Sayfa 9 / 13 İlkİlk ... 5678910111213 SonSon
Toplam 186 mesajın 121-135 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #121
    Üye
    bayke Avatarı

    Gerçek Adı
    Kemal
    Üyelik Tarihi
    06.04-2005
    Son Giriş
    07.02-2009
    Saat
    15:10
    Yaşadığı Yer
    İSTANBUL/Beykoz
    Mesaj
    756
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: oteki
    --Bilmemek mutluluk
    --Bildikçe bilmediklerimiz artıyor(bildikçe daha çok bilmiyoruz)
    -- O halde; bildikçe mutluyuz. Neden, bilmediklerimiz arttığı için.
    Bak iki kadehten sonra zihnim açıldı.
    Bilgi çoğaldıkça bilinmeyen çoğalıyor fakat bu seferde bilmediğini biliyor insan al sana bi mutsuzluk kaynağı daha. En iyisi bilmediğini bilmemek... mi?

  2. #122
    Üye
    esila Avatarı

    Üyelik Tarihi
    04.04-2005
    Son Giriş
    27.02-2009
    Saat
    01:36
    Mesaj
    54
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Pegasus,en son yazıma umarım kızmamışındır.
    sana takılıyordum,valla bak.Yazarken yüzümdeki tebessümü görmediğin için belki yanlış anlamışındır diye düşündüm.Kırdıysam kusuruma bakma,arada yine kapışır barışırız belki:)
    Tartışmanın en güzel yanı barışmaktır.

    Şimdi senin soruna cevap vermek istiyorum.

    Ben kendimi seviyorum,hemde çok.
    Üstelik Kendini sevmek bana görebencillik değildir.Kendimi sevmek için bir mazeret aramam.
    Birşekilde birbirimizle etkileşimlerimiz vardır.Hiç tanımadıklarımızla bile.

    Mesela:
    Ozon tabakasına en basitiyle kullandğımız deodorantlarla, zarar veriyoruz.
    Ozon deliniyor ve dolayısıyla iklimler değişiyor,hiç görmediğimiz yerlerde mesela etiyopyada kuraklık yaratıyor.

    Ve şu anda,etiyopyda bunları yazarken bile,insanlar açlıktan ölüyor.
    Oysa bir etiyopyalıyı daha açlıktan öldürdüğümüz söylense ilk etapta''ben tanımadığım birini nasıl öldürebilirim''der hatta saçmalık der geçeriz.
    Ama onları öldürenler işte böylece biziz.

    Bu somut bir örnek.
    Yeryüzündeki yıkımın Tanrının bir cezası olup olmadığını düşünürken vardığım buydu.

    Nasılki bedende bir hücrenin yapısı bozularak olağandığı bölünüp çoğalmasıyla tümör oluşmakta ve ilerleyerek bedendeki diğer organlarıda etkilemektedir işte bizde kendi dünyamızdaki yıkıcılığımızla(önü alınamayan ego)diğerlerini etkileyerek hepimizin yıkımını yaratıyoruz.

    ...Bir kelebek kanat çırpsa dünyanın öteki tarafında fırtına olabiir...

    Sonuç şudurki engelli engelsiz,hepimiz yalnızca toprağa döneceğiz.
    Ve içimizdeki sular durulmadıkça asla mutlu olmayız.

    Bunun ilk yolu ise kendini sevmektir.
    Kendimizi sevmekse hatalarımızı nefretle içimize gömmek değil,bağışlamaktır.
    Kendimizi bağışlamaksa bizleri yoksayanları bağışlamaktır.
    Onları bağışlamaksa ,onlarında aslında en az bizler kadar korkularıyla varolmaya çalıştığını bilmektir.
    Yada bunu yapamıyorsak bile en azından unutmaya çalışmaktır.

    Kin ölümcül bir arı tarafından sokulmak gibidir....
    Anonim.

    Bir arkadaş zihinsel engellilere saldıranların üzerine nasıl yürüdüğünü anlatmıştı.Bende görseydim böyle bir şeyi,muhtemelen bende öfkeden aynı tepkiyi verirdim.

    Ben engelli değilim ama yinede o zihinsel engelli çocukların yaşadığı sorunu bende yaşadım.

    Kesinlikle o olay herşeyiyle insanı dehşete düşürüyor ama yapmak istediğim asıl şey kıyaslama.
    Zihinsel engelli çocuklar kendilerini koruyamayacaklardı.peki.
    Ben i rahatsız edip üstüme yürüyen kişi nin karşısında (ki bunu yapacaktı)ben kendimi koruyabilecekmiydim?
    Benim engelli olmamam neden bana saldırmalarına engel olmadı?

    Peki AYNI sorunu yaşamadığımız halde,nasıl AYNI şiddete nasıl maruz kaldık?
    .....

    İşyerinde arkadaş çevresinde sözünü geçiremeyen güçsüz biri,evinde aslan kesilir.Karısını çocuklarını döver.Çünkü kendinden daha güçsüz olduğuna inandığı insanın yanında artık güçlü olduğunu hissetmektedir.
    Evet,o çok öfkelendiğimiz insanlardır cehennemi yaşayanlar.
    Şiddet gören çocuk,hayvanlara acı çektirir.
    Yetişkin olduğunda ise,insanlara.
    Başka bir yol bilmez çünkü gördüğü şiddeti yansıtmaktadır.

    Bir sorunun içinde debelenip yıkımına oynamak kadar gökyüzünün maviliğine, bakmak .
    Seçim bizim..

  3. #123
    Üye
    kardelen39 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    08.02-2005
    Son Giriş
    02.12-2008
    Saat
    14:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    114
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bilmediğini bilmemek…
    Bilgiden yoksunluk demek…
    Öyleyse yoksunluğu aşmak için
    Bilgilenmek gerek…

    Bilgilenmek bilenle bilinmesi
    Gereken arasındaki bir oluşsa
    Oluş sonsuzluk demek…
    Sonsuzlukta mutlak bilgi yoksa eğer
    İnsan hep yolda demek…

    Yolda olmak kendini arayışsa
    Ben mutluyum demek…

  4. #124
    Üye
    öteki Avatarı

    Gerçek Adı
    Murat
    Üyelik Tarihi
    09.08-2005
    Son Giriş
    08.12-2017
    Saat
    13:48
    Yaşadığı Yer
    Ankara
    Mesaj
    135
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sayın Bayke, akşam, rakı+balık, dostların arasında olmak, seni alıp götüren müzikler (o an her müzik etkili olur ya), muhabbet ve olabilirse bir de güzel manzara(deniz olabilir). Bunların insan üzerinde yaptığı etki. Her halde atom bombasından daha etkili bir kimyasal formül oldu. Bu formülün insanı ne kadar değiştirdiği (güzelleştirdiği), açıklanması gerçekten zor bir konu.

    Diyeceksin ki bu anlatılmaz, ancak yaşanır. Ben de tabi bir şey diyemeyeceğim. Beni bu kadar zorlama…

    Bu yazdığın bir Çin atasözünü anımsattı; orada bilmediğini bilmemek en alt kategoriydi. Bir üstte de bilmediğini bilmek var. Bu daha güzel gibi. Bilmediğini bilmeyip mutlu olmaktansa, bilmediğimi bilip mutsuz olmayı tercih ederim.

    ESİLA DEMİŞ Kİ:

    Şu an bildiğimiz doğrular,toplumsal dinsel vb.. şartlandırmalarla şekil almıştır.Benim doğru dediğim bir diğerinin durduğu yerde yanlış olabilir.
    Tabi evrenin değişmez yasaları vardır ve onlar durumlarla değişmez,sabittir.
    Güneş doğudan doğar,batıdan batar..DOĞRUDUR.
    Tersi dünyanın sonudur..Kimse aksini söyleyemez.
    Başkalarına zarar vermek,onun emeğini sömürmek YANLIŞTIR.kimse aksini söylemez.

    Aslında bu son söylediğin DOĞRUDUR dediklerin bile; nerde durduğunla ilgili göreli doğruluğu olan şeyler. “güneşin doğudan doğduğu” sen dünya merkezli düşündüğün için öyle. Dünyadan baktığın için, farklı bir gezegende farklı şeyler düşünürdük. Ayrıca dünyanın sonu olması her şeyin sonu demek değil (sadece bizim sonumuz). Büyük olasılıkla farklı bir şeyin başlangıcı olacaktır o. Çalışan işçinin emeğinin sömürülmesinin yanlışlığı. Proleter bir bakış açısıyla doğru. Ama kapitalizme inanmış karını maksimize etmeye çalışan bir patron için artı değerin, her bir marjinal faydasını (karını), sermayesine eklemeyip, işçiye aktarması kendini yok etmeye çalışması demek. Onun doğrusu bizim doğrumuzun tam tersidir.

    Diyeceksin ki hiç mutlak doğru yok mu? Aslında kabuller vardır. Anlaşabilmemiz ve iletişim kurabilmemiz için bunlar şart. Su yüz derece de kaynar. (aslında bu şu şu şartlar altında kaynar anlamına gelir.) ahlaki değerler anlamında tartışılabilir. Mutlak doğrular belki. Bir çok insan için doğru ahlaki değerler bir başkası için, bir başka toplum için, bir başka zaman diliminde, doğru olmayabilir. Ama zaman içinde, toplumsal değerlerin evrimi ve gelişim sürecinde ortak doğrular da oluşmuştur. Masum bir çocuğun öldürülmesini hiç kimse haklı görmez. Bunlar süzüle süzüle gelen doğrulardır. Ama ilk çağlarda protein kıtlığı dönemlerin de çocuk öldürmelere rastlanır.

  5. #125
    Üye
    kardelen39 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    08.02-2005
    Son Giriş
    02.12-2008
    Saat
    14:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    114
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Senin dediklerinden yola çıkarak birkaç soru sormak istiyorum.

    Birincisi;

    Belki güneşin doğması da bir yanılsama? Yani nesnel doğrular yoksa ben her şeyi kendime göre yorumlayabilirim. Örneğin, bir sabah kalktım. Her yer kapkaranlık. Bir telaş… Bir telaş… Allahallah! Ben kör mü oldum acaba?

    Öyleyse, bilim nedir?

    Çalışan işçinin sömürülmesi ile ilgili olarak;

    İkincisi;

    Bir adam tanırım. Çevresiyle hiç ilgilenmiyor. Dünya umurunda değil. Neden dersen, onu iyi tanırım. Kendi dünyası var. Senin benimkini ne yapsın?

    Böyle bir sonuç ortaya çıkıyor.

    Buna ne dersin?

    Üçüncüsü;

    Ahlak bir buyruklar demetidir. Asla temellendirilemez. Temellendirilemeyen bir olguyu neden temel alıyorsun?

  6. #126
    Üye
    bayke Avatarı

    Gerçek Adı
    Kemal
    Üyelik Tarihi
    06.04-2005
    Son Giriş
    07.02-2009
    Saat
    15:10
    Yaşadığı Yer
    İSTANBUL/Beykoz
    Mesaj
    756
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    ESİLLA'ya hiç girmiim o kafasına estiği gibi konuştuğundan ESİLLA demişler zati .
    Benim muhabbetim hiç çekilmiyo dii mi? Hemen sulandırıyom mevzuyu. Allah için bu ESİLLA'yı ilk defa duydum. google'ye girip baktım Almanya'da bi düğün salonu çıktı. http://esilla.de/home.html
    Olacağı buydu zati baktı lafla peynir gemisi yürümüyo amcam düğün dernek olayına girmiş

    Bak bugünkü sabah gazetesinde Erdal Şafak köşe yazısını nasıl sonlandırmış.
    http://www.sabah.com.tr/yaz08-40-125.html
    ...
    Endülüslü İbni Rüşd'ün yüzlerce yıl sonra dirilttiği büyük "sofist"lerden Protagoras'ın felsefi sisteminin temelini hatırlamak yeterli: "İnsan her şeyin ölçüsüdür."
    Yani "Sen nasıl neye inanıyorsan doğrudur, ben neye inanıyorsam doğrudur. Çünkü mutlak bir erdem ölçüsü yoktur."
    Ben bu protagorası sevdim abi az ve öz konuşmuş.

  7. #127
    Üye
    kardelen39 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    08.02-2005
    Son Giriş
    02.12-2008
    Saat
    14:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    114
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    İnsanın kendi doğruları ile yaşaması demek, dünya böyledir demekle aynı şeydir. Bu dünya benim dünyam ise, herkesin de kendi dünyası var demektir.

    Öyleyse, herkesin dünyası dünya ise, bu dünyalar çokluğunu içine alacak bir dünyadan daha söz etmek gerek. Ortak bir dünya varsa, ortak doğrular da var demektir.

  8. #128
    Üye
    sankha Avatarı

    Gerçek Adı
    oktay
    Üyelik Tarihi
    25.12-2004
    Son Giriş
    20.06-2017
    Saat
    22:08
    Yaşadığı Yer
    Tibet
    Mesaj
    100
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    bu başlığın altınada ne gitti ya ret etmek sanemcim saten son zamanlarda çok farklı konumlar alıp değişmesine rağmet okumaya çalışıyodum ama bu ratden sonra üzgünüm..

  9. #129
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bu sabah Boğaziçi köprüsünü görmenizi isterdim sabahın ilk ışıklarında.

    Anadolu yakasından, Avrupa yakasına hergünkü geçişimde sabahın ilk ışıklarını orada yakalamanın derin keyfini yaşamanızı isterdim.

    Bu sabah farklıydı. Uzun zamandan beri görmediğim bir doğa harikası şeklindeydi. Kocaman bir sisin içinden geçtik hiç bir yer görünmüyordu.

    Altımızda ne boğaz, çevremizde boğazı süsleyen o tek tük kalmış köşkler ...hiçbiri yoktu.

    Şehir sanki kendi adına bir red ediş yaşıyordu. Neyi red ediyorsun ey efsunlu kent diye aklımdan geçirmedim değil. Neleri görmek istemiyorsun?

    Nelerden sıkıldın?

    Parke taşlarında sıcak yaz yağmurlarının küçük sellerinin getirdiği eski çivileri toplayıp satan çocukları göremeyişinin red edişimi mi bu?

    Her çiviyi buluşlarında alacakları yeni kavrulmuş leblebinin taze frapan kokusunun gözlerindeki neşesinin kayboluşu mu?


    Hani özenle işlenmiş taş duvarların üstündeki yazın ortasının geldiğini yemişini koparırken anladığımız incirleri mi aramaktasın?

    Yoksa trak trak seslerle sanki sokağı ritme boğan yanlarındaki sebze küfeleriyle arnavut atları mı?

    Sarı yı mı özledin ey efsunlu kent? bu mevsim sararır leblebi tozu gibi olurdu.......

    Kentlerin bir cinsiyeti vardır, ve nedendir bilinmez bana kadın gibi gelir İstanbul....

    Benim de isyanım var biliyormusun?

    Yeni yetme sevdalara yelken açtın !!!!

    Uzun zaman önce rujun bulaşmaya başladı erkeklerinin gömleğine iz bırakan sokak fahişesiymişcesine.......

    Yar olmayacaktın bağrındakilerine ve nefes aldığın yaşam alanında kendine öz kültüründen uzak olanlara....

    Sapla saman karıştı mı susmaktır herşeyi anlamlı kılan.

    Sesler yine dökülür ağzımızdan, kelimelere dönüşür, kelimeler cümleler olur anlarız yine birbirimizi.

    Sisin ardındaki duygular bu muydu İstanbul için, bir utancı yada red edişi mi yansıtıyordu, nasıl algılarsanız algılayın. Benim içimde İstanbul la birlikte kocaman bir kargaşa oluştu bir kaç gündür, bu sebeple o sis bana öyle güzel gözüktü ki....

  10. #130
    Üye
    kardelen39 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    08.02-2005
    Son Giriş
    02.12-2008
    Saat
    14:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    114
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sana Andante yerine Sanem demek istiyorum sevgili öğretmenim,

    Bırak böyle sesleneyim sana,

    Çünkü biz sanal aleme can verdik, kan verdik, tanıdık birbirimizi.

    Evet, bu site başka siteler gibi değildi.

    Çünkü amaçlar ortak, dertler ortaktı.

    İnanç, ideallerimiz değil miydi?

    Bu sabah, başlığı yine görünce içimde beyaz güller açtı.

    Biraz önce bir kitabı arıyor, bulamıyor, sinirleniyor, odanın içinde dört dönüyordum.

    Senin içinden dökülenleri okuyunca,

    Duruldum birdenbire…

    Yazdıklarından şuleler yükseliyordu gökyüzüne…

    Sonra da ağzımdan dökülüveren sözcükler…

    “Anlarız ya, “ dedim Sanem.

    Çünkü sınır dostluktur…

    Her şeyi gören,

    Her şeyi bilen bir dost bulmak kolay mı öyle?

  11. #131
    Üye
    KanatlıTırtıl Avatarı

    Gerçek Adı
    Vefa
    Üyelik Tarihi
    04.03-2003
    Son Giriş
    07.12-2017
    Saat
    09:47
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    319
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    :x Benim şiirim silineceğine, şu iç bükey kafatasına doldurulmuş kavram salatası misali kitap ısırıkları yok olsaydı ya bu sayfadan.

    Red etmekse yeni açılımlara sebep olan.. Çekip gideceğim börtü böceklerin arasına, istasyonda çok bekledim, inen yok.

    Ben bu başlığı da bir kenara yedekliyeyim.

    İşte güme giden yazım:
    ATLA TRENDEN USTA!

    Pencerede ne görüyorsun usta
    Hızla geçiyorsun içinden o resmin
    Hızla geçiyorsun raylar üzerinde
    Pencerede ne görüyorsun usta

    Dün daha fazlaydı yaprakları
    Şeftaliyi budadı Hüseyin
    Sonbahar geziyor usta
    Yollara serilecek aşkım
    Kızıl kahverengi saçlarıyla

    Uyan usta dalıp gittin o resme
    Uzadıkça pencerende çizgi çizgi
    Biz düşler ortasındayız
    Labirent ortasında değil



    6659 Kids jump on Toy Train 0 - [Tartışma] Red Etmek Üzerine Dünya Görüşü ve Sanat...

  12. #132
    Üye
    Sema Avatarı

    Gerçek Adı
    Sema
    Üyelik Tarihi
    28.07-2004
    Son Giriş
    29.11-2017
    Saat
    15:58
    Yaşadığı Yer
    A.
    Mesaj
    4.344
    Alınan Beğeniler
    33
    Verilen Beğeniler
    16
    Blog Mesajları
    28

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Yaw Tırtılcım , sen de biliyorsun mesaj bölerken , böldüğün kısımdan sonraki mesajlar tümüyle gidiyor. Sen şiir " şu iç bükey kafatasına doldurulmuş kavram salatası misali kitap ısırıkları" arasında kaynadı :wink:

  13. #133
    Üye
    KanatlıTırtıl Avatarı

    Gerçek Adı
    Vefa
    Üyelik Tarihi
    04.03-2003
    Son Giriş
    07.12-2017
    Saat
    09:47
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    319
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Sema
    Yaw Tırtılcım , sen de biliyorsun mesaj bölerken , böldüğün kısımdan sonraki mesajlar tümüyle gidiyor. Sen şiir " şu iç bükey kafatasına doldurulmuş kavram salatası misali kitap ısırıkları" arasında kaynadı :wink:
    Bir daha olmaz inşallah Sema
    Susmak istiyorum Sema
    Susarken de çığlık atmak istiyorum bomboş tiyatroda
    Çığlık atayım ama yankı yapmasın!
    Çığlık atarken bebişler uyanmasın!
    Yürürken ayaklarım yere değmesin istiyorum.
    Konuşurken ses tellerim titremesin!

    Beni anlıyorsun değil mi Sema...
    Aksi taktirde kendimi cezalandırmak zorunda kalacağım.

  14. #134
    Üye
    dilemma Avatarı

    Üyelik Tarihi
    31.12-2004
    Son Giriş
    27.11-2017
    Saat
    00:45
    Yaşadığı Yer
    Ankara
    Mesaj
    739
    Alınan Beğeniler
    6
    Verilen Beğeniler
    3

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    iyiki hatırlattın sanem.
    doğru reddedilmek...hayata bakış açım uzuuuuuuuunnnn zaman önceki reddedilmelerimle değişti.hoş habire redddildim ya.orasını hiç zikretmiyim en iyisi.

    reddedilmektir insanı kendi yapan bence.reddedilmektir insanı ilim irfan sahibi eden, bilgi denilen kaosun içine sürükleyen, inadına yaşamaya, inadına tuttuğunu koparmaya teşvik eden.

    inat olur adı belli bir zamandan sonra.inada dönüşüverir.bir de bakarsınki hırçın biri oluvermişsin.herşey arapsaçına dönüvermiş.gel de çık işin içinden.bilgi insanın başına dert açar fazla olduğunda.beyninde yer bulamazsın öğrendiklerini koymaya ve insanlara aktamak istersin.
    bu sefer haddini bildirirler bazen "ukala" diyerek.
    bu birde aşkına sıçradığında, hele de deponun bilgi dolu olduğunu gördüğünde yine reddedilmeyi tadarsın ve hoooopppp yine başa dönüverirsin.
    kısır döngü değil midir herşey..........

  15. #135
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Son zamanlarda hemen hemen her yeri istila eden " İstanbul hiç bu kadar....." diye başlayan reklamlara gözüm takılarak, bu reklamlarda anlatılmak istenenlerin tamamiyle dışında kalan İstanbul daki yaşam beni de bir hayli yormaya başladı.

    Önce tam Taksimin göbeğinde, oturduğum arabanın camından çantamı almaya çalışan kapkaçcı sayesinde çantasını bir türlü vermek istemeyen kadınların duygularını öğrenmiş oldum.

    Bırak alsın, senden daha değerli değil diye düşünürdüm yerlerde sürünen kadınları gördüğümde. İnanın bu hiç akla bile gelmiyormuş. Sadece içgüdüsel bir tepkiyle, yada refleks diyelim ne yaptığının farkında bile olmadan kendini ve sana ait olanı koruma içgüdüsüyle yapılan istem dışı bir tepkide kendini fena halde kötü hissediyorsun.

    Gerçekten İstanbul hiç bu kadar pisliklerle dolu olmamıştı diye geçiriyorsun aklından.

    Ya da yarım saatte gidebileceğin bir yere delik deşik olmuş yollar nedeniyle bir buçuk saatte gittiğinde; İstanbul hiç bu kadar sahipsiz kalmamıştı da diyebilirsiniz.

    Neyse komik şeyler de oluyor bu şehirde. Hatta red ettiğiniz yada kabul ettiğiniz şeyler yer bile değiştirebiliyor. Kesin bir çizgi yok artık red etmek yada kabul etmek arasında.

    Burda daha önce bir hırsızlık olayından söz etmiştim, belki hatırlarsınız; hani arkadaşım Nihal in hırsızı gördüğü anda sesini çıkaramadığı zaman, hırsızın sinirlenip " Tamam tamam anladık gidiyoruz işte" dediği o olayı.

    Bu neymiş kiiiiiiiii

    Benim canım arkadaşım başından geçen bu olayı bir başka arkadaşına anlatırken, aynı bu cümleyi kullanıyor arkadaşı;

    Bu ne ki Nihal???

    Gece yarısı uykusunu bir telefon bölüyor. Telefondaki ses aynen şunları söylüyor;

    Alirıza bey ben sizin doktor arkadaşınızın evine giren hırsızım.

    Siz olsanız ne yaparsınız bu durumda? Alirıza bey de şaşırıyor ve telefona bakıyor numara doktor arkadaşının. Kendisini işlettiğini sanıyor ve telefondaki ses konuşmaya devam ediyor.


    Kendisiyle dalga geçildiğini düşünen Alirıza bey malum cümleyi söyleyerek kapatıyor telefonu.

    Ama bizim hırsız için durmak yok. Cep telefonun rehberinden doktorun kardeşinin numarasını buluyor ve onu arıyor.

    Ya kardeşim, demin Alirızayı aradım bana inanmadı.

    Bu cümlede ben koptum arkadaşlar. Söyleyecek bir şey bulamıyorum. neyse, devam edeyim;

    Ben kardeşinizin evini soymaya girdim ve bu telefonla bir evrak çantası aldım. Ama siz Malatyalıymışsınız. Ya Malatyalı Malatyalıyı soymaz.Şimdi bana bir yer söyleyin ve aldıklarımı size geri vereyim.

    İster inanın ister inanmayın olay aynen böyle. Ya ben bu ülkeyi gerçekten çok seviyorum. red ettiğim bir çok şey olmasına rağmen red ettiklerimle bile bana bazen öylesine sevimli geliyor ki, ne yapacağımı hatta bazen ne düşüneceğimi bilmeden bir kabulle seviyorum bu ülkeyi de insanlarını da.

    Bir hırsız tüm haftamı tebessümle geçirmemi sağladı ya, helal olsun!!! ne diyeyim

    Not; bana Sanem diyebilirsin sevgili kardelen. herşeyden önce bu ben im. Ve adımı çok severim. Seni de seviyorum. Hiç sakıncası yok.




Sayfa 9 / 13 İlkİlk ... 5678910111213 SonSon