Sayfa 4 / 6 İlkİlk 123456 SonSon
Toplam 79 mesajın 46-60 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #46
    Üye
    kardelen39 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    08.02-2005
    Son Giriş
    02.12-2008
    Saat
    14:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    114
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Eskiden güzellik yarışmalarını şaşkınlıkla izlerdim. Düşünsenize... Biri çıkacak kadın ya da erkekte model çizecek. İnsan güzelliğini bu modele göre değerlendirecek… Kabul eder misiniz? Aşık olduğunuz bir kadın ya da erkek bu modele uymadı diye terk mi edersiniz?

    Tek… değişmez… mutlak bir güzel nasıl olabilirdi? Aklım almazdı.

    Bu anlamda, güzellik yarışmaları çok absürd gelirdi. Şimdi ise, engelliler güzellik yarışmasına kimi tanıdıklarımın da katıldığını öğrendim. Şaşırdım mı? Hayır. Çünkü, bu insanların ne politikayla, ne felsefeyle, ne bilimle, ne de sanatla hiçbir ilgilerinin olmadığını biliyorum. İnsanın kendisiyle ilgisi yoksa, sistemin uydusu olur. O yörüngede gezer, durur. Bunlarda öyle işte!

    Her birey tektir. Yani biriciktir. Biricik olan biricik olanla yarıştırılamayacağına göre, bu yaşananlar burjuva dünyasının bir sultasıdır. Kimdi bilmiyorum. İki türlü insan vardır diyordu. Biri öğrenme ödevini üstüne almış insan. Öteki ise, inanmak için yaratılmış insan. İnsan olmanın bilincini algılamayan insan, burjuva dünyasının yarattığı kültürde, güzellik yarışmalarına katılarak sistemin bekçiliğini yapıyor.

    Sevgili Baben!

    Evet, daha önce Pegasus’un ironi yaptığıyla ilgili iletisini okumuştum. Ama yine de, uyarın için teşekkür ederim.

    Ve... Pegasus!

    Ben yaptığın ironinin anatomisini de aklım erdiğince anlamaya çalıştım. Görmek istemediğimden değil, bizzat gördüğümden bu değerlendirmene katılmadım.

    Neden mi? Çünkü, burjuva uygarlığı, demokrasi dedi. Demokrasiyi yasalarla sınırladı. Burjuva uygarlığı, sivil toplum örgütleri dedi. Sivil toplum örgütlerinin ellerini ayaklarını bağlayarak kımıltısız bıraktı. Şimdi sen, güzellik yarışmaları için, bir başkaldırıdır diyorsun. Evet, sözüm ona burada ironi yapıyorsun ama böyle yaparak “başkaldırı” sözcüğünün içini boşaltmıyor musun? Tıpkı burjuva uygarlığının yaptığı gibi, demokrasi demokrasi deyip biçimsel bir demokrasi bizlere öğretilirken, sen de, sözcükleri yerli yerinde kullanmadığından hem o sözcüğü insanların yanlış algılamasına yol açıyor, hem de, yaşamda karşılığı olan bir sözcüğü böyle kullanarak o kavramı işlevsiz bırakmıyor musun? Böylece, sistemi dışlayan bir sözcük, sistemin işlevini artıran bir sözcük olup çıkıveriyor. Benim itirazım buna...

    Zaten, burjuva uygarlığının istediği de bu… İnsanlar böyle bir sistemde, herhangi bir şeye tepki verebilirler. Ne yaparlar? Örneğin, bir çevre örgütünün bireyleri, çevremizi koruyalım diye eylemler yapar. Afişler asar. O insanlar, sokaklarda tepinip akşam olunca evlerine tıpış tıpış gelirler. Sonra ne olur? Hiççç… Koskocaman bir hiççç… Burjuva uygarlığı, bu eylemlerin hiçbir yaptırım gücü olmadığını bildiğinden sesini çıkarmaz. Çünkü, insanlar tepkilerini sokaklarda bağırarak boşaltırlar. Böylece, çok farklı yerlere gidebilecek tepkiler, bir şekilde denetim altına alınmış olur. İşte bu yüzden oyuna geliyoruz demiştim.

    Bir de , modern eşitlik değerlendirmene “ temelde eşitsizliğe dayalı bir sistemde eşit olunamaz” gerekçesiyle katılamayacağım.

    Evet, evet, bu konuda bir çözümleme amacı güttüğünün farkındayım. Ama, “ gerçek” sözcüğünün de, bizzat insanları bir konuda yaptığımız çözümlemelere inandırmak için kullandığımızın da farkındayım. Gerçek bu deriz… Gerçek aşk deriz. Gerçek sevgi deriz. Oysa, gerçeğin bizim dışımızda olduğunu bilmeyiz.

    Demişsin ki;

    Ve engelli dışarda kalmaya isyan ediyor başkaldırıyor. Engellinin bu başkaldırısı kendisini sömürecek olan avrupa ülkelerine gitmek isteyen mültecilerin tavrına benziyor. Bir yanıyla sömürüleceğini bildiğimiz bu insana vize vermeyen Avrupa ülkelerine kızmıyor muyuz? İşte aynı mantık burada da devreye giriyor.

    Buradaki temellendirmeni anlayamadım.

    Sen de bilirsin! Bir olgu, başka bir olguya geçiş yapılarak tanıtlanamaz.

    Hem madem ki gerçeklerden söz ediyoruz!!!

    İşçiler, eğer patronlar olmazsa biz aç kalırız demiyorlar mı?

    Her önüne gelen Avrupa ülkelerindeki refah seviyesinden söz etmiyor mu?

    İstatiklerde, Avrupa ülkelerindeki kişi başına düşen milli gelir seviyesi yüksek çıkmıyor mu?

    Ne sömürüsü! Öyle bir şey mi varmış!!! Yok canım... Daha neler...

    Ayrıca, niye umursanmamak köle olmaktan daha beter olsun? Hah! İşte! Yine başkalarına göre değer biçiyoruz kendimize.

    Cesaretmiş! Yine sözcüklerin içi boşaltılıyor. Biliyorum… biliyorum… çözümleme yapıyorsun:

    Andante demiş ki;

    Yanlış içinde doğru aranır mı?

    Evet aranır, ve şu anda benim anlatmaya çalıştığım şey bu. Bizler ne yaparsak yapalım, ne kadar sistemli bir şekilde örgütlenirsek örgütlenelim kapitalist sistemin yoğun çarkları altında ezilmeye mahkumuz.Bu yoğun çarkın içinde ezilirken belki biraz daha az acı çekerek ezilmek doğrumudur yanlışmıdır bilmiyorum ama yapmaya çalıştığımız şey bu olmalıdır.


    Offf! Offff! Nesnel gerçekliği görmeyip “yanlışın içinde doğruları aramak” yanılgı içinde yaşamak değil de nedir? Hem de, yanlışı bilmeden yanlış yapmaktan da kötü değil midir?

    Niye ne kadar örgütlensek örgütlenelim, kapitalist sistemin çarkları altında ezilmeye mahkumuz? Eğer, öyle olsaydı, insanlık bu aşamaya gelmezdi. Böyle bir söylem, insanlığın tarihsel sürecini red etmektir bana göre… İnsanlığı, karanlığa haps etmektir.

    Yine demiş ki;

    Düşmanı yok edebilmemiz mümkün mü? Keşke mümkün olsa, ben olmadığına inanalardanım. O halde düşmanla mücadele etmenin en iyi yolu onun yöntemlerini kullanmaktır.

    Evet, düşmanı yok etmek için o düşmanın yöntemlerini kullanmak gerekir! O da, akıldır kanımca. Bak! Ne güzel bilinçlerimizi dumura uğratıyorlar!

    Haaa… Bir dediğine katılıyorum. O yarışmaya katılan bayanların hiç de, bu tartıştıklarımız umurlarında olmadığının görüşüne... Nerden mi biliyorum? Çünkü, birkaçını tanıyorum.

    Fuzulim… Belki senin sorularının tam karşılığı değil ama adaylardaki katılma şartları şöyle…

    Önce aklımda kalanlardan başlayayım…

    Pırıltılı gözler…

    Sempatiklik…

    Çekiciliğini bir beceri olarak kullanabilmesi…

    Engelli olmasına karşın, yaşama sıkı sıkı sarılması

    Sosyal ve kültürel yaşamın içinde olması

    Kendisini ve karşısındaki engelinden sorumlu tutmaması… v.s. v.s.

    Katıla katıla gülüyorsunuz değil mi? Ben de…

  2. #47
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    09.12-2017
    Saat
    01:35
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Kardelen harikasın. Ne güzel ifade ediyorsun düşüncelerini. Üstelik sıkı da eleştiriyorsun.

    Peki, ben de sana cevap vermeye çalışayım. Ama senin gibi araya ince alaylar serpiştirmeden.

    Ama ondan önce bu konuda tümden bir karara varmadığımı söyleyeyim. Yani senin gibi nihai durağa varmış değilim ben henüz. Sen tümden teşhisi koymuşsun, ben bazı belirtilerin ne olduğunu kesin olarak anlasam da bu belirtilerin bambaşka nedenlerden kaynaklanabileceğini düşünen dikkatli bir hekim gibi davranmak istiyorum izninle.

    Ve evet olayın karmaşıklığını kendimce çözümlemeye çalışıyorum. Yanılabilir miyim? Tabiki. Yeter ki bana bunu açıkça göster.

    Bir kere şu ön kabulune cepheden bir kılıç sallamak istiyorum izninle.

    “İnsanın kendisiyle ilgisi yoksa, sistemin uydusu olur”

    Aslında bu önerme insanlara bakınca pek öyle olmuyor. Evet ben modernizmi savundum bülente karsı. Ama biliyor musun seninle insana da cok farklı bakıyoruz. Sen romantik bir şekilde insan kendine donunce bunlarla ilgilenmez, sanatla, siyasetle, felsefeyle ilgilenir sanıyorsun. Oysa günümüzde kendisine dönen insan bunlarla değil aksine arzularıyla ugrasıyor. Senin zihnindeki utopist insan Marksın kafasında da vardı. O da burjuvanın zincirlerinden kurtulunca insanlar hep yüce seylerle ilgilenir diyordu. Dogrusu bu ya ben de oyle olmasını cok isterdim. Ama maalesef kendine dönen insan kendi hazlarının, arzularının kapısını da aralamış oluyor. Bunları aşması için ne ömrü nede sıradan insan bilinci yeterli olmuyor. Bu yüzden mesela “bu güzellik yarısmasına katılanlar kendilerine donmuyor” sözü tartışmalı. Kimbilir kardelen belki de kendilerine dönen ve bu şekilde davranmayı tercih eden onlar. Hem bu şekilde davrananlar sadece onlar mı kardelen. Eskinin senin tabirinle kendiliğinin farkında olan bireyleri bugun hep reklamcı olmuşken onları nasıl suclayabiliriz?


    Bireyin biricik olduğu konusunda çok haklısın. Sadece o biricik bireyin diğerleriyle yarısmak gibi biricik özellikleri de oldugunu atlamıssın. Bunu burjuvaya baglamak biraz kolaycılık. Belki insan boyle olmasa burjuva yasayamazdı. Doğrusu bir üst anlatı sanatı olarak insanı yücelten söylemlerine büyük saygı duyuyorum ben. Ama saygı duymanın ötesine geçip inanamıyorum….Sorun sanırım burada.

    Evet eleştirin haklı olabilir. Engellilerin sisteme dahil olmak için kapıyı tırmalamalarını “baskaldırı, isyan” gibi kelimelerle ifade etmek bu kelimelerin içini boşaltmak olabilir belki. Ama sen de bu yapılanı isyan olmamakla ifade ederek aynı seyi yapıyor ve yapılana basitlik atfediyorsun. Oysa bir düşün bunca kalıplara rağmen çıkıp bunları giymeye cesaret etmek sonunda her neye hizmet ederse etsin kolay mı acaba? Sana iğrenerek bakan insanların karşısına çıkıp “ben de güzelim ulan” diyebilmek isyan değilse nedir? Bende biliyorum sonuçta bu tavrın neye hizmet ettiğini. Ama bu hiç istenmediğin Alana grime isteiğini nasıl açıklarız. Başkaldırı demeyelim. Peki ne diyelim….

    Aslında buradaki sorun sistemin biçimsel kalıpları arasında sıkısmamız değil. Farkında mısınız bilmem ama meselenin ucu gidip bizzat insan dediğimiz canlıya dayanıyor. Burada insanı konuşuyoruz. Bir yanıyla sistemin kölesi olan ama bir yanıyla da evet bu kölelik sistemi dışında alternatif yaratacak bilinci oluşturamadığının da farkında…bu farkındalık olmasın bu tavırların nedeni.

    Modern eşitlik değerlendirmesi uzun hikaye. Kaldıki insan eşit değildir asla. Bu boş bir laf salatasından ibarettir. Eşitlik eşit olmayan insanlara düzen için sağlanmış bir konsensüstür sadece. Yoksa eşitlik diye bir şey yoktur. Eşitliği var kılan bir şekilde ona ihtiyaç duymamızdır. Yaşam bunlarla ilgilenmez.

  3. #48
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bir konu da fikrini söylemenin bir çok yolu vardır.Ya sesini yükseltirsin, bağırır çağırırsın ve karşındaki senin gibi düşünmüyor diye kızgınlık kat sayını artırarak konuşmaya devam edersin, yada bunların hiç birini yapmadan ama ortak payda senin gibi düşünmüyor diye ince bir alayla işini yaparsın.

    İki tarzdan da nefret ederim. İnsanı biricik olarak kabul edip, onun düşüncelerini kendine benzetmek istemek için verilen çabayı da asla anlayamam.

    Bana göre en doğru yaklaşım. “Ben böyle düşünüyorum” şeklinde gelişen bir tavırdır.Hem kendini özel kılarsın bu tavırla hemde karşındakini insan yerine koyarak onun biricikliğini kabul edersin.

    Yazış biçimindeki tarza onay vermediğim halde sevgili kardelen yanıt vermek babamdan kalma eski bir alışkanlık.

    Olaylara sadece kendi pencerenden baktığın için yazdığım şeyi anlamakta zorlanıyorsun gibi geldi bana. Ya da ben daha doğru yazabilirdim. Yazamamışım demek.

    Evet ne yaparsak yapalım bizler bu kapitalist sistemin çarkları altında ezilmek zorundayız. Ezildik, eziliyoruz, ezileceğiz….Şu anda bu sistemi yıkabilmek adına bir oluş biliyorsan söyle bizde katılalım. Ben bilmiyorum açıkcası….Dünyada kapitalist sistemin dışında yaşayanların olduğu bir yer var mı? Vallahi gençliğimizde mücadele verdik ve bu uğurda öldükte ama son noktada yine kapitalizmle kucak kucağa yaşamaya devam diyoruz.

    Bu sistemi yok edebilmek adına bir oluş şu anda mevcut değilse ne yapacağız? Ben bugünü görüyorum, ütopik gelecekleri değil...Ve konuşmalarım bugünle ilgilidir.

    Bunlar çok ama çok ayrı olarak tartışılacak konular. Ben bunu tartışmıyorum ki….

    Ben bugünden söz ediyorum. Bugünün koşullarında var olan nesnellikten söz ediyorum.

    Ve bugün var olan nesnel koşullarda engelliler diyorum bir hiç yerine koyuluyorlar. İtiraz edebilirmisin buna.Etmezsin sanırım. Hangi alanlarda hiç yerine konuluyorlar.? Aklımıza gelen insanca yaşamaya dair her alanda.

    Güzellik kavramı da, benim için tartışılacak bir şey değil. Bunları önceki yazılarımda belirttim. Ben ne düşündüğümü ve bu konudaki açılımlarımı biliyorum. Burada benim düşüncemin bir önemi yok.

    Aynı şekilde senin düşüncelerinin de bir önemi yok.

    Engelli var olan güzellik anlayışıyla kendini çirkin buluyor. İşte şu andaki tek gerçeğimiz bu..Kimi bunu itiraf edebiliyor kimi edemiyor. Ama büyük bir çoğunluk var olan güzellik anlayışında kendini koyduğu yer belli.

    Ve birden bire karşısına bir güzellik yarışması olgusu çıkıyor. Yarışmanın şartlarında aranan kriterlere bakmadığımı mı düşünüyorsun. Sen katıla katıla gülmüş olabilirsin ama ben çok büyük bir acı duydum o şartları okurken.

    O şartlarda dahi var olan güzellik kavramıyla baş edilemeyeceğini bilmenin ve kabulün yansımış şekli var. Fuzulimin anlatmaya çalıştıklarını inanın bana bunları düzenleyenlerde düşünüyor. Düşünmek zorunda. Çünkü onlarda bu var olan güzellik kavramıyla yoğrulmuş insanlar.

    Ve birden bire engelli kadınlarımız bir şekilde kendilerini gösterebilmenin bir yolu olarak bu yarışmayı kabul edip kendilerini ortaya koyuyorlar. Ben keşke engelli kadınlarımız bunu bir başkaldırı olarak ele alıp, sizlerin güzellik anlayışı sizin olsun ben kendi bedenimle varım diyebilse yi çok daha önceki yazılarımda belirttim.

    Ve bunu asla yapamayacaklarını söyledim.

    Pegasus ise, var olan güzellik anlayışıyla engelli kadınlarımızın o bedenleriyle sahneye çıkışlarının bile çok önemli olduğunun altını çizmeye çalışıyor.Çok iyi bildiğimiz gibi engelinden dolayı duyduğu utançla sokağa çıkamayanlar var benim ülkemde. Başka nedenlerle değil, engelinden utandığı ve kendisini çirkin bulduğu için sokağa çıkamayanlar var diyorum. Ve bu bazıları için herşeye rağmen kensini sorgulamanın bir başlangıcı olabilir. Olmayabilir de. Ama ya olursa....Kapitalist sistemin sağladığı bir fayda olarak artı hanesine yazılır. Olmazsa eksilerimiz zaten yeterince fazla diyorum, anlatabiliyormuyum?

    Evet farkında olmadan büyük bir cesaretle bir işe başladılar. Bizler gibi düşünmüyorlar, ben hiçbirini tanımıyorum yarışmaya katılanların ama çok daha farklı bir yaklaşımla oradalar.

    Ve diyorum ki, ne adına olursa olsun, orada olmak mı istiyorlar, olsunlar o zaman(.Zaten bu anlamda onlara engel olmak gibi bir niyet taşıyamayız. O halde var olan gerçeği olumluya dönüştürebilme yöntemlerini bulmamız lazım).Bu hakları ve özgürlükleri var.Tıpkı pegasus un dans etmek istemesi gibi.Pega arada fark olabilir mi diye sormuş

    Nüans farkları olabilir belki ama inan bana bazı sakat kafalar engellinin dans etmesini de anlamsız ve çirkin bulabilecektir.Çünkü canımcım kalıplaşmış şablonların dışına çıkabilmeyi başaranlar çok fazla değil.

    Ben bu olayları kişinin yapmak istediği şeyi yapması gerektiği şeklinde algılıyorum .

    Yerleşik , daha doğrusu bizlere yerleştirilmiş düşüncelerde engellilerin nefes almaya bile hakları yok aslına bakarsanız.Ve nefes almamaları için de hemen her şey yapılmaya devam ediyor.

    Ve pegaya katıldığım bir konu daha var. Eşitlik meselesinde.. Ve en büyük eşitsizlik, eşitliktir dersem yine şimşekleri üstüme çekeceğimi biliyorum ama varsın çekeyim. Dedim bile….

  4. #49
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sanemcim, o sizin dediğiniz MUTLAK EŞİTLİK! Öyle bir şeyin olması mümkün değil zaten.. Eğer öyle bir şey olsa hiiiç çekilmezdi dünya bea. :P Yarışma diye hiç bir şey olmazdı.. Futbol maçları, olimpiyatlar vb.. hiç bir şey olmazdı.. Kalsın o..

    Bizim uğrunda mücadele verdiğimiz şey: Haklar ve fırsatlardaki eşitlik.. Ya da uçurumun azaltılması.. Ayrımcılığın yarattığı eşitsizliğin giderilmesi için mücadele etmek.. Hani burası "Ayrımcılıkla Mücadele, İnsan, Toplum bıy bıy" forumu ya :P bi hatırlatayım dedim.. Buna da itirazınız olmaz heralde.. :wink:

    Bu saatte anca bu kadar.. Daha sonra dönecem yine..

  5. #50
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Babencim,

    Mutlak eşitlik diye bir şey söz konusu bile edilemez zaten.Bu konu da kesinlikle sana katılıyorum.

    Ama yine de eşitlik diye bir şey söz konusu değildir diyorum ben her şeye rağmen. Ama bu cümle eşitlik kavramına yüklediğimiz anlamlar sayesinde çok yanlış anlaşılabilecek bir şey de zaten.

    Bak etrafına, doğa da her şey birbirinin aynısı mı? Eşit mi? Hayır kesinlikle değil, öylesine farklılıklar var ki ama en önemlisi bu farklılıkların ortaklaşa yaşamıyla bir kabulü de var ve bu yüzden dengeleri biz insanoğlu bozmasak son derece güzel bir ahenk var.

    Çok ama çok basit bir örnekle açıklamaya çalışayım söylemek istediğimi.

    Biliyorsun ben müzik öğretmeniyim. Müzik dersinin nasıl bir algılanışı vardır bilirsin. Güzel sesi olan ve bir çalgıyı güzel çalan öğrencilerle harika geçebilecek bir ders. Peki bülbül sesine sahip olmayan ve kargayı aratmayan bir kişiyle bu dersi nasıl yapacaksın. Onu eşitleyerek bülbül seslilerle en büyük eşitsizliği yapacaksın demektir.

    Peki onu eşitleyemezsen yok mu sayacaksın. Ki eşitleyemeyeceğimiz de bir gerçektir Ee o halde. sen sus söyleme mi diyeceksin.?Bu yüzden bu konunun tartışılacak yeri tam burası.

    Eşitsizliği bildiğinden ve insanoğlunun doğasının eşitsizlik üzerine kurulu olduğunu kabul edip, bülbül seslilerle karga seslileri hiç kıyaslamadan eşitlemeye çalışmadan var olan potansiyeline saygı göstereceksin.

    İşte bunu yaptığın zaman başarabildiğinde yani ,öylesine güzel bir atmosferi yakalarsın ki tıpkı doğadaki gibi her şey denge içinde olur. İşte bunu yapamadığımız için herkesi eşitlik felsefesiyle aynı kefeye koymaya çalıştığımızdan çatışmalar ve insanı yaralamalarla yüzyüzeyiz.

  6. #51
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    E sen "sana katılıyorum" demişsin ama verdiğin örnek yine mutlak eşitlik üzerine..

    Elbette doğadaki hiçbir şey birbiriyle eşit değildir bu anlamda.. (İyi ki de değil.. Yoksa hiç çekilmezdi dünya Düşünsene aynı fabrikadan çıkmış, aynı marka otomobiller gibi herkes.. İyyyyk.. ) Hele insanların yetenekleri başı çeker. Bu yüzden; sosyalizmin bilindik bir ilkesi vardır hani: "Herkes çalışır; herkesten yeteneğine göre alınır, herkese hakettiği (bir sonraki aşamada herkese ihtiyacı kadar) verilir..

    Tekrarlayım: Kastedilen eşitlik: "Haklar ve fırsatlardaki eşitlik." Yeteneklerdeki eşitsizlik değil!! Yani aynı dünya üzerinde; biri çöplükten ekmek toplamak durumunda iken, diğeri bir aylık asgari ücreti bir akşam yemeğinde masada bırakıyorsa orada bir problem vardır, demektir. :evil: Bu da hiçbir şekilde olumlulanamaz..

    Müzik konusundaki örneğin canlısı karşında. :P Lisede seçmeli ders zamanı resimi seçene kadar müzik öğretmenlerim benden neler çekti.. Bi onlar, bi de Allah bilir.. :twisted:

  7. #52
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Tabikii canımcım verdiğim örnek mutlak eşitlik. Diğer anlamdaki konuya hiç girmek istemiyorum çok farklı bir alana kayabiliriz.

    Canımcım, işte bu yüzden çoklu zeka anlayışını kabul edip sana o işkenceyi çektiren müzik öğretmenlerine lanet okuyorum Oysa kabulle neler yapılıyor keşke bir anlığına dersime girebilsen.

    Düşünsene edebiyat dersinde kompozisyon yazmak zorundasın.Yazamıyorum kardeş ne olacak????Her yazılı da 30 puanın gidecek demektir bu.

    Bu arada çok farklı bir alana kaydık farkındamısın? Sen işin içine girince hep böyle oluyor zaten.

  8. #53
    Üye
    kardelen39 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    08.02-2005
    Son Giriş
    02.12-2008
    Saat
    14:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    114
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sevgili Pegasus!

    Bir kere şunu öncelikle söylemem gerekiyor. Senin bir şeyleri çözümleme amacına saygıyla bakıyorum. “Ne güzel diyorum “ içimden. Gencecik beyinler, insanı ve toplumu çözümlemeye çalışıyor… Oysa, ben üniversiteli yıllarımda, kendi öznel dünyamın çıkmazı içinde debelenip duruyordum. Sen benden çok ilerdesin Pegasus. Bunu yadsıyamam. Keşke her üniversite öğrencisi senin gibi olsa…

    Evet, haklısın. Ben kendimce bu konuda noktayı koymuş bulunuyorum. Ama, illa ki, benim dediklerim doğru diye bir kaygı taşımıyorum. Bilim bile yanlışlanabilir olduğuna göre, böyle bir kaygıyı taşımam çok absürd olurdu.

    Haa! Sen burada bir çözümleme yaptığını iddia ediyorsun. Ben de, o çözümlemede aklıma yatmayanları kimileyin sorular sorarak anlamaya çalışıyorum. Çünkü, eğer temellendirmen sağlam olsaydı, benim soru sormama gerek kalmazdı. Zaten sen de yanılabileceğini söylemişsin. Bunu sevdim işte… Evet, insan yanılabilir. Her yanılma, bir deneyimdir.

    Şimdi gelelim insanın kendine dönmesi sorununa…

    Bir kere, şunu unutmamak gerekiyor. Öğretileri, kuramları bilgi anlamında bilmek yetmez. Öğrendiklerimizi yaşama geçirmezsek, o bilgileri kafamızın içinde bir yük olarak taşırız ya da taşımayız. İnsanı dönüştürmeyen bilgi bilgi değildir. Demek ki, sorun yine dönüp dolaşıyor bildiklerimizi içselleştirebiliyor muyuz, içselleştiremiyor muyuz sorunsalına dayanıyor. Bir de, bunun başka bir boyutu var. Çoğu kez, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi oluyoruz. Savunduğumuz görüşü, ne kadar biliyoruz? Senin bir zamanlar, mücadele edenler dediğin kişiler, evet, yalnızca bugün reklamcı değil aynı zamanda, en büyük gazetelerin köşe yazarları… Günümüzün modası liberal olmak… Sen de okumuşsundur belki… Bugün köşelerinde eskiden yaptıklarını açıklarken, Kapital’i okuyup bir şey anlamadıklarını söylüyorlar. Ha! Demek ki, sorun burada. Hangi kanatta yer alırsa alsın, savunduğu görüşü, bilmeyen bir nesil yetişti. “Bilmem neyim “ dedi. Ama savunduğu görüşün gerçek anlamda ne kuramını anlayabildi ne de içselleştirebildi.

    Sen insanın kendine dönmesinden, kendinin farkında olmasından ne anlıyorsun? Bana göre, ilk önce, insan “ben kimim, niye yaşıyorum, yaşamın anlamı ne, ben ne işe yarıyorum ” diye sormalı kendi kendine… Bu bir başlangıçtır. Ve bu uzun yollu bir süreçtir. Peki ben neyi sorguluyorum? Kendimi… insanı… Sonra bir bir başlar zorluklar… Çünkü, yanıtlar gerçekten de dağ gibi aşılacak merdivenler gibidir. Zorluk, gerçeklerin acımazlığıdır. Bu acımazlıkları kabul etmek ve kendini dönüştürmek cesaret işidir. Cesaret, karakterini eyleme dönüştürmektir. Eylem, kararlılık ve sorgu ister. Nasıl… neden… niçin… ?

    Bana göre, niçin yaşıyorum sorusunun yanıtı, insan içindir. Neden peki? Çünkü, insana borcum var benim. Öyleyse, bu borcu ödemem gerek. Demek ki, sorun burada düğümleniyor. Peki insan, kendini/insanı sorgulama aşamasına nasıl gelecek? Felsefe ile… sanat ile… Çünkü, felsefe ile düşünmenin doğru yolu açılır. Doğru düşünmek, yolları temizlemektir. Bilincini arındırmaktır.

    Kendine dönen insan, özgürlüğün sorumluluk olduğunu öğrenir. Kendine dönen insan, duyusal hazlarının peşinde koşmaz. Kendine dönen insan, melankolik yaşamaz. Cesaret, kendine dürüst olabilmek… kendinde beğenmediklerini değiştirebilme gücü… kendinle konuşmak… kendini dinlemek… önce kendi yaşamını güzelleştirmek… isyanlarla… sancılarla… inildemelerle kendini anlamaya çalışmaktır.

    Şimdi diyeceksin belki… Ben bunları biliyorum…

    Peki öyleyse, sana göre yaşamın anlamı nedir? Bir de, seni dinleyelim.

    Senin dediğin insan tipi, yaşamın her alanına karşı ilgisiz olduğundan, popüler kültürün, kitle kültürünün etkisiyle bir kısırdöngüde yaşıyor. Mutluluğu parada, ünde, anlık hazlar peşinde koşarak bulacağını sanıyor. İstek, herşeyi elde etme duygusudur. Ama, istek hiçbir zaman doymaz. Ahlaki değerler, nesnelere bağlanır. Ne kadar metaya sahipsen o kadar ahlaklı olursun. Metaya sahip olduğunda sevinirsin. Araba alırsın. Ev alırsın. İnsan makineleşir. Sanırım, bunları yadsımıyorsun. Aslında tüm bunlar, çok uzun konular… Ama, sen diyorsun ki, felsefeyle, sanatla ilgilense bile, yine de, arzularının, duyusal hazlarının tutsaklığından kurtulamıyor. Bence eğer çevrende böyle insanlar varsa, ya isteyerek bilgisiz kalıyorlar ya da, istemeyerek bilgili gözüküyorlar. Vehayut, yukarıda sıraladığım nedenler dolayısıyla, bir çıkmazın içindeler.

    “O insanların diğerleriyle yarışmak gibi biricik özellikleri olması “ benim için bir şey ifade etmiyor. Neden mi? Bir kere, mantık açısından güzeli güzelle yarıştıramazsın. İyiyi iyiyle… Kötüyü kötüyle… Burjuva uygarlığı derken herhalde kapitalizmi kastettiğimi anlamışsındır.

    Ben güzellik yarışmasını ne isyan ne de başkaldırı olarak niteliyorum. Başkaldırı demezsin de, tepki diyebilirsin örneğin. Delinin birisi, kuyuya taş atmış da hani bin akıllı çıkaramamış yaa… Bizimki de o hesap yani… Eğer, ben de varım demek istiyorsak, bunun başka türlü yolları olmalı… Daha önce de, söz ettiğim gibi, bu hareketi popüler kültür ile bağdaştırıyorum.

    Ben güzellik yarışmalarına katılanların kölelik sistemi dışında alternatif yaratacak bilinçleri olduğuna falan inanmıyorum. Kendinin farkında olmayan insan, köle olduğunun farkına varır mı?

    Dediğin gibi eşitlik uzun hikaye. Belki başka forumlarda karşılaşırsak, uzun uzun tartışırız umarım! Zira, şimdi bu konuya girmeyeyim. Çünkü, zamanım yok.

    Sevgili Andante!

    Her yiğidin bir yoğurt yemesi vardır. Başkalarının düşüncelerini nasıl savundukları benim de pek umurumda değil. Bir kişiyle fikir alışverişinde bulunurken, benim için önemli olan savunduğu görüşü, yeterince temellendirip temellendirmemesidir. Yoksa gerisi masal… Benim düşüncelerimi belirtme tarzımı ister beğenirsin. İster beğenmezsin. Bu sana kalmış bir şey… Haa… Bana gelince… Düşüncelerim, benim karakterim değildir. O düşüncelerin yanlış olduğuna inanırsam, değiştirebilirim. Kendime göre doğruyu da, istediğim şekilde savunabilirim. İşte bu da beni diğerlerinden ayıran özelliğim… O zaman da karakterimi yaşıyorum derim.

    Ben şuna inanıyorum. Hiçbirimizin insana umutsuzluğa sürüklemeye hakkı yok. Hiçbirimizin insanı belli bir noktada mutlaklaştırmaya hakkı yok. Çünkü, evet, şu anda bir yozlaşma içinde olabiliriz. Ancak, toplumda kimileyin, ilişkiler çözülse de, yeniden o ilişkilerin bağlanma olasılığını gözden düşürmez. Sen ezileceğiz derken bir durumu mutlaklaştırıyorsun. Bütün olasılıkları göz ardı ediyorsun. Sen böyle yaparak kendi düşünceni tek doğruymuş gibi söylemiyor musun?

    Aslında kişisel olarak polemiğe girmeyi sevmiyorum. Bence, düşünceleri tartışmak en doğrusu!

    Evet, sosyalizm yıkıldı. Herkes öyle diyor. Ben mi ne düşünüyorum? Suların doğal mecrasına akmasını beklemek gerekir diyorum.

    Ama şunu da unutmamak gerekir. Hayal dünyası olmayanın, geleceği de olmaz. Bugünü iyi değerlendirirsek, o düşlediğimiz yarınları da belki biz değil, gelecek kuşaklar görebilir diyorum.

    Ve… Sevgili Andante! Her komik durumda bir trajik yan vardır. Üstelik aynı masada oturup, hoşbeş sohbet edip arkadaş demiyorum ama tanıdıklarının bu yarışmaya katıldığını duymak nasıl bir duygudur? Üstelik, erkekler üşüşmüşler internetin başına… Pazara çıkanları incelemek ister gibi… Herkeste bir merak… bir heyecan… Gerisi mi? Gerisini sen düşün artık…

    Neyse… Şimdi çıkmam gerekiyor… Daha sonra devam ederiz umarım.

    Dostça kalın…

  9. #54
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: andante
    ...Bu arada çok farklı bir alana kaydık farkındamısın? Sen işin içine girince hep böyle oluyor zaten.
    Yaa yemişim farklı alanını.. :twisted:

    Bir yerde
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Baben
    Buradaki bazı arkadaşların garibine gidiyor ama; tartışılan konularda çok kelalaka şeyler olmadıkça sınırlama olmamasından yanayım. Ortaokul münazarası yapmıyoruz di mi? :wink:

    Bir de "laf lafı açar" diye bir deyime sahip Türkçemiz.. İzin verin "güneşin altında söylenebilecek her kelime söylensin" burada.. "Konu başlığına uymak" adına kendinizi ve başkalarını kasmayın. :wink: Hair müzikalindeki gibi: "'Let the sun shine in' -Bırak güneş içeri girsin!" Çok ters bir durum olursa admin ve moderatör müdahale eder zaten..
    ...
    Başlık uzayınca hep aynı mealde mesajlar okumak da beni bayıyor.. Na'pıcaz şimdi? :twisted:

    Sen yanlış biliyorsun.. Ben bu konuda Pega'nın eline su dökemem.. O kendi mesajını dahi (dikkatini çekerim ''kendi başlığını" demedim.. Mesajını ) sabote etmiş bir adem.. O bir fenomen.. :lol:

  10. #55
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sahi dostum!!!

    O malum kişi pegaydı değil mi?

    Cidden yine sana katıldığımı bildireyim eski toprak; Bizim için daima hareket gerek

    Beni de bayıyor aynı içerikli mesajlar.

  11. #56
    Üye
    mdz Avatarı

    Gerçek Adı
    Mehmet
    Üyelik Tarihi
    04.03-2008
    Son Giriş
    26.08-2016
    Saat
    17:36
    Yaşadığı Yer
    ANKARA
    Mesaj
    76
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    SELAM OLSUN..düşüncelerini engellilerin içinde bulunduğu koşulları göstermek için yazanlara
    SELAM OLSUN..dün bugün ve yarın insanlık için(özelde de engelliler için) mücadele edenlere
    SELAM OLSUN..TÜM DOSTLARA...
    Yazıları okudum elbette hepsine katılmak mümkün değil..Fakat olayların nedenlerini sonuçlarını ortaya koymaya çalışmak hoşuma gitti.Çünkü engellilerde eğitim vb engelsizlere sağlanan olanaklardan daha az belkide hiç olmadığı için toplumu dünyayı düşünen hele hele emperyalizmin karşısında duran bir grubu görmek KAPİTALİZM için hiçte hayırlı olmadığını düşündürdü.

    Bence Felsefe kendini insanı toplumu ve doğadaki ilişkileri anlamak için bir araçtır.Hiçbir zaman insanların kafasını karıştıracak bir araç değildir.Hele anlaşılmaz hiç değildir.Egemen güçler felsefeyi anlaşılmaz kılmak için insanların halkların karşısına anlayamayacakları kelimelerle gitmişler anlaşılmasının zor olduğunu göstermişlerdir.
    ...Bir toplantıda idim.Genç birisi sözü aldı anlatmaya başladı.konuşması bittiğinde salondaki kişilerin çoğu anlamamıştı..O türkçe konuşmasına rağmen onada bir tercüman gerekiyordu.
    Sanırım kendimizi ifade edebildiğimiz ve karşımızdakinin bizi anlayabildiği kadarla değer bulur ve saygı görürüz.Bizim karşımızdakinin anladığı kadar değerimiz vardır.
    Neden iyiden güzelden yana olmayanlar .insanlığın kötüye gitmesi için çaba sarfedenler belirli konumlara seçilebiliyor? sadece onların iyi bir yalancı olması mı? sadece iyi reklam yapmalarımı yoksa iyi bir ajitetör olmalarımı?...vs
    Yazılardan fazla birşey çıkartamadım...Tamam yarışmanın ne için yapıldığı anlatıldı.karşı olanlar (bende dahil ) ortada .EEEee anlatınca ne oldu yada ne olacak sonuçta ne olmasını bekliyor yada umuyoruz bunu anlamadım
    Eğer
    1- bu tür tartışmlar ile engelliler için oluşturulaçak bir oluşumun ilk adımına yönelik ise kabul
    2-Güzellik yarışmasına yönelik bir basın açıklaması ise kabul
    3-Birbirimizi tanıma ve ilişkileri sürekli kılarakta diğer alanlarda birbirimizi desteklemekse kabul

    arkadaşlar şu anda saat 00,26 düşüncelerimi tam toparlayamamış olabilirim bunun için özür dilerim.
    sizleri tam tanımıyorum sizde beni tanımıyorsunuz fakat kimseyi yargılamak için yazmadım eleştirmek için de yazmadım
    sadece düşüncelerinizi paylaştığımı göstermek ve suyu nereye akıtacağımızı sormak için yazdım...
    teşekkürler

  12. #57
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sevgili kardelen,

    Büyük bir olasılıkla sevgili oturanboğa bu iletimi silecektir. Umarım silmeden okuyabilirsin. Çünkü yazacaklarım kesinlikle konu başlığıyla ilgili olmayacak.Konu başlığıyla ilgili olmamasını sağlayan sensin. Sana vereceğim cevaplar yüzünden bu başlık çığrından çıkmış olabilir.

    Beni bir konu da suçluyorsun.İnsanları umutsuzluğa sürüklemek adına.Yanlış…. Hiç böyle bir niyetim olmadığı gibi söylediklerim yaşadıklarımdan ibarettir ve kimseye de benim gibi düşün demiyorum.

    Evet umutsuzum.. Bunu kabul ediyorum. Umutsuz olmamı sağlayan o kadar çok etken var ki…Bir çoğumuz henüz belki de doğmamışken ben 12 eylülü yaşayanlardan biriyim mesela.

    Eğer gerçekten doğrularla bu kadar ilgiliysen 12 eylül öncesi kapitalizme karşı verilen savaşın izlerinin sonuçlarını bilmem gerekir.Üzerimizden bir balyoz gibi geçen 12 eylül sonrasındaki devlet tarafından verilen istatistiksel sonuçları hatırlamak bile istemesem de onlar gerçeklerimiz.

    Gözaltına alınanlar; 650 bin
    Fişlenenler; 1 milyon 683 bin
    Sıkıyönetim mahkemesince yargılananlar; 230 bin
    Yargılanan solcular; 98 bin 404
    Hüküm giyen solcular, 21 bin 764
    İşkencede ölenler, 171
    Kuşkulu ölümler; 144
    Açılan işkence davası, 9 bin 962
    Gazetecilerin aldığı toplam ceza ; 3 bin 315 yıl 3 ay
    Hakkında idamı istenenler; 7 bin
    Ölüm cezası verilenler, 517
    İnfaz edilen ölüm cezası; 50
    Vatandaşlıktan çıkarılanlar; 14 bin….

    Bunca şeyler yaşanırken bu savaşı vermemize neden olan tek şey inançlarımızdı. Son derece basit bir inançtı bu da bildiğin gibi. Ülkemizi bağımsız yapabilmek ve herkesin eşit yaşayabileceği , insanca yaşayabileceği yeni bir düzen.

    Ülkemiz bu kadar bağımlı değildi o yıllarda biz bu savaşı verirken. Biraz daha bağımsızdık. Cumhuriyet bayramlarımız en azından şimdiki gibi sembolik değildi. Her şeye rağmen Bağımsızlığımıza inanıyor Atatürk ün bizlere emanet ettiği Bağımsızlık ve ilkelerine sahip çıkabiliyorduk.

    Gerçek bağımsızlık ekonomik bağımsızlıktır sözünden yola çıkarak alt yapısı bizlere ve kaynaklarımıza ait bir yurt özlemiyle yola çıktık.

    Başarılı olamadık. Emperyalist güçler bildiğin gibi yukarıdaki istatistiksel sonuçların yaşanmasına sebep oldu sadece.Kısacası kapitalizm büyük bir başarı kazanmıştı. Güçlenmeye ve gücünü arttırmaya devam etti. Devam da ediyor. Şu anda var olan nesnel koşullarla umutlu olmayı ben beceremeyenlerdenim. Bu pes etmek anlamında bir umutsuzluk değil.

    Sadece nesnel koşullarımızın vahimliğinden söz ediyorum.

    Bu arada okuduysan bir daha okumadıysan mutlaka okumanı istediğim bir kitap var. Komünizmin Kara Kitabı.Suların doğal mecrasına akmasını beklerken okunacak en doğru kitap bu aslında. Sosyalizmin doğrularına hala inanmakla birlikte insan faktörünün unutulmuş olmasından dolayı oluşan gerçekleri en güzel anlatan kitap .

    Felsefeyi çok sevdiğin her halinden belli oluyor. O zaman felsefenin temel ilkelerinden biri olan şu düşünceyi de gayet iyi bilirsin. Bir ülkede alt yapı üst yapıyı etkiler.

    Şimdi canım kardeşim bana somut gerçekler diyorsun ya, sanki bu gerçekleri unutmuşum gibi davranmıyormusun, çok sinir oluyorum açıkcası. Aaaa bu da benim tarzım işte, sakın karşı çıkma olur mu? Uygarca bir eleştiri getirirken beğenirsen beğen beğenmezsen beğenme şeklinde külhanvari bir konuşmada benim de tavrım değişir.

    Alt yapısı tamamiyle bozuk, hatta hiç olmayan bir ülkenin yani bizim, üst yapı kuruluşlarının doğru ve düzgün olmasını bekleyemezsin.Bu çok aptalca olur. Üst yapı kuruluşu mu kaldı ki bu ülkede sen sanattan söz ediyorsun?İnsanların kendilerine dönüp, kendilerini sorgulaması sanat ve felsefeyle olur, evet rüyalarda Bu ülkenin şu andaki nesnel koşullarında son derece gülünç geliyor bu düşünce.…Sanatı ve felsefesi olamayan bir ulusun bugünkü koşullarda yapacakları ancak şu anda yaptıklarıdır. Ve hiç şaşırtıcı gelmesin.

    Engellilerin yüzde otuzaltısı okuma yazma bilmiyor
    Bir üst yapı kuruluşu olan eğitimle ilgili böylesine çarpıcı bir gerçek varken, söyledikleri ummak bile ne kadar uzak farkındamısın?

    Bunları ancak bireysel anlamda başarabiliriz. Sen başarıyorsun, kutlarım…Ama bunu genelden beklemek gerçekten son derece saçma hatta olanaksız bilimsel olarak.

    Bu sebeple olaylara kendi pencerenden bakmayı bırakabilirsen orada yarışmaya katılan engellileri anlayabilirsin. Anlamak istiyorsan eğer.Onlar var olan nesnel koşulların yarattığı gerçekle, konuştuklarımızdan hiçbir şey anlamadan emin adımlarla yürüyorlar. İnan bana kendi dünyalarında mutlular. Çünkü senin düşündüklerini zaten bilmiyorlar ve bilmekte istemiyorlar.Bu yüzden internette onların kim olduklarıyla ilgilenen ve merakla araştıranlara saygı bile duyuyorlar.

    Aslında sen dikkatli bir okuyucusun. Baştan beri tüm güzellik yarışmalarına ve özellikle engllilerin bu yarışmaya katılarak yaralanabilecekleri kaygısını taşıdığımı daha öncede belirttim.Bu sisteme karşı olsam bile sesimin duyulmayacağından da söz ettim.Benim kendime göre gördüğüm, senin ise kabullenmekte zorlandığın kapitalist sistemin ne yazık ki gücüdür bu sadece.

    Elimizden şu anda bir şey gelmez diyorum. O halde birini bile olsa farklı düşünmeye sevk edebilecekmiyiz. İşte başarı burada saklı.Ben bunun derdindeyim…

  13. #58
    Üye
    mezopotamyali kederi Avatarı

    Gerçek Adı
    ASYA
    Üyelik Tarihi
    02.02-2008
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    1.371
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Şaşkınım...
    İnsanların göreceli kavramları yarıştırmasına, İnsanoğlunun neden "en" in peşinde bu kadar sürüklenmesine...En güzel,en güçlü,en akıllı,en zeki,en çabuk...vs...aranmasına... "En nihayetinde insanız" sözü sadece kusurlarımızı kapatmak için mi kullanılır? Ben herhangi bir sitemin değil, insanın egolarından kaynaklandığını düşünüyorum bu yarışların...Yoksa kimse kimseyi ordan oraya koşturamaz.Gönül işidir bu..."En" bulma kaygısıyla kimsenin hiçbir etkinliğe zorla dahil edildiğine inanmıyorum.

    Biz bizi biliriz.Biz kadınız.Beğenilmek,herkesin hoşuna gider ama kadınları ayrıca mutlu eder.Kadının engellisi engelsizi yoktur.Kadınlar kendilerine aşıktır herşeyden önce.Kadın aslında erkek için süslenmez.Kadın diğer kadınlar için yani aktif ya da pasif rakibeleri için süslenir.Doğuda bir düğüne gittim.Erkekler ortama alınmıyor.Biz de yabancıyız ya,yüzsüz yüzsüz şark kültürünü merak eden bir grup batılı olarak içeri kendimizi davet ettirdik. Dışarda çarşafa,türbana sarılmış hatunlar içerde tanınmıyor.Her biri kuyumcu dükkanı gibi...Elmaslar,pırlantalar,akıtmalar...Kendimi sihirli değneğin fayda etmediği kül kedisi gibi hissettim.Masalda adı geçen balkabağı gibi olan bitene bakıyoruz.Sonra makyajları...Birçoğunun kolundan tutup "yakışmamış be güzelimmm" demek geliyor içimden ama o havasına girmiş.Herkes baygın baygın birbirini süzüyor. Düğün boyunca içeri erkek alınmadı.Kadın kadına kıyasıya bir rekabet oldu içerde.O ortamda gelin bile sönüktü diğerlerinin yanında.

    İlerleyen zamanlarda halkla kaynaştık ve herkesin gerçekten bu kadar zengin olup olmadığını sorduk.Bir çoğu sırf gösteriş için,"falancanın yok demesinler" diye kiralık alıyormuş takıları.

    Sözün kısası,kadın dünyası kadının egolarından dolayı sömürülmeye açık.Son olarak bir eğitimci olarak diyorum ki herşeyin başı.............? yok yok.. sağlık değil.... :arrow: Eğitim...Eğitimliysen maddi manevi bütün sağlıksız şeylerle uğraşabilirsin.Kadın cephesini kurtardıktan sonra gerisi kendiliğinden gelecektir diyorum ben...

    Muhabbetle...

  14. #59
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    09.12-2017
    Saat
    01:35
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Kardelen ben de sıradan üniversitelilerin yaşında değilim. Eşek kadar adamım.

    Şimdi girizgâhsız diyecek olursak, diyorsun ki; o reklâmcılar, köşe yazıcıları vb okuduklarını anlamadılar, içselleştiremediler de işte o yüzden döndüler. Sevgili dost, bırak bu insanları, sen marksizmin kaç çeşit varyasyonu var biliyor musun? Peyami Safa atmışlı yıllarda tam 260 çeşit sosyalizm türevi listelemişti. Ben o kadarını bilemem ama Gerek Marks öncesi Babauf gibi tüketim sosyalizmini savunanlar gerekse Marks sonrası Lukas, Gramschi, Troçki, Lenin, Stalin, Althusser, Mao, vb senin ideal doğrunu hep farklı anladılar. Marks bile kendisiyle çelişmiştir. Gençlik dönemi ile sonraki dönemi arasında devasa farklar vardır. Bazıları yalanlasa da "Ben Marksist değilim" şeklinde bir cümle sarf ettiği bile söylenir. En azından kendi biyografisi izlendiğinde kendi doğrusunu bile çok farklı şekillerde ele aldığı görülecektir.

    Şimdi bu insanların hepsini sosyalizmi anlamamakla suçlamaktansa doğruyu yani sosyalizmin eksikliğini anladılar ve kendi yorumlarını getirdiler de diyebiliriz. Burada bir daha tekrarlayayım, ben modernizmin bağrında yetişen bu deal dünya arayışlarına büyük saygı duyuyorum. Çünkü onlar insan aklının meydan okumalarıydılar. Ama sorun şu ki onları son sözünü söylemiş anlatılar olarak gördüğümüz anda iş değişiyor. Zaten yukarda saydığım sosyalist düşünürlerin sosyalizme getirdikleri farklı açılımlar da bu ideolojinin son sözünü söyleyemeyeceğinin kanıtı.

    Her neyse siz sosyalist söylemin "kültürleme kuramından" besleniyorsunuz. Medya nın bu tür sunumlarının bir sosyalizasyon mecrası olarak toplumu kodladığını ve kapitalizmin hizmetine amade haline getirdiğini söylüyorsunuz özünde. Bülent de ilkesel bir duruş sergilemeye çalışıyor ve güzel-çirkin ayrımının bizzat kendisinin sorgulanması gerektiğini söylüyor. Şüphesiz bunların hepsinin doğru yanları vardır. Ancak mesele bu tespitleri yapmakla bitmiyor. Hakikat ve Gerçek bu olayda da birbirini dirsekleriyle iterek öne çıkmaya çalışıyor.

    Nasıl mı? Bugün üniversite de yaptığım bir sunum hoca tarafından ağır bir eleştiri aldı. Ben sunumumda bir etkinliğe medya ilgisinin yoğun şekilde gerçekleşmesi için o etkinliğin haber değeri olması gerektiğini savunuyordum sunumun bir yerinde. bunun için de sunum özelinde ele alınan yeni model aracın basın lansmanının ilgili aracın teknik özelliklerinin, ihracat gelirlerinin, yapılan yatırımlar vb gibi maddi yanlarını öne çıkartmak gerektiğini savunuyor ve medyanın ilgisinin bu yolla sağlanabileceğini iddia ediyordum. Hoca da "oğlum bunlar kitap lafları. Medyada bu konuyla alakalı editörleri oraya getirmek için mesela bir kahvaltı verecek misin Otelde? Ayrıca Basın Lansmanına ilgilerini çekecek daha yaratıcı çözümlerin var mı? Kim takar senin bu kitabi hakikatlerini evladım. Medya mensubu o bilgilere göndereceğin bir basın bülteniyle de ulaşır. Bu herifleri oraya çekecek ne düşündün?"deyince kalakaldım. Evet kitaplarda medya mensuplarının okuyucularını bilgilendirmek için haber peşinde koştukları yazılı. Kimse Cenevre otomobil fuarına gitmek için kendisine davetiye gönderen farklı otomotiv firmalarının davetine icabet etmek için ekstra hediyeler, paralar, kıyaklar isteyen gazetelerin otomobil editörlerinden bahsetmez. Ekonomi editörlerine hiçç girmiyorum zaten. Yani kafalarda oluşmuş bir takım ideal kalıplarının pençesinden guk guk diye ötüyoruz bazen. Ama hakikat medya mensubunun bilgiyi esas almasıyken gerçek bambaşka nedenlere dayanabiliyor. Yani ben kurumsal iletişim müdürü olarak yeni bir ürünün basın lansmanına medyadaki otomotiv editörlerinin ilgisini çekebilmek için bambaşka manevralar yapmam gerekiyor. Gerçek işte tam da bu. Hakikat ise kitapta yazan edya bilgisi.

    Hah şimdi diyeceksin ki; "ben hakikatin savaşçısıyım, gerçekten bana ne. Zaten insan olmak, onurlu olmak benim için hakikati aramaktır" Ben buna da saygı duyarım da işte başta da dediğim gibi senin hakikatin de bin farklı inanışa bölünmüş. Kim hangisine inanacak. Ya da insan dediğimiz mevhum acaba senin hakikatini ne kadar benimsiyor. İşte yazmış arkadaşımız. Kadın dediğin erkeği de salla birbiriyle yarışmak için süsleniyor diyor. Antropologlar karbon testiyle günümüzden tam yetmiş bin yıl önceye tarihlenen bazı kalıtlar buldular. Bunların insanlık tarihinin bilinen ilk süsleri olduğu anlaşıldı. Şimdi bu bilgi gerçekten çok önemli. Öyle parayla da bulamazsınız bak. Değerinizi bilin yani. Bilim insanları insanoğlunun bu kadar eski bir çağda süs eşyası kullanmasına çok şaşırdılar. Çünkü biliyorsunuz süs bir ihtiyaçtan ziyade karşınızdakinin sizin hakkınızdaki algısını şekillendirmek için takılan bir nesnedir. Burası çok önemli dostlar. Çünkü o dönemde daha burjuva falan yoktu. Bilmem anlatabiliyor muyum???

    Yaşamın anlamını sormuşsun bir de, valla bilmiyorum. Bildiğim yaşamın değilse bile benim yaşamımın belli bir anlamı olduğu ve onun da sadece beni ilgilendirdiğidir. Başkalarını ilgilendirmeyen ve benim hayatımı anlamlı kılacak şeyler ise çok çeşitli. İyi bir eğitim almak ve hayatın gerçekliklerine olabildiğince nufüs etmek benim için hayatı anlamlı kılan etmenlerden birisi. Güzel bir kadın mesela. İnan o da benim için hayatı anlamlı kılıyor. Senin sürekli "anlamsız" diye aşağıladığın ya da daha doğrusu umursamadığın güzel kadın bedenini ben çok önemsiyorum. Burjuva özentisi midir yoksa içimden mi geliyor bilmiyorum ama güzel bir kadın bedeni bir de zekayla süslenmişse benim hayatımı kesinlikle daha anlamlı kılacaktır. Sen bunun sebebini burjuva yönlendirmesi olarak görebilirsin. Valla ben öyle görmüyorum. Bildiğim kadarıyla kendimi bildim bileli güzel kadınlardan çok etkileniyorum. Devamla başarmak da benim hayatımı anlamlı kılıyor. Şimdi diyeceksin ki bu da burjuva hastalığı. Doğrusu bunu da bilmiyorum. Bildiğim başkalarını geçince bunun beni mutlu ettiğidir. Sen buna "kendine güveni olmayan bir zavallının kendini onaylama çaresizliği" gibi süslü bir psişik kulp da takabilirsin tabi. Doğru da olabilir, kimbilir belki elde ettiğim başarı kendime güvenimi tazeliyordur ya da ne bileyim kendimi onaylanmış hissediyorumdur. Ama garip olan ne biliyor musun? Süprizzz herkes benim gibi aslında. Sen bile...

    Ve son soru; Kapitalizm neden hala hayatta? İnsan dediğimiz mevhumun psişik bünyesine en çok o uyum sağladığı için olmasın?

    Gerçek hakikat kavgasında son durum. Hakikat yerde burnu kanıyor...

  15. #60
    Üye
    kardelen39 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    08.02-2005
    Son Giriş
    02.12-2008
    Saat
    14:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    114
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Ahhh! Sevgili Andante!

    Ben de bu toplumun içindeyim. İnsanlarla konuşuyor, insanlarla görüşüyorum. Sanma ki, kendi fildişi kulemde yaşıyorum. Herşeyi görüyor, duyuyor, hissediyorum. Ama gördüğün gibi engellileri bu toplumdan soyut olarak inceleyemiyoruz. Dolayısıyla farklı alanlara kayıyor, başlıkla ilgili olmayan yerlere dalıp dalıp çıkıyoruz. Haa! Eğer, bunun yükünü ben taşıyacaksam, varsın, olsun. Boynum kıldan ince…

    Demek ki, benim saptamam doğru… Umutsuz olduğunu söylüyorsun. Ben de, diyorum ki, hiç kimsenin insanı umutsuzluğa sürüklemeye hakkı yok diyorum. Bunun da, gerekçelerini söylüyorum.

    Haa! Neden böyle düşündüğünü uzun uzun yazarak emek harcamışsın. Sağol. Biliyor musun, seni anlıyorum. Bu tipi çok iyi tanıyorum. Nerden mi? Kitaplardan… Nerden mi? Romanlardan… Küçük burjuva bilinci… Sanma ki, küçük burjuva bilincini ben kırabildim. Hala içimde bir Oblomov var.

    Hayır, söylediğin kitabı okumadım. Ama Türkiye’deki sol hareketin ya da Sovyetlerin neden çöktüğü uzun uzun incelenmesi ve tartışılması gereken bir konu olduğunu biliyoruz. Bu başlığın amacını aştığı için müsadenle o konuya girmeyeceğim.

    Ama haklısın. İnsan faktörü… Bu tespit bence de doğru…

    Şimdi yani bizim ülkemizde alt yapı bozuk olduğundan üst yapının doğru ve düzgün çalışmaması, alt /üst yapının hiç değişmeyeceği anlamına gelmez. Politik ve ideolojik çarkları geleneksel biçimleri ile belirleyip onların değişmez, sonsuz ve kesin bir nitelik kazanmasını söyleyenler yönetici sınıflardır. Yine o sınıf, sınıf baskısının özünü gizlediği gibi yozlaşmış toplum biçimini korumaya çalışır. Bu yozlaşmış toplum biçimini korumak için büyük çaba harcar. Ne yapar? O alanı tüm insani değerlerini kapsayan bir şeyi korumak için girişilmiş bir savaş olarak gösterir. Bilmem anlatabildim mi?

    Ben ne demişim!

    "Offf! Offff! Nesnel gerçekliği görmeyip “yanlışın içinde doğruları aramak” yanılgı içinde yaşamak değil de nedir? Hem de, yanlışı bilmeden yanlış yapmaktan da kötü değil midir?"

    Niye böyle dedim peki! Şunun için.

    Güzellik yarışması hem doğru hem yanlış olamaz. Bir şey neyse odur. Bunun temellendirmesini önceki iletilerimde yaptığımı sanıyorum.

    Sen bunu alıp getirmişsin Türkiye’deki somut koşullarla birleştirmişsin. Hadi senin dediğin noktadan yola çıkalım.

    Ben senin dediklerini yadsıyan herhangi bir şey söylemiş miyim? Hayır. Kapitalizmin insan bilincini dumura uğrattığını söylemiş, bu insan tipinin genel özelliklerini çerçeve içine almışım! Sonra da demişim ki, insanın kendinin farkında olması felsefe ve sanatla başlar.

    Sen de diyorsun ki, üst yapı kuruluşu mu kaldı? Bir de kalkmış sanattan söz ediyorsun? Burada genelleme yaparak herkesi aynı kefeye koymuyor musun? Öznel değerlendirmelerle önyargılı davranıyor, bir anlamda toplumun bireylerini tektipleştirmiyor musun?

    Sanat ve felsefesi olmayan bir toplum değerlendirmesine de katılmıyorum. Az olması hiç olmaması anlamına gelmez.

    Evet, bireysel olarak kimi şeyleri başarabiliriz. ( Benim başarılı olup olmadığıma ancak ben karar veririm. Bir başkası değil) Ama, Türkiye’de sanat ve felsefeyle ilgilenen binlerce insanın olduğunu eğer sen bilmiyorsan, bu da beni ilgilendirmez.

    Ben önceki iletimde de söyledim. Aslında kişisel polemiklere girmeyi sevmiyorum diye… Senin de öyle bir tavrın var ki, hep beni o polemiğin içine çekmeye çalışıyorsun. Etki tepkiyi doğurur bilirsin. Ben eğer bir şey söylemişsen bunun bir nedeni vardır. İster beğen, ister beğenme demem o ki, yine senin tavrınla ilgili.

    Bilakis, bir insanı/bir sistemi anlıyorum ki, eleştiriyorum. Bilmeyenin söyleyecek sözü olmaz.

    Ben elimizden bir şey gelmez deyip kabullenmeyi değil, o ön kabulleri yerle bir etmeyi yeğliyorum. O senin tercihin… Bu da benim… Hepsi bu!

    Sevgili Pegasus!

    Marksizmin birçok çeşit olduğu ve Marks’ın kendi içinde çeliştiğini söylüyorsun. Ben buna tuğla üstüne tuğla koymak diyorum. Ama, burada önemli olan temel önermelerdir. Aradaki farkları, insan kendince özümser, ona inanır.

    Benim bildiğim gerçek ve hakikat sözcükleri kavramsal olarak aynıdır! Gerçek Türkçe karşılığıdır. Hakikat ise, Arapça karşılığıdır.

    Ama senin demek istediğini anladım. Sen teori ile pratiğin uyuşmamasından söz ediyorsun. Evet, bu konuda da haklısın. Ne yazık ki, aydınların en büyük sorunu da budur bana göre.

    Biz inançlarımızdan önce gerçek kavramından ne anlıyoruz ? Önce oradan başlamalı kanımca. Dünyada mantıklı bir kimsenin şüphe duymayacağı kadar kesin bilgi var mıdır? Günlük yaşamda doğru olarak kabul ettiğimiz her şey bir çok çelişkilerle doludur. Kesinliği ararken gözlem ve deneyimlerimizden yola çıkarak işe başlayabileceğimizi düşünüyorum.

    Tam da bu aşamada, süslenmeden söz edebiliriz işte… Günümüze bakmadan önce, eski çağlara bakarsak, parlak renkler, etkili kokular, göz alıcı tüyler, değerli taşlar kullanması cinsel çekiciliği artırmak için kullanıldığı söyleniyor. Doğa karşısında güçsüz kalan insan, ava çıkmadan önce çılgın danslar yaparmış. Bu arada parlak şeyler kullanıldığı gibi yüzlerini de boyarlarmış. Çünkü, doğadan ürktüğü için, bu tip danslar kendine olan güvenini artırırmış.

    Tabii, bunlar varsayım. Günümüze gelecek olursak, bir kadının/erkeğin süslenmesi, bakımlı olması başka şey… Kapitalizmde meta olması başka şey… Tıpkı çalışma gibi… Tıpkı emeğin yabancılaşması gibi…

    Ben yaşamın anlamını sorarken, eğer benim düşüncelerimin tersine bir şey söylemek istersen, bunu kavramlaştırarak söyleyebileceğini düşünmüştüm. Yoksa tabii ki, kimsenin özeli kimseyi ilgilendirmez.

    Ya da sistem o insanları şekillendirdiği için olmasın? Hiçbirşey, değişmez kalıcı değildir ama… Burnu kanıyorsa, yara almış demektir. )) İşte gerçek bu… : ))




Sayfa 4 / 6 İlkİlk 123456 SonSon