Sayfa 1 / 3 123 SonSon
Toplam 32 mesajın 1-15 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    bayke Avatarı

    Gerçek Adı
    Kemal
    Üyelik Tarihi
    06.04-2005
    Son Giriş
    07.02-2009
    Saat
    15:10
    Yaşadığı Yer
    İSTANBUL/Beykoz
    Mesaj
    756
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    OturanBoğa Not: Aşağıdaki yazıyı göz önüne alarak;
    * Sizce sakatlığı bulunan kişilere mutlaka yardım edilmeli mi; o anda yardım istemeyen birisine 'yardım etmek' doğru mu?
    * Yardım-eden-kişinin-gözlerinin-dolması konusunda ne düşünüyorsunuz? Yardım etme dürtüsünde bir eşitsizlik sözkonusu mu?
    * 'Yardım etmek' ile 'acımak' kavramları arasında her zaman bir bağ var mı; sakatlar sözkonusu olduğunda bu bağ kuruluyor mu?
    * Mutlu-eden-yardım ile mutsuz-eden-yardıma dair yaşadığınız bir anekdot paylaşır mısınız?

    ****
    arkadaşlar bu gün buraya gazeteci kazım kanat'ın bir yazısını aktarmak ve o yazının sonunda sorduğu soruyu sizlere de sormak istiyorum: NEDEN İZİN VERDİ?

    Kollarınız yoksa, sevdiğinizi yüreğinizle mi sarıp sarmalarsınız?
    Beyoğlu'nda, Balık Pazarı'nın girişindeki bir hanın üst katında, Vaha isimli, saklı kalmış cennet gibi olan bir kafeteryadan çıkıyordum... Askıdaki deri montumu sağ elimle aldım, arkaya doğru savurdum ve sonra da sol elimle tutup sırtıma geçirdim. Sonrasında... Sol elimle ucundan tuttuğum montumun fermuarını, sağ elimle yukarı doğru çektim. Tam kapıdan çıkacağım, bir genç kızı fark ettim. Sapsarı saçları, yemyeşil ve gülümseyen gözleriyle sanki etrafına mutluluklar saçan bir melek gibiydi. Ben o güzelliğin içinde kaybolup giderken o genç kız, deri montunu askıdan dişleriyle aldı ve giymek için arkaya doğru savurdu. O mont az kalsın uçup gidiyordu. Genç kız, dişleriyle sıkıştırdığı montunu bırakmadan bir kez daha giymek için arkaya doğru savurduğu an, bir hamle yaptım, o montu havada yakaladım. Sonra da o gülümseyen gözlerin içine bakarak montunu omuzlarına doğru tutup, giymesi için yardım ettim. Ama.... İşte o an hayatımın şokunu yaşadım. Önce o güzel gözlere sonra da arkaya doğru başımı çevirdim. O yemyeşil gözlere bakmaya korkmuştum. Arkaya baktığım an, o genç kızın erkek arkadaşı gülümsüyordu.

    AĞLATAN KARŞILAŞMA
    Döndüm ve montunu giydirdiğim genç kızın gülümseyen yüzüyle bir kez daha karşılaştım. Montunun fermuarını yakaladım ve en üste kadar çektim. Sonra da o güzel kızın yanağına bir öpücük kondurdum. O hâlâ bana gülümsüyordu. Bir köşeye gittim, gözyaşlarımı saklamaktan ilk kez utanmadım, ağladım. "Tanrım," dedim, "o genç kızın omuzlardan iki kolu yoktu. Neden?" Bu Tanrı'ya bir isyan değil, bir yakarıştı. Sahi! O genç kız, o genç ve yakışıklı sevgilisine sarılmak isterse ne yapar? Hani iki kolu yok ya... Hadi soruyorum: Siz hiç birini... Hadi söyleyeyim, siz hiç sevdiğinizi kucaklayıp sarıp sarmalamak isterseniz ne yaparsınız? Bu sorunun cevabını çok sevdiğim biri verdi: "O genç kız, sevdiği genci yüreğiyle sarıp sarmalar!" Şimdi düşünün lütfen. Kalbinizin sesini dinleyerek mutluluğa doğru rüzgâr açarken, sizin de kollarınız yok olursa ne yaparsınız? Sevdiğinizi yüreğinizle mi sarıp sarmalarsınız? Yoksa! O genç kızı yapayalnız mı bırakırsınız? Hadi şöyle söyleyeyim: O genç kızı yalnız başına bıraktığını sanıyorsunuz ya... İşte orada yanılıyorsunuz. O asla yalnız değil. Onda öyle bir yürek var ki! Biliyorum o gölgedeki genç adamı soracaksınız. "Asıl kahraman o," diyeceksiniz. "Öyle çok seviyor ki," diyeceksiniz. Ama şunu da söyleyeceksiniz... Söylemenin ötesinde sorgulayacaksınız: "O centilmen delikanlı, o montu askıdan alıp sevdiğine neden giydirmedi? O genç kızın o montu askıdan dişleriyle almasına neden izin verdi?"

    ONLAR İÇİN SORUN DEĞİL
    Ah, benim aptal kafam. Sevdiğinin montunu giydirmekten büyük keyif alan ben, bu konuyu niye ıskaladım? Bu soru da kendime. Ama bu sorunun şu cevabına ne dersiniz? Ben olmasaydım, o durum asla bir sorun olmayacaktı. Yani ben o montu genç kızın dişleri arasından alıp giydirmeseydim, bu çok ciddi durum asla sorun olmayacaktı. Hikâyenin bir de bu noktası var. Okurlarımdan ricam şudur; Bu sorunun cevabını hep birlikte verelim mi?

    KAZIM KANAT'IN YAZISININ TAMAMI

  2. #2
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    00:27
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.883
    Alınan Beğeniler
    940
    Verilen Beğeniler
    1.233

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    O genç kız montunu kendisi giymek istediği için sevgilisinden yardım istememiştir. Ya da sevgilisiyle tartıştığı için onun kendsine (nezaketen bile olsa) yardımcı olmasına izin vermemiştir. Belki elleri olmadan yaşamak o kadar da zor değil; yapamadıklarının önemsiz, yapabildiklerininse yeterli olduğunu fark etmiştir ve o montu dişlerinin arasına alıp kendi başına -keyifle- giymek hoşuna gidiyordur. Belki de mont giymesine yardım eden herkesin -bu basit iş için dahi- gözünün yaşla dolmasına gıcık oluyordur! Belki de sadece herkes gibi olabilmek istiyordur; gelip kahvesini içmek, sonra da herkes gibi çıkıp gitmek... Kim bilir, "bu sefer kimse göz yaşı dökmeyecek" diye aklından geçirmiş kendi küçük oyununa başlamışken, yine birinin "gözyaşı dökmesi"ne gülmüştür. İki eli-ayağı olmanın yaşamak için olmazsa-olmaz olduğunu sanan insanları görünce gülesi geliyordur. Ne biliim, "bu zevki bana verin" diye kompliman yapan bi çapkın beklerken, her seferinde "duygusal" birileriyle karşılaşmaktan kompleks yapıyordur...
    Keşke sorsaymış Kazım Kanat o genç kıza...

  3. #3
    Üye
    Rekursion Avatarı

    Üyelik Tarihi
    08.12-2003
    Son Giriş
    18.03-2017
    Saat
    16:40
    Yaşadığı Yer
    Alamanya
    Mesaj
    618
    Alınan Beğeniler
    6
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    walla, kizin veya erkek arkadashinin neyi, neden yapmish olacagi bi kenara da...
    bu adamin problemini anliamadim ben :?...

  4. #4
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Evet şimdi sevgili gazetecimizin yazdığı olayı bir kenara bırakarak sorulara yanıt vereyim.

    * Sizce sakatlığı bulunan kişilere mutlaka yardım edilmeli mi; o anda yardım istemeyen birisine 'yardım etmek' doğru mu?

    Yardım göreceli bir kavramdır bana göre. Ülkemdeki engellilerin yaşamasına istedikleri gibi tabii, olanak tanımayan bir sürü olumsuz oluşum var.

    Herşeyden önce yol durumumuz tekerlekli sandalyedeki bazı vatandaşlarımız için oldukça zor olabiliyor. Örneğin geçen gün tramvayla Kabataşa giderken tramvayımız tam Eminönünde durdu. Ve bundan sonraki tramvay a binmemiz emredildi. İçimizde bir tane tekerlekli sandalyede olan vatandaşımız vardı. Tramvay a biniş yada iniş te engelliler için önlem alınmıştır açıkcası. Ama bu sefer tramvay öyle bir yerde durdu ki, tekerlekli sandalyedeki arkadaşımızın inmesi ve arkadan gelecek olana binmesi tek başına olanaksız.

    Doğal olarak tüm insanlar bu arkadaşımıza yardım etmek amacıyla bir hareket içersinde oldular.Tabikii bu durumda mutlaka engelli arkadaşımıza yardım edilmeliydi. Şehri bu anlamda yaşanmaz kılanların suçu engelli arkadaşımıza ödetilemez herhalde.

    Bunun dışında bazen yine engelli vatandaşlarımızın yardım talebini bir şekilde gurur yaptıklarına da şahit olabiliyorum. Herşeye rağmen kendi başına bir şey yapmayı isteyen bir engelliye yardım etmek adına onu zorlamak ve onu sıkmak çok doğru değil.

    Yardım hiç bir amaç gütmeden insan olmanın getirdiği bir olgu sayesinde yapılabiliyorsa anlam kazanır. Bunun dışındakileri red ediyorum açıkcası.

    * Yardım-eden-kişinin-gözlerinin-dolması konusunda ne düşünüyorsunuz? Yardım etme dürtüsünde bir eşitsizlik sözkonusu mu?

    Yardım edenin gözlerinin dolmasını son derece anlamsız buluyor ve bu davranışın aslında " ah tanrım sana şükürler olsun iyiki ben bu durumda değilim!!! " in dışarıya iyi bir erdemle yansımış şekli olarak düşünüyorum.

    Yardım etme nin bir dürtü olup olmadığı konusunda kararsızım.Yardım etmek buradan yola çıkarsak, çeşitli nedenlerle eşit durumda olmayan bir insan için eşitliği bir parça olsun sağlayabilme eylemi dir mi diye düşünmeliyim?

    Karar veremedim. Sonra buna tekrar dönebilirim.

    * 'Yardım etmek' ile 'acımak' kavramları arasında her zaman bir bağ var mı; sakatlar sözkonusu olduğunda bu bağ kuruluyor mu?

    Acımak benim için çok daha farklı bir anlam taşır. Üzülmenin çok dışında bir duygudur. Benim acıdığım insanlar; insanlıktan nasibini almayıp, sadece nefes alıp vermeyi insan olmakla eş değerde gören zavallılardır. Acıdıklarım açıkcası tiksindiğim ve benim için hiç bir değer taşımayan kişilerdir.

    Bu sebeple benim için yardım etmekle acımak arasında hiç bir bağ yoktur.

    * Mutlu-eden-yardım ile mutsuz-eden-yardıma dair yaşadığınız bir anekdot paylaşır mısınız?

    Bu soru engelli arkadaşlarımız için mi sorulmuştur. Yani engelli olup engelli olarak kişileri mutlu eden yada mutsuz eden yardımlar şeklinde mi düşünmeliyim????

    Eğer genel anlamda soruluyorsa, engelli olmayan biri olarak ister engellilere ister engelli olmayanlara yaptığım bir şey kendi adıma mutlu olmak amacı taşımadan kendiliğinden oluşanlardır.Yaptığım davranışlarda kendi adıma bir hesap içersinde hiç olmadım olamayacağımda sanırım.

  5. #5
    Üye
    kuyucak Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    15.03-2007
    Son Giriş
    17.11-2010
    Saat
    23:39
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1.130
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sevgili Rekursion'un (yoksa rükü mü demeliyim?) sorusu üzerinden devam edeceğim ben...

    Kazım Kanat ne yapıyor? Ne yapmaya çalışıyor?

    - Yazısının devamında okuduğumuz gibi, aslında açılamadığı, söyleyemediği, çeşitli hesap kitaplar yaparak yaşayamadığı eski aşkına mı ağlıyor? Doğru ya, buradaki engelli kıza aşık olan delikanlı hiç hesapsız yaşayabiliyor aşkını?

    - Bir anda aşık bile olabilecek kadar güzel birini bulması, bir an onun gözlerinde erimesi, onun gülümsemesinde başının dönmesi... Ancak kızın ''eksik'' tarafıyla, yazarın ''kodlanması'' arasındaki yaman çelişki ağlatmış olabilir mi onu?

    - Yazarımızı yakından tanıyanlar bilir... O çok ağır bir kanser hastalığı ile mücadele etmektedir. Yaşamın anlamını yeniden gözden geçirmeye başlamıştır. Bu da zaman zaman geçmişe dönük iç hesaplaşmalar yaşamasına neden olabilir... Yani ağlaması bir çeşit duygu boşalması olabilir mi?

    - İnsanların yaşamları boyu bir ''şey'' peşinde koştuğunu düşünün... Saygı duydukları, ulaşılabilecek en zirve... Bir ressam için, kayıp bir tablo... Arşivci için eksik notaların bulunduğu, bir tomar beste... Bir at sever için, soyunun son örneği bir tay... Bir hazine avcısı için, kayıp şehir atlantis... Tablo bulunduğunda boyaları akmışsa, bir tomar bestenin yazıları bozulmuşsa, okunmuyorsa... At bulunduğunda bir ayağı yoksa yada atlantis yağmalanmışsa... Acaba o duygu mudur onu ağlatan? Çaresizlik mi, elden bir şey gelmemesi mi? Hem de tam ulaşmışken...

    - O genç kızın güzelliği ile kendi birikimleri (epeyce bir dervişlik kazandı son yıllarda) aynılaştırılıp, çaresizliğe, elden birşeye gelmeyişe bir ağıt mı yoksa?

    - Yada direnişin tatlı gözyaşları mı bunlar?

    - Yada güzel bir çorbada olduğu gibi, azıcık ondan, azıcık bundan, azıcık şundan... Karmaşanın vardığı son galiba... Olabilir mi?

    Yoksa anlatılan hikayede yardım edilen genç kız değil ki... Genç kızımız, yazarın mutlu olması için, izin vermiş o kadar... Onun bu işten ne kadar mutlu olacağını hissetmiş, üstelik de kendisini öpmesine bile izin vererek, ona yardım etmiştir... Çoğu zaman biz yardım ederiz, yardımı kabul ederek...
    Saygılar...

  6. #6
    Üye
    bayke Avatarı

    Gerçek Adı
    Kemal
    Üyelik Tarihi
    06.04-2005
    Son Giriş
    07.02-2009
    Saat
    15:10
    Yaşadığı Yer
    İSTANBUL/Beykoz
    Mesaj
    756
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Rekursion,
    maalteessüf bu ceridenin garbi nüshaları da türkçe
    bilveçhile idrakinizi terakki ettirebilmek için türkçenizi inkişaf ettirmelisiniz.

    kuyucak sen froyd'u bile pes ettirip saçını başını yoldurursun dicem başka bi şey demicem.

  7. #7
    Üye
    zekhan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    05.03-2005
    Son Giriş
    10.02-2017
    Saat
    00:25
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    119
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    *ben olsam yardım etmezdim nedeniyse enggelli için en önemli şeylerden birisi zorda olsa bağımsız başarabilmek olduğunu kendimden bilirim.

    * Yardım istendiğinde seve seve yardım ederim.

    *Yardımın acımayla çok az bir bağı belki olabilir. Fakat bu içten gelen fıtrati bir duygu sanırım. yardımseverlik bam başka ama adını koyamıyom

    *Yardımın mutlu edeni yazıdaki gibi bir bakış ve içten teşekkür olsa gerek.

    Mutsuz edeni ise kesinlikle nankörlük diyebilirim.

  8. #8
    Üye
    nüans Avatarı

    Üyelik Tarihi
    12.03-2007
    Son Giriş
    19.05-2016
    Saat
    21:51
    Mesaj
    306
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Yardım; yardım isteyene yapılmalı...
    Ben istemeden, bana yardım ettiklerinde; misal düz yolda yürürken koluma girdiklerinde( bide sıkısıkı tutarlar düşmiyeyim diye) işte o zaman daha çok zorlanıyorum , bişe de diyemiyorum, idare ediyoruz işte

    Yardım eden kişinin gözlerinin dolması konusunda... yardım edilen kişi mutlu olunca, mutluluktan doluyodur diye düşünüyorum... (gösteriş- riya yoksa tabiii...) Bunu gözleri dolan kişiye sorsak daha iyi olur...

    Yardım etmek ve acımak...Bu bağ her zaman olmasada çoğunlukla vardır. Yardım ederken acıma duygusunun ağır bastığını düşünürüm.

    Mutlu eden yardım ve mutsuz eden yardım

    Geçen gece yemekteydik. 120 kişilik bir grupla orduevine gittik. Herkes etrafınızda pervane. Sahnede bir efemiz var harmandalı oynuyo. Benden de rica ettiler, hazır efe varken bi zeybek okurmusun? memnuniyetle dedim. Oturduğumuz masa ile sahne arası 30 mt. var. Yolda yürürken adımımı atarken hep temkinli olmaya çalışırım. Neyse... Efemiz harmandalıya devam ediyor... Ben sahneye doğru ilerliyorum. Beni gören herkes takılmıyayım diye sandalyesini çekiştiriyo Hangisine bakıcağımı şaşırdım. O sırada tam dibimde görevli asker servis masasını bana dokunmasın diye ani manevrayla hareket ettirince, ben kendimi yerde buldum ops: hala nasıl düştüğümü anlamış değilim ops:

    Ama şunu biliyorum, o insanlar bana zarar gelsin diye o sandalyeleri çekiştirmediler... ya da o görevli, ben düşeyim diye o masayı öyle ani hareket ettirmedi. Kendilerini öyle yapmaya mecbur hissettikleri için o şekilde davrandılar. Normal dursalardı, belki ben düşmicektim bilinmez....

    Bu yardımda mutlu mu oldum? mutsuz mu? :roll: Ama düştüm ops:

  9. #9
    Üye
    crossy Avatarı

    Üyelik Tarihi
    09.10-2007
    Son Giriş
    28.03-2009
    Saat
    16:06
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    58
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sayın engelli kardeşlerim. Ben bu memlekette engellilere, gercek bir yardımın olduğunu düşünmüyorum. Evet bireysel yardım eden vatandaşlarımız var, mamafi gercekten bize yardım edecek , bir devletimiz yok.Dikkat edin , hükümetimiz demedim,devletimiz dedim.Çünki ben ve bir çok rakadaşımızda bilirki, bizim fatura kuyruğunda bile beklememe lüksümüz yoktur.Ancak?ne zaman genel seçim vardır, kamu oyuna siyasiler açıklar.OY verecek engelliler, sıra beklemeksizin , OYLARINI kulalanabilirler diye.Lütfen gercekçi olalım, hayatın tüm alanlarının OY kuyruğu gibi olmasını diler, saygılarımı sunarım.

  10. #10
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    21:15
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bizim ülkemiz garip bir yer yardım edilmesi gereken yerde yardım edilmez de yardım edilmemesi gereken yerde yardım edilir.Kendi başımıza yapacak şeylerde fırsatlar verilmez sen yapamazsın diye,ama gerçekten yardıma ihtiyacamız olduğu zamanlarda da insanlar o kadar duyarsızlaşıyor ki bazen insanların ne kadar da acımasız olduğunu düşünürüm...Örneğin belediye,halk otobüsleri ve metrolarda engelli biri bindiği zaman insanlar görmememzlikten geliyor,kafalarını başka yerkere çeviriyorlar ve otobüslerde ön koltuklar yaşlı,hamile ve gazi ve engellilere ayrılmıştır ve kimse kıprıdamak istemez başkası kalksın diye bekler,bu arada engelli ya da yaşlılar ha düştü ha düşecek vaziyette yolculuk etmeye çalışır,birisi utanma belası kalkar yer verir bu zoraki bir yardımdır.
    Makale yazarının da genç kıza yardım etmesinde ki neden de gereksiz bir yardım,genç kız hayatını bir şekilde devam ettiriyorken ve yakışıklı bir de sevgilisi varken gayet mutlu olabilir.Sevgilisi de onu olduğu gibi seviyorken yazar arkadaş nedense engelli bir genç kızın yakışıklı ve sağlıklı bir sevgilisi olabileceğini ve sevgilisinin onun neler yapıp neler yapamayacağını bilebileceğini düşünemediği için yardım edimiş olabilir.Ağlaması da bunca yıl yaşayıp da bir engelli kız kadar mutlu bir hayat sürememesindeki eksiklik olabilir diye düşünüyorum...Tabi Freud Hoca daha farklı düşünürdü...

  11. #11
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Üzerinde oldukça uzun konuşulabilecek bir konu. Ancak yardım etme eylemi eninde sonunda gidip etik konusuna dayanacağı içinde hyep subjektif kalmaya mahkum.Bu yüzden yardım ve acımak arasındaki çizginin nerde başlayıp nerde bittiğini aanlamak zorlaşıyor.

    Yazıda dillendirilen yardım pratiğinden daha önemli ayrıntılar var gibi. Öncelikle kızın güzelliğine dair aşırı vurgu. Acaba kolları olmamasına rağmen o denli güzel olmasaydı bu kızımıza karşı yürekden coşup gelen bu duyarlılıklar yine ortaya çıkar mıydı?

    Bizzat kendi annemden de bilirim ki toplumumuzda (Belkide tüm dünyada) herhangi bir sakat eğer aynı zamanda güzelse bu acıma duygularına daha da bir mazhar olmakta.

    "vah vah ne de güzel kız mış. allahım o güzelliğe rağmen kız sakat..."
    " Allahım o kadar yakışıklı çocuk ki bi görsen için gider. Ama sakat, tekerlekli sandalyede..."

    bu ve benzeri bir çok cümle duymuşsunuzdur. Kendisi de kanserden muzdarip olan doktorların çok kısa bir ömür biçtiği SayınKanat ın duyarlılıklarında da benzer vurgular hakim.

    Peki ama bu yanlış mı? Bilmiyorum. doğrusu insanın güzele (Güzel herneyse artık) yürüyüşünü sorgulamanın anlamsız olduğunu düşünüyorum. "Doğru" herneyse de 'Gerçek' olan bir şey var sa o da insanlığın kendince güzel olanın peşinden koştuğu, eğer koşmuyor ve acıması gerekiyorsa da ona daha fazla acıdığı yönündedir. Bu nokta çok önemli. Çünkü acıma duygusunun yeşerdiği duygusal iklimi anlayabilmemiz için öğretici.

    Buraya bakıldığında burunlara alışılmadık kokular geldiğini farketmişsinizdir. Çünkü insanın güzele olan eğilimi ve güzelde olmaması gerektiğini düşündüğü "eksikliğe" dair bir hassasiyet sözkonusu.

    Bir engelli olmama rağmen ben bile artık gözümden kolayca kaçamayan bu ayrıntının ne kadar önemliolduğunu bilmeme rağmen aslında diğer insanlardan daha farklı davrandığımı söyleyemiyorum. Belki bu farkındalık kendi ikiyüzlülüğümle yüzleşmemi ve bu tutumumu sorgulamamı sağlayabilir ancak gerçek olan herkes gibi güzele dair zaafımızdır.

    Neyse geçelim bunları. İnsan neden acır peki. Yani güzel de olmaması gerektiğini düşündüğü eksiklikler nedeniyle içine girdiği gönül bulantısından başka. Sanırım acıması gerektiğini düşündüğü için. Yani iyi görünmek zorunda olduğu için. İçinen yetiştiği çevrede iyi biri gibi görünmenin doğal faydalarından nasiplenmek için...Bu şekilde acıma sandığımız bir çok eylemin maskesi düştüğünde altında çok şaşırtıcı duygularla yüzleşebiliriz. İşte belki de bu yüzden neden acırız sorusunun kendimiz dışında kalan etkilerine göz atmak gerekir.

    Neden acırız? Çünkü içinde yaşadığımız sistem birilerini kendine içkin zavallılıklarına rağmen yüceltirken diğerlerini kendine içkin kudretine rağmen zavallı kılabiliyor. İşte bu yüzden ortak yapı olan devletin tasfiyesiyle (Hani ona çalıştığımızda yan gelip yattığımız için artık küçültülen ve bizlerle alakasını kapitalist bir iletişime indirgemiş olan devlet vardı ya...O işte...) artık güçlü ve zayıf ayrımı meşru kılınmış ve güçlüden en fazla zayıfa acıma lutfünu sergilemesi gerektiği söylenmiştir. ama tabi her lütuf gibi hiçbir zorunlulugu yoktur. Ortak kaynaklar sistem tarafından belli kişi ve kurumların palazlanması için tahsis edilirken sahibi olduğumuz kaynakları birileri bizden daha optimum kullanabilir düşüncesiyle bizler itildiğimiz alandan en fazla acınılmayı talep edebilir hale getirildik.

    Ama yalnış anlaşılmasın. Asla bunu haketmediğimizi söylemiyorum. Acınılmayı hakettik bizler. Etmeseydik bu lütuf-biat- minnet düzenini reddederdik.

    İnandığımız din bile açıkça "Tanrının bazı kullarını diğerine üstün yarattığını" ve bu yüzden "bazılarımızıı diğerlerine yönetici kıldığını" söylemiyor mu? İşte bu yüzdendir acımalar bu yüzdendir acınmayı kabullenmeler...

    Belki kimsenin kimseye acımaya gerek duymayacağı bir düzen kurulabilir. Tabi mevcut insanların bu düzeni hiç haketmedikleri gerçeğiyle ele alındıgında saçma geliyor.

    Bir düşünelim. Geçtiğimiz ay şehit ve gazilerimiz için büyük kampanyalar düzenlendi. Devlet ve medya eliyle postmodern bir dilencilik gerçekleştirildi. Gazilerimize acımamız ve onlara yardım etmemiz gerektiği söylendi hepimize! Ekranlarda hazırlanan acınası görüntüleri dokunaklı müzikler eşliğinde dinleyip buğulanan gözlerimize hakim olmaya çalıştık. hiçbirimizin aklına gelmedi. hiç birimiz sormadık. Bir ülke, bir toplum düşünün ki kendi bekası için hayatını kaybedenlerin ailelerini gençliklerini, bedenlerinin en hayati ve özel uzuvlarını kaybedip sakat kalan kahramanlarını bile bir acıma duygusunun kahramanı haline getirebilmektedir. Bir ulus kahramanlarına bile acınacak insan muamelesi çekebilmektedir. Nasıl bir ruh halidir bu? Nasıl bir akıl tutulmasıdır? Acımak, merhamet, duyarlılık kelimeleriyle sarmaladığımız bu ikiyüzlülüğü nasıl açıklayacağız allah aşkına?

    Bir devlet kendi kahramanlarına hak ettiği yaşam standardını sağlamaz ve onları medya eliyle acıma nesneleri olarak halkın tedirgin vicdanlarının dişlerine meze yapabilir mi? Bizim gibi duyarlılığı vicdani bir ikiyüzlülük haline getirmiş bir toplumsanız yapar...Biz öyle bir ülke haline geldik ki iğdiş edilmiş insani duyarlılıklarımızın yerini ipini koparmış bir şark kurnazlığı ve azgın bir köylülük aldı. Bu köylü duyarlılığı o denli sığ olmasına rağmen demkrasinin ve aydın geçinenlerin iflasıyla iktidarı bile ele geçirebilmiştir.

    Artık günümüzde kahramanlarımıza bile acınacak adamşlar muamelesi çekip devlet ve medya eliyle onların "acınası" algılarına su taşırken diğer yanda dini jargon da tutup yardım edimini öteki dünyadaki mükafatlarla teşfik etmeye devame debiliyor. Öteki dünya bile olsa bir mükafat beklentisiyle hareket etmek...

    Acınmak ya da umursanmamak. Hangisi daha acı acaba? Bir yanda bu bahsettiğimiz şekilde acınmak ve öte yanda acınmasanız da umursanılmamak. Sanırım ikisinin ortasını bulmak gerek. Bir insan için hele yardıma ihtiyacı olan biri için umursanmamak ya da görmezden gelinmek kadar korkunç bir şey düşünemiyorum. Ama acınmak da insanın kimliğini kişiliğini parçalayıcı bir durum. Kendi varoluşunu başkalarının acımasıyla sağlayabilen birinin hüznü... İkisinin ortası bulunmalı. Birey an geldiğinde yardım alabilmeli ama ona yardıme den kişi yardım ettiği kişinin asla ama asla zavallı birisi oldugunu düşünecek ortamı bulamamalıdır. Sistem engelli ve engelsiz arasında bu ortamı sağlamakla yükümlüdür ve bunun yolu engelli kişiyi birey haline getirebilecek tüm kapıları ardına dek açmakla mümkün olabilir.


    Dağıttım sanırım. Bir tür dertleşme olarak alınız efendim.

  12. #12
    Üye
    yasam_oyunu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.12-2007
    Son Giriş
    06.08-2014
    Saat
    17:17
    Mesaj
    9
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bence,engelli ya da değil her ne olursa olsun,insanlara yardımcı olmak güzel bir duygu,engelli olmak demek hiç kimseye yardımcı olamayacak demek değil,gün gelir bir engelli de bir başka yardıma ihtiyacı olana yardımcı olur.Fikren,ruhen yardımcı olmak için fiziki unsurlara gerek yok.Bundan ötürü,yardımsever olmak,insanlara faydalı olmak kadar hoş bir duygu yoktur.

  13. #13
    Üye
    mkaravural Avatarı

    Gerçek Adı
    Mehmet
    Üyelik Tarihi
    27.10-2007
    Son Giriş
    25.08-2015
    Saat
    10:21
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    8
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    alıntıya başka bir acıdan bakınca farklı bir soru çıkmakta ve cevap orada bence...
    ceket dişle yada ellede olsa giyilebiliyorsa arada bir fark yoktur arkadaşlar.

    YANINDA ERKEK ARKADAŞI OLAN BİR BAYANA CEKETİNİ GİYDİRMEYE KALKARSANIZ NE OLUR? Bu kesinlikle centilmence bir davranış olmazdı hakaret olabilirdi ancak.Ben adamı döverdim kol yada lafla siz nayapardınız?

    insanların sakatlığı,seçimleri yada kültürel farklılığından kaynaklanan tercihleri olabileceğini düşünemeyen kişiler yardım ettiğini söyleyerek hakaret etmektedir. kişiler yardım istediğinde bunu kendileri ifade etme özgürlüğüne sahiptirler diye düşünüyorum..

    toplumdaki sosyal sorumluluk duygusu yeterince geliştiğinde sakat bireye yardım etmenin yolu aradaki eşitsizliklerin yok olması bireyin yardım istemeden kendi yaşamını bağımsız sürdürmesi için yapılacak çalışmadan geçer diye düşünüyorum.

  14. #14
    Üye
    aksahin Avatarı

    Üyelik Tarihi
    16.07-2007
    Son Giriş
    18.05-2016
    Saat
    17:01
    Yaşadığı Yer
    ANKARA/KEÇİÖREN
    Mesaj
    948
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Herkezin kendine göre bir yorumu vardır elbet.benim yorumum ise:

    tekerlekli sandalyedeki bir insanı merdivenlerden çıkarmakla,kolu olmayan fakat dişleriyle de olsa montunu giyebilen bir engelliye yapılan yardım aynımıdır sizce.
    Bence değildir arkadaşlar.tekerlekli sandalyedeki engelliyi hiç bir zaman tek başına ulaşamayacağı yere ulaştırmak bence yardımdır
    diğeri ise acımaktır.kazım kanat'ın dediği gibigöz göze gelince çok etkilendiğini söylüyor.kısacası gözüne çok güzel görünen bir şeyin eksik olan tarafını kabullenemiyor beence.
    Aynı kişiye şu tekerlekli sandalyedeki hastayı 3 kat yukarı taşırmısın deseniz işim var diyecektir belkide.
    Yardımlaşmanın temeli özveridir.

  15. #15
    Üye
    A_GEYiK Avatarı

    Üyelik Tarihi
    14.04-2006
    Son Giriş
    10.12-2017
    Saat
    16:32
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    1.506
    Alınan Beğeniler
    29
    Verilen Beğeniler
    30
    Blog Mesajları
    20

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Kız sağlam, delikanlı kolsuz olsaydı ne olurdu?




Sayfa 1 / 3 123 SonSon