Sayfa 3 / 4 İlkİlk 1234 SonSon
Toplam 60 mesajın 31-45 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #31
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Valla kardeşim sevgili rekursion un sineğiyle olan sadist ilişkisini her iki şekilde de yarumlayabilirsin.

    Mesela burada sadistin yaptığı hareketin yanlışlığına da vurgu yapabilirsin, bu sineğin böylesine sadist birinin elinden nasıl olupta kurtulmayı başarabildiğine de....Eğer kurtulan sineğe övgüde bulunmazsan benzer duruma düşecek her sineğe mücadele etmeden vazgeç mesajı vermiş olursun.

    O kurtulan sinek benzer duruma düşecek insanlara bir ışık teşkil edebilir.

    Kaldıki siz burda psikoloji biliminin tüm temel argümanlarını da devre dışı bırakıyorsunuz. Psikolojide öğrenme kuramı diye bir şey vardır. Kişi belli bir hareketi yaptığı zaman bir pekiştirgeçe ihtiyaç duyar. Bu ise ödüldür. Ödül bir çocuk için başının okşanması, bir sanatçı için alkış ve bir engelli içinde takdir edilmek olabilir. bunlar sayesinde kişi onaylandığını görür ve mücadelesine devam eder. Bu şekilde takdir edilmenin mevcut sistemi sorgulamamak anlamına geldiğini nereden cıkardınız anlayamadım. İnsan takdir edilince sistemin oyuncağı mı olmak zorunda?

    Rekursion yazını okudum ve sorduklarına yazdıklarımda zaten cevap verdiğimi gördüm.

  2. #32
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    00:13
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.874
    Alınan Beğeniler
    935
    Verilen Beğeniler
    1.231

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Beethoven, müzik yapmak için ihtiyaç duyulan (ya da duyulduğu varsayılan ) işitme yetisinden yoksun olmasına karşın o besteleri yaptığı için, elbette ekstra övgüye hakediyor ve şaşkınlık uyandırıyor. Buna Rekurison'un karşı çıkması da mümkün değil zaten (umarım yanılmıyorumdur ) Ama biri gidip "usta sen hem sağırsın hem bu müzikleri yapabiliyorsun" deseydi, heralde Beethoven onu pencereden aşağı atardı Çünkü o eserleri, dünyanın en büyük bestecisi olduğu için yaptı ve başkaca bir kıstası da kabul etmezdi, diye düşünüyorum.
    Şimdi birisi çıkıp, "Beethoven sağır haliyle 9. Senfoni'yi yaptı. Sense iki kulak, iki el, iki ayakla; altında araban, emrinde hizmetçiler... bi senfoni besteleyemedin" diyerek birilerini fırçalayabilir mi!? Ya da "Ray Charles, Aşık Veysel körken, Michel Petrucciani cüceyken neler yarattı, yuh olsun kör olmayan uzun boylulara" denilebilir mi?! Elbette ki hayır.
    Beethoven 9. Senfoni'yi yazdığı için bir dahidir, Ray Charles, Aşık Veysel müzik becerileri, Michel Petrucciani muhteşem sol eli sayesinde varlar... Sağırlık, körlük, cücerlikse, Onlar'ın dışındakiler için magazin malzemesi...

  3. #33
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Beethoven 9. Senfoni'yi yazdığı için bir dahidir, Ray Charles, Aşık Veysel müzik becerileri, Michel Petrucciani muhteşem sol eli sayesinde varlar...
    Çok fazla doğru değil sevgili oturanboğa bu cümle...

    Neden çok doğru olmadığı sanatın ve sanatçının var olma sebebiyle çok farklı yerlere uzar gider.

    Sağırlık, körlük, cücerlikse, Onlar'ın dışındakiler için magazin malzemesi...
    yarı doğru bir cümle bu da sevgili oturanboğa...

    Kuşkusuz onların dışındakiler için magazin malzemesiydi. Ama onların içinde kapanmaz bir yaraydı. Ve var olma sebepleri oldu aynı zamanda.

    İşte bu aşamada örnek olarak bu sanatçıları verecekseniz, gerçek anlamda sanatçıları verecekseniz, dikkatli olun demekten başka bir şey diyemiyorum.Zaten bu sebeple de burada Beethoven in doğru örnek olmadığını vurgulamaya çalışıyorum.

    Sanatçı hele dahilik sınırlarında dolanan birisiyse, bilinen anlamda normal kurallara uygun sonuçları beklemeyin herşeyden önce. Hele bir de bu şekilde bir engelleri varsa, içlerindeki çarpışmayı anlayabilmemiz olası bile değildir.

    Sanatçı kendi kendisini ifade etmede zorlanan kişidir. Zaten zorlanmasaydı ne sanat ne de sanatçı olurdu. Kendini ifade etmenin bir aracı olarak ya müziği, ya resmi yada başka bir sanat alanını seçerken bu anlamda yoğunlaşırken, kendisiyle barışık olmamanın, sancılarından doğar yapıtları...Ya da derin bilinç altlarındaki red etme duygusundan...

    Bizler genel anlamda bir çok şeye sanat, ve bir çok kişiye sanatçı dediğimizden sanat ve sanatçı olgusunun gerçeğinden biraz uzak olduğumuzdan söylemeye çalıştığım şeyi anlamakta direnmekle bir yere varamayız.

    Buraya almadığın bir ressamı da ben devreye sokayımda anlatmaya çalıştığım düşünceye açıklık getirmiş olayım, tabii kendimce;

    Toulose Lautrec....

    Fransızların yetiştirdiği bu büyük cücede de kendisini olagan üstü çirkin bulduğundan ve hiç bir kadının kendisini beğenmeyeceğini düşündüğünden genel ev kadınlarına verdi kendisini. Varlıklı olması nedeniyle de onların arasında bir yer edinirken onların resimlerini yapmaya çalıştığı bir esnada ressam oluverdi. Onları resmederken, onların kahkahalarını ve yaşantılarını tuale yansıtırken, kimsenin görmediği aşağılık duygusunun izlerini, ve kendi gözyaşlarını, kadınların gözlerinde, göğüslerinde, ve kahkahalarında gizliyordu...

    Aşık Veysel için bir kez daha döndüm, gecenin geç bir vakti olduğundan henüz cevap veren olmamış, bu iyi benim için

    Aşık Veysel i de Aşık Veysel yapan çok genç yaşta yediği en büyük kazıktır.Bencede dünyanın en büyük sanatçılarından biridir. Kör olmasından çok, evlendiği kadının onu ilk gece bir başkasıyla bırakıp kaçması üzerine dünyasına küsmüş ve kendini dizelere ve müziğe vermiştir.

    Dediğim gibi bunlar farklı konular, buradan bir yere varamayız....

  4. #34
    Üye
    SiyahPelerinliAdam Avatarı

    Üyelik Tarihi
    31.05-2004
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    01:52
    Yaşadığı Yer
    Sivas
    Mesaj
    598
    Alınan Beğeniler
    24
    Verilen Beğeniler
    6

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    "Bir şey çok önemli değilse hiç önemli değildir" diyor adamın biri...

    Bethooven ın ne şekilde takdir edilmekten yada edilmemekten hoşlanması bir kenara;

    Onun duyamayarak duymanın kıymetini ortaya koyması bana güzel ipuçları vermekte hayata dair... Sahip olmadığımız/olamadığımız "şey"leri farketmeye bu kadar meyilli insanlar olmak yerine sahip olduklarımıza meyletsek avutmuş mu oluruz kendimizi? Yoksa samanyolunu verseler yeter mi bize? Sahip olduklarımız sayesinde başlamaz mı "farketmek"...

    Ben neye sahibim?...

    Das Denken Dankt! (Düşünce Şükreder!) *Heidegger

  5. #35
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    00:13
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.874
    Alınan Beğeniler
    935
    Verilen Beğeniler
    1.231

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: andante
    Ama onların içinde kapanmaz bir yaraydı [eksiklik/sakatlık]. Ve var olma sebepleri oldu aynı zamanda.
    Tam da böyle tabii ki. Onlar için eksiklik/sakatlık (başkalarının düşündüğünün aksine!) bir dezavantaj değil, olsa olsa avantajdı. Yani eksikliğin bir dezavantaj olduğunu peşinen kabul etmenin (ve bu eksiklikle başarılı olmaya şaşırmanın) yanlış olduğu ortada...
    Hatta bir adım daha ileri gideyim; sakat ve başarılı biri görüldüğünde onu peşinen kahraman, kurban ya da gizemli biriymiş gibi göstermek ayrımcılıktır, içinde hakaret barındırır ve sorunların kaynağını gizler.

    Gökhan'ın güzel bir çevirisi geldi aklım:

    Kahramanlar, Kurbanlar, Egzotikler ve İnsanlar Üzerine

    Eskiden engellilik sıradışı bir şey olarak görülürdü. Engellilere hayretle ve ‘mucize’lermişçesine yaklaşan kitaplardaki sakat beden çizimlerinde bu bedenlerin en alışılmadık bölümleri öne çıkarılır, engellilik de istisnai bir durum olarak nitelendirilirdi.
    Modern dönemde kahraman-vari temsiller ağırlık kazandı. Bugün, örneğin, kayalıkları tırmanan tekerlekli sandalye kullanan insanlar gösteriliyor. Bu tür temsillere, spordaki başarıdan çok sakatlığın vurgulandığı, engelli sporlarına ilişkin haberlerde sık rastlanıyor. Kaza geçiren kayakçı Silvano Beltrametti ya da kısa süre önce ölen ‘Superman’ Christopher Reeve üzerine haberler bu nitelikteydi mesela. Kahramanlaştırıcı temsil biçimi, sakatlıklarına “rağmen” uzak ülkelere seyahat eden insanlarla yapılan röportajlarda da gözlenebilen, engelli insanı yücelten bir bakışın [hinaufsehen] mevcudiyetiyle ayırdediliyor.
    Bu ‘yücelten-bakış’ perspektifi, duygusal temsil biçiminde tersine çevriliyor. Zaman zaman yardıma muhtaç, acı çeken ve koruma ve desteğe ihtiyaç duyan kurbanlar olarak gösterilen engelli insanlar acıma hissiyle aşağı-görülüyorlar. Bu reklamlarda sıkça karşılaşılabilecek temsil biçimi engelliliği sosyal yardımla çözülebilecek bir sorun olarak yansıtıyor. Benetton’ın, zihinsel engelli çocukları bakıcılarıyla beraber rengarenk kıyafetler içinde gösteren ‘güneş çiçekleri’ kampanyası bu tür temsile bir örnek. Noel zamanı yardım yapılmasını teşvik eden örgütler de, sıkça engellileri mağdur/kurban olarak gösteren temsillere başvuruyor – örneğin Avusturya’daki “Karanlığa Işık” örgütü. Bu tür temsillerde sıklıkla engelli çocuklara yer veriliyor; ki böylece sorunun ciddiyetinin üstü örtülüyor.
    Engelliliği egzotik olarak temsil eden başka bir temsil biçimi ise, izleyiciyi izlenenden uzaklaştıran bir bakış aracılığıyla kuruluyor. Engelli insanlar merak ve eğlence nesneleri olarak ele alınıyor bu temsilde. Bu temsil biçimi engelli insanları panayır figürleriymişçesine sunan 'Freak Show’ların karakteristik özelliklerinden biriydi. Bugün bu tür bir sunuma pek rastlanmıyor. Yine de, arada sırada, engelli insanları bir yandan normları problematize ederken öte yandan onları olumlayan bedene bürünmüş çelişkiler olarak sunan medya haberleriyle karşılaşmak mümkün. Normlarla bu müphem ilişki dikkat çekici olduğu için egzotik temsil biçimini reklamlar için de çekici kılıyor.

    Benzer bir şekilde az (hatta egzotik temsil biçiminden daha az) karşılaşılan bir temsil biçimi de sıradanlaştırıcı temsil biçimi. Siyasi olarak en etkili temsil biçimi bu; zira engelliliği alışıldık, insani bir deneyim olarak sunuyor. Güven ve yakınlık sağlanması sayesinde izleyici ve izlenen arasındaki ayrım aşılıyor; böylece engelli insanların algılanması normalleştiriliyor. Bu temsil biçimine örnek ‘Lindenstrasse’ dizisi: Bu televizyon dizisinde tekerlekli sandalyede bir spastik ve Down sendromlu bir çocuk ne aklanarak ne de ayrımcı bir şekilde temsil ediliyor. Bunun yerine, bu insanların sıradan/gündelik düşünceleri ve yaşam dünyaları öne çıkarılıyor.

    Garland Thomson engelliliğe ilişkin dört farklı temsil biçimini şu şekilde özetliyor: kahramanlaştırıcı temsil biçimi izleyicinin ayrım karşısında hayrete düşmesini teşvik ediyor; duygusal biçim izleyiciye şefkatle tepeden bakmasını (aşağı-görmeyi) öğretiyor; egzotik biçim izleyiciyi yabancı bir nesneye uzaktan bakmaya koşulluyor; gerçekçi biçim ise izleyiciye incelediği nesneyle yanyana gelmesini tavsiye ediyor. Medyada burada ideal-tipler olarak tarif ettiğimiz temsil biçimleri sıklıkla karışık bir halde yer alıyor.
    Hasılı, sanatçı işte...

    ***
    SiyahPelerinliAdam'ın değindiği, Rol Model olma/algılanma "misyonu" da var tabii. Benzer eksiklikleri/sakatlıkları olan ve/fakat yaşamda bocalayan kişilere bir örnek ve moral olmak elbette yadsınamaz. Gelgelelim bu, başarılı olan kişiyi kahraman yaparak, imkansızı başaran biri olarak göstererek yapılamaz herhalde.
    O'nun başarısı ne kadar "sıradanlaşırsa", başkalarının o başarıya ulaşabilme umudu da o kadar artacaktır.

    Kör avukat olmuş...
    - Yok baba, o aşmış. O kim biz kim... Biz sıradan bi körüz, ama o!..

  6. #36
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    00:13
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.874
    Alınan Beğeniler
    935
    Verilen Beğeniler
    1.231

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Çağrı Doğan'ın çevirisini yaptığı, Kenneth JERNIGAN'ın bir makalesinden güzel bir alıntı:

    [...] Bir kaç yıl önce, çalıştığım kurum, genç bir kıza, sekreter olarak çalışabileceği bir iş bulma konusunda yardım etmeye girişmişti. Genç bayan, iyi bir daktilo kullanıcısıydı, form doldurabiliyor, not alabiliyordu ve başka açılardan da iş için yeterli bir adaydı. Düzenli biriydi ve istediği her yere bağımsız olarak gidebiliyordu. Genç bayan, aynı zamanda tamamen kördü. Sekreter ihtiyacı olduğunu bildiğim bir firmanın yöneticisini aradım ve söz konusu kör bayanla görüşmeyi düşünüp düşünmeyeceğini sordum. Bana, körlerin ne kadar mükemmel işler yaptığını bildiğini, duruma sempatiyle yaklaştığını fakat somut koşullarının kör bir bayanın çalışabilmesi için uygun olmadığını söyledi. Dediğine göre, işleri aşırı yoğundu, karbon kullanılmak zorundaydı, form doldurmak gerekiyordu. Hız önemli bir koşuttu ve her gün çok fazla iş yapmak gerekiyordu. Dahası, lavabo sekreterlerin çalıştığı yere uzaktı ve kör bayanın lavaboya götürülmesi için çalışanlardan birinin zaman ayırması mümkün olamazdı.

    Bu aşamada, ona, son bir kaç yıl içinde, yeni seyahat tekniklerinin geliştirildiğini, söz konusu bayanın seyahat konusunda oldukça iyi olduğunu, istediği her yere kolaylıkla ve bağımsız olarak gidebileceğini söylemek için sözünü kestim. O da benim sözümü keserek, ‘körlerin seyahat konusunda ve kendileri için ne kadar harika işler başardığını biliyorum. Kör olan birini tanıyorum. Bayan X’i tanıyorum ve onun seyahat konusunda ne kadar iyi ve yetenekli biri olduğunu biliyorum’ dedi. Onu ikna etmek için çabalamaya devam ettim. Ama, işim daha da zorlaşmıştı artık. Çünkü, bayan X’i ben de tanıyordum ve o, şimdiye kadar tanıdığım, sayahat açısından en kötü ve en aciz kördü. Körler arasında, bağımsız hareket konusunda yetersiz körlere ilişkin kullanılan bir espiri vardır. “O, kendi yatak odasında kaybolur!” Tahmin ederim, bayan X de öyledir.

    Konuştuğum adam kesinlikle samimiyetsiz değildi. Genel görüşün öngördüğü gibi, sıradan bir körün tamamen aciz olduğunu ve hiç bir suretle, bağımsız bir şekilde seyahat edemeyeceğini düşünüyordu. Tanıdığı bayanın, yapabildiklerini yapabiliyor olması dikkate değer ve harika bir şeydi. Kafasındaki kör imgesinden bekledikleriyle karşılaştırıldığında, tanıdığı bayanın performansı sıra dışıydı. Dolayısıyla, ona, kafamdaki bayanın bağımsız olarak seyahat edebildiğini söylediğimde, kafasında bayan X’inki gibi bir seyahat canlanıyordu. Aynı sözcükleri kullanıyorduk ve ikimizde samimiydik, ama söylediklerimiz ikimiz için de farklı anlamlara geliyordu. İyi daktilo kullanıcısı ve yetenekli sözcükleriyle demek istediğimi nasıl yorumlayabileceğini düşününce ürperdim.

    Bir sohbet esnasında, biri bana, oh, ne demek istediğini çok iyi anlıyorum; körlerin neler yapabileceğini biliyorum, çünkü kör olan birini tanıyorum dediğinde, korkmaya başlıyorum. Kendi kendime, acaba ne tür bir kör tanıyorsun, diyorum.

    Bütün körlerin, bir kör üzerinden değerlendirilmesinin örneklerine çoğumuz yakından şahit olmuşuzdur. Bir kişi, müzik alanında yetenekli bir kör tanıyorsa, bu kişinin bütün körlerin müzik açısından yetenekli olduklarına inanma olasılığı yüksektir. Bir kaç yıl önce, iş yerinde bir kör çalıştırın birini tanımıştım. Tesadüfen, çalışan alkoliğin biriydi ve iş yerinde alkol aldığı anlaşılınca, işine son verildi. Iş veren, hala iş yerinde kör birini çalıştırmayı reddediyor. Dediğine göre, körler çok fazla alkol tüketiyorlarmış.

    Bir keresinde, katılımcıların çoğunluğu kör olan bir ulusal toplanteda bulunuyordum ve otel lobisinde bir garson gelip, bana, ‘körler ne kadar neşeli insanlar, bu harika birşey. Bir süredir sizleri gözlemliyorum ve harika vakit geçiriyormuş gibi görünüyorsunuz.’ dedi.

    Garsona, ‘peki ama, hiç gören katılımcıları gözlemlediniz mi?’ dedim. Evlerinden ve günlük yaşamın rutin işlerinden uzaklaştıklarında, insanlar gevşerler, rahatlarlar. Körler de, herkes gibi ve herkes kadar, mutlu ya da mutsuz olabilir.

    Bütün körleri, bir körden yola çıkarak yargılama eğiliminin yanı sıra, bütün körleri, gören populasyonun en az etkili ve en yetersiz bir ferdinden yola çıkarak değerlendirme eğiliminden de söz etmek mümkün. Başka bir deyişle, bir iş, normal biri, görme yetisine sahip olan biri tarafından yapılamıyorsa, bu işin bir kör tarafından yapıllması nasıl mümkün olabilir? Bunun, şimdiye kadar şahit olduğum en iyi örneği, kör bir gencin, bir mısır yağı fabrikasında çalışmak üzere işe alınması için çabalarken meydana geldi. İş, mısırların pres makinesine doldurulması operasyonunu kapsıyordu. Pres, ara sıra sıkışıyor ve işlemin devamı için operatörün makineyi durdurup temizlemesi gerekiyordu. İşveren, deneme amacıyla, kör adamı işe almaya razı oldu, ama gerekli düzenlemelere son halini vermek için geldiğimiz görüşmede çarkediverdi. Işveren, gören çalışanlarından birinin elini prese kaptırdığını, açıkladı. Çalışan dikkatsiz davranmış, makineyi çalışır haldeyken temizlemeye çalışmıştı. İşveren, operasyon çok tehlikeli! çünkü, gören bir adam bile incindi, bu pozisyonda bir körü çalıştırmayı kesinlikle düşünemem, dedi. Gerçi bunu yapmadık ama, ille de mantık izlenecekse, ona, bundan sonra, bu pozisyonda gören birini çalıştırmaması gerektiğini söyleyebilirdik. Sonuçta, hatayı yapan kör bir adam değildi.
    [...]
    Bir zamanlar mobilya yapıp sattığım bir mağaza işletiyordum. Masa, sigara sehpası, lamba gibi şeyler tasarlayıp yaparken, ölçü, kesme, doğrama, matkapla delme, rendeleme ve zımparalama gibi işlerle uğraşıyordum. En son aşamayı oluşturan boyama ve cilalama dışında bütün işlemleri kendim gerçekleştiriyordum. Nihayetinde mantıklı ve gercekçi olmak gerektiğini düşünüyordum. O zaman biri bana kalkıp, kendimi, yetersiz olduğum konusunda kandırdığımı, kör bir insanın cila yapamayacağı görüşünü sorgulamadan kabul etmemem gerektiğini söylese herhalde bundan çok alınır ve ona şunları söylerdim: Bütün hayatım boyunca kör olduğum için kör bir insanın neler yapabileceğini bildiğimi düşünüyorum, biraz mantıklı olmalısınız. Kör birisinden kamyon kullanmasını bekleyemediğiniz gibi, ondan mobilya cilalamasını da bekleyemezsiniz.

    Daha sonra California’ya Körler Icin Rehberlik Merkezi’nde ders vermeye gittiğimde körlerin gerçekten de cilalama işini yaptıklarını gördüm. Yavaş yavaş, ben de yapabildim. İtiraf etmeliyim ki bu tecrübe beni derin düşüncelere itti. Mesele mobilyacılık yaptığım dönemde cilalama işi için sürekli birilerini kiralamış olmam değil. Belki de böylesi daha karlıydı, çünkü böylece zamanı daha verimli ve karlı bir biçimde kullanabilmiştim. Asıl sorun o zamanlar hiç sorgulamadan bu işin körler tarafindan yapılamayacağını kabullenmiş olmamdı. Körlerin yetileri konusunda ilerici bir tutum sahibi olduğumu düşünen ben, hiç farkında olmadan teslim olmuştum. Bu tecrübe kafamda bugün de canlılığını koruyan soru işaretleri oluşturdu: Acaba, körlerin kapasitelerini aştığını sorgulamadan kabullendiğim kaç iş, aslında körlerin kolayca yapabilecekleri işlerdir? Görmenin ön koşul olduğunu düşündüğüm kaç işin, aslında ön koşulu sadece kavrama yetisinden ibaret, içinde yaşadığım kültürün şartlandırmaları ve hayal gücümün sınırlamalarından dolayı ben de olmayan bir kavrama yetisi?
    K
    - Arkadaşlar, lütfen sorularınızı özel mesajla iletmek yerine ilgili foruma yazarak cevap arayın. Böylece hem soru-cevaplardan herkes yararlanır hem de en doğru cevaba en hızlı şekilde erişmiş olursunuz.
    - Lütfen sorunuza cevap aldıktan, bir sorununuza çözüm bulduktan sonra dönüp gitmeyin. Siz de başkalarına yararlı olmak için bilgilerinizi, tecrübelerinizi, duygularınızı paylaşabilirsiniz. Unutmayın, siz nasıl yana yakıla cevap arıyorduysanız, başkaları da içine düştüğü açmazdan çıkmak için aynı hararetle sorularına cevap arıyor...

  7. #37
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    00:13
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.874
    Alınan Beğeniler
    935
    Verilen Beğeniler
    1.231

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Kenneth JERNIGAN'ın başka bir makalesinden alıntı:

    Kör bir insana “herşeyi o kadar iyi yapıyorsun ki kör olduğunu unutuyorum, senin herkesten farksız olduğunu düşünüyorum” demekle, gerçekten iltifat mı edilmiş olur? Diyelim, bir Amerikalı Fransa’ya gitsin ve orada biri ona şöyle desin: “Herşeyi o kadar iyi yapıyorsun ki Amerikalı olduğunu unutuyorum, senin herkes gibi olduğunu düşünüyorum.” Bu bir iltifat olur muydu? Tabii ki, görmeyen kişinin sürekli tetikte beklemesi, her an sinirlenmeye ya da üzülmeye hazır olması gerekmez; incelikli davranıp söyleneni kastedildiği şekliyle alması, yani iltifat olarak kabul etmesi, ancak bunun gerçekte iltifat olmadığının da farkında olması gerekir. Bu ifadenin gerçek anlamı şudur: “Görmeyen insanlar için aşağı seviyede ve sınırlı olmak, diğer insanlardan farklı ve çok daha güçsüz olmak normaldir. Tabii ki, sen hâlâ görmeyen bir insansın ve hâlâ benden çok daha fazla sınırlısın, ama bunu o kadar iyi telafi etmişsin ki, benden daha aşağı bir seviyede olduğunu nerdeyse unutuyorum”.

    Körlükle ilgili toplumsal tavırlar her alana yayılmıştır. Bunlar yalnızca görenleri değil, körleri de etkileyen tavırlardır. Bu, yüzleşmemiz gereken en can sıkıcı sorunlardan biridir. Körlere dair yaygın kanılar çoğunlukla körler tarafından da benimsenir. Körler, kendilerine diğerlerinin baktıkları pencereden bakma eğilimindedirler. Çoğu zaman sınırlılıklarına ilişkin yaygın görüşü kabul ederek bu sınırlılıkların gerçeğe dönüşmesine hizmet ederler.

    Yıllar önce, o zamanlar genç bir sosyoloji öğretmeni olan, ve şimdi Amerika Yahudi Braille Enstitüsü’nün başında bulunan Dr. Jacob Freid, ilginç bir deney yapar. Çalıştığı üniversitede, fotoğraf tanımlama konusunda zenci ve beyaz öğrencilere bir test uygular. Fotoğraflardan birinde, resimler, heykeller ve çiçeklerle güzel bir şekilde dekore edilmiş bir oturma odasında oturan zenci bir kadın vardır. Kendilerinden fotoğraftaki kadını tanımlamaları istenen öğrenciler, kadının temizlikçi, hizmetçi, aşçı, çamaşırcı, ev işlerine bakan yardımcı kadın, ya da dadı olduğunu söylerler. Bu testte önemli bir veri sunan şey, zenci öğrencilerin beyaz öğrencilerle aynı tanımlamaları yapmış olmalarıdır. Fotoğraftaki kişi, zamanının en tanınmış zenci kadını olan Mary McLeod Bethune’dur. Bu kişi Bethune-Cookman Üniversitesi’nin kurucusu ve rektörüdür; Franklin D. Roosevelt’in başkanlık döneminde çok yüksek bir mevkide çalışmıştır; yüksek eğitim dünyasının en parlak ve prestijli isimlerinden biridir. Bu örnek bize eğitimin de, doğa gibi, boşluklara tahammülsüz olduğunu, azınlık grubundan olan insanların, kendileriyle ilgili doğru ve tam bilgiye sahip olmadıkları durumlarda, yanlış ve adaletsiz olsa bile çoğunluk grubunun şablonlarını kabullendiklerini gösteriyor. Sivil haklarla ilgili büyük tartışmaların ve protestoların yaşandığı günümüzde bile, eminim ki birçok zenci bu fotoğrafı yine geleneksel şablonlarla tanımlayacaktır.
    K
    - Arkadaşlar, lütfen sorularınızı özel mesajla iletmek yerine ilgili foruma yazarak cevap arayın. Böylece hem soru-cevaplardan herkes yararlanır hem de en doğru cevaba en hızlı şekilde erişmiş olursunuz.
    - Lütfen sorunuza cevap aldıktan, bir sorununuza çözüm bulduktan sonra dönüp gitmeyin. Siz de başkalarına yararlı olmak için bilgilerinizi, tecrübelerinizi, duygularınızı paylaşabilirsiniz. Unutmayın, siz nasıl yana yakıla cevap arıyorduysanız, başkaları da içine düştüğü açmazdan çıkmak için aynı hararetle sorularına cevap arıyor...

  8. #38
    Üye
    Rekursion Avatarı

    Üyelik Tarihi
    08.12-2003
    Son Giriş
    18.03-2017
    Saat
    16:40
    Yaşadığı Yer
    Alamanya
    Mesaj
    618
    Alınan Beğeniler
    6
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    hehehe ortalik alevlenmish gene ... karishmish da biraz... inanin bisheyler yazmamak icin zor tutuom kendimi, ama bu hafta sonu evde degilim, yarin akshama kadar sabretmek zorundayim...

    yazilanlari zevkle okudugumu ve sorularima gelen yanitlar icin teshekkür ettigimi shimdiden söyleyebilirim...

    kendinize iyi bakin!

    not: sinegime o kadar da fazla takmayin kafayi

  9. #39
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Kör bir insana “herşeyi o kadar iyi yapıyorsun ki kör olduğunu unutuyorum, senin herkesten farksız olduğunu düşünüyorum” demekle, gerçekten iltifat mı edilmiş olur? Diyelim, bir Amerikalı Fransa’ya gitsin ve orada biri ona şöyle desin: “Herşeyi o kadar iyi yapıyorsun ki Amerikalı olduğunu unutuyorum, senin herkes gibi olduğunu düşünüyorum.” Bu bir iltifat olur muydu? Tabii ki, görmeyen kişinin sürekli tetikte beklemesi, her an sinirlenmeye ya da üzülmeye hazır olması gerekmez; incelikli davranıp söyleneni kastedildiği şekliyle alması, yani iltifat olarak kabul etmesi, ancak bunun gerçekte iltifat olmadığının da farkında olması gerekir. Bu ifadenin gerçek anlamı şudur: “Görmeyen insanlar için aşağı seviyede ve sınırlı olmak, diğer insanlardan farklı ve çok daha güçsüz olmak normaldir. Tabii ki, sen hâlâ görmeyen bir insansın ve hâlâ benden çok daha fazla sınırlısın, ama bunu o kadar iyi telafi etmişsin ki, benden daha aşağı bir seviyede olduğunu nerdeyse unutuyorum”.

    Benim kişisel fikrim bu paragrafta ifade edilen düşüncenin engelli olmaktan ötürü ortaya çıkan kompleksin oldukça süslü ve makyajlı bir şekilde ifadesinden başka bir şey olmadığıdır.

    Gözleri görmeyen bir kişinin hayatla mücadele etmesi, sağlıklı bireylerin yaptığı işleri başarıyla gerçekleştirmesi vb kelimenin tam anlamıyla takdire şayandır. Ancak kişi görmek gibi mucizevi bir yetiden mahrum olarak gerçekleştirdiği bu eylemi sıradan insanların yaptığı sıradan eylemlerden biriymiş gibi ortaya koymaya çalışırsa bence bu, bu kişinin körlüğünü normal bir durummuş gibi kabul edememesinden kaynaklanmaktadır. Çünkü durumunu normal olarak kabul etse diğerleriyle aynı olduğu düşüncesine kapılmazdı. Özünde iç çatışmaların ve kendini bir kör olarak net bir şekilde konumlandıramamanın yansıması olarak değerlendiriyorum.

    Bu sözlerim belki çok tepki çekecek ama bu kişi hakkında düşündüğüm şey tam olarak budur.

    Demek bir adam tek koluyla yüzerek manş denizini geçtiğinde kendisini tebrik eden kişileri "onu gizil bir aşağılamaya maruz bıraktıkları için" suçlamalı öyle mi? Bu kompleks değilse kompleks nedir acaba?

  10. #40
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Doğrusu şu ana kadar yazılanlar arasında siyahpelerinli adam ın yazdıklarını oldukça ciddiye aldığımı hemen belirteyim. Gerçekten te önemli olan sahip olduklarımızın farkına varılmasıdır.

    Sahip olmadığımız bir çok şey var. Onların peşinde giderek, sahip olduklarımızla bir şeyler üretemeyecek duruma geldiğimiz anda asıl tartışılması gerekenler ortaya çıkmalı.

    Engelli sanatçıların bu anlamdaki başarılılarının örnek alınmaması ve örnek olarak gösterilmemesi sanırım anlaşılmıştır. Aynı şekilde engelli olmasalarda bir sanatçının yaptıklarıyla kendimizi kıyaslamaya kalkışdığımızda yarı yolda kalacağımız kesindir.

    Benim anlayamadığım bir şekilde her zaman birileriyle bir kıyas içinde olmak zorunda olup olmadığımızıdr. Sanırım bu yarışı eşitlik ilkesiyle de birleştirerek kendi kendimize yaratıyoruz.

    Ben eşitliğe inanmam. Ve daha da ileri giderek eşitliğin en büyük eşitsizlik olduğunu kabul edenlerdenim.Kişileri ve onların özelliklerini olduğu gibi kabul etmek dururken, bunları bir kıyas yaparak avantaj yada dezavantaj biçimlerine sokarak işleri gereğinden fazla çıklımaz hale bizler getiriyoruz.

    Sanırım içimize sindirmekte zorlandığımız şey; kendimizi olduğu gibi kabul etmemek. Tüm sorun burada. Sadece engelliler için değil, diğer insanlar içinde daima yazılı basın, görsel basın vs. tarafından bizlere bir şablon çizilerek kendimizi red etmek öğretiliyor.

    Bu konuda çok başarılı olduklarını söyleyebilirler. Kutlamak gerekiyor gerçekten. Ve engelliler olarak ta bu anlamda iç dünyamızda yaşanılanlar epeyce fazla olduğundan , diğer insanlarında aynı duygu ve düşüncelerde olabileceğini hiç hesaba katmadan, tek hakarete uğrayan, tek zorluklarla yaşanlar sadece engellilermiş gibi algılayıp,zor olan dünyayı iyice zorlaştırmakta ustalaşmış olduğumuz ortada.

    Kulağa hoş geliyor açıkcası, engelli bir bireyin başarısı ne kadar sıradanlaştırılırsa.....

    Başarı nedir gerçekten ben bunu anlamakta zorlanmaya başladım açıkcası...

    Başarı insanın kendi olanaklarını zorlayarak , sonuca ulaşma biçimiyse, başarı da alkışlanan, kişinin verdiği mücadele gücüdür. Ve bu nasıl bir aşağılamayı içinde barındırır anlamakta zorlanacağım sonsuza kadar.

    Sanırım anlaşamama noktamız burası.

    Kişinin verdiği mücadele gücü.....

    O kadar göreceli bir kavram ki bu insan olduğu sürece. Engelli veya engelsiz olması önemli değil. Şimdi siz bizlere özellikle engellilerin bir başarısı söz konusu olduğu zaman, onun verdiği mücadeleyi bir kenara atın diyorsunuz.

    Aman tanrım!!!! gerçekten işin içinde sakat olmanın dayanılmaz ağırlığı ve sancısı var..........

  11. #41
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    00:13
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.874
    Alınan Beğeniler
    935
    Verilen Beğeniler
    1.231

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bir kişiye şaşırmak, onu olağanüstü saymak için, önce o kişinin o şaştığınız şeyi yapamayacağını peşinen kabul etmeniz gerek. Değil mi?
    Cevabınız "hayır"sa, o zaman tartışmaya gerek yok zaten. Demek ki siz, çevrenizde otomobillere, yürüyen insanlara, uçaklara vs. bakarak şaşkın şaşkın geziyorsunuz...
    Ama "Evet"se cevabınız, o zaman soruyorum size:
    Sizce tekerlekli sandalye kullanan biri ya da kör biri ya da spastik biri... (hatta yoksul biri) okul birincisi olamaz, yemek yapamaz, kendi başına seyahat edemez, bilgisayar uzmanı olamaz, sanatçı olamaz... mı da, bunları başardığında/yaptığında şaşıyorsunuz ve bu başarısını olağanüstü buluyorsunuz? Bunları yapmakla, yapması imkansız olan birşeyi mi yapmış oluyor bu sakatlar?
    Peki, sakın sizin o sanılarınızda bir terslik olmasın! Sakın yanlış olan, sizin o "yapamaz-edemez"lerin bir önyargı olarak zihninize kazınması olmasın!

    “herşeyi o kadar iyi yapıyorsun ki kör olduğunu unutuyorum, senin herkesten farksız olduğunu düşünüyorum” demek, tam da yazıda dile getirilen incelik gibi, özünde saygı ve sevgi olsa da, bilmeden, sakatlığı küçük görmek anlamına geliyor kanımca.
    Demiyorum ki ortada her zaman bir kötü niyet var. Ama bu tip bilinç altında yerleşik önkabuller, aslında sakatların ötekileştirlip ayrımcılığa uğratılmasının temelindeki en yıkılması gereken tabulardır.

    Başarı elbette övülür! Herkesin başarması için elbette gerekirse destekler verilir... Ama yukarıda ifade etmeye çalıştığım "sıradan"lıkla...

    "Sağır Beethoven", "cüce Michel Petrucciani ", "kör Ray Charles", tekerlekli sandalyeli Stephen Hawking", "tekerlekli sandalyeli Franklin Roosevelt", "tekerlekli sandalyeli Frida Kahlo"... Vay beee! Sakatlar ama akıllarını ve ruhlarını kullanabiliyorlar, süper! Pegasus, sen ki tekerlekli sandalyedesin, nasıl okul birincisi oluyorsun hayret! Ali-Ayşe... sakatsınız ve üniversite bitirdiniz he, vallahi şaştım kaldım! Ne! avukat, mühendis, bilgin, sanatçı, ahçı, tıpçı, sosyolog, öğretmen, yönetici, milletvekili, bakan.. mı oldunuz? E çüş diyorum yani! Helal ki helal. Vallahi helal size! Hem sakat hem de... Aman allahım, "herşeyi o kadar iyi yapıyorsunuz ki sakat olduğunuzu unutuyorum, sizin herkesten farksız olduğunuzu düşünüyorum"!

  12. #42
    Üye
    lady1260 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    27.12-2004
    Son Giriş
    07.03-2016
    Saat
    08:41
    Yaşadığı Yer
    G.antep
    Mesaj
    126
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ben aynı fikirleri paylaşmıyorum.Şöyle ki sakat bir insanın evden çıkması bile,iki kat efor harcaması demek.(sağlıklı insanlara kıyasla)Elbetteki her şeyi başarabiliriz.Ama burası Türkiye.Ulaşım,mimari ve ahlaki sorunlar biz sakatların belini büküyor.bunları göz önünde tutarsak özürlü olarak bile yaşamak takdire şayan bence.

  13. #43
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    Dün
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bülentcim az sonra evden çıkıp arkadaşlarla cumhuriyet bayramını kutlayacaz. Bu nedenle kısa kesiyorum. Ama seni böyle inanmadığı şeyleri söylerken görmek hüzün veriyor bana

    Hadi kasma kendini ve kabul et, senin yazdıklarının bizim dediklrimizle hiç ilgisi yok. Biz senin dediğin gibi engellilerin başarısına şaşırmıyoruz. Bu tamamen senin aforizman. Bizim dediğimiz engelli ve yarışa geriden başlayan birinin sağlam insanların gerçekleştirdiği başarıları gerçekleştirmesi durumunda takdire şayan oldugudur ve bunun aşağılanmakla bir alakası yok.

    Askerliğimi yaptığım komando okulunda en az yirmi kiloyu bulan tesisatla on km koşu yapardık. Bu koşu esnasında başımızdaki çavuş tesisatsız koşar birde bizimle dalga geçerdi Onun kadar hızlı değilmişiz ! Yani şimdi sen o çavuşu geçtiğimiz takdirde bunun takdir edilesi bir durum olmadıgını eğer takdir edilirsek bunun bize yönelik bir aşağılama içerdiğini düşünmemizi istiyorsun. Ben de sana PES! diyorum...


    Bir sakat olmanın başarıya giden yolda görece engel teşkil ettiği, üzerinde tartışılması gereksiz bir gerçekliktir. Buna rağmen başaranları takdir etmeyi motive edici bir yaklaşım olarak görmeyip şu çok kızdığın faşolara benzer şekilde davranıp öküzün altında komplolar, önyargılar araman senin gibi aydın bir kardeşime yakışmıyor.

    Daha da yakışmayanı bizim söylediklerimizi çarpıtma eğilimin. Ki bunu da sanki biz sakatlar başarılı olamaz gibi br düşünceye sahipmişiz gibi kouşarak yapıyorsun. Yahu kardeşim bu şekilde düşünecek en son kişi benim bunu çok iyi biliyorsun. Dikkatini çekerim ben konuşuyorum burda...

  14. #44
    Üye
    SiyahPelerinliAdam Avatarı

    Üyelik Tarihi
    31.05-2004
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    01:52
    Yaşadığı Yer
    Sivas
    Mesaj
    598
    Alınan Beğeniler
    24
    Verilen Beğeniler
    6

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Biz sakatlar...

    böyle başlayan cümleler hakkında önyargıya sahip değilim, elbette bir cümleye "biz sakatlar..." yahut "siz sağlamlar..." şeklinde başlanabilir...

    ...ancak bi takım izafi ve ehline malum konularda cümleye böyle başlamayı çok gereksiz bulurum... Biz sakatlar derken neyi kasteder ki insan? Kaldıki konuştuğumuz şey elle tutulamayacak kadar muğlakta iken... Yahut birşeye "zor" derken zihnimizde tasavvur ettiğimiz güçlük ne kadar benzer ki birbirine? Bazı "zor" lukları bu kadar "kolay" mukayese edip değerlendirme imkanımız neye dayanır?

    Elbette "Marifet iltifata tâbîdir" ancak
    "Hâl" ehline malûmdur(*)...

    malûm(*): kuşkusuz bilinen

  15. #45
    Genel Yayın Yönetmeni
    OturanBoğa Avatarı

    Gerçek Adı
    Bülent
    Üyelik Tarihi
    09.01-2003
    Son Giriş
    Bugün
    Saat
    00:13
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    55.874
    Alınan Beğeniler
    935
    Verilen Beğeniler
    1.231

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    "Tek koluyla Manş'ı geçmek" de, "30 kiloluk yükle koşmak" da fiziksel güç isteyen durumlardır. Eğer biri, fiziksel eksikliğine rağmen fiziksel güç gerektiren bir şey yapmışsa, bu elbette ekstra övgüye değer ve şaşılacak bir şeydir. Bunda bir sorun yok ki. Sorun, akıl-beceri-ruh-motivasyonla elde edilebilecek olan eğitim/meslek/sanat edimlerinin/başarılarının, sakatlar söz konusu olduğunda, sanki sakatlarda bu akıl-beceri-ruh-motivasyon eksikliğinin olması bir veriymiş, sakatlığa rağmen başarılı olmak şaşılacak bir şeymiş gibi bir önkabulün olmasında.
    Kör bir insana “herşeyi o kadar iyi yapıyorsun ki kör olduğunu unutuyorum, senin herkesten farksız olduğunu düşünüyorum” demek, körlerin ...ları yapmasına şaşırmak demektir aynı zamanda. Üst mesajımda şaşırmaya karşı dile getirmeye çalıştığım da buradan hareketleydi.
    Sence bir körün traş olması, makyaj yapması, giyinmesi, okul birincisi olması, iyi bir işte çalışması, kendi başına seyahat etmesi, evlebnmesi, milletvekili olması... şaşılacak bir şey mi? Bir körün orta seviyede bir eğitimle (tıpkı kör olmayan çocuklardaki gibi!) birçok şeyi öğrenmesi ve geliştirmesinin nesi şaşılası?
    Evet, pratikte çevremizde çok kör(sakat) görmediğimiz için, onların yukarıda dile getirdiği övgüsüne elbette "oha ne demek istiyorsun sen" diye tepki vermemeliyiz. Bu bizi itici yapar. Ama burada yapılan tartışmalar göz ardı edilmeden, karşıdaki kişiyi bilgilendirmek ve olası her platformda bu fikirleri dile getirmek de şart. Aksi halde, okul birincisi olan muhteşem başarılı "kahraman sakatlar"ın ve sürekli yardıma muhtaç vasatın altında kalan "dilenci sakatlar"ın (ha bir de sezgileri güçlü, gayipten haber alan falcı sakatların) dışında kalan, "sıradan sakatlar"ı, kendi ellerimizle gizlemiş oluruz.
    İşte bunun için diyorum ki, pegasus'un okul birincisi olması, tıpkı diğer okul birincilerinde olduğu gibi, muhteşem br başarıdır. Pegasus'u tanıyan biri olarak, bu başarı beni hiç hiç hiç ama hiç şaşırtmıyor! Çünkü O çok akıllı, istekli, güçlü ve idealleri olan biri; tıpkı diğer okul birincilerinde olduğu gibi

    Son olarak kendimden küçücük bir örnek vereyim.
    6 yıldır engelliler camiasının içindeyim. Bugüne dek ondan fazla televizyon ve gazeteden arayıp röportaj yapmak istediler. "Benim gibi başarılı" bir sakatın haber değeri taşıdığına inanıyorlardı. Hepsine (ama hepsine,) başarılı biri olmadığımı, bir siteyi idare etmek için gereken şeyin tekerlekli sandalyede oturmakla ilişkisi olmadığını, sürekli evde olduğum ve dünyaya bakışımla/siyasal görüşümle örtüşen sivil toplum hareketlerine özel bir önem verdiğim için, bu başarının kaçınılmaz olduğunu, bu anlamda şaşılacak bir şey olmadığını ve haber değeri taşımadığımı söyledim. Eğer isterlerse, şahsımla ilgili değil, sitenin misyonu ve yapmak istediklerimizle ilgili olarak röportaj yapmak isterim tabii, dedim.
    Sonuç mu? "O zaman biz başka birine bakalım Bülent bey"!

    Bence sakatların kahramanlaştırılmaya değil, sıradanlaştırılmaya ihtiyacı var.
    Bir şehirde pegasus okul birincisiyken, aynı şehirdeki başka bir okulda başka bir öğrenci sakat olduğu için okula alınmıyorsa, bu, sakatların okumasının hala şaşılası olmasındandır! Ve bence kahramanlaştırılan her sakat, bu şaşılasılığın temeline çimento taşıyor.
    - Arkadaşlar, lütfen sorularınızı özel mesajla iletmek yerine ilgili foruma yazarak cevap arayın. Böylece hem soru-cevaplardan herkes yararlanır hem de en doğru cevaba en hızlı şekilde erişmiş olursunuz.
    - Lütfen sorunuza cevap aldıktan, bir sorununuza çözüm bulduktan sonra dönüp gitmeyin. Siz de başkalarına yararlı olmak için bilgilerinizi, tecrübelerinizi, duygularınızı paylaşabilirsiniz. Unutmayın, siz nasıl yana yakıla cevap arıyorduysanız, başkaları da içine düştüğü açmazdan çıkmak için aynı hararetle sorularına cevap arıyor...




Sayfa 3 / 4 İlkİlk 1234 SonSon