Sayfa 1 / 3 123 SonSon
Toplam 33 mesajın 1-15 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    kuyucak Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    15.03-2007
    Son Giriş
    17.11-2010
    Saat
    23:39
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1.130
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    KENDİNDEN KAÇIŞ VE SAKATLIK

    - Bir doktor arkadaşım anlatmıştı; Bağırsaklarından ameliyat olan bir hasta anestezinin etkisinden kurtulup ameliyatın ortasında aniden uyanıyor ve gördüğü manzara karşısında aklın alamayacağı bir paniğe kapılıp, ameliyat masasından fırlıyor.. Bağırsakları dışarıda koşmaya çalışıyor.. Kaçmaya çalışıyor.. Ama insan kendi bedeninden nasıl kaçar?
    - Bir aile dostum anlatmıştı; Alzaymır hastası olan annesi bir gün aniden ortadan kaybolmuş ve sokak ortasında çırılçıplak ‘’ölen kocasını ararken’’ bulmuşlar onu.. Üstelik doktoru da sık sık dostuma da sende belirtiler var ve bu hastalık genetik, erken önlem almak lazım telkinlerine rastlamış bu olay.. Kaçmak geliyor içinden o sokaktan ve annesinden.. Ancak insan kendi bedenini, içinde taşıdığı kendisinden nasıl kaçar, nereye kaçar bulamıyor? O an kendisiyle baş başa kalıyor ve yığılıyor..
    - Geçen gün gözümüm önünde gelişen bir olay; Epeyce yürüme ve konuşma zorluğu çeken bir sakat arkadaşımız sahilde adres sormak için insanlara yönelince insanların yüzündeki panik ve ondan uzaklaşma gayretleri karşısında epey üzülmüş ve düşünmüştüm..
    - Ortalama insanın yaşlılardan, hastalardan ve sakatlardan kaçma olayının temelinde yatan duygu, kendi var oluşu içinde taşıdığı gerçeklerden kaçma olayı ile açıklanabilir.. Her zaman kendisi kaçamayacağına göre, onları göz önünden uzak tutar, dışlar..

    Bir düşünün, taş gibi dış görünüş ve makine gibi işleyen bir bedene sahipsiniz.. Güçlü ve güzelsiniz.. Beğeni topluyorsunuz gittiğiniz her yerde.. İnsan olmanın zirvesindesiniz, et ve kemikten yapılmanın ötesindesiniz .. İçinizde hiçbir güçsüzlük ve zavallılık işareti taşımanın ötesinde, o kötü sayılanların size ulaşmasını bırakın, ulaşsa bile size ne yapabilir ki diye düşünüyorsunuz.. Sanırım dev aynası dedikleri bu.. Hele maddi gücünüz de yerindeyse düşünmeye bile değmez bunları.. Ortalama insanın düşüncesi budur ve sağlam bedenin keyfini çıkarmak en büyük mutluluğudur..

    Ancakkkkk tanıdığı kötü örnekler o kadar yaklaşır ki ortalama insana dayanamaz, kaçmaktan başka çaresi yoktur.. Ya o örneklerden kaçarak kurtulur, yada onları sokaklardan, göz önünden temizler.. Kaçarak ve düşünmeyerek insan var oluşunun gerçeklerinden uzak durur.. O dev aynasında gördüğü her şeyin yalan olduğunu aslında bilir.. Ölümü içinde taşıdığını bilir insan.. Sakatlığı içinde taşıdığını bilir.. Hastalığı ve deliliği içinde taşıdığını bilir.. Yaşlılığı, çaresizliği, zavallılığı içinde taşıdığını bilir.. Ancak yaşamın bir parçası olarak onları kabul edip, onlarla yaşamayı öğrenip, kendi var oluşunu kabul edeceğine o inkarı seçer.. Öteden beriden medet umar.. İnançlarını, sanatını, hukukunu vs vs bu korku ve inkar belirler işte insanın.. Kendisini kabul etme zamanı gelmiştir insanın.. İnsanın kendi var oluşu ile barışma zamanı gelmiştir.. İnsanın bedeni ile barışma zamanı çoktan geçmiştir..
    İnsan içinde barındırdığı her şeyle insandır ve bu insan kabul edilmelidir..
    Bu yalnızlık ve sahipsizlik duygusu içindeki ortalama insanın tek yapabildiği şey, var oluşundaki kabullenemediği her şeyi inkar etmek, yok saymak, kaçmak, aşağılamak ve hatta kendi elleriyle imha etmektir.. Oysa her insan var oluşuyla birlikte saçlarında ölümü, gözlerinde yaşlılığı, ayaklarında olabilecek sakatlıkları, güçsüzlüğü, acizliği ve ruhsal çöküntüleri de içinde taşır ve bunları aynen var oluş gibi doğal karşılamalıdır..
    Oysa yarattığı kültür (kapitalizm de tavan yaptı) onun varlığını inkar üzerine kuruludur..
    İşte budur insanlığın çıkmazı.. Salt sakatlardan kaçmakla açıklanacak bir şey değil anlayacağınız.. İnsanın kendinden kaçış hikayesi diyebiliriz..

  2. #2
    Üye
    shukufe Avatarı

    Üyelik Tarihi
    20.01-2007
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    ankara
    Mesaj
    5.451
    Alınan Beğeniler
    112
    Verilen Beğeniler
    168

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    kuyucak bu anlattigin ameliyat manzarasi biraz garip bence yada doktorun fantezisi

    ameliyat olurken insani nasil siki sikiya bagliyorlar kacmak ne kelime donemiyorsunuz bile koleastotam ameliyati oldugum zaman doktorum epey zorlanmis acaba yuz felci oldumu diye bir ara hafiften ayilttilar beni
    agsim yuzum her tarafim cesitli kablolar baglarla bagliydi aciyorki aciyor uyku uyaniklik arasi sadece doktorumun sordugu soruya cevap verebildim tekrar bayilttilar hemen demem o ki ameliyat masasindan ayik bile olsaniz imkani yok kacamazsiniz
    sakatliktan sakatlardan kacmak gibi bir dusunceyi hic aklima getirmedim dogrucasi
    o kacanlar kendine bir is cikmasin diyedir bence

  3. #3
    Üye
    empatizan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.02-2008
    Son Giriş
    20.03-2017
    Saat
    10:49
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    845
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Nietzsche’nin “Bu da dahil bütün genellemeler yanlıştır.” Sözü geldi aklıma.
    Ardından da; her genellemenin hem yanlışı hem de doğruyu barındırdığı paradoksu

  4. #4
    Üye
    merovenj Avatarı

    Gerçek Adı
    Alp
    Üyelik Tarihi
    06.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Istanbul
    Mesaj
    3.553
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Pablo Picasso malum kubizmin kurucusu ve oncusudur sanat alaninda.Kubizm'i bilmeyenler icin kisa bir aciklama getirmek isterim ki kafalarinda soylemek istediklerim canlansin ve daha iyi anlayabilsinler.Resim de geometrik olculerin kullanilmasi ve resmedilen nesnelerin gerometrik sekiller olusturacak sekilde tabloya ve yorumcuya yansitilmasi.Bir diger ozelligi de uc boyutlu bir cismi iki boyutlu bir cisme aktarmaktir.Diyeceksiniz ki bunun konuyla ne alakasi var

    Alakasi su ustad Kuyucak yine onemli bir konuya temas etmekle beraber, ben deniz de bir kac anektodla suslemek istedim.Kuyucakin yazisini okudugumda aklima direkt bir zamanlar kendisini ve eserlerini inceleme firsati buldugum Picasso'nun bir anisi geldi aklima."Guernica" resim ikinci dunya savasi donemlerinde Almanlarin Guernica kasabasini bombalamasini anlatmaktadir.O donemlerde Picasso sergi sergi gezmektedir.Sergilerin birinde bir alman generali kendisinin tablolarini cok begenir ve Guernica Tablosu icin "bu resmi siz mi yaptiniz" sorusunu yoneltir.Picasso'da "hayir siz yaptiniz" cevabini verir.(Tablo bes kadinin savas sirasindaki dramlarini da anlatmakta ve yansitmaktadir)Picasso'nun cevabi o donemde hafizalara kazinsa da bu gunlerde de halaaa gecerliligini korumaktadir.Ayrica bizler icin de uzerinde uzun uzun dusunmemizi gerektiren bir durum cevabidir.

    Sozun ozu, insan etten kemikten ibaret olmasina ragmen bu ete ve kemige hukmu veren akildir.Degerli ustadim unutulmamali ki bu soyledikleriniz engelli veya engelsiz farketmez bir sekilde insan beyninin urunudur, dogru ya da yanlis olduguna karar vermek, kisinin bu tarz durumlari suzgecinden gecirdikten sonra elinde kalan tortulari ne olcude dogru yorumladigiyla alakalidir.

    Insan olmak deyimi dogru dusunuldugunde, engelli, engelsiz gibi kavramlari icermemelidir.Cunku insan bunlarin ustunde bir varliktir...

  5. #5
    Üye
    kuyucak Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    15.03-2007
    Son Giriş
    17.11-2010
    Saat
    23:39
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1.130
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Hiçbir yazımı sadece engellilere diye yazmadım ve düşünmedim.. Fakat bazen onları öne çıkarma gayretim oldu.. Hep şunu dedim; Toplumu anlamak için engelli olanlardan yola çıkmak lazım.. Toplumun yaşadığı sorunları onlar katlanmış şekilde yaşıyor.. Ayrıca görünmez olan bir çok şey onların gözünden bakılırsa mercek altında gibi rahat gözükür hale gelmektedir.. Şöyle sıralarsam olayları;

    -Herkes engelli adayıdır.. Demek ki herkes her an sakatlanabilir ve bir gün sistem tarafından engellenebilir.. Dikkatli olmadıysanız bize ne diyebilirmiyiz?
    -Her kes hasta adayıdır.. Demek ki herkes kalıcı hastalıklara yakalanabilir ve iyileşemeyebilir.. Genetiğinizde bozukluk var yada zararlı şeyleri tıkınmışsınız bize ne diyebilirmiyiz?
    -Herkes yaşlanma adayıdır.. Demek ki her insan istisnasız yaşlanacak ve bedensel ve ruhsal zayıflıklar yaşayacaktır.. Ben ilerde yaşlanmayacağım ve asla ruhsal ve fiziksel zayıflığım olmayacak, bu sorun acze düşeceklerin sorudur diyebilirmiyiz?

    Geri zekalı bir kültür yaratıp, insan şimdiden kendisine ve soyuna ilerisi için hatta yarını için tuzak kurar mı? Evet kurar.. Çünkü o kendisini inkar üzerine kuruyor tüm kültürünü ve yaşam tarzını.. Hem birey olarak hem de toplum olarak.. Çünkü içinde olanı, kendinde taşıdığını inkar edecek kadar geri zekalıdır kendisi.. Her anlamda savunması vardır, kendisini rahat hisseder.. Her şey parası olunca, sağlık güvencesi olunca, çoluk çocuğu olunca çözeceğini sanır.. Oysa bunlara sahip olmaktan çok asıl olanın, tüm yaşamın her tür insana göre düzenlenmesi olduğunu hiç düşünmez.. Çünkü o kendisinin asla o durumlarda olmayacağını ‘’bilir’’, kendisine kondurmaz, yakıştırmaz.. Çünkü o, o durumları içinde taşıdığına inanmaz.. Bu kadar mutlak olan şeyleri inkar eder.. Bulaşıcı sanır, onlardan kaçınca kurtulduğunu sanır.. Onları göz önünde istemez, hapseder.. Ama bunu kim yapar, asıl sorun o işte?
    Yarın o durumlara düşmesi mutlak olan, ama yarını inkar eden, kendisine tuzaklar kurmaya devam eden, kendi hapishanelerini ören geri zekalı bilinci yaptırır bunu ona.. Çünkü maddi var oluşunu asla kabul etmez insan ve inkar eder..

  6. #6
    Üye
    merovenj Avatarı

    Gerçek Adı
    Alp
    Üyelik Tarihi
    06.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Istanbul
    Mesaj
    3.553
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: kuyucak Mesajı Gör
    Hiçbir yazımı sadece engellilere diye yazmadım ve düşünmedim.. Fakat bazen onları öne çıkarma gayretim oldu.. Hep şunu dedim; Toplumu anlamak için engelli olanlardan yola çıkmak lazım..
    -
    Yazilariniza genel hatlari itibariyle katilmakla beraber,yukaridaki dusuncenizi irdeledigimde ortaya bir paradoks cikiyor ve buna katilmiyorum.Oncelikle yukarida belirttiginiz mantikla hareket ettiginiz takdirde zaten ortaya bir engel yatatmis ve cikartmis oluyorsunuz.Bu su dusunce boyutunu dogurur"ben dunyaya iki kutuplu bakmaliyim"Bu dusunce kalibi ister istemez beraberinde sorunlar yaratir.Dile getirmis oldugunuz "ben sag goruse mensubum, ama dunyaya oncelikle sol gorus acisindan bakmaliyim" mantigindan iyi dusunuldugunde hic bir farki yoktur.

    Bana gore isin icerisinde tarihsel bir yanilgi da mevcuttur.Bize gecmisten gunumuze ogretilen bilgilerin arasinda "oncelikle hatalarimiza bakicaz ve ona gore yolumuzu cizmemiz gerektigi dusturudur"Bir nevi hatalarimizdan ders almamiz gerektigidir.Fakat burda ince bir cizgi vardir ve hatadan hata yaratma noktasinda, dislariz kendimizi,unuturuz cunku bize surekli hatalar uzerinden dogrulari bulma yontemi ogretilmis dikte edilmistir.Nedense dogru ve yanlisi ayni duzlemde degerlendirmeyiz,sorgulamayiz

  7. #7
    Üye
    ayyüzlü Avatarı

    Gerçek Adı
    ayyüzlü
    Üyelik Tarihi
    11.10-2008
    Son Giriş
    09.10-2017
    Saat
    11:46
    Mesaj
    19.971
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    öncelikle kuyucak abi yazılarınızı yorumlarınızı beğenerek takip edip okuduğumu belirtmek istiyorum .

    bizler beyne bir resim çiziyoruz o resimden bir pürüz olsun silmek saklamak için çalışıyoruz.
    canlı canlı kendimden örnek vereyim. aynaya bakmayı çocuklukta sevmezdim.belkide zihnimdeki anatomik bedene aykırı olduğumdan.(ben bunu artık,evimde şimdiki kadar çok ayna olayışından dolayı algılamak istiyorum) şimdi ise aynaları çok seviyorum artık sürekli de bakıyorum.evet farklılık bende,ben bu farkılığımı kabul etmiş ve onunla barışık yaşıyorum

  8. #8
    Üye
    monalisa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.04-2008
    Son Giriş
    14.01-2016
    Saat
    21:05
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    335
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Güzel bir konu… Çoğu kez, birçok şeyden kaçarız. Sorunlardan kaçarız. Kendimizle yüzleşmekten kaçarız. Acı çekmekten kaçarız. Bilmediğimiz, tanımadığımız şeyden kaçarız.

    Bu konuya geldikte… Kuyucak kimi örnekler vermiş. Kendi bedeninden kaçmak… Hastalıktan kaçmak… “Çirkin” olandan kaçmak gibi…

    İnsan toplumsal bir varlıktır. Dolayısıyla, o toplumun kalıplarına, kurallarına göre yetiştirilir. İnsanın insan olmasının temelinde bilinç vardır. İnsanın bilinci çevrenin ve toplumun içinde biçimlenir. Başkalarıyla ve de kendisiyle bu bilinç aracılığıyla iletişim kurar.

    Kuyucak arkadaşım yine sonuçlara bakarak değerlendirmeler yapıyor. Asıl nedene inmiyor. Bunun dışında, bana göre, sorun olan bir şey, size göre olmayabilir. Burada önemli olan bireyin, o sorunla, olguyla kurduğu ilişkidir. O ilişkiye bakmak gerekiyor. Yani, bir tekilden yola çıkarak, insan hastalıktan kaçmak ister gibi bir genellemeye gidilemez. Ya da insanın çıkmazı kendinden kaçmaktır gibi bir kötümserliğe de kapılmıyorum. İnsan, hep kendini bağlayan zincirlerden kurtulmuştur.

    Sakatlık boyutuna gelince… Sakatların tarihi gelişime baktığımızda, sakatlığın hep olumsuz karşılandığını görüyoruz. Sakat olmak, hep faydasız olmakla ilişkinlendirilmiş.

    Antik Yunan’dan beri, biçimden yoksun olanın güzel olamayacağı nitelendirilmiş. Biçimden yoksun olan estetik değildir anlayışı egemen olmuş. Ya da bütünlüklü bir beden anlayışının sağlıklı olmak olacağı dillendirilmiş.

    Böyle bir ortamda yaşayan engelli/engelli olmayan bireyler, tüm bu anlayış çerçevesinde kendine ve topluma bu gözle bakmaya başlıyorlar.

    Sonra da, sakatlar, sağlamların tedirgin vicdanları olmaya başlıyor. Artık, şunu tüm insanlara anlatmamız gerekiyor.

    Çirkin olan sizin güzellik ve sağlam beden anlayışınızdır. Çirkin olan sizin bizlere yüklediğiniz olumsuz anlamlardır. Çirkin olan, insana insana yabancılaştıran bu düzendir.

    Ben tüm bana öğretilen kalıplara ve düşünce sistemini red ediyorum.

    Niye bedenimden utanayım? Niye toplumdan kaçayım? Niye aynaya bakmaktan çekineyim? Kendimi seviyorum. İnsanları seviyorum. Herşey, ben de başlar, ben de iter.

    Evet. Halen sakatların görüntüsünden dolayı rahatsız olanlar var. Halen sakatları içlerine almak istemeyenler var. Kuşkusuz, bu gerçeği görmezden gelemeyiz. Öyleyse, bu gerçekle mücadele etmeliyiz. Bilgi güçtür. Önce kendi düşüncelerimde devrim yapacağım. Sonra da çevremdeki insanları geçmişin kokuşmuş düşüncelerinden arındıracağım.

    Ne hastalıktan ürküyorum. Ne de farklı olandan… Kimseye görünüşünden, cinsiyetinden, düşüncesinden, renginden dolayı ayrımcılık yapmamayı ilke edindim. Ha! Senin dediğin biçimde davranan insanlar yok mu? Var. Öyleyse, bu enkazdan kurtulmanın yollarını aramak gerek diye düşünüyorum.

    İnsan denilen varlığın kimileyin, korkuları, çaresizlikleri, zavallılıkları olabilir. Ama tüm bunlar, durup dururken olmuyor. Öyleyse, bizleri kuşatan sistemle birlikte tüm bu olgular arasındaki ilişkileri düşünmeliyiz.

    İnsanı senin kadar, yok sayan, inkar eden, aşağılayan bir “mahluk” olarak mutlaklaştırmıyorum. İnsanı insan yapan bilincidir. Bak! Feuerbach şöyle diyor:

    “ Tam bir insan, düşüncenin, iradenin ve kalbin gücüne bağlıdır. Düşünce gücü, bilginin ışığıdır. İrade gücü, kişiliğin enerji kaynağıdır. Kalbin gücü ise sevgidir. Mantık, irade gücü ve sevgi insanın mükemmellikleridir. “

    Bayıldım söylediklerine. Ne güzel söylemiş değil mi? Şiir gibi… İnsan, sevmek, düşünmek ve istemek için vardır diyor. İnsan bir diğerini aşağılamak, yok saymak için yok. Eğer, böyle yapıyorsa, bil ki, insan insan olma aşamasına gelemediğindendir.

  9. #9
    Üye
    Zann Avatarı

    Gerçek Adı
    Ahmet
    Üyelik Tarihi
    11.02-2010
    Son Giriş
    30.11-2016
    Saat
    13:09
    Mesaj
    37
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Brawo sevgili monalisa,çok güzel ve anlamlı bir yazı yazmışsınız.Bu yazdıgınız yazının kurdelenmesi lazım bençe...

  10. #10
    Üye
    sırdaş Avatarı

    Gerçek Adı
    Saliha
    Üyelik Tarihi
    30.03-2009
    Son Giriş
    25.09-2017
    Saat
    22:56
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    1.080
    Alınan Beğeniler
    4
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    sevgili monalisa ağzına sağlık diyorum

  11. #11
    Üye
    kuyucak Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    15.03-2007
    Son Giriş
    17.11-2010
    Saat
    23:39
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1.130
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sevgili Monalisa ..

    Ben insanı iyi yada kötü olarak mutlaklaştırmam .. Dünya görüşüm buna izin vermez.. İnsan değişim içinde olan bir varlıktır.. Ancak senin örnek verdiğin yazar, yaşayan insanı değil, olması gereken insanı mutlaklaştırıyor.. İdeal insanın nasıl düşünmesi, hareket etmesi, ve gücünü nerelerden alması gerektiğini anlatıyor.. Yüz düşün adamı araştısak, doksan dokuzu aynı şeyleri söyler.. Çünkü onların amacı ideal insanı kurgulamaktır.. Ayrıca o düşün adamları ile otursak aynı masalara, yüz konudan doksan dokuzunda hemfikir olacağımızı biliyorum ben.. Onlar olması gereken insanın nasıl olması gerektiğinin şablonunu koyuyorlar ortaya, ben ise yaşayan insanın, acı çeken insanın, yalnız insanın, nasıl bu hale geldiğini araştırıyorum, düşünüyorum.. Çok ayrı şeyler değil ancak benim onlardan farklı olduğum ve doğru olduğuma emin olduğum bir çıkış yerim var; İnsan şu an içinde bulunduğu her tür düşüncesinin temelinde yatan ruhsal dürtüler ile yüzleşmezse, asla o yazdıkları ideal insana ulaşamayacaktır.. Çünkü sıraladığınız bilim, mantık, yürek ışık ve sevgi gibi olgular onu kendisine dönmesine izin vermiyor… Daha çok onu kendisinden uzaklaştırıyor… Çünkü yarattığı düşüncenin, kurduğu uygarlıkların temelinde kendi varlığını inkar etmek var.. Kendi varlığı, yani bedensel varlığı içinde taşıdıklarından nefret ediyor.. Bu bedende ölüm var, bu bedende sakatlık var, hastalık var, yaşlılık var.. Bunu kabul etmiyor..,Kendisini 15-45 yaş aralığında, güçlü, güzel, ölümsüz ve sağlıklı kalacağını düşünerek (gerçeği inkar ederek) uygarlığını buna göre yaratıyor.. Düşünsel yapısını buna göre şekillendiriyor.. Kendisinde taşıdıklarını mutlak olarak yaşamaya mahkum olduğu halde, (mutlak olan değişim çünkü) o yaşamın her durumuna hazırlık yapmıyor..

    Kısaca bir örnek verirsem: Alt geçitleri, üst geçitleri yapanlar, şehirleri planlayanlar, mimari yapıları düzenleyenler, ulaşımı gerçekleştiren ona karar veren, planlayan, uygulayan, o hizmetten yararlanan her kes ama herkes, hastalandığında, sakatlandığında, yaşlandığında, kendi yaptığı eserlerine bakıp küfrediyor.. İşte insanın durumu budur.. Çünkü onun kültürünün temelinde kendi varlığını inkar etmek yatar.. O oluşturduğu eserleri kendisinin her an her şeye karşı hazırlık olsun diye yaratmaz.. Kafasında tasarladığı güçlü insana göre yaratır.. Bak bunlar fiziki eserler.. Birde olayın düşünsel, inançsal ve sanatsal taraflarını katarsak olaya, sanırım yaşayan insanı daha kolay anlarız .. Gerçek insanın üstünde, ideal insan inşa edilmez.. Gerçek insan kendisiyle yüzleşmeyi öğrenmelidir.. Hele sakatlarda ve yaşlılarda durum daha vahim; Onlar kendilerinde eksik arıyorlar, bu dağları niye deviremiyoruz diye .

  12. #12
    Üye
    monalisa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.04-2008
    Son Giriş
    14.01-2016
    Saat
    21:05
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    335
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Konu başlığı çok geniş. İnsanı mı irdeleyeceğiz? Yoksa sakatların yok sayılmasının nedenleri ve sonuçlarını mı?

    Her ne kadar insanı iyi ya da kötü olarak mutlaklaştırmadığını söylesen de, en başta yazdıkların bunun tersinin olduğunu söylüyor. Öyle genellemeler yapıyorsun ki, kendi kendinle çelişiyorsun gibi geliyor bana.

    Örneğin, şöyle demişsin.
    "Bu yalnızlık ve sahipsizlik duygusu içindeki ortalama insanın tek yapabildiği şey, var oluşundaki kabullenemediği her şeyi inkar etmek, yok saymak, kaçmak, aşağılamak ve hatta kendi elleriyle imha etmektir.."

    "Ancakkkkk tanıdığı kötü örnekler o kadar yaklaşır ki ortalama insana dayanamaz, kaçmaktan başka çaresi yoktur.. Ya o örneklerden kaçarak kurtulur, yada onları sokaklardan, göz önünden temizler.."

    Bence, insan diyerek genelleme yapmak yerine, kimi insanlar demeliydin. Böylece bizlerde yanlış algılamamış olurduk. Her neyse. Madem ki, insanın sürekli değişen bir varlık olduğunu söylemişsin. Bu konuda seninle hemfikirim.

    Benim söylediğim düşünür, kendi tezini temellendirmek için insanın bu özelliklerinden söz etmiş. Tabii ki, ben burada oralara girmedim. Yalnızca, sözleri çok hoşuma gittiği için alıntı yaptım. Ancak, şunu söyleyebilirim. Sözkonusu düşünür, var olmayan bir şeyden söz etmiyor. İnsanı diğer canlılardan ayıran düşünme gücüdür diyor. Bunu yadsıya bilir misin? Yine, irade gücünün enerji verdiğini söylüyor. Bunu yadsıyabilir misin? Ya da kalbin gücü sevgidir diyor. Çok haklı. Yoksa, bir annenin çocuğu için kendi canından vazgeçmesini nasıl açıklayabilirdik? Bunlarla ilgili birçok örnek verilebilir. İnsanı kurgulamıyor. Yalnızca, insanın kimi yönlerini açımlamaya çalışıyor. Kaldı ki, biz bir şeyin ne olduğunu tanımlamadan bilemeyeceğimiz gibi insanın da ne olduğunu bilmezsek, kendimizin ne olduğunu anlayamayız.

    Birçok filozof, bu dünyanın yaşanılabilir bir dünya olması için insanı araştırmışlar. Onun için de insana yol göstermişler. Kötü mü etmişler yani? Baksana! Dünyanın durumuna… Yıllarca eğitim ve öğretim alıyoruz. Ama yine dünyada kötülükler var. Her neyse…

    Yanlış anlama sakın: Tabii ki, senin de insani açıdan insanı açımlama bir gayreti içinde olduğunu biliyorum ben.

    İnsana geldikte… Bana göre insan, hep iyiyi ister, iyiyi arzular. Ama kimi kez, tutkularımız, öfkelerimiz, arzularımız bizi iyiye doğru götürmez. İnsan, bilerek ya da bilmeyerek kendilerini bu duyguların içinde bulabilir. Ya da koşullar gereği kimi çıkmazlara sürükleniriz.

    İnsan hep iyiyi istediğinden dolayı, hasta olmaktan korkar. Çünkü, sağlıklı olmak iyidir. Çünkü, bedeninin bir yerindeki hastalık bizlere acı verir. Öyleyse, demek ki, sağlıklı olmak için spor yapmalı, iyi beslenmeliyiz. Burada söz ettiğim, sakatlık olgusu değil. Yaşlılık da da benzer durumlar geçerlidir. İnsan, hazza dayalı bir varlıktır. Hazzın da türlü dereceleri olabilir. O nedenle de acı çekmekten kaçarız. Ancak, gözümüzden kaçan bir şey var. Acı çekmeyen insan olgunlaşamaz. Acı insanı değiştirir, dönüştürür. Acıyla yaşamayı da öğrenmek gerek.

    Ölüme gelince… Yüzyıllar boyunca, sevdiklerinin yok olmasını kabullenemeyen insan ya da öldükten sonra ne olacağını düşünen insan cenneti ve cehennemi yarattı.

    Sakatlık boyutuna geldikte… Yukarıda bizlere öğretilen kalıplardan söz etmiştim. Bu toplumun içinde bu kalıplara göre büyütülüyoruz. Ancak, bunun dışında, kişiler, biçimden yoksun olduklarını birini görünce, önce ürküyorlar. Evet, ben bu toplumda engelli olmanın tüm dezavantajlarını yaşadım. Ben bile, yüzünün büyük bir bölümü yanan bir insanı gördüğümde, yüzüne bakamadım. İçimde öyle bir dalgalanma oldu ki, bu dalgalanmanın ne olduğunu anlayamadım. Öyle olmaktan korktuğum için mi ürkmüştüm? Yoksa, o insana karşı içimde acıma duygusu mu uyanmıştı? Yoksa, o yüze bakacak cesaretim mi yoktu? Bozuk olan bir şey neden beni korkutuyordu? İçim alev alev yanıyordu. Bir yandan da, tüm bunları düşündüğüm için suçluluk duyuyordum.

    Bence, farklılığa duyarlılık her insanda vardır. Farklı olan hemen dikkatimizi çekiveriyor. Sağlam olanlar da, sakat birini gördüklerinde benim gibi benzer duygular yaşayabilirler. Ürkerler, kaçarlar, öyle olmayı istemezler. Neden?

    Çünkü, belleğimizde, çoğunluğa göre oluşan bir güzellik anlayışı var.

    Çünkü, belleğimizde, sağlam bedenin bütünselliği var.

    Çünkü, her şeyi görünüme göre değerlendiriyoruz.

    Eğer, ben yüzü yanan adamla konuşsaydım, onu tanısaydım, düşüncelerini sevseydim, artık yüzünün yanık olmasını görmeyecektim. Ondan ürkmeyecektim. Nerden mi biliyorum? Yaşadıklarımdan…

    Ben yirmili yaşlarımda herhangi bir sakatla yan yana gelip oturamazdım. Yolda yürüyemezdim. Sonradan onları tanıdım. Hiçbirini bedenine göre değerlendirmiyorum. Yalnızca düşünce dünyaları ilgilendiriyor beni.
    Demek ki, burada bilinç ön plana çıkıyor. İnsan, bilmediğinden, tanımadığından korkar. Onu kendi belleğindeki gibi algılar. Öyleyse, artık biz engelliler, sağlamların belleğindeki algıları değiştirmemiz gerekiyor.

  13. #13
    Üye
    empatizan Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.02-2008
    Son Giriş
    20.03-2017
    Saat
    10:49
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    845
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Tartışmaya katkı sağlayacak bir şeyler yazmadan, görüşlerinize katıldığımı bildirmek çok banal olacak ama inanın öyle monalisa. (Banal birisi olmaktan yüksünmeyecek kadar aştığımı belirteyim de yiğitliğe bok sürdürmeyim arkadaşım)
    Ekleyeceğim bir şey var: Sağlamın belleğindeki algı ve onun algı katsayısı, eğitimi, duyarlılığı, kişiliği vs. gibi faktörler her ne kadar önemli olsa da; belleğindeki ezberleri alt üst etmesi ancak çok yakınlarındaki birisinin ya da kendisinin başına mükemmel ve sağlıklı beden görüntüsünün bir anda kaybolabileceğini idrak etmesini sağlayan bir musibet geldiğinde mümkün oluyor. Ayrıca, insanların görüntüsünden ziyade düşünce dünyalarıyla ilgilenecek olgunluğa erişme potansiyeli ve yetisi kolay kolay kazanılmıyor. Biraz yaş, biraz kişilik, biraz eğitim biraz tecrübe vs karışımı uzun bir süreç bu.

    Halihazırdaki duygu ve düşüncelerimle eğer sakat olsaydım, sağlamın belleğine oluşan benimle ilgili algılar inanın zerre kadar umurumda olmazdı. Eminim ki ne sizin ne de Kuyucağın derdi başkalarının algıları ama, bu olgunluğa erişinceye kadar ne zor süreçlerden geçtiğinizi tahmin edebiliyorum. Katkı sağlayacak bir şey yazamayacağım çünkü insanların algılarını, genellemelerini, bakış açılarını değiştirmenin ne kadar zor olduğunu biliyorum.

    Tek tesellim, bedenini, kılıfını aşan insanların var olduğunu bilmek.

  14. #14
    Üye
    monalisa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.04-2008
    Son Giriş
    14.01-2016
    Saat
    21:05
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    335
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Empatizancığım,
    Bence, sıradan olmak da bir şey: Bırak da, içinden geldiği gibi yaz düşüncelerini… Bu konuda sana hak veriyorum. Her ne kadar, ateş düştüğü yeri yaksa da, merdivenleri teker teker çıkarken, sağlam olan, yeni tanıştığım arkadaşlarımın bana uyum sağlamasının engelliliği anlatarak onlarda bir farkındalık yarattığım farkındayım:
    Onun için nerde olursam olayım, hep bu konuları gündeme getiriyorum.
    Örneğin, Solon’dan mı söz ediyoruz? Solun’un fahişeliği kurumsallaştırdığından söz ederken, sakatları öldürmeyi yasalaştırdığını da araya sokuşturuveriyorum: Tragedyaları mı konuşuyoruz? Filoktetesten mi söz ediyoruz? İnsanlar başka açılardan değerlendirirken, ben başka bir açıya dikkati çekiyorum. O günlerden bu güne kadar değişmeyen sakat ayağını sürüye sürüye giden, bir adaya terk edilen, cezalandırılan Filoktetes’in yazgısını bugün sakatların da yaşadığı gerçeğine…
    Evet, önyargılar, algılar değişiyor ama yavaş yavaş. Ve… Senin gibi insanları aramızda görmekten dolayı mutluyuz.

  15. #15
    Üye
    kuyucak Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    15.03-2007
    Son Giriş
    17.11-2010
    Saat
    23:39
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1.130
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Monalisa;
    Amacım burada hazır bilgilerimi yaymaya uğraşmak değil.. Tartışıyoruz adı üstünde..
    -Evet insan yer yüzünde yalnız ve sahipsizdir.. Zayıf ve kırılgan bir bedene sahiptir.. Evet o bunları inkar eder ve uygarlığını zayıf ve kırılgan bedenine uygun şekilde oluşturmak yerine hep güçlü kalacağı zannı (yanılsama/yalan kültür) ile şekillendirir.. Bu yaptığı eserler düşünce yada fiziki engeller olarak mutlaka karşısına çıkıp onu cezalandıracaktır.. Kurt kocayınca çakalların maskarası olur sözündeki GÜÇ fışkırır uygarlığından (!).. Oysa her kurtun sonudur onun başına gelenler.. Buna rağmen GÜÇ mutlaklaştırılır..
    -Bu uygarlığın keyfini çıkaran 15-45 arası sağlıklı insanların burnunun dibinde elbet kötü örnekler(?) doludur.. Ancak o sağlıklı insanların yaptığı, bu kötü örneklere(?) uzak durmak, onlardan kaçmak, hatta onların sokağa çıkmasını zorlaştırarak onları göz önünden uzak tutmaktır.. Çünkü sağlıklı insanın kendisinin de insan(!) olduğunu hatırlatmaktadır bu zavallı(?) insanlar ona.. O insandır, ancak sağlıklı insan, insan sayılır onun uygarlığına göre.. Ötekilerde insandır ancak onlar sıfatlarla anılır.. Sakat insan, hasta insan, yaşlı insan.. İşte bu yüzden onlar uzak tutulmalıdır..
    -İyilik kavramı o kadar saçma bir kavramdır ki; Öteki insanların önüne bir sadaka atmakla tüm ruhu huşu ile dolar uygarlığın mimarlarının.. İyilik yapılacak insan kalmamalıdır yeryüzünde..
    Empatizan;
    Haklısın insan öyle doğru düşünmeyi öğrenince doğruları bulup hidayete ulaşmaz.. Ancak günlük yaşamında burnunun dibinde ve ona acı veren bir olay olması lazım etkilenmesi için..
    Çağımızı iyi gözlemlemek lazım diyerek başlıyorum ben.. Hastalıkların aklın alamayacağı kadar çoğalması, hızlanması, sakatların sayısının olağanüstü artması (sanayi üretimi ve tüketimi sakat üretim fabrikası gibi çalışıyor) ve yaşlı insanların ömürlerinin artması.. Yani güçsüz insanların çoğalması ve uygarlığın onlara göre düzenlenmesi, düzenin sırtından alınacak bir yük aslında.. Tek engel düşünsel devrim bu dediklerime.. Tüm sistemin yaşamı bu insanlara göre düzenlemesi şart ve gerekli.. Son söz; İşimiz zor haklısın.. Ancak başlamak işin yarısını halletmek demektir bana göre..
    Hani bir film vardı; Köyün delisi, köyün ağasına yada kötü insanlarına bağırıyordu;
    -‘’Ölümde var’’ diye.. Bende sitenin delisi olarak, sistemden sorumlu olanlara bağırıyorum;
    -Sakatlıkta var!
    -Hastalıkta var!
    -Yaşlılıkta var!
    -Sende insansın!




Sayfa 1 / 3 123 SonSon