Sayfa 2 / 3 İlkİlk 123 SonSon
Toplam 41 mesajın 16-30 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #16
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Almanların ünlü atasözü "şeytan ayrıntıda gizlidir" der. Bu sözü çok severim çünkü bazen küçük ayrıntılarda devasa kudretler gizlidir.

    Yukarıdaki yazımda bir tür karamsarlık olduğu düşünülebilir. Yani engellilerin son derece pasif bir şekilde insanlar tarafından yok edilen bir göle benzetilmesi eleştirilebilir de.

    Şunu söylemeliyim ki kendi özelimde bedensel engelimin bana engel olmaması için her türlü mücadeleyi veriyorum. Kendi çapımda çok başarılı sonuçlar aldığımı söyleyebilirim. Üstelik yine kendimce çok daha başarılı olma azmindeyim.

    Ancak bütün bunlar ben ve benim gibi engellilerin mücadele etmek zorunda bırakıldıkları engellerin yıkıcılığını, bıktırıcılığını ve nihai olarak engellileri yaşamdan soyutlayıcı gücünü görmezlikten gelmemi gerektirmez. Evet belki kendimizce hayat karşısında küçücük mevziler kazanıyoruz ancak neden bizler bu mücadeleleri çok daha uygun koşullarda vermeyelim ki? Toplumsal yaşam neden engellileri de kapsayacak şekilde düzenlenmesin? Bizler bu denli yoğun bir 'yoksayma' ile boğuşmak zorunda mıyız?

    Bence evet arkadaşlarımızın dediği gibi tüm sorunlar kalksa dahi ortada fiziksel bir realite yani sakatlığımız hep kalacaktır. Ve bu sakatlık bizim için hep sorun olarak var olacak. Ancak bu sorunun olabildiğince nötralize edilmesi, yaşamımızda bize olabildiğince az engel teşkil etmesi ve onurlu bireyler olarak toplumsal hayata katılım ve katkıda bulunabilmemiz için toplumun bize Tuz Gölü ve Beyşehir Gölü muamelesi yapmayı bırakması gerekir.


    Bizler farketmesek de her gün toplumun koyduğu engeller nedeniyle onlarca sakat arkadaşımız bu ülkede Tuz Gölleri misali can çekişmekte ya da hayatını yitirmektedir.

    Yıllar önce Şişli Etfal hastanesinde yatarken küçük bir kız getirmişlerdi yan odaya. Bu kız yeni evliydi ve ilk çocuğunu doğururken felç olmuştu. İnsanoğlunun ne kadar alçaklaşabileceğini kanıtlamak istercesine bu zavallı kızı anında terkeden kocası ise ortalıklarda yoktu. Kız kimsesizdi ve bir telefon açmak için bile bizden kart isterdi. Bir gün annem bu kızın bütün bedeninin yatak yaralarıyla kaplandığını, doktorların yapacak fazla bir şey kalmadığını söylediklerini iletti. İnanamamıştım. Kızın havalı bir yatağa ihtiyacı varmış ve kimsesiz olduğu, hastanenin de bu şu anın parasıyla yaklaşık 200 ytl olan yatağı alamadığı için kızın düştüğü durum beni kahretti. Hemşireyi çağırdım ve altımdaki havalı yatağımı alıp kıza vermesini söyledim.

    Bu kız o havalı yatağı kullanmasına rağmen ben taburcu olduktan bir süre sonra hayatını kaybetti. Devlet ona bir havalı yastık alamamıştı! Peki nedir bu kader mi? Yoksa doğa harikası o göllere yaptığımız gibi dünyalar güzeli, melek gibi küçücük bir kızı da yine bu toplumun duyarsızlığı mı katletmişti? Cevap açık değil mi...

    Geçirdiğim kazanın ardından kendimi anımsıyorum. Kaldırıldığım Çorum devlet hastanesinde bilincim gidip gidip geliyor. İç kanama nedeniyle durumum çok ciddi. Beni ameliyata alacaklar ama bekliyorum. Çünkü sırtıma takacakları platin çubuklar çok pahalı ve ailem gelip parayı ödemeden ameliyat yapmak istemiyorlar. Çünkü sosyal güvencem yok. Ve ben orada iki gün bekledim. Zaman zaman kendime gelip etrafıma bakardım. Olanları anlamaya çalışırdım. O kadar kötü haldeydim ki çektiğim acıları bile hissedecek durumda değildim.

    En sonunda ailem geldi ve istenilen parayı ödedikten sonra ameliyat edildim. Ameliyat için "bıçak parası" adıyla bizden hiç de yasal olmayan bir meblağ da tahsil edilmişti. Zavallı ailem beni kurtarmak için ne isterseler yapıyor hiç bir şeye itiraz etmiyordu.

    Dünyanın her yerinde böyle bir trajediyle yüzleşen insanlar önce bir travma geçirir ve zamanla bu durumda yaşayabilmek için kendilerine sağlanan imkanlarla hayata tutunurlar. Biz de ise tam tersi olur. İlk zamanlar son derece güçlü bir iradeyle sakatlıkla mücadele etme ezmindeki kişi zamanla toplumun ve sistemin önüne koyduğu engellerle yaşamaktan bıkar ve yüzünü karanlığa çevirir.

    Günümüzde ülkemizin kim bilir hangi ücra köşesinde bu şekilde yüzünü yaşamdan çevirmiş yüzbinlerce İNSAN yaşıyor. Bu insanlar bir nehir gibi isyan etme kudretine sahip değiller. Yazık ki bu insanların kendilerine sunulan umursamazlığa karşı yapabilecekleri fazla bir şey yok.

    Çünkü sermaye güçleri olmadığı için medyaya reklam verme ve bunun karşılıgında sorunlarının dile getirilmesini sağlayabilme şansları yok. Siyasi partilerde adam gibi temsilcileri yok. Çünkü engelliler için mücadele eden organizasyonların tek yaptığı engellileri acındırmak ve bu yolla onlara bir takım bağışlar sağlamak.

    Öz yurdunda parya olmak böyle bir şey sanırım. Kendi ülkemizde kendi halkımız tarafından yok sayılan, umursanılmayan ve sadece acınmak ve ruhları rahatlatmak için kullanılan malzemeler olarak görülmek...

    İşte bir Tuz Gölü romanıdır bu. Bir Atatürk Barajı hikayesi değil.

    Bizler evet bu gerçeğe karşı direniyoruz. Ama bu direnişte durup bir sormak gerek bazen. Neden bu direnişi sergilemek zorundayız ki? Neden bu denli acımasız bir savaşa atılmak zorundayız? Bu ülkenin eşit yurttaşları olarak neden ben hayatın içine dahil olmak için bu denli "cesur" ve bu denli "savaşçı" olmak zorundayım? Kaldı ki bu direnişte sistemi değiştirecek silahlardan yoksunuz. Sadece var olmaya, kabul edilmeye yönelik bir direniş bu. Tek yapabildiğimiz topluma "bakın bizler de sizin gibi iyi avukat, iletişimci, doktor, mühendis vb olabiliyoruz" demekten ibaret. Onları ikna edebilirsek bizi aralarına alma "lütfunu" bahşediyorlar.

    Evet kimimiz başarıyor da bunu. Kendi özelimde bunu başarabilecek adaylar arasındayım da...Ancak mesele tam da bu işte. Bu savaşı vermek zorunda olmamız...

  2. #17
    Askıda Üyelik
    LaiLa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    29.01-2007
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Kalbimin attığı yerdeyim..
    Mesaj
    5.559
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    6

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!


    “Daha da tepelere çıkmayı düşündüm bir ara [,...] göstermek üzere marifetlerimi ama bence daha da tepe diye bir şey yoktu anladım; ben çıkmak istedikçe, tüm tepelere egemen olduğunu sanan ve marifetlerimle alay eden yalancı tepeler vardı ve tek başına sonsuzluğa doğru alabildiğine yükselmenin acıklı ve aşağılayıcı anlamıyla karşılaştım orada, çünkü gökyüzü de yeryüzü de ayaklarımızın altındaydı”


    işte buuu :wink: diyorum bende bülent bey kaleminize sağlık.. :wink:

  3. #18
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Aslında baraj benzetmesi de, göl benzetmesi de durumumuza pek uymuyor gibi geldi bana.. :roll:

    Diyelim bir süre sonra bu göller bakımsızlıktan kurudu, haritadan silindi. Engelliler ve engeller için öyle bir durum söz konusu değil ki.. :!:

    "Kelaynak kuşu" benzetmesi yapacağım ama onları korumaya alıyorlar hiç olmazsa.. Bize o da yok.. :evil:


    ...Neden bu direnişi sergilemek zorundayız ki? Neden bu denli acımasız bir savaşa atılmak zorundayız? Bu ülkenin eşit yurttaşları olarak neden ben hayatın içine dahil olmak için bu denli "cesur" ve bu denli "savaşçı" olmak zorundayım?...
    Baba diyalektiğin ilkesi be Pegacım.. Zıtların birliği.. Sadece bizim için diil ki bu.. Tüm canlılar, yaşamlarını sürdürebilmek için; her daim bir "savaş"ın içerisindeler.. Savaşı kazanırsan.. Yola devam ediyorsun.. Bu kadar basit.. Daha sonra bir başka savaşa giriyorsun.. Böyle devam ediyor bu..

    Ama berikine "acımasız" geliyor.. Ötekine "acımalı". Başka bir zaman da tam tersi oluyor.. Beriki "acımalı" savaşta iken, ötekinin savaşı "acımasız" oluyor..

    Lâkin, "acımasız" savaşları kazananlar öbürlerinden çok çok daha değerlidirler!! Çünkü bir sonraki savaşa daha değerli deneyimler kazanarak, bilenerek hazırlanmışlardır.. Şu andaki konumuna bi bak bakalım.. Geçmişte verdiğin o acımasız savaşlardan deneyim kazanarak, güç alarak çıkmamış olsaydın, şu andaki durumunda olabilir miydin? Ben sanmıyorum..

  4. #19
    Üye
    mezopotamyali kederi Avatarı

    Gerçek Adı
    ASYA
    Üyelik Tarihi
    02.02-2008
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    1.371
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Hikayenin kahramanı burdan ırmak gibi dursa da onu ırmak yapan şeyin bir damla olduğunu unutmamak lazım...İster aksın ister donsun.... Adı üstünde su...Akışkan bişey.Hangi kaba koysan onun şeklini alır.Mühim olan serinlik vermek değil midir? Öz, sözden önce gelirse sakatlığımıza teşbih aramak gayretinden de kurtuluruz.Bir bardakta da olsa bir barajda da olsa su sudur...Özümüz su mudur? Ben sudur diyorum.Bunu der demez de bir serinlik doluyor içime.Bir kaşığı bile kişinin felaketine neden oluyorsa,bend koymuşlar kimin umrunda?

  5. #20
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Devam

    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Mehmet Yalçın
    birde sakatlanmak olayına şurdan bakalım türkiyede tanıdıgım binlerce engelli arkadasım ve engelli olma hikayelerim var biliyorum fakat,
    daha hiç bi engellinin günden güne iyi oldugunu düzelme kaydettigini görmedim göremedim
    İyi de Memetçim, "engellilik", "özürlülük", "sakatlık" grip gibi, mide ağrısı gibi bir hastalık değil ki, yaf.. İlacı içince düzelsin.. Tamam.. Benim durumumda bir "hastalık" olayı var ama.. Genetik hastalık olduğu için daha ilacı bile yok..

    Normal, sağlıklı, engelsiz kişiler/insanlar günlük hayatlarında problemsiz ya da az problemli olarak neleri yapabiliyorlarsa, bizim de gerek teknolojinin yardımıyla, gerek yasalar ve diğer mevzuat yardımıyla engelsiz olarak yapabilme, başka birilerinin desteğine gerek duymadan yaşayabilme olgusudur söz konusu olan!! "Ayrımcılıkla Mücadele" deyince bunu anlamalıyız.. Yoksa her insan, gençliğinde değilse bile yaşlandığında yürüme problemi, duyma ve görme problemi yaşıyor/yaşayacaktır ve onlarda da düzelme olmayacaktır!

    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: A_GEYiK
    ...
    Biraz felsefe yapayım: "Tam"
    Neye göre? Kime göre?
    ...
    Bu sorular sorulduğunda şu karikatür gelir aklıma:

    74082571zi7 - Sakatlanmak üzerine... [Haftanın Konusu]

    (Bülentçim, kusura bakma ops: konu biraz dağıldı ama.. )

  6. #21
    Üye
    mdz Avatarı

    Gerçek Adı
    Mehmet
    Üyelik Tarihi
    04.03-2008
    Son Giriş
    26.08-2016
    Saat
    17:36
    Yaşadığı Yer
    ANKARA
    Mesaj
    76
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Engelli kişi sürekli savaşmak zorundadır.ya savaşcıdır yada tutsak.
    Bazıları oluşan statükolar ile yaşamayı kabullenmiştir.
    Çizdiği/çizilen çemberde mutlu olmaya çalışıyordur.
    Bazılarımız bir ırmak gibi isyankar bazılarımız baraja çarpıp yıkmaya çalışıyor yeni yollar arıyordur.
    Bazılarımız bir göl gibi kuruyup gidecek...Tekrardan yağmur olup kaynakları besleyecektir.
    Kaynaklar yeniden fışkıracak yeni ırmaklar oluşturacaktır.
    Kavga bitmeyecek...Yeniden yeniden devam edecek..
    Yeter ki Gençliğimizde ağır bedeller ödediğimiz bugünde yaşadığımız/yaşamaya çalıştığımız düşüncemizi engellilerin hak alma insanca yaşama mücadelesinin ivmesini yükseltmek için bir silaha dönüştürelim.
    Yeter ki neyin neden gerçekleştiğini görelim.
    Aydın yarınlar...

  7. #22
    Üye
    UYGAR Avatarı

    Üyelik Tarihi
    22.01-2007
    Son Giriş
    30.07-2017
    Saat
    19:26
    Yaşadığı Yer
    İSTANBUL
    Mesaj
    894
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sevgili Bülent çok güzel ve çok da gerçekçi yazılar yazmışsın.Evet ,şeytan ayrıntıda gizlidir.Sevgiler

  8. #23
    Üye
    donence Avatarı

    Gerçek Adı
    hadis döndü
    Üyelik Tarihi
    12.11-2007
    Son Giriş
    02.09-2016
    Saat
    09:46
    Yaşadığı Yer
    kayseri
    Mesaj
    677
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Aslında baraj da gölde de bitek engelliler için olabilecek benzetmeler degil.Engeli olmayan insanlarda çok fazla sıkışmış,bunalmış,birsürü problemi aşamamış durumdalar.Ha onların aşacakları ile bizim aşmak zorunda oldugumuz problemler belki çok farklıı yada çok daha fazla ama bu demek degilki engelsizler çok başarılı olmuş , bizde engelsiz olsak çok daha başarılı olacaktık.İlkoludan bir arkadaşım ismini tam hatırlayamadıgım büyük bir üniversitemizde bilgisayar mühendisligi okuyup mastırını tamamladıktan sonra iş hayatına başladı.Bu başarısını duydugumda onu ne kadar kıskandıgımı benimde o egitimi alabilmeyi çok istedigimi ifade etmeme verdigi cevap:
    -Saglam olsam abilerim gibi esnaf olacaktım.Mecburdum yani okumaya.Çok büyütülecek birşey degil'oldu.
    Başarıda göreceli bir kavram degilmi.Neden ille engelli olmayan insanlara bizimde bir işe yaradıgımızı aslında boşa yaşamadıgımızı ıspatlamalıyız.Hiç bir engelli görmedimki yanlızca kendisi için yaşasın.Hep gayret içerisindeyiz.İlle nehir olup bentlere sıgmayıp taşmalıyız.Sürekli kendimizi kanıtlama cabası içerisindeyi.
    Tvde engelli haftası programlarının birinde bentleri aşmış engelli bir bey başarılarını anlarıyor.Hanım spikerde takdirle dinliyor.Engelli bey:
    -Beni uzakran tanıyamazsınız.Beni tanımak için bir saatinizi verin.Ondan sonra benim hakkımda bir yargıya varırsınız,
    gibi bir yorumda bulundu.İlk duydugumda çok hak verdim.İlk karşılaşanın yüzünde gercekten bir şaşkınlıkmı demeliyim(çünkü aslında biz dünyada yaşamıyoruz.Uzaydan kazara dünyaya düştük )ner neyse olumsuz bir ifade oluşuyor.Sohbet bitipde ayrılık vakti gelince iltifatlar, takdir edilmeler vs sanki kırk yıllık dostan ayrılır gibi kucaklaşmalar.Tabi ben kendimi ifade etmiş yada ıspatlamış olmanın her zamanki gibi insanları hayal kırıklıgına ugratmış olmanın verdigi sonsuz bir kendine güven icerisindeyim. (Çünkü onlara göre ben depresif bir varlık olmalıydım.Ne bu kadar neşe bu kadar enerji)
    Daha sonraları fark ettimki ben niye böyle bir caba icerisindeyim.Acaba engeli olmasamda bu hal içerisinde olurmuydum.
    Mutlaka yine neşeli ve güler yüzlü bir insan olurdum.Ama yinede bazı şeyler böyle olmazdı gibi geliyor.Bu kadar kendimi ifade etme yada ıspartlama cabası içerisinde olmazdım.
    Çünkü o zaman tüm başarısızlıklarımla ben başarısız bir birey olacaktım.Ama şimdi ben sadece bir sakat olacagım ve bu tabir beni asla ifade etmemeli.Eksik kalmalı,yetmemeli beni anlatmaya.....
    Niye ille başarılı olmak zorundayız.......
    Niye ille aşmak zorundayız........
    Niye ille ıspatlamalıyız bu bedenin aslında bize yetmedigini
    Aslında biz sizdeki bedene sahip olsak neleri başarırdık da elimizde bu vardı malesef
    Mİ DEMELİYİZ

  9. #24
    Üye
    yaskoo Avatarı

    Üyelik Tarihi
    22.01-2008
    Son Giriş
    03.09-2009
    Saat
    09:25
    Yaşadığı Yer
    ankara
    Mesaj
    1
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Güzel yazmışsın. Yüreğine sağlık. Her şey insanlar için. Önce ne olduğumuzu kabullenmek sonra yapabileceklerimizi ertelememek hayata daha güzel bakmak gerekiyor. Bence Sen böyle yapıyorsun.

  10. #25
    Üye
    Yurdagül Avatarı

    Üyelik Tarihi
    18.11-2007
    Son Giriş
    18.10-2009
    Saat
    01:49
    Mesaj
    32
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Güzeldi.. Teşekkürler..
    "Gökyüzü de yeryüzü de ayaklarının altında" ve yaşıyorsun...

    Ya içindesindir çemberin
    Ya da dışında yer alacaksın..

  11. #26
    Üye
    rafleyza Avatarı

    Üyelik Tarihi
    25.04-2008
    Son Giriş
    03.12-2013
    Saat
    20:08
    Mesaj
    11
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    BAYILDIM YÜREĞİNİZE SAĞLIK

  12. #27
    Askıda Üyelik
    LaiLa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    29.01-2007
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Kalbimin attığı yerdeyim..
    Mesaj
    5.559
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    6

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    söylenmek istenen bir çok duyguyu içinde barındıran bir yazı dilimi..

  13. #28
    Üye
    gunesstar58 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    03.02-2007
    Son Giriş
    12.11-2014
    Saat
    16:16
    Yaşadığı Yer
    Ankara
    Mesaj
    283
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    cok güzel

  14. #29
    Üye
    halaz Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.09-2006
    Son Giriş
    24.06-2011
    Saat
    20:34
    Yaşadığı Yer
    Eskisehir
    Mesaj
    133
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sinsi bir takipçiyim. Mevzuya bir yerinden tutunabilmek için yuvarlak cümlelerle deneme girişleri, arama çizgileri, anlatılacak olanın kokusu ve düşünce parçacıkları... Her mevzu bir düşünce etkinliğini gerektirir, dile getirilmeyi gerektirir, ama ben ne kadarını dile getiririm, ne kadarı ne anlam bulur... Bakalım, bir anlam bulacak mı?

    Bir baraj da bir göl de orada öyle dursun bir. Düşünüş biçimlerinin yarattıklarıyla meydana gelmiş barajlar ve göller gerekli. Bu biçimleri ortaya koyan zihinlerin kırılganlığında dövülmüş anlam yontuları. Sakatlanmak üzerine... Yönlenişin, bir varışın, gezgince bir yol alışın amacında güçlü ırmakların önüne serilmiş duvarlar var. Diğer yanda
    anaç bir göl, beslenmesi belki bir ırmağa bağlı, bir iklim analizine, metrekare başına düşen damla sayısına. Yok olması insani müdahalelere. Var olması statik mukavemete bağlı duvarlar, özetle yine insana.
    İnsan var olmaların ve yok olmaların işçiliğini yapmakta usta bir tür. Kendine de etrafına da. 'Var'lık da 'yok'luk da bazen bir düşünüş biçiminden ötürü.Burada biçimlendirmeden öte bir öz var.Sakatlanmış olmak. Sakatlanmış olmanın benliklere işlenmiş izleri var. O izlerin hikayeleri var. Birebir gerçeğine sadık kalınarak anlatılan yada sembollere, aktarmalara bindirilmiş anlamlarla anlatılan. Anlam ne göle ait, ne de baraja; onlar öylece varlar. Anlam gölü yada barajı bambaşka varoluşların sistematiğine uyarlayan zihinlere ait. Hissiyat ile mantığın yoğrulduğu güçlü zihinlere...

    Sakatlanmanın yönlenişe set çektiği durumlar sözkonusu. Birey kendinde
    duyumsadığı bir gerekçeyle çok yönlü varışlara ihtiyaç duyar. Engebe bazen zafere dairse de bazen de hüzüne... Su dile gelse baraja küfürler savurur belki de..

    Sakatlanmanın kendi kaderine bırakılmışlığı sözkonusu. Birey kendinde duyumsadığı durağan varoluşu değerli kılmak ister. Kendi içine gömülür, gömüldükçe varlığı daralır, daraldıkça körelir, köreldikçe yokoluşun
    bir evresini yaşar. Göl bazen birikmişliğe dairse de bazen kendi varoluşuna terkedilmişliğin acımasızlığına dairdir... Su dile gelse gölü niye terkettiğini anlatır belki de...

    Oturanboğa'ya ve Pegasus'a selam olsun...

  15. #30
    Üye
    ftmperge Avatarı

    Üyelik Tarihi
    18.01-2008
    Son Giriş
    07.05-2009
    Saat
    21:39
    Yaşadığı Yer
    ANTALYA
    Mesaj
    16
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    OTURAN BOĞA nın yazısını bugün okudum ve tebrik etmek istedim
    farklı bir bakış açısı ile baktığı,güzel bir tartışma başlattığı için
    ben fizyoterapistim, ve sitenizi uzun zamandır izlerim,ve bir süre önce de üye oldum.
    başarı kime göre,sağlık kime göre... diyorum ,bir anımı paylaşmak isterim..
    meslek hayatımın 5 .yılı falandı, meslektaşım olan bir erkek arkadaşım ile yeni doğan bebeği hakkında konuşuyoruz.
    dediki;arkadaş bebeği elime verdiler ,havaya kaldırdım sağa sola çevirdim,karşıdan baktım bu çocukta bir anormallik var dedim kendime.""
    oysa bebek sağlıklı doğmuştu,ve herşeyi normaldi,
    ama biz sakatlar ile uğraşır iken normali unutmuştuk ve bize normal olan anormal gelmeye başlamıştı.
    sonuçta bir bakış açısı ve yaşam tarzı ,
    eğer sen kendini sakat olarak görürsen çevrendekiler de seni senin gördüğün gibi görür ,ama benim bu halde yapabileceğim pekçok şey var diyebiliyorsan sen sakatlığı zaten aşmışsın derim.
    sakatlık kime göre,neye göre




Sayfa 2 / 3 İlkİlk 123 SonSon