Sayfa 2 / 3 İlkİlk 123 SonSon
Toplam 33 mesajın 16-30 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #16
    Üye
    kuyucak Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    15.03-2007
    Son Giriş
    17.11-2010
    Saat
    23:39
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1.130
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Her yazımızda düzen, sistem, toplum der, bizleri yok saydığını söyleriz.. Bizleri ötekileştirdiğini anlatır dururuz.. Kim bu saydıklarımız? Bizleri yaptıkları işlemler ile ve görmezden gelerek nasıl ötekileştiriyorlar? Sorumluları kim? Bence doğru soru, sorumlu olmayan var mı? Orta halli bir şehri anlatarak kurgulayalım olayı.. Kahramanımızda o şehirde yaşayan yeterli eğitim alamamış ve meslek sahibi olamamış işsiz bir genç olsun; Bu yazıdaki şehri ve kahramanı her satırda bulamasanız da mutlaka bir yerlerden tanıyacaksınız..
    -Eğitim için orta eğitim seviyesinden sonra aile gerekli desteği vermek yerine ona engel olmuşlardır.. Hatta okumayı yazmayı öğrensin diye okula gönderilmiştir.. Aile bilinci onun sokaklarda çok fazla olmasına katlanamaz..Meslek edinmek için bir işyerine gidip gelinebilmesi için apartmanın 4. katından inmekte zorlanmanın ilk sorumlusu ailedir.. O katın sakat bir insanı engelleyeceği bilinir.. Ancak sakat nasılsa dışarı çıkmaz bilinciyle hiç tereddütsüz o katta oturulur.. Aile onu eve bağımlı hale getirir..Güya sevgi adına yapar..
    -Meskenler asla sakatlara uygun değildir.. Kapılarının, merdivenlerinin, sokağa çıkışta düzgün olmayan konumunun, asansör olmayışı, var olanların sakatlara uygun olmayışı, hatta yarı katta başlamasının sorumlusu kimdir acaba? Müteahhit masraftan kaçınmak için ilk sorumludur.. Mimar sorumludur.. Mimarın projesine onay veren belediye memurları sorumludur.. O memuru oraya koyan belediye başkanı sorumludur.. O memurun önüne o projeleri koyan belediye meclisi sorumludur.. O belediye başkanına o yetkileri veren yasalar sorumludur.. Yasaları yapan meclis, yasaları uygulayan hükümet, hükümeti onaylayan cumhurbaşkanı sorumludur.. Kararları denetleyen adalet, kararlara bekçilik eden asker ve emniyet güçleri sorumludur..
    -Başa gelelim yeniden, o müteahhitten o evi talep eden halk sorumludur.. Belediye başkanını seçen halk sorumludur.. Hükümeti seçen halk sorumludur.. Hükümetin atadığı vali, kaymakam, devletin her kurumunun müdürleri sorumludur..
    -Sadece ev örneğinde kalmayalım isterseniz.. Okulların uygun olmayışını, ulaşımın uygun olmayışını, sosyal hayatın uygun olmayışını, eğlence ve kültür hayatının uygun olmayışını kısaca şehirlerin toplam olarak uygun olmayışını ele alalım deseniz de durum tamamen aynıdır.. Değişmez bir şey.. Toplum hiç istisnasız sorumludur.. Tek bir yerden itiraz gelse kurulan sisteme, olay orada tıkanacak ve geri dönmeye başlayacak.. Ancak tek bir yerden itiraz gelmez.. Hiçbir birey ve kurum yapılana itiraz etmez.. Bu güçsüzleri kıyım sistemine dur demez.. Siz bu işi yapıyorsunuz ama, bu yaptığınız iş sakatları, yaşlıları ve hastaları engeller demez hiçbir kurum ve kişi.. Bizleri de mutlaka bir gün engelleyecek bu yaptıklarımız demez..
    Tepeden tırnağa kadar herkes sorumlu ve tek itiraz gelmiyor..
    Çünkü yapılan işleri talep edenlerin, o işlemi uygulayanların, o işlemi denetleyenlerin, o işlemi planlayanların, o işlemi koruyanların, o işlemle ilgili davalara bakanların beyinleri
    insan gerçeğinden çok, insanı inkar eden düşüncelerle doludur.. İnsan gerçeği, beden olarak kırılgandır ve mutlaka bir gün güçsüzleşecektir.. Buna rağmen insanın düşünsel yapısını, (kendini inkar ederek, kendinden kaçarak) insanın mutlak güçlü olduğu önyargısı oluşturur.. Yükseklikler, uzunluklar ve büyüklükler önemlidir onun için.. Oysa bunlar onun güçsüz kaldığı an (bu mutlaktır, mutlaka güçsüz kalacaktır bir gün) karşısına devasa sorunlar olarak çıkacaktır.. Çoğunlukla da güçsüz kaldığı an ölümü düşünmeye, istemeye başlar.. Çünkü yarattığı düşünsel yapı onu ezer.. Acz içinde yaşamak en büyük düşkünlüktür ona göre.. Çünkü yarattığı her fiziksel yapı onu acz içinde bırakır.. Şöyle bir örnek vereyim insanları acıtmak için; Bu sitede sonradan sakat kalan her meslek gurubundan binler var..Hangisi ilerde sakat kalabilirim diye, sağlıklı yaşamındaki kararlarında, o yaşamı kolaylaştıracak şeylere yer verdi? Hiçbir an olsun aklına geldi mi acaba? Hiç kimsenin aklına geliyor mu acaba yaşlılıkta nasıl bir evde yaşamalıyız diye? Bu gün evlerinden çıkamayan yüz binler var yüksek katlardan yüzünden.. Acaba kimse düşünüyor mu yaşlılığımızda nasıl bir şehirde yaşamalıyız diye? Düşünse bile arayışı güzel yerlere taşınmak özleminden ileri gidemez.. Oysa insan taşı taşın üstüne koyarken, bu anı, geleceği düşünmeli.. Taşı taşın üstüne koyarken kendisinin başına neler gelebileceğini düşünmeli.. Sevdiği insanların hatta ulusunun nasıl bir yaşamı hak ettiğini düşünmelidir.. Ve buna göre o taşlar yerleştirilmelidir..

    Birde yaşamını sakat, hasta ve yaşlı olarak sürdürenleri düşünün.. İşte bu düşünsel yapıya rağmen yaşama tutunmaya çalışıyor bu insanlar.. Bu düşünsel yapının kırılması lazım

  2. #17
    Üye
    monalisa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.04-2008
    Son Giriş
    14.01-2016
    Saat
    21:05
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    335
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    İnsan canlı varlıklar içinde en zayıf olanıdır. Ancak, o bu zayıflığını belleğini kullanarak, elini kullanarak alet yapmayı başarmış, sonra da doğaya egemen olmuştur. Doğayı katletmesini ve insanlığının yitirilmesine girmeyeceğim. İnsanın tarihsel gelişimine baktığımızda bir sınıf savaşımı gerçeğiyle yüz yüze geliyoruz. Bu da sonuçta, bir çıkar/güç/iktidar kavgasıdır. Doğrusu, senin bu tarihsel gelişime gözlerini kapayıp bu gerçeği yalnızca güç kavramı içine sıkıştırmanı çok öznel bulduğumu söylemeliyim.

    Şimdi güç kavramına nasıl bir anlam yüklediğini bilemiyorum. Güç isteği, insanlara egemen olmak mıdır? Bireycilik midir? Baskı mıdır? Benim dediğim doğrudur demek midir? İşine yaramayan mıdır? Erk midir? Nedir güç kavramı? Hepimizin içinde yetkin olmaya doğru bir güdü var mıdır? Varsa, bile insan yaşadığı sistemle birlikte ele alınıp bütünlüklü bir biçimde değerlendirilmelidir. Kaldı ki, yasaların, hukukun, adaletin, eğitimin çıkış nedeni de budur.

    İnsan toplumsal koşulların ürünüdür.

    Doğada bile güçlü olan ayakta kalır, güçsüz olan ölmeye mahkumdur deyip dururuz. Bunu söylemek, güçsüzün ayakta kalamayacağını meşrulaştırmaktır.

    Bugün eğer, engelliler, işe giremiyorsa, sokağa çıkamıyorsa, evlerinde kapalı kapılar ardında yaşıyorsa, asıl sorgulanması gereken, devletin üstüne düşen sorumlulukları yapmamasıdır. Kaldı ki, engelliler için yapılan her hizmetin burjuvazinin ekonomistlerince, devlete bir yük oluşturduğu da kamuoyuna pompalanmaktadır. Sosyal devlet ilkesinden uzaklaşılmakta, neo-liberal politikalar benimsetilmeye çalışılmaktadır.

    Kaldı ki, bugün ki, koşullarda engelliler eğitim alıp istihdam edilemiyorsa, bunda hep kârlarını düşünen, kendi çıkarlarını düşünen, engellilerin işgücünde yararlı olamayacağını düşünen özel sermayenin de payı vardır. Sen yalnızca insanı psikolojik yönleriyle ele alıyor, toplumsal, kültürel, ekonomik, politik nedenleri bir kenara itiveriyorsun.

    Yine insanı toplumdan soyutlayarak ele aldığını görüyorum. Kaldı ki, yalnızca insanı tek boyutlu olarak ele almak bizleri yanılgıya götürür.

    İnsanı insan yapan en önemli özelliği dayanışmacı yanıdır. İnsanın başka türlü özellikleri de vardır. O da nedir? İnsanı bir başkasının yerine koyabilme ve düşünebilme yetisidir.

    Sınıflı toplumlarda, insanı insanlıktan çıkaran koşullarda bile, insan, bir başkası için canından vazgeçmiştir.

    Ben insanın senin kadar “kötü” olduğunu düşünmüyorum. Yalnızca senin bakış açınla ele aldığımda bile… Acıma duygusunun iki yönünün olduğunu düşünüyorum.

    Birincisinde, senin dediğin gibi bir üstünlük vardır.

    İkincisinde ise, acıyı paylaşma, acıya ortak olma vardır.

    Eğer, birinciye göre, davranılıyorsa, bu duygu, yalnızca o üstünlüğün dışa vurumudur. İkincisini ise, daha insani buluyorum. İnsan da, acıma duygusu olmalıdır diye düşünüyorum. Bunun adı ise, karşımızdaki kişiyi anlayabilmek ve gereksinimlerine yardım etmektir. Eğer, engelli kişilere sistematik olarak insanlarda bu güdüyü canlandırılarak yardım ediliyorsa, o duyguyla yaklaşılıyorsa, bu devletin yapması gerekenleri yapmaması meşrulaştırılmaktadır, diyorum. Buna da şiddetle karşı çıkıyorum.

    Hiç kimsenin bana acıyarak yaklaşmasını istemiyorum. Ben eşit koşullar altında diğer insanlar gibi yaşamak istiyorum.

  3. #18
    Üye
    merovenj Avatarı

    Gerçek Adı
    Alp
    Üyelik Tarihi
    06.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Istanbul
    Mesaj
    3.553
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Kuyucak ustad o kadar da yuklenmeyiniz yahu milletimizeSu son donemde yapilan icraatlar o kadar da goz korkutucu degil esasinda.Yeterli mi degil,dengeli mi degil ama bir ivme var isin dogrusu.
    Ben diyorum ki hani bu yargi reformu gundemde suan tartisiliyor kulislerde.Esasinda millet yoklaniyor hazir mi degil mi seklinde de neyse konuyu dagitmayayim, esasinda bilinc reformu yapilsa,soyle milletce tepeden tirnaga bir check-up'a sokulsak iyi olmazmiydi

    Demem odur ki dun Eskisehir belediye baskani Yilmaz Buyukersen'in konuk oldugu bir programi izledim ve bir bireyin olsuturdugu duzen ve ekiple bir sehir icin neleri basarabildigine ve basarabilecegine sahit oldum ve agzim acik icraatlarini dinledim dort kose.Dedim ki evet insan iyidir,insan topluma yon verendir,toplumu toplum yapan en kucuk ogedir,insan attigi adimlarla ardinda iz birakandir.Bunun yaninda insan tukakadir,insan firsatcidir, bencildir, kendini dusunur.Evet bunlarin hepsini yapan insandir.
    Bakin Descartes ne diyor yuzyillar oncesinden, bugun herkesin bildigi fakat dikkat etmedigi bir klise:

    "Descartes , insandışı hayvanların özgür iradesinin olmadığını ve istemli , bilinçli davranamadığını düşünmekteydi.Özgür irade ve istemli davranışları sadece insana has davranışlar olarak değerlendirmekteydi."

    Burada altini cizmek istedigim husus "ozgur irade ve istemli davranis"
    Kisi bunlara haiz olmadigi muddetce ve dogru olcude kullanmadigi takdirde hem kendini ve cevresini bozucak hem de bu orneklerin artmasi sonucunda da sistemi bozucaktir.Suna kesinlikle inaniyorum ki her bireye birebir ulasamayiz, anlatamayiz meramizi fakat bazi kitleler vasitasi ve gonulluler araciligiyla en azindan cevreler uyarilabilir dikkatleri cezbedilebilir kanisindayim ve bunun sonucunda toplumda dalga etkisi yaratilinabilir diye dusunuyorum.

    Sevgili Monalisa,samimiyetle konuyu ele alisinizi ince ince isleyisinizi giptayla izlemekte ve seyretmekteyim.Yazilarinizi okudukca derinlere acilmaktayim fakat, konunun bir yerini okudukca mantigim gidiklandi ve resmin sola dogru biraz egik durdugunu farkettim(kendimce)
    Diyorsunuz ki:
    İnsan toplumsal koşulların ürünüdür.
    Cok dogru bir tespit katiliyorum.Fakat:
    Bugün eğer, engelliler, işe giremiyorsa, sokağa çıkamıyorsa, evlerinde kapalı kapılar ardında yaşıyorsa, asıl sorgulanması gereken, devletin üstüne düşen sorumlulukları yapmamasıdır. Kaldı ki, engelliler için yapılan her hizmetin burjuvazinin ekonomistlerince, devlete bir yük oluşturduğu da kamuoyuna pompalanmaktadır. Sosyal devlet ilkesinden uzaklaşılmakta, neo-liberal politikalar benimsetilmeye çalışılmaktadır.
    Oncelikle bu sistemi yaratan kimdir, nedir?Peki soylemis oldugunuz devletin icindeki insan faktoru nerededir?Umarim yanlis algiliyorumdursanki biraz sistemle ve bu sisteme yon veren insani iki ayri olcekte ele aldiginizi ve biribirinden kopardiginiz izlemine kapiliyorum.Bir de ben hakkaten siyasetten anlamam o yuzden elle tutulur, gozle gorulur, lafa dayanmayan isin icinde madiyatin olmadigi bir dunya hayal ettigim icin yillardir apolitik cizgisinde dolasmaktayim.Hani "sosyal devlet ilkesinden uzaklasilmakta,neo liberal politikalar benimsetilmeye calisilmakta" diyorsunuz ya ustu kapali bence bunun ustunu mumkunse biraz acin sizdem ricam.

    Saygilarimla...

  4. #19
    Üye
    monalisa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.04-2008
    Son Giriş
    14.01-2016
    Saat
    21:05
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    335
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    21 yy dünyasının en önemli sorunlarından olan, açlık, savaşlar, adaletsizlik ve ahlaksızlık içinde yaşadığımız sistemden ayrı düşünülebilir mi?

    Tüm bunlar, bizlere öğretilen, insanlara aşılanan düşünce ve anlayışlardan bağımsız olarak ele alınabilir mi?

    Tabii ki, hayır.

    Büyük balık küçüğünü yutar.

    Fırsatları değerlendir, sen de zengin ol.

    Her koyun kendi bacağından asılır.

    Rekabet olmazsa gelişme de olmaz.

    Tüm yukarıdaki cümleler ne kadar da bizden. Tüm bu düşünceler aynı kökten gelmektedir. Dayanışma yerine bencilliğin, insanın doğuştan kötü ve çıkarcı olduğu düşüncesi evrensel doğrular gibi sunulmaktadır.

    İnsanın düşüncesi, yönelimleri yaşama bakış açısını belirleyen içinde yaşadığı toplumsal koşullardır.

    İdeolojiler, temsil ettiği sınıfın yaşama bakış açısıdır. O sınıfla doğar, o sınıfla güçlenir.

    Egemen ideolojinin dayanağı doğruluk değildir. Elinde bulundurduğu ideolojik aygıtlardır.

    Tüm aygıtlar, kapitalistlerin elindedir. Onların ideolojisi tek doğru gibi sunulmaktadır.

    Aslında kapitalizmin biçimlendirdiği insandan söz ediyorum. Ama umudumu da koruyorum.

    Her ne kadar, engelliler adına son yıllarda gelişmeler varsa da, tüm bunlar yeterli değildir. Bizim de konuştuğumuz bu yetersizliklerdir. Çünkü, engelliler, her anlamda toplumun en alt kümesinde yer almaktadırlar.

    Bugün, ekonomistler, engellilerin hem kullandıkları materyaller, hem de o engellilerin bilgi, beceri ve eğitilmeleri açısından gerekli koşulların sağlanması, hem de çevre düzenlemelerinin engellilere göre yapılması açısından devlete bir yük getirdiğinden söz etmektedirler.

    Ama aynı ekonomistler, artı değerden söz etmemekte, rekabeti göklere çıkartmakta, ticareti insancıl olarak nitelendirmektedir. Yani, egemen anlayışın teorisyenleridir onlar…

    Yine, devletin ekonomik alandan çekilmesi, piyasayı özel sermayenin yönetmesi de neo liberallerin baş tacı ettikleri anlayıştır. Böylece, Türkiye’de özelleştirilmelere gidilmiş, Türkiye’nin en çok kâr getiren kurumları değerinin altında fiyatlarla uluslararası sermayeye peşkeş çekilmiştir. Sağlık ticaretleştirilmeye başlanmış, tıp uzmanları ilaç tekellerinin güdümüne sokularak insan sağlığı tehlikeye sokulmuştur.

    Tüm bu anlayışlardan engelliler de aslan payını almıştır. Örneğin, Türkiye’de yaşam standartları Avrupa ülkelerindeki gibi olmamasına karşın rapor yönetmeliği değiştirilmiştir. Buna göre, raporlar Dünya Sağlık Örgütü’nün kurallarına göre belirlendiği söylenmektedir. Bunun adı ICF’tir. Yani, sağlığın uluslararası sınıflandırması. Artık %50 sakatlık raporu alan birisinin raporu % 20’e düşürülmektedir. Böylece, engellilerin hakları kılıfına uydurularak ellerinden alınmaktadır. Gün geliyor engellilerin beyaz kartlarına göz dikilmektedir. Neymiş. Devlet kurumları zarar ediyormuş. Gerçekten Türkiye ekonomisini batıran bu gibi durumlar mıdır? Yoksa, batık bankaların kurtarılması mı? Yoksa, en çok kâr getiren kurumların üç kuruşa satılması mı? Yoksa, gelirin büyük bir bölümünün faizlere gitmesi mi? Ya da devletin malı deniz, yemeyen keriz anlayışı mı? Yolsuzluk, görevi kötüye kullanma, ihaleye fesat karıştırma, haksız kazanç sağlama, her gelen iktidarın kendi yandaşlarına arka çıkması da ayrı bir dert tabii. Tüm bunlar çoğaltılabilir.

    Kısaca, demek istediğim, burjuvazinin teorisyenleri, temsil ettiği sınıfın yararına göre çıkarılan her yasayı çağdaşlaşma yolunda bir adım olarak nitelendirmektedirler. Yoksa, bir avuç varsıl, açlık sınırında gezinen milyonları onları inandırmadan nasıl yönetebilirdi. Sürekli kırbaçlanan biri buna nasıl dayanabilirdi.

  5. #20
    Üye
    kuyucak Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    15.03-2007
    Son Giriş
    17.11-2010
    Saat
    23:39
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1.130
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sanırım bazı şeyleri daha iyi açıklamak zorundayım.. Dedim ya tartıştıkça çıkıyor bunlar ortaya, buda tartışmanın güzelliği galiba..
    -Bir olayı, aynı olayı yüzlerce bakış açısı ile değerlendirebiliz..Onlarca bilim dalıyla inceler ve istediğimiz ideolojik sistemle değerlendirebiliriz..
    -Bu olayı siyasi yönden incelemek elbet mümkün.. Belki de karıştığımız yer burası.. Olayın içine toplum giriyor, toplumsal bilinç giriyor, kapitalizm giriyor, devlet ve sosyal devlet giriyor, sosyalist bilinç, olması gereken yüce duygular giriyor.. Toplu ve toplumsal kurtuluş için gerekli bunlar.. Hiç itirazım olmaz..
    Ancak ben bunların doğru olmasına rağmen, olaylara bu pencereden bakmayı ısrarla reddediyorum.. O bakış açıları yanlış demiyorum.. Ancak ısrarla en doğrusu olaya birey psikolojisi, sosyal psikoloji açısından bakmaya çalışıyorum..
    -Nedenine gelince; Diğer açılardan bakınca sorun Ay üstünde, sorumluları Merih’te, Çözümü ise Güneş’te gibi geliyor bana.. Oysa benim iddiam bu çemberin (yaşanan sorunların) içine girmeyecek yok.. Herkes girecek bu çembere.. Ve herkes sorumlu bu kısır döngüden.. sorumsuz olan tek kişi yok.. Ve de tek bir kurum itiraz etse yada kurumun başındaki tek bir kişi itiraz etse, sistem duracak diyorum.. Tarihi eserleri koruyan kurum, hayır dediği anda yapılacak her tür yanlış iş duruyor.. Yapılan her işi insanlığa zararları da var, şunlar eksik diyecek kurum aramıyorum ben.. Zaten her bir kurum yetkili ve sorumlu.. Bu işler içinde sistemlerin değişmesi gerektiğine inanmıyorum.. Bu olay insan sorunudur diyorum.. Bilinç sorunudur diyorum.. Bireylerin kendisiyle yüzleşmesi, toplumsal bilincin değişmesi gerekir diyorum.. Burada tartışılanların dalga dalga yayılmasını diliyorum.. Ben sakatlar kadar o bireylerinde, mutlak olarak düşecekleri duruma hazırlık yapmaları gerektiğini tartışıyorum çünkü.. İnsan olmanın temeli değilmi düşünebilmesi? Her şeyi düşünmek zorundasın ve uygarlığını ona göre şekillendirmek zorundasın ey insan diyorum..
    -Alp Kardeşin verdiği harika bir örnek işte.. Umarım yeterlidir o şehre yapılanlar.. Tek bir kurum ve kişi (sistem filan demeden) bile toplumsal bilincin değişmesine yetebiliyor..

  6. #21
    Askıda Üyelik
    tarelif Avatarı

    Gerçek Adı
    Elif Köse
    Üyelik Tarihi
    19.08-2005
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    İstanbul-Erzurum-Gemlik
    Mesaj
    408
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Kendimizden değil,konudan bile kaçmışız maşallah.Konunun adı bile kaçırmış.Felsefik,sosyolojik ,edebi amma çok tümce sarfedilmiş.Ne kadar çok sanatsal,kültürlü kimseler varmış.Tebrik ederim.Cümle içre cümle.Ama hiç biri konuya gelememiş,yüzme bilmeyenlerin hep kenardan kenardan yüzmesi gibi.Fiilden çok faillere yüklenilmiş,mefuller bahara kalmış.Konu sakatlıktan kaçış değil ki sadece,o konunun ikinci ayağı.İnsan hakikatinden kaçıyor,kendinden,beninden,sorumluluğundan/larından…Gerçekler acıdır,acıtır,kanatır.Bu konu başlığı gerçekle ve gereçklerimizle yüzleşmemize medar olduğundan kimimize rahatsızlık veriyor kabullendiremiyor.
    Sakat olan kimse, sağlam olan kimsenin zihninde nasıl bir profil çizdiğinin önemi olmadığını söyleriz ,umursamayız ama nereye kadar?
    Picasso’nun tablosu olduğuna göre elbette onu yapan ressam olacak ama önemli olan tablo,bizim konumuz için tablo engelli/sakat/zedeli nin kendinden kaçışı,kendi varlığından,varoloşundan.Kendini olduğu gibi kabul edememekten.Evet bu durum bize öğretilmiş,biz de bu öğrenmişlikle hayatımızı devam ettiriyoruz.Bize bunu öğretenler ,belki de onlara da öğle öğretildi.Bu konunun sadece sakatlıkla ilgisi yok.Olumsuz olan , güzel olmayan,çirkin olan her şeyde böyle bu.
    Ya kendimizden kaçarız ya da kendimize.Ya cennetimize(ütopya) ya da cinnetimize(yalnızlığımıza,kimsesizliğimize)kaçarı z.Çünkü anne karnında cenin iken nasıl güvende ve konforda isek bu iki durulmada kendimizi emniyete almış oluyoruz.
    Nietzche’nin sözü de kıyısından kenarından genelleme kokuyor ,bas bas bağırıyor.Genelleme yapmasak hiçbir konu üzerinde konuşamayız.
    Bu konu ile daha çok alakalı olduğundan yazımı alıntılıyorum.
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: tarelif Mesajı Gör
    Benim sağlam kardeşim hiç olmadığından kardeşlerim utanır mı bilmem.Geçmiş yıllarımdan hatırladığım kadarıyla kardeşimle birlikte bir yere gitmekten çekinirdim,daha çok bakarlardı çünkü,sanki uzaydan yaratıklar dünyaya istilaya geldi gibi nazar ederlerdi.Babam hala(A'lar şapkalı) bizden utanır.Oturduğumuz yerde birçok kişi bizim onun çocukları olduğumuzu bilmez.Sanırım bizim sakat olmamız onun eksikliğinden kaynaklı,ne alakaysa.Kim kendi eksikliğini yanında taşımak ister ki,herkes mükemmel,çok iyi.Daha ilkokuldan hatta öncesinden yarış atları gibi zaaflarımızı kalın bir perdeyle örtüp daha cici şeyler gündeme getiririz.Ben kendimi engelli/sakat olarak görmüyorum ya da arkadaşlarım çevrem falan fistan bana engelliymişim gibi davranmadının deru(u şapkalı)nunda bu utanma var.Zaten seni kimse eksik olarak kabullenmedi(seni tüm sakatlar oluyor).Kendinde bu öğrenmişlikle hayatına devam ettin.Küçükken hiç kısa kollu t-shirt giyemedim.Kazağımın kolunu yukarı kıvırsa hemen düzeltirdi babam.Aman eksikliğin eğriliğin meydana çıkmasın.Ben burada yazıların hiç birine inanmıyorum.(bu konuda ve bu konuya benzeyenlere)Hepimiz sakatlığımızın yerini (sağlamlarda eksikliklerini)silikonvari bir madde ile dolduruyor,aman boş yerimiz kalmasın.Silikonlar eriyince,takke düştü kel göründü minvalinde vakıalar sahneye çıkıyor.Annem(merhume) pek utanmazdı ama ,bazen kendini tecrit ederdi.Akrabaların da takdis edilmesi gereken kişilermimşiz gibi bizi günahımızla başbaşa bırakmaları annemi buhrana sürüklerdi.Hala(a'lar şapkalı) da akrabalar aramaz sormaz ,ne de olsa sakatsın çok ta önemli değil.Hatta aynısını komuşularda da görüyororum.Hani çocuklara büyükler bazen “hadi ordan be,sen ne bileceksin” der gibi davranır,önemsemeyiz ya işte öyle. Konumuz dışı olsa da değinmeden geçemeyeceğim,ciltleri kırışmasın diye kremler vs. kullananlar,zayıflamak için çıldıranlar,güzellik için yüzlerine sıçan gaitası bile sürecek kadar tırlatanlar neden çırpınıyorlar?Eksiklik utncımızı ekarte etmek için ben kendimi engelli/sakat olarak görmüyorum teraneleri Hızır gibi imdadımıza yetişir.Kendimizi daha fazla kadırmayalım,tüopamıdan çıkıp şöyle gerçeklere bakalım.Saygılarımla…
    Not:Şimdiden iyi kızmalar.
    Kalın sağlıcakla.Gökyüzüne bakın,bir de kendinize.
    Not:Bunlar benim düşüncelerim.Sonuna kadarda arkasındayım.Bir ömür verdim bunlara ve bu son-uç’a vardım.Bardım ve barıştım kendimle,kendime geldim dairemi tamamladım.Ben bu kollarla varım dedim,kendimi kabul ettim.Ben sakatım,kendimi sakat gibi hissediyorum kromatinlerime ve dna baz çiftlerime kadar.Sağlam/normal kişilerden en iyi yaptığım şey gerçeklere daha çok kucak açmam çünkü onların kucağında büyüdüm kerataların.Enstrüman çalarım,istesem daha iyi çalarım diyemem,ben sadece ıslık çalarım çünkü.
    Ben deniz diye yazan zat-ı muhterem için;kelimenin doğrusu bendenizdir.Bende farsça köle demektir.Bendeniz köleniz anlamına gelip tevazu için kullanılır.Dam üstünde saksağan olmuş,umarım saksağanı anlamışsındır,neden dama çıkmış!

  7. #22
    Üye
    zor_bey_40 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    31.08-2009
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    23:01
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    568
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    18

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    insan toplumdaki değeri kadar engellidir ..toplumdaki değerinide aklı, zekası, kişiliği ve duruşu belirler.. yazdıklarınıza katılmamak ta mümkün değil TARELİF .. insan fıtrantında hep vardır ve var olacaktır engelli kişilere acınır gözlerle bakmak .. bu insanların duygusal ve içsel düşüncelerinin dışa yansımasıdır.. kimi acıyarak bakar kimi, ibret almak için bakar .. önemli olan bizlerin o bakışları nasıl anlamlandırdığımızdır..

  8. #23
    Üye
    merovenj Avatarı

    Gerçek Adı
    Alp
    Üyelik Tarihi
    06.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Istanbul
    Mesaj
    3.553
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Tesekkur ederim ben-i ve bendenizi duzelttiginiz ve yapilan yanlislari gosterdiginiz icinDunya deniz yuzecek cok yer var,kimileri kiyida yuzer, kimileri de iyi yuzer, kimileri de cok iyi yuzme bilmesine ragmen yuzmez izler olup biteniHaaa bu arada ben sizin gibi maalesef daha unumu eleyip,elegimi asamadim cunku dunya dedigim gibi deniz ogrenecek cok sey var hayatta,ogrenmeye ders almaya devam ve samimiyetle ruhunuzdan yansimalar cok sey katti bana bundan dolayi kendi adima cok tesekkur ederim

    Evet, farkettigim sey su ki konular dagilabilir farkli mecralara kayabilir,farkli dusunceler carpisabilir,sonuc hicbirsey bile olabilir.Onemli olan farkinda olmaktır,konustugun kelamin farkinda olmaktir,sizinde dediginiz uzere yazdiginiz seyin ardinda olmaktir.Dogrudur ben dam ustunde saksagan olabilirim hic de yuksunmem insaniz nihayetindeSize de yarin biri gelip de sizin hayat tecrubeniz,yasadiklariniz esittir hayat degildir dediginde damdan dusende siz olursunuz unutmayin.

    Yapilan hatalardan biri de penceremizin sadece kendi cevremizi gormesi bu da haliyle yasami ve dunyayi algilayis bicimimizi daraltmakta.Oysa ki cevrede o kadar cok pencere var ki bakilacak.Insan tarih boyu birseylerden kacmistir,kacicaktirda.Hayvan tabiatinda da bu vardir.Bizdeki fark nedir herkesin bildigi, algi,algilamak,bunlarin neticesinde sonuc cikarmak dogru ya da yanlisa varmak.Bunu kustahlık olarak algilamayin lutfen yurtdisinda yasadiniz mi ordaki insanin gozuyle dunyaya baktiniz mi?Cunku verdiginiz ornekler cevrenizden, cevrenizdeki olup biten esittir hakkaten hayat bu mudur demekmi!!!Bakmadiysaniz bakmalisiniz aradaki ucurumun ne kadar aci ve farkli oldugunu goruceksiniz.(İstediginiz takdirde de bunlari size madde madde siralarim haklardan tutunda,yasam alanlarina kadar!)Ha derseniz ki beni, ben ve cevrem, memleketim ilgilendirir,o zaman da kiyas yapma firsatini ve subjektif bakisinizi kaybedersiniz.

    Kiyafet giydirir gibi herkese laflarinizi giydirebilirsiniz amma velakin bir omur verdiginiz hayatta bazi seyleri de goremediginizi de lutfen kabul edin.Kimse iyi,kotu,cirkin, guzel,engelli,engelsiz dediginiz sıfatlari yadsimiyor tabi ki hayatta bu ve benzerleri olucak bundan dogal ne var onemli olan da bu dogalligi kavramak.Bizim derdimiz kafalardaki sakatliklari gidermek,onarmak.Siz, siz olun arafta kalmayin

  9. #24
    Üye
    mezopotamyali kederi Avatarı

    Gerçek Adı
    ASYA
    Üyelik Tarihi
    02.02-2008
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    1.371
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Kendinden kaçmak ve sakatlık birbiriyle bağdaştırılamaz bence... İnsanın kendinden kaçmasının bin bir tane nedeni olabilir. Ve sakatlık bu yüzdenin içinde belki de çok küçük bir orandır... İlla da sakatlıkla ilintileyelim diyorsanız diğer nedenleri "ötekileştirip" konunun üzerine gidelim...

    Öncelikle sakat insanlara bunu sormak lazım... "Sakatlığından kaçıyor musun/Utanıyor musun?"

    Kendi adıma sakatlığımla çok da gurur duyduğum söylenemez. Ben Polyanna mıyım ki mutluluk oyunu oynayıp etrafıma neşe saçayım? Herkesin acılara verdiği tepki başka başka... İnsanlar üzerinde sakatlığın istenmeyen bir durum olduğu çok belli... Miladı belli olmayan bir dönemde sakatlığın iyi birşey olmadığı fikri ortaya çıkmış ve yayılmış... Şimdi ağzıyla kuş tutsa sakat biri :" aaaa sakat ama ağzıyla kuş tutuyor" deniyor... Ne yaparsan yap bu sıfatı iliştiriyor bir yerlere... Sakat ama güzel,sakat ama akıllı,sakat ama zengin,sakat ama... Ama'lardan önce "haddini bil" uyarısı geçiyor sakat kelimesinin altında... Yanlış mı?

    Kısacası biz bir yere kaçmıyoruz... Bizi kovalıyorlar... Kovalasınlar bakalım;çok da tındı...

  10. #25
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Şimdi ağzıyla kuş tutsa sakat biri :" aaaa sakat ama ağzıyla kuş tutuyor" deniyor... Ne yaparsan yap bu sıfatı iliştiriyor bir yerlere... Sakat ama güzel,sakat ama akıllı,sakat ama zengin,sakat ama..
    ile "ağzıyla kuş tutuyor ama sakat", "güzel ama sakat", "akıllı ama sakat"lar arasında bir fark var mı? Vurgunun bir önemi var mı, ööretmeniiiim?

    Bence ikinciler daha tehlikeli.. Siz ne dersiniz?

  11. #26
    Üye
    Sehribanu Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.05-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    18:24
    Yaşadığı Yer
    İZMİR
    Mesaj
    7.464
    Alınan Beğeniler
    61
    Verilen Beğeniler
    9
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: mezopotamyali kederi Mesajı Gör
    Kısacası biz bir yere kaçmıyoruz... Bizi kovalıyorlar... Kovalasınlar bakalım;çok da tındı...
    Haklısın mezocuğum,kaçan yok işte meydan buyursun gelsinler...
    Mesleğimizden önce,cinsiyetimizden önce,anneliğimizden önce,babalığımızdan önce sakatlık etiketimiz var...Nereye kaçabiliriz ki ister köşeye saklanın işterse mücadele edin....Sonunda bir ama ile biten cümle mevcut,nereye kaçabilirseniz kaçın...İnsan herşeyden,herkesten kaçabilir ama kendinden kaçamaz,etiketlerinden kaçamaz,onlarla birlikte yaşamayı öğrenmeden de mutluluğa ve huzura kavuşamaz...
    İnsanların gözünde sakat birer kahramanız,gerisi hikaye

  12. #27
    Üye
    cekirdek Avatarı

    Üyelik Tarihi
    30.06-2007
    Son Giriş
    12.06-2015
    Saat
    00:07
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    153
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    "Biz dünyanın karşısına dogmatik bir biçimde, icat ettiğimiz yeni felsefi ilkelerle çıkmıyoruz: "İşte size reçete gibi hakikat, önünde eğilin" demiyoruz. Biz dünyaya bugüne dek hareketlerini o farkında olmaksızın yönlendiren, mahiyetlerinin ne olduğunun bilincinde olmaksızın uyguladığı ilkelerin ne olduğunu haykırıyoruz. Eger gelecek için kesin planla hazırlanmış ilkesel reçeteler sunmak bizim işimiz degilse, bu, bugün gerçekleştirmek zorunda olduğumuz şey, her zamankinden daha açık oldugu için böyle. Bugün gerçekleştirmek zorunda olduğumuz derken, varolan her şeyin acımasız bir eleştirisi demek istiyorum; kendi vardığı sonuçlardan da, yerleşik güçlerle çatışmalardan da korkmadıgı anlamda acımasız.
    ...
    Mesele, itiraf etmektir, daha fazlası değil. İnsanlığın, kendi günahlarından ihya olabilmesi için yapması gereken, bu günahların ne olduğunu deklare etmektir."


    Karl Marx, Arnold Ruge'a Mektup. Anlaşılmasını kolaylaştırmak için biraz değiştirdim.

    Ben de alıntı yaptım (benim neyim eksik tarelif, böyle heves edemez miyim ben de ) ) ve de alıntıyı ilk yazıya hayranlık hediyesi olarak kuyucak'a hediye ettim.

  13. #28
    Üye
    kuyucak Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    15.03-2007
    Son Giriş
    17.11-2010
    Saat
    23:39
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1.130
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Çekirdek ..

    Galiba bu hediyene senin bile düşünemeyeceğin kadar ihtiyacım varmış.. Duygulanmanın ötesi bir şey bu.. Kendimle hesaplaşmada bir artı değer de sen buna.. Senin hediyeni, kendimden yana koyduğun bir ağırlık olarak düşün ..
    Düşünce ve duygularımı anlatmakta zorlandığımı bile düşündüğüm bu başlığa gelen bu hediyeni inan hiç unutmayacağım.. Hele bu hediyede koca koca ustalarımdan yana olduğum işaretler varsa, aldım başımın üstüne koydum be Çekirdek .. Benimki alt tarafı deneme…

  14. #29
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    18:24
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.882
    Alınan Beğeniler
    940
    Verilen Beğeniler
    1.231

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    İnsanın kendine ve yaşadığı dünyaya dair algıları/değerlendirmeleri toplumsal mekanizmalarla aklına sokulanlara dayanır (monalisa da yazdı). Yani neyi sevip neyi sevmeyeceğimiz, neyi değerli neyi değersiz olarak kodlayacağımız, neye güzel neye çirkin diyeceğimiz, aslında yüzlerce yıllık toplumsal ilişkilerle kafalarımıza tıkıştırıldı.
    Bu tıkıştırılanların en inanılmazı ve başarılısı da bedenimize dairdir heralde. O kadar ki, kişi kendini/bedenini inkar edip kendinden nefret edecek kadar kendine yabancılaşabilmiştir! Akıl almaz bir paradoks. Bir yanıyla varolmak için çıldırırken diğer yanıyla kendini yok edip neredeyse sanal bir kurgu olarak yaşamaya yazgılıyor kendini. Sakatlıktan, hastalıktan, yüzünden, penisinden, memelerinden, bacaklarından, kaslarından, boyundan her şeyinden nefret ediyor... Çünkü onlar "jilet gibi" değil! Mümkünse kendimizi değiştirmek, değişmiyorsa bu ezikliği her daim yaşayarak "jilet gibi"lere öykünmek gerek!
    İşte, Hasan abinin geri zekalılık dediğinin daniskası bu. Kendinden ve aslında yaşamdan korkmak ve kendini yok edip dışımızdaki kurgulara biat etmek!

    Marcel Mauss'un Sosyoloji ve Antropoloji isimli kitabını okumaya başladım bugünlerde. O vesileyle, yazara dair araştırma yaparken, "büyücüyü yaratan cemaatin kanaatleridir" sözüne denk geldim. Eveti, büyücüyü yarattık, ve şimdi onun yarattığı yanılsamayı gerçek sanıyoruz...

    Fringe diye bilimkurgu türünde bir dizi var. Bir bölümünde, bir kasabada esrarengiz olaylar fark ediliyor ve oranın gizemi araştırılıyor... Kasaba büyük bir askeri tesisin yanında kurulmuş. On yıllar önce bu tesiste işler ters gitmiş, yapılan bilimsel araştırmalar sarpa sarmış, yüzlerce insan radyasyona maruz kalmış ve bu esnada bu kişilerin dns'sı mutasyona uğramış. Oradaki tüm canlılar "sakatlanmış"; üç bacaklı, üç kollu, tek gözlü, iki burunlu vb. hale gelmişler. Bu değişime uğrayanlardan biri de deneyi yapan bilim adamının kızı...
    Bu durum karşısında bilim adamı önce mutasyonu geri döndürmeye çalışmış, ama olmayınca, bu sefer onları değiştirmek yerine, onları gören kişilerin, o sakatlıkları görememelerini sağlamaya odaklanmış. Öyle bir cihaz geliştirmiş ki, cihazın etki alanı içinde bulunan herkes, o sınırlar içinde mutasyona uğrayan herkesi ve her şeyi "kusursuz" olarak görmeye başlamış. Yani o kasaba sınırları içinde kalındığı sürece herkes herkesi kusursuz olarak görüyor, ama mutasyona uğrayan kişi kasaba sınırlarından çıktığı anda gerçek haline dönüşüyor...
    Hal böyleyken, mutasyona uğramış bir çocuk, kasabanın sınırlarını geçiyor, klasabanın dışındaki gerçekliğe karışmak istiyor... Ama o ucube halini gören polisler çocuğu karakola götürüyor. Derken çocuğun akrabaları karakolu basıp polisleri öldürüyor ve çocuğu alıp kasabalarına dönüyor...
    Sonuç: Tüm kasaba halkı kendileri olarak topluma karışamayacaklarını düşünerek bir hayal kasabasında yaşamıyı "tercih ediyor". Bunu istemeyenler de var ama, toplumsal baskılar o derece korkutucu ki, cesaret edemiyorlar...

    İnsanların yaşamları da böyle bir kurgu aslında. Normal diye kodlanan bedenler ve hayatlar var, bundan en küçük bir sapma halinde hem kendi kendimize kısadevre yapıyoruz, hem de maruz kalacağımız bakışları düşünüp derhal "kasabamıza" çekiliyor, aslında olmayan kendiliğimizle içinde yer aldığımız hayal ürünü hayatı yaşamayı tercih ediyoruz; bunu tercih etmek öğretilmiş bize! Kasaba dışında her adım atışta aslında varoluyoruz, ama bu adımı bir türlü atmıyoruz/atamıyoruz/attırmıyorlar. Sonra bunun adına yaşam diyoruz...


    Not: Forum o kadar büyüdü ve yoğun hale geldi ki, böyle konulara yazmaya bir türlü zaman ayıramıyorum! Gıcık bir durum. Bunu aşmaya çalışacağım...
    - Arkadaşlar, lütfen sorularınızı özel mesajla iletmek yerine ilgili foruma yazarak cevap arayın. Böylece hem soru-cevaplardan herkes yararlanır hem de en doğru cevaba en hızlı şekilde erişmiş olursunuz.
    - Lütfen sorunuza cevap aldıktan, bir sorununuza çözüm bulduktan sonra dönüp gitmeyin. Siz de başkalarına yararlı olmak için bilgilerinizi, tecrübelerinizi, duygularınızı paylaşabilirsiniz. Unutmayın, siz nasıl yana yakıla cevap arıyorduysanız, başkaları da içine düştüğü açmazdan çıkmak için aynı hararetle sorularına cevap arıyor...

  15. #30
    Üye
    hel Avatarı

    Üyelik Tarihi
    22.02-2010
    Son Giriş
    15.06-2011
    Saat
    18:35
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    81
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    valla ilk zamanlar bende cok gel gitler yasadım ailemden cok destek yerine köstek gördüm bukonudada sansızdım ben hayata tutnmaya calısırken bilhassa annem hep tutundugum dalları kırıyor beni geri itiyordu.yapimda asilik var biraz hemen devreye onu soktum anneme inat yasamya devam ettim bütün engellemelerini yıktım tabi bu zor oldu zafer suan benim .kimsenin ne dedigi artık umrumda deyil hic bir laf beni yıkamas acılarda insanı yıkmas sadece güclendirir. yazan ünlü bir yazarın adını demek isterdim ama malesef ben yazdım idare edin




Sayfa 2 / 3 İlkİlk 123 SonSon