Sayfa 7 / 13 İlkİlk ... 34567891011 ... SonSon
Toplam 186 mesajın 91-105 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #91
    Üye
    Cigdemy Avatarı

    Gerçek Adı
    Çiğdem
    Üyelik Tarihi
    02.04-2003
    Son Giriş
    28.11-2016
    Saat
    21:01
    Yaşadığı Yer
    Kocaeli
    Mesaj
    702
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0
    Blog Mesajları
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Duyguların en zor ifade edildigi ne denilse yeterli gelmeyecek olan anlar var ki,
    üstelik dile bile gelmeyen o cümleler satırlarda hiç ifade edilemez...
    İşte o anlardan birini yaşıyorum...

  2. #92
    Üye
    kardelen39 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    08.02-2005
    Son Giriş
    02.12-2008
    Saat
    14:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    114
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Aslında Andante, o gün onları yazarak kimseyi hüzünlendirmek istemezdim. Ama işte yazdıklarınla yine benim yüreğimin bam teline dokunmuştun. Öyle bir güne denk geldi ki, parmaklarım yine beni özgürlüğün kollarına bıraktı. Engel olamadım kendime.

    Evet, ateş düştüğü yeri yakar derler. Ne kadar anladığımızı söylesek de bizzat insanın kendisinin o acıyı yaşaması ruhunda derin izler bırakır.

    Fakat yan yana gülmek, ağlamak, üzülmek, sevinmek…

    Aynı ya da benzer şeylerden benzer etkiler almak, birleşmektir.

    İnsan acıyı da yaşayarak insan olma noktasında birleşir.

    Bundandır benzer acıları yaşayan insanlara yakınlık duymam…

    Değişik dünyalara giderek yeni insanlar tanımak, insanları anlamak için…

    Duyguları eğitmek için…

    İnsanın sanata ihtiyacı vardır.

    İster bu edebiyat olsun, ister müzik, ister resim, ister sinema, ister tiyatro.

    Sanatın her dalı.

    Çünkü sanat, duygularımızı besler, yetiştirir, biçimlendirir.

    Edebiyatta ise, sözcüklerdir sanatçının malzemesi.

    O sözcüklerle kimi kez bir şiirin büyülü atmosferinde sözcükler ruhumuza konar bir tüy hafifliğinde…

    Kimi kez tanımadığımız bir karakterin dünyasına giderek acılarına ortak oluruz.

    Çünkü sanat, yaşamın yansımasıdır.

    Şimdi bir şaire kulak verelim.

    …. Ses ve anlam değerleri
    yan yana geldiğinde
    çok katlı anlamlar kurabilmeli
    ağaç ormanı çağırmalı
    akarsu denizin derin yapıtlarını…
    incir ağacı sabrı ve yaşama isteğini

    öyle
    sessiz, öyle kalakalmış, öyle çözülmemiş
    bir kuyunun çıkrığından kuş nereye
    uçuyor? Uçuşan yaprak, terk edilmiş
    hurda traktör, denizin düş direkleri,
    Ayşe’nin yüzündeki melek yaprağa
    tırmanan tırtıl, rüzgarın püskülü boş
    bir sayfada yan yana geliyorlar. ZİLİ
    SÖZCÜKLER ÇALIYOR…


    Ağaç ormanı çağırmalı …Akarsu denizin derin yapıtlarını… diyor şair…

    İnsan insanı çağırmalı…

    Boş bırakmamalı uzatılan elleri…

    Dediklerine katılmamak mümkün mü?

    İyi ki varsın Andante…

    Yazdıklarından öğreniyorum.

    Öğreniyorum. Büyüyorum. Sağol güzel insan!

  3. #93
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ben bir soru sormak istiyorum...

    "Bencillik" ve "kendini sevmek" aynı şey midir?

    Nice düşünsel sistematik insanın kendi dışında kalan insanları sevmesi grektiğini bir takım etik, sosyolojik, psikolojik ve metafizik temellendirmelerle haklı cıkarmaya calısmıstır.

    Ancak sevilmesi gerekliliğinden bahsedilen "insanlar" dan kendi benliğimizi dışlamak ise çogu zaman erdem olarak kabul edilmiştir.

    Oysa nesne insan oldugunda sujenin objeleri arasına sujenin kendiside girmez mi? Kendi varoluşuna yönelik sevgi besleyemeyen insan başka benlikleri seveblir mi???

    Peki buna olumlu cevap verildiğinde dengeyi saglayacak yaklaşımlar nasıl olmalıdır???

    Kişinin kendini düşünmesi, sevmesi, degerli oldugunun farkına varması tüm bu degerlerin başkalarında da oldugunun -olabileceğinin- temellendirmesi olmz mı???

    Ne dersiniz???

  4. #94
    Üye
    kardelen39 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    08.02-2005
    Son Giriş
    02.12-2008
    Saat
    14:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    114
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bencillik ve kendini sevmek aynı şey midir?

    Tabii ki değil.

    Kendini sevmeyi ben insanın kendi kendisiyle barışık olması, artıları ve eksileriyle kendini kabullenmesi olarak değerlendiriyorum. Yoksa narsistlik anlamında değil.

    Somut kavramlar konusunda genellikle sorun çıkmaz. Çünkü somut kavramlar, var oluşu kendi başına olandır.

    Ev, masa, kalem somuttur.

    Oysa soyut kavramlar bizim gösteremediğimiz kavramlardır. İşte sorun burada başlar.

    Erdem kavramı soyut bir kavramdır. Dolayısıyla bu kavramlar, nesnenin niteliğini belirlemediğinden insanlar arasında fikir ayrılığına neden olur.

    Erdem kavramını sen nasıl algılıyorsun?

    Bunu tam olarak bilmiyorum.

    Bana göre erdemin birinci ölçüsü,

    İnsanın kendi kendini tanımasıdır.

    Kendi kendisini tanımak ne demek?

    İlk başta korkularımızla yüzleşmemiz gerekir. Çünkü korkularıyla yüzleşen kişi, yalnızca kendisi olarak değil, başka benliklere katılımıyla da gelişebileceğinin ayrımına varır.

    Rollo May şöyle der:

    Kendimizi tüm bir dolulukla adamalıyız. Ama yanılıyor olabileceğimizin de farkında olmalıyız.

    Otantik yakınlık kurmak risk almak demektir.

    Hatta bu konuda Sokrates şöyle demiştir.

    Cesaret, bilinçli korkudur.

    Erdemli olmanın ikinci ölçüsü,

    Doğruluktur.

    Eğer ben bir insan haksızlığa uğruyorsa ve ben susuyorsam doğru insan değilim demektir. Yoksa doğruluğu ben adam öldürmek, hırsızlık yapmak gibi çok somut örneklerle değerlendirmiyorum.

    Erdemli olmanın üçüncü ölçüsü,

    Ölçülü olmaktır.

    Ölçülü insan arzularına göre hareket etmez. Çünkü arzular, kimi zaman insanı esir alır. Yemek yemekte bile bir ölçü olmalıdır.

    Dördüncü koşulu yürekli olmak, beşinci koşulu bilge kişi olmaktır.

    Bilge insan, bilgi sayesinde neyin iyi, neyin kötü olduğunu bilen insandır. Dolayısıyla alacağı kararlar isabetli olacaktır.

    Kendi varoluşuna yönelik sevgi besleyemeyen insan başka benlikleri sevebilir mi???

    Bence sevemez. Hep eksik kalır o.

    Çünkü sevginin ne olduğunu bilmez. Ben sevginin öğretilebilen bir olgu olduğuna inanıyorum. Sevgiyi bilmeyen veremez de.

    Çünkü sevmek kendi varlığını önce evetlemek demektir. Kendi kendini onaylamak.

    Bir yerde okumuştum.

    “ Sevmeyenler bilmeyenlerdir. Sevgi ve bilgi hep kol kola yürürler. “

    İşte bu çok önemli bir nokta bence. Sevgi ve bilginin ne alakası var demeyin?

    Çünkü kötülük cahillikten doğar. Sevgi kavramı da öyle. Bilgili insan, yani bilge kişi sevginin ne anlama geldiğini bilerek onu eyleme geçirir.

    Kişinin kendini düşünmesi, sevmesi, değerli oldugunun farkına varması tüm bu değerlerin başkalarında da oldugunun -olabileceğinin- temellendirmesi olmaz mı???

    “ İnsan tabiatın talihsiz çocuğudur “ der Marx.

    Niçin peki?

    Çünkü insan, doğadaki diğer hayvanlar gibi hızlı koşamaz. Koşu duygusu zayıftır. Doğa karşısında güçsüzdür.

    Fakat türünü sürdürebilmesi için harekete geçmesi gerekir. Doğayla mücadele eder. Bu mücadelede insan insanlaşır. İnsan yaratıcı olmalıdır. Yoksa insan, doğa karşısında eksik kalır.

    Yemek yemek, uyumak insan için bir gereksinmedir.

    İnsanın insanlaşması için;

    -Emek
    -Çaba
    -Dikkat
    -Disiplin
    -Düşünmek

    Ve arı olana ulaşmak gerekir.

    Yoksa doğa insanı fırlatır atar.

    Öyleyse, insanın amacı praksis olmalıdır. Praksis kabaca tanımla insanın yapıp ettikleridir.

    Yani, insanın insan olma bilincine ulaşabilmesi için önce tür bilinci olması gerekir. Tür bilinci ne demek peki?

    Eğer sen bugün kapının kolunu tutuyorsan o kapı kolunun elde edilmesinde bir sürü insanın emeği var.

    Eğer sen bugün hastalandığında doktora gidip çare buluyorsan o ilaçların bulunmasında başka insanların emekleri var.

    Sen ateşi bulan insana borçlusun.

    Sen tekerliği bulan insana borçlusun.

    Borcunu ödemek zorundasın. Nasıl Madam Curie Radyum’u bulduğunda yoksulluk içinde olduğu halde herhangi bir maddi çıkar elde etmemişse “ Bilim İnsanlığındır “ demişse insan da insanlığa borçludur.

    Öyleyse, bireycilikten bireyselliğe geçmek gerekir.

    Bireycilik kapitalizmin yücelttiği bir tutumdur. Bireycilik kapitalizmin motorudur.

    Kapitalist sistemde, değişime dayalı işbölümü insanı bireyci yapar.

    Bireycilik ne demek peki?

    Bireycilikte örneğin, bir ayakkabıcı ayakkabı yaparken o ayakkabıyı kendisinin ürettiğini düşünür. Tarihsel oluşumu dikkate almaz. Doktorlar, hukukçular, işçiler, memurlar v.s. v.s.

    Her insan kendi benini temsilen iş yapar.

    Bu ise uzmanlaşmayı getirir.

    Hastalandınız. Bir doktora gittiniz. Doktor tahliller istedi. Tahlilleri elinize aldınız. Hepsi İngilizce sözcüklerin kısaltılmışıdır. Bir şey anlamazsınız. Neyiniz olduğunu anlamak için o doktora tahlillerinizi göstermek zorundasınız.

    Hukukta böyle… Sigortacılıkta böyle… Eğitimde böyle…

    Her alan kendi alanını kurar.

    Siz o dünyaya giremezsiniz.

    Yalıtılırsınız.

    Ve… Böyle toplumlarda kişi yaptığı işle belirlenir. Doktor doktordur. Hukukçu hukukçu.

    İnsana insan olarak bakılmaz.

    Böyle bir insan nasıl bir insandır?

    ÖZ BELİRLEMESİNİ YİTİRMİŞ KİŞİ, KENDİNDE KİŞİDİR.

    KENDİNDE KİŞİ, eğlenceyi lüks yerlerde para harcamak olarak görür. O kişi edilgindir. Sadece güdülür.

    Öyleyse, kendinde kişi,

    Sevmeyi, sevgilisinin porno görüntülerini çekerek başkalarına dağıtmak olarak görür.

    İnsanın özgürlüğü, kendi kendinin bilincinde olmasıdır.

    Yani kendini gerçekleştirmek…

    Eğer bu bilinç eksikse, o insan da eksiktir. Bunun için mutluluğu bilemez.

    Peki ne olur?

    Sadece kendini sever. Bireycilikten bireyselliğe geçemez. Ne yapar?

    Geçinmek için çalışır. Beslenir. Seks yapar. Yani hayvansal durumları yaşar.

    Bireyselleşme ise, insanın tür bilincine ulaşmasıdır.

    Yani…

    Siz sevdiğiniz kadınla balık tutarsınız.

    Siz sevdiğiniz insanla sinemaya gidersiniz.

    Sonra…

    Eve geldiğinizde sıcaklığını duyumsarsınız.

    Sevgi budur.

    Sevgide sahip olmak yoktur. Sevmek sevilenin ardında olmaktır.

    Öyleyse, insan yaratıcı gücünü kullanmalı, özbelirlenimlerine sahip olmalıdır.

    O sadece tüketiyor mu?

    Yoksa insanlığa borcu olduğunu düşünerek üretiyor mu?

    Eğer insan bunun ayrımına varırsa, yaşamın içinde yaşamı değiştirmek için sevgilisiyle, arkadaşıyla, yoldaşıyla seven-sevilen ayrımı gütmeden yaşama anlam yükler.

    Bilmem anlatabildim mi?

  5. #95
    Üye
    cemal Avatarı

    Üyelik Tarihi
    12.08-2004
    Son Giriş
    20.02-2006
    Saat
    10:34
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    41
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    :lol: :lol: :lol: Güzel anlatmişsın kardelen yüreğine saglık.......Harikasınız bu başliga yazan arkadaşların yazıların dan mütiş keyf aliyorum. Elinize saglık.....

  6. #96
    Üye
    UTOPYA Avatarı

    Gerçek Adı
    Zeki
    Üyelik Tarihi
    07.06-2005
    Son Giriş
    04.11-2017
    Saat
    21:28
    Yaşadığı Yer
    ANTALYA
    Mesaj
    2.266
    Alınan Beğeniler
    6
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: andante

    1) Ben öylesine muhteşem ve olağanüstüyüm ki beni anlayabilecek kapasitede değilsin....

    2) Ne yaparsam yapayım sen bir gerizekalısın ve beni anlayamazsın.


    bilmiyorum andante sanırım haklısın. Beni de kimse anlayamıyor. Ama onlar gerizekalımı orasını bilmiyorum. Ama ilk söylediğin bana göre çok doğru...

  7. #97
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Of of offfffffff

    Yine birbirinden değerli düşünceler çarpışıp duruyor!!! ya ne güzel

    Ben her zamanki gibi kaldığım yerden devam edeyim biraz geriden takip ediyorum ama olsun

    Burda bir yerde , yani yazıların bir yerinde aşk tan da söz edilmişti....

    En nefret ettiğim konuların başında özellikle aşk gibi ya da sevgi gibi kavramları tanımlamaya çalışmak olduğunu çok önceleri de yazmıştım.

    Bunu yapmayacağım yani tanımlamaya gitmeyeceğim ama algılayış biçimimi sizlerle paylaşacağım.

    Neden insan sever? neden insan aşık olur ?

    Gerçek aşklardan söz ediyorum, aşık olduğunu zannetmekten söz etmediğimi sanıyorum anlatabiliyorumdur.

    Sevmek konusu na ayrıca değineceğim ama isterseniz öncelikle aşk konusundaki düşüncelerimi kısaca açıklayayım.

    Ya arkadaşlar ben insanoğlunun her türlü donanımına rağmen yalnız olduğuna inananlardanım. Yalnızlık kavramı da benim için çok uzun tartışılması gereken konuların başında gelir.Ve hep derim tek başına olmak ile yalnız olmak arasında fark vardır. Aynı gibi algılanır, biz de aynı gibi algılayalım isterseniz şu aşama da pek önemli değil.

    Aşk yalnızlığın bir yansımasıdır sadece. İnsanoğlu gerçekten yalnız. şair Ümit Yaşar geliyor aklıma ister istemez;

    Yalnız olmayan ne var?
    Yer altında ölüler
    Denizde yelkenliler yalnız

    Ve üzerinde ümitle yaşadığımız
    dünyaya sığmıyor yalnızlığımız.....


    derken ne kadar doğru söylemiş aslında.

    Aşk yalnızlığın bir sancısıdır. Öylesine tek başınadır ki insanoğlu ve öylesine korkar ki bir yerde tek başına olmaktan, kendi gibi düşünen, kendi gibi dünyayı algılayan, kendisine benzer bir başka varlığın arayışıyla kurtulacağını düşünür yalnızlıktan bir de.

    Çok zordur kendin gibi birini bulabilmek. Hatta olanaksız. Bu olanaksızlık içersinde bir umutla düştüğü arayışın peşinde, kendisine bir parça benzer bir başka varlık gördüğünde yalnızlığından kurtulmuş olmanın derin mutluluğuyla bağlanıverir karşısındakine.

    Çoğunlukla kendi gibi olduğunu düşündüğü varlık öyle değildir aslında. Ama olsun!!! Nasıl becerikliyizdir size anlatamam , bir terzi ustalığıyla giydiriveririz giydirmek istediğimiz tüm özellikleri karşımızdakine, ve bir bakarız ki bir başka ben daha var karşımızda, ve tutkuya dönüşür, ateşe dönüşürhissettiklerimiz, derin yalnızlığımızın içinde kendimizle başbaşa değilizdir bir yerde. Aklımızda duygularımızda düşüncelerimizde bizleri oyalayabilecek bir başka varlık oluşturduk mu kurtuluruz yalnızlığımızdan.

    Sancılarımız bile severiz. Ağrılarımız bile hoş gelir.Tek başınalıktan bir an için bile kurtulmuşuzdur ve buna aşk deriz.

    Haklısın kardelen, bu koşulda aşık olduğumuz kişinin yanımızda olmasının hiç bir önemi yoktur. Birbirimizi hiç görmediğimiz, dokunmadığımız anlarda bile aslına bakarsan o kişiyi yanımızda hemde taaaaa yanıbaşımızda görebilmek pek zor değildir aslında bizler için.

    Kendimize benzer birisinin varlığını bilmek, onunla fikirlerimizi paylaşmak, yazışarak bile olsa ona aşık olmamıza yeter artar bile.

    Amaaaaaaaaa, ben derim ki bu varlıkla birde bedensel bütünlüğü sağlayabiliyorsan işte o zaman nirvanaya çıktığın andır. Bir konuda senden ayrı düşünüyorum, yine bildik cümlemi kullanacağım;

    Lütfen cinsellik ve seksi birbirine karıştırmayalım . Açık açık seks diyebilecek yürekliliği gösterelim. Seks te yaşamın bu yerinde yaşantımıza girmişse tüm dünya bizimdir. Kesinlikle hayvanı bir özellik olarak görmedim, görmeyeceğimde, canlı bir varlık olarak yaşamın en güzel vaz geçilmezlerindendir diyeceğim sadece.

    Olmazsa olur mu? Ya neden olmasın? Söz konusu insan olduğu zaman hiç bir tanımlama hiç kural tanımıyorum ben. Kişiye göre yaşamı algılayış ve uygulayış biçimine durduğum saygı bunu da söylememi gerektiriyor.

    Yazdıklarımda daima sadece bana ait düşünceleri dile getirirken, bir başkasının düşüncelerine asla , ama asla hayır dememeyi çoktan öğrendim.

    Kuşkusuz siz de hayır demeyenlerdensiniz. Bunun farkındayım. Ve son derece doğal ve olması gerektiği gibi kendi düşüncelerinizi dile getiriyorsunuz, en güzel tarafı da bu sayfanın bence bu.

    Diğer konulara da bir bir değineceğim, kendi düşüncelerimle tabii.

  8. #98
    Üye
    saros1 Avatarı

    Gerçek Adı
    Volkan
    Üyelik Tarihi
    07.01-2005
    Son Giriş
    13.05-2016
    Saat
    15:17
    Yaşadığı Yer
    Edirne
    Mesaj
    95
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Kendini sevme ,sevme eyleminin nesnesi kim veya ne olursa olsun iyi bir eylemdir.Ama

    unutulmasın ki seven bir insandır ve sevginin dozajı kaçarsa bir tutkuya dönüverir.Tutku da

    sonu gelmez bir yolda ilerlerken çelme takıp tepe taklak edebilir bizi.Spinoza conatus demişti

    var olma direnci dediğimiz şeye.Bizlerin ,her var olanın özünde olan ...Ancak insan oğlu

    farkına varamadığı bir çok nedenin itkisiyle karar alır.Kimi zaman aşk olur bunun adı kimi

    zaman nefret...Ama her bir eylemin bir itekleyicisi neden vardır.Ama hiçbir neden birbirinin

    aynı değildir biz insanlar için.Yani algıladığımız bir nesneyi algılayan zihin ,o ana kadar

    yaşadıklarıyla algılar o nesneyi ve o her algılayan için başka sonuçları getirir ...Algıladığımız

    bir insansa onda bizden bir şeyler vardır ,muhakkak. Kötü düşünürsen o senin kötülüğündür

    meallinde söylediğimiz doğru aslında. .Bencillikte var olma direnci ,başkalarının var olma

    sınırına dayanmıştır bana kalırsa.Ve başkalarının var olma sınırını ihlal ettiğimizde domino

    taşları gibi düşüverir var olanlar.

  9. #99
    Üye
    kardelen39 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    08.02-2005
    Son Giriş
    02.12-2008
    Saat
    14:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    114
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Geçen yıl felsefe seminerlerine gitmeye başladım. Felsefe de ilk tanıştığım ilk isim Levinas’tır.

    Derste genç bir bayan ağzından bal damlar gibi Levinas’ı anlatıyor, geçmiş, gelecek, fırlatılmışlık, otantik olma, metafor, öznesizlik, töz gibi kavramlardan söz ediyordu.

    Levinas’ı anlatırken Heiderger’den bahsediyor, ikisinin karşılaştırmasını yapıyordu sürekli.

    Dersten çıktığımda aklımda kalan tek şey, Levinas’ta var olmanın geceye benzetilen kısmıydı. Gerisinden hiç birşey anlamamıştım.

    En iyisi dedim ben en baştan başlayayım. Antik felsefe’yi okuyayım. Okudum. Kitabı kapattığımda aklımda kalan Thales ve Herakleitos’ tu. O da bir iki şey…

    Ben de bir anormallik mi vardı? Niye anlamıyordum?

    Sonra niye anlamadığımı çözdüm. Çünkü ben düşünmeyi bilmiyordum. Antik felsefe’yi elime alıp bir roman gibi okumuştum. Hatta romanları da roman gibi okumamak gerektiğini daha sonraları öğrenecektim.

    Niye anlatıyorum bunları? Belki sizler felsefeye ilgi duymayabilirsiniz. Sizi pek de ilgilendirmez yazdıklarım.

    Şunun için. Gerçek yaşamda kullandığımız sözcüklerin anlamını bile tam olarak bilmiyoruz. Her kullandığımız sözcüğün anlamını irdelemeyi felsefe sayesinde öğreniyorum.

    Bu sitede sizlerle paylaştıklarımda felsefenin katkısı vardır. Tabii ki hocalarımın. Daha da önemlisi bir zamanlar sadece nefes alıp verirken şimdi üretmek için çaba harcıyorum. Yaşamda bir zamanlar bulamadığım soruların yanıtlarını şimdi buluyorum.

    Bilgi edinmenin hazzını yaşıyorum.

    Aşkı tanımlamak…

    Felsefe soru sormak değil mi?

    Tanımlama nedir?

    Aşk kavram mıdır?

    Nasıl bir kavram?

    Kavramların bir araya getirdiği cümlelere ne denir?

    Bu kavramların doğru olup olmadığını nereden bileceğiz?

    Doğrunun dayandığı taban ne?

    Neye göre doğru söylüyorsun?

    Bu sorular çoğaltılabilir. Öyle değil mi?

    “ Senin aşkı tanımlamayacağım “ diye söylemenden bunun gibi bir çok soru türetilebilir.

    Ben de bunun ardından diyorum ki;

    En soyut düşünceler bile çepeçevre ve belli bir düzen içinde ortaya konulduklarında artık somut olurlar.

    Bundandır birçok filozofun aşk konusunda kafa yorup yorum getirmesi.

    İkincisi cinsellik ve seks sözcükleri eşit anlamlı sözcüklerdir. İkisinin birbirinden farkı yoktur.

    Biz sözcüklere kendi bildiğimiz gibi anlam yükleyemeyiz. Ama imge olarak kullanabiliriz.

    Aşkla ilgili olarak ben aşkta cinsellik yoktur dedim mi?

    Aşkın iki yönü vardır dedim.

    Birincisi cinselliğimiz… Yani ilkel yanımız dedim.

    Peki cinsellik ilkel yanımız değilse yani hayvani yanımız?

    Niçin insanlar kapalı yerlerde sevişir?

    Nedir bunun nedeni?

    Eğer son mesajımda yazdıklarımı kastediyorsan,

    Ben o sözleri aşkla ilgili değil, günümüz insanının nasıl yaşadığını belirtmek için yazmıştım.

    Peki sence gerçek aşk nedir?

  10. #100
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Kardelen yukarda yazdıklarınla ilintili daha uzun bir cevap yazacagım ama önce şu en son sordugun soruya yönelik bir degerlendirme yapmak istiyorum.

    "Peki nedir sence gercek aşk?" diye sormuşsun.

    Bu sorunun cevabı çok ama çok basit. Gerçek aşk onun içine doldurduklarınızdır. Yani bugün insanların aşk adına yaşadıkları şeyler ne ise gerçek aşk o dur. Bir genç aşkı için sevdiği kızı öldürüyor ise bu bir "gerçek aşk" tır.

    Yada aşk uğruna filmlere konu olan veya olmayan ancak gercek hayatta karşılığını bulan herşey "gerçek aşk" tır.
    "GERÇEK" yani realite; var olan , algılanabilen,hissedilebilen, temellendirilebilen ve fenomenolojik olan yaşamışlıklar.

    Ama sanırım sen "doğru aşk" nedir diye sormak istedin. İşte burda felsefenin insan denilen canlı için ne denli hayati bir öneme sahip olduğu net bir şekilde ortaya çıkıyor. İşin içine " doğru" kavramı girdiği zaman "aşk" denilen olgunun insanın varoluşuyla ilgili en derin konularla aslında ne kadar bağlı oldugu gözler önüne seriliyor. Demekki aşk bir takım bedensel ve ruhsal etkileşimlerden daha fazla birşey. Demekki aşk bizzat üzerinde durduğu "doğru" kavramı aracılığıyla varoluşumuzun temellerinde bulunan bir alan aynı zamanda.

    Çoğu zaman gerçek ile doğru arasındaki ince ama inanılmaz önemdeki çizgiyi gözden kaçırırız. Soruyu böyle sorarsak cevap için verilecek cümlelerin birden nasıl içerik değiştirebileceğini sezebiliriz kolayca.

    Doğru aşk nedir???

    İnsanın birden "doğru" kavramının göreceliliğinden dalıp konu hakkında basit açılımlar yapası geliyor. Ama hemen ardından açılımın o kadar kolay olamayacağı - olmaması gerektiği- anlaşılıp birtakım evrensel kanunlar olması gerekliliği yine insan denilen mevhumun içinde varoluşunu gerçekleştiregeldiği toplumsal yönü düşünülünce kaçınılmazlaşıyor.

    Bu konuda biraz daha yazacağım ama yine daha sonra

  11. #101
    Üye
    kardelen39 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    08.02-2005
    Son Giriş
    02.12-2008
    Saat
    14:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    114
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Andante “ Gerçek aşklardan söz ediyorum “ demiş.

    Ben de “ gerçek aşk nedir “ diye onun kullandığı ifadeyle aşkı nasıl algıladığını sormuştum Pegasus.

    “Gerçek aşk “ konusunda söylediklerine katılıyorum Pegasus.

    Ama doğru aşk olur mu?

    İşte burada çelişkideyim.

    Evet, bizler genellikle günlük yaşamda gerçeklik ve doğruluk kavramlarını birbirine karıştırırız. Kendi öznel doğrularımızı nesnel zannederiz.

    Aşk bir duygulanımdır. Duyguların doğrusu, yanlışı olur mu? Aşkın tanımlaması yapılabilir mi?

    Aşkı tanımlamak mümkün değil. Ama aşk için önermeler ileri sürebiliriz.

    Çünkü her aşk özneldir. Aşk yaşamın içinden çıkar. Yaşam ise deney ve bilgilerimizden oluşur. Öyleyse aşık olmaya bir deneyim diyebiliriz.

    Aşk öyle bir olgu ki, saatlerce konuşsak ve yazsak bitmez herhalde.

    “ Bir hayal gibiydi aşk. İlk başta bir parıltı…

    Göz kamaştıran bir ışıltı…

    Mucize, göklerin bir bağışı, büyülenme, gösterişli bir armağan, hayranlığa varan şaşkınlık…”

    Der Flaubert.

    Bu konuda yazarların yazdıkları büyülüyor beni açıkçası.

    Neyse…

    Doğru aşk değil de, belki aşkla ilgili olarak duyguların eğitilmesinden söz edebiliriz.

    Çünkü kimi zaman aşk insanın gözünü kör eder. Aşkın içine arzu girer, tutku girer. Aşk seçim yapmaktır. Aşk yanılsamadır. Aşk billurlaştırmadır. Aşk benzersizin değer kazanmasıdır. Aşk idealleştirmektir. Aşk tindir. Aşk gereksinimdir. Aşk birliktir. Aşk neşedir.

    Bu önermeler çoğaltılabilir.

    Fakat benim üstünde durduğum şey,

    Aşkın içinde tutku varsa…

    Bence var.

    O bedeni ve ruhu tutsak eder. İnsanın hem kendisine zarar verir. Hem de çevresine.

    Duygularımızı eğiterek aşkın yıkıcılığına izin vermemeliyiz diye düşünüyorum.

    Yine bu aşamada ben edebiyata geleceğim.

    Tolstoy çok sevdiğim bir yazar.

    Anna Karenina’da tutkunun insanı nasıl ölüme götürdüğünü gösterir.

    Topluma şu mesajı verir.

    “ Nitelikli insana aşık ol “

    Günümüz aşklarına baktığımda ise, aşklar sadece tensel arzu olarak algılanmaktadır. Arzu yöneldiği şeyde tükenir. Yani bedende.

    Onun içinde aşklar kısa süreli oluyor. Oysa ruh ve akılların bir olması aşkı daha uzun süreli kılar. Hem insan birbirine katkıda bulunarak birbirini geliştirir.

    Benim altını çizmek istediğim nokta burasıydı.

  12. #102
    Üye
    KanatlıTırtıl Avatarı

    Gerçek Adı
    Vefa
    Üyelik Tarihi
    04.03-2003
    Son Giriş
    07.12-2017
    Saat
    09:47
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    319
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    PARADOX - [Tartışma] Red Etmek Üzerine Dünya Görüşü ve Sanat...
    :shock:
    Sensei!

    Sensei!!!!
    Dümeni kim çaldı?
    Neredeyiz?

    Sensei!!
    Yardım et..
    Kesmeşeker misali küplere bölüyorlar aklımı.
    Sen de mi gittin o bilmediğim kıyılara?


    :cry:

    Denizi...
    Koskoca denizi, mavisiyle, dalgasıyla, derinliğiyle bir fincana mı koydular?
    Eritemem anlarımı soğuk İngiliz çayında ben.

    Sensei!
    Hani kahveli süt vermiştin ya bana sıcak sıcak..
    Türk kahvesi ile!
    Ver içeyim ılık lık, tatlı tatlı......

    Derinlerdeyim, o kıyılar çok uzak, uzak....
    Diplerde bırak beni..
    Dümenin düştüğü diplerde.


    :cry: :cry: :cry:
    DUMphilo224 - [Tartışma] Red Etmek Üzerine Dünya Görüşü ve Sanat...

  13. #103
    Üye
    KanatlıTırtıl Avatarı

    Gerçek Adı
    Vefa
    Üyelik Tarihi
    04.03-2003
    Son Giriş
    07.12-2017
    Saat
    09:47
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    319
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    İSTİFA

    Vıdı vıdı
    Sivrisinek ısırdı

    Kaşındı kaşındı
    Başka yere taşındı


    thinker bust - [Tartışma] Red Etmek Üzerine Dünya Görüşü ve Sanat...

  14. #104
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Canım tırtılım,

    Geldiğin nasılda belli oldu, nasıl aydınlattın bulunduğun yeri taşıdığın ışıkla.....

    Hayatı yaşamaya devam ettik bu süre içersinde,

    istifa edemedik ısırdığı yerleri kaşıdık sadece

  15. #105
    Üye
    esila Avatarı

    Üyelik Tarihi
    04.04-2005
    Son Giriş
    27.02-2009
    Saat
    01:36
    Mesaj
    54
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Pegasus,kendime yasaklamışda olsam interneti,sırf beni özlemişindir diye geldim,bil değerini:)Hadi beni özlediğini söyle:)

    Evet bildin,inceltilmiş oklardı sana yönelttiğim,anlamışsın.
    Yoksa seni fena zehirlerdim,bilesin,bu sözümü ciddiye al yada dene derim:)
    Ama bak,sonunda ANLAMIŞSIN:))Seni benden bile telaşlı ruh:)
    Anlamıyom
    Anlamıyon
    Anlamıyoz
    Anlamıyolar:))
    Bende anlamak üzerine birşey söylemek istiyorum.

    .....BİZİ SADECE BİZ ANLARIZ.......

    Bu engellilerin geneline hakim düşüncesi.
    Hayır değil............değil.
    Hepimiz bunu biliyoruz,bir suçda değil üstelik.

    Bir gün günlüğünü okuduğum herkesin yerine koydum kendimi.

    tekerlekli sandalyeye oturdum...Yürüyemedim.
    Gözlerimi kapattım...Görmedim..
    Kulaklarımı tıkadım...Duymadım
    Çok zordu.


    tekerlekli sandalyeden kalktım.Yürüdüm.
    Gözlerimi açtım...Gördüm.
    Kulaklarımı açtım..Duydum.
    Çok kolaydı.

    Ve o gün engellileri anlamadığımı ANLADIM.
    Ama ANLAMAYA çalıştım.

    Lütfen sazan hamsi yada türevleri olmayalım,zırh kuşanmayalım:) diyerek anlamak konusuna kendi düşüncemi eklemek istiyorum.
    Sözcükler kime dokunuyorsa onun bir sorunu vardır anlamamaya dair.Benim açımdan birilerine bir kasıt kasıt yoktur efenim diyerekten devam edeyim:)

    Bazen birşeyi anlamadığım söylendiğinde bende üzülürüm ama bir farkım vardır.Anlamayabileceğim aklımın bir yerinde mevcuttur,hatırlaRIM.
    Herşeyi anlamayabileceğimi ve dahada fazlası anlamak zorunda olmadığımı bilirim.

    ...........Ben anlarım çünkü ben herşeyi anlayabilecek kapasiteye sahibim,ben herşeyi bilirim.............

    Biri birşeyi anlamamak üzerine çok tepki verirse,aklıma gelen:

    KİBİR.
    Gurur insanı yıkar,kibirse mahveder.

    Yaşamımızın sonuna dek,herşeyi anlamayacağız ama fark yaratan şuki:
    Anlamaya çalışabiliriz.
    Önemli olan anlamak değil,anlamaya çalışmaktır.
    İşte biz bu yüzden insanız.




Sayfa 7 / 13 İlkİlk ... 34567891011 ... SonSon