yazılacak ne çok sey var, yazılamaz: yine hayat düğümlenir de boğazına yutkunursun. ama insana en cok koyan kanımca cahil ailesinin tutum ve düşüncesidir. evet seni kucaklar, canını adar ama öyle tavırları olur ki ölmek yeydir. üstelik bunu anlatmak istersen nankör adanmışlığa ihanet eden oluverirsinde yine kahrolan sen olursun, anlatamaz, anlaşılmazsın: yalnızlığa mahkumsun. gözlerinin önünde eriyi versen de kader diyip gecerler, birkere bile dinlemezler acıyı paylaşmaktatan, yüreğine dokunmaktan korkarlar. o en sevdiklerin aynı zamanda celladın, başında gardiyanlarındır. o adanmışlığın tükenişin hıncını billinçli yada bilinc altı çıkarırlar daima... velhasıl sana emek verir karnın doyar vs ölmezsin ama karşılığında elinden özgürlüğünü yani yaşamda söz hakkını alıverirler de asla kendin olamaz, yavaşça çürürsün. umarsızlıktır özünü tüketerek yok eden. örneğin ailene "benimde kalbimvar, aşığım" demenin onlarca emeğe ihanet olarak görülüleceğini bilir, demezsin vs...

ve hayat böylece dışımızda akar, içimizdeki çağlayandan habersiz gecip gider de baka kalır, o denize boşalamaz engellenirsin. hep hep kıyıdan köşeden gizi gizli iç geçirerek bakarsın o içinde kaybolmak karışmak istediğin hayat denen denize...

yani ne yapsan daima bir yanın yarım, eksiksindir. çünkü sana değer görmezler kendilerine değer gördükleri güzellikleri, çaresiz engelin olurla da yapamazsın, edemezsin, eyleyemezsin...

bu töre gibi sözsüz yasadır ve cellatlarımızın ağzı sıkıdır haaa, kolay kolay bilip uyanamazsın. çünkü avunalım diye önümüze idaresi kadar oyuncak koymanın ehlidirler: yetin kaderin derler, itiraz edemez etsen de huzura eremezsin...

başkalarının hayatını yaşamaktır kendin olamamak
gurur nedir ömür tükeniyorsa
meğer yalanmış kendi devrimin düsüne yatmak
aşık olamamışsın, sanmışsın sen
hayatın kendine aşıktın ya, yalan

uyuşturdum benliğimi, yaktım, yok ettim
düşünürsem çıldırıyorum...