Sayfa 2 / 3 İlkİlk 123 SonSon
Toplam 31 mesajın 16-30 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #16
    Üye
    Rekursion Avatarı

    Üyelik Tarihi
    08.12-2003
    Son Giriş
    18.03-2017
    Saat
    16:40
    Yaşadığı Yer
    Alamanya
    Mesaj
    618
    Alınan Beğeniler
    6
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Baben
    Bu sıralarda gündeme gelmiş olan F.Say-C.İpekçi polemiğinden yola çıktım.. Başkaca bir somut örnek vermemiş ki Oturanboa! Onu tartışalım.. Ben nereden biliim niyetini? Müneccim deilim ya :P
    mucks! ("F.Say-C.İpekçi polemiği"ni bilmiom ki walla, az önce googleledim, postacilarin kiyafetleriyle ilgiliymish ama polemigi anlamadim doorusu? )


    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Baben
    İşte burada içinde yaşadığın toplumun önyargılarını vb.'yi de dikkate almak durumundasın! Onunla aynı fotoğraf karesinde yer aldığında damgalanırsan, istediğin kadar dil dök forum sayfalarında "bu demek deildir ki" diye, o önyargıları kırmaya çalışman bile çok çok pahalıya mal olabilir senin için!..
    yani mesela "bu insana haksizlik yapilio; onun eshcinselligi, calishtigi ishyerinde veya yashadigi mahallede vs. kendisinden beklenenleri etkilemes, hic alakasi yoktur, bulashici da deildir, korkmain, ne siz bu insani görünce hemen eshcinsel olursunus ne de cocuklarinis olur!" dedigim zaman ya da bunu dienlerin yaninda bulundugum zaman hemen eshcinsel olarak mi "damgalanicam"? :?... öyle bi ihtimal olsa bile bu dishlamayi o kadar yanlish buldugum halde kimse beni eshcinsel falan sanmasin diye sesimi cikarmamam, uzak durmam ne kadar dooru olur ki, güsel babenjim?... ki senin de dedigin gibi konumuz eshcinseller degil, sadece bi örnek olarak anios kendilerini burda; genel olarak cogunluktan farkli olanlardan, bazi bahanelerle dishlananlardan bahsedios... shimdi toplumun önyargilari vb.lerden korkarak, kimse "shuna bak! toplumda kendine bi yer edinememish de kendine acimaktan bashka bishi bilmeyen, huysuz, sürekli shikayet eden, toplumun kenarinda bi yerlerde aglaya sizlana, düshe kalka zavalli hayatlarini sürdüren zavalli sakatlarin yaninda kendine yer edinmeye calishio!" demesin diye sakatlarin yaninda bulunmaktan cekinsin mi sakat olmayanlar... o bahsettigin ön vb. yargilardan korkarak kimse "shuna bak, eli ayagi düzgün birini bulamamish da bi sakata kalmish!" demesin diye aslinda gayet begendigi sevgilisiyle (birakalim evlenmeyi falan) bi arada görünmekten bile cekinenler var... sanirim sen de, ön yargilardan bu anlamda ne kadar cekinilirse, ne kadar korkulursa o kadar yerleshme ve "hakli cikma" firsati verilir o yargilara diye düshünüosundur?... ki korkani haksiz bulmuom asla, korkulmali da gercekten ama bu korku o tuhaf yargilari yok etmeye ya da en azindan azaltmaya iteklemeli bizi diye düshünüom, tersine diil...


    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Baben
    Bir öğretmen; yıllar boyunca öğrendiği/edindiği bilgileri/deneyimleri çocuklara öğretir/onları değiştirir. (andante ööretmeniiim top yine sende :P ) Amma ve lâkin, sen de "değiştirmek"i dar (ve olumsuz) anlamda almışsın..
    "degish(tir)mek"i dar (ve olumsuz) anlamda alsaydim shu cümleyi yasmasdim heralde;
    beni deishtirmeye/etkilemeye calishanlardan pek fazla etkilendigimi hatirlamiom... ama hicte öle bi nieti olmayanlardan (ya da bu nietini saklamayi becerenlerden ) öle cok etkilendigim olmushtur ki, ohoooo!!!... bu yüsden her insanin en büük (belki de tek) misyonu kendini deishtirmek, kendini gelishtirmektir diye düshünüom...
    oki? ... elbette ki kendimi deishtirebilmem, gelishtirebilmem icin birilerinden faydalanmam gerekio... faydalaniorum, etkileniorum, deishiorum da... bunun icin (andante gibi) kucak acip bekleyen bissürü "alternatifler", kitaplar vs. var... bu durumdan shikayetci de deilim, faydalandigim kishilerin kulagini cekme arzusu falan da uyanmio icimde (e, hade senin kulaani belki :P))... ama birileri degishmeyi ikinci plana atip habire bashkalarini deishtirmekle meshkul oluosa ishte bu kil edio beni (paylashmak ayri birsheydir bana göre)... insanlar deishtirmeye degil, degishmeye odaklanmali diye düshünüom, gerisi -corap sökügü gibi deil belki ama - kendiliginden gelir... ya uzatmama gerek yok aslinda, andante.nin son mesajina yönlendiriym seni ve susiym ...


    shimdi de ben senin kulaani cekebilir miim, ha? :P...

  2. #17
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    03:09
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.940
    Alınan Beğeniler
    954
    Verilen Beğeniler
    1.250

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Yaşam alanında farklılığı olan insanlar bulunmayan kişiler çok büyük çoğunlukla bağnazlık derecesinde içlerine kapalı ve yeniliklerden korkar olurlar. Önyargılar hep tektiplikten beslenir ve farklılıkların birarada olması (neredeyse) tüm önyargıları yıkmanın önünü açar.
    Çoğunluk için oldukça çarpıcı olan eşcinselliği ele alalım mesela. Eşcinsellik hakkında önyargılarının dışında neredeyse hiç bir şey bilmeyen insanlar, "eşcinsel" dendiğinde dahi rahatsız olurlar. Eşcinselliği akla gelebilecek ne kadar kötü sıfat varsa hepsiyle eş anarlar. Oysa en az İslamiyet kadar Hıristiyanlıkta da Yahudilikte de afaroz edilmiş olmasına karşın, eşcinseller Avrupa ve Amerika'da günlük yaşamlarını saygın şekilde sürdürebilmektedirler. Aklınıza gelebilecek en en en saygın meslekleri yapıyor ve dahası siyasette de en yüksek kariyere erişebiliyorlar (muhafazakar partilerde bile!). Şimdi, orada da din yasaklıyor, orada da eşcinseller sayıca az, orada da eşcinsellikten nefret eden insanlar var. Nasıl oluyor da bu olumsuz etmenlere karşın oralarda huzur var? Çünkü tüm farklılıklarla birarada yaşamanın dışında seçenekeleri olmadığını ve gerçek toplumsal barışın bu bilinçle olabileceğini biliyorlar (burada AB ya da ABD'yi idealize etmek değil amacım, sadece doğru bulduğum bu yanlarını söylemek istedim. Onların da bir sürü kötü/eksik yanları olduğunu biliyorum tabii ki)
    Aynı şekilde yaşlıları, sakatları, kadınları, farklı dinden olanları, dinsiz olanları vs de ele alabiliriz. Hepsinin mekaizması aynı işler... Hani, "gözden ırak olan gönülden de ırak olur" derler ya, o misal. Görmediğimiz "şeyler" hakkında hem kötü önyargılara sahibizdir genelde, hem de korkağızdır.

    İnsanların önyargılarından mağdur olan biri olarak, başkalarına önyargılardan uzak şekilde bakabilmeye çabalarım. Bir eşcinsel/yaşlı/kadın/çocuk/Hıristiyan/başörtülü öğrenci vs. mağdur edildiği zaman, kendimi mağdur edilmiş sayarım. Hiç tereddüt etmeden mağdurdan yana taraf olurum. Ancak bu şekilde olusa bir toplumdan bahsedilebileceğini düşünürüm. Aksi halde kendimi "suç ortağı" ve güçsüz hissederim.
    - Arkadaşlar, lütfen sorularınızı özel mesajla iletmek yerine ilgili foruma yazarak cevap arayın. Böylece hem soru-cevaplardan herkes yararlanır hem de en doğru cevaba en hızlı şekilde erişmiş olursunuz.
    - Lütfen sorunuza cevap aldıktan, bir sorununuza çözüm bulduktan sonra dönüp gitmeyin. Siz de başkalarına yararlı olmak için bilgilerinizi, tecrübelerinizi, duygularınızı paylaşabilirsiniz. Unutmayın, siz nasıl yana yakıla cevap arıyorduysanız, başkaları da içine düştüğü açmazdan çıkmak için aynı hararetle sorularına cevap arıyor...

  3. #18
    Üye
    aydin_3454 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    09.03-2006
    Son Giriş
    11.10-2011
    Saat
    11:25
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    119
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Yazılarda bile karşıtlık ne güzel beyan edilmiş.Yaratılmışların en üstünü olan "İNSAN'ı" tanımak ve sevmek var olan en zor iştir.Kişinin birini sevmesi için fiziksel bir payda olduğuna inanmıyorum.Çevremde tanıdığım engelli olan insanların bir çoğu psikoljik açıdan "yoksunluk derecesinde" hayatlarını idame ettirmektedir.Mevcut olan durumlarını kabullenmek yerine acıtasyon ile karşıdaki insanın sevmesini bekler.Farklılık güzel bir olgudur.İster sev...ister sevme....hayat yaşandıkça bir anlam kazanıyor.Bu sitede tanıştığım ve ilk başlarda kader arkadaşı olarak benim sediğim bir kaç kişinin;İnsanları kendi fikirleri doğrultusuna sokarak üstünlük sağlama çabasındalar.Bir kaç kelime öğrenen hemen örneklemeler vermektedir.Konu ile ilgili bir çok Türk düşünürün güzel sözü olmasına rağmen nedense yabancı fikirleri yazarak haklılığını isbat peşindeler.Ben bir örnek vereyim.Mevlena en güzelini söylemiş"Gel her kim olursan ol,Yine de gel,İster.....ol,İster......ol.Boşlukları siz doldurun.........

  4. #19
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: andante
    … Gelişimlerinde katkım oldu mu?

    Aaa evet, yaptığım herşey onları değiştirmek için değil, geliştirmek içindi zaten.
    Aslında burada, "değiş(tir)mek"ten "geliş(tir)me"yi kastetiğimi, arada ufak bir nüans farkı olduğunu, 2005'in sonlarıyla, 2006'nın başlarında yazdığım köşe yazılarında bu konuyu uzun uzun tartıştığımızı, sen de biliyorsun. Yani "anladın sen onu"

    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: andante


    Örneğin;

    Derse ilk girdiğimde benimle ilk kez tanışan öğrencilere; " Size bir şey öğretmek için burda değilim " diye başlayan bir cümlem vardır. Garip garip bakar tabii öğrenciler bana "ne diyor ya bu kadın "şeklindeki bir ifadeyle.

    Gerçekten bir şey öğretmek için orada değilimdir. Öğrenmenin bireysel bir olgu olduğunu asla unutmayanlardanım. Kimseye bir şey öğretemezsin sevgili babenciğim. Kişi ancak isterse öğrenir. Ve öğrenmek için bir sürü alternatife sahiptir ve ben de bu alternatiflerden sadece bir tanesiyimdir.
    Sen orada kelimelerle oynayıp, felsefenin "F"sinden haberleri olmayan minnacık beyinlere Ultra-Süper Nietzsche (USN) girişi yaparsan, garip garip bakmalarına şükretmen lazım. :twisted: E.. pedagoji diye bir bilim var di mi? Kime, neyi, ne zaman, nasıl öğreteceğini öğreten bilim.. Merdivenin birinci basamağından, onuncu basamağına birden çıkılmıyor. O yüzden senin o "USN girişi"n "garip bakışlar" gibi bir tepki görüyor.

    Genel kabul gören bazı kavramları değişik ya da tam tersi anlamlarla ele almayı Niçevari filozoflara bırakalım. Yaşam, sadece "felsefe" değil çünkü.

    Aydının/öğretmenin görevi: Öğretmektir, Sevgili öğretmenim. Adı üstünde yahu :P

    Öğrenmeyi öğretmek, "öğrenmek isteme"yi öğretmek, "öğrenmek için bir sürü alternatife" ulaşabilmeyi öğretmek vb. vb…

    E.. günde, kişi başına ortalama 12 saniye okuyan bir toplumda yaşıyor(muş)uz.

    Bu durumda aydın/öğretmen, görevlerini hakkıyla yerine getirmiş oluyor mu, sence?

    Sen, önce toplumun üyelerini "birey" (ama gerçek anlamda birey!) haline getir, daha "öğrenmenin bireysel bir olgu olduğu"ndan söz et!! "Birey" yok ki ortada..

    "Birey"leşmeyi "öğretmek" gerekmiyor mu? Uzaydan mı gelecek "birey"ler? :P


    ***

    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Rekursion

    mucks! ("F.Say-C.İpekçi polemiği"ni bilmiom ki walla, az önce googleledim, postacilarin kiyafetleriyle ilgiliymish ama polemigi anlamadim doorusu? )
    Valla hiç sevmediğim bir işi yaptırıyorsun bana. Kişilerle olumsuz yönde uğraşmaktan nefret ederim.. :evil: Ama başladık bir kere..

    Aslında "polemik" demek ne kadar doğru? :?: Çünkü C.İpekçi, F.Say'a sert cevap verdi ama F.Say onu kaale alıp cevaplamayınca tartışma falan olmadı yani.. http://www.samanyoluhaber.com/haber-83620.html

    Burada da bu çıkışlarının karşılığında kazandıkları var. Bedavaya gelmemiş anlayacağın:
    http://haber.superonline.com/2008_01...DT28192_2.html

    Köşe yazarları "tii"ye alıyor:
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/...id=61&sz=69201
    http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/gost...44&yazarid=249


    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Rekursion
    yani mesela "bu insana haksizlik yapilio; onun eshcinselligi, calishtigi ishyerinde veya yashadigi mahallede vs. kendisinden beklenenleri etkilemes, hic alakasi yoktur, bulashici da deildir, korkmain, ne siz bu insani görünce hemen eshcinsel olursunus ne de cocuklarinis olur!" dedigim zaman ya da bunu dienlerin yaninda bulundugum zaman hemen eshcinsel olarak mi "damgalanicam"? :?.. öyle bi ihtimal olsa bile bu dishlamayi o kadar yanlish buldugum halde kimse beni eshcinsel falan sanmasin diye sesimi cikarmamam, uzak durmam ne kadar dooru olur ki, güsel babenjim?....
    Hı.. hı.. Aynen öyle.. Karışık bir durum ama matematiksel, istatistiksel hesapları iyi yapabilmen gerekiyor.. (sonra anlatiiiim onu da ) Bir de bir-eysel "ses çıkartma"nın kıymet-i harbiyesi pek olmuyor. Ben sana "uzak dur" demiyorum ama hesapları iyi yap ve tekil çıkışlar yapma, diyorum..

    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Rekursion
    shimdi toplumun önyargilari vb.lerden korkarak, kimse "shuna bak! toplumda kendine bi yer edinememish de kendine acimaktan bashka bishi bilmeyen, huysuz, sürekli shikayet eden, toplumun kenarinda bi yerlerde aglaya sizlana, düshe kalka zavalli hayatlarini sürdüren zavalli sakatlarin yaninda kendine yer edinmeye calishio!" demesin diye sakatlarin yaninda bulunmaktan cekinsin mi sakat olmayanlar...
    Yoo burada konunun tarafları farklı, o yüzden daha farklı değerlendirmek gerekir, bence.


    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Rekursion
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Baben
    Bir öğretmen; yıllar boyunca öğrendiği/edindiği bilgileri/deneyimleri çocuklara öğretir/onları değiştirir. (andante ööretmeniiim top yine sende :P ) Amma ve lâkin, sen de "değiştirmek"i dar (ve olumsuz) anlamda almışsın..
    "degish(tir)mek"i dar (ve olumsuz) anlamda alsaydim shu cümleyi yasmasdim heralde;
    ops: O cümle sana değildi. Sonradan eklediğim için kapa parantezi cümlenin sonuna almayı unutmuşum. Senin dar anlamda aldığın kelime: "misyon"du.

    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Rekursion
    beni deishtirmeye/etkilemeye calishanlardan pek fazla etkilendigimi hatirlamiom... ama hicte öle bi nieti olmayanlardan (ya da bu nietini saklamayi becerenlerden ) öle cok etkilendigim olmushtur ki, ohoooo!!!... bu yüsden her insanin en büük (belki de tek) misyonu kendini deishtirmek, kendini gelishtirmektir diye düshünüom...
    oki? ... elbette ki kendimi deishtirebilmem, gelishtirebilmem icin birilerinden faydalanmam gerekio... faydalaniorum, etkileniorum, deishiorum da... bunun icin (andante gibi) kucak acip bekleyen var... bu durumdan shikayetci de deilim, faydalandigim kishilerin kulagini cekme arzusu falan da uyanmio icimde (e, hade senin kulaani belki :P))... ama birileri degishmeyi ikinci plana atip habire bashkalarini deishtirmekle meshkul oluosa ishte bu kil edio beni (paylashmak ayri birsheydir bana göre)... insanlar deishtirmeye degil, degishmeye odaklanmali diye düshünüom, gerisi -corap sökügü gibi deil belki ama - kendiliginden gelir...
    yahu.. sende benim demediklerimi deme, ona göre mantık yürütme huyu başladı galiba? :P

    Değişmeyen bir insan başkalarını nasıl değiştirecek? Bak ne dedim: "İnsan, çevre yaratığı ve aynı zamanda yaratıcıdır!"

    Yani çevre tarafından yaratılır/değiştirilir/geliştirilir, aynı zamanda [çevreden aldığı bilgiyi, görgüyü vb. kendisinde sentezledikten sonra çevreye verir yani onu] yaratır/değiştirir/geliştirir.

    O " bissürü "alternatifler", kitaplar vs. uzaydan mı geldi? "İnsanlar tarafından yaratıldı/yazıldı/değiştirildi/geliştirildi. Sen de bazısının yazarını, yöneticisini (filmse) vb. görmeden dahi okuyorsun, izliyorsun, değişiyorsun, gelişiyorsun. Hatta seni, beni değiştirecek olan insanın yaşıyor olması da şart değil! Yıllarca, yüzyıllarca önce yaşamış ve ölmüş olabilir.

    Bir de, pek çok şeyi "geniş anlamda" düşünmeyi başarırsan olacak bu iş.. :P


    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Rekursion
    shimdi de ben senin kulaani cekebilir miim, ha? :P...
    Ben, sizin gibi hem uyuz, kıl olup, 'bencillik' diye eleştirdiğim şeyleri yapıyor muyum? "Dar anlamda" aldığımda ben de onlara "uyuz ve kıl" olurum ama..


    ***

    Bülentçim, mağdurla mağdur edebiyatı yapanı karıştırıyor görüyorum seni buradan


    Bir de; yukarıda verdiğim linklerden birinde:
    Kanıtlanmadı ama, Churchill'in de eşcinsel olduğu iddia edilirdi...

    Sordular bir gün ona:

    "Şöyle böyle misiniz?"

    Ne cevap verdi biliyor musunuz?

    "Ben ülkeyi kafamla yönetiyorum!"
    Diye bir bölüm var.. İşte bu!.. Bizdeki eşcinseller, henüz başka yerlerini kullanıyorlar..

    Bir üçüncü kişiye ne, bana ne iki kişinin cinsel tercihi?.. Niye öğrenmek zorunda olayım?.. Başkaları niye ve nasıl öğrenmek durumunda oluyorlar?

    Kadın, yaşlı, çocuk, sakatlar, beyazlar ülkesinde zenci vb. vb. yani ayrımcılık mağdurları, görünümle belli oluyor, eşcinseller "evet ben eşcinselim" demeden anlaşılabiliyor mu? Hani, ben 4 senedir evden çıkmamış adamım. Daha öncesinde de görmüşlüğüm yoktur. Bu konuda cahilim yani.

  5. #20
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Canımcım,

    Yanılıyorsun. Eğitim ve öğretim o denli değişti ki, artık öğretmen öğreten kişi kesinlikle değil. Doğrusu da bu zaten. Öğretmen kişi de öğrenme güdüsünü ateşleyen bir rehber sadece 21. yüzyılın eğitim anlayışında.

    Öğretmek diye bir şey yok.Yıllar sonra benim tarzım moda olmaya başladı. Yaşasınnn....

    Ve inan senin o küçücük dediğin beyinler öylesine güzel kendilerini ifade edebiliyor ve algılıyorlar ki. sadece senin gibi yada bizler gibi eski düşünce yapısında olan ailelerin fısıldamalarıyla, "bak kızım yada oğlum okula gideceksin, öğretmen sana bir sürü şeyler öğretecek "mantığını duydukları için şaşırıryorlar işin ilk başında. Daha sonra alışıyorlar. Mesele eğitim anlayışını okulda da ailede de toplumda da aynı paralellikte götürebilmek. Bunu başarabilmiş olsak o çocuklar garip garip bakmazlar aslında. Ama adaptasyon süreleri öylesine kısa ki kazanan bizim gibi düşünenler oluyor bana inan.

    Bak sana birinci sınıf öğrencisinin yemekte arkadaşıyla yaptığı bir konuşmayı aktarayım:

    Bir öğrenci diğerine soruyor;

    Sana bir şey sorabilirmiyim?

    Diğeri yanıt veriyor;

    Öyle söyleme oğlum, sen salakmısın birisi sana hayır soramazsın dediğinde ne yapacaksın?

    Ya dostumm, harika şeyler onlar, harikaaaaaa

    Direk sorunu sor diye cümlesini tamamlıyor velet

  6. #21
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Tamam öğretmenim, şimdi ikna oldum..

    Ama rekuya anlattığım gibi; geniş anlamda aldığımızda, bilgilerin tümü insan kaynaklı!
    Yani yine çevresini yaratan: insan! Bunu da bildiklerini öyle ya da böyle başkalarına aktararak yapıyor! Öğretmenin işlevi, bu bilgilere nasıl ulaşılacağını göstermek.. Doğru muyum?

    Mesele eğitim anlayışını okulda da ailede de toplumda da aynı paralellikte götürebilmek.
    Bence de.. Hatta, bu başlığın konusunu da, ortaya çıkmasının gereğini de oluşturan o.. Sistemler anarşisi, kaosu diyebileceğimiz durum.. Sonuçta birbirine benzemeyen, hatta uzaktan yakından hiç ortak bir paydası olmayan insanlar, bir arada yaşamak durumunda kalıyorlar ve sürekli de yenileri ekleniyor bu güruha! Yukarıda bayke'nin verdiği örneğe bir yorum daha ekleyeyim:
    Klâsik Batı Müziği orkestrası ile Türk Sanat ve Türk Halk Müziği icracılarının (hatta ekstradan kılıç kalkan ekibi ve Tarkan'da katılabilir bu kakafoniye ) aynı odada ve aynı anda konser verdiklerini düşünün. Ve başlarında yönetmen mönetmen yok!!


    O veletleri benim için öp.. Neymiş "soru sormak için izin istemek"? :P

  7. #22
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Evet canımcım, toparlayıcı bir cümle olarak ele aldığımızda öğretmenin işlevi dediğin gibi olabilir.Bulmak istediğimiz sorunun cevabı heryerde aslına bakarsan, yeterki insanlar soru sormayı, öğrenmeyi kendilerine ilke edinebilsinler.

    Eğer kişi için o bilgi ihtiyaç değilse, öğrenme adına hiç bir katkıda bulunmayacaktır. Bu yüzden kimseye bir şey öğretemeyiz diyorum. Öğrenmeyi önce birey olarak ben isteyebilmeliyim, peşinden öğrenme sürecim ister istemez gelecektir.

    Ve bu kadar farklı insanların olduğu bir dünya da, farklı düşüncelerin, farklı inanışların, farklı algıların olduğu bir dünyada, bunu küçültelim kaç kişi olsa da bir sınıfta diyelim.... bunca farklılıklar varken sanki hepsi birbirinin aynısıymış gibi bir eğitim ve öğretim anlayışının doğruluğunu savunabilirmisin?

    İşte bu yüzden 21. yüzyılın eğitim anlayışında köklü değişiklikler var.Bir müzik eğitimcisi olarak bende bu köklü değişiklikleri yakından takip etmek zorundayım, ve ediyorum da.

    Duygusal zeka o kadar önemli ki, işin içine çoklu zekayı da katmak zorundayız biz eğitimciler artık. Eğer bir öğrencinin anlatımla ilgili bir yeteneği yoksa yani sözel şekil iyi değilse müzik dersinde ben ona hadi bakayım bana Beethoven ı anlat bakayım demek kadar salakça bir şey olamaz.Bu yüzden her öğrencinin algısını ve çoklu zekasını hesaba katıp onu işin içine sokabilmek için onu baz alarak eğitimime devam edebilirim sınıf içersinde.

    Çok kolay değil, ama inan ki çok daha anlamlı ve güzel bir eğitim anlayışı bu.

    Ve dediğin gibi keşke bunu sadece okullarda değil toplumun her birimine yayabilsek inan bana bugün yaşadıklarımızın hiç birini yaşamayacağız sonucunu çıkarabiliriz her şeye rağmen. Sancılar daima olacaktır ama bu kadar derin sancılar yok olacaktır.

    Eğitimden çıkıp bu düşünceyi sevgili oturanboğanın konusuna getirdiğimde ise, farklılıklarımızı bu sebeple zenginliğimiz olarak ele aldığımı belirteyim. Farklılıklarımızı yok etmeye çalışmak kısırlaştırır bizleri.Eski eğitim anlayışımızda yaptığımız gibi.

    Veletleri hemen hergün bir bahaneyle öpmeye devam ediyorum. İnanılmazlar.Son duyduğum haber; müzik öğretmenimiz bizi çok seviyor galiba... şeklindeymiş.

    Ama inan bu konuşmaya tanık olduktan sonra , henüz derse başlamadan oluşan o kargaşayı yok edebilmek için sınıfta;

    Beni dinlermisiniz.... şeklinde bir soru sormamaya gayret ediyorum. Öyle ya bu sorunun iki yanıtı olabilir. Hayır derlerse ne yaparım????

  8. #23
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    yeterki insanlar soru sormayı, öğrenmeyi kendilerine ilke edinebilsinler.
    Bunu okuyunca "sizi şöyle alalım" demek geldi içimden (gerçi misafirin ev sahibine oturacağı yeri göstermesi gibi oluyor ama :P )
    http://www.engelliler.biz/forum/view...=347474#347474
    "...Bu İş Zor Yonca
    Çünkü İnsanlar Yıllar Boyunca
    Hiç Soru Sormadan Durur"

  9. #24
    Üye
    suatmine Avatarı

    Üyelik Tarihi
    12.04-2007
    Son Giriş
    04.12-2008
    Saat
    00:33
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    13
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    bir sevgi umudu yaşatır elinde olanlArı kacırma
    samimi dost olmayı dene sende sevmesini öğrenceksin
    eğer cesaretine inanıyorsan kazanırsın fırsatlar elden kaçar
    özlemler dostluğa yol açar sevmek çok güzeldir
    insanlar sevgide engel tanımazlar yaşamak güzeldir
    yaşam umudur

  10. #25
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ah canımcımmmm

    Ne kadar güzel, işte yıllardan beri soru sormaması için , sorgulamaması için, irdelememesi için sadece ve sadece kulaklarına fısıldananlarla idare etmesi konusunda güdülenmiş insanoğlunun silkelenmesi gerekmiyor mu?

    Şu ana kadar bilinen yöntemlerle yapılmaz bu da. Bizler hep birbirimize benzer bizlerden bir takım izler taşıyanların peşindeyiz.

    Zaralılar derneği.....

    Harputlular derneği....

    Kanarya sevenler derneği.....

    vs. vs....

    Zaralı değilsen, bu kuruluşun içinde değilsin, sen yoksun!

    Harputlu değilsen, bu kuruluşun içinde değilsin, yoksun!

    Kanarya sevmiyorsan, bu derneğin içinde değilsin, yoksun!

    Kendi sitemizden örnekleyelim, daha sık duymaya başladık değil mi;

    Sakat değilsen burada işin neeeeeeeeeeee!!!!!

    Bir virüs gibi sardı bu düşünce heryeri ve aklımıza gelebilecek her konu da ayrılmaya ve parçalanmaya başlamadık mı?

    Galatasaraylıysan, Fenerbahçeyi sevmeyeceksin!!!! Ya da tersi....

    Bir şey varsa diğeri asla olmayacak. Ne kadar tehlikeli ve farkında bile değiliz bu tehlikenin.

    Biliyormusun dostum, koskocaman kalabalıkların ortasında duyduğumuz yalnızlıktan kaynaklanıyor bu ayrımlar, parçalanmalar bir yerde. İster istemez kendimizi kendimize benzeyen alanların içinde görmek istiyoruz, yalnızlığımızdan kurtulabilmek için.

    Oysa tam tersi, yalnızlıklarımızdan kurtuluşumuz birbirinden farklı binlerce yapının uyum içersinde dans etmesiyle mümkün.Bu yüzden dokunmak gerek her şeye. Nesin, kimsin, nasılsın, ne hissedersin, duygun ne , düşüncen ne....

    Ne kadar kalabalıksak, ne kadar çeşitliysek o kadar gerçeğiz aslında.

  11. #26
    Üye
    kuyucak Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    15.03-2007
    Son Giriş
    17.11-2010
    Saat
    23:39
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1.130
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sanırım olayın düğümlendiği yer, bireyin değiştirme misyonu olup olmamasında
    yatıyor..Hadi misyon demeyelim de çeşitlendirelim, görevi, sorumluluğu vs.

    Değişimi (olumluysa Gelişimi) eskiye karşı çıkan yeninin biraz yol alması olarak görürsek; Değiştirmek ne anlama gelir o zaman?

    Değiştirmek içinde eskiye karşı olmak yok bence, yeni olmak kavramı var...Ayrıca
    yeninin biraz yol alması olarak gördüğümüz olayın içinde eski de var...Eski üzerinde yükselme, yol alma var. Değiştirmek kavramında ayrıaca, değişmek istemeyen ve değişmek istemeyen üzerinde değişimi isteyenin şiddet hakkı var.

    Değiştirmek misyonu olanın, bu hakkı da kendiliğinden ortaya çıkıyor işte. Değiştirme hakkı nerden gelir o zaman? Bunun yüzlerce kaynağı vardır. Dinsel,
    ideolojik, toplumlararası izafiyet vs en başlıca nedenlerdir...Temel özelliği ise
    ''ben/biz onun içinde haklı ve iyi şeyler düşünüyoruz. O niye dirensin ki...Dirense bile sonradan onun iyiliği için yaptığımızı anlayacaktır.''

    Değişimi arzulamak istemek,beklemek başka bir şeydir...Değiştirme hakkı olduğunu sanmak başka bir şeydir...Aslında hiç kimsenin kimse üzerinde ne değiştirme nede onun iyiliğini isteme hakkı vardır. Var diyen bunu mutlaka bir yerlerden alır..Aldığı yerlerde hep izafiyetle açıklanabilir...

    Son olarak kısaca da şunu ekleyeyim; Değiştirme duygusunun temeli, değiştirilmek istenen şeyden duyulan nefrettir.

    Değişime/gelişime verilecek en büyük destekse sevdiğiniz konuları, meslekleri,
    idealleri,sanatları zirveye taşımaktır.Saygılar...

  12. #27
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sevgili kuyucak,

    Bu başlıktaki tüm mesajlarımı okumamışsın anlaşılan.

    Şöyle diyim; yazar kitabını neden yazar? Yönetmen filmi niye çeker? Dahası sen niye buradasın? Ben niye buradayım? Bizim yazdıklarımız bir şeyleri değiştirmiyor mu? Sırf geyik çevirmek ya da kişisel masturbasyon yapmak için mi buradayız?

    Bak O.Pamuk'tu galiba? "Bir roman okudum hayatım değişti" dedi.. Birileri için bir şeyler değişmeyecekse onları yazmanın, okumanın ne gereği var? :roll:

  13. #28
    Üye
    kuyucak Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    15.03-2007
    Son Giriş
    17.11-2010
    Saat
    23:39
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1.130
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    İnsanların karşısındakini değiştirme misyonu yoktur dedim ben..Düşüncelerini yayma, düşüncelerini anlatma, anlaşılmayı bekleme, değişimi isteme, değişimi arzulama hakkı yoktur demedim..

    Yönetmen filmini (kaldıysa tabi böyle yönetmen) yeni düşüncelerini anlatmak, insanlığın ortak kültürüne bir katkıda bulunmak, değişmesi gerekenlere bir ışık tutmak için, çeker…Yazar da, çizer de
    bestekar da,ressam da aynı kaygılarla hareket eder ve üretir…Üretimin güzel olanı, estetik olanı, insani olanı, ulusça kabul görüp evrensele ulaşabileni de insanları etkiler, geliştirir, değiştirir…
    Bizimde burada yaptığımızda engelli yaşamlara bir parça nefes aldırabilmek için, bildiğimiz pratik
    çözümleri sunmak, yasa olarak değişmesi gerekenlere ışık tutmaktır. Değişimi isteyenlere yol göstermektir…Ancak yukarıda saydığım üreticilerin ve benim (sizi bilmem) önceden oluşmuş bir
    şablon doğrultusunda değiştirme kaygımız yok…Tamamen yok denmez tabi ama, temel olarak
    dayatma derdimiz yok…Ben olanlara kendimi yakın hissetmiyorum…Ben, kendi de toplumsal
    gelişimle birlikte değişen, kendi de sürekli evrim geçiren insanları seviyorum… Her şeyin en iyisini
    bildiğini sanıp, sürekli kafasındaki klişelerle düşünen, o klişelerle insanları yargılayan, insanlardan
    pek hazzetmiyorum…

    Mastürbasyon tek taraflı ve partnersiz yapılan bir eylemdir…Partner kafada canlandırılır…Örneğin
    Rock Hudson veya Madonna gibi… Ancak onların yıllar sonra gerçek tercihleri ortaya çıkınca, geçmişte
    yaptığın eylemlerden bile utanırsın…İşte kafada yaratılan düşüncelerle, klişelerle,insanlara karışma,
    onları değiştirme hakkı olduğunu sanıp, onların yaşamlarına müdahale etmek, insanlara çok acılı yıllar
    yaşatmıştır…Hangi dinden olursa olsun, hangi ideolojiden olursa olsun, hangi sınıfsal kaygıdan olursa
    olsun, hepsinin ortak noktası; Kendilerine değiştirme misyonu verip, sonrada bu misyonu uygulama
    hakkı olduklarına olan inançlarıdır…Tek bu konuda anlaşmaları istisnasızdır…Hitler Ruslara , onları
    ve dünyayı Bolşeviklerden kurtarmak için saldırmıştır…Gayet inançlı bir şekilde Ruslara saldıran Almanlar, rahat bir biçimde, görevlerini yerine getiren iyi insanlar olarak, onları öldürebilmiş.
    Ülkelerini işgal edip, kadınlarına tecavüz edebilmiştir…Aynı şekilde Almanların teslim olduğu ilk bir iki
    gün içinde, 3 milyon alman kadını da Rusların tecavüzüne uğramıştır…Amerikalıların ‘’gönüllü’’ tecavüzleri bu sayıya dahil değildir…

    Demek istemem oki Sevgili Baben; Değiştirme misyonu olduğunu sanmak, insanoğlunun çıldırmaya
    başlama noktası bence…Değiştirme görevine bir dayanak bulmak zor olmuyor çünkü…Kimisi bunu
    dini kitabı için, kimisi milliyeti için, kimi sınıfı için, kimisi de hayalleri için yapabiliyor…Yaparken de
    kendi gelişimi filan olmuyor. Kafasında klişeler uysun yeter…Her yol mübah yani…Senin dediklerin
    daha güzel bir dünya için düşüncelerini yayma özgürlüğü bence…Saygılar…

  14. #29
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Tamam.. "Misyon" kavramını "dar anlamda" alınca (bu "dar" ve "geniş" eklentilerini epeyce çok kullandım bu başlıkta. ops: ama başka bir şey aklıma gelmedi. :roll: ) senin anlattığın olumsuz örnekleri bulmak da zor olmuyor!

    Oysa doğa, değişim üzerine kurulu yav. :P Ve bunu da başıboş bıraktığında ortada bir kaos oluşuyor ve değişim, gelişime dönüşemiyor ya da zorlanıyor.. İnsanın insanla olan çelişkisi aslâ bitmiyor, kulun kula kulluğu ve savaşları sona ermiyor. Birilerinin bu kaosu engellemeleri gerekmiyor mu? Bu birileri de en gelişmiş yaratık olarak: "insan" olmuyor mu? Ben "misyon"u bu anlamda aldım.. Sen, sadece "yaşayan insanlar"a (ya da 'olaylar'a) takılı kaldığın için doğdu aramızdaki anlaşmazlık!

    Sen "böyle bir misyonum yok" diye geri duruyorsun ama karşıdaki eleman hiiiiiç öyle düşünmüyor ve senin bu söylemin onun ekmeğine yağlı bal sürüyor.. :P O nedenle sen; çevreni yarat, olumsuz gördüğün her şeye karşı mücadeleni ver, savaşını kazan, daha sonra düşüncelerini özgürce yaymaya devam et!

    "Dayatma" gibi bir durum söz konusu olamaz zaten, bu "bilgi" çağında!.. Çünkü bilgiye, düşünceye ulaşmak öylesine kolaylaştı ki, bir anda istemediğin kadar alternatif çıkabiliyor karşına!.. Senin düşüncenin doğruluğunu kanıtlamak için kıyasıya bir rekabet içinde mücadeleni vermek zorundasın. Yoksa, yok olup gidiyorsun!

    Akil insanın "şablon"u da, "klişe"si de olmaz! Ancak, doğruyu ve yanlışı ayırt edebilmek için; "düşünce" ve "olay"ları diyalektik düşünce sisteminin mihenk taşına vurmak zorunda! Bu nedenle bu sistemi/yöntemi en iyi şekilde bilmek zorunda! Yaratacağı çevresine de her şeyden önce bu yöntemi aktarmak, uygulatmak durumunda! Bundan sonrası kendiliğinden gelecektir!

  15. #30
    Üye
    muhtar mustafa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    09.01-2008
    Son Giriş
    15.01-2008
    Saat
    07:20
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    HİÇBİR ZAMAN BANA GÖRE İNSANLARIN BEDENSEL YAPISI FİKİRSEL YAPISI İÇİN AYRIMCILIK YAPILMAMSI LAZIM ÇÜNKÜ HER BİREY BU TOPLUMUN AYRILMAZ BİR PARÇASIDIR İSTER ÖZÜRLÜ İSTER SĞLAM İSTER DAHA FARKLI BİR ÖZELLİKTE OLSUN. BU TOPLUM İÇERİSİNDE HEPİMİZİN YAŞAYIŞ TARZINA GÖRE FARKLILIKLARIMIZ OLABİLİR ÖNEMLİ OLAN BU TOPLUM İÇERİSİNDE BİRLİKTE YAŞAMAMIZ İÇİN FEDAKARCA BİRBİRİMİZE SAYGILI BİR BİÇİMDE DAVRANMAK GEREKİR. HİÇ KİMSENİN NE EKSİĞİNDE NE FAZLASINDA KİMSENİN BİR GOCUNMA VE ÇEKİNTİSİ OLMAMASI LAZIM. BU ŞUNADA BENZİYOR BEN ZENGİNİM SEN FAKİRSİN GİBİ BU TARZ DÜŞÜNCELER YANLIŞ. HER KES KENDİ ÖZELLİKLERİYLE BU TOPLUMA BİRŞEYLER KAZNDIRMAYA ÇALIŞMASI LAZIM. KİMİSİ YAŞAM TARZIYLA KİMİSİ PARASIYLA KİMİSİ FİKİRLERİYLE. ANCAK BÖYLELİKLE FARKLILIKLARIMIZ ORDADAN KALKAR ENGEL DİYE BİR SORUN KALMAZ. BENCE BİRADA OLMAK BU TOPLUMA VE İNSANLIĞA ÇOK ŞEYLER KAZANDIRIR. HİÇ BİR ZAMAN BİRŞEY KAYBETTİRMEZ. TEMİZ DUYARLI VE ANLAYIŞLI BİR TOPLUM İÇİN ELELE DİYORUM.




Sayfa 2 / 3 İlkİlk 123 SonSon