir yarış ya da bir müsabaka, “tam”lık olduğun halden bir gıdım fazlası ve toplumsal kurgular da mutlak doğrular değil. Herkes gibi, şu anda, olduğun halinle, yapmak istediklerinle, duygularınla varsın. “Gökyüzü de yeryüzü de ayaklarının altında” ve yaşıyorsun...

  2. #2
    Üye
    aymur Avatarı

    Üyelik Tarihi
    07.04-2008
    Son Giriş
    28.05-2017
    Saat
    10:44
    Yaşadığı Yer
    İSTANBUL
    Mesaj
    17
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Çok güzel bir yazı olmuş.
    Tebrik ederim.

  3. #3
    Üye
    CinCin Avatarı

    Gerçek Adı
    Gülçin
    Üyelik Tarihi
    19.04-2004
    Son Giriş
    07.03-2017
    Saat
    19:59
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    227
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    ''Herkes gibi, şu anda, olduğun halinle, yapmak istediklerinle, duygularınla varsın. “Gökyüzü de yeryüzü de ayaklarının altında” ve yaşıyorsun...''

    Eveeeet işde budur.

  4. #4
    Üye
    Dante Avatarı

    Gerçek Adı
    Dante Alighieri
    Üyelik Tarihi
    04.04-2003
    Son Giriş
    08.06-2015
    Saat
    03:29
    Yaşadığı Yer
    araf
    Mesaj
    812
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Kardeşim metaforik anlatım tek kelimeyle destansı olmuş.

    Herhalde büyük bir çoğunluğu tam gençliğin başlangıcında sonradan sakatlanan bizleri anlatmak için ırmak kadar çarpıcı bir başka benzetmeyle bu denli vurgulanamazdı anlatmak istediğin.

    Yaşamı ben de bir yarış olarak görüyorum, eksik ya da bir fazla hiç fark etmiyor aslında; ahengi bozulmuş bizler yaşıyoruz..

  5. #5
    Üye
    mezopotamyali kederi Avatarı

    Gerçek Adı
    ASYA
    Üyelik Tarihi
    02.02-2008
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    1.371
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ne kadar akıcı,akılda kalıcı bir yazı bu Sevgili Bülent...

    Benim için de sakatlanmak, bendini aşa aşa akan bir nehrin havuza mahkum olması gibidir.

    Düşüncelerim şimdilik bu kadar.Takipteyim... :wink:

  6. #6
    Üye
    Halil Avatarı

    Üyelik Tarihi
    03.11-2006
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Bayburt
    Mesaj
    820
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    İki yılı aşkın bir zamandır bu sitedeyim bu yazıyı okuduktan sonra şunu çok rahatlıkla söylebilirimki O.Boğanın şimdiye kadar yazdığı yazıların içindeki en beğenerek okuduğum en gercekci (gercekci diyorum bazen çok romantik olabiliyor kendisi )ve sürekliyiçi yazıydı yüreğine sağlık kardeşim kaleminden her daim aha böle kan aksın ))

  7. #7
    Üye
    Mehmet YALCIN Avatarı

    Üyelik Tarihi
    07.04-2007
    Son Giriş
    14.01-2012
    Saat
    22:54
    Yaşadığı Yer
    kırşehir/merkez
    Mesaj
    1.311
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    harika bi yazı. iki kez okudum. şaştım dogrusu. eline saglık..
    zaten ben bi senin yazılarını okuyom birde birde denk gelirse zekeriya beyazın
    süpersin sayın oturan boga..

  8. #8
    Üye
    BERRAK Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.04-2008
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    CENNET BAHÇESİ
    Mesaj
    39
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    İNADINA YAŞAMAK
    SANA SESLENİYORUM SANA,DAHA SERT ADIMLARLA
    BİR UMUT ÇIĞLIĞINDA YIRTILACAK YOLLAR,
    GÜN YÜZÜNE DÜŞEN ŞAFAĞIN.
    YORGUN KOKUSUNDA VE ÇOCUKLARIN YIRTIK PABUÇLARINDA,
    İNADINA DOĞACAK.İNADINA BÜYÜYECEKSİN.
    KORKU GECELERİ BESLENMEMELİ.
    KÖMÜRSOBALARININ YALANCI SICAKLIĞINDA
    KALK VE UYAN.SIĞINTI DUVARLARIN ÖRTTÜĞÜ
    SEFİLLİK SIĞINAĞINDAN.
    BİR MERMİ KARANLIĞINDA PES ETMEDEN
    İNADINA YÜRÜYECEK.İNADINA KOŞACAKSIN.
    SANA SESLENİYORUM SANA,İŞİKİN DAMARLI,NASIRLI KREM KOKULU,
    NARİN MİNİK.ÜRKEK ELLERDE.
    MAVİ ELBİSESİNİ GİYECEK GÜLEN GÖZLERDE DOĞACAK YARINLAR
    YEDİ İKLİM GEÇİŞİNDE.ÇAYIRLAR SELAM DURACAK
    BOZKIRIN ASİ RÜZGARINA.
    KUŞLAR EN GÜZEL ŞARKILARINI SÖYLEYECEK
    ÖZGÜRCE KANAT ÇIRPTIĞI GÖKYÜZÜNE
    BİR DAĞ ÇİÇEĞİNİN KAR ALTINDAN GÜNEŞE GÖZKIRPMASINDA,
    UYANIŞA TANIKLIK EDECEKSİN.İŞTE BU YÜZDEN TOPRAĞINDAN SİLKİNİP


    İNADINA AÇACAK ,İNADINA YAŞAYACAKSIN.....

  9. #9
    Üye
    kuyucak Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    15.03-2007
    Son Giriş
    17.11-2010
    Saat
    23:39
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1.130
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Yalnız Değiliz...

    Sanat öyle simgelerle sunar ki anlatacağını; Oradaki simgeye herkes kendinde olanı koyar ve tıpa tıp uyuncada bağırır...
    ''Ahhhha bu..Bende bunu düşünüyordum da, ifade edemiyordum'' der hekes..Eline sağlık Bülent..Ben biraz ileriye taşımak
    istiyorum konuyu.. Umarım geriye taşımam..Bazen korkarım çünkü pişmiş aşa su katmaktan.)

    Bu ''bendimi aşar/ım'' aslında ortak duygudur insanlarda..Herkes aşılamayacağını bilir de yinede İsyan eder..
    Bendini aşmak, kükremek, sığmamak, hep bu anlatılır ''kutsalmış'' gibi.. Bu bentler aslında o kadar çok değişkendir ki...
    Hayatım da sıkışıp kaldığım bentleri çok kısaca anlatayım...

    -Çocukluktan kurtulup toplumun bana ''sakat'' olduğumu hissettirdiği ilk bent'te yıllarca kulaç attım..
    -İlk aşkım, kara sevdam delirtti beni senelerce..
    -12 Eylül yenilgisi en derin bent oldu bana..Asla çıkamadığım, çıkmayı bile hayal etmeyi bıraktığım..

    Dedim ya; İnsanların bentleri o kadar çok ve değişken ki; Kimisi bedensel, kimisi toplumsal, kimisi ekonomik, kimisi duygusal
    Bütün ırmakların tek hedefi denize varmaktır oysa..Denize varabilen ırmak kalmayacak bu gidişle..Herkes birbirine kanallarla
    bağlanmış küçük bentlerin oluşturduğu dev bir Türkiye barajında debeleniyor...Yalnız değiliz diyorum o yüzden..

    Haaaa değermi bu çaba? Köküne kadar, sapına kadar yenilmek; yenilmiş insanların içinde çok da acıtıcı gelmiyor bana artık..
    Yenilmiş olmanın dervişçe bir yanı bile var, bazen bunu görüyorum..Nasıl olsa hepimiz yanlış saksının çiçekleriyiz..
    Bir toplumun % 80 bir şekilde barajlarda kilit altındaysa, orası bizim denizimiz olmuş be artık..Ayrıntı bizim daha çok
    acılı olmamız sa; Eyvallah pirim, diyorum..Saygılar...

  10. #10
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Genetik (bkz) bir hastalığım olduğu için sağlamlarla ya da sonradan sakatlananlarla empati kurmakta zorlanırım. Aynı şekilde sonradan sakat olanların da kelimenin tam anlamıyla benimle empati kurmasının olanaksızlığını da düşünürüm. Tersini savunanlar şapkama anlatsınlar dertlerini.. :P

    Lâkin; sağlam, sonradan ya da doğuştan sakat tüm arkadaşların en az bir (ki bu sayı binlerce de olabilir) ortak paydası var ki buradayız..

    Sonradan sakatlarla belki ufak (belki de çok büyük) bir farkımız var.. Senin örneğinden yola çıkarak anlatayım.. Sonradan sakatlananlar önceki yaşamlarında "ırmak"tı ama doğuştan sakat olanlar "dere" bile olamamışlardı. Ama ikisinin önüne de aynı yükseklikte "engeller" çıkıyor, aynı "baraj"ı doldurmaları isteniyor.. Geçen yıl [Haftanın Konusu] İş yaşamında Sakat Statüsü ve ayrımcılık 'ta şöyle demiştim:
    Aslında doğuştan engelliler -1'den başlamaya alışkın.. Sonradan engelliler düşünsün..
    (Sakın yanlış anlaşılmasın.. Kesinlikle bir ayrımcılık, çekememezlik, kıskançlık yoktur, olamaz!!!... Hepimiz aynı gemideyiz çünkü.. )



    Toplumcu öğretiyle yetişmiş olduğumdan; toplum olmadan insanın "birey" olamayacağını, ancak '1-ey' olarak kalabileceğini savunmuşumdur hep. Örneklerim de, karşılaştırmalarım da, tartışmalarım da bu doğrultudadır genellikle.. Kişiselleştirmekten oldum olası kaçınırım.

    Ol sebeple, senin 'ırmak' örneğini kişisel değil de toplumsal olarak ele alıyorum. Yani olayın 'psikolojik isyan, bunalım takılma' yanını geçelim, o her insanda olur zaman zaman. (Hele gençlik dönemlerinin olmazsa olmazıdır.. :P )

    Ama yine gençliğimizde attığımız bir slogan vardı: "Kurtuluş yok tek başına.. Ya hep beraber, ya hiç birimiz!!" derdik.. Yani tek 'kişi'nin, '1-ey'in 'dere'liği/'ırmak'lığı barajın bendi karşısında 'hiç'tir!! Sadece ve sadece bütün 'dere'lerin/'ırmak'ların "hep beraber" yüklenmesiyle aşılır o engeller.. Tarih başkasını yazmadı şimdiye kadar.
    "Yazdı" gibi görünse de; onları da iki yıl önceki "Her Şey Satılık" yazımda anlatmıştım..

  11. #11
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Engelli bireyin yaşamına hakim olan sorunların bir ırmak ve baraj metaforuyla anlatılmak istenmesi bence olayı tam karşılamıyor.

    Zira hiçbir baraj hiçbir nehri tutamaz aslında. Yapılan sadece Nehrin yıkıcı kudretinden faydalanmaktır. İnsan nehri sadece bir süre için tutabilir. Üstelik barajlar nehirleri tutamazlar, sadece biriktirir ve dolma seviyesine gelince akmasını mecburen serbest bırakırlar. Çünkü bilirler ki kapaklar açılmazsa o nehir o barajı yıkar geçer.

    Şimdi o barajı yıkma potansiyelini her daim taşıyan ırmakla insan mecburen uzlaşmak zorundadır. Bu uzlaşma mecburiyetini yaratan ırmağın gücüdür.

    Hiçbir ırmak hiçbir insan tarafından sanıldığı şekliyle zapturapt altına alınamaz. Dünyanın en büyük barajları bile ırmağın menzili denize ulaşmasını önleyemez.

    Oysa engelliler özelinde durum farklıdır. Barajı yapan insanların nehrin doğasına uygun davranma zorunluluğu biz söz konusu olduğumuzda kimsenin umrunda değil.

    Bizimle olan ilişkilerde asla kimse bizde varolduğu düşünülen bir devasa kudreti hesaba katmaz. Hiçkimse engellilerin içinde varolduğunu düşündüğü bu kudrete göre eylemez.

    Bu nedenle engellilerin hayatını bir ırmak metaforuyla anlatmaktansa ben insanlar tarafından yok edilen bir gölle anlatmayı tercih ederdim.

    Tuz gölü...Bir zamanlar binlerce yaşam formuna evsahipliği yapan bu doğa harikası göl artık flamingoların yuvası değil. Çünkü iç anadolunun bu güzelim harikası aşırı kirlenme nedeniyle zehir yuvasına dönmüş durumda. Ayrıca üçte iki oranında kurumuş halde. Bir kaç on yıl sonra çocukluğumuzun Türkiye haritalarının olmazsa olmazı, "en büyük ikinci gölümüz" diye ifadeler olmayacak.

    İşte ben olsam kendine içkin bunca güzelliği yaşayamayan, toplum tarafından usulca yok edilen ve bu yok edişe karşı koyabilecek gücü olmayan Tuz Gölünü kendimize daha çok benzetirdim.

    Derdim ki ey toplum! ben tuz gölü olarak sana ve tüm diğer yaşam formlarına çok zengin bir yaşam alanı sunuyorum. Benim var olmam yüzmilyonlarca yıla ve inanılması güç tesadüflerin bir araya gelmesine bağlıdır. Bir daha varolabilmem mümkün olmayacak. Bu nedenle her ikimiz için de yaşamam çok iyi olurdu. Ama senin açgözlülüğün, hoyratlığın, cahilliğin ve bencilliğin nedeniyle ben yok oluyorum. Fakat farkında değilsin ki benim yokoluşumla aslında sen de yok oluyorsun. Çünkü insan değerleriyle insandır. Beni yok ettikçe seni sen yapan ve hayata bağlayan tüm damarlarını kesiyorsun. Benim üzerimden farkında olmadan kendini yok ediyorsun.

    İşte bence bir metafor kullanılacaksa bu bir nehir değil bir göl olmalı.

    Yıllar önce, kaza geçirmemişken daha, hayatımda gördüğüm en güzel yerlerden biri de bu metafora uygun bir can çekişme yaşıyor.

    Konya nın Beyşehir ilçesi Beyşehir gölünün kenarına kuruludur. İnanılmaz şirin bir küçük ilçedir burası. Göl, içinde o zamanlar sayısı 27 olan irili ufaklı adalarla süslenmişti. Gölün kenarındaki selvi ağaçlarının altına oturup hemen güneşin batma istikametinde yükselen Amanos dağlarına bakardım. O dağlar ki batan güneşin kızıl tonlarını göl üzerine yansıtır insanda büyülü bir etki bırakırdı.

    Ben bir atın yeleleri gibi esen rüzgarla dalgalanan selvi ağaçlarının dalları altında bu güzelliğe bakınca şiir yazma hissiyle dolar taşardım. Bir kaç gün sonra oradan ayrılacağımı bilmenin hüznünü yaşardım.

    Bu güzel ilçede kaldığım bir hafta içinde bir gün gölde yüzmeye karar verdim. Güzelim çimleriyle oluşmuş sahilden göle girdim. Bir an gözüm ilerdeki adalara takıldı. O doğa harikası adalara gidecek vaktim yoktu hemen arkamdan geçen sanırım beş kişilik bir genc grubuna "bu gölde kaç ada var arkadaşlar" diye sordum. Beyşehirliydiler ve hiçbiri bu sorunun cevabını bilmiyordu.

    İşte trajik olan da buydu aslında. En büyük hazinelerimize karşı olan bu kahredici duyarsızlığımız. Elin amerikalısı gelip bizim köylerimizdeki mağaralara girer de biz bir merak edip o mağaralara girmeyiz. Aynı o göldeki ada sayısına karşı olan umarsızlığımız gibi engellilere karşı da aynı derecede ilgisiziz.

    Geçtiğimiz günlerde bir gazete haberinde okudum. Beni,m güzelliğiyle deliye döndüğüm Beyşehir gölü kuruyormuş. Artık su iyice azaldığı için o adalarda karayla birleşip yok olmaya başlamış. Adaların sayısı artık üç beşe düşmüş. Resmen ağlama hissiyle doldum. Aşırı sulamanın kahrettiği bu göldeki endemik balık türlerini düşündüm. Sadece o gölde yaşamasına rağmen başka balık türleri atıldığı için bu balıklar tarafından yenilerek yok olma eşiğine gelmiş o canlılar gibi göl de insanların hoyratlığı karşısında son nefesini veriyor.

    O göl ve o balık türleri kimbilir kaç yüz milyon yılda oluşmuştu oysa. Bizler o gölü bir kaç on yılda yok ettik.

    Bir göl bir kez kurudumu ölür dostlar. Çünkü gölün zemininde ordaki ekolojik dengeyi sağlayan tüm hayat yok olur. Bir daha dolsa b ile kuruyan bir göl beyin ölümü gerçekleşmiş bir canlı beden gibidir.

    İşte biz engelliler de bence bu göllerdeki kaderleri yaşıyoruz. İçimizde taşıdığımız ve insana has tüm güzelliklere rağmen toplum bizi yok saymakta ısrarlı. Kalabalıklar arasında kimsesiz ve önemsiz sayılıyoruz.

    Beyşehir ve Tuz gölleri barajları aşarak, taşarak intikam alabilme potansiyeli taşımıyorlar. Tıpkı engellilerin sahip olamadıkları güç nedeniyle çaresizce kendilerini kahreden yok sayış karşısında çaresiz kalmaları gibi...

    Bence engelliler bir barajla tutulmasına rağmen o barajı yıkma gücüne sahip bir ırmak değil sadece yok oldukça kendisini yok edenlerin de yok olmasına neden olacak göldürler...

  12. #12
    Üye
    A_GEYiK Avatarı

    Üyelik Tarihi
    14.04-2006
    Son Giriş
    10.12-2017
    Saat
    16:32
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    1.506
    Alınan Beğeniler
    29
    Verilen Beğeniler
    30
    Blog Mesajları
    20

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ben aslında bu konuda biraz daha şanslıyım. Hem doğuştan özürlüyüm hem de sonradan sakat kaldım. Bu anlamda 2 duyguyu da yaşadğım için şanslı görüyorum kendimi...

    Gelelim yazının pazartez içi kısmında geçen "tam" olgusna...
    Biraz felsefe yapayım: "Tam"
    Neye göre? Kime göre?

    Bu anlamda kimse tam olmayabilir. Değildir. Kimi şişmanım diye yakınırken kimisi de zayıfım diyecektir. Bazıları uzun boylu olmayı istemez, bazıları da kısa, saece fiziksel özellikler için geçerli değildir bunlar, örnekler çoğaltılabilir...

    İnsan kendini tam hissettiğinde tamdır. Beni "ben" yapan tüm özellikler tam olmamı sağlar. Ben, sol kolumu kullanmamamla tamımdır, kendime has yürüyüşümle, karakterimle, düşüncelerimle, (vs.)

    Peki, ben kime göre tamım? Önce kendime göre tamım, bunu hissettirdiğim aileme göre, arkadaşlarıma göre, çevreme göre, kız arkadaşıma göre tamım.

    Tesadüfen geçtiğim bir semtten sigara almak için uğradığım bir bakkal için tam değilim, kısa bir otobüs yolculuğunda yanına oturduğum kişi için, tamircim için, berberim için, (vs) tam değilim. Çünkü buradaki iletişimde ölçüt sadece görselliktir. Farkındaysanız bu iletişimlerde iletişimde tam değildir...

  13. #13
    Üye
    aferits Avatarı

    Gerçek Adı
    Ferit
    Üyelik Tarihi
    15.07-2004
    Son Giriş
    23.10-2017
    Saat
    21:37
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    1.279
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Irmak engellensede eskisi gibi çağlayamasada yinede bu yaşamda yeri oluyor ve
    hayata geçirdiği yaşamlar sunuyor.

  14. #14
    Üye
    Halil Avatarı

    Üyelik Tarihi
    03.11-2006
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Bayburt
    Mesaj
    820
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ben hep sakatlığın bizzat kendisinin başlı başına bir sorun olduğunu düşünmüşümdür evet cevre toplum önümüze sürekli bir takım engeller çıkarıyor çıkarıyor ama bu engellerin hepsi sihirli bir el tarafından ortadan kalksa bizim sorunlarımızda ortadan kalkacak mı? Bir koşu duş alıp sokağa atabilecek miyiz kendimizi? Her kez gibi tuvalet ihtiyaçlarımızı birkaç dakika içerisinde ortadan kaldıracak mıyız? Yatağımızdan fırlayıp kalkabilecek miyiz? Vs vs vs

    Bu anlamda benim toplumla olan kavgamdan çok bizzat kendimle kendi sakatlığımla kavgam olmuştur ve öyle sanıyorum ki bu kavga ölünceye dek sürüp gidecek….

  15. #15
    Üye
    Mehmet YALCIN Avatarı

    Üyelik Tarihi
    07.04-2007
    Son Giriş
    14.01-2012
    Saat
    22:54
    Yaşadığı Yer
    kırşehir/merkez
    Mesaj
    1.311
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    birde sakatlanmak olayına şurdan bakalım türkiyede tanıdıgım binlerce engelli arkadasım ve engelli olma hikayelerim var biliyorum fakat,
    daha hiç bi engellinin günden güne iyi oldugunu düzelme kaydettigini görmedim göremedim
    bizler bugun belkide engelimizin en iyi zamanlarındayız çünkü halil yılmazında dedigi gibi bizi ölünceye dek sürüp gidecek ama hergün hergün daha kötüye gidecegiz istediginiz kadar çaba gösterin istediginiz kadar azimli olun hayat bizi bi yerde mutlaka bişeyler mahkum bırakmıştır bırakacaktır ve bunların daha kötüsüde olacaktır..
    hayata gerçeklerle bakan ancak bunları görür ama yalan inanmak istemeyen hep bunlara muhalif olacaktır ve o daha büyük hayal kırıklıgı yaşar emin olun..




Sayfa 1 / 3 123 SonSon