Sayfa 1 / 6 12345 ... SonSon
Toplam 87 mesajın 1-15 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    kuyucak Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    15.03-2007
    Son Giriş
    17.11-2010
    Saat
    23:39
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1.130
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    ENGELLİLERE YAPILAN ŞİDDETİN BOYUTU İŞKENCEDİR..

    Şiddet neleri içerir?
    - Güç ve baskı içerir. Zarar gören kişi mutlaka zararı güç ve baskı sonucu alır.
    - Güç ve baskıyı uygulayan birey, toplum yada kurum olabilir..
    - Şiddet asla fiziksel şiddetle sınırlı değildir Bunun yanı sıra sözlü şiddet, sınırlayıcı yasaklayıcı şiddet vardır.. Ayrıca ekonomik şiddet, cinsel şiddeti de saymak lazım. Aile içi şiddetin içine epey şey doldurulabilir aslında.. Hayvanlara yönelik şiddet var.
    O yüzden şiddeti anlatmak için; canlıya zarar veren her tür fiziksel ve ruhsal baskıya şiddet denir. Burada şiddet canlının gelişimini durdurur, acı verir, yıpratır hatta yok eder..Dışlar şiddet aynı zamanda canlıyı..
    -Aynı zamanda düşmanlık belirtileri görülür..

    Yukarıda anlattığım şiddet unsurlarını, engellilere tanınan yaşam hakkında bulmak zor değildir.. Afrika’da açlıktan ölen çocukların yaşamlarında da bulmak da zor değildir.. Ancak bunu duyarsızlık gibi başka kavramlarla da açıklamaya çalışmak olayın vahim boyutunu gizlemeye çalışmaktır.. Engellinin kişisel gelişimini engellemek, ruhsal bütünlüğünü bozmak, ekonomik olarak gelişimini engellemek, sınırlamak, ona acı çektirmek için güç ve baskıya maruz kalması kadar, onun için yapılması gerekenleri yapmamakta etkendir..
    Aynı Afrika’lı çocuk gibi düşünün.. Yapılması gerekenler yapılmayarak, şiddet uygulanmaktadır.. Şiddet sonucu oluşan sonuçlar fazlasıyla vardır engellilerin yaşamlarında.. Hem de kat kat fazlası.. O zaman şiddet kavramının içine bilerek göz ardı edilmeyi mutlaka yerleştirmek zorundayız bizler.. Üstelik şiddetin yanı sıra işkenceyi bile dile getirebiliriz.. Hani bir çok arkadaşın bilmeden söylediği ‘’bu yaşam bu şekilde işkence, bitsin bu işkece’’ sözlerinin ardındaki gerçek duyguların anlamı da ortaya çıkmış olur..

    Şiddetin boyutunu artırmanın adı işkencedir. Zor kullanmak diyelim. İnsan yaratıcılığının yıkıcılıkta uyguladığı yöntemlerin sonu yoktur. İşkencenin sınırları da yoktur. Ancak engellilere uygulanan işkenceler, daha çok çin işkencesi adı altında adlandırılabilir: Tıraş edilen kişi hareket edemeyeceği şekilde bağlanırmış.. Üstünden kafasına soğuk damlalar kısa zaman aralıkları ile verilirmiş. Belli süre sonra o küçük damlalar kişiye balyoz etkisi yapmaya başlar ve kişiyi delirtirmiş.
    Engellilere yapılan da aynı aslında. Kapatıldıkları evlerinde akıp giden hayata bakmanın nesi farklı kafaya düşen soğuk su damlalarından?

    Bunları niye yazıyorum? Yapılanların adını doğru şekilde koymalıyız diye yazıyorum. Teşhis doğru konmadıkça yapılan hiçbir düzeltme mutlu etmeyecek bizi.
    Biz bireye, topluma ve kurumlara şöyle demeliyiz: Şiddetiniz işkenceye dönüştü üstümüzdeki, siz işkencecisiniz! İşkence ve şiddete son verin.
    Ayrıca bu argümanlarla dünyanın her mahkemesinde hakkımızı ararız.. Ancak kendi toplumunu ve devletini mahkum ettirmek bize ne kazandırır düşünmek lazım.

    İç karartmaca yok. Kavgaya devam. Kavga yaşamdır ve güzeldir

  2. #2
    Üye
    monalisa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.04-2008
    Son Giriş
    14.01-2016
    Saat
    21:05
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    335
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bak! Senin dediklerin aklıma neler getirdi Kuyucak!

    Geçen gün Beyoğlu’nda gündüz vakti yürüyorum… Ana bir cadde… İnsanlar gelip geçiyor yanımdan… Çok kalabalık… Birdenbire yanımda bir adam beliriveriyor… Elinde bir cep telefonu var… Karşısındaki kişiye benim topal olmamla ilgili laflar ediyor… Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla misali! Önce ne yapacağımı şaşırıyorum… Adam sözleriyle beni resmen taciz ediyor… Topallığımı hep yüzüme vuruyor… Hareketlerinden, giyimi ve kuşamından sokakta yaşadığı belli… Kafası kıyak olmalı… En sonunda dayanamıyorum... Adama ağzıma geleni sayıp döküyorum… Ardına baka baka uzaklaşıyor…

    Birdenbire sinirlerim zıplıyor… Genç kızken sokakta erkeklerin topallığımla ilgili attığı laflar geliyor aklıma… O zamanlar domates gibi yüzüm kızarırdı. Başımı kaldırıp tek laf edemezdim. İçin için öfke duyardım erkek milletine… Şimdi düşünüyorum da yalnızca acıyorum onlara…

    Bu ülkede insanlığını koruyarak yaşamak zor… İnsan kadın olmak daha zor…

    Erkekler, engelli kadınları güçsüz görüyorlar… Hınzır gülümsemeler eşliğinde engelli kadını rahatsız ediyorlar… Evet, karşısındaki insanın güçsüz olması(!) onlara dizginsiz gücünü anımsatıyor…

    Bugün engellilerin uğradığı şiddetin haddi hesabı yok! Yine kendi geçmişim aklıma geliyor…

    Ben pantolon giymek için amirimle mücadele etmiştim… Çünkü, o zamanlar kadın memurlar etek giymek zorundaydı. Ben de cihaz kullandığım için etek giymek istemiyordum. Bu nedenle daha işe girdiğim ilk gün tartışmak zorunda kaldım. Müdüre çıktım. Daha sonraki günlerde bunun ceremesini çektim. Sürgün yedim. Yaşamımda hiç sürgün yiyeceğim aklıma gelmezdi. Onu da yaşadım. Gittiğim yerde bir böcek gibi bakıyorlardı bana… Ben bu dünyayla hiç uyuşamadım sanırım:))

    Yine işyerinde koşullar bana göre yapılmadığı için müdüründen başmüdürüne kadar birçok insanla karşı karşıya geldim. Sicilimle oynadılar. Herkes A alırken ben B aldım. Kimileyin düşünüyorum da “acaba ben çok asi miydim” diyorum. Evet, içimde hep bir asi yan var. Ama nesnel koşullar nedeniyle üstlerimle hep çatışma içinde oldum. Servis güzergahı bana göre değildi. Üstelik bir anneydim. Çocuğumu kreşe götürmek zorundaydım. Bir yıl servis güzergahının değiştirilmesi için mücadele ettim. Asansör bulunduğum katta durmuyordu. Sürekli merdiven inip çıkmak zorunda kalıyordum. Bir süre bunun için mücadele ettim. Daha neler neler… Şimdi düşünüyorum da tüm enerjimi nelere harcamışım! Bunun için mi bilmem benim otoriteye karşı bir alerjim var:))

    Gerçekten de şiddetin çeşitli yönleri var…

    Fiziksel şiddet…
    Sözel şiddet….
    Cinsel şiddet…
    Yasaklayıcı şiddet…

    Ben en çok engelli kadınların şiddete uğradığını düşünüyorum. Engelli kadınların toplumca kendilerini anlatamayacakları düşünüldüğünden engelli kadın, diğer kadınlara göre daha fazla şiddete uğramaktadır. Çoğunlukla gereksinmelerini karşılamada başkalarına bağlı olan engelli kadınlar, sözel, fiziksel, cinsel saldırıya uğramaktadır. En çok zihinsel engelli kadınlar, tecavüze uğramaktadırlar…

    Engelli erkek, yaşamı boyunca kendisine eşlik edebilecek bir kadın bulabilirken, toplumda engelli kadınla evlenilemeyeceğine ilişkin inanç var. Anne ya da baba olmak, akrabalık ilişkilerinde cinsiyete göre rollere bürünmek, toplumsal sistemlerin var ettiği ideolojilerden kaynaklanıyor. Engelli kadının “iyi bir eş”, “iyi bir anne” olamayacağı, kadına yüklenen beklentileri yerine getiremeyeceği anlayışı yaygın. Bu anlayışa göre, kadın doğurgan bir varlık. Kadının çocuk doğurabilmesi onun değerini belirliyor...

    Bunun yanı sıra, engelliliğin kalıtsal olup olmadığına bakılmaksızın her engelli kadının engeli olmayan çocuk doğuramayacağına ilişkin değerlendirmeler var. Engelli kadın, karşı cinsle birlikteliğinde en çok dış görünümünden dolayı rededilmektedir.

    Engelli kadınlar, değerce eşit olarak kabul edilmemekte, onunla bir ilişki kurulabileceğine inanılmamaktadır. Her bakımdan zayıf bir eş olarak kabul edilmektedir. Engelli kadınların, hemcinsleri gibi normal bir cinsel yaşamlarının olduğu bilinmemektedir. Engelli çocuğu olan ailelerde erkekler, engelli çocuklu kadından ayrılmaktadırlar. Kadın, trafik kazası, doğal afetler gibi nedenlerle sonradan engelli olmuşsa, erkek karısını boşamaktadır.

    Üff! Tüm bu sorunlar canımı acıtıyor… Nasıl baş edebilirim diye soruyorum kendi kendime…

    Yazarak… yazarak… Başka silahım yok…

  3. #3
    Üye
    monalisa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.04-2008
    Son Giriş
    14.01-2016
    Saat
    21:05
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    335
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bizler büyüyoruz ama! Ne garip! Bazı paradigmalar hiç değişmiyor... Elbet, değişecek bir gün engellilere yönelik olumsuz bakış açıları! Belki erken belki geç!

    En önemlisi de acılar büyütür insanı... Acı çekmeyen insan kendini değiştiremez... Bu yüzden de, ne zaman yalnız başına bir engelli görsem, onu kendime yakın hissederim... Kendimi görürüm onda... Ortak yaşanmış duygular birbirine yaklaştırır insanı... İşte senin de yazdıklarında Vaveyla kendimi gördüm...

    Birgün, şiddetin ve zorbalığın ezen gücünü parçalayacak insan...

    Kavgaya devam Kuyucak'ın dediği gibi...

  4. #4
    Üye
    ikinci bahar Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.07-2005
    Son Giriş
    06.12-2017
    Saat
    21:55
    Yaşadığı Yer
    ankara
    Mesaj
    443
    Alınan Beğeniler
    19
    Verilen Beğeniler
    27

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    kuyucak,
    tam onikiden vurdu yazınız.
    engellilere uygulanan şiddet ,belkide söylenemeyen tek şiddet türü.
    engellileri hayatın içinde istemediklerinin belirtisini bu şekilde anlatıyorlar.
    ben anlıyorum artık ,duyarsızlıklardan,yapılması gerekeni yapmayışlarından vs..
    kavga etmiycem sıkıldım,matruşka gibi kavga ettikçe ben de küçülüyorum.
    zaten yazıda düzelme yok mutlu olmuycaz yazmışsınız.
    içimi kararttınız kavgaya devam ama yaşam ve bu kavga güzel değil bıktırdı.

  5. #5
    Üye
    ayyüzlü Avatarı

    Gerçek Adı
    ayyüzlü
    Üyelik Tarihi
    11.10-2008
    Son Giriş
    09.10-2017
    Saat
    11:46
    Mesaj
    19.971
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    hayatım bir film şeridi şeklinde gözüm önünden geçince hakikatten yaşatılanlar bize işkence.

  6. #6
    Üye
    monalisa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.04-2008
    Son Giriş
    14.01-2016
    Saat
    21:05
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    335
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bugün çok üzgünüm. Hocaların hocası, iletişimcilerin duayeni Ünsal Oskay’ı ebedi yolculuğuna uğurladık.

    İletişim Fakültesi’nin dağ gibi merdivenlerini teker teker inip çıktığımda onun söyledikleri belleğimden bir bir geçerdi. Her söylediğinde yaşama ait gerçeklikler vardı. Çünkü o yaşamın içindeydi. Teoriyle pratiği birleştirmeyi başaran ender insanlardan biriydi.

    Hocamın söyledikleri hep kulağıma küpe olmuştu. O şöyle derdi.

    “ Yaşamın nesnesi değil, öznesi olun”

    Bu vesileyle o değerli insanı anarken onun sözleri yaşamımı aydınlatmaya devam ediyor.

    “ Yaşamın nesnesi değil, öznesi olmalıyız”

    İşte o zaman azgın akan suları tersine çevireceğiz. Sular berrak ve ışıl ışıl akacak… Buna inanıyorum… Ne zaman yılgınlığa düşsem, kimi kez bana rehberlik eden hocalarımın, kimi kez, tarihe yön veren bilginlerin, felsefecilerin, kimi kez, mitolojinin gizemli havasından çıkıp gelerek yüreğime dokunanlara kulak veriyorum…

    Prometheuslar hep olacak… Zincire vurulsak da… Karaciğerimizi kartallar yese de… Bizleri küçük düşürseler de… Kendi gücünün ayrımına varan insan, köleliği yenecektir…

    Kavgaya devam...

  7. #7
    Üye
    kuyucak Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    15.03-2007
    Son Giriş
    17.11-2010
    Saat
    23:39
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1.130
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Haklısın Monalisa..
    Çok içim acıdı Ünsal Hoca'ya..
    Sonra Nazım'ın bir sözü geldi aklıma; Gerektiğinde kendin fişek olacaksın mavzerde benzeri bir sözdü galiba..Bu insanların ortak özelliği görünmeyenleri görünür hale getirmek..Onurlu yaşamak ve yaşatmak değilmiydi zaten? Şiddet insan onuruna yaraşan bir şey değil zaten..Elbet kalkacak.. Ama Ünsal Hoca'nın bir lafı hep durur kulaklarımda;Öncüler acı çeker..Sonrakiler rahat eder..

  8. #8
    Üye
    kuyucak Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    15.03-2007
    Son Giriş
    17.11-2010
    Saat
    23:39
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1.130
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Şiddet dedim ya aslında engellilere yapılanlar .. Burada yazılanlardan bazıları içimi acıttı.. Silip atmak geldi bir an içimden hepsini.. Bazen dedim bilmeden yaşamak daha iyi galiba.. Bilmeyeceksin, görmeyeceksin, mutluluk oyunu oynayacaksın.. Bilip öğrenmeye, anlamaya çalışmayacaksın.. Kaç gündür sessizliğim ondan..Sonra yeniden içimde yükselmeye başladı kavga.. Dedim ki kendime Ey Kuyucak; Sen bunları bilmez misin, nasıl şimdi oynayacaksın bilmemenin mutluluk oyununu?
    Aile içinde istenmediğimizi, ehveni şer kabul edildiğimizi, ‘’Keşke….. ‘’ iç çekişlerinin ne anlama geldiğini bilirsiniz.. Her ailede olmayabilir.. Ancak yük olduğunuzu her zaman duyumsatırlar size..
    Eğitime zorla kabul edilirsiniz..
    İşe devlet zoruyla kabul edilirsiniz.. Damat yada gelin olarak açıkça istenmediğiniz çok kere özellikle suratınıza vurulmuştur.. Eğlence yerlerinden, parklardan, sahillerden havuzlardan çok kovulmuşsunuzdur insanların bakışları ile.. Bu haliyle burada ne işi var çok denmiştir size suratlardaki ifadelerle.. Maçlarda, tiyatrolarda,sinemalarda, bela hissettirmişlerdir sizi kendinize.. Uzatabiliriz bunları.. Dediğim gibi bizler kendi vatanımızda, kendi şehrimizde, kendi toplumumuzda mülteciyiz aslında.. Kovulmuşuz insanların gönüllerinden.. Yaptığımız iş arsızlığa vurup, şirin gözükerek, vicdanlara seslenerek kendimizin de insan olduğunu anlatmaya çalışarak, kabul görmek..
    Kabul görmeye çabalamak iğrenç bi şey bana göre.. Kendi ülkemizde, kendi şehrimizde, kendi toplumumuzda mülteci olup, kabul görmeye çalışmak kadar acı bi şey yoktur..
    Çok altınıza etmek zorunda kalmışsınızdır sokaklarda..
    Bunlar şiddetin ağababası değil mi eyyyy … Eyyyyy kim?
    Gene biziz .. Bizler yaşanası yaşamı, yaşamak için işkencelere uğruyoruz.. Değer diyorum ben.. Vallahide billahi de değer..

  9. #9
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    03:09
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.940
    Alınan Beğeniler
    954
    Verilen Beğeniler
    1.250

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bu konunun bam teli aslında, "sakatlık" denen şeyin toplumsal bir olgu olduğu.
    Sakatlığı kişisel olarak değersizleştiren mekanizma, aynı zamanda toplumsal olarak sakatlığı ve onun üzerindeki tüm ezici mekanizmayı da yaratan ve yaşatan mekanizma. Yani aslında kendi içinde hiç bir sorunu olmayan sakatlık, "sakat" kavramıyla tasniflendirilerek değersiz olarak kodlanıyor ve yoksayma-yoketme mekanizmasıyla mağdur hale getiriliyor.
    Yani, aslında sorun sakatların sakat olmayanlar gözünde değersiz olarak kabul edilmesi, ve daha da vahimi, bu değersizliğin sakatlar tarafından önkabul olarak içselleştirilmesi ya da esas değerin sakat-olmamak olduğunun veri alınmasıdır.
    Bir kez bu çukura düşüldü mü, artık ondan sonra orada değersiz-mahlukları nelerin beklediği ise malum...

    Bu şekilde bakınca, esas sorunun işkence değil, "toplumsal değer kodları" olduğunun altını iyice bir çizmek gerek sanırım. Çünkü bu kodlar işkenceyi doğuruyor...
    - Arkadaşlar, lütfen sorularınızı özel mesajla iletmek yerine ilgili foruma yazarak cevap arayın. Böylece hem soru-cevaplardan herkes yararlanır hem de en doğru cevaba en hızlı şekilde erişmiş olursunuz.
    - Lütfen sorunuza cevap aldıktan, bir sorununuza çözüm bulduktan sonra dönüp gitmeyin. Siz de başkalarına yararlı olmak için bilgilerinizi, tecrübelerinizi, duygularınızı paylaşabilirsiniz. Unutmayın, siz nasıl yana yakıla cevap arıyorduysanız, başkaları da içine düştüğü açmazdan çıkmak için aynı hararetle sorularına cevap arıyor...

  10. #10
    Üye
    Merve1903 Avatarı

    Gerçek Adı
    Merve
    Üyelik Tarihi
    06.10-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    407
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    çok doğru bir konuya değinmişsiniz..
    Ülkemizde ne yazıkkı engelli bayanlar çok sayıda şiddete,tacize hatta tecavüze maruz kalmakta.Bunu yapan insanlıktan nasibini almamış insan müsvettelerinin nasıl bir VİCDANa sahip olduklarını çok merak ediyorum.Git gide yok olan dünyada insanlıkta yok olmakta.İster engelli olsun ister olmasın bir insana şiddette.tacizde bulunmak affedilemez bir hata büyük ayıp.

  11. #11
    Üye
    monalisa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.04-2008
    Son Giriş
    14.01-2016
    Saat
    21:05
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    335
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bulunduğum topluluklarda, kümelerde elimden geldiğince Türkiye’de engelli olmanın getirdiği olumsuz sonuçları anlatmaya çalışıyorum. Bu forumlarda yazdıklarımı, kendi yaşadıklarımı oralarda da gündeme getiriyorum.

    Ama engelli olmayanlardan şöyle bir tepkiyle karşılaşıyorum.

    Örneğin, bu kişiler kadınsalar, kadınların uğradığı ayrımcılıktan söz ediyorlar. Ya da erkekseler, yukarıda anlattığım gibi sokakta sözel saldırıya uğradığımı anlattığımda kendilerinin de farklı bir biçimde kişisel saldırılara uğradıklarından söz ediyorlar. Sonra da şöyle bir izlenim ortaya çıkıyor. Sen sakatların yaşadığı sorunları çok büyütüyorsun. Yaşamda herkesin bir biçimde sorunu var… Her şey toz pembe değil. Bizler de farklı biçimlerde, sözel, fiziksel, yasaklayıcı şiddetle karşı karşıya kalıyoruz diyorlar. Hatta kendilerinin bana karşı herhangi bir ayrımcılık yapıp yapmadıklarını soruyorlar. Ben de gerçeği söylüyor, yapmadıklarını yanıtını veriyorum. O zaman yaşamda hep olumsuzu değil, olumluyu da görmek gerektiğini söylüyorlar.

    O zaman kendi kendime soruyorum. Gerçekten ben sakatların sorunlarını kafamda mı büyütüyorum? Yoksa onlar mı anlamak istemiyorlar? Sonra da hemen şunun ayrımına varıyorum. Türkiye’deki birçok sorundan biri engellilik sorunu… Bunu ben değil, istatistikler söylüyor… O zaman doğru yoldayım. Ben hangi atmosferde bulunursam bulunayım engellilerin sorunlarını dile getirmeyi sürdüreceğim.

    Oturan Boğa’nın şu sözüne takıldım.

    Sakatlığın kendi içinde bir sorunu yok ama sakat kavramıyla tasniflendirilerek değersiz olarak kodlanıyor…

    Sakatlık bir durum. Neyi niteliyor? Bir insanın bedeninin hasta ya da eksik olan bir yanını nitelendiriyor.
    Bu anlamda sakat olma durumunun kendisi bir sorun zaten. Kendisi sorun olan bir şey nasıl kendisi olmayan bir başka şey olur?

    Biz çevremizdeki varlıkları, olguları bir isimle adlandırırken o varlıklara, nesnelere bakarak karar veririz. Yine o varlıklara, olgulara çeşitli nitelendirmeler yaparız. Bedeni sağlıklı olanlarla olmayanları bir kavramla açıklayamayacağız da neyle açıklayacağız? Ya da nasıl kategorize edeceğiz? Yoksa kavramların bir idesi yok.

    Asıl sorun şu. Bu yalnızca sağlamlarda değil sakatlarda da var. Biz bir insana bir anlam yüklerken o insanın görünüşüne, konumuna, mesleğine, ideolojisine göre bir anlam yüklüyoruz. Böylece belleğimizde çeşitli şablonlar oluşuyor. Ya da önyargılar oluşuyor. Sonra da o insanın başka özelliklerine bakmadan yargıda bulunuyoruz. Sakatlar işe yaramaz diyoruz. Ya da tüm erkekler aldatır diyoruz. Veya tüm çingeneler hırsız diyoruz. Ya da tüm kadınlar dırdırcıdır diyoruz.

    Eğer bir işveren bir sakatı işe almak istemiyorsa, ceza ödemeyi yeğliyorsa, çevre koşullarını sakatlara göre düzenlemeyen devletin sorumluluğu olduğu kadar, kendi becerilerini geliştiremeyen, insanlarla iletişim kuramayan engellilerinde o kadar sorumluluğu var.

    Biraz da kendimizi eleştirelim dedim bu kez:

  12. #12
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Hiç sevmediğim halde kendimi sık sık tekrarlıyorum. Eski arkadaşlar bağışlasın beni.. Görece yeni arkadaşlar yüzünden oluyor bu..

    Başlıktaki "boyut"tan sonra toplumsal ya da kişisel "değer"lerden de söz edilince şu karikatür aklıma geliyor hep:

    [SPOILER="Gülümseyin!"]26718495hm1 - Engellilerin uğradığı şiddetin boyutu nedir? [Tartışma] [/SPOILER]


    Tee 12 yıl önce yazdığım şu makalemsi yazımda demişim ki:
    Hemen hemen doğadaki tüm canlıların kendisinden güçsüz canlılara karşı takındığı tavır şu atasözüyle özetlenmiştir: ‘Büyük balık küçük balığı yutar.’ Bu sözün doğruluğu kültürel gelişmişlikle ters orantılıdır. Yani, insanlar kendilerini, kültürel olarak ne denli geliştirmişlerse, ilkel duygu ve düşüncelerinden ne denli arınmışlarsa bu söz geçerliliğini o kadar yitirir. Ve insanlık, kendinden güçsüz olanı ezip yok etmek yerine; kendinde olanı ‘paylaşma’yı öğrendiğinde onurunu kazanır.
    E.. İnsan, "balık" değil ya.. Onun kendinden güçsüzü "yutması" da, öldürmek, fiziksel ya da psikolojik olarak işkence etmek, psikolojik olarak ezmek yöntemleriyle oluyor.. Olay: Bi şekilde "egemen" olmak, egemenliğini çevreye hissettirmektir.. Balıkların yaptığı da budur! (Yalnız insanınkinde 7000 yıl önce bir nitel sıçrama olmuştur.. "Sömürü" kavramı devreye girmiştir.. Yani hayvanlar, bu tür eylemleri içgüdüyle/doğal olarak yaparken, insan, farklı olarak, ekonomik üstünlüğünü kanıtlamak/sürdürebilmek için de yapar..)


    Sevgili monalisa,

    İstatistik ders kitaplarımızın başında yazıyordu: (Garip bir ironidir aslında) "İstatistik, doğru rakamlarla yalan söyleme sanatıdır." Bir de şöyle derlerdi: "Üç türlü yalan vardır: Yalan, kuyruklu yalan, istatistik! O nedenle (zaman zaman ben de yaptığım halde) istatistiği şahit göstermeye her zaman bıyık altından gülümserim..

    Bir de, OturanBoğa'nın sözünü şöyle yorumladım ben: 'Sakatlık' kişisel bir sorundur.. Ama ne zaman ki "engellilik" hâline gelir, o an toplumsal sorun olur.. Yani sakatla engelli aynı şey değildir.

    Ayrıca, "kendi becerilerini geliştir"mek için de "insanlarla iletişim kur"mak için de başlangıçta bir eğitim-öğrenim aşaması var..Hani bir büyük Türk büyüğümüzün sözüdür: "Petrol vaadı da biz mi içtik?" Onun gibi: "Sakatların kendilerini geliştirtmeleri için, okullar yapıldı da gitmediler mi?"

    İstatistiği seviyorsun, söyleyeyim: Türkiye'deki sakatların %39'u okuma yazma bilmiyormuş.. Okuma yazma bilmeyen bir insandan da ne kendini geliştirmesini, ne de başka insanlarla doğru düzgün iletişim kurabilmesini bekleyebiliriz! -Yine o yukarıdaki bTb'nin çok kullandığı bir deyimle- "abesle iştigal" olur!

  13. #13
    Üye
    monalisa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.04-2008
    Son Giriş
    14.01-2016
    Saat
    21:05
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    335
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Seninle temel noktalarda birleşiyoruz Baben…

    Ama beni öyle zayıf noktalardan vurmuşsun ki, bu zayıf noktaları önceden benim görüp kapatmak gerekirdi belki Yani, kapıları açık bırakan benim

    Ama o kadar uzun yazmaya zamanım yoktu.

    Eğer senin yazdıklarını yanlış olarak algılamıyorsam, bulunduğum çevrede arkadaşlarım bana psikolojik baskı falan yapmıyorlar… Yalnızca benim öznelimi eleştiriyorlar… Çünkü, bir zamanlar ben hep engellilerle ilgili denemeler yazardım. Onlar bunu yanlış algılamışlar. Engelliliği içselleştirdiğimi düşünmüşler. Oysa ben engellilerin uğradığı ayrımcılığı insanların yüzlerine vurmak istiyordum. Bunu onlara açıkladım.

    Ama yine de yukarda yazdığım gibi kimileyin kimi tereddütlerim olmuyor değil… Çünkü, yaşamımda hep öznelimle nesneli ayırt etmek istiyorum. Bir makale yazarken o makalenin belli temellere oturtulması gerektiğini düşünürüm. Yani, temellendirilmesi… Eğer, temellendirmiyorsam o yazı inandırıcılığını yitirir. Bu aşamada istatistik işimize yarayabilir. Bugün Türkiye’deki engellilerin durumları çeşitli istatistiklerle belirlenmiş. Bunları yok sayamayız. Evet, senin dediğin gibi istatistikler, kapitalist sistemde insanları birçok şeye inandırmak için kullanılmaktadır. Bunu yadsımıyorum. Ancak, engelliliğin bireysel değil toplumsal bir sorun olduğuyla ilgili verilere de gereksinmemiz vardır. O veriler gerçeklikle örtüşüyorsa sorun yoktur. Belki bu istatistikler o gerçeklikle birebir örtüşmüyor olabilir. İstatistiklerde belli bir yanılma payı olduğunu hepimiz biliyoruz.

    Ben Oturan Boğa’nın sözünden senin dediklerini çıkarmadım. Bunu da açıkça yazdım.

    Ben şunu demek istiyorum. Bir insan, sakat, özürlü, engelli ne derseniz deyin o olabilir. Ya da bir insan, kısa boylu, çirkin, kara derili olabilir. O insanın fiziksel görünüşü, o insanı insan yapan özellikler değildir. İnsanı insan yapan özelliği onun özüdür. Yani, kendinin kurucu ayrımlardır. İşte biz bireyler olarak hep bunu gözümüzden kaçırıyoruz.

    Yapma be Baben: Herhalde ben engelli insanın kişisel becerilerini geliştirmesinden, insanlarla iletişim kurmasından söz ederken okuma yazma bilmeyenleri ya da eğitim alamayanları kastetmiyorum. Ha! Evet. Bunu belki açık açık yazmamışım. Ama çok uzun zamandır bu sitedeyim. Hep aynı şeyleri yinelemek istemediğim için…

    Eğitim almış engellilerde sütten çıkmış ak kaşık değil! Çevremde görüyorum. O işi beğenmiyor. Bu işi beğenmiyor. Ya burnu çok havada! Veya bir işle ilgili olarak yeterli niteliklere sahip değil. Ama o niteliklere sahip olmak için yeterli çaba göstermiyor. Yani, çok edilgen... Benim kastettiğim bu tür karaktere sahip olan kişiler…

    Evet, engellilerin birçok sorunu var… Evet, engelliler, ayrımcılığa uğruyorlar… Ama ne yazık ki, ayrımcılığa uğrayan bizler, kendi içimizde bile ayrımcılık geliştiriyoruz. Bizler, bir ötekini ne kadar anlayabiliyoruz?

    Biraz da sağlamları canavar varlık ilan etmeden önce kendimize bir dönüp bakmamız gerekmiyor mu?

    Önce ben… Önce ben kendimi değiştirip geliştirmeliyim… Önce kendimden başlamayım… Yoksa, sorumluluğu bir başkasına atarak hiçbir sorunun altından kalkamayız diye düşünüyorum. Burada engellilerin bir kahraman olması gerektiğinden tabii ki, söz etmiyorum. Ama koşullar olanak sağladığı sürece, o koşulların gerektirdiği biçimde kendini yenilemeden söz ediyorum.

  14. #14
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Yok.. Oradaki "psikolojik baskı" sana değildi. Geneleydi.. Kimlere yapılmıyor ki.. Özellikle çocukların "pisikolocisi bozuldu!" kavramı oradan çıkmıştır. "Mahalle baskısı" bir tür psikolojik baskıdır örneğin.. "Yassah hemşerim" deyimi de öyle.. Bütün ötekiler yaşamlarının belli bir (ya da bir çok) anında psikolojik baskı görmüşlerdir.. Buna bireysel olarak karşı koyup koymamak da o kadar önemli değildir. (Yanlış anlaşılmasın birey açısından bakınca önemlidir! Ama genelde yaygın olmayınca "tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış" oluyor..




    Elbette.. "İstatistik" kavramını tamamen yadsımak diye bir şey olamaz.. Ama onun içerisinde tuzaklar o kadar boldur ki, yanılmamak için o tuzaklara düşmemek gerekir. Belli argümanlarla desteklemedikçe ve niceliğe ait verilerin her zaman eksik/yanlış olabileceğini vurgulamadan "ben demiyorum, istatistikler diyor" söyleminin doğru olmadığını söylemek istedim orada.



    O zaman OturanBoğa'ya soralım onu.. Ne demek istemiş.. Daha net yazsın..



    Güzel yurdumun eğitim politikasından başlatma şimdi..

    Sağlamların eğitimi dört dörtlük mü ki, engellilerin olsun..

    "Burjuva eğitim sistemi" bile diyemeyeceğim. Ondan da kötü..

    "Çakma" bi sistem işte.. Oradan buradan gördükleri sistemlerin en janjanlı yanlarını alıyorlar, "adamlar yapmışşşşş ağbi" diyerek yamamaya çalışıyorlar.. Oradan "eğitilmiş" dediğimiz eleman da "sünger beyinli" bir varlık olarak aramıza katılıyor..

    Hangi okulda "sorgulama, tartışma, yargılama" gerçekten öğretilmesi gibi öğretiliyor?

    Hangi okulda "eleştiri, özeleştiri, ikna" yöntemi diye bir kavramın varlığından söz ediliyor?

    Bütün bunları hakkıyla yapabilmek için "diyalektik düşünme yöntemi" okullarda öğretiliyor mu?

    Kim biliyor ki, öğretsin?

    Bir avuç bireyin kendi çabalarıyla kendine bir şey katması ve kendinde olanı başkalarıyla paylaşması çok şey değiştirmiyor..

    Genelde yaygın olarak özümsenmedikçe işimiz zor!

    Olmasın demiyorum elbette olsun da.. Bir-iki kıvılcım görünce de hemen heyecanlanmamak gerekiyor.. Buz dağının görünmeyen yanı görünen yanından çoooooook büyük..

    Yanlış anlama, burada yazdıklarımın hepsi sana değil.. Düşüncelerinin çoğuna ben de katılıyorum. Bi kaç yerde daha yazmıştım.. "Başka İstanbul yok!!" Hepimiz aynı dünyada yaşıyoruz.. Sakatı da, sağlamı da..

    "Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla" hesabı, aslında "genel"le aramızdaki beyin fırtınasından sen de payını alıyosun.

    "Bu sistemde 'yaşıyorum'" dediğin an "işkence" çektiğini/şiddet gördüğünü beyan ediyorsun, demektir! İster sakat ol ister sağlam! Çok bi fark yok aralarında..

  15. #15
    Üye
    monalisa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.04-2008
    Son Giriş
    14.01-2016
    Saat
    21:05
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    335
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Sonuna kadar söylediklerine katılıyorum. Bugün eğitim sistemi bireyi kendine yabancılaştırıyor. Sorgulamak, düşünme yöntemleri öğrencilere öğretilmiyor. Popüler kültür almış başını gidiyor. Ben de senin dediklerini bulunduğum çevrelerde gündeme getiriyorum. Ya da bu konuları tartışıyoruz. Birey farkın farkındalığına nasıl varacak? İşte bir sorun daha :)




Sayfa 1 / 6 12345 ... SonSon