Sayfa 2 / 2 İlkİlk 12
Toplam 28 mesajın 16-28 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #16
    Üye
    yener_01 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    26.12-2006
    Son Giriş
    29.12-2008
    Saat
    13:05
    Yaşadığı Yer
    Adana
    Mesaj
    278
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    uzaklaşmakmı? asla ben kendi açımdan degerlendiriyorum tabii.
    bir engelli olarak dışarı fazla çıkamadıgımdan ve şehire yarım saatlik mesafede olmamdan dolayı bu mesafe çogunuz için yakın olabilir tabi eger sandalyede iseniz ve her an atlayıp dideceginiz kendinizin kullandıgı tabi bir arabanız yoksa işiniz zorr toplu taşıma araçları yasak bşize
    benim dünyamm tekneloji ile büyüdüü yeni yeni arkadaşlarla tanıştım :P
    istedigimde satranç oynayabilecegim binlerce insan var
    tekneloji sayesinde yaptıgım resimleri
    gösterebilecegim binlerce insan
    daha saymazkla bitmez :lol: :lol:
    seviyorum teknolojiyii

  2. #17
    Üye
    Rekursion Avatarı

    Üyelik Tarihi
    08.12-2003
    Son Giriş
    18.03-2017
    Saat
    16:40
    Yaşadığı Yer
    Alamanya
    Mesaj
    618
    Alınan Beğeniler
    6
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    ayrica yakindiginiz teknolojik aletlerin dügmeleri, kumandalari elinizde, arkadashlar ... kapatin?!... diyin komshulariniza "günaydin"?? ... gidin omuzuna yaslanip aglamak istediniz arkadashlarinizin yanina!?... yaslanin omuzlarina, aglayin?! ... ya da gözlerinizin ici gülerek edin uzun uzun sohbetlerinizi, madem o kadar istiosunuz!?... elinizden alan mi var? ... uzaklashmayin!? ... binin teknoloji harikasi otobüslere, taksilere, özel donanimli araclara, motosikletlere vs.lere ve yaklashin ... ha! "o imkanlarimiz olmadigi icin gidemioz arkadashlarimiza, onlarin gelmesini beklioz, onlar gelmeyince de sms'lerle, msn görüshmeleriyle yetinmek zorunda kalioz" diosaniz bu sorun teknolijinin varligindan mi kaynaklanio, eksikliginden mi?... hic olmasa o eksiklikler giderilinceye kadar birileriyle irtibat kurmanizi saglayan sms'lerin, telefon konushmalarinin tadini cikarin o zaman :P...

    özlemi cekilen, öve öve bitirilemeyen o caaaaanim eskiden'lerde yashayan bi sakat shu anki sakatlarin sahip oldugu bicok imkani belki ancak rüyasinda görebiliodu... daha daha eskiden'lere gittikce belki de itilip kakilmaktan rüya görmeye bile firsat bulamiodu ... o caaaanim eski zamanlarda hemen hemen ayni kültüre ve yapiya sahip olma shartiyla birbirini 'seven' insanlardan olushan grupcuklarin huzurunu kaciran farkli kültüre ve yapiya sahip insanlar mi oldu yoksa onlara karshi hissetikleri tedirginligin, tahammülsüzlügün de bi payi var midir acaba bunda? ...

    insanlar daha yeni yeni kendinden farkli olana alishmak, tahammül etmeye ve hatta benimseye bashlamak üzereyken nedir bu geriye dönmek isteyishler, sürekli eskileri özleyishler, anlamiom... ishin garip tarafi, özlenen eski zamanlarda da özlenen eski zamanlar oluodu hep, nedir bu ishin sirri ...


    sevgiler ...



    oops, ben bunlari yazarken, siyahpelerinliadam ve yener de yazmish... ve yazdiklarimiz kesishmish biras ... ama degishtirmicem shimdi mesajimi, sorry

  3. #18
    Üye
    Halil Avatarı

    Üyelik Tarihi
    03.11-2006
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Bayburt
    Mesaj
    820
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Hehehehe bu ne yaman çelişki,

    Çoğu teknolojiden yakınıyor hemide o teknolojinin bir parcası olan interneti kullanarak valla çok komik geldi.

    Yaşasın teknoloji yaşasın internet..

  4. #19
    Üye
    mimar Avatarı

    Üyelik Tarihi
    06.06-2003
    Son Giriş
    05.10-2007
    Saat
    10:36
    Yaşadığı Yer
    samsun
    Mesaj
    102
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sadece internet açısından bakarsam şöyle düşünüyorum: internet artık bir çok insan için, gerçek dünyanın sorunlarından, dertlerinden uzaklaşılan bir başka alem. İnternet başında bütün gün saatlerini geçirenler biliyorum... Sanal ortamda tanıştıkları kişilerle, sitelerde kendilerini "ait" hissettikleri bir dünya yaratıyor ve o dünyada yaşıyorlar. Gerçek dünyadan kopuyor, uzaklaşıyorlar. Ve psikoloji bunun adını internetkolizm koyuyor. Bir hastalık.

  5. #20
    Üye
    kardelen39 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    08.02-2005
    Son Giriş
    02.12-2008
    Saat
    14:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    114
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ben mi gördüm kelebek
    Olduğumu düşümde,
    Yoksa ben olduğunu
    Düşleyen kelebek mi?...

    Ne güzel dizeler… İnsanın kendi kendini yitirişinin sözcüklerle dile getirilmesi belki…

    Birbirimizden uzaklaşmanın adını açık seçik koymalı bence… Bunun adı yabancılaşma… İnsan yalnızca ailesine, çevresine, insan insana, doğaya yabancılaşmıyor. İnsan kendine de yabancılaşıyor.

    Kapitalizm kişiliklerimizi paramparça ediyor. Kendimizi tanımıyor, anlamıyor, keşfedemiyoruz.

    Kafka’nın “Değişim” romanını okuduğumda yabancılaşma kavramını uzun uzun düşündüm. Doğrusu bu kitaptan oldukça etkilenmiştim. Kafka’nın dili öyle etkileyici ve büyüleciydi ki.. Anlatımı bir o kadar canlıydı. Sonra da bu kavramı araştırdım.

    Kafka yabancılaşmayı çok somut biçimde anlatır. Romanda boğuntu ortamı yaratır. Bu boğuntu ortamında baş karakterin duyumsadığı hiçliktir. Hiçliği Gregor Samsa’da somutlaştırır. Peki bu nesnel gerçeklik mi?

    Evet…

    Sorun ne peki?

    Kafka gerçekliğin toplumsal, ekonomik boyutunu göstermez. Gregor’un kendisini bir hiç duyumsamasının nedeni, anne, babası, kızkardeşinin bencilliği, patronun anlayışsızlığıdır.

    Hiçlik faturası bunların içinde en çok babaya kesilir.

    Yabancılaşmanın çok somut bir biçimde gösterilmesidir bu…

    Nedir o?

    Aile bağları…

    Peki gerçekten de aile bağları kuvvetli olsaydı yabancılaşma olmayacak mıydı?

    Tabii ki, olacaktı. Çünkü, “para” bir erktir. Eğer çalışmazsan mahvolursun. Tıpkı şimdi bizlere öğretilen gibi.

    Romandaki yabancılaşma kavramı neden değil, bir sonuçtur. Çünkü yabancılaşma, emek dışında bağımsız, kendi başına olan bir olgu değildir. Sınıflı toplumun üretim ilişkileri içinde yeniden incelenmesi gereken bir kavramdır. Kafka, bu nesnel gerçekliği görmez.

    Aynı yanılgıya bizler düşüyoruz. Yabancılaşmanın nedenini teknoloji olarak görüyoruz. Oysa, bu da bir sonuçtur. Nedeni, ise insanlar dünyasının değersizleşmesi ile nesnelerin değer kazanmasıdır. Sahiplenme ise, yoksunlaşma yabancılaşmadır.

    Nesnenin sahiplenmesi nelere yol açar? Bu sahiplenme yabancılaşmaya yol açar. Neden mi? Çünkü ne kadar nesne üretilirse o kadar az sahiplenilir.

    Demek ki, yabancılaşma kavramının kökeninde “emek” kavramı vardır. İnsan ne kadar çok üretilirse o kadar sefalete düşer. Çünkü, ne kadar meta üretirse o kadar ucuz meta olur.

    Yabancılaşmış emek
    1) Doğayı
    2) Kendi kendini, kendi öz etkin işlevini, kendi yaşamsal etkinliğini insana yabancılaştırır. Türsel yaşamı onun bireysel yaşamı durumuna getirir. Tür bilinci yok olur. Yaşam bireysel amaçlar için bir araç olur.

    3) Yabancılaşmış emek, tür bilincini yok eder. İnsan yalnızca bireysel amaçları için yaşar. Oysa insan insanlığa katkı yapmalıdır. Böylece insan kendi özüne yabancılaşır. Kendine yabancılaşır.

    4) İnsan insana yabancılaşır. İnsan artık hep ötekidir. İnsanın özüne yabancılaşır.

    Yabancılaşmanın kökeninde sistemin ördüğü ağlar vardır. Ancak o ağları kavramların içeriğini bilirsek çözebiliriz.

  6. #21
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Rekursion


    insanlar daha yeni yeni kendinden farkli olana alishmak, tahammül etmeye ve hatta benimseye bashlamak üzereyken nedir bu geriye dönmek isteyishler, sürekli eskileri özleyishler, anlamiom... ishin garip tarafi, özlenen eski zamanlarda da özlenen eski zamanlar oluodu hep, nedir bu ishin sirri ...

    Buna kısaca nostalji diyoruz Rekursoncum.
    nostalji : Fransızcadan dilimize giren nostalji (nostalgie) sözünün "daüssıla" anlamı için önerdiğimiz karşılıklar: yurt özlemi, sıla özlemi. Aynı söz daha çok "geçmişe duyulan özlem" anlamıyla kullanılmaktadır. Sözün bu anlamı için de dilimizde var olan özlem ve hasret kelimeleri uygun karşılıklardır. Çünkü bu kelimeler "geçmiş" anlamını zaten içermektedir. Aynı sözden türeyen nostaljik için de özlemli karşılığı önerilmiştir. (abç)
    K
    Daha önce bi kaç yerde daha yazmıştım. Teknolojinin gelişmesi ile toplumsal bilinç/kültür düzeyinin eşit/uyumlu olarak yükselmesi gerekir. Bu dünyanın hiçbir yerinde olmuyor! O nedenle bu tür sorunlar ortaya çıkıyor. Bu eşitsizliğin açtığı uçurumun daha geniş olduğu toplumlarda bu tür yakınmalar, geçmişe özlem, nostalji, bıdı bıdı :P daha çok görülüyor..

    Esmerim, "MECBUREN TEKNOLOJİYE AYAK UYDURUYORUZ." demiş.. Hayır, teknolojiye mecburen de olsa ayak uydurAMIyoruz.. O yüzden böyleyiz ya..


    Sevgili Kardelen sağolsun, sosyo-ekonomik boyutunu anlatmış.
    Bir de başka boyutu var işin.. Bu konuda yeterli bilgim olmadığı için -miş'li kip kullanacağım. ops: Özetlemeye çalışayım. Yanlışım varsa doğrusunu bilenler düzeltsin.

    İnsanlararasında (hatta tüm canlılar arasında) 'elektrik' alışverişi yapılıyormuş.. Bildiğimiz elektrikten biraz farklı bir elektrikmiş bu. Ve miktarı da insandan insana değişim gösteriyormuş.. Eğer normalden fazlaysa o insan normal yaşamında oldukça aktif, yerinde duramaz bi tip :P oluyormuş. Normalden azsa da tam tersi.. Ama tümünün de sorunlarının çözümü elektrik alışverişi ile olanaklı imiş. Yani elektriği fazla olanlar, elektriği az olanlara 'elektrik' verecekmiş.. Diğerleri alacakmış..

    İşte dananın kuyruğu burada kopuyor.. :P Bu iş nasıl olacak? :?

    Bildiğim en sağlıklı yolu: İnsanların birbirlerine dokunması. E.. bu da durup dururken olmadığına göre, bir bahane uydurmak gerekiyor. :P Bu da evlilik, cinsellik, çocuk büyütme vb. oluyor.. Yani bunlardaki temel bahane elektrik alışverişi.. Çoğalmak ve seksten alınan keyif; ikincil nedenler arasında.

    Birbirleriyle anlaşamayan çiftlerin ayrılması, evlilerse bir süre sonra boşanmak durumunda kalması falan hep bu elektriklenmenin uyumsuzluğundan.. İkisi de aşırı elektrik yüklüyse, ya da ikisi de normalden az elektrik yüklüyse uyumsuzluk ortaya çıkıyor ve sonuç malum..

    İşte teknolojiden yakınma, bu noktada yoğunlaşıyor. İnsanlar giderek birbirinden uzaklaşınca Sevgili Çiğdem gibi "Omuzuna yaslanıp ağlamak ist"eği son derece önemli bir sorun oluyor! Suçu da kullanmasını bilemediğimiz (ama bildiğimizi sandığımız) "gelişen teknoloji"ye atıyoruz.

  7. #22
    Üye
    SiyahPelerinliAdam Avatarı

    Üyelik Tarihi
    31.05-2004
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    20:18
    Yaşadığı Yer
    Sivas
    Mesaj
    598
    Alınan Beğeniler
    24
    Verilen Beğeniler
    6

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bildiğim en sağlıklı yolu: İnsanların birbirlerine dokunması.
    Kesinlikle katılıyor ve bırakın çok değer verdiğimiz insanlarla olan diyaloğu, en alışılmış sosyal ilişkide dahi (ör: tokalaşmak) dokunmanın yerinin müthiş önemli olduğunu düşünüyorum...

    Hatta nerede okuduğumu hatırlamıyorum ama bir yazıda;
    "Aşk ten ten'e kavuşmadan tamama eremez" şeklinde bir iddia vardı...

    Buna da katılıyorum... 8)

  8. #23
    Üye
    kardelen39 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    08.02-2005
    Son Giriş
    02.12-2008
    Saat
    14:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    114
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ben de alışkanlık oldu. Her iletiye bir dörtlükle başlamayı seviyorum.

    Yararlanır hızlı geçen zamandan
    Düzen zaman kazanmayı öğretir bize
    Değerli dostum, size bu konuda
    Mantık öğrenmeyi öneririm önce
    Ruhunuz eğitilir böylece…

    GOETHE-FAUST

    İlahi Baben!!! İletinizi okuyunca gülümsemeden edemedim.

    Konuya farklı bir konsept getirmişsiniz. :lol: :lol: :lol:

    Hepimiz, sevgiden, aşktan söz ediyoruz. Ama içimizdeki yalnızlık duygusundan kurtulamıyoruz bir türlü. Sonra da geçmişe sığınıyoruz. Neden?

    Sadakat sadakatsizlik ile…
    Sevgi nefret ile…
    Erdem kusur ile…
    Aptallık akıllılık ile değişiyor mu? Değişmiyor mu?

    Benim yanıtım “evet”tir. Peki, ortaya çıkan değerler birbirine karışıyor ve değişime uğruyorsa orada evrensel bir karışıklık ve değişim vardır. Öyleyse ters çevrilmiş bir dünyada yaşıyoruz.

    Çünkü, sevgi ancak sevgi ile değişebilir. Çünkü, güven ancak güven ile değişebilir.

    Günümüzde insan değer üretemiyor. Değer üretemediği için sevilen durumuna geçemiyor. Çünkü, değer üretmek kendimizde bir dönüşüm yaratmak demektir.

    Peki neden değer üretemiyoruz?

    İnsan üretmek için çalışmak zorundadır. Fakat günümüzde “çalışma “ yaşamın mutlak amacı olmuştur. Örneğin, siz buzdolabı üreten bir fabrikada görev yapıyorsunuz. Motorun parçalarını üreten bir birimde çalışıyorsunuz. Hergün aynı iş… Hergün aynı iş… İnsan hergün aynı şeyleri yapmaktan bıkmaz mı? Bir süre sonra çalışma eziyet haline geliyor. Çalışmadığınız zaman kendinizi evinizde duyumsuyorsunuz.

    Böylece kendi gerçekliğinizi yitiriyorsunuz. Artık “çalışma” bir nesne durumuna gelmiştir. Çünkü, ürettiğiniz tanımadığınız, bilmediğiniz insanların evinde kullanıma sunulmuştur. Ürettiğiniz sermayenin egemenliğindedir artık.

    Kendi ürettiğiniz karşısında bir yabancı durumuna düşersiniz. Artık emeğiniz yabancı bir nesnedir. Hem de sizden bağımsız bir güçtür.

    İnsan çalışma etiği altında yaşamını nesneye verir. Artık yaşamı kendi ellerinde değildir.

    Yani hem kendi emek ürününe, hem de o etkinliğe yabancılaşır.

    Böylece insan kendi öz etkinliğinden uzaklaşır. Nasıl olur bu? İnsanın üretici faaliyeti, insanı insani niteliklerden uzaklaştırır. Ne olur peki?

    İnsan yeme, içme, çoğalma v.b. hayvani işlevlerini yerine getirir. Ya da konutta, süslenmede, gezmede v.b. özgürce etkin duyabilir kendini.

    Dünya ters düz olur. Neden?

    Çünkü, hayvansal işlevleri insansal, insansal işlevleri hayvansal olur.

    Gerçi son iletilerde tam olarak kadın-erkek ilişkilerinden söz edilmese de aşktan dem vurulunca ben de konuyla ilgili birkaç söz söyleyeceğim.

    Kadınla erkek arasında ilişki insandan insana en doğal ilişkidir. Kadın-erkek ilişkilerinde insanların doğal davranışları insanlaşmazsa bu insanın özüne aykırıdır. İnsanın kültürel yanı geliştikçe insanın doğal yanı gerilemelidir.

    Doğal davranışlarla insanlaşma arasındaki fark nedir?

    Örneğin, yemek yerken yüksek sesle geğirmek doğal(ilkel) bir davranıştır. Ya da sevgiliyi sahiplenme doğal bir davranış olabilir yine. Fakat sevmenin sahiplenme değil de, sevilenin ardında olduğunu bilirseniz insansal davranmış olursunuz.

    Ama daha önce…

    İnsan kendini dönüştürmek için önce zorunlunun bilincine varmalıdır. O zorunluluk ise, insansal etkinliklerdir. İnsanın bir öznel zorunlulukları vardır. Bir de nesnel zorunlulukları vardır. Örneğin, söz vermek ve sözünü tutmak öznel zorunluluktur. Nesnel zorunluluk ise, insan türüne katkı yapmaktır. Örneğin, bilim insanları gibi. Öyleyse, özgürlük başıboşluk değil, sorumluluktur.

    İnsan doğulmaz, insan olunur. Bir insanın kendi kendine davranışını ötekine de öyle olmalıdır.

  9. #24
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Tarihin hangi dönemine bakarsak, her dönemde felsefeciler arasında edebiyatçılar arasında insanın yabancılaşmasına benzer düşüncelerle karşılaşırsınız. Hemde teknolojinin hiç bu kadar gelişmediği dönemlerde bile.

    Bu sebeple işin sırrrı teknoloji de değil. Teknoloji insanın birbiriyle yabancılaşmasında bu denli büyük bir role sahip bir olgu değildir.Suçu teknolojiye atmayalım.

    Geniş ve uzun soluklu bir konu. Ben sadece başlığa kısa bir yanıt verdim.Tabii kendimce....

    Yaşasın teknoloji!!!! diyenlerden değilim belki ama yinede teknolojiye bu kadar yüklenilmesine karşıyım.

    Çok basit kardeşlerim, her teknolojik ürünün bir off düğmesi var, basınız ,karşınıza mutluluk çıkacaksa; yolunuz açık olsun...

  10. #25
    Üye
    UTOPYA Avatarı

    Gerçek Adı
    Zeki
    Üyelik Tarihi
    07.06-2005
    Son Giriş
    04.11-2017
    Saat
    21:28
    Yaşadığı Yer
    ANTALYA
    Mesaj
    2.266
    Alınan Beğeniler
    6
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    İşte bu!!
    Off düğmesi cümlesine gerçekten bayıldım... :wink:
    Sonuçta kimse başımıza revolver dayamıyor bunu yapıcaksın diye... kabul bazı zorunluluklar var... Ama bu o kadar büyük bir oran değil... Tam tersi oluyor, insanlar teknolojik ürünlere çok meraklı... Çevremde gördüğüm bu...

  11. #26
    Üye
    kuyucak Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    15.03-2007
    Son Giriş
    17.11-2010
    Saat
    23:39
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1.130
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Çağımız başında insanın kendi emeğine yabancılaşması, onun doğaya, türüne, kendi özüne ve diğer insanlara yabancılaşmasını üst boyutlara çıkarmıştır. Bu bant üretimine katılan insanların, belkide 30 yıl sadece ve aynı civatayı sıkmasının getirdiği bir sonuçtur. Aynı işi yapan ve de üretimin sonucu elde edilen nesnenin hayatında tek bir işlevi olmayan birey elbette, emeğine yabacılaşacak. Kafa yapısında sadece sadece monotonluk olacak, yaratıcı olması gerekmiyecek. İnsanın kollektif bir üretim ve paylaşımı olmadığı içinde diğer insanları öteki sayacaktır. Doğada aynı şekilde insan için, ötekileşecektir. Buna katılmakla beraber, Barbar kapitalist dönemde daha yoğun yaşanmıştır bu sorunlar diyerekten bazı itirazlarımı söylüyorum...

    Yanlış kelime oldu, bazı düşüncelerimi demeliydim...

    -Herşeyden önce Aynı kardelen hanım gibi olaylara varoluşculuk çerçevesinden bakıyorum. Ama kapitalist dönemden önce de yabancılaşma vardı... O dönemde insanlar kendi ihtiyaçları olan her şeyi hemen hemen kendi üretiyordu... Yani insan emeğine (Burada emeği, fiziksel yada düşünsel iş gücü sonucu elde edilen değer, nesne olarak alıyorum) yabancı değildi... Fakat o zaman insan kendini oluşturabiliyor muydu?

    Bence hayır... O dönemde insan kendi özünü kendi oluşturuyordu dersek... Yanlış olur... Hata olur... O zamanda devasa engeller vardı insanın önünde... İdeolojiler, devlet politikaları, gelenekler ve üretimin sınırlı olması... Doğaya yabancımıydı, belki hayır... Ama doğaya tapacak kadarda, çaresiz olduğu dönemleri oldu insanın.
    İnsanlara yabancımıydı, belki değildi... Toplu avlar, imece gibi işler, komin yaşamı belki insanı mutlu eder...
    Fakat insan burada kendi özünü oluşturamaz... Bunu düşünemez, ifade edemez, etse yaşayamaz.

    O yüzden derim ki yabancılaşma her zaman vardı... Teknoloji burada bir şey yaptı... İnsan oğlunu bilgiye boğdu... İnsanoğlunun bu bilgiyi denetleme, inceleme, kullanma imkanı kalmadı... Fakat aynen bir eroin gibi bunu almaya alıştı... Daha önceki dönemlere nazaran bilgi alma, eğlenme, gezmek, tüketmek artık sıradan bir olay haline geldi.. Yani artık kimse yan komşunun dedikodularını yapmakla yetinmiyor. Kimse de dedelerimizin askerlik anılarıyla uğraşacak ne istek kaldı, ne de zaman..

    Kısaca şöyle dersem, yabancılaşma hep vardı... Nedenleri hep değişkendi. Teknoloji sebep değil sadece hızlanması için etkendir... Bu teknoloji ile insanlara, tek bir insanla yada dar bir çevre ile yetinin derseniz anında terkedilirsiniz.Unutmayalım eskiden ulaşma diye bir sorun vardı... Artık saniyede ulaşabildiğinize göre tüm yaşamınızı onla (dar çevre ile) geçiremezsiniz. Bunu unutun... Deneseniz mutsuz olursunuz.
    Yazının bu paragrafını hiç sevmedim... Tam olarak anlatamadım çünkü... Eskiye özlem olacak elbet, ama dönseniz çıldırırsınız... Oh be... Bunu demek istedim.

    Çağımızın en büyük yabancılaşma neden olarak bilgi kirliliği dedim ya; Beni yakından tanıyanlar bilir ; günlüklerimde hep bunu yapmaya çalışırım ben...

    Sevgili Kardelen işin en kötü yanı, bildiklerimi denetlemek içinde bilgiye ihtiyacım var. Şimdi soruyorum: Ya denetlediğim bilgileri, bildiğim bilgiler yanlışsa..

    Baben baba saolasın... Bu kadar pratik yol varken, yıllarca boşuna uğraşmışız... Kötüsünü, iyisini duydumda bu enerjininde, birbirinde dengelemeyi yeminle ilk duyuyorum... Araştıracam.. Saygılar.

  12. #27
    Üye
    SiyahPelerinliAdam Avatarı

    Üyelik Tarihi
    31.05-2004
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    20:18
    Yaşadığı Yer
    Sivas
    Mesaj
    598
    Alınan Beğeniler
    24
    Verilen Beğeniler
    6

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bu arada 02 Ekimde Beylikdüzünde bilişim fuarı var ilgilenenler olacaksa hatırlatayım dedim 8)

  13. #28
    Üye
    kardelen39 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    08.02-2005
    Son Giriş
    02.12-2008
    Saat
    14:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    114
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Evet, sevgili Kuyucak!

    Dediğiniz gibi “yabancılaşma” hep vardı. İlkel toplumlardaki yaşamın bozulması, değişim yoluyla alışverişin ortaya çıkması, işbölümü, özel mülkiyet, toplumsal sınıfların ortaya çıkması ile birey ile toplum arasında bir yabancılaşma oluştu. Sanat, bu yabancılaşmanın başlangıcı oldu. Ama yabancılaşma burjuva devrimiyle doruğa ulaştı.

    İnsanlığın tarihsel gelişimi birbirini izleyen bir süreçtir. Varoluşçuluk ise, makineleşme ile ortaya çıkan bir akımdır. Çünkü insan topluma yabancılaşmıştır. Mutsuzdur. Huzursuzdur. İnsan geleneklerinden kopmuştur. Yaşam anlamını yitirmiştir.

    İşte varoluşçuluk böyle bir ortamda ortaya çıkar. Hem o durumu yansıtır. Hem de buna tepki gösterir.

    Belki varoluşçuluğu daha başka forumlarda tartışabiliriz.

    Şimdi gelelim bilgi kirliliğine…

    Dünyada mantıklı bir kimsenin şüphe duymayacağı kadar kesin bilgi var mıdır? Günlük yaşamda doğru olarak kabul ettiğimiz her şey bir çok çelişkilerle dolu değil midir? Kısacası gerçek nedir? Belki yine felsefeye bir giriş yaptım elimde olmayarak.

    Neyse… Oralara fazla dalmayalım.

    Şimdi demişsiniz ki;

    Ya bildiğim bilgiler yanlışsa…

    Bilmek ne demek?

    Bir şeyi bilmek demek, nedenini, niçinini bilmek demektir.

    Bilen insan, o şeyin kaynağını bilir. Sürecini bilir. Yapısını, diğer unsurlarla ilişkileri bilir.

    Yani ne demek istiyorum?

    O bildiğini temellendirir.

    Ben bilgi kirliliğini posmodernizmle ilişkilendiriyorum. Bildiğiniz gibi posmodernizm 1980’li yıllarda Avrupa’da yaygınlık kazandı. Sonra da 1990 yıllarda Türkiye’de tartışılır oldu.

    En büyük dayanağım ise, postmodernizmde bilgiyi temellendiremediğinizdir.

    Çünkü, postmodernizm; bilgi kaynaklarında, bilimsel topluluklarda çoğulculuğu ve parçalanmayı kabul eder. Mutlak değerler anlayışı yoktur. Yorumlara dayalı seçenekler vardır.

    Sonuç ne?

    Belirsizlik, parçalanma… Belki de bir karnaval havası…

    Hatta adını hatırlayamadığım bir yazar bu konuda şöyle der:

    “ Gerçek keşfedilmez, yaratılır”

    Ben postmodernist anlayışı benimsemiyorum. Çünkü, gerçek güçten bağımsız olamaz. Her toplumun bir gerçeği vardır.

    Kapitalizm, bilgiye(!!!) ulaşmayı kolaylaştırmış ama beyinlerimizi dumura uğratmıştır.

    Neden?

    Çünkü, insanların kitlesel olarak uyuşturulmaya ihtiyaç vardır.

    Neden?

    Çünkü, bu düzenin artık az sayıda kapitalistin çıkarına olduğu ve insanlığın ortak yararlarını göz ardı ettiği apaçıktır.

    Onun için insan beyinleri uyuşturulur. Bu televizyonla olur. Bu internetle olur v.s. v.s.

    Çünkü uyuşturulan beyin, yavaşlar. Bağımlı hale gelir. Küçülür. Durur. Yoksunlaşır.

    Dış dünya ile ilişkilerimiz çarpık işler.

    Asla internetten edindiğim bilgiyi mutlak anlamda bilgi olarak kabul etmiyorum. Okumuşsam bile, ansiklopedilerden araştırıyorum. Ya da sağlam bir kaynak arıyorum.




Sayfa 2 / 2 İlkİlk 12