Sayfa 1 / 6 12345 ... SonSon
Toplam 79 mesajın 1-15 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    01:32
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.853
    Alınan Beğeniler
    932
    Verilen Beğeniler
    1.222

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Sakatlar için yol ayrımı: taklit mi, eleştiri mi?

    Bülent Küçükaslan

    BİANET / 18 Mart 2008

    Yakın zamanda 'Türkiye Engelliler Güzellik Yarışması' yapılacakmış... Bu yazıda, bu popüler-tercihin eleştirisini yapmayı deneyeceğim.

    Modernlikte 'güzel', 'sağlıklı', 'akıllı', 'başarılı', 'genç', 'bedenine söz geçirebilir', 'modayı kanıksamış', 'erkek gibi' olmak 'normal'; buna karşın 'çirkin', 'hasta', 'saftirik', 'başarısız', 'yaşlı', 'sakat', 'modayı umursamaz', 'kadın gibi' olmak ise 'anormal' sayılıyor. Ve bu kurgular bir yandan biz-öteki ikiliğinin doğmasının, diğer yandan ise yaratılan-normalliklerin-insanların-iliklerine-kadar-işlemesinin en etkili savlayıcısı oluyor.
    Post-modernliğe gelindiğinde ise bu farklılıklar bir noktaya kadar göz ardı edilip 'normal' sayılabiliyor, ama iki şartla: birincisi, kişi farklılığının ayırdında olacak, bunun kompleksini yaşayacak ve bu farklılığı ortadan kaldırıp 'normal'leşebilmek için piyasada satışa sunulan 'ürün'leri tüketecek; ikincisi ise, hepsi-hepsi bir 'taklit' olduğunu asla unutmayacak ve 'aslına/üstüne' karşı sınırlarını her zaman bilecek. Aksi halde bu 'anormal' kişilerin görünür olabilmesi de, umursanması da, 'biz'den olabilmesi de olanaksız kılınacak.

    Bu dayatmaya karşı sakatların (siz bunu 'tüm dışlananlar' diye okuyun) önünde iki seçenek olduğunu düşünüyorum: Birincisi, verilen rolü kabullenip 'asıl' olanı taklit etmek; ikincisi ise, verilen rolü reddedip 'asıl' sayılanı tüm 'normallikleriyle birlikte eleştirmek/yıkmak.

    Taklit: 'Engelliler Güzellik Yarışması'
    Biz de sizin gibiyiz... Biz de makyaj yaparak veya gerekirse estetik ameliyat yaptırarak çirkinliklerimizi gizleyip güzelleşebilir, protez takarak simetrik bir bedene sahip olabilir, eğitim görerek akıllanabilir, piyasa çarkları arasında başarılı bir şekilde ezilebilir, medikal ürünler kullanarak görebilir/duyabilir/yürüyebilir, en moda kıyafetleri giyip en moda ürünleri tüketerek görevimizi yerine getirebiliriz. Yeter ki sizin gibi olabilmemiz için bize fırsat verin. Biz de biliyoruz 'anormal' olduğumuzu, ama 'normal' olanın siz olduğunuza dair kafamızda hiçbir kuşku yok. Güzel olanın kutsallığı, bedenine söz geçirebilenin ve güçlü olanın hükümranlığı, akıllı-başarılı-zengin olanın önderliği konusunda, bu üstünlüklerin doğal sonucu olan hiyerarşi konusunda sizler gibi düşünüyoruz. Bakmayın siz bedenlerimizin bizleri engellediğine, aslında tüm ruhumuzla sizin gibi olmak istiyoruz. Bakın, aramızda engelli olmasına karşın okulu birincilikle bitiren, televizyon programlarında reytingleri tavana vurduran, spor müsabakalarında birincilikler alan, futbol turnuvasında bayrağımızı dalgalandıran... hasılı her şeyin en güzelini yapabilen arkadaşlarımız var... Sizin her şeyinize imreniyoruz. Hele podyumda salına salına yürümeleriniz yok mu, sizleri izlerken içimiz geçiyor. İncecik ve atletik bedenlerinizle kendinizden emin göz süzmeleriniz, göz kamaştırıcılığınızın farkında olmanız, kendinizi her şeyin ve herkesin üstünde görmeniz... Size tapıyoruz.
    Bir de, unutmayın, biz sizin iyilikseverliğinizin görünür olabilmesini sağlayan dekorlarız aynı zamanda. Lütfen bizi görmezlikten gelmeyin. Bize fırsat verin. Evet, şüphesiz sizin gibi kusursuz olamayız, ama en azından sizi taklit edebiliriz. Kutsallarınıza tapınmak, iktidarınıza biat etmek istiyoruz.

    Yıkım:'Güzellik mi? O da ne!'
    tekerlekli sandalye kullandığım için, bir kolum olmadığı için, güçsüz bacaklarıma bastonla destek vermeden yürüyemediğim için, koşturamadığım için, duymadığım ya da az duyduğum için, konuşamadığım ya da kekelediğim için, göremediğim ya da az gördüğüm için, kaslarım kontrolüm dışında hareket ettiği için, zekâ ya da algı düzeyim sizler gibi olmadığı için; yani yamuk-yumuk bedenime söz geçiremediğim, normlarınıza uymadığım için yaşamın her alanında dışladığınız, kendinizden uzak tuttuğunuz ben; sizin bu değer atfetme, tektipleştirme, kategorikleştirme çabalarınızı reddediyorum. Yarattığınız güzel-çirkin, kusursuz-kusurlu, tam-eksik, başarılı-başarısız, eğitimli-eğitimsiz, moda-demode, değerli-değersiz ve benzeri tüm ikiliklerin insanın kendisine, diğer insanlara ve doğaya yabancılaşması sonucunu doğurduğunu ve insanlar arasında hiyerarşinin oluşmasına sebep olduğunu düşünüyorum.
    Birilerini dışlamak için çoğu zaman doğrudan hamle yapmak gerekmez. Güzel-akıllı-başarılı-moda vb. kurguları kutsadığınız anda, bunun dışında kalan herkesi ve her şeyi de 'çaktırmadan' dışlamış olursunuz. Ve ben, 'güzel-akıllı-başarılı' olmadığımı söyle(me)yerek dışladığınız ben, sizin bana yaptığınızı başkalarına yapmayı; bedenin kutsanmasına, metalaştırılmasına, bir ambalaj kâğıdına dönüştürülmesine ve sonra da 'güzel' olmayanların dışlanmasına alet olmayı, reddediyorum. Reddediyorum, çünkü aksi halde aynada kambur sırtıma, yamuk bacaklarıma, olmayan uzuvlarıma, kör gözüme bakamam! Dahası, sakat ya da değil, insanların kendi bedeniyle yaşadığı 'modaya uydurma gerilimi'nin yıkıcılığına karşı taraf olmak ve yüzünde çıkan sivilceden dolayı eve kapanan kişiye "çık dışarı" demek varken, nasıl olur da "hep güzel olun, hep şöyle-böyle olun" diyebilirim.

    Güzel-çirkin ikiliğini sorgulama potansiyeli taşımaktır sakatlık. "Şunlar gibi güzel olun" diyerek dayatılan modaya karşı kesik koluyla, hareket etmeyen bacağıyla, sivilceli yüzüyle, şaşı bakan gözüyle, kambur sırtıyla tavır koyabilmektir. Güzellik yarışmalarında salına salına yürümeye karşı seke seke yürümek; sokaklarda bedenleri ve ruhları birbirine değdirmeden geçip gitmelere karşı, durup karşıdan gelene yol vermek; yüzdeki sivilceden dolayı eve kapanmalara karşı tekerlekli sandalye ile kendini sokağa atmak; yeterince esmerleşmeyen ten yüzünden mayo giymemelere karşı kesik bacağıyla sahilde eğlenmek; kaskatı olmalara karşı kendin olmaktır sakatlık. Bedeniyle sorunu olmadan, bedenini bir kompleks yumağı haline dönüştürmeden yaşamanın bir ispatıdır; toplumsal kurgulara karşı bir tavır ve bir yıkım potansiyeli olmaktır sakatlık.

  2. #2
    Üye
    ECOnomiST Avatarı

    Üyelik Tarihi
    28.09-2007
    Son Giriş
    17.11-2017
    Saat
    18:40
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    274
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    açılış yazsını okuduktan sonra içine düştüğüm dehşetten kurtulmak için uzunca bi süre düşünmem gerekti. doğru olan hangisiydi? yaptıklarım taklitten mi ibaretti? elde ettiğim başarılar aslında başarı değil miydi... kendimi ıspatlamak için yaptığım onca şey boşa mı gitmişti...sadece sağlıklı insanların başarılı saydığı şeyleri yapmış olmakla mı kalmıştım...

    belli hedeflerim vardı ve bu hedeflere ulaşmak adına inanılmaz bi azim göstermekteydim. hedeflerime ulaşmak benim için hayati bir önem taşıyordu...ulaşılmaz olduklarını düşünmek korkutucuydu ama yinede vazgeçmek yoktu...oysaki tüm bunlar anlamsızdı...ulaştığım şey aslında bir başarı değildi...ya da en azından bazı kesimleri taklit etmekten öteye gidememiştim...

    okulu birincilikle bitirmiştim...bu büyük bir başarıydı...meğersem değilmiş...taklitten öteye gidemeyen bir çabaymış...sağlıklı insanların bu yaptığımı başarı olarak görmesi önemsizmiş...önemli olan engelli olarak benim bunu bir başarı olarak görmemiş...
    tek bacağımla futbol oynamışım...koşu yapmışım...atletizm de dereceler elde etmişim...bunları elde etmek için ömrümü vermişim. oysaki tüm bunlar anlamsız mış... sadece sağlıklı insanları taklit etmişim...
    sanatta başarılara imza atmışım...sergiler, gösteriler, alkışlar....tüm bunları haketmek için elimden geleni ardım koymamışım..oysaki tüm bunlar da boşa kürekçekmekten öteye gidememiş...taklitten başka bişey yapmamışım....
    ................

    bu noktada aklıma şu soru geliyor...
    bu işin evrenseli yokmudur? yukarıda saydığım teşebbüsleri yada kazanımlara engelli olmak yada olmamaktan yola çıkarak farklı değerler biçmek ne kadar doğrudur?

    mutlak doğrulara ulaşmayı başarmış birisine sırf engelli diye "taklitçisin" demek ne kadar doğrudur?

    aslında "taklit etmek" tabiri çok kaba. bu tabiri kullanmayı kimse kendisine hak görmesin... emeğe böylesi bir sıfatı kim yakıştırabilir?

    aksayan ayağıyla podyumda yürüyen ve bende varım diyen cesuryüreğe kim taklitçi diyebilir? onun kendisine olan güveni, başarma isteğini ayaklar altına alınmasına kim izin verebilir?
    görmeyen gözleriyle avukat olan, güzelsanatları da icra etmesini bilen arkadaşıma kim bu yaptıkları için taklitçisin diyebilir?
    müzik tarihinin kilometretaşlarından biri olan ve besteleri yüzyıllardır dinlenilen Beethoven'a sırf sağır olduğu için nasıl bir yaklaşımda bulunucağız...sağlıklılar beğensin diyemi onca besteyi yapmıştı... duymadığı halde müzikten vazgeçmeyen bu kişi acaba hangi kesimi tatmin etmek için müziğe devam etmişti....

    sizin gibi olmayacağız...sizin doğru dediğinize doğru demiyeceğiz...güzellik anlayışımız sizinkisi gibi olmayacak...fikirlerimiz her zaman zıtlık gösterecek..vs..vs..vs...

    bu tavır kime ne kazandırır??? sitenin kuruluş amaçlarından birisi olan engelli engellsiz kaynaşmasına, yukarıda konuyu da açma lütfunda bulunan site yöneticimizin yazdıkları nasıl bir görüşün veya tutumun dile gelişidir...kutuplaşmayı körükleyen bu tutum nereye kadar sürecek...

    "sen sensin bende ben..biz diye bişey yok..."
    doğrularım herhangi bir prensibin ürünü değil...başarılarım harhangi bir diğer başarının yansıması değil...kazanımlarım kimsenin hegemonyası altında değil...

    engelliyim..engelsiz bir bireyin hakettiği herşeyi bende hakedebilirim....

    ben bir ayna değilim...ben herhangi bir kişinin yansıması değilim...

    herşeyimle ben, sözü edilen kişinin ta kendisiyim..........

  3. #3
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    09.12-2017
    Saat
    01:35
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bülent demiş ki;

    Modernlikte 'güzel', 'sağlıklı', 'akıllı', 'başarılı', 'genç', 'bedenine söz geçirebilir', 'modayı kanıksamış', 'erkek gibi' olmak 'normal'; buna karşın 'çirkin', 'hasta', 'saftirik', 'başarısız', 'yaşlı', 'sakat', 'modayı umursamaz', 'kadın gibi' olmak ise 'anormal' sayılıyor.
    Kardeşim bu modernite düşmanlığını nereden edindin bilmiyorum ama bazı dinci arkadaşların yaptığı gibi okuduğun postmodern yazarların attırmalarına böylesi iman etmeni, zırt pırt aynı şeyleri tekrarlamanı müsadenle "bağnazlık" olarak nitelendireceğim.

    Modenizme atfedilen bu suçlamaların ne kadar acımasız ve saçma olduğunu anlamak için evrensel insan hakları beyannamesine bir bakmanı rica ediyorum senden. Modernizm o bahsettiğin ikiliklerden beslenmez. Aksine modernist düşünce aklı ön plana alan, insani varoluşu akıl temelinde örgütlemeye çalışan, bu yanıyla da insanların eşitliği için mücadele eden bir felsefedir. Bu felsefe içinden krizlerin çıkmış olması eleştirilebilir tabiki ancak asla ve asla yanlışlandığı anlamına gelmez.

    Şöyle bir düşün kardeşim Modernizm öncesi dönem yani ortaçağ insanların ihtiyaçlarına cevap olamayacağına göre devam eden süreçte ortaya çıkan modernist anlayış acaba sona mı erdi? Senin ve bir çok insanın ısrarla kullandığı postmodernizmin aslında modernist donemin doğal bir devamı olduğu ve asla kesin çizgilerle ayrılamayacak olduğu rasyonel kişilerce dile getiriliyor. Senin postmodern dönem diye dile getirdiğin aşamada modernizme getirilen eleştiriler onun doğal birer özeleştirisinden ibaret olmasın?

    Modernizme küfretmek, hakaret etmek beraberinde cemaatlerin sivil toplum kabul edildiği, toplum yüceltme adına bizzat insanlarca rasyonaliteden hareketle olusturulan degerlerin anlamsız kılındıgı, insanoğlunu bilimde teknikte tarihte görülmemiş şekilde geliştiren tüm düşüncelerin yadsındıgı özünde anarşist ve nihilist bir mantıgın yattıgı fikirleri sattmanın bir anlamı var mı?

    Modernizme yöneltilen eleştirilerin bir kıs mı tabiki haklıdır. Ancak moernizmi yani rasyonel düşünceyi bahsedilen ikiliklerden ibaret saymak ne kadar doğrudur? Ne yani güçlü-zayıf, güzel-çirkin vb ikilikleri modenizmden önce yok muydu? İnsan dediğimiz canlının kendi doğasına has özelliklerini insanın en büyük atılımları yaptıgı bir döneme fikslemek ve bunun üzerinden modrnizm ve dolayısıyla rasyonalitenin düşmanlığını yapmak...Günün aydın modası bu mu?

    Kardeşim geçelim bunları. Aslında senin eleştirmen gereken modernizm değil modernizmin günümüzde aldıgı postmodern haldir. Bahsettiğin güzel-çirkin ayrımı tüm çağlarda vardı ancak hiçbir zaman böylesine kitlesel normlar haline getirilmemişti. Küresel ekonomik elitlerin yarattıgı yeni kültürle birlikte algılarda yaratılan beden imgesi ve bu imge cercevesinde döndürülen tüketim toplum modernizmin ve rasyonalitenin suçu değil. Tam aksine aslında kim bilir belki de modernizmden kopmanın gereği olarak içine düştüğümüz bir durumdur. Şöyle ki; Postmodern toplum bize arzularımızın kapısını açmıştır. Rasyonel dönem bizleri toplumal duyarlılıklarla davranmaya çağıran 'üst anlatılar' dönemiyken postmodern dönem hepimizi kendimizi duygularımızın ve arzularımızın rüzgarına bırakmamızı söylüyor. Bıraktıgınız anda arzularımızın bile bizim dısımızda yaratıldıgını farketmiyoruz. Modernizmin eksiklerine duydugumuz tepkiyle bencilliğin ve anarşizmin karanlıklarında yok oluyoruz. Günümüz toplumu evet arzular toplumudur ve bu yanıyla bahsettiğin ikiliklerin de tam merkezidir. Modernizmin vaat ettiği eşit toplumların yaratılamaması sonucu ortaya cıkan bu durum aslında ruhlarımızı hiç olmadıgı kadar yaralayacak gelişmelerin kapısını acıyor.

    Modernizmle belki itilen insanlardık ama postmodern toplumlarda artık arzulanmayan insanlarız. Sistem arzulanmamaız için çırpındıkça işte biz de böyle bizi de arzulayın diye çırpındıgımız güzellik yarısmaları yaprız. Bu ise dudaklarda memnuniyetsiz bir kıvrımdan öteye gidemez. Çünkü sistemin beslendiği tüm algı filitrelerinin hücreleri bizim içeri geçmeyeceğimiz şekilde yapılandırılmıstır. Bu nedenle mevcut sistem içinde yapılan güzellik yarısmasının evet arzulanmamaktan, sevilmemekten kaynaklanan kurulu düzene bir başkaldırı ama çaresiz bir başkaldırı oldugunu düşünüyorum. Ancak asıl önemli olan şey bu başkaldırı postmodernist anlayışa karşı modernist anlayışın ürünüdür. Çünkü eşitliğin ve rasyonalitenin altını çizen ve arzuların kalıplarına meydan okuyan bir çıkıştır. Çünkü kendini eşit gören kişinin, diğerleri gibi arzulanmayı hakettiğini düşünen kişinin tavrıdır. Bu tavra gülebiliriz de tabin ama bu tavrın katalizör gücü modernizmin getirdiği eşitlikçi anlayıştır. Bunun da beslendigi temel ras-yo-na-li-te-dir. Bu da modernizme vurmanı anlamsız kılar kardeşim. Sen istersen sadece postmodern dönem üzerinden gidiver...

    Bak yarışmayı düzenleyen bayan ne diye papağan gibi ezberlediği süslü lafları tekrarlıyor. "Bizim ruhumuz güzel, bedenimiz eksikse ruhumuz eksik değil" gibi kafamı sağa sola vurduran laflar...Arzu dilenciliği...Arzulanmak için dilenmek şeklinde nitelendirilebilecek bu tavı buna rağmen bir başkaldırıdır. Çünkü genel algıda bu insanların arzulanmayı istemesi bile bir muamma malumunuz...Hele de yarışma sonunda bazı kızlarımız tanınıp arzulandılar mı değme gülüm keten helva...Artık onlar da güzel olduklarının, beğenildiklerinin hazzıyla egolarını kedi gibi okşayıp mırıldanarak mutlu mesut yaşayabileceklerdir. Hele bir arzulansınlar, hele bir takdir edilsinler, hele bir onaylansınlar bak görün siz onları...Ama yok asla...Onlar tıpkı erkekler için değil kendilerine olan saygıları için süslenen kadınlarımız gibi bunu da arzulanmanın hazzını yaşamak için değil sadece kendilerine olan saygılarını kazanmak için yapacakalrdır!!!

    Bilmiyorum neresinden tutmalı. Güzellik yarışmalarının kendine içkin garabetinden mi yoksa bu garabete sakatlığı nedeniyle ortak edilmek istenmeyenlerin garabete ortak olmak için sergiledikleri başkaldırıdan mı?

    Her halükarda hareket iyidir bereket getirir...

  4. #4
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    01:32
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.853
    Alınan Beğeniler
    932
    Verilen Beğeniler
    1.222

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Pegasus, senin bu modernlik-postmodernlik saplantını anlamıyorum. Daha doğrusu, bıu bağlamda benim yazdıklarımdan ne anlayıp neyi eleştirdiğini anlamıyorum. Modern DÖNEM, Postmodern DÖNEM. Yani bunlar sadece bir zaman aralığı, ve ben de o zaman aralıklarında etkili olan düşünce akımlarının felsefesini yapıyorum. Modern dönemde ortaya çıkan kalıpların postmodern dönemde aldığı şekle bakıyorum, ve ikisinin de eleştirisini yapıyorum. Ne modern dönemi ne de postmodern dönemi umursamıyorum Kaldı ki sakatlık konusunu tartışırken, postmodernliğin de modernliğin ardılı olduğunu zaten söylüyor ve metalaştırma yanını bodoslama eleştiriyorum. Bunu yaparken sana neleri çağrıştırdım ve yukarıdaki mesajını yazıp, bir de üstüne "postmodern yazarların attırmalarına böylesi iman etmeni, zırt pırt aynı şeyleri tekrarlaman.." diye saçma-sapan bir söz söylediğini anlamıyorum. Neleri okuyacağımıza dair bir liste yayınla istersen, her "vakit" onlara iman edelim!
    Yazında benim yazımla ilgili olan tek paragraf, son paragraf. Orada da beni neyle eleştirdiğini biraz daha açman gerek sanırım, anlamadım. Bir de, "yapılan güzellik yarısmasının evet kurulu düzene bir başkaldırı..." demişsin ya; bu sözüne katıldığımı mı düşünüyorsun?

    Hayatın bir yarış olmadığını söylüyorum ben. Yarışta derece almak için debelenmek insanı kendine ve diğer insanlara yabancılaştırır diyorum. Bedenini, aklını ya da yaşamını kompleksler yumağına dönüştürmenin saçmalığını eleştiriyorum. Zeka geriliği olan bir çocuğun yanında başka bir çocuğa, "aferin akıllı oğlum benim, sınavda birinci olmuşsun" ya da kamburu olan bir çocuğun yanında diğerine "ne kadar da güzelsin" d(iyem)emekdeki ikircilikliği bir potansiyel olarak görüyorum. Sakatlar, hayatın bir yarış olmadığının, her zaman bir kazanan-kaybeden olması gerekmediğinin, insanların kendi halleriyle ve istediklerini yapıp-yapmayarak varolabilmeleri gerektiğinin en önemli savlayıcılarıdır, diyorum.
    Toplumu/bireyi/yaşamı tepetaklak edecek bu potansiyel dururken, işleyen çarkların arasına girip yarışa katılmak, yarışı mutlaklaştırmak, yarıştığın/kazandığın sürece görünür olabilmeyi kabul etmek, bana sakatın kendi ayağına kurşun sıkması gibi geliyor.
    "Şundan güzelim" diyebilirsin bir sakat olarak, ama bu, sakat olmayan birinden "güzel olmadığının" yaşamın her alanında gözüne-gözüne sokulduğu gerçeğini değiştirmez! Onun için, "güzelim" demek yerine, "güzellik mi?!" demeyi her açıdan daha mantıklı buluyorum.

  5. #5
    Üye
    kardelen39 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    08.02-2005
    Son Giriş
    02.12-2008
    Saat
    14:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    114
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Çorbada benim de tuzum olsun dedim. Başladım yazmaya. Üstelik konu kendi duyarlılığım açısından önemli.

    Gerçekten şu modern denilen şey nedir? Modernizm bir ideoloji midir? Yoksa yeni yaşam biçiminin adı mı?

    Batılı tarihçiler, 1789 Fransız Devrimi’nden sonraki dönemi, modern çağ olarak nitelemektedirler. Gerek edebiyatta, gerek sanatta gerekse düşünsel anlamda modernizm, inanan insan yerine düşünen insan ilkesini savunmakla başlar. Gerçekten de, Fransız Devrimi’ne kadar olan insanlığın tarihsel gelişimine baktığımızda, gerek bilim gerekse felsefe açısından, aklın ön plana çıktığını görürüz.

    1789’da İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nin okunması, oy hakkının kabulü, köleliğin kaldırılmasından sonra insanlığın özgürlüğe kavuşabileceğine inanılmıştır. Özgürlük, eşitlik, insan hakları, demokrasi gibi siyasal ilkeler, yaşamda etkin rol oynamaya başlamıştır. Ancak, yalnızca bu kavramlarla insanın özgürleşmeyeceğini savunanlar, bunun bedelini canlarıyla ödemiştir. Çünkü, ekonomik özgürlük olmadan diğer özgürlüklerin pek bir anlamı yoktur.

    Öyleyse "modern "sözcüğü için "yeni olan "diyebiliriz. Postmodernizm ise, bilindiği gibi, modernizm sonrası anlamına gelmektedir. İlk kez, 1940’lı yıllarda bir mimar “kahrolsun postmodernizm” diyerek bir yazı kaleme almış ve böylece bu sözcük dünya literatürüne girmiştir. Bu yazıda, hızla betonlaşma karşısında geleneksele dönüşten söz edilmektedir. Edebiyatta ise, postmodern akım, gerçek dışılığın ön plana çıktığı, bir karmaşa ve soyut dünyanın yaratıldığı, bireyselliğin parçalandığı, bu kargaşa içinde insanın absürd konumunu yansıtır. Önce sanat alanında kendini gösteren bu hareket, sonra yaşamımızın her aşamasında karşımıza çıkmaktadır. Tüm bunlardan yola çıkarak postmodernizm, parçalanma, ironi, belli bir kuralın olmaması, her şey gidercilik olarak tanımlayabiliriz.

    Şimdi gelelim konumuzla ilgisine. Biz, modern toplum derken yeni olanı kastediyoruz. Bu modern toplumda belirleyici olan ise, birbirine katlanarak, eşit koşullarda birlikte yaşamak esastır. Eğer biz, toplumda var olan normal ya da anormal kalıpları modernizm ile ilişkilendirirsek, büyük bir hataya düşeriz. Örneğin, resim sanatını incelersek, modern sanata kadar kadınlar, bir güzellik sembolü olarak çizilmişken, ilk kez Picasso Avignonlu Kadınlarda ( Genelev) kadınları ne yuvarlak kalçalı ne de dolgun göğüslü çizmiştir. Kadınları öyle sert çizgilerle çizer ki, bu resim modernizmin başyapıtı olur.

    Demek ki, şunu söyleyebiliriz. Modernizm, aydınlanmadır. Yani, aklı ve bilimi ön plana çıkarmaktır. Zaten bizim de, modern bir toplum olduğumuz söylenemez. Halen, sokaklara tükürenlere, yüksek sesle müzik dinleyenlere, balkondan halı çırpanlara v.s. v.s. bakarsak, modernleşememiş bir toplum olduğumuzu görürüz.

    Ha! Bunun neyle ilişkisi var peki! Bence bunun modernizmden ziyade, gündelik yaşamda bireyleri, işlerinde, eylemlerinde, büründükleri rollerde ve statülerinde görmekle ilgisi var. Böylece hepimiz yalnızca sakatları değil diğerlerini de toplumsal bir kimlikle algılıyoruz. Örneğin, yan komşumuzun tamirci olması, yolun ortasındaki polis memuru olması gibi.

    Tüm bunlar ilk anda herhangi bir eyleme ilişkin toplumsal tanımlar ile karşımıza çıkıyor. Meslek, toplumsal statü, giyim kuşam, fiziksel görüntü v.b. kategoriler oluşturuyoruz. İnsanları o şekilde algılıyoruz.

    Bir başka etken ise, tarih boyunca sakatların hep öteki olarak kabul edilmesi işin içine giriyor. Üretimde sakatlar doğrudan doğruya yer alamayınca, işe yaramaz olarak kabul ediliyor.

    Bence, taklit etmekten ziyade var olan güzellik anlayışını sorgulamak gerekiyor. Kadınlara dayatılan güzellik anlayışı neden kaynaklanmaktadır? Güzel nedir? Güzeli güzel yapan, uygunluktur. Hani gazetelerde hep yazılıyor çiziliyor. Simetrik bir yüz… Ya da belli beden ölçüleri… Ne yazık ki, günümüzde güzel olan biçimsel olarak belletiliyor bizlere… Ayrıca güzelliğin kalıcı olması gerektiği çok eski yıllara dayanmaktadır. Yüzyıllardır erkeğin kadın tipi, her alanda kendini göstermiştir. Bu yansımalar, şiirde, romanda, resimde görüldü. Erkek yazarlar, kadınları romanlarında, şiirlerinde yüceltirler. Ama nasıl bir yüceltmedir bu? Güzel kadın… İnce belli, geniş kalçalı, diri göğüslü v.s. v.s. Bu nedenle kadınlar, kendi bedenlerini erkeklerin gözleriyle bakıp kendi bedenlerini beğenmemeye başladılar. Erkeğin hayalindeki kadın tipine uymadıklarında, psikolojik olarak kendilerini iyi duyumsamadılar. İdeal kadın, güzel olmalıydı. Bu olguya erkekler açısından bakacak olursak, onlarda belleklerindeki ideal kadını aradılar. Tapılacak kadın, bedence güzel olan kadındır. Erkeğin ve kadının belleğinde oluşan bu mitoslar, sakatları da etkiledi. Çevresine bakıp sakat kadın/erkek onlara göre kendini anormal olarak görmeye başladı. Çünkü, bilinçlere yerleşmişti bir kere. Peki sormak gerekir. Kadın/erkek güzeli ararken, bir mankeni mi tanımlamaktadır? Yoksa sevilecek bir insanı mı? Neden yalnızca güzelliği görsellik olarak algılamaktadır? Çünkü, insanların konuştukları konuları düşünecek olursak, pek de bilgi anlamında birbirimize katkı yaptığımız söylenemez. Ot gibi yaşayıp gidiyoruz. Kimimiz ekmek aş derdinde. Kimimiz mevki makam. Kimimiz daha çok kazanmak... kazanmak... Yaşıyoruz yalnızca. Nefes alıp veriyoruz. Ha! Bir de tabii duyusal hazlarımız önemli. Herşeyi tüketiyoruz. Böyle yetişen bir insan tipi tabii ki, yalnızca görselliğe önem verecektir. Çünkü, düşünmek, yalnızca ihtiyaçlarını karşılamaktır!!!

    Kadınlar kendi değerlerini yaratamadığından, kapitalizmin çarkları arasında sıkışıp kaldı. Öteki olmaya razı olmuş kadınlar, cinselliklerini ön plana çıkararak bu sistemden nemalanmaya başladıkça diğer kadınların gözünde bir model oluşturuldu. Daha doğrusu, zengin ve fakirin arasında büyük uçurumlar olduğu bir toplumda, bu modelin tutacağı da yadsınamaz.

    Kadının toplumsal yaşamda yerini alması, orasının burasının güzel olması ile değil, kendini geliştirip üreterek var olması ile olasıdır. Kadın kendinin aklını özgürleştirerek birey olabilir. Yoksa güzellik yarışmalarında derece alarak değil.

    Peki ! Bizler bunu nasıl aşacağız?

    Tabii ki, bu değer yargılarını reddederek…

    Asla kendi bedenimizden utanmayacağız. Asla başkalarının yanında komplekse kapılmayacağız. Bir kadını/erkeği bedeniyle değil, aklıyla, duygularıyla, birikimleriyle seveceğiz. Bizzat çirkin olan, kadın bedenlerinin meta olarak kullanılmasıdır. Bizzat çirkin olan, buna canla başla çalışmaktır. Bizzat çirkin olan, kadının aşağılanmasına göz yummaktır.

    Bizler! İster kambur olalım… ister cüce… ister topal… Eğer gidebiliyorsak, yazın sahillerde salına salına gezeceğiz. Kalkıp düğünlerde, çaylarda, eğlence merkezlerinde piste çıkıp gönlümüzden geldiği gibi dans edeceğiz. Ya da sağlam bir kıza/erkeğe aşık olduğumuzu saçlarımızı savura savura söyleyeceğiz. Evet, ruhumuzun güzelliğini bu yaşamın her anını içimizden geldiği gibi yaşayarak dışa vuracağız. Yoksa güzellik yarışmalarına katılarak değil… Yalnızca kendimiz için…

  6. #6
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Burada bazı arkadaşların söz sanatı (Pega'nın çok sevdiği kelime ile: retorik yapmak ) adına sapla samanı birbirine karıştırdıklarını görünce üzüldüm. (Yanlış anladıysam bağışlayın ops: )

    Hele economystic'in eğitim, sanat ve sporla güzellik yarışmalarını aynı potada karıştırıp, hepsini birden eşdeğerde görüp, 'taklitçi' olarak eleştirdiğimiz sonucunu çıkarması karşısında "pesss artık" dedim

    Önceki birkaç yazımda belirtmiştim.. 'SHOW Dünyası' diye bir dünya yaratıldı ve 'Güzellik Yarışmaları' da bu dünyanın içki masasındaki yiyeceklerden başka bir şey olmuyor. 'Engelli güzellik yarışması' da, bir tabak beyaz leblebi olabilir belki.

    Eğitimle , sanatla, sporla güzelik yarışmalarını karşılaştırırken biraz daha dikkatli olalım, lütfen.. Çıtayı bu kadar düşürmeyelim yaa. :evil:

  7. #7
    Üye
    ECOnomiST Avatarı

    Üyelik Tarihi
    28.09-2007
    Son Giriş
    17.11-2017
    Saat
    18:40
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    274
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    çıtanın yüksekliği onun tepesine dokunmak isteyen kişiye göre değişir. bana göre çok yüksek olan bir başkası için alçak sayılabilir.

    bana göre atletizm yapmak ne ise bir diğer arkadaşımın kendisini güzel hissettiği için güzellik yarışmasına katılmak istemesi de aynı şeydir. kim hangisinin daha modern yada daha anlamlı olduğuna karar verebilir? kişinin kendisine tanınmış seçme hakkı veya beğenme hakkını kim elinden alabilir?

    sevgili baben ve diğer arkadaşlar...bırakalım özgür bir toplumun gereği olan kişisiel karar alma yetisini isteyen istediği gibi kullansın.

    bence paranın iki yüzü gibi davranmanın anlamı yok. hemen her platformda toplumsal kaynaşmayı dile getirip bu konuda çalışmalar bekleyen bizler, işimize gelmeyince yada hoşumuza gitmeyince her ne kadar birlikteliğe yardımcı olacağını düşünsekte bazı uygulamaları şiddetle kınamayı kendimize hak görüyoruz...

    çirkin olduğumuzu düşünmüyorum...öte yandan çirkin düşünmekte rakip tanımadığımızda aşikar... elini uzatana yanağımızı göstermekten vazgeçip, uzanan eli değerlendirme yoluna gitmek en mantıklısı...

  8. #8
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    12 Yıl önce bir yazı yazmıştım. İsteyen buradan okuyabilir: BEDEL

    Her şeyin bir ‘bedel’i vardır. Mutlaka ödenmesi gerekir. Ve ödenir de. Öyle ya da böyle. Şu ya da bu biçimde. Kendisi ya da başkaları tarafından. Önceden ya da sonradan. Mutlaka ödenir.
    diye başlamışım..

    bırakalım özgür bir toplumun gereği olan kişisiel karar alma yetisini isteyen istediği gibi kullansın.
    Sen, birileri öyle dedi, diye 'özgür toplumda' mı yaşadığımızı sanıyorsun? Peki sen, ben, biz, bu toplumun engellileri, hatta tüm toplum 'bedel' olarak ne ödedik 'özgürlük' için? Ve karşılığında ne istiyoruz? Uyduruk bir faaliyetini taklit ettiğin batı toplumunun eğitim, kültür, sağlık, sanat, spor alanlarında bulunduğu düzeye gelmek için ödediği 'bedel'in ne kadarını ödediğini sanıyorsun da, o toplumlarla karşılaştırıyorsun kendini?

    Madem öyle, onların da karşılaştırmasın yap! İşine/işimize gelmiyor mu yoksa? :shock: Ekonomide, kültürde, örgütlenme haklarında ve uygulamalarında vb. yerlerde sürün, 'kişisel karar alma yetisi' söz konusu olduğunda 'benim başım kel mi, özgür toplumda yaşıyorum, ben de isterem' diye türkü söyle.. Yok öyle 3 kuruşa 5 köfte! (Ama varmış maalesef )

    bence paranın iki yüzü gibi davranmanın anlamı yok. hemen her platformda toplumsal kaynaşmayı dile getirip bu konuda çalışmalar bekleyen bizler, işimize gelmeyince yada hoşumuza gitmeyince her ne kadar birlikteliğe yardımcı olacağını düşünsekte bazı uygulamaları şiddetle kınamayı kendimize hak görüyoruz...
    'Engelliler Güzellik Yarışması'nın 'toplumsal kaynaşma'yla ne alakası var? Anlayabilmiş değilim.. "Ah yazııııık.. Çok da güzelmiş ama sakat!.." nidalarını ekran başındakilere söyletince 'toplumsal' olarak 'kaynaşılmış' mı oluyor?

  9. #9
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Yahu işler iyice karışmış gibi gözükmekte şimdiden….

    Yazılanları teker teker okudum , son derece doğru açılımları var her yazının da.Buraya takılı kalırsam söylenecek çok şey bulurum da ,ben şimdilik şu güzellik yarışması derdindeyim.

    Herşeyden önce bu güzellik yarışmalarının tümüne karşıyım.Bunu defalarca dile getirdim.

    Cidden bir insan neden bu yarışmalara katılır diye düşünmeden edemiyorum.Bir çok nedenleri olabilir aslında. Bu tür yarışmalar sonrası popüler olmak, ekonomik yönden bazı gelirler elde etmek ilk akla gelenler sanırım.Kişileri bu yarışmaya katılıyor diye eleştirme niyetinde değilim. Kişinin seçimidir sonuçta.

    Nedeni ne olursa olsun, böyle bir yarışmaya katılırmıydım?

    Sanırım bunun cevabını vermekle başlamak en doğrusu olur.

    Kesinlikle böyle bir yarışmaya katılmazdım.

    İyii, neden?????

    Sanırım nedenin de cevabını vermek zorunda kalıyorum bu koşulda.

    Güzellik yada çirkinlikle ilgili felsefik bir tartışmaya girmek niyetinde değilim. Güzelliği önemsemiyorum. Güzel olduğum söyleniliyor mesela. Vallahi kendimi bildiğimden beri bu konu da kendi kendime hiç yorumda bulunmadım.Açıkcası bana soracak olsanız güzel misiniz diye ; cevabım bilmiyorum olur. Cidden bilmiyorum.

    Güzelsem sana ne, değilsem sana ne şeklinde bir yaklaşımım var. Benimle ilgili her konum ne adına olursa olsun, her şeyden önce beni ilgilendirir. Bir ikinci kişinin benimle ilgili yorumda bulunmasını kabullenmekte her zaman zorlanırım bu anlamda.

    Doğal olarak sadece beni ilgilendiren bir konu da başkalarına ihtiyaç duyup bunu gündeme getirmeyi kendini yeterince tanımamak ve kabul etmemek olarak algılıyorum.

    Çok şanslı bir kadın olduğum söylenebilir. Hiç itiraz etmem bu anlamda. Çoğunu kendim oluşturmuş olsam da bir kadın olarak, önce ekonomik bağımsızlığımla kendi kendime yetebilen, kendi değerlerimi kurabilen, kendi bakış açımı sağlayabilen ve üreten biri olduğumdan fiziksel özelliklerim hiç aklıma gelmeyen bir başkasının da aklına geldiği zaman epeyce bozulan biriyimdir.

    Bu açıdan ele alındığında uzaktan gazel okumak çok kolay gelebilir bana. Dünyadaki ve özellikle ülkemdeki kadınların durumlarını gayet iyi biliyorum. Hangi nesnel koşullarla yüzyıllardan beri kuşatıldığını da bilmeyen bir insan değilim. Ve bu nesnel koşuların sayesinde oluşturulan yeni bir benlikle toplumdaki ikinci sınıf vatandaş durumunda olduklarını da biliyorum.

    Benim kendi kendime yetebilmem ve farklı bir şekilde olmam bu gerçeği yadsımıyor gözümde. Genele bakıldığında ben de o ikinci sınıf vatandaşların içersinde görüyorum kendimi.

    Doğal olarak tarihi süreç içersinde bir mata gibi algılanan kadının fiziksel özelliklerinden vaz geçmek ve bundan faydalanmamak her anlamda olanaksızdır.Birileri kalkıp daima ama daima bizlerin yani kadınların fiziksel özelliklerini kullanacaktır.Biz kadınlara düşen görevde bu konu da bilinçlenmek ve mücadele etmektir.

    Kusura bakmayalım kadınlar,çoğumuz bu yarışmalara karşı gibi olsak ta, modayı takip ederiz.

    Neden??????

    Biraz şişmanladığımız zaman diyetlere baş vururuz…

    Neden?????

    Elimize bir parça para geçtiğinde onunla makyaj malzemelerine para ödemeyi haklı bir gerekçe gibi görürürz.

    Neden?????

    Birisiyle tanıştığımızda ve belki de bir buluşmaya gittiğimizde kendimize çeki düzen vermeyi, süslenip püslenmeyi hiç ihmal etmeyiz…


    Neden?????

    Güzellik falan önemli değil kardeşim, önemli olan ruh güzelliğidir der, çaktırmadan dişimizin arasında bir şey kaldı mı diye aynaya bakarız…

    Neden?????

    O kadar çok neden sıralayabilirim ki sizlere. Bu güzellik yarışmasını tartışmaya başlamadan önce bu ikiyüzlülüğümüzün nedenlerini bulup ortaya çıkarsak nasıl olur acaba?

    Ben hala yaratılış mitosunda, Marduk un anaerkil düzenden ataerkil düzene geçişte yer altına gönderilen tanrıçaların hala orada olduklarına inanıyorum.

    Modern toplum, postmodern toplum vs. vs… kadınlarımız yani bizler hala çoğu anlamda yeraltındaki tanrıçalarız.

    Daha sonra devam ederim.

  10. #10
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    09.12-2017
    Saat
    01:35
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bir) Bazen bir işi o işin potansiyelinden bihaber kişiler sırf kendi egolarını tatmin için yaparlar. Bu güzellik yarışmasını düzenleyenlerin de bu gerçeğe dahil olduklarını düşünüyorum.

    iki) Modernizmi ve onu çıkaran rasyonel düşünceyi insanoğlunun yegane tutunacak dalı olarak görüyor, aklı yadsıyan ve postmodernizm olarak dillendirilen dönemin eleştirilerini bu anlamda gereksiz ve yıkıcı buluyorum. Modernizmle özdeşleşen insan aklına haksızlık edildiğini düşünüyorum. Tepkim bunadır. Modernizm kendi döneminde varolan haksızlıklara karşı üst anlatılar yani ideoloji de denen çözüm önerileri sunmuştu. Günümüzde çözüm bulundu; hiçbir çözüm sunmamak...Kendini küresel rüzgarın yükseltici gücüne bırakmak. Perdenin arkasından havayı üflüyenler mi? Geç onları...İşte tepemi attıran tavır.

    üç) Güzellik yarışmaları evet aşağılayıcıdır. Ancak 'doğruluk' bağlamında reddedilebilecek bu olay 'gerçektir'. İşte engelli arkadaşlar bu gerçeğe dahil olmak istemişler. İçinde bulundukları sistemi doğru ya da yanlış bulmaktansa sadece içine dahil olmayı istemişler. Bu anlamda kendilerine gösterilen redde karşı başkaldırmışlar. Postmodernizmin arzu nesnesi bedenine karşı tutup "biz de arzulanmak istiyoruz" demişler. Bu tabiki kurulu anlayışa bir başkaldırıdır. Ancak bu başkaldırı da mevcut arzu toplumunun bağlamında başkaldırıdır. İşi doğru bağlamında alırsanız tabiki yanlışa ortak olmaktır. Ama bazen işte böyle sıradışı olaylarda yanlısa ortak olmak bile başkaldırı olabiliyor.

    Sonuç olarak yapılan şeyi mevcut kurulu anlayışa karşı yıkıcı bir içeriği olsa dahi köle olmak için başkaldırmak olarak görüyorum.

  11. #11
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sanırım bu girişten sonra devam etmem gerekecek.

    Güzellik yarışmalarını son derece aptalca ve anlamsız bulmama rağmen engelliler güzellik yarışmasının doğru bir şekilde bir araç olarak kendi çıkarımıza kullanabilirmiyiz derdindeyim.

    İster engelli olalım, ister olmayalım biz kadınlar sonuçta yüzyıllardan beri bir meta olarak kullanılan ikinci sınıf vatandaşlarız.

    Eğer engelliysek durum çok daha vahim boyuttadır aslında.

    Çünkü ne yaparsak yapalım insanoğlunun var olduğu andan itibaren bir güzellik anlayışı var mı?

    Evet, var, doğal olarak bu konuda belli bir norm söz konusu mu?Arada sırada değişse bile,

    Evet, söz konusu…

    Hemen hemen her kadın bu norm doğrultusunda güzel yada değil diye bir sınıfa daha koyuluyor mu? Başka sınıflar yolmuş gibi…

    Evet koyuluyor?

    O halde bu yarışma engelli kadınlarımızın haykırma platformu olmalı.Bunu bir kadın olarak yapmalılar her şeyden önce. Yani kadınlar adına.

    Bir arkadaşımız bu sayfada değil, de başka bir yerde” herhalde yüz güzelline göre yarışma yapacaklar” diye sormuştu

    Bedensel durumlarımızı red edişimizin en açık şekliydi bu aslına bakacak olursanız.

    Öyle ya, engelli kadınlarımızın bir kısmı, yamuk yumuk, topal, kör, vs. ve bunlar bizim toplumumuzda “çirkin “ olarak adlandırılmasa da güzellik kavramı içersinde yer almıyor.

    Öyleyse, her engelli kadın çirkindir .

    Bu sebeple arkadaşlar bence güzellik, çirkinlik kavramlarının ötesinde bizlere dayattırılmaya çalışılan güzellik anlayışına bir darbe vurma zamanı gelmedi mi?

    Oraya yarışmaya katılan engelli arkadaşlarımızın hepsi; güzellik anlayışınız sizin olsun, işte ben buyum diyebilmesini o kadar çok istiyorum ki.

    Mayoyla, adı neyse gerekiyorsa çırılçıplak kendi bedenimizin varlığını gösterebilme ve güzellik anlayışına bir tokat atma yeri olarak ele alabilseler ne kadar güzel olurrrrrrrr

    Ama biliyorum ki yer altındaki tanrıçalar olarak engelli kadınlarımızda yüksek tepelerdeki tanrıçalar değiller.

    Peki o zaman engelli kadınlarımız orada niye olacaklar?

  12. #12
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    09.12-2017
    Saat
    01:35
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Benim "köle olmak için başkaldırmak" sözüm ironik gelmiş. Doğrudur zaten yaptığım da odur.

    Mevcut kurulu düzene eklemlenemediği için çırpınanların tavrıdır bu. Dışlanmaya karşı koyan ama düzene itiraz etmek için değil aksine düzene eklemlenmek için.

    Modernizmin insanı tektipleştirdiği söylemi klasik. Modernizmle ortaya atılan üst anlatılar insanın kendini aşmasını hedefliyordu insanı tek tipleştirmeyi değil. Ulus bilinci, evrensel anlatılarla insanların toplumsal olusumlara destek vermesini istemek onları tek tipleştirmekten ziyade kendilerini aşacak bilinci kazandırmak içindi.

    Tabiki modernist dönemin bu amacına insan mevcut bencilliğiyle tepki verdi. Sovyet idealizmi yerini stalinist bağnazlığa, Alman idealizmi faşizme bıraktı. Ancak biunlar sebep değil sonuçtur. Neyin sonucu, insan düşüncesi kendini aşmaya çalıştıkça aynı anda beliren geri vites mekanizmalarının sonucudur. bütün bunları modernist söylemi yermek için kullanırsak insana haksızlık etmiş oluruz. Biz modernizmi ancak başarısız olduğu için yerebiliriz. Haksız olduğu için değil.

    Modernizmin özü insanın tek seçeneğinin insana bayraktarlık etmesidir, yani aklın. Bu anlayışın doğrultusunda gelişen olumsuzluklar özü yadsımamalıdır. Çünkü insanın başka seçeneği yoktur. Ne din ne postmodern çaresizlik söylemleri insan için kurtuluş olamaz.

    İşte bu yüzden diyoruz ki bu güzellik yarışmasıyla ortaya konan tavırda modernist bi motif vardır. Çünkü eşit olmak istemektedir. Ama yukarda inceden dalga geçmem pek anlaşılmamış. Hegel in "beni bir sen anladın sen de yanlış anladın" sözü gibi arkadaşlarımız kurulu sisteme karşı eşitlikçi bir söylemle başkaldırırken aslında mevcut kölelik bilincine eklemlenmek için çırpınıyorlar diyorum. Hegel in öğrencileri gibi samimiler ve o samimiyetin yakıtını veren modernist/rasyonel eşitlik anlayışıdır. Ancak nihai hedef arzulanmak olunca fazla söze hacet yok...

    Andante nin dediği gibi mevcut düzende sistem bu şekilde işliyorsa -ki işliyor- kurulu gerçekliğe eklemlenme cüreti gösterebilmek bile birşey. Çünkü sistem kendi kurgusuna bile dahil etmek istemiyor engelliyi.

    Benim bakış açımın mantıgı şudur. Çok basitçe. Ortada yapılan yanlış bir şey var evet. Ama bu yanlışa dahil olabilmek bile bu sistemde engellenmektedir. Arkadaşlarımız bu cesareti göstermişler. Bu cesareti gösterebilmek takdir edilesi nihai noktada varacakları yer ise yerilesidir. Bütün bu modernist postmodernist laflarının özeti budur.

    Denilecek ki yahu sistem kendi kültürüne uymak için seni zorluyor. Oturanboğa nın dediği özetle bu. İyide kardeşim burada bir eksik var. Sistem kendi kurduğu düzene seni dahil etmiyor ki. Herkesi davet ettiği kalıplara sen giremezsin diyor. Kurduğu arzular evrenine engelli vatandaş almıyor.

    Avrupa sömürgeci midir? El cevap evet. Ama sömürülen halklar oraya gitmek için vize kuyruklarında çırpınmıyor mu? El cevap evet. Aynen buna benziyor işte. Sizi sömürenlerin sistemine eklemlenmek için vize almaya çalışıyorsunuz. Ama sistem size vize vermiyor. Siz de başkaldırıyorsunuz. Nasıl bana vize vermezsin diye. Bizim gariban köylülerin Alman büyükelçiliği önünde bağırıp çağırması gibi. Çünkü o köylü biliyor ki kölelikten daha korkunç birşey varsa o da hiç umursanmamak ve yok sayılmaktır. Sizin bilemediğiniz anlamadığınız da budur.

  13. #13
    Üye
    kuyucak Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    15.03-2007
    Son Giriş
    17.11-2010
    Saat
    23:39
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1.130
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    -''Ayna ayna söyle benden güzeli var mı bu dünyada?'' sözleri bir masal mı sizce yada eski yunan mitolojilerindeki güzellik çekişmeleri? Rönesans dönemindeki mükemmele yakın kadın/erkek resimleri, heykelleri tesadüf olamaz sanırım..
    mALİBU arkadaşımızın açtığı bir başlık vardı; Sosyolojiyi biyolojik açıdan anlatmayı deneyen.. Biyoloji/beden bu kadar önemlidir insanlık için.. Yeni yada yakın çağın bir getirisi değildir, bedenin tek tipleştirilmesi, kutsanması.. Olsa olsa standartlar değişmiştir..

    Kadın doğurgandır, doğal yaratacıdır, içinde büyütendir.. Her yaratacı gibi en güzeli yaratmak, İDEAL olanı doğurmak onun doğası gereğidir.. En ideal olanı yaratmak için kendisinin de en ideal olmasını ister.. En ideal erkekle birleşmeyi ister bu yüzden.. Bunları açıkça söylemese de, hatta inkar etse de farketmez.. Kadının doğası budur. Erkekse GÜÇ'ü koyar hayatının merkezine.. Tarih boyunca iki cinsin, kendi cinslerine ve karşı cinslere karşı uğraşlarının temelinde bu dürtüler yatar.. Uygarlığın ilerlemesi ile bu uğraşlar daha bir kabul edilebilir, daha az acıtıcı olmaya başlamıştır.

    - Bir de insanın düşünsel yapısına bakarsak; Ortalama bireyin ÜST KİMLİĞİNİN (Toplumsal kimlik) yanısıra birçok da (alt kimlik diyemesek de) ''BİZİMKİLERİ'' vardır.. Mutlaka tek tek alt kimlik diye adlandırılabilecek olanlar da vardır.. Alt kimliğe ait olan yada ''bizimkilere'' ait olan düşüncelere, eylemlere ayrı bakmayı bilmek gerekir.. Bazen bunlar birbirleriyle öyle çelişir ki.. Yukarıda anlattıklarım doğrultusunda;

    - TOPLUMSAL kimliğimle, böyle bir yarışma; Vatanın bölünmez bütünlüğü ve Türklüğün ne aşağılanacak nede övünülecek bir şey olmadığı dışında toplumsal bir kişiliğim yok benim.. Bana giydirilmeye çalışılan bu ''deli gömleğiyle'' hayatım boyunca mücadele ettim.. Yani bununla bakamam olaya..

    - Alt Kimliğimle; Kendimi yakın hissettiğim, kişiliğimi bulduğum felsefi akımlarla bu olayı açıklamak çok kolay olur..
    Kadını ikiye ayırıp, bedenini öne çıkararak, onun kişiliksizleştirilmesi derim örneğin.. Bunlar kadını metalaştırıp her tür sanayilerinin beslenme noktası haline getiriyorlar diyebilirim.. Kadını kendi içinde ayrımcılığa uğratıyorlar diyebilirim, güzel/çirkin diye.. Sömürü kutsanıyor diyebilirim.. Derim oğlu derim yani..

    - ''Bizimkiler'' kimliğimle; İşte burada çelişmeye başlıyorsun diğer kimliklerinle.. Bu bir NORMALİZASYON olabilir mi?
    Yani önce bizler, NORMAL olduğumuzu algılatmayı hedefliyoruz.. Bu tür eylemler var olan düşünceleri besler mi? Yoksa bir karşı çıkış olduğu anlatılabilir mi? Yani toplumda var olan,''acınası/sadakaya muhtaç/uzak durulması gereken sakat'' anlayışına karşı duruş olabilir mi?

    - Bir de yarışmayı düzenleyinlerin bakışı, beklentisi nedir? Bazı kişilerin elinde, bazı eylemler topluma kendini anlatma aracı haline gelirken, bazı kişilerin elinde kendine sıktığın silah olabiliyor.. Anladığım kadarı ile bu kişiler de çok yetersiz..
    Bizimkileri zaten iki şekilde görürüm ben; Toplum da var olan engelli bilincini sonuna kadar kullanıp sömürmek, oradan beslenmek, nemalanmak.. Bir de karşı durup kimlik kazanmak, toplumun bakışını değiştirmeye çalışmak.. Bu organizasyonu düzenleyenler sanırım birinci guruptalar..

    Uzattım galiba.. Bir tek şeyi çok iyi bilirim; Belirleyici olan eylemdir.. Bizlerin eylemsizliği, onların eylemi hakkın da konuşmak oluyor ne yazık ki.. Doğru eylemler düzenlemek amacıyla..

    - Yasakcı olamam ben.. Niye yapıyorsunuz diyemem kimseye.. Sadece düşüncede kalacaksa düşünceler, kötü bile olsa, eylemden yanayım.. Bakarsınız doğru yöne çekmek için seyirci olarak bile katılırım.. Güzellerimizi de görürüm gözümle..

  14. #14
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    01:32
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.853
    Alınan Beğeniler
    932
    Verilen Beğeniler
    1.222

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Güzellik yarışmaları güzelliği kutsar, bedensel kusursuzluğu alkışlar, bedenleri birbiriyle yarıştırır. Yani "güzel iyidir" der ve bunu deyince, "çirkin"liği de kurgulamış, "çirkin kötüdür" de demiş olur; doğru mu? İster sakatlar yapsın bunu, ister kadınlar, ister erkekler ister travestiler, ister transeksüeller, ister eşcinseller, ister çocuklar... Sonuçta mantık budur (ki her ne sebeple olursa olsun her yarışmanın eleştirisi benzerdir benim için).
    Peki bu "güzel"leşme ve yarışma şi insanı bedeniyle çatıştırmaz mı? O kusursuz güzelliğiyle podyuma çıkmayı bekleyen kadının yüzünde yarışma sabahı bir sivilce çıkarsa o kadın ne olur? Darmadağın! Yanı bedenin doğal halini kabullenememe durumu sözkonusu. Sürekli modaya uyma ve kusursuz olmaya çalışma stresi... Peki ya bu kusursuz-güzel olma saplantısı ile sakat bedene sahip olmak arasında bir çelişki yok mu? Bir sivilceyle darmadağın olan "yarışçı-insan" aynada kanburuna nasıl bakabilir?

    Haa, derseniz ki, bu insanların yarışmada bir süprizi olacak, o başka. "Kusur"larını gizleyerek değil, göstererek izleyenleri ve medyayı şok ederlerse, toplumun güzellik ayinlerini tiyatral bir gösteriyle tiye alırlarsa, bedenlerini olduğu gibi kabulenip bunun ilanını yaparlarsa, yarışma birincisi olarak da o şokla ağzı en çok açılan medya mensubunu seçerlerse... o başka. İşte o zaman "güzel bir yarışma" olur!
    - Arkadaşlar, lütfen sorularınızı özel mesajla iletmek yerine ilgili foruma yazarak cevap arayın. Böylece hem soru-cevaplardan herkes yararlanır hem de en doğru cevaba en hızlı şekilde erişmiş olursunuz.
    - Lütfen sorunuza cevap aldıktan, bir sorununuza çözüm bulduktan sonra dönüp gitmeyin. Siz de başkalarına yararlı olmak için bilgilerinizi, tecrübelerinizi, duygularınızı paylaşabilirsiniz. Unutmayın, siz nasıl yana yakıla cevap arıyorduysanız, başkaları da içine düştüğü açmazdan çıkmak için aynı hararetle sorularına cevap arıyor...

  15. #15
    Üye
    masiva Avatarı

    Gerçek Adı
    Fatma
    Üyelik Tarihi
    21.06-2006
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    326
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    "Bir düşünelim hele, güzelin kendisini, sade, saf, katıksız, insan teninin, renklerin ve daha bir sürü müzahrefatın kirine buluşmamış güzeli, kendi olduğu gibi görebilen, formunun biricikliği içinde temaşa edebilen bir insan neler duyar acaba? (…) ......." Platon

    Yüzyıllardır filozoflar güzelliği bir türlü tanımlayamazken, aklıevvelin biri çıkar, kesin ve şaşmaz bir cesaretle dünyanın en güzel kızını taçlandırır... Aslında güzellik yarışmalarına biraz dikkatle bakarsak, güzeller tanıtılırken ekranın bir köşesinde bir sürü rakamın da (yaşı, boyu, beden ölçüleri ........vs.) güzelliği iyi kavramamız (!) için güzele eşlik ettiğini görürüz, filozoflara göz kırparcasına. :wink:

    Güzellik yarışmaları güzelliği kutsar; ama kendi kulvarlarında. Bu nedenle, kusursuz güzel olma saplantısı ile sakat bedene sahip olmak arasında bir çelişki yoktur, çünkü bu kulvar sakat/kusurlu dolu. Ama yine de çok incitici (bence) Teşbihte hata olmasın; ama bir kasa çürük domates içinden eleye eleye en güzelini bulmaya çalışmak gibi birşey. Gerçi ben diğerlerini de aynı kefeye koyuyorum; ama.......,




Sayfa 1 / 6 12345 ... SonSon