Sayfa 2 / 10 İlkİlk 123456 ... SonSon
Toplam 137 mesajın 16-30 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #16
    Üye
    ceyrantirikçi Avatarı

    Gerçek Adı
    bülent
    Üyelik Tarihi
    07.07-2009
    Son Giriş
    25.06-2017
    Saat
    14:42
    Yaşadığı Yer
    hatay
    Mesaj
    150
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    yaşamanın anlamı değilmidir kavga....,tabi kimi bunu yumruğuyla kimi kalemiyle kimi düşüncesiyle kimide anlamsız gözlerle bakar hayata bukavga benim değil der çıkar işin içinden.

  2. #17
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Her kavganın bir silahı vardır! Kendine özgü.. En etkili sonucu alacak biçimde dizayn edilmiş.. Kullanıcılar da önemlidir tabii.. Basit bir ağız dalaşına lav silahı ile müdahale edilmez.. Saçma olur.. "Orantısız güç kullanımı" diyorlar buna.. Tanka, tüfeğe de sapan taşıyla karşı koyamazsın.. Gerçi Yaser Arafat yapmıştı onu.. Ama onun hem şartları farklıydı hem de medyayı arkasına almıştı.. Bütün dünya medyasını.. Ondan sonrakiler beceremediler onu.. Neyse.. O derin ve farklı bir konu.. Oraya dalarsak çıkamayız..

    Çağdaş silah: KALEMdir.. (Yok.. Kullanıcı adı Kalem olan arkadaşımız değil.. Melek o Melek.. )Bizim silahımız; önümüzdeki klavyedir, mousedir, ekrandır, PCdir!

    E tabii, "bunları silah yaparsak, teknolojik olarak ne kadar üstün olursa o kadar güçlü oluruz" gibi geliyor ama o doğru değil.. O online PC oyunlarında geçerli.. Onları kullanan beyinlerin güçlü olması gerek, aslında.. Bir de bütün bunları sağlam organize eden DKÖ'ler.. Yani Demokratik Kitle Örgütleri..

    Sözün özü, "Çoooook çalışmak gerek çook!"

    Öyle leblebi atmakla olacak iş değil bunlar..

  3. #18
    Üye
    NURGÜLFERİCAN Avatarı

    Üyelik Tarihi
    31.07-2009
    Son Giriş
    24.02-2014
    Saat
    11:01
    Yaşadığı Yer
    Aydın/Kuşadası
    Mesaj
    492
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    kavgamız kendi iç çatışmamızdan sıyrılır ve evrensel anlamda paylaşılıp çözümlenebilirse adını barışa bırakır sanırım yada anlaşmaya.insanlar neden kavga eder nedir alınıp verilemeyen nedir dile getirilemeyen...benim kavgam kendimle mesela içimdeki çocuğun hayat arenasıyla...ve bu arena bana mücadele azmi veriyorsa bırak içimdeki kavga hep sürsün...bazen Kalemdir demişsiniz nede güzel dile getirmişsiniz tüm içselliğimizle dile gelemeyen sözcükler çelik birh zırh oluverir bazen kurşun geçirmez en güçlü silahtır...yada bazen haykırmaktır kavga özgürce mertçe dürüstçe ama haykırmak...Kimi zamanda susmanın onurudur sükutun manası kavga...hayat arenasının dansında bir adımdır kavga iki ileri bir geri ve sonra daima ileri... naçizane fikrim bu herkesin kalbine sağlık diyorum zevkle okudum...

  4. #19
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Kalem Mesajı Gör
    teşekkür ederim baben
    acaba "melek" demekle adımı mı kasdettin yoksa bu bir iltifat mı?
    Cevap veriyorum: Her üçü de..

    Kafana göre takıl.. Hangisi uyarsa..

  5. #20
    Üye
    leventsaritas Avatarı

    Gerçek Adı
    Levent
    Üyelik Tarihi
    11.09-2009
    Son Giriş
    27.09-2017
    Saat
    17:55
    Yaşadığı Yer
    Istanbul
    Mesaj
    322
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    38

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    sensiz

    bir başına gögüslemekmi kavgayı
    saldırılara bir başına karşılık verebilmekmi
    direnebilmekmi bir başına

    sensiz
    sırtlanabilmekmi yaşantının göçünü
    durak dinleneklerde gülümseyebilmekmi
    sensiz

    serden geçergibi
    gözü karartmadan
    çıkınına kouyup umudun adını
    susanları üstüne çekip
    görmezden gelenleri ayağının altına serip
    düşmeden
    verdğin ikrarla
    ilerleyebilmekmi
    varabilmekmi
    özlemini söndürmediğin
    düşlerindeki
    o taze baharlı mevsime
    merhaba diyebilmekmi

    sensiz
    doldurabilmekmi kavganın bahçesini
    çiçekleriyle kucaklaşabilmekmi
    sensiz

    bir başına ayağakalkabilmekmi
    doğrulup bir başına yürüyebilmekmi
    koşabilmekmi bir başına

    sensiz

    eşim arkadaşım dostum kavgadaşım senssiz


    / arkadaşlar uzun yazı yazamıyorum ellerimde felçli bu sebebten şiirle ifade etmek istedim fikri.

  6. #21
    Üye
    leventsaritas Avatarı

    Gerçek Adı
    Levent
    Üyelik Tarihi
    11.09-2009
    Son Giriş
    27.09-2017
    Saat
    17:55
    Yaşadığı Yer
    Istanbul
    Mesaj
    322
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    38

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    kopyala yapıştır yapmadım az evvel yazdım

    böyle anlaşılacağını bilseydim yazmazdım

    haketmedğim bu kopyacılık suçlaması üzdü

  7. #22
    Üye
    leventsaritas Avatarı

    Gerçek Adı
    Levent
    Üyelik Tarihi
    11.09-2009
    Son Giriş
    27.09-2017
    Saat
    17:55
    Yaşadığı Yer
    Istanbul
    Mesaj
    322
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    38

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    bunu sana yazıyıyorum abla bu şiir sana şimdi yazıyorum


    hep taş atıldı sana
    sokaktaki çöpten yemek yerken
    gül vermek için uzandım sana
    taş atacak sandın
    kaçtın

    sensizde yürüyebilmek
    düşürmez beni
    ben gözüme güneşin kızılını çektim

  8. #23
    Üye
    hasankodan Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan Kodan
    Üyelik Tarihi
    11.10-2008
    Son Giriş
    15.01-2017
    Saat
    21:05
    Yaşadığı Yer
    Kağıthane / İstanbul
    Mesaj
    299
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Selamlar. Yasam kavgadır, kavga ile güzeldir, Yasamda kavga güzeldir ama ya sartlar esit değilse, Hayat kavgasında çok gerideysen ve sana Hayat ; haince ve kalleşce hep belden aşağı vurursa ve tüm güvendiğin dağlara kar yağarsa o zaman görünür sana kabuslar. Beynin çuval gibi olur, kulağına 40 türlü sesler gelir, O zaman hayatında güveneceğin ve sığınacağın tek yer vardır..... insanoğlu bir tatlı söze hemen güvenir, ama sonra kandırıldığını anlarsa kavga eder, Peki eline ne geçer? Sizce......

  9. #24
    Üye
    monalisa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.04-2008
    Son Giriş
    14.01-2016
    Saat
    21:05
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    335
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Hasan arkadaşımız yaşam kavgadır, kavga ile güzeldir diye bir başlık açmış.

    Kavganın tanımını şöyle yapmış…

    “Ulaşmak istediğiniz güzelliklere çekilen engellere karşı yada düşlediğiniz şeyleri elde etmek için, kafanızdaki yaşamı kurmak için verdiğiniz uğraşlara kavga derim ben ..”

    Bu tanımda kavganın anlamı belirsiz… Ne kadar da ucu açık…

    Biraz önce sitede bir başlığın kilitlenmesiyle ilgili tartışmaları okudum. Üzüldüm mü? Hayır… Artık eskisi gibi herşeye üzülüp yaşama duygusal yanından bakmıyorum… Önümde bir gerçek var… Türkiye’nin gerçeği… Galiba bu gerçeği iyi analiz edersek, nerde anlaşıp anlaşamadığımızı bulacağız.

    Gelelim Hasan’ın tanımına…

    Ulaşmak istediğimiz güzellik nedir? Bu belirsiz…

    Engel dediği ne? Bir zıtlık mı? Bir karşıtlık mı? Yoksa bir güçlük mü? Bu belirsiz…

    Kafasında kurmak istediği ne? Bu belirsiz…

    Belirsiz olan bir şeyin ise, tanımı olamaz.

    Kavgada bıçak olmayacak… Taş olmayacak… Yumruk olmayacak…

    Acaba dünya kurulduğundan beri, kazanılmış olan haklar, neyle kazanılmış? Kim elinde bulunduğu yetkiyi, gücü, egemenliği bir başkasına kolayca vermiş!!!

    Hem neyin kavgasından söz ediyoruz? Diyelim ki, ben bir sokak çocuğuyum. Açım. Ekmek yemek için çalıp çırpmak zorundayım. Ya da kapkaççılık yapmak zorundayım. Bunun için birinin çantasını çarptım diyelim. Bu da bir kavga değil mi?

    Ya da zengin bir koca buldum ama koca benden parasını kaçırıyor. Oysa ben gönlümce parayı harcamak ve gezmek istiyorum. Ama koca çok cimri… Para vermiyor… Sonunda onu öldürmeyi düşünüyorum. Bu da kavga değil mi?

    Kavga dilediğin kişiye karşı olmalı diyor Hasan.

    Burada hadi yaa diyesim geliyor… Hasan bana kızacak ama:Siz aç kalacağınızı bile bile patronunuza kafa tutamazsınız örneğin… Çünkü, yaşamda yemek için çalışmak zorundayız.

    Bugün, televizyonda izledim… Kadınların dramı bitmiyor bir türlü… Kadın, gayrimeşru çocuk doğuruyor… Kadın, köyde yaşıyor… Hiçbir mesleği yok… Hiçbir eğitimi yok… Kadının çocuğunu bir başkasına veriyorlar… Kadın, nasıl, babasına, ailesine karşı durabilir de kavga edebilir? Çünkü, hiçbir dayanağı yok… Herşeyi kabullenmek zorunda… Çünkü, seçeneği yok...

    Gerçeklerden kopuk yaşamak, düş dünyasında yaşamak değil de nedir? Yalnızca, güzel laflar söylemek... Ama bir o kadar içi boş sözler söylemek...

    İnsan, doğru bildiği şeyle kavga edebilmeli diyor Hasan.

    Yine içeriksiz bir kavram… Doğru nedir sahi? Günlük yaşamda doğru kabul ettiğimiz şeyler, apaçık öyle çelişkilerle dolu ki… Hadi soyut kavramları bir kenara ittim.

    Somut bir örnek vereyim. Diyelim ki, bir masadan söz edelim. Masa çok somut bir şey çünkü… Masa, dikdörtgen, sert, kahverengi olan, vurulduğunda ses çıkaran bir maddedir diyelim. Sonra da masanın renginin ne olup olmadığını konuşalım. Masada ışığın geldiği bölümler daha açık, gelmediği bölümler daha koyu, ya da başka renk dağılımları olabilir. Şimdi, iki kişiye masanın rengini sorduğunuzda, her ikisi de başka başka yanıtlar verir. Çünkü, iki kişinin yanıtı aynı olmaz. Çünkü, bu kişiler masayı aynı bakış açısından görmez. Bakış açısındaki her değişme, ışığın yansıma biçimde de bir değişme yapar.

    Somut cisimlerde bile böyleyse, soyut kavramlarda doğrunun ölçütü nedir? Bu da ayrı bir sorun…

    Hasan, kavga sınırı olmamalı diyor. Her sınırın da bir sınırı olduğuna göre, sonsuz bir sınır olamaz.

    Arkasından Hasan şunları ekliyor.

    "Tek ve temel şart kavgada şu olmalı;. Ben haklıyım, benim düşüncelerim ve yaşam tarzım doğru , çünkü sebebi şu, ben düşüncemin kaynağını şurdan alıyorum dememeli insan .. Hiçbir anlamı yok bunların.. Unutmayın onlar zaten söylendi .. Onlar uygulandı .. Onlar sizin değil.. Kavga için kendi olmalı insan ..
    Kavga kendi kavgası olmalı insanın.."

    Tek temel ve tek amaç kavga olmalı diyor. Tanımı belirsiz olan kavganın amacı da olamaz. Zaten kendisi belirsiz onun.

    Düşüncenin kaynağının hiçbir anlamı yoksa insanın kendi kendisinin de anlamı yoktur… Kendi kendisinin anlamı olmayan şey, bir hiçtir. Hiçliğin içinde varlık olamaz. Varlığın içinde rakip de kavga da yoktur o zaman. Olmayan şeyi mi arıyorsun ey Hasan desem çokbilmişlik yapmam değil mi? Ya da bunu kişiliğine bir saldırı olarak algılamazsın değil mi?

    Çünkü, ancak iyi niyetin olduğu yerde, birbirimizi anlamaya çalışabiliriz. Ben kendimin iyi niyetli olduğunu, karşımdaki kişinin kötü niyetli olduğunu söylemeye çalışmıyorum. Çünkü, ben de bir insanım. Salt iyi insan yoktur. Yalnızca, düşünce antremanı yapıyorum o kadar.

  10. #25
    Üye
    kuyucak Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    15.03-2007
    Son Giriş
    17.11-2010
    Saat
    23:39
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1.130
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    En kavgacı dostum gelmiş.. Hoş gelmiş, sefalar getirmiş..
    Kavgadan dönen kaşığı kırılsın diyorum o zaman bende..
    Ben kendi kavgamı anlatmadımki.. Beni orada arama.. Belki anlatırım bir yerlerde..
    Burada anlatmaya çalıştığım ve sanırım sence beceremediğim, kavganın şablonunu çıkarmak.. O şablona kim kendini koyarsa o olsun istedim.. Kim ne için kavga edecekse
    kavga o olsun istedim..Ve kavganın illa bir adının açıklaması olmasın dedim.. Kimisi yüce ideallerini koysun ortaya onun için kavga etsin, kimisi de ekmek davasını, kimisi de kendini aşmak için kavga etsin dedim.. Yeterki miskin olmaktan kurtulsun, kabullenmesin, çalışsın çabalasın düşlerini kurduğu dünya için.. Herkesin düşü bir değilki
    herkese aynı reçeteyi sunam ben.. Bir akımın propagandasını yapmayı bırakalı da çok oldu.. Yalvarmasın, dilenmesin, kavga ederek hak etmeyi öğrensin..

    Haklısın özellikle silah istemedim bu kavgada.. Çoğunluk hep yüz yüze baktığımız insanlarla oluyor kavgalar..Çoğunluk kişilik kavgaları oluyor.. Çoğunluk fikir kavgaları oluyor..Bağımsızlık kavgaları oluyor..O yüzden yarında lazım onlar bize.. Kimse yaralanmasın diyorum.. İlla olacaksa topyekün kavga elbet girilir onada.. Yalnız yada kitlesel..
    Düşüncenin kaynağının anlamına gelince; Bu üst bakıştan kurtulalı da çok oldu ben.. Elbet var düşüncelerimin kaynağı, ancak olmayanlarınkinden de kıymeli değil, kutsal değil.. Herkesin düşüncesi çok kıymetli be Monalisa.. Çünkü insanlar kendinde olan düşünceler için kavga ediyorlar.. Başkalarında olan için değil..

  11. #26
    Üye
    monalisa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.04-2008
    Son Giriş
    14.01-2016
    Saat
    21:05
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    335
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Tam da kendini anlatmışsın bu başlıkta…

    Çünkü, insanın kendisi nedir? İnsanın nitelikleri, nicelikleri, duygulanımları, düşünceleri ya da başka türden edimleri olmasıdır insanın kendisi olmak… Sen burada kendi düşüncelerini aktarıyorsun insanlara… Çünkü, kavramlar olmadan düşüncelerimiz oluşmaz. Biz bir insanın, duygularından, düşüncelerinden kendisini tanırız önce… Sonra da eylemlerine bakarız. Eğer, belleğimizde kavramlarımız oluşmamışsa, belirsizse, oradan oraya yalpalarız dururuz rüzgara kapılan bir yaprak gibi…

    Hiçbirimiz mükemmel değiliz. Kimseye düşünceni tam anlatamamışsın demek ne haddime düşmüş! Yaşamda karşılaştığım sorunların temelinde kavramlarımın oluşmayışını görüyorum. Bu nedenle kavramları çok önemsiyorum.

    İşte seninle anlaşamadığım nokta da burası… Biz çevremizdeki nesneleri, varlıkları nasıl biliriz? Ancak, birşeyin, “ne olduğunu” bildiğimizde o şeyi bildiğimizi düşünürüz. Kavga nedir? Aslında çok basit bir soru…

    Kavga denen bir şey varsa, tanımı da vardır. Tanımı olan birşeyin açıklamaması olamaz.

    Senin dediğin gibi kavgaya yüklenen anlamlar göreli de olsa ben senin getirdiğin tanımın tanım olmadığını düşünüyorum. Çünkü, anlamı belirsiz…

    Tabii ki, hepimiz güzel bir dünya düşlüyoruz. İnsanlar kardeş olsun diyoruz. Bu sözü duyunca gülesim geliyor… Zaten hiç kimse kötüyü savunmuyor. Ama nedense dünya kötü!

    Geçen gün, sokak çocuklarıyla konuştum. Hırsızlık yapmanın kötü olmadığını söylüyorlar… Çünkü, aç kalmamak için çalmak zorundalar… Kendi açılarından haklılar mı? Haklılar… Yaşamak için, çalıp çırpıyorlar… Hem de beni uyarıyorlar… Abla, bir kapkaççı çıkarsa önüne, sakın direnme, çantanı ver diye… Çünkü, genellikle hepsi uyuşturucu kullanıyor…

    Şimdi, bir sokak çocuğu için kavga, çalıp çırpmak demek…

    Bir burjuva için kavga, sömürmek demek…

    Amerika için kavga savaş demek… Petrol demek… Öldürmek demek…

    Bir emekçi için kavga, selde yaşamını yitirmek demek…

    Bir öğrenci için kavga, yarışmak demek…

    Hitler için kavga faşizm demek…

    Osmanlı sultanları için kavga iktidar savaşı demek…

    Kavganın anlamını istediğimiz kadar çoğaltabiliriz. Evet, herkesin bir düşü var… Bu öyle bir düş ki, dünya küçülüyor, o küçüldükçe kavga büyüyor…

    Gördünüz mü kavram kargaşasını… Tam bir kaos durumu…

    Böyle durumlarda doğruyla eğri birbirine karışır… O bir toz bulutudur adeta… Önünüzü göremezsiniz… Düşersiniz… Kalkarsınız… Yeniden tutunmaya çalışırsınız yaşama… Biri ayağınızdan çekiyordur… Öteki kolunuzdan… Bir diğeri, saçlarınızdan tutmuş savuruyordur sizi… Tam da bir kavganın ortasına düşmüşsünüzdür…

    O an, inancınızı yitirdiğimiz andır…

    Pusulanız yok…

    Neye göre, hangi yöne doğru gideceğimizi bilmiyoruz. Serseri mayın gibi ortalıkta dolaşıyoruz. Yalnızca birbirimize çarparak birbirimizi tüketiyoruz.

    Modern bireyin, kavramları yok çünkü… Modern birey, sistemin tercihlerini kendi tercihleri gibi algılamaktadır… Modern birey, sözüm ona özgür… Modern birey, bir o kadar yalnız…

    Özgürleşme, bireycilikten geçiyor çünkü… İyilik-kötülük kavramları yok… Mutluluk ve mutsuzluk var…

    Kavga mı? Neyin kavgası? Özüne yabancılaşmış insanlar, nasıl haklarını savunabilirler?

    O henüz kendi kişiliğinin bile ne olduğunu bilmiyor… Çünkü, kurucu ayrımları yok… Çünkü, kavramları yok… Çünkü her şey belirsiz…

    Köle, ötekileştirilip marjinalleştirilen paryalar, efendisine, isyan etmek yerine, ona imrenip benzemeye çalışan iki yüzlü ahlak(sızlık)ın mağduruna dönüştürülüyor… İdeoloji yok diyorsun. Postmodernizm bir ideoloji değil mi? Kavramların olmaması, belirsizlik posmodernizm değil mi?

    Çıkışsızlığın insana empoze edildiği bir toplum neyin kavgasını verecek? İnsanlar tüm olumsuzlukları kabulleniyorlar… Alışıyorlar herşeye…

    Kendine ihanet eden insan!
    Kendinden nefret eden insan!
    Ruhunu pazarlayan insan!,

    Hangi düşünce değerli?

    Neoliberal aydının düşüncesi mi?

    Parçalanmışlığın teorisyeni mi?

    Popüler kültürün biçimlendirdiği insanın düşüncesi mi?

    Sürü toplumunda uyum sağlamaya çalışan insanın düşüncesi mi?

    Kültür endüstrisinin bombardımanında kalan insanın düşüncesi mi?

    Korku toplumunda nasırlaşan insanın düşüncesi mi?

    Şairin dediği gibi: Aynada içine bak/ İnsanlığın savaşım dolu tarihini gör/ Tutun bunlara/ Dikelt kendini… / Yaşama kök sal/ Oturt kendini aynanın karşısına/ Dışından içine bak/

    Yaşamın anlamı, yaşamda yerimizin, duruşumuz nerede olduğuna bakmaktır… O duruş ise, kavramlarımızı oluşturmakla başlar…

  12. #27
    Üye
    kuyucak Avatarı

    Gerçek Adı
    Hasan
    Üyelik Tarihi
    15.03-2007
    Son Giriş
    17.11-2010
    Saat
    23:39
    Yaşadığı Yer
    antalya
    Mesaj
    1.130
    Alınan Beğeniler
    3
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    7

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sevdim ben bu tartışmayı.. Şey kavgayı.. Aynı şeyleri 07.09.2009'da kendimle tartışıyormuşum meğer.. Kendimi aşmak için sanırım.. Nerdeydin be Monalisa;
    İşte o tarihte yazdıklarım;

    ÇAĞIMIZ MİTLERİ

    Her düşüncenin orijinal olduğunu sanmak en büyük kodlanmadır bence …

    Oysa düşünce özgür beyinlerin ürünüdür .. Özgür düşünce resimlerle düşünebilmektir .. Hep anlatırlar kavramlarla düşünmek zeki insanların işidir diye .. Aptallar ise resimler ile, somut şeylerle düşünebilir diye … Oysa asıl sorun iletebilmektir kafandakini ..

    Sümer ve mısırlılar yazılarını şekillerle yazdılar .. Onları herkes anladı ..
    1800 yıllardan sonra ise resimle düşünmenin yerini kavramlar ile düşünmek aldı.. Ve iletişim de bitti, düşünce devrimleri de ..

    Şöyle bir kanı var insanların kafasında .. Aaaa İsa’dan önce binlerce yıl önce nasıl bulmuşlar bu kadar bilgiyi .. O zaman özellikle Sümer ler uzaylılar ile bağlantıda mıydı acaba? O piramitlerin yapımı hele ..

    Bu kendini beğenmiş, ukala ve bilgisizliğin bakış açısıdır işte .. Senin bu gün kafanda olan her mit’in, her bilginin, her adet ve inancın oralardan kaynaklandığını bilmemekten kaynaklı arsız kendini beğenmişlik aslında seni insanlıktan çıkarmaktadır ..

    Bu insanlık bir nehir .. Herkes bir şeyler katmış bu dereye .. O sele katılmış bir şekilde.. O dere büyümüş .. Denize kavuşmaksa o derelerin temel derdi, daha güçlü olmak gerekir .. Oysa çağımızda o dereler çöllere sürülmekte ve kurutulmaktadır .. Ve insan olanların yeniden yeniden o kaynağın çıktığı yere dönmeleri bundandır .. Orası hala pırıl pırıl ve olanca gücüyle çağlamaktadır ..
    Çağımızın yaptığı ise kavramlarla kodlanmış beyinlerin geçmişi küçümseyerek kendi cüceliğini anlamamasıdır .. Oysa insan olan oradadır ve giderek yok olmaktadır insana ait şeyler .. Daha tek temel inanç ve mit yaratamadı insan oralardan farklı .. Yaratması da gerekmez zaten, fakat dereye yol açmak gerek ..
    Deniz olmalı hedef .. İnsan olmalı .. Tapınan, kodlanan insan değil ama ..
    Çağımızın Mit’i tüketimdir .. Hepsi bu .. Ve insanlar tüketecek şey aramaktadır .. Sümerlerin ve Mısırlıların ölülerini bile tüketmişlerdir ..

  13. #28
    Üye
    öyküekin Avatarı

    Gerçek Adı
    Öyküekin
    Üyelik Tarihi
    22.08-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    :)
    Mesaj
    4.994
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    "İçli bir ezgi tadında yaşamak istiyorum.
    -her söylenişte güzelleşen-

    Şarap tadında sevilmek
    -en iyi bağ bozumlarının ürünü-

    ve sevmek şiircesine

    Yepyeni bir dünya için
    değişmek ve değiştirmek hiç durmadan

    ve usulca ölmek sonra
    -tohuma durmuş çiçek gibi-

    İNSAN olmanın sevinciyle
    ve sonsuz hüznüyle ardında
    aydınlık bir sabah bırakmanın"
    …(alıntıdır)
    duruş evet kavga bir duruşsa herkes kendi penceresinden bakar kavgaya

  14. #29
    Üye
    monalisa Avatarı

    Üyelik Tarihi
    15.04-2008
    Son Giriş
    14.01-2016
    Saat
    21:05
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    335
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    İlk insan, mucizevi bir biçimde elini yani emeğini kullanarak alet yaptı. Kültürün başlıca organı eldir. Bu aynı zamanda insanlaşmanın başlangıcıdır. Böylece insan doğaya egemen olmayı öğrendi. Aynı zamanda insanın alet yapmaya başlamış olması çalışma yaşamını doğurdu. Çalışma yaşamı ile birlikte dil ortaya çıkmaya başladı. O zamanlar dil, bir anlatım aracı değildi. Bir bildirişme aracıydı. İnsanlar doğadaki seslere öykünüyorlardı. Daha sonra ise, dil soyutlama niteliğini kazandı.

    Evet, M.Ö. yıllarda insanlar, söylenen sözleri kayda geçirmek için sembolleri kullandılar. Daha sonra resimler ve işaretler yazı diline dönüştü.

    İnsanlığın tarihsel gelişimine baktığımızda insanlık alanındaki gelişmelerin tuğla üstüne tuğla koymak olduğunu görürüz.

    Kavramlarla düşünmek zeki insanın işidir diye bir şey duymadım ben. Kavramlarla düşünmek bir bilinç işidir. Kaldı ki, burjuva ideologlarının zeki/aptal ayrımına da katılmıyorum.

    Yine insanlık tarihinin gelişiminden bir örnekle yani, sembollerle anlaşmak ile aptallık arasındaki bağlantıyı da çözemedim. Çünkü, her dönem kendi içinde değerlendirilir. O zamanlar alfabe yoktu diye siz o insanlara farklı anlamlar yükleyemezsiniz.

    Evet, asıl sorun iletebilmektir belleğindekini… İşte bunun için yazı ortaya çıktı. Çünkü, söz uçar, yazı kalır. İşte insanlığın mucizesi…

    Sen insan! Bunun için insana borçlusun işte…

    Çünkü, her ilerleme de insanın katkısı var…

    Kim geçmişi küçümsüyor? Bilakis, İnsanın insanlaşması için;

    -Emek
    -Çaba
    -Dikkat
    -Disiplin
    -Düşünmek

    Ve arı olana ulaşmak gerekir.

    Yoksa doğa insanı fırlatır atar.

    Öyleyse, insanın amacı praksis olmalıdır. Praksis kabaca tanımla insanın yapıp ettikleridir.

    Yani, insanın insan olma bilincine ulaşabilmesi için önce tür bilinci olması gerekir. Tür bilinci ne demek peki?

    Eğer sen bugün kapının kolunu tutuyorsan o kapı kolunun elde edilmesinde bir sürü insanın emeği var.

    Eğer sen bugün hastalandığında doktora gidip çare buluyorsan o ilaçların bulunmasında başka insanların emekleri var.

    Sen ateşi bulan insana borçlusun.

    Sen tekerliği bulan insana borçlusun.

    Borcunu ödemek zorundasın. Nasıl Madam Curie Radyum’u bulduğunda yoksulluk içinde olduğu halde herhangi bir maddi çıkar elde etmemişse “ Bilim İnsanlığındır “ demişse insan da insanlığa borçludur.

    Bırakın, geçmişi küçümsemeyi, tür bilinci olmayan insanı sevemez.

    Ama, değişim madem ilerlemedir. İlerlemeden kaçınılmaz. O açıdan geçmişe dönüp geçmişten kimi örnekler vermek, boş bir romantizmdir.

    Düşünce, kavramlarla başlar. Çağımızın hastalığı, düşünmemektir… Sorgulamamaktır… Yine, bir filozofun dediği gibi, sorgulanmamış yaşam yaşanmamış demektir.

  15. #30
    Üye
    leventsaritas Avatarı

    Gerçek Adı
    Levent
    Üyelik Tarihi
    11.09-2009
    Son Giriş
    27.09-2017
    Saat
    17:55
    Yaşadığı Yer
    Istanbul
    Mesaj
    322
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    38

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    aslında kavganın tanımında sorgulama gerekli

    yaşarken yaşamın veya doğanın sistemlerin zorluklarıyla kendiliğinden baş etmemi yoksa bu zorlukların kaynağını aramış bulmuş çözüm için kavga eldilmesi gerektiğine inanmış kavga etmeye karar vermiş

    kendiliğinden bilinsizce engelleyenlere karşı koyma güdüsüyle yöntemsiz karşı koymuş olan kavga etmiş sayılırmı?




Sayfa 2 / 10 İlkİlk 123456 ... SonSon