Sayfa 1 / 2 12 SonSon
Toplam 28 mesajın 1-15 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    Oya Tekin Avatarı

    Üyelik Tarihi
    14.07-2004
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    İzmir
    Mesaj
    567
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Dünyaya bile bile özürlü bir bebek getirir miydiniz?

    atv'de, çok yakında, konusuyla tartışmalar yaratacak bir dizi başlıyor: 'El Gibi'... Pınar Kür'ün öyküsünden yola çıkılarak senaryolaştırılan dizide genç bir çiftin, özürlü doğma ihtimali olan bir bebeği dünyaya getirip getirmeme konusundaki fikir ayrılığı konu ediliyor..
    Açıkçası diziyi gününde izleyemedim. Önceki gün tekrarını izledim. Bence verilmek istenen mesajlar doğru verildi. Bizlerin de bu diziye yön verebileceğini düşünüyorum. Ben başlangıçta doğru mesajlar verebileceklerini açıkçası pek beklemiyordum ama sanki daha önce sitemizde olan tartışmalardan yararlanılmış gibi geldi bana. Tabi bu bana ait bir düşünce. Gelelim diziye anlatılmak istenen ve verilmek istenen mesajlara.

    1- Dizide engelli bir çocuğun doğması gündeme getiriliyor. İlk etapta anne ve babanın duyguları sonrasında diğer aile fertlerinin duyguları işleniyor.

    2- Bu çocuk doğmalı mı? Onun da yaşama hakkı yok mu? Sorusu bölüm boyunca sorgulanıyor ve doğru bir şekilde dramatize edilmeden herkese soruluyor.

    3- Bir çocuk özürlü doğuyorsa mutlaka genetiktir ve ekonomik anlamda sınıf buna etkendir konusu işleniyor. Yani zengin ailelerde genetik bir sebep olamaz. Ve bunun çürütüldüğü sınıf farklarıyla alakası olmadığı her engelli çocuğun genetik nedenlerden engelli doğmadığı inceden inceye işlenen bir diğer konu.

    4- Engelli bir çocuğun doğup doğmamasına anne babanın kararı sadece etken teşkil etmiyor ve tıp bu çocuk doğmalı diyor. Yani bir kurulun bir komisyonun kararı olduğu ve bu tartışmalara yer veriliyor. Yani ben istemiyorum hadi alın diyemiyorsunuz. Ve doktorlarda kendi aralarında aynı kararla bakamıyorlar konuya.

    5- Böyle bir çocuğun doğmasına aslında anne mi karar vermeli? Ve anne aslında bu çocuğu kendisi bakamayacağı için mi aldırmak istiyor? Bence aslında işlenmesi ve üzerinde durulması gereken bu. Dizide bu soru direk işlenmedi . Sadece annenin bazı sözlerinden ben bu yargıya vardım ve şimdiye kadar bu konuda belki de hiç tartışmadığımız bir noktayı annenin şu sözlerinden çıkardım.” Ben bu bebeği istemiyorum. Beden benim bedenim. Ben normal bir çocuğa bakacakken böyle bir çocuğun sorumluluğunu nasıl taşırım.” İşte bu sözlerden sonra diyorum ki acaba gerçekte anneler bu sorumluluğu taşıyamayacakları için mi böyle bir karar almak istiyor? Kendi korkuları yüzünden mi doğurmak istemiyorlar böyle bir çocuğu?

    Şimdilik bu diziden benim çıkardığım mesajlar bunlar. Ve diyorum ki bu dizi izlenmeli doğru mesajlar verilip verilmediğine bakılmalı burada tartışılmalı. Örneğin ben şimdiye kadar şunu düşünüyordum. Evet anne karnında bir bebek engelli olduğu anlaşılıyorsa aldırılmalı. Ama şimdi farklı bakıyorum. Çünkü anne karnında ki tespit hamileliğin ilk aylarında gerçekleşmiyor. Bebek şekillendikten cinsiyeti belli olduktan sonra anlaşılıyor. E o zaman yapılan kürtaj düpe düz bir cinayet olmuyor mu? Açıkçası ne kadar tartışılsa da doğru cevabın çıkabileceği bir konu değil. Nereden tutarsanız tutun karışık ve cevapları net olmayan bir konu. Ben böyle bir dizinin yapılmasından açıkçası memnunum. Umarım El Gibi dizisi bu çocuk doğduktan sonrada onun yaşayacaklarını ve ailenin yaşayacaklarını işler. Sadece dizide özürlü kelimesine taktım onun dışında konuda oyuncularda iyiydi. Çarşamba günleri oynayan bu diziyi herkesin izlemesini öneririm. Ayrıca burada bir zemin oluşturarak tartışılmasını da.

  2. #2
    Üye
    neptune Avatarı

    Üyelik Tarihi
    24.04-2005
    Son Giriş
    04.07-2010
    Saat
    11:05
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    459
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Oya Tekin
    Çünkü anne karnında ki tespit hamileliğin ilk aylarında gerçekleşmiyor. Bebek şekillendikten cinsiyeti belli olduktan sonra anlaşılıyor. E o zaman yapılan kürtaj düpe düz bir cinayet olmuyor mu?
    Aslında pek öyle değil. Bebeğin cinsiyeti daha ilk günde, yani sperm yumurtayı döllediği anda belli olur. Sadece henüz biz çıplak gözle göremeyiz. Döllenme anında - optimum koşullarda geçen bir hamilelik ve yaşam süreci içinde - cinsiyetin yanında birçok özellik de belli olmuştur; boyu, göz rengi, saç rengi, hatta saçlarının ne zaman beyazlayacağı bile.

    Kürtajı cinayet olarak nitelendirip nitelendirmemek ayrımını yapmak için dışarıdan şekil-şemal belli olmasını beklemek yüzeysel bir düşünce olur. Doğru olan, embryonun ne zaman bir insan sayılacağına karar vermek olmalı.

  3. #3
    Üye
    Oya Tekin Avatarı

    Üyelik Tarihi
    14.07-2004
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    İzmir
    Mesaj
    567
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Zaten benim de kastettiğim bu. Yani embiryonun bir insan olduğuna karar verildiği andan itibaren yapılacak şeyin doğru olup olmadığı. Tıbbi açıdan bilemediğim için kendi düşüncelerim içerisin de anlatmaya çalıştım. Bilgilendirdiğin için teşekkürler. Aslında bu konuda alınan kararlar hakkında ve örnekler hakkında bilginiz varsa bunları da paylaşırsanız sevinirim. Yani tıbbi açıdan heyet kararları var mı? Tıb kendi içinde nasıl çelişkiler yaşıyor? Bu konuya nasıl bakıyor?

  4. #4
    Üye
    neptune Avatarı

    Üyelik Tarihi
    24.04-2005
    Son Giriş
    04.07-2010
    Saat
    11:05
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    459
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bu konuda fikir üretirken hem insan kavramının doğru bir tanımının yapılmasını ve hem de en az bunun kadar önemli olan anneye sadece ruhsuz bir taşıyıcı gözü ile bakılmamasını; fiziksel, ruhsal ve sosyal sağlığının ve ihtiyaçlarının da - embryonun fanatik bir biçimde desteklenerek - ihmal edilmemesini gözetmek gerekir.
    Yani henüz insan olmayan bir embryoya yaşam hakkı verirken beraberinde de anneye ayırımcılık uygulanmamasını gözetmek doğru olur.

    Bir örnek verirsek; 24 haftadan sonra yalnızca hayatla bağdaşmayacak düzeyde sakatlığı olan fetuslar düşürtülür. Bunun fanatik biçimde karşısında olmak, annenin doğduktan hemen sonra - belki de eziyet çekerek - hayatını kaybedecek bir bebeği 3-4 ay daha karnında taşıtarak özellikle ruhsal sağlığını hiçe saymak olur.

    Selamlar.

  5. #5
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Şimdi oldu..

    Eğer dünyaya bile bile sakat bir çocuk getirmiydiniz gibi direk bir soruyla karşılaşırsam vereceğim cevap; Hayır, olur.

    Ama bu soruyu değiştirerek sorduğumuzda; yani şöyle olabilir;

    Hamile kaldınız ve dünyaya getireceğiniz çocuğun sakat olacağı size söylendi ; ne yaparsınız?

    O zaman cevabım değişir.

    Günü ayı, saati beni hiç ilgilendirmez bu anlamda, ana rahmine düşen bir cenin kaç günlükten sonra insan sayılabileceğiyle hiç ilgilenmem. Bile bile bu anlamda dünyaya getireceğim çocuğuma sahip çıkarım.

    Çünkü kürtajı, çok ama çok zorunlu hallerin dışında kabul etmeyenlerdenim. Bu konu yine burada tartışılmıştı ve bende buna benzer şeyler söylemiştim.

    Kürtaj, ana karnındaki canlıya, yada anneye, ciddi bir rahatsızlık yaratıyorsa onaylayabileceğim bir şeydir.Bunun dışında dünyaya gelecek çocuk yaşama hakkına sahiptir.

    Diziyi izlemedim, izlemeye de pek niyetim yok, çünkü dizi izleyenlerden değilim, bu sebeple konuyu diziyle hiç ilgisi olmadan sadece düşüncelerim doğrultusunda yanıtlıyorum.

    Dünyaya getirmeye niyet etmeyi vs. hiç düşünmeden iki canlı arasında yaşanılan doğal bir olay sonucu, yeni bir canlı oluştuysa hiç kimse bu canlıyı yok etme hakkını kendisinde bulmamalıdır.

    Yaşam her alanda karşımıza bir sürü şey çıkarabilir. Bu anlamda dünyaya çocuk getirme adına attığımız ilk adımdan dünyaya gelip yaşantımızı sürdürme esnasında yaşayacaklarımızla her an sakat olabilme durumumuz söz konusuyken, sadece sakat çocuk dünyaya getirmemek gibi bir düşünceyi çok ama çok ilkel ve katı buluyorum. Hatta yanlış buluyorum bile diyebilirim.

    Tek tip insana doğru hızla adımlar büyürken bu düşüncenin ayrımcılığı içinde barındırdığı gibi son derece faşizan bir düşünce yapısını da içinde barındırdığına inanıyorum.

  6. #6
    Üye
    kuyucak Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    15.03-2007
    Son Giriş
    17.11-2010
    Saat
    23:39
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1.130
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Her engelli, sizin bildiğiniz ''engelli'' değil... Arkadaşım olan iki aile var
    - Birincisi, kendileri de engelli olan (Tanıdığım ilk ve tektir ve genetik değil), engelli çocukları olan bir aile... Doğum hatası sonucu zihinsel engelli...
    - Yine Doğum hatası sonucu zihinsel engelli bir çocuğun annesi olan arkadaşım...

    Bunlar çocukları ile siyam ikizleri gibi yaşarlar... Buna razıdırlar... Aması var işte...

    Aylar önce İzmir'de otistik oğlunu öldüren bir babanın dramına bir yorum yapmıştım. Buraya aynen geçiyorum... Bu işler karşıyım demekle olacak işler değil... Can alıcı, yürek yaralayıcı ama konuşulması gereken konular... O yazım:

    Cinayet: Otistik oğlunu vurdu ve intihar etti.
    Bu haberi gazete de okumuştum, sonrada burada.. Tam bir güne yakın bu haberi düşünmüştüm..
    Hayatta çok etkilendiği bir haberi insan niye yorumlayamaz? Her defasında bu başlığı görmezden gelerek, yaşanmış bir olayı niye es geçer?
    Sanırım arkasından gelecek soruların kartopu olmasından korktuğu için. Bu karlı dağların başında dinamit patlatmaya benziyor. Arkasından gelecek çığı durdurabilirmiyim korkusu yani... Nerde başlar böyle düşünceler, nerede biter, bitermi, bilinmez. Korkunun canı cehenneme...

    Sakın bu olaya dinsel olarak bakmayın... Burada açıkça onun kurallarını da ihlal var.
    Ayrıca bu olayı adam ''CİNNET'' geçirmiş derseniz; benim yaptığım olur.
    Hayatın en acımasız, belkide yüreğimizi en dağlayan şeylerini düşünmekten korkmuş oluruz. Hani ''bilinç'' arkaya atar ya, derinlere gömer, asla unutmaz ama, hayattaki her hareketimizi etkiler. Bu öyle bir şey aslında... Düşünmek, anlatmak, paylaşmak başlı başına bela bir olay... Bunları yapmamak başka büyük bela...

    Bilenler bilir; Guguk kuşu diye bir film vardır, O filmde kahramanımız deli olmadığı halde bir hastahaneye kapatılır, Fakat epey olaylar sonunda bu kahramanımız, ameliyatla ''zararsız'' hale getirilir. Onun birde kızılderili arkadaşı vardır. Ona kaçma planlarını anlatır uzun zamandır... Sözün kısası, Kızılderili, kaçmaya karar verir, ancak kahramanımızı kaçıramayacağını anlayınca onu öldürür...

    Bu sahnenin etkisinden uzun zaman kurtulamamıştım. En sonunda şu gerçeği de öğrendim... Kızılderililer çok sevdikleri şeylerden ayrılamazlarmış, onu bırakıp gidemezlermiş... Bir de guguk kuşları aynı şeyi yaparmış...

    yukarıdaki baba işte bu... Hayatta en sevdiği varlık, kendisininde bildiği gibi çaresiz...
    Kendisininde bildiği gibi o bu yaşamla başa çıkamaz... Onu, canını, çaresizini bu topluma emanet edemez. Bu bir cinnet anı değil... Düşünülmüş, en ince detayına kadar ayarlanmış.. Son ''babalığınıda'' yapmış kendine göre...
    Tanrısına bile karşı gelerek, yani cehennemde yanmayı peşin kabul etmiş..
    Zaten kendinden vazgeçmiş.... O sevdiği için bu dünyadan ve öbür dünyadan vazgeçmiş...

    Çok var aslında buna benzer haberler... Dedim ya, bunu düşünmeye başlamak kar topu gibidir. Gelen soru; Doğru mu yapmıştır ? Herkes böyle mi yapmalı?
    Daha binlerce soru olur bu... Tek bir şey derim; Sistem karşısında, birey o kadar zavallı ki, o kadar çaresiz ki... O sistem o kadar ceberrut ki... Ve birey bunu o kadar iyi biliyor ki... Ona hiç bir şeyini emanet edemiyor.
    Saygılar

  7. #7
    Üye
    Oya Tekin Avatarı

    Üyelik Tarihi
    14.07-2004
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    İzmir
    Mesaj
    567
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    andante demiş ki;
    Tek tip insana doğru hızla adımlar büyürken bu düşüncenin ayrımcılığı içinde barındırdığı gibi son derece faşizan bir düşünce yapısını da içinde barındırdığına inanıyorum.
    Evet Sanemcim bu düşüncene katılıyorum ben de. Buna doğru hızla gidiliyor. Benim konuyu buraya taşırken amacım açıkçası diziyi tartışmak değil zaten ilk bölümünden sonra diziyide izlemedim. Bu konu başlı başına kendi içinde çok sorular barındırıyor. Defalarca tartıştık konuyu. Herkes başka bir yerinden bakıyor. Bu dizinin hemen arkasından gündüz programlarının birinde konuyu bire bir yaşayan bir ailenin yaşadıkları tartışılıyor şimdi. Down sendromlu bir çocuk doğacak ve bu çocuğu baba istemiyor. Neden çünkü kayınvalide karşı. Burdan bakınca böyle bir çocuğun istenmeme nedeni engelli bir çocuğum var babaannesiyim, annesiyim, babasıyım yada vesairesiyim demeye olan utanç görülüyor. İşte bu yüzden ben de konuyu buraya taşımak istedim. Bu tür bir olayla karşı kalan insanlar neden böyle bir çocuk doğurmak istemezler. Yani çocuğun yaşayacakları falan gibi yuvarlak ifadeler bana çok samimi gelmiyor açıkçası. Bu istememe nedeninin başka sebepleri varmış gibi geliyor. Ben doğururmuydum diye sorunca kendime sanırım doğururdum hayati risklerle karşı karşıya olmadığı sürece doğururdum. Ama doğrumu yapardım yanlışmı onu bilemiyorum. Sadece cevabını kendisinin bile veremediği bir soruya vereceğim olumsuz kararın doğacak olan canlının yaşam hakkını elinden almak gibi geliyor. O zaman ötenazi de neden hala sorular soruyoruz yapamıyoruz diyorum o zaman. Karışık ve içinden çıkılması zor bir konu. Bu olayı bire bir yaşayan ailelerden de cevaplar gelirse belki biraz ilerleriz diye düşünüyorum.

  8. #8
    Üye
    neptune Avatarı

    Üyelik Tarihi
    24.04-2005
    Son Giriş
    04.07-2010
    Saat
    11:05
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    459
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: andante
    Günü ayı, saati beni hiç ilgilendirmez bu anlamda, ana rahmine düşen bir cenin kaç günlükten sonra insan sayılabileceğiyle hiç ilgilenmem.

    Kürtaj, ana karnındaki canlıya, yada anneye, ciddi bir rahatsızlık yaratıyorsa onaylayabileceğim bir şeydir.Bunun dışında dünyaya gelecek çocuk yaşama hakkına sahiptir.
    Dur seni biraz dürteyim.

    Doğrusu ötenaziyi savunup da kürtaja karşı çıkman beni epey düşündürüyor. Acaba iki kavramda da tam derine inmeden fikir yürütüyor olabilir misin?

    Bunu biraz açıklığa kavuşturmak için bir iki şey sormak istiyorum; insan sayılmak ile ilgili kavramda ne kadar geriye gidebiliriz? Döllenmeyle, yani spermle yumurtanın birleşmesi ile mi başlıyor? Ama sık kullanılan bazı çağdaş ve bilimsel doğum kontrol yöntemlerinde - eğer olursa - döllenme olduktan sonra rahimdeki yuvalanma da engelleniyor. Döllenmiş yumurta atılıyor. Hamileliği engelleme mekanizmalarından biri de bu oluyor. Bu tür doğum kontrol yöntemlerine de karşı çıkar mısın? Eğer çıkmassan aradaki mantıksal farkı söyleyebilir misin? Eğer çıkarsan da daha da geri gidebilir miyiz? Örneğin spermler canlı değil mi? Bunların canlı sayılması için kadının yumurtasındaki diğer 23 kromozomla birleşmesi mi gerekli? Yani organ taslakları tam mı olmalı? Diğer türlü tam değil de sakat mı sayıyoruz? Ancak o zaman mı doğum kontrolü doğal sayılmalı? Yok, eğer o da bir canlıysa herhangi bir şekilde hamilelikten korunmaya yarayan yani spermlerin ölmesini sağlayan tüm yöntemlere de karşı çıkılmalı mı?

    Peki annedeki ciddi rahatszlıktan kastın fiziksel mi? Yukarıda söylediğim gibi, Dünya Sağlık örgütü'nün "sağlık" tanımına uygun olarak ruhsal ya da sosyal ciddi rahatsızlıkları da bunun içine katmalı mıyız? Eğer katmassak bu sığ bir değerlendirme olur mu? Ama katarsak da çıkış yolunu nasıl bulabiliriz?

    Bir de şu cümleni açıklayabilir misin?

    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: andante
    Ama kürtaj konusunda kesin son tavrım bellidir. Belki bir de tecavüz sonucu hamile kalan bir kadının bu çocuğu dünyaya getirmeme hakkı olabilir ama bunun dışında çocuk oluşturmamak son derece kolay bir yöntemken, kürtajı bir çeşit cinayet olarak ele aldığımı bir kez daha söyleyeyim.
    Herhalde tecavüz sonucu ana rahmine düşen bir cenine yaşam hakkı verilmeyebilir gibi faşizan bir düşünce değildir.

    Selamlar.

  9. #9
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Yahu neptün seni seviyorum gerçekten

    Dediğim gibi bu konu daha önce de tartışılmıştı, Oya bir dizi şeklinde konuyu tekrar gündeme getirdi.Daha önce tartıştığımız konu da doktorların daha iyi bakabilmek adına sakat bir çocuk için yaptıkları vardı konu başlığı olarak.

    Şimdi bu iki konu her nekadar benzese de orada da burada da ben bir tek konuyu savunuyorum. Ve bu konu bunların çok dışında bir konu.

    Kürtaj....

    Ben kürtaja karşıyım.Bu çok açık ve net. Dini anlamda bir karşı çıkış falan değil benimki.

    Kürtajı yok etme üzerine kurulmuş bir gerçek olarak algılıyorum.Yaşama hakkı tanımama üzerine, daha açık bir ifadeyle öldürmek eylemiyle eş değerde tutuyorum.

    Ölüm; benim gerçeğimdir, bu gerçekleşecekse doğal yöntemlerle, yani zamanı geldiğinde veya olması gerekiyorsa ötenazi gibi kendi isteğimle olmalıdır. Bir başkasının isteğiyle değil,

    Ha bir insanı falanca yaşında filanca aletle yok etmişsin, ha bir canlıyı ana karnında adı herneyse aletiyle yok etmişsin. Her ikisi de cinayettir.

    Nasıl ki öldürme eyleminin hukuksal olarak hafifletici bölümleri varsa, kürtajında hafifletici unsurları var tabikiiii

    Ama eğer ana karnındaki canlı, annenin yada kendi hayatının zora girmesini sağlıyorsa ve sonuç her şekilde ölümle sonuçlanacaksa, duruma müdehale etmek üzerine kürtaj tabikii olabilir.

    Daha önce yazdığım bir bölümü alıntılamışsın ben burada onu hatırlamamıştım açıkcası. Hatırlattığın iyi olmuş. Bir kadın kendi istediği dışında tecavüze uğramışsa ve bu durum sonucunda hamile kaldığında bunu kabullenmek zor geliyorsa kendi seçimiyle kürtajı yaptırabilir.

    Ne yazık ki benim ülkemde doğum kontrolü gibi son derece kolay bir olgu hiç dikkate alınmayarak, önemsenmeyerek bir birliktelik yaşanırken bunun doğal sonucu olan bir hamilelik yaşandığında, ne sebeple olursa olsun kürtaj bir doğum kontrol mekanizması olarak kullanılıyor.Bu cinayettir.

    Ötenaziyi hala savunuyorum. Çünkü senin de benim de hiçbirimizin dünyaya gelmeden önce, neptüncüm seni dünyaya getirelim mi sorusuyla karşılaşmadığını hepimiz biliyoruz.

    Biz insanlar genellikle bir sürü mantığıyla hareket edip neslimizin devamını sağlamak adına çocuk dünyaya getirmekle beraber, bana soracak olursan asıl kendimize ait bir şeyi görebilmek adına yaptığımız bir bencilliğimizden başka bir şey değildir çocuk dünyaya getirmek. Dünyaya çocuk getirebilmeyi görmeyi istediğimizden yapıyoruz bu eylemi.

    Bu kadar bencil bir kararla dünyaya ona hiç sormadan getirdiğimiz bu canlı artık tıbbın iflas ettiği bir yerde kendi sonunu isteyebilme hakkına sahip olsun hiç olmazsa. Başta yapılmayan bir şey sonda tıbbın çaresiz kaldığı noktada ona tanınan hak olmalıdır.

    Başta yapılan bir bencilliğin düzeltilmesi olarak ifade ediyorum ötenaziyi. Ve sen de çok iyi biliyorsun ki, dünyaya gelmiş her canlı ölümü yaşayacağından bunun tarihini belirleme hakkına sahip olabilmelidir. Doğanın eninde sonunda yapacağı bir gerçeği, kendi rızasıyla tıbbın çaresiz kaldığı noktada kulanmamak ve onu yaşatmaya çalışmak asıl çelişkidir.

    Bunun dışında bana nasıl anlatırsan anlat işin bilimsel yanı yani bir ceninin ne zaman insan sayılabileceğinin açıklanmasıyla hiç ilgilenmiyorum. Ben biliyorum ki; o cenin ana rahmine düştüğü ilk andan itibaren doğal sürecini yaşarken 9 ay 10 gün sonra karşımıza bir bebek olarak çıkıyorsa, ana karnında müdehalenin yapıldığı andan itibaren 5 yıl sonra koşması engellenendir o kürtajı yapan yada doğmasına engel olan.

    7 yıl sonra okula gitmesine engel olandır ve bu böyle devam eder benim için. Ana karnında canlıdır, ve insana ait tüm özellikleri içinde barındıran bir canlıdır.İnsandır.

    Ona ne zaman insan diyeceğiz, ne zaman insan demeyeceğiz bu işin felsefik tarafına dalarsak hiç çıkamayız. Ana karnındaki ilk cenin durumunda milyonlarca odun var soluk alıp veren bu anlamda.

    Ben bilimin bir çok anlamda bir çok cinayetleri içinde barındırdığına inananlardanım. Sadece insan olarak değil, bir çok canlı türü kobay olarak kullanılırken hepsini cinayet olarak nitelendirenlerdenim.

    Bu sebeple canımcım, sözünü ettiğin çağdaş ve bilimsel doğum kontrol yöntemlerini de anlayabilmiş değilim.Mantık olarak çok haklısın binlerce sperm de sulara karışıp gidiyor bu anlamda. O da bir canlı olduğuna göre sulara karışıp giden spermlere sebep olanları katil gibi algılamak şeklinde düz bir mantığa varabilirsin bu yolla.

    Hayır ben bunları demiyorum.Ona bakarsan vucudumuzdaki her salgı içinde bir canlıyı barındırıyor. Terlerken bile bakteri üretiyorsak dünya cinayetlerle ve katillerle dolu.

    İnsan denilen canlının erkek ve dişisi bir araya gelerek doğanın ona verdiği bir özelliği kullanıp cinselliğini yaşarken dişi rahmindeki yumurtanın bir başarılı sperm tarafından döllenmesiyle yeni bir başlangıcı oluştururken, yaşamın özü olan ilk adım da atılmıştır.

    Yaşamın özündeki iki nokta arasındaki başlangıç ve bitiş, her durumda kendini gösterirken bu zaman dilimi kimine göre uzun kimine göre kısadır. Dişi yumurtasını dölleyemeyen spermler yaşam çizgisini o kısa sürede doğal yoluyla zaten yaşıyordur. Yani var oluş ve yok oluşu. Anlatabiliyormuyum. Bunların arasından sadece döllenen bir tanesi artık süresi bize bağlı bir yaşam sürecektir.( Konumuz gereği tabii. Yoksa doğal olarak bıraktığımız herşey yaşanılacak şekliyle ortaya çıkıyor) O insandır.

    Ya; yok! seni yok edecem diyeceğiz ne adına olursa olsun, yada yaşam süresini sen belirle diyeceğiz. İşte bu arada vereceğimiz karar benim için önemli

    Kişilerin kararlarıyla hiç ilgilenmiyorum. Ben içimde yaşattığım bir canlıyı yok edebilme gücünü kendimde bulmuyorum ne adına olursa olsun.

  10. #10
    Üye
    neptune Avatarı

    Üyelik Tarihi
    24.04-2005
    Son Giriş
    04.07-2010
    Saat
    11:05
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    459
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bu düşünceleri felsefe yapmak olarak nitelendirmemek gerek. Zira tüm toplum için genelleştirilip yasalaştırılacak somut bir eylemin düşünsel ön hazırlıkları bu şekilde yapılmalı. Tabii çok daha geniş şekilde. Diğer türlü belki dinsel inanışlar, belki sabit fikirler ya da kültürel davranışlarla karar verilip tıbbi etik ile hiç ilgisi olmayan yerlere varılabilir. Tüm diğer nedenleri yok sayıp da sadece tecavüz sonucu oluşan bir gebeliğin anneyi rahatsız ettiği takdirde aldırılabileceğini söylemen bunun güzel bir örneği. Acaba eş tecavüzünü de bunun içine sokabilir miyiz? Yoksa sence Hollywood slasher filmlerinde seks yapanların hemen ölmesi gibi ahlakçı davranıp zevk için cinsellik yaşayanları doğurmak zorunda bırakarak sadece pasif şekilde kadınlık görevini yerine getirenlere kürtaj olanağı mı verelim? Diğerleri de günlerini görsünler.

    Üstelik felsefe olarak nitelendirdiğin bu düşünsel süreci çok daha genişletmemiz gerekir. İçine aklına gelemeyecek kadar çok değişken girer. İşin aslı çağlar boyunca birçok kişinin ve kurumun bu değişkenler üzerinde kafa yormuş ve sonuçta toplumlarda bu konuda uzlaşmaya varılan anlayışlar geliştirilip yasalar çıkartılmış olması.


    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: andante
    Ben bilimin bir çok anlamda bir çok cinayetleri içinde barındırdığına inananlardanım. Sadece insan olarak değil, bir çok canlı türü kobay olarak kullanılırken hepsini cinayet olarak nitelendirenlerdenim.
    Bu sözü birçok kez duymuş olmama rağmen mantığını bir türlü anlayamamışımdır. Bugün insan ömrü nitelik ve nicelik olarak ilk başladığı yerden çok yükseğe çıkmışsa bunu bu cinayet olarak adlandırdığın süreçlere borçlu. Nedense bu bakış açısını birçok yerde görebiliyoruz. Bir hayvanı kesip kızartıp yiyebiliyoruz ama sağlık için kobay olarak kullanılmasına karşı çıkıyoruz. Eh, kişisel düşüncedir, karşı çıkabiliriz, ama o zaman hastalandığımızda, sadece nezleye değil ciddi bir hastalığa bile yakalandığımızda bilimi ve kobaylar üzerinden geliştirilen ilaçları reddedip "ommm" diye söylenerek meditasyonla iyileşmeye bakmalıyız, zira aksi davranış iki yüzlülük olur.

    Biz ne dersek diyelim, yasalarca 10 haftaya kadar kadınlar, eğer evli iseler eşlerinin de rızasını alma koşulu ile, istekleri doğrultusunda kürtaj yaptırtabiliyorlar. Bunu tecavüz ya da farklı koşullarla sınırlamak ayırımcılık - ve tutuculuk - olur. Buna izin verilmesinin birkaç belirgin nedeni var; örneğin yasal olarak olanak tanınmadan önce de kadınlar bunu - üstelik sıkça kendi kendilerine ya da komşu,vs yardımıyla, askı teli, süpürge çöpü gibi çok garip araçlarla ve sağlıksız koşullarda - yaptırıyorlardı. Buna bağlı çok yüksek oranda anne ölümleri ya da sakatlanmaları görülüyordu. Anne tarafından değil de bebek tarafından baktığımızda ise bir insan olarak doğumla sonuçlanacak gelişim süresince kol-bacak, vs taslakları oluşmuş olsa da 10 haftalık iken sinir sistemi henüz tam olgunlaşmamıştır. Bu gelişim 12 haftada tamamlanır. Döllenmiş yumurta bu yüzden 12 haftaya kadar "embryo" olarak adlandırılır. Sen ne kadar insan kimliğini döllenmeden itibaren düşünsen de tıbbi görüş böyle bir ayırım koymuştur. 10 haftadan sonra yapılacak kürtajlara ise anne sağlığını tehdit etme veya doğacak çocukta veya sonraki nesillerde ağır malüliyet ile aile talebi şartını koymuştur. Bu seçenek geç gebeliklerde ikinci mesajımda verdiğim linkte de görülebileceği gibi sakatlıklarda değil de bazen ağır kromozom bozuklukları ama asıl yaşamla bağdaşmayacak sorunlarda kullanılabilmektedir. Tıp ilerledikçe, daha fazla sorunun tam olmasa bile bir ölçüde tedavisi bulundukça da bu iznin çerçevesi mutlaka daraltılacaktır.

    Bütün bu izinlere ya da kısıtlamalara karşın; hatta doktorların yaptığını belki de cinayet olarak düşünmene rağmen unutmamak gerekir ki bu bir toplumsal talep. Faşizan bir eylem olarak nitelendirmek aslında doğru olmaz; zira ailenin zorunluluğuna değil talebine esas bir değerlendirme yapılmakta. Tersi bir uygulama, yani ne olursa olsun kürtajı yasaklama ya da tam tersi her sorunlu bebeği düşürtme faşizan bir uygulama olarak görülmeye daha uygun. Bunda ise hukuki, etik ve tıbbi değerlendirme ve kısıtlamaların izin verebildiği ölçüde aile talebi temel alınıyor. Ve bence o ailenin yerinde olmadan, üçüncü şahıs olarak yaptığımız yargılama çok gerçekçi ya da hakkaniyetli olmaz. Yine inanıyorum ki böyle bir durumla karşılaşan bir aile hayatı yeniden sorgulayacaktır. Belki de daha önce katı bir biçimde kürtaj karşıtı olanların bir çoğu fikir değiştirecek, böyle bir çocuk istemediklerini düşünenlerin bir kısmı da gerçeklerle yüzleştiklerinde önceki yaklaşımlarından vazgeçerek doğumu bekleyeceklerdir.
    Karar her ailenin kendisinde olmalı. Yasalar ve tıbbi etik sınırları içinde hak tanınmış bir eylemi isteyenleri bizim dışarıdan yargılamaya çok fazla hakkımız olmamalı.

    Selamlar.

  11. #11
    Üye
    ertandagli Avatarı

    Gerçek Adı
    ertan
    Üyelik Tarihi
    29.10-2005
    Son Giriş
    09.11-2017
    Saat
    13:16
    Yaşadığı Yer
    k. maraş
    Mesaj
    111
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    kimse dünyaya bile bile sakat bi cocuk dünyaya getirmek istemez

    ama biz doktorlar ne bilecekmiş deriz allah bilir deriz getiririz sonrada allahtan gelen bişe deriz teselli ararız

  12. #12
    Üye
    ölmeyen efsane Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.11-2007
    Son Giriş
    12.04-2008
    Saat
    18:32
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    3
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    HAYATIN NELER GETIRECEGI BELLI OLMAZ BUNUN ICIN YORUM YAPILAMAZ ALLAHIN VERDIGI CAN SONUCTA

  13. #13
    Üye
    nihal63 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    03.12-2007
    Son Giriş
    23.03-2009
    Saat
    10:55
    Yaşadığı Yer
    eskişehir
    Mesaj
    36
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    ben bu kararı 2 kez verdim ve ikisin de de tıp yanıldı. şu an biri 18 deiğeri 14 yaşında 2 oğlum var.

  14. #14
    Üye
    aslıhan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    04.12-2007
    Son Giriş
    13.12-2007
    Saat
    21:06
    Yaşadığı Yer
    ANKARA
    Mesaj
    13
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    bundan 23 yıl önce ablam için hiç bir problem yok demiş doktorlar ama ablam görme engelli doğdu. ablamdan sonra doğan ben içinde doktorlar engelli doğma ihtimali yüksek demişler. annem beni aldırmak için doktora gitmiş ama son anda vazgeçmiş. o zamandaki koşullarla şimdi ki koşullar aynı değil tabii ki.

  15. #15
    Üye
    busrann Avatarı

    Üyelik Tarihi
    04.12-2007
    Son Giriş
    24.12-2007
    Saat
    07:40
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    7
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    gerçekten çok zor bi karar olsa gerek, Allah yaşatmasın. ama bence de kürtaj cinayet olurdu. hem insanın evladı olduktan sonra, ne şekilde olursa olsun ona bakmaz mı?




Sayfa 1 / 2 12 SonSon