Sayfa 1 / 2 12 SonSon
Toplam 18 mesajın 1-15 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    11:43
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.891
    Alınan Beğeniler
    941
    Verilen Beğeniler
    1.234

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Sakatlığa Sol'dan Bakış

    Bülent Küçükaslan¹
    Radikal 2 / 20 Mayıs Pazar

    • “Solun ana özelliği eleştiridir. Buna karşın, sağ, eleştirinin tam karşıtı olan yüceltme pozisyonunu alır rahatlıkla. Sol, riyakâr yönlerinin ifşa edilmesi gerektiğini düşündüğü hayatın ve dünyanın mevcut hali karşısında daimi bir hoşnutsuzluk sergilerken, sağ büyük insanları, kurumları, yaşanan dünyayı, doğayı, gelenekleri ve ahlaki düzlemde de insanlararası etkileşimleri yöneten düzeni yüceltir” (Luc Boltanski)
    Evet, hoşnut değilim. Değilim, çünkü tekerlekli sandalye kullanan biri olarak bu ülkede yaşamanın nasıl da zor olduğunu biliyorum. Ama daha da fenası, bu yaşayamama halinin sorumluluğunu bedenime fatura eden ve kendisini biraz yardımsever biraz da (medikal, tıp ve rehabilitasyon sektörleri için müşteri haline getirilmem dolayısıyla) tüccar-patron sayarak sıyıran sağ politika(cı)ların hegemonyasına mahkum edilmemdir.
    İnsana, aslında yeryüzündeki her şeye ve tüm sosyal ilişkilere dair hemen her konuda kendine özgü değerlendirmeleri ve önermeleri olan sol, elbette sakatlığa dair politikalarda da kendini sağdan ayırmalı ve sürekli geliştirmelidir. Bunu yaparken hem sağın yol açtığı tahribatı topluma gösterip onu mahkûm et(tir)meli, hem de kendi bakış açısındaki özgürleştirici, dayanışmacı, kapsayıcı, anlayıcı ve katılımcı unsurları anlaşılır şekilde ifade etmelidir.

    Sağ için Sakat(lık)
    Her şeyden önce din temellidir. Sakatlık bir yandan bu dünyada acı ile ödüllendirilmek ve bu sayede cennetin kapılarını açmakla ilişkilendirilirken, diğer yandan (Sırlar Dünyası gibi programlarla) ‘kim bilir hangi günahın cezası’ denilerek, günah işleyenlerin lanetlenmesi olarak sunulur (sakatlığı olan çocukların aileleri tarafından toplumdan gizlemelerinin başlıca sebebi de budur). Yani sakatlık bir yandan ödül diğer yandan ceza olarak görülür. Hâl böyle olunca toplumsal ilişkiler açısından bakarsak ortada bir tekinsizlik olduğu muhakkaktır. Zira karşısında duran sakatın neden o halde olduğu (içinde şeytan mı var, günahına karşılık lanetlendi mi?) beşeri bir değerlendirmeyle anlaşılamaz çoğu zaman. Bu durumda ondan uzak durmak veya (işi garantiye almak için) ne sebeple olursa olsun ilahi olarak özel muameleye tabi tutulmuş olan o kişiye yardım etmek, onun gönlünü hoş tutmak en iyisidir (ahlaki model).
    XIX. yüzyılda ise bu mistik bakış yerini seküler, tıbbi, medikal bir bakışa bırakmaya başlıyor. Artık fabrikalarda çalışacak makine gibi işleyen bir bedene sahip olmayan kişiler doğrudan ikinci sınıflığa itiliyor ve politikalar da bu temelde şekillendiriliyor: “Aksayan” beden bir patoloji, bir ‘normal’den sapmadır ve derhal protez veya tedaviyle giderilmesi, sakatlara yardım edilmesi gerekir (medikal model).
    Böylece sakatlığın sorun/kusur olarak ele alınmasının ve normal-anormal karşıtlığıyla ötekileştirilerek sosyal hayatın dışına itilmesinin ilk tohumları da atılmış oluyor. Bir başka ifadeyle sakatlık bir yetersizlik ve kişisel sorun olarak toplumsalın dışına, özel alana konumlandırılıyor. Böyle olunca “doğal” olarak bu “anormal”, “yetersiz”, “aciz” bedenlere ayrımcılık yapılması, küçük görülmesi, ikinci sınıflığa itilmesi de kaçınılmaz oluyor.
    Postmodern kapitalizme gelindiğindeyse sakatlık da her şey gibi pazara düşüyor, “ederi kadar” değerli oluyor. Bir taraftan sakatlık haline hoşgörüyle yaklaşılıyor gibi gösteriliyor bu dönemde, diğer taraftan bakım, rehabilitasyon, medikal ve tıp alanında büyük bir ekonomik sektör haline getiriliyor sakatlık. Artık müşteri olabilen (paralı) sakatlar (edilgen olmak koşuluyla) toplumda “hak ettikleri” yerde olabiliyorlar. Onların da ful otomatik tekerlekli sandalyeyle “ayağa kalk”maya, akülü sandalyeyle (kendileri için ayrılan) parklarda gezmeye, uzay teknolojisi protezleriyle herkes gibi görünmeye ve tabii (nasıl bir birey olmaları gerektiğini ve sınırlarının neler olduğunu öğrenebilecekleri) rehabilitasyon merkezlerine, okullara gitmeye hakları olmalıydı.
    Hâsılı sağın sakatlarla ilgili tutumu şöyle özetlenebilir: “Normal olmayan beden”e sahip olmak bir sorun ve utanç kaynağıdır. Bu haliyle sakatların herkes gibi olması zaten beklenemez. Onlar, modern insan için olmazsa-olmaz olan (!) “verimli” çalışmak, tüketmek ve “örnek vatandaş” olmak meziyetlerinden mahrumdurlar. Bu “anormallikler” mutlaka “normal”leştirilmelidir. Ancak bu sayede, belli bir mesafede ve hadlerini bilmeleri (sakat olduklarını unutmamaları) koşuluyla bu kişileri aramıza kabul edebiliriz.
    Şu monolog, durumun vahametini daha görünür kılar sanırım: “Kaldırımda tekerlekli sandalyemle yürüyemiyorum (e normal, sakatsın), yaşadığım semtteki okulun girişinde aşamayacağım merdivenler var (e sakatsın), sınıf arkadaşlarımın aileleri “sakat çocuk diğer çocukların psikolojisini bozuyor, o çocuğu okulda istemiyoruz” diye beni okuldan attırdı (sakatsın), okul kitapları sesli ya da Braille yazıyla hazırlanmadığı için eğitim alamıyorum (keşke kör olmasaydın), aranan bütün vasıflara sahip olmama karşın iş bulamıyorum (malum), toplu ulaşım araçlarına binemiyor, sinemaya-alışveriş merkezine-kamu hizmeti veren binalara giremiyorum (sa-kat-sın)... Sanki o merdivenleri, o kaldırımları, o ayrımcı tutumları, o bıktıran bürokratik engellemeleri birileri yaratmıyormuş gibi!”

    Sol için Sakat(lık)
    Bugüne dek solun kendini yukarıda vurguladığım bakış açısından sıyırabildiğini söylemek mümkün değil. Sol için sakatlık kimliği hiçbir zaman görünür, üzerinde düşünülmesi gereken bir konu olamadı. Hatta Öjenik'in² sapkın mantığı Nazi Almanya'sında sakatlığı olan yüzbinlerce insanı öldürürken, sol bunu görmezden geliyor ve geniş omuzlu, pazulu, gürbüz işçiler yüceltilmeye devam ediyordu. Gerçi “son birkaç onyıl boyunca, endüstrileşmiş Batı'da sosyalist sol; kadın hareketi, sivil haklar hareketi, ırkçılık-karşıtı hareketler, gay ve lezbiyen özgürleşmesi hareketi gibi bir dizi aktivist toplumsal hareket tarafından daha kapsayıcı olması yönünde zorlandı. Bu örneklerin her biri, solu eşitlikten ve ezilen grupların özgürleşmesinden ne anladığına dair temel önemdeki sorularla yüzleşmeye itti.”³ Ama Türkiye’deki sol bundan payına düşeni –henüz- alamadı.
    Solun üzerinde düşünmesi ve yaşama geçirmesi gereken düstur şudur: Sakatlığı olan kişilerin maruz kaldığı ayrımcılığın ve ezilmenin temel nedeni, kapitalist sisteme özgü yapısal dinamikler ve toplumsal tutumlardır. (Ravi Malhotra’nın işaret ettiği gibi) “Sakatlar kamu hizmetlerinden yararlanmaları için gerekli olan tekerlekli sandalye ile erişilebilirlik koşullarının sağlanmaması, eğitim kurumlarının ve işverenlerin kör ve görme engellilerin aktif katılımını sağlayabilecek şekilde alternatif materyaller sunmaması, ve gelir desteği ve tıbbi hizmetlerden yararlanmak isteyen sakatların karşılarına çıkan karmaşık bürokratik mekanizmalar gibi 'engeller' yüzünden 'engelli' oluyorlar. Yani, dikkatler engellilerin tıbbi sakatlıklarına (medikal model) değil, engellilerin ezilmesine neden olan toplumsal ve siyasi koşullara çevrilmeli diyor bu anlayış. Başka türlü ifade edersek, engellilerin özgürleşmesi mücadelesinde ilk adım temel bir paradigma değişimi olmalı” (sosyal model).
    Ahmet İnsel Hocanın bir yazısında ifade ettiği gibi, “sol, içinde yaşanılan düzenin ne doğal, ne evrensel, ne de ebedi olmadığı bilinci üzerine kurulur.” Solcular, sakatlığı olan kişilerin yaşadığı yoksulluğu, işsizliği ve ayrımcılığı politik olarak sorunsallaştırılmalı ve bunlarla mücadele etmelidir. (Ravi Malhotra’nın işaret ettiği gibi) “Engellilerin topluma tam katılımı, kendine değer vermek ve tam zamanlı bir işe sahip olmak arasında kurulan ve kapitalist toplumlarda endüstri devriminden beri hâkim olan bağlantıyı bozabilir.” Sosyalist sol, neo-liberal saldırıya karşı duran bu önemli dinamiği görmezden gelemez.
    İnsana dair her hâl, her farklılık normaldir. Hiçbir özellik ya da tercih diğerleri ile kıyasa tabi tutulamaz ve kimlikler buna bağlı olarak hiyerarşize edilemez; her kimlik toplumda özgürce yaşayabilmelidir. Hiç kimseye cinsiyet, cinsel tercih, ırk, dil, din, bedensel vb. özellikler öne sürülerek ayrımcılık yapılamaz. Sol için herkes farklıdır ve eşittir; ama daha da önemlisi, sol bütün bu kimlikleri içinde barındırmalı, yaşamın ve örgütlenmenin her kademesinde eşit oranda temsil edilmelerinin garantileyicisi olmalıdır. Bir başka ifadeyle tüm kimlikler solda buluşup, “kendisi” için birşeyler yapabilmelidir.

    ¹ Engelliler.Biz Platformu www.engelliler.biz
    ² Öjenizm: Olumsuz karakteri pasif ya da aktif yöntemlerle yok etmeye dayalı bilimsel ırkçılık.
    ³ Ravi Malhotra, “Engelli Hakları Hareketinin Siyaseti”, www.engelliler.biz/forum/viewtopic.php?t=7045.

  2. #2
    Üye
    ismailustun Avatarı

    Üyelik Tarihi
    14.10-2006
    Son Giriş
    10.12-2009
    Saat
    13:48
    Yaşadığı Yer
    Tekirdağ
    Mesaj
    19
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    bu konudaki görüşümü daha önce Oturanboğa'yla paylaşmıştım. bu ülkede solu sağı tek yumruk olmuş engelli karşısında. bir tek bakış açıları var o da ön&kalıp yargılardan ibaret. bu yargıları ayrıntılandırmak gereksiz olur diye düşünüyorum. bir dileğimi yazarak bitirmek istiyorum mesajımı: "dilerim bahsi geçen (sol) deniz baykal beyfendinin başını çektiğği Türkiye solu değildir. :) sağlıklı günler

  3. #3
    Üye
    Halil Avatarı

    Üyelik Tarihi
    03.11-2006
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Bayburt
    Mesaj
    820
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Evet ne sağda ne solda engellilerle ilgili politikalar geliştirilmiyor son dönemlerde AKP nin yaptığı bazı düzenlemelerin varlığı ise kendi inisiyatifleriyle değil A.B dayatmasıyla olmuştur maalesef .

    Peki engelliler olarak ne yapmalıyız?oturup onların sağ yada sol politikacıların çözüm üretmelerini mi bekleyeceğiz bu beklentinin sonuç vermeyeceği açık bence eğer samimi bir çözüm üretme için de olsaydılar tamamen göstermelik olarak kurulan ve çözümden çok yuvarlak lafların edildiği özürlüler koordinasyon merkezi yerine doğrudan doğruya engellilerle ilgili bir bakanlık kurulurdu.

    Ve bu ülkede engelliler o kadar yok sayılıyor ki 8.5 milyona ulaşan bir kesim seçimlerde dahi oy potonsayile olarak görülmüyor belki bu sözüm sizlere garip gelecek yadırgayacaksınız ama ben engellilerin oy kaynağı olarak görülmesini bile bir aşama olarak düşünüyorum bütün seçim kampanyalarında hemen hemen her kesime bir takım vaatlerde bulunulurken bu kampanyalarda engellilerin adının bile geçmemesinide bu tezime dayanak olarak gösteriyorum.

    Belki doğru bir benzetme olmayacak ama ben yinede yapayım mesela 32.33. milyonluk çiftçi için de aynı durum söz konusu onlarında sorunları fazla kale alınmıyor neden çünkü örğütlü bir yapıları yok isteklerini dile getiremiyorlar ve isteklerinin yerine getirilmediği zaman tepkisiz kalacakları biliniyor o halde engelliler köylülükten kurtulup sorunlarını dile getirecek bu sorunlarını da çözüm bulunmadığı takdirde nasıl tepki vere çeklerini göstere çekleri örgütlü bit yapılanmaya sahip olmaları lazım işte o zaman hem sağ hemde sol politikacılar bakın nasıl çözüm üretiyorlar.

    Not:yahu bülent herşeyin çok iyi çok güzelde bide şu sakat başlıklı yazıların olmasa sakatın tekerine çomak sokmak sakata soldan bakış genç sakatlar rahatsız bunların yerine engelli kelimesini kullan canımı ye ve bundan sonra sakat başlıklı her yazının altına bu ve benzeri notları yazmayı düşünüyorum takii siteden atılınçaya kadar

  4. #4
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    11:43
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.891
    Alınan Beğeniler
    941
    Verilen Beğeniler
    1.234

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ben sakata sakat demem o sakat kendine sakat demeyince!
    - Arkadaşlar, lütfen sorularınızı özel mesajla iletmek yerine ilgili foruma yazarak cevap arayın. Böylece hem soru-cevaplardan herkes yararlanır hem de en doğru cevaba en hızlı şekilde erişmiş olursunuz.
    - Lütfen sorunuza cevap aldıktan, bir sorununuza çözüm bulduktan sonra dönüp gitmeyin. Siz de başkalarına yararlı olmak için bilgilerinizi, tecrübelerinizi, duygularınızı paylaşabilirsiniz. Unutmayın, siz nasıl yana yakıla cevap arıyorduysanız, başkaları da içine düştüğü açmazdan çıkmak için aynı hararetle sorularına cevap arıyor...

  5. #5
    Üye
    Laus_Deo Avatarı

    Üyelik Tarihi
    31.03-2005
    Son Giriş
    22.08-2009
    Saat
    22:38
    Yaşadığı Yer
    Erdek
    Mesaj
    616
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    SAKAT OLUPTA KENDİNE SAKAT DEMEYENLERMİ VAR ACABA ?

  6. #6
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Elimde Livaneli’nin "Mutluluk" romanı var. (e-kitap halinde olduğu için biraz fazla yavaş okuyorum. Şimdiye bitmeliydi.. ops: )
    Orada Türkiye'nin kanayan birkaç yarasına değiniyor. 'Töre' mağduru Meryem'in öyküsünde bişeyler hiç de yabancı gelmez:

    Kasabanın çarşısından geçerken onları ilk fark eden, davavekili Mukadder oldu. Yazıhanesinin önünde hem bahar güneşinin tadını çıkarıyor hem de arkadaşlarıyla tavla oynuyordu. Uzun boylu Cemal'in geldiğini, üç adım gerisinden de Meryem'in sessizce onu izlediğini görünce hemen yanındakilere gösterdi. Hepsi ayağa kalkıp Cemal'e doğru geldiler.
    "Ne o kahraman, yoksa yolun İstanbul'a mı?" diye sordular.
    Cemal'in dişlerinin arasından bir, "Evet!" çıktı.
    "İyi, iyi," dediler, güldüler. Meryem'e dönüp, "Aman kızım başına talih kuşu kondu. İstanbul dedikleri ulu şehre gitmek her kula nasip olmaz," dediler; yine güldüler; gülüşlerinde şehvetli bir şeyler vardı.
    Meryem kendi içine saklanmak ister gibi boynunu kıstı, hırkasının kollarını çekiştirerek yürüdü. Artık çarşıdaki herkes, işi gücü bırakmış onlara doğru geliyordu. Göbekli, bıyıklı erkekler sardı çevrelerini. Cemal'in sırtını okşadılar. Meryem'e, "Talihli kızmışsın," dediler. Birisi, "Öteki kızlar gibi bu da dönmez bir daha," dedi. " İstanbul'a varınca buraları unutur gayrı. Niye dönsün," dediler.

    Sonra Müveddet Teyze'yi, kızı Nermin'i ve diğerlerini gördü Meryem. Üç beş kadın toplanmış bir yere gidiyorlardı. Hemen onlara doğru koştu. Müveddet Teyze'nin elini öptü, "Ben İstanbul'a gidiyorum," dedi, "hakkınızı helal edin."
    Müveddet Teyze bir an durakladı, sonra o da sarılıp onu öptü ve, "Biliyorum kızım," dedi. "Senin İstanbul'a gittiğini bilmeyen mi var. Berhudar ol. Allah bahtını açık etsin."
    İlkokuldaki sıra arkadaşı Nermin'e sarılmak istedi. Nermin izin ister gibi annesine bakıyordu. Herhalde ondan bir işaret almış olmalı ki o da Meryem'i iki yanağından öptü ve fısıltıyla, "Güle güle!" dedi. Diğer kadınlar da onu uğurladılar. İstanbul'a gitmenin ne kadar iyi bir şey olduğunu sayıp döktüler. İçlerinden biri çocuk kandırır gibi yapmacık bir tavırla, "İyi olmaz mı canım," dedi. "İstanbul bu. Kötü olsa daha önce giden kızlardan biri olsun geri dönerdi. Hiçbiri dönmediğine göre demek ki çok iyi bir yer," Gülüştüler, Erkekler de kadınların gülmelerine katıldı.
    Bütün kasaba Meryem'in, İstanbul'a ölüme gittiğini bilmektedir ama kimse söylememektedir. Kimisi de resmen 'yalan' söylemektedir. Tıpkı, sakatlığın ilâhi bir ödül ya da ceza olduğu yutturmacasının beyinlere işlenmesi gibi. Bu da, cahil bırakılan/bıraktırılan, kendilerine baş kaldırmayacak, isyan etmeyecek büyük kitlenin olduğu/yaşadığı toplumlarda çok çok daha kolay olacağı için; özellikle din, töre vb. türü unsurlar alabildiğine sömürülerek işleme konulur.
    Tamam.. Bu bir romandır. Yazarın düşgücü ve ifade yeteneği ne kadar güçlüyse o kadar inandırıcı olur. Ama kasabalının o tavırları çok tanıdık gelmiyor mu yani.. :roll:


    Sevgili halil-yılmaz; 'sakatlık'la 'engellilik' aynı şey değildir ki birbirleri yerine kullanılsın. Ben sakatım ama ev içerisinde engelli değilim! Ama evden çıkınca engellenmeye başlarım; asansörü uygun olmayan binalar, yüksek merdivenler, kaldırımlar, alışveriş edemediğim marketler, film seyredemediğim sinema salonları, izleyemediğim konserler vb. hem sakat, hem de engelli olmama yol açar!

    Sevgili İLAYDA, "doğru pratik, doğru teoriden çıkar". Ama sen tersini yapmışsın. Pratikten teori çıkartmışsın. "Sol şunları, şunları yapıyor; o halde bunları, bunları yapmaz." demişsin. Yani arabayı atın önüne sürmüşsün. Sol, "insanın insanca yaşaması" için mücadele etmeyi şiar edinmiştir! Çocuklar ve sakatlar da insan olduğuna göre..

  7. #7
    Üye
    Fuzulim Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.07-2005
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Erzurum
    Mesaj
    328
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Devletçiliğin merkez kabul edildiği sistemlerde birey herzaman ikinci planda kalır. Örneğin devlet yapılarının subasman giriş kotunun yüksek tutularak, yapıya onlarca basamak çıkmak suretiyle girişin sağlanması devletin birey karşısında devasalığını hissettirmek ve bireyi psikolojik olarak küçük düşürmek amaçlıdır. Bu sebeple devletçilik, engelli için en olumsuz sonuçları doğuran bir sistem dir diye düşünüyorum.
    Devletçilik modellerinde devlete ulaşmak zordur. Çünkü devlet büyüktür. Bireyler devlet için vardırlar.
    Oysa bireyi merkez kabul eden liberal sistemlerde devlet birey içindir. Devlet bireyin yaşam standartlarını artırmak için proje üretmeli ve bunu sağ duyulu bir şekilde hayata geçirmelidir.
    Bu sebeple sağ duyulu liberal sistemde asıl amaç engelliler olmasa bile bireyler için üretilen demokratik projelerin dolaylı olarak engelli insanlara da yarayacağını sanıyorum.
    Engelli sorunlarının, sol cenahın yaptığı gibi iş üretmeden, sadece şikayet, muhalefet yoluyla çözülebileceğini de sanmıyorum. Hem bu mümkünmü?

  8. #8
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Olmadı Fuzulim

    Sen de "arabayı atın önüne sürüyorsun." Bu araba gitmeeeeez! :P

    "Olan"dan "olması gereken"i çıkartıyorsun.. Oysa tam tersinin olması gerekir.. "Bunların böyle olması gerekir.. Niye böyle olmuyor?" diye hesap sormalısın..

    Bir de verdiğin örnek 'devletçiliğin' değil, 'faşizm'in örneğidir. Yani sağ cenahın yaptıkları.. Sol, şikayet değil 'eleştiri' getirir.. Tabii yapılması gerekenleri de önererek.

    Sen Türkiye'dekilerin "ben solum gencim, güzelim, bıy, bıy" :P demelerine bakma.. Onlar Türkiye tipi sol! Her şey gibi onu da kendimize benzettik!

    Şimdi, liberal sisteme, teorik olarak olması gerekenleri örnek verip, 'sol'a Türkiye'den olanları -bence yanlış bir yorumla- örnek vermek, ne derece adil oluyor.. Sana bırakıyorum.

  9. #9
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bakıyorum coştun yine yeditepe..

    Biraz da sağdan bahset o zaman.. Hani şu wedo'nun başka bir başlıkta unutulmasın dediği eylemlerden..

    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: wedo
    Baben unutmasınlar, hatırlasınlar ama sadece işlerine geleni değil halka yapılan zulümleri ve katliamları, çeteleri,özelleştirme kapsamında işten atılan emekçileri,sağlık sistemindeki çarpıklıkları,kapatılan sağlık ocaklarını. Yada unutacaklarsa hepsini unutsunlar.

    Kızıldereyi,dararağacına gidenleri,bahçelievler katliamını,77 kanlı mayısı,Maraş katliamını, sivas katliamını,susurluktaki mercedes'i,hayata dönüş adı altında yapılan ceza evi katliamlarını,kendi işlerine geldiğinde 1 gecede değiştirdikleri yasaları,kimlerin çocuklarını ABD de okutturduklarını,kamu kuruluşlarının özelleştirilip sonra devletten düşük faizle kredi alan ve sonra bu paraları devlete yüksek faizle satan para babalarını,ortakları olan yöneticileri, ......
    Ayrıca hizbullahı, domuzbağı cinayetlerini, töre cinayetlerini falan.. Bunları da mı 'sol' yaptı sence?

    Türkiye'deki solun 'sol' olmadığını söyledim. Bu duruma gelmesinde, sağın hiç mi payı yok? "12'den 12'ye Türkiye" yaşadık. (12 Mart-12 Eylül)

    Sen solun 'teorisini' değil 'sol sanıp yaşadığın pratiği' eleştiriyorsun. Ben de "'sol' bunlar değildir, o nedenle sapla samanı birbirine karıştırıyorsun." diyorum. Sonuçta saçma sapan bir diyalog çıkıyor yani ortaya

    Benden bu kadar.. Bu konu forumlarda tartışılamayacak kadar geniş.. 'Geyiğe çevrilmesi' ve seviyenin düşürülmesi de şık olmuyor ve anlamsız kalıyor.

  10. #10
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    11:43
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.891
    Alınan Beğeniler
    941
    Verilen Beğeniler
    1.234

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Konu sapmasın lütfen... Bu başlık sol-sağ tartışması yapılsın diye değil, sol ve sağın sakatlık konusndaki duruşları tartışılsın diye açıldı.
    - Arkadaşlar, lütfen sorularınızı özel mesajla iletmek yerine ilgili foruma yazarak cevap arayın. Böylece hem soru-cevaplardan herkes yararlanır hem de en doğru cevaba en hızlı şekilde erişmiş olursunuz.
    - Lütfen sorunuza cevap aldıktan, bir sorununuza çözüm bulduktan sonra dönüp gitmeyin. Siz de başkalarına yararlı olmak için bilgilerinizi, tecrübelerinizi, duygularınızı paylaşabilirsiniz. Unutmayın, siz nasıl yana yakıla cevap arıyorduysanız, başkaları da içine düştüğü açmazdan çıkmak için aynı hararetle sorularına cevap arıyor...

  11. #11
    Üye
    Fuzulim Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.07-2005
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    Erzurum
    Mesaj
    328
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Baben gerçekten türkiyede sağ-sol belli değil. Benimde kafam karıştı.
    öğrenmek için soruyorum. sence mesela en bilinen sol parti olan CHP katı devletci değilmi? Yada AKP, CHP den dahamı çok devletçi. Bana tam tersi gibi geliyor.
    Batı ülkelerinde sol partiler biraz daha köylü, ezilmiş, emekçilerin, hatta engellilerin partisi konumundayken türkiyede durum biraz daha farklı. Türkiyede sanki de sol partiler biraz daha maddi durumu iyi olanların, daha lüks yaşayanların hatta burjuva sınıfının partisi konumunda, halktan çok Ankaraya yakın.
    Eğer Sol tarif edildiği gibi birşey ise doğu anadolu ve güneydoğu anadolu halkının ekseri solcu olması gerekirdi. Ya bu tarifler yanlış, yada sol olduğundan dem vuranlar yalan söylüyorlar.
    Sol partilerin buralarda adı bile geçmiyor. Çünkü sol partiler doğuyu ihmal ederek, aslında halk yanlısı olmadığını, sosyal adaleti aramadığını açık seçik beyan etmiştir. Bugün türkiyede ki ana sol, sosyal adaleti aramaktan ziyade sırf kemalizmin borazanlığını yaparak, korkakça Atatürkün ardına gizlenmiş, fikirlerini kabul ettirmek için pervasızca Atatürkü kullanarak hatta bir kısım halkımızı Atatürkten dahi soğutmuştur.
    Aklının bir köşesinde değişmez tabularını gaye belleyen insanlar hiç bir zaman üretken olamaz, gelişen dünyaya ayak uyduramazlar.
    Hal böyleyken sonuç olarak ezilmiş kesimden sayabileceğimiz engellilerinde zihinlere yerleşik hali bu olan sol partilerden medet umması yerinde olmaz kanısındayım.
    Biz türkiyede yaşadığımıza göre türkiyedeki solu değerlendirme durumundayız. Yoksa Solun olması gerektiği şekli şu an için bizi ilgilendirmiyor.

  12. #12
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Aslına bakarsan, Türkiye'deki sol da sol değildir, sağ da sağ değildir, siyaset de siyaset değil.. Bir hilkat garibesidir, güzel yurdumun üstyapısı..(Politikası, eğitimi, hukuku vb.) Ortalama ilkokul 3. eğitim düzeyindeki bir ulusun politikası, akılı uslu bir poitika olur mu, olursa ne kadar olur? (Sevgili yeditepe, yine küçümsüyorsunuz falan deme.. Bunlar gerçek!)

    Başka bir başlıkta da değinmiştim. 83'ten bu yana seçim sistemimiz (dolayısıyla siyaset sistemimiz) bize hiç ama hiç uymayan Amerikan sistemine dönüştürülmeye çalışılıyor.. Bu sistemdeki partiler, kuzeyde söylediklerinin tam tersini güneyde söylemek zorundadırlar. Çünkü güneyde zenciler çoğunlukta, kuzeyde beyazlar.. Eğer böyle yapmazlarsa oy alamazlar.. Yani "nabza göre şerbet" meselesi.

    O yüzden Türkiye'deki partileri klasik çerçeveye sokmak istersen ve 80' öncesiyle karşılaştırırsan işin içinden hiç çıkamazsın. Çünkü Türkiye Politik Tarihini 12EÖ ve 12ES diye ikiye ayırabiliriz, rahatlıkla..


    "Türkiye'deki sol da sol değil, sağ da sağ değil!" dedim, yukarıda. "Ben solum" diyenler de "gencim, güzelim" :P diye dolaşıyorlar.. Neyi, nasıl değerlendireceğini merak ediyorum.

    Biz olanı bilmek ve olması gerekeni söylemek durumundayız.. İktidar ya da meclis içerisinde muhalefet konumunda olanlar; 'olan'lardan sorumludur. 'Olması gerekenler'i söylemek de bize kalıyor.

  13. #13
    Üye
    kuyucak Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    15.03-2007
    Son Giriş
    17.11-2010
    Saat
    23:39
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1.130
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    İzin verirseniz kendimi tekrar edeceğim. Başka bir yerde yazdığım bir yazımı aynen buraya kopyalayağım. Şu kadarını söyleyeyim baştan, bu sitedeki bu tartışmalar, çok iyi bir sosyolog ve psikolog ekibi tarafından araştırılmalıdır. Bizler kadar somut, acısı ,derdi,talepleri ortak bir toplumsal grup bulunamazken.... Tamda ortaklaşa olarak tüm partilere bağırmamız gereken bir süreçte düştüğümüz şu duruma bakarsak... Bu taleplerimizi herkesin kendisine en yakın gördüğü partilere götüreceği yerde, oralarda çatır çatır savunması gerekirken... Burada bu toplumsal kangreni bir partinin arkasına takmaya çalışmak... Pes doğrusu... Kendi içimizde tartışmak başka şey, birbirimize düşmek ayrı şey. Ben kendimi sol içinde görmek istiyorum. Kafamda solu tartışıyorum. Burada sola temelden, ne yaparsa yapsın karşı olanları bir kenara bırakırsak; (Onlarada teşekkür ederim,demekki bizsiz yapamıyorlar) solun olması gerekenlerine ve sakatlara bakış açısına biz de katkıda bulunmak için diyorumki; EVRİM Mİ? DEVRİM Mİ?

  14. #14
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sevgili kuyucak,

    Yok.. Birbirimize düşmüş değiliz.. Sadece TTT (Türk Tipi Tartışma) yapıyoruz. Sıcak gündem gereği bu normal. Nasıl olsa, ne kadar bağırırsak bağıralım çok şeyin kısa zamanda değiştiği yok.

    Arada çok heyecanlanırsak Sevgili Bülent, "balans ayarı" yapıveriyor. O da gerekli.. Bazen başlığı, maşlığı unutuveriyoruz. :P

    Şu futbol takımı fanatikliği gibi parti tutmak durumu olmasa, her şey daha iyi olacak ama.. O kadarcık kusur da olur.. ("İlkokul 3. düzeyine" ve "günde ortalama 12 saniye kitap okuma" meselesine girer ki, konu yine dağılır.. En iyisi kalsın..



    Not: Link verdiğin yazın gözümden kaçmış. ops: Arada sırada kendini tekrarlamak yararlı oluyor yani. Hatta "kendini tekrarlamak" da sayılmaz bu..

  15. #15
    Üye
    bayke Avatarı

    Gerçek Adı
    Kemal
    Üyelik Tarihi
    06.04-2005
    Son Giriş
    07.02-2009
    Saat
    15:10
    Yaşadığı Yer
    İSTANBUL/Beykoz
    Mesaj
    756
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    prodüktif değerlerin bölüşüm üzerindeki irrasyonel baskıları
    engellilerin üretime katkıları oranında realize edildiğinde
    emeğin sermaye karşısındaki onurlu duruşuna kazandıracağı ivmenin
    potansiyel oluşumuna karşı durmaya cesaret edebilecek herhangi bir
    sağ birliktelik, mistisizmin teokratik değerlerine ters düşeceği
    varsayımıyla kısıtlanan hareket alanlarını geri kazanma çabası ve bunun solun karşı güç üretme etkinliğine getireceği negatif motivasyonu hiçbir engellinin kabullenmesi düşünülemez.
    kaldı ki bonopartist burjuvaların segmentasyonuna bile direnememiş, russo'dan bu yana birçok anlamlar ve değerler bütününü yadsımadan kendileştirmiş olan sağ/sol ayrımcılığının körükleyicileri ve bunlara çanak tutan hokkabazların ajitatif çağrıları ve provakatör ajanların jöntürklerden beri siyasal yaşamımıza vermiş olduğu neolitik depremlerin yıkıcı sarsıntıları ve şekillendirme çabaları biz engellileri konjöktürel olarak etkilemektedir.
    öncelikle bunu iyi anlamalıyız.
    peki ne yapmalı?
    sinsice tasarlanan ayrışımcı ve seküler bakış açılarının edilgen yapısına dur demeliyiz.solun miyopatik yorumları, engellileri demoralize edecek şiddette olmasa da toplumla bizler arasında hiç bir zaman izostatik derecede bir emek parçalanmasına modüler bağlamda sebep olmamıştır. dolaysıyla soyut indirgemlere bu söylem içinde yer ayırmak abesle iştigaldir. diyelim ki sağın sermaye gücü ve uhrevi bakış açısı kaderci yorumları dürtelese de dinsel temaların rutin ibadetlerdeki ezberci yaklaşımları algılayış tarzını deforme ederek çarpıtmakta ve onları kendi biçemleri doğrultusunda yeni bir formasyonun beşiğinde sallamaktadır.
    bence durum bu kadar açık ve net .
    hayarola abi iyi misin?




Sayfa 1 / 2 12 SonSon