Sayfa 6 / 13 İlkİlk ... 2345678910 ... SonSon
Toplam 186 mesajın 76-90 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #76
    Üye
    kardelen39 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    08.02-2005
    Son Giriş
    02.12-2008
    Saat
    14:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    114
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Bildiğim hiçbir bilmediğimdir. Sen de bilirsin bu sözü. Büyük filozof Sokrates’e aittir. Evet, bilgi dünyası derya-deniz. Bir insan ne kadar okusa da insan insanın aynası olur kimi kez. Hiçbir zaman teori-ile pratik birbirine uymaz. Ve… Bilge bir kişinin yaşantısına ortak olmak bizi kendimizin içinde giden yolculukta ışığa çeker. Erdemli yaşamak bilgeliğin, yürekliliğin, ölçülülüğün gittiği yoldur. İnsan bu anlamda tabii ki, her zaman birbirini tamamlamalıdır.

    Sadece erdemli olmak mı?

    Kültürel anlamda da.

    Bu konuda daha bir sürü kavram öne sürülebilir. Ben en çok sorun olanları yazıyorum. Belki de bilip beceremediklerimi.

    Peki ayrıştığımız konu ne?

    Çocukluğumdan beri ezilen, horlanan kadınlar gördüm ben. Kendime bir sözüm vardı. Hiçbir zaman öyle bir kadın olmayacaktım. Bunun için belki, kadınlar konusunda biraz hassasım.

    Ben ne kadınlar gördüm erkeği yaşamının merkezine alarak kişiliği parçalanmış…

    Ben ne kadınlar gördüm kocasının sözünden çıkmayarak onu idealleştirmiş…

    Ben ne kadınlar gördüm üstüne kuma getirilse de susan, o benim erkeğimdir deyip el pençe duran…

    Ben ne kadınlar gördüm erkek aldatsa da o erkektir deyip sineye çeken…

    Hiç de yabancı olmadığımız davranış biçimleri bu söz ettiklerim. Kadın ne yapar? Bir erkeği sevdi mi onun tüm yalanlarına, tüm eziyetlerine katlanır. Tüm yaşamını o erkeğe göre düzenler. Sonra ne yapar? Tüm yaşamı boyunca o erkeği mutlu etmeye çalışır. Çocukları varsa saçını süpürge eder. Bir erkeği sevmek yaşamı güzelleştirecek tek şeydir. Bu düşüncelerle tüm benliğini erkeğe verir.

    Kadının tek yaptığı kendini geriye çekmek, sevilen erkeği yaşamının baş köşesine yerleştirmek… Kadının yaşam karşısında deneyimsizliği, bir evden başka bir eve sıkışmışlığı. Kadın yaşamın dışındadır. Yaşamdan soyutlanır.

    Peki neden böyle davranır kadın?

    Senin dediğin anlayış yüzünden. Kadın erkeğinde güç bulur. Otorite bulur diyorsun ya. İşte o yüzden.

    Hem toplumsal rollere karşısın. Bu rollerin insanı yabancılaştırdığını söylüyorsun. Hem de bu yabancılaştırmayı doğruluyorsun. Bütünlüğü bu şekilde algılıyorsun.

    Bu rollerin insanı yabancılaştırdığına ben de katılıyorum. Ama bütünleşmek örneğine gelince, orada farklı düşünüyorum. Bilakis, o erkekte buldukları güç nedeniyle kadınların toplumda bir yer edinemediklerini düşünüyorum.

    Farklılıklarımıza geldikte…

    “ Ben genel olarak farklılıklarımız oldugunu -ve iyikide oldugunu -düşünüyorum. “ diyorsun.

    Ben farklılıklarımız olmasın demiyorum ki…

    Hem kadın ya da erkeklerle ilgili verdiğin örnekler hep istisna.

    İstisnalar kaideyi bozmaz bilirsin.

    Benim karşı çıktığım kadın ve erkek kimliği sorgulanırken kadın ile erkeğin arkadaş olamaması… Yani cinsel kimliklerinin ön plana çıkması. Bu toplumumuzda çok sıkça rastladığım bir gözlemim.
    Örneğin, siz bir erkeğe fazla gülümserseniz, o erkek kendisiyle özel olarak ilgilendiğinizi sanır. Duygularınızı gösteremezsiniz. Aynı şey kadınlar içinde geçerli. Bu sorunları çözümlemek için insanın daha çok yol alması gerekiyor. Kadın ya da erkek kimliğinin ötesinde sorunun insanlaşabilme sorunu olduğunu söylemem bu yüzdendi.

    Aşka geldikte…

    Evet, aşk tamamlar. Çünkü aşk, insanın edimidir.

    Aşkın bir ilkel tarafı vardır. Bir de kültürel yanı.

    Aşkın ilkel yanı cinselliğimizdir.

    İnsani yanı kültürümüzdür.

    Fakat, cinsellik olmadan aşk olabilir mi? diye bir soru geliyor aklıma.

    Evet, olur.

    Çünkü, cinsellik bir ihtiyaçtır. İnsanın hayvani yönü. Yani ilkelliğimiz. Bana göre aşk, ruhların birleşmesi, akılların sevişmesidir.

    Bu arada “ İçimdeki Deniz “ adlı film aklıma geldi. Ne güzel anlatır aşkı… İnsanın cinselliği olmasa bile eğer aşk bir birlik arayışı olamaz mı?

    Kimi yazarlar geliyor aklıma yine.

    Sabiha Sertel… Zekeriya Sertel…

    Balzac…

    Kafka ve Milena…

    Bu bahsettiklerim, birbirlerine mektuplaşarak aşık olmuşlardır. Hatta Sabiha Sertel ve Zekeriya Sertel birbirlerine görmeden evlenme teklif etmişlerdir.

    Aşkı ayakta tutan nedir biliyor musunuz? İnsanın kültürel yanı…

    Ne yazık ki, günümüzde insanlar aşkı cinsellik olarak algılıyorlar.

    Ya da aşkın tözünü arıyor. Sonra da bulamayınca hayal kırıklığına uğruyor.

    Cinsel özgürlük gibi safsatalar insanı, insani değerlerden uzaklaştırır. Metanın ne kadar özgürlüğü varsa cinsel özgürlük yoluna giren insanların da o kadar özgürlüğü vardır.

    Bu yozlaşmışlığın sonucudur.

    Yazının sonunda şöyle diyorsun…

    Bir yarımlık duygusu olmasa bu kızlar sahip oldukları çok iyi kız arkadaslarıyla yanlızlıklarını gideremezler miydi?

    Evet, ben de bunu önemsiyorum.

    Bu şiir yazmak istiyorum şimdi.

    Önce kelebekleri öldürdüler
    Fareleri yılanları
    Adı bilinmedik
    Börtü böcek
    Soldu
    Sesler
    Tenler
    Canlar

    Uçaklardan
    Yağdı ölüm

    Sonra unuttular
    Adım ölçüsünü
    Sıcaklığını elin
    Yüreğin vuruşunu
    Derinden gelen
    Derine işleyen bakışı…

    C. Bektaş

    Şiirler ciğerim. Soluk aldığım, bir nebze dinlendiğim bir çeşme başı…

    Sanat insanlarla, daha çok insanla buluştuğu gün belki red edişler bu kadar sancılı olmayacaktır.

  2. #77
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    09.12-2017
    Saat
    01:35
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Merhaba,

    Bu güzelim sayfayı böyle bir arayışın alanı yaptığımız için andantenin şimşeklerini üzerime çekme korkusunu bir yana koyarak cevap vereyim.
    Ama bu cevabın aslında cevap niteliğinden de kuşkuluyum.
    Kuşkuluyum zira benim söylediklerim asla genel geçer olma iddiasında değiller.
    Anlattıklarım okuduklarımdan, yasadıklarımdan, hissettiklerimden oluşturduğum tamamen bana ait düşüncelerdir ve asla genel kanı olma amacı gütmemektedirler.
    Delphi tapınağının girişinde yazan "Kendini bil" sözünün gereğini yerine getirebilme adına çıktığım yolculuktan elime geçenleri yorumlayıp çıkan kendimce sentezi paylaşma isteği...
    Tamamen bana ait derken anlattıklarımın çoğu okuyup benimsediklerimdir. Yoksa kendi bilincimle ulaştığım olgular değil.

    Neyse yukarda anlattıklarımın anlatmak istediklerimi tam karşılamadığını ve bunun doğal sonucu olarak da eleştiri aldığını görüyorum.
    Bu son derece normal .
    Bende son kez olmak suretiyle aslında ne düşündüğümü biraz uzatarak (mecburen) aktarmaya çalışayım.
    Bunun için zaman zaman alakasız gibi görünen odalara girip çıkarsam da lütfen peşimden gelmeye devam edin.



    Kutsal dinlerde hepimizin bildiği bir hikaye vardır.
    Bilgi meyvesinden yiyen Adem ve Havva artık günahkar olmuşlardır. Ama daha da ötesi bilinç düzeyine çıkınca kendiliklerinin farkına varmışlardır.
    Bu farkındalık nedeniyle birden bir şeyin farkına varmışlardır; farklı olduklarının...
    Bu insanoğlunun utanmayı öğrendiği andır ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.
    Kendiliğinin farkına varan insan...(Burası önemli.)


    Ancak kutsal kitapları bir kenara koyup insanın geçmişine bilimsel bir yolculuk yaptığımızda da ilginç olaylarla karşılaşıyoruz.

    İlk insanlar henüz bilinçleri yeni yeni gelişmeye başladıklarında doğayla bir bütündüler.
    Doğa bir anne gibi onlara yiyecek içecek veriyor, barınmalarını sağlıyordu.
    Bu dönemde insan doğayı kutsamıştır. Bu kutsama aşamasında ortaya çıkan ilk din doğaya çeşitli ruhlar atfeden" animizm" dinidir.
    Bu dinin hala benzer varyasyonları Afrika’da ve Dünyanın diğer bölgelerinde bulunuyor.
    İnsan doğa anayla yani büyük ruhla bir bütün halinde hayatına devam ediyor.

    Peki bu birlik bütünlük ihtiyacı neden? diye bir soru gelebilir. Cevap basittir.
    Korku...
    Ayrı olma düşüncesi insanı korkutur.
    Eğer bir iseniz onunla aynı güce sahipsinizdir.
    Ama ayrı bir varlık olduğunuzun farkına vardığınız an sürüden ayrılan koyunu kurdun kapması gibi "ölüm" karsınıza dikilir ve size " senin varoluşunun bu dünyayla bir alakası yok ve bir gün avuçlarımda varoluşun nihayetini bulacak" der.
    İşte insan denilen canlının hala devam eden varoluş serüveninde kendine aradığı en önemli sorunun temeli budur.

    Yok oluş karşısındaki varoluş...

    Sonraları insan doğadan ayrı olma haline karsı geliştirdiği farklı tecrübelerle karsımıza çıkıyor. Totemizm bunlardan birisi. İnsan kartal, ayı, aslan gibi kendinden güçlü varlıklarla aynı klandan olduğunu düşünüyor. Onları totemleştirip kendiyle bütünleştiriyor. Yine ayrı olma korkusundan kurtulma mekanizması...

    Sonraları toplumsal yaşamın gelişmesi beraberinde toplu yasam kültürünü getiriyor ve insanın ayrılık korkusu sekil değiştiriyor.
    Devlet mekanizması da bu ayrılık korkusundan kurtulmak için ortaya atılıyor.
    Artık geri dönüş yoktur. İnsan düşüncesi inançlarında da büyük değişmelere gider.
    Artık bilinç ilerlemiştir ve hayvanlardan üstün olduğu kanıtlanmıştır. Öyleyse kendisiyle birleşebileceği daha askın bir üstün güce inanmak ihtiyacı doğmuştur.
    Bu güç "Tanrıdır"
    Önceleri insanoğlunun uydurduğu tanrılara bakıldığında tüm insani duyguları benliğinde bulunduran antroformik tanrılarla karsılaşırız. Yani insani özellikleri olan.
    Bertrand Russel bu donemde eğer atların bilinç düzeyi insanlar gibi gelişseydi onların tanrılarının da at özelliklerine sahip olacağını yazar.

    Ancak bilinç gelişmektedir ve insani özelliklere sahip bu tanrılarda insanın bağrındaki korkuyu gideremez olur.
    Ve ilk kez Mısırda bir tek tanrı inancı ortaya çıkar. Aton dediği bu tanrıya tapan Akhnaton baskın rahipler sınıfınca aforoz edilse de artık insanlığı önünde kendiyle bütünleşip korkusunu azaltabileceği, varoluşunun sancılarını dindirebileceği bir üstün güce kavuşturmuştur.
    Bu tanrının insani özellikleri yoktur ve bu onu daha da güçlü kılmaktadır. Bilinememenin dolaylarında istediği kadar güç atfedebildiği bu yeni tanrı onun varoluş sancılarını da istediği şekilde giderebilirdi.

    Çağımıza yaklaştığımızda Freud annesi tarafından emzirilen ,bakılan bebeğin bu nesneyi kendiyle bir sandığını ama ayrılığının farkına vardığında bundan dehşete düştüğünü savunur.
    Buna karsı çıkılabilir tabi ve psikoloji dünyasında çokça
    da karsı çıkılmıştır. Ama bu karsı çıkışlara rağmen modern insan partilerde , futbol takımlarında hep başkalarıyla bütünleşme peşindedir. Bir futbol taraftarı olmanın en cazip yanı o birlik duygusunun verdiği hazdır.

    Militarizmin bile kökeninde bunlar yok mudur? Hayatta hiçbir şeyi olmayan insanlar bir büyük dava uğruna ölüme bile gidebilirler. Çünkü artık onlar yanlız değil bir büyük davanın parçalarıdırlar.

    Bu kadar uzatmamın sebebi insanın en buyuk varolus sancısının kendi ayrılıgının farkına varmasıyla yani bunu bilince çıkarmasıyla oluştuğu gerçeğini temellendirebilmekti.

    Peki insan bunu başka neyle yapar?
    Bütün bu çabaların belkide en eskisi ve de en daimi karsı cinste ayrılığını yitirmektir.
    Çünkü bu edimde müthiş bir güç vardır.
    O güç sevgidir.
    Doğası gereği insan eşini arar bulur ve onunla kendini tamamlar.
    Bu onun ayrı olma korkusuna verdiği en güçlü cevaptır.
    Çünkü bu tamamlanmanın ürünleri de vardır.
    Ve insan çocukları yoluyla dünyaya kök salabileceğini bilir.
    Çağdaş düşünce için bu yaklaşım garip gelebilir ama çağdaşlık dediğimiz seyin gecmişi nedir ki?
    Kaldı ki gerçek doğru kargaşasına girmeden insan işine geldiğine inanma eğilimindedir.

    İnsanın ayrılık korkusundan sonra birleşme serüvenine bakacak olursak mantık bilimine söyle bir göz atmamız yerinde olur.
    Bildiğiniz gibi mantıkta iki temel düşünü sistemi vardır. Hatırlayacak olursak;
    Batıyı temsil eden Aristo mantığı ki A = a dır şeklinde özetlenir. Yani özdeşlik ilkesiyle.Bu bir şey ki ya kendisidir ya da kendisi değildir anlamına gelir.(baksa üçüncü halin olanaksızlığı ve çelişki ilkesi olarak iki ilkesi daha vardır)
    Birde doğunun paradoksal mantığı vardır .
    Onuda A=a dır + A= A olmayandır şeklinde özetleyebiliriz.
    Yani bir şeyki hem odur hemde o olmayandır. Aristo mantığının ayrımına karsı paradoksal mantık diyalektikte kendini bulduğu gibi karşıtların birliğine inanır.
    Bu konuya değinmemin sebebi farklılıklar gibi görünen şeylerin aslında birliğin formları olduğu düşüncemi temellendirmekti.
    Yani kadın erkek farklıdır ama bu onların birliğine engel değildir.

    Günümüzde bir kadın erkek eşitliğinden bahsedilir.
    Ama bu eşitlik farklıların eşitliği değildir.
    Bu eşitlik bir aynılaştırma sürecinin propagandasıdır ve maalesef ne kadınlarımız farkındadır bunun nede erkeklerimiz.
    Bu noktada ben susuyorum ve sözü Eric From a bırakıyorum. Kendisine kulak verelim

    Kapitalist toplumda eşitliğin anlamı değiştirilmiştir. Eşitlikle kastedilen bireyselliğini yitirmiş insanların otomatikliğidir. Bugün artık eşitlik birlikten çok aynılık anlamına gelmektedir. Aynı işte çalışan, aynı biçimde eğlenip aynı gazeteyi okuyan,düşünceleri duyguları aynı olan insanların aynılığıdır. Buna göre kadın eşitliğinde olduğu gibi ilerlememizin işareti olarak övülen bazı başarılara kuşkuyla bakmak gerekiyor. Bu eşitliğin temelinde yatan düşünce şudur; kadınlar eşittir çünkü onlar erkeklerden farklı değillerdir. Aydınlanma felsefesinin önermesi olan" ruhun cinsiyeti yoktur" söylemi genel bir alışkanlık haline gelmiştir.Yitmekte olan cinsel kutuplaşmayla bu kutuplaşmanın temelindeki aşkta yitip gidiyor.Çağdaş toplum sürtüşüp pürüz çıkarmadan üretebilecek birbirinin eşi tıpatıp aynı insanlara ihtiyaç duyuyor.Bu insanların hepsi verilen emirlere uymakla beraber kendi özgürlükleriyle davrandıklarına inandırılmışlardır.Nasıl ki toplu üretimde malların standartlaştırılması bir gereklilik ise sosyal sürectede insanların standartlaştırılması öyle bir gerekliliktir ve bunun adına da "eşitlik" denmektedir.

    .

    Evet Eric From çağımızda kadın erkek eşitliği denilen şeyin gerçekte ne olduğunu çok iyi anlatmış.
    Oysa eşitlik aynılık değildir ve ben farklı olduğumuza inanmak istiyorum. Bu farklılıktan kastetdiğim şeyin önceki yazımda ifade ettiğim "otorite" gibi sıfatlarla karşılanmadığını görebiliyorum.
    Söylemek istediğim sey kadındaki annelik içgüdüsüyle ortaya çıkan askın sevgiyi vurgulamaktı aslında.
    Bu sevginin koşulsuzluğuyla ortaya çıkan aşkınlık bir erkeğin hayal gücünü aşar diye düşünüyorum.
    Aynı şekilde bir erkeğin faal ruhu da hareketliliği de farklıdır ve bir kadında tam olarak karşılığını bulamaz.
    Diyalektiğin temel ilkesi karşıtların birliği tamda bu noktada devreye giriyor işte.

    Benim yukarda sayılan kadınlarla ilgili söyleyebileceğim şey öyle bir kadın profilini kabul etmediğim olacaktır.
    Ancak buraya gelmişken yaşanılan o sancıların temelinde de ayrılık korkusu yattığını belirtmek isterim.

    İnsan karsı cinsiyle üç şekilde iletişim kurar.
    Bunlardan biri "mazoşist " iletişimdir.
    Kişi ayrılığından kurtulmak için birlikte olduğu kişinin gücünü abartır.
    Onu totemleştirir ve kendi kimliğini onun gücüne yamamaya kalkar. Burada kendine yönelik bir değersizlik duygusu vardır ve kişi totemleştirdiği kişi aracılığıyla kendi varoluşunu gerçekleştirmek istemektedir.


    İkincisi birincisinin tersi olan "sadizm" dir.
    Burada da kişinin kendi değerini abartıp karsısındakini değersizleştirmesi söz konusudur.
    Bu bileşmede sadist kişi karsısındakinin benliğini kendi benliğinde yok ederek bütünleşmek ister.

    Olması gereken üçüncü yoldur ve burada herseyden önce karsındakini birey olarak kabul etmek vardır.
    O bir bireydir ve farklıdır.
    Bu farklılığa saygı duymalıyımdır ve onun farklılığıyla tamamlanmalıyımdır...

    Kısaca özetlemek gerekirse insanoğlunun varoluş sorununda ayrılığından kurtulmak seklinde ifade edilebilecek bir birleşme duygusu vardır.
    Bu duygu dinlerde, siyasette, sanatta yaratı yoluyla ve en etkilisi sevgi temelinde karsı cinsle olan tamamlanma şeklinde tezahür edebilir.
    Ben konunun bu yönüyle ilgileniyorum.
    Yoksa kadın erkek eşitliğiyle değil.
    Varoluş problemi dışında eşitlik olayına kültürel boyutuyla bakarsak bunun zamanla sürekli değişen bir şey olduğunu görürüz.
    Eski Türkler anaerkildi ve kadınlar dominanttı.
    Bugün bizim toplumumuzda erkeklerin dominant rolde olduğu düşünülmesine rağmen bin yıl sonraki kültürel ortamın ne getireceği bilinmez.
    Zira ben zekanın devreye tam olarak girmesiyle kadınların daha avantajlı olacaklarını düşünüyorum.
    Kadınların doğalarını özümseyebildikleri ve erkeklere benzemeyi bırakıp kendileri olabildikleri anda tüm insanlığın kurtuluş anahtarına sahip olduklarına inanıyorum.
    Ama sonuçta kadınlarda bu yarımlık duygusuna sahiptir.
    Bana göre erkek ya da kadın varoluşunu gerçekleştirirken içindeki ayrılık korkusuyla yüzleşmediği müddetçe kendini aşabilmesi mümkün değildir.
    Dolayısıyla reddediliş ve beraberinde getirdiği sancıları .çözümleyebilmek, böylesi bir bakışı gerekli kılar diye düşünüyorum.

    Ayrıca sevgili andantenin sayfasınıda hafiften terorize ettiğimin farkında olarak bu meseleye kendi açımdan bakışımı özetlediğimi sanıyor ve konuya son veriyorum. Belki ontolojik sorgulamalarımıza devam ederiz ama baksa bir baslık altında

  3. #78
    Üye
    kardelen39 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    08.02-2005
    Son Giriş
    02.12-2008
    Saat
    14:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    114
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sevgili Bülent,

    Türkiye'de tartışmak olası değil. Şunları yapmayanı " elimden gelse kurşuna dizerim" diyebilenlerin olduğu bir ülkede nasıl tartışılır?

    Amacım seni eleştirirken seni anlamaktı.

    Sen söylemek istediklerini bu cevabınla öyle güzel temellendirmiş ki, bana ancak susmak düşüyor.

    Teşekkürlerimi sunuyor, seçtiğin yol aydınlık olsun diyorum.

    Sonra da ne güzel diyorum içimden...

    Tartışması bilen ve savunduğu görüşü kişisel saldırıya girmeden temellendiren insanlarla yaşamı anlamaya çalışmak...

    Eline sağlık arkadaş!

  4. #79
    Üye
    esila Avatarı

    Üyelik Tarihi
    04.04-2005
    Son Giriş
    27.02-2009
    Saat
    01:36
    Mesaj
    54
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Andante,ayırdığın zamana teşekkür ederim.Sizede Kardelen,pegasus ve diğerleri..

    Öncelikle seni yanlış anladığımıda nereden çıkardın diyeceğim?Ben sadece en bilinen red edilişle başlamak istedim.

    ....Kabullenme ve red etme kişinin o an içinde kurmaya çalıştığı ilişkinin benimsenip benimsenmediğine yol açar. Umursanmamak ise, kişinin değersiz olduğu mesajını verir. ..... kardelenden..

    Benim ilk anlatmak istediğim,Kardelenin verdiği cevapla özdeşti.
    Birilerinin bizi umursamaması neden bize DEĞERSİZ mesajını verir?
    Değerli olmak nedir?Değerli olmanın ölçütünü bir diğerimi belirler?

    SEN ADAM DEĞİLSİN, YOKSUN BU DÜNYADA ...
    Buda kardelenden..
    Oysa benim durduğum yerde,birinin beni ADAM yerine koymaması benim değersiz olduğumu göstermez.
    Zaten ben adam olmam,olsa olsa salak bir kadın olurum:)

  5. #80
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ah sevgili pegasus.....

    Yanar yanar bir şeye yanarım; beni anlamadığına....

    Ya sevgili dostum yazdıklarınızı okurken kulaklarıma varan ağzımı göremiyorsun, valla sende haklısın.

    Ne kızması !!!!! tam tersine olması gereken bir noktadasın.

    Cevap gelecek benden de, çok meşgulum sadece , sizleri seviyorum.

    Bana soracak olursanız red etmek eyleminin sancısız ama üretken en güzel tarafı yaşanmakta yazılanlarla...

    Burda olacağım en kısa zamanda.

  6. #81
    Üye
    kardelen39 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    08.02-2005
    Son Giriş
    02.12-2008
    Saat
    14:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    114
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sevgili Esila, mesajında soruları her ne kadar bana sormasa da benim mesajımdan yola çıkarak sorduğu sorulardan dolayı cevap verme sorumluluğum olduğunu düşünerek bu mesaja ben de yanıtlamak istiyorum.

    Kuşkusuz insan toplumsallaşma süreci yaşarken sürekli öğrenir. Bu öğrenme sürecinde kalıtsal, fizyolojik, psiko-sosyal etkenler söz konusudur. Bunun dışında bilgilerimiz kimi zaman deneyseldir. Duyum ve algılarımız önemlidir. Kimi zaman ise, bilgilerimiz olgulara dayanır.

    Kavramlar ise bilgi deposudur. Bu kavramlardan önermeler çıkarırız. Bu önermeler doğru ya da yanlış olabilir. Amacım, gözlemlerimizi, bilgilerimizi, algılarımızı sözcüklere dökerken paylaşmak ve birbirimizin birikimlerinden faydalanarak bilinç dünyamı genişletmektir.

    Birinci Konu,
    -Kabul edilmek
    -Red edilmek
    -Umursanmamak

    Kabul gören iletişim biçimleridir. Sık sık psikolojik kitaplarda adları geçer.

    Umursanmamak ne demektir?

    Aldırış edilmemek, önem verilmemek…

    Başka bir anlamı var mı?

    Yok…

    Öyleyse umursanmamak eşittir değer verilmemek….

    Uzmanlar, bir toplum yaşamını sürdürebilmek için ağırlığın “ kabullenme “ yönünde olması gerektiğini ifade ederler. Toplumdaki ilişkiler genellikle “ red etme “ yönündeyse, o toplumda cinayetler, kavgalar, sürtüşmeler çoğalır; genellikle “ umursamama” nın ağır bastığı toplumlarda akıl hastalıklarında bir artmanın olduğunu söylerler.


    İkinci Konu,

    -Ait Olma
    -Birey Olma
    -Değerli Olma
    -Özlenmeye ve Sevilmeye Layık olma

    Bu var oluş boyutlarını İst. Büyükşehir Belediyesi Özürlüler Merkezi ile Doğan Cüceloğlu ve grubunun engelliler için düzenlediği seminerlerde duymuştum ilk kez.

    Doğan Cüceloğlu’dan ve asistanlarından etkilenmiş, sonra da kitaplarını okumuştum.

    Doğan Cüceloğlu “Değerli Olma’yı “ şöyle anlatır:

    “Değerli olma. Kendinden büyük bir bütünün vazgeçilmez parçası olma. Çok büyük bir ihtiyaç. Çocuk şunu görmek ister: Benim ailem bensiz yapamaz. "Ah yavrum! Sensiz olur mu? Mümkün değil." Bunu duymak ister. Kadın kocasından "Hayatım! Sensiz hayatım anlamsız olur" cümlesini, koca da karısından aynı şeyi duymak ister. Dostlar birbirinden bunu duymak ister. Şirkete gittiğimiz zaman aynı şeyi bekleriz içten içe. "Bu şirket sensiz olmaz. Burada çalışacaksın. Senin yerin burası." Bunu bekler insanlar. Devletin vatandaşına bunu söylemesi gerekmez! "Bir Türk vatandaşı, hiçbir şekilde harcanamaz. Biz hepimiz içiniz. Sensiz olmaz." Bunu duymak istersiniz. Birisinin başı derde girdiğinde devletin kolları sıvayıp sonuna kadar devam etmesini istersiniz. Gönlümüzden geçen o."

    Üçüncü Konu,
    Yazarların, filozofların, sanatçıların nasıl adam oldukları, nasıl yaşadıkları ya da nasıl öldüklerinden ziyade insanlığın önünü açıp açmadıkları ve estetik nesne yaratıp yaratmadıkları önemlidir. İşte asıl o noktada düşünüp sorgulamak gerekir.

  7. #82
    Üye
    esila Avatarı

    Üyelik Tarihi
    04.04-2005
    Son Giriş
    27.02-2009
    Saat
    01:36
    Mesaj
    54
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Kardelen,ne güzel yoruyorsun kendini,seviyorum bu yaklaşımını.Sana kafayı takmadığıma göre sende yanlış anlama istersen beni.

    Bence sen,ben ,o bu şu HAYATA birşeyler katıyoruz. ve varoldukça katmaya devam edeceğiz.

  8. #83
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    09.12-2017
    Saat
    01:35
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Peki andante madem öyle bizde senin dudaklarını germeye devam ederiz ne yapalım

    Ama bastan söyleyeyim; Süslü laflarla sanat yapılabilsede kimi zaman süslerin arasında cılız kalır gerçeğin sesi. Fazla makyajla tüm güzelliğini yitiren bir genç kız gibi...
    Eğer aranılan "gercek"
    ise ("dogru" da olabilir) çatlak sesler duymaya razı olacağız.
    Anlaştıysak saçmalama özgürlüğümün biletini cebime koyacaksınız.
    Gerisi kolay ben topladıgım çiçeklerden veririm size siz kokusunu beğendiğinizi alırsınız. Begenmediğiniz çiçekleride sevenler bulunur nasıl olsa.

    Esila Hegelde öyle demişti "beni bir tek ögrencim anladı oda yanlış anladı" diye

    İnsanüstü zekasına ragmen iki dakika düşünüp kimsenin anlamadıgı bir cümle sarfettikten sonra, dinleyen ögrencilerini kahreden suskunluguna dönüp, ardından dakikalarca sarfedecegi öteki cümleyi düşünen bir adamı anlamamak normal sayılmalı tabi. Ama senin gibi leman dergisi edasıyla sözcükleri "anla beni" diye haykıran birini anlamamak ancak benim "laz" lığımla açıklanabilir sanırım

    Yolunun mutluluk olması gerektiğini söylemişsin.
    Baba iyide mutluluk ne ola ki?

    Yunanlılar " eudaimonia" diyolardı.
    Bu kelimenin içine Aristippos tan tutda meşhur Epikurus a ordan Zenon a gel yakına ingiliz yararcılardan Amerikan pragmatistlerine kadar herkes bişeyler attı durdu.
    Din baska telden haykırdı.
    "Nah bulursun!" dedi "bu dünyada. Gel peşimde alasını bulacaksın öte tarafda"
    Sonra Marks baba ve ondan önce Fransız devriminden sonra kellesini veren Babauf tan cok önceleri Platon da haykırmışdı " Yok öyle yağma! Bireysel mutluluk olmaz kardeşim. Aramayım boşuna .Bu dediğiniz olsa olsa toplumla birlikte olabilir. Çünkü insan toplumla vardır. Birey dediğin mahlukat ancak toplumla mutlu olabilir. Yani sizin mutluluk dediğiniz şey ancak toplumsal anlamda gercekleşebilir" Onun için kimileri Platona ilk sosyalist diyor.(ilk faşit diyenlerde var tabi)

    Neyse


    Valla herkes bişeyler dedi durdu. Mesela artık günümüz düşüncesinde mutluluk kapitalist felsefeyle " zenginlik" demek oluyor. Yani sen o dediğin programlardan baba bi şey uydurup parayı vurdunmu "mutlu" oluyosun. Herkes öyle diıyo.
    Sen böyle düşünüyosun demiyorum. Sen farklısın tabi. Basksana Beyoglunun arka izbe sokaklarında varlıgınla garibanları sereflendirecek kadar alcak gönüllüsün...

    Valla mutlulugu aramak zor iş.
    Mesela kynik ler vardı eski zamanlar(M:Ö) Adamlar hazzı reddetmişlerdi. "ulan mutlulugun förmülünü bulduk" diye naralanıp gidip magaralara cekilmişlerdi. Onların förmülüde " bir sen bir ben birde bebek" değildi. Amcamlar her türlü hazza yüz cevirmişlerdi. Haz demek en aşagılık bişeydi . "apethia" dedikleri bir tür duygusuzluk hali onlara göre en iyi şeydi. Günümüzdede var böyle insanlar. Kendilerine "çileci" yada nihilist diyolasr. Gerçi nihilizm biraz farklı ya neyse.

    Yani dicem oki babacan, reddedilişe yönelik çözüm manevralarındada mutsuz olmaya yönelik bir dayılanman var senin. Mutlu olmalısın sen anladım.

    Ama lütfen bulursan şunun förmülünü bu garibanlada paylaş emi. Hem bakarsın paylaştıkça artıyo dedikleri bi efsane degildir

  9. #84
    Üye
    kardelen39 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    08.02-2005
    Son Giriş
    02.12-2008
    Saat
    14:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    114
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Kendi öznel gerçekliğini gerçek olduğunu sananlar, arka sokaklarda kalanlardır Esila...

    Çok ince bir ruhun var...

    Oysa sopa gibi dimdik duranlar, kendi idealarının tinini dışlaştırarak yaşayanlara bıyık altından gülümseyenlerdir...

  10. #85
    Üye
    esila Avatarı

    Üyelik Tarihi
    04.04-2005
    Son Giriş
    27.02-2009
    Saat
    01:36
    Mesaj
    54
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Beni bir sen anladın,sende beni yanlış anladın pegasus:)

    Alemsin be ,görememişsin bu cümlenin aslında senle alakasız Andanteye tebessümle bir gönderme olduğunu.
    Öyleki dalmışsın olaya,cumburlop içindesin,bu kesitlerin anlatılmasındaki amacı düşünmeden:)
    .......Mutlu olmalısın sen anladım. .....
    Mutluysan eğer mutlu olmalıyım diyemezsin,bak yine anlamamışsın:)
    Çünkü üzgünüm ama ben çok mutluyum:)
    Yok eğer mutlularla sorunun yoksa iyi bile anlaşabiliriz belki,senin lemandan fırlamış halli şu üslubunu bile sevebilirim hatta:)

    Anlamak için aslında görmelisin yüzümdeki tebessümü,neşemin çokluğunu,sevincimin bolluğunu,arkadaşlarımada bu sevinçli ruh halimi nasıl bulaştırdığımı..
    Ve bilgimi paylaşmak için varım,tıpkı yazılarımla mutluluğumu paylaştığım gibi..
    Mutluluğun tanımını yapamam,söyleyemem çünkü ona dokunamazsın,anlatamazsın sadece hissedebilirsin.
    E ben nasıl hissedecem dersen eğer şu sözlerdeki gibi:
    .....Baba iyide mutluluk ne ola ki?...... Ama lütfen bulursan şunun förmülünü bu garibanlada paylaş emi. .....


    Ben arayıp bulmuşum,sen düşün nasıl bulurum diye, bana sorma,hazıra konma,GARİBAN olma:)


    E bunada karışamazsın çünkü bu benim seçimim.Seçimlerim konusunda hesap verme alışkanlığım yoktur,baştan söyleyeyim,sonra sorma derim:)

    Mutluluk bazılarına göre zengin olmaksa ,zenginlik bana göre sadece lüks,yoksa vururdum bir programlamayla, olurdum servet sahibi.
    belki bir vurgun yapmış zengin olmuşumdur,ne bileceksin beni bilmeden:)
    Hatırlatmışsın yinede ,sağol,küpe olur kulağıma:)

    Üstelik lemanda okumadım hiç,ama artık okuyacağım,lemanı sevmeyen ölsünn:))

    Birde babacan doktorum, yaptığın kişilik analizinden ötürü müteşekkirim,doğru analizleseydin daha müteşekkir olabilirdim,.:)
    Ama olsun,denemişsin yinede,yinede yormuşsun,ayırmışsın zamanını,e bize ne düşer,deriz canın sağolsun:)
    Bu analizin muhatabı olan benim yorumumsa şudur:
    ...Bir insanı,hayatını bilmeden kişilik analizi yapılırsa işte böyle fos çıkar.
    Kızma baba, bensem bu söylediğin,elbette birşeyler diyeceğim:)
    E benden iyi beni nasıl bileceksin:)

    Geçen balık yedim sahilde ,sanada el salladım,iyide yaptım.
    Sende gel birgün,beraber balık yiyelim,sonrada onların mekanına gidelim,onurlandırırsan tabi beni ve garibanları:)

    Bakalım bu sefer ne çıkacak bundan :
    Kardelen,beni bir sen anladın sende yanlış anladın:)
    Andante seni unuttum sanma ,sen beni hala yanlış anlamaktasın:)

    Sana ise Pegasus,dilerim bi sürü MUTLULUKLAR:)))))

  11. #86
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    09.12-2017
    Saat
    01:35
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    slmlar.

    Babacan önce birşey yazmayayım dedim kendme ama birkaç noktayı hatırlatmadan edemedim Umarım tam anlaşılabilirim arkadaşım.

    Biz türkçeyi kullanırken bir takım kelimeleri öz anlamından tamamen alakasız bir şekilde kullanmayı severiz. O kelimeleri cmlenin vurgusuyla ve konuyla ilintilendirmeden yorumlarsak kullanım amacıyla tamamen alakasız bir noktayavarabiliriz.

    Yukarda kullandığım "gariban" kelimeside bu sekilde bir vurgu içeriyor. Yoksa bu dünyada kendine gariban diyecek en son kişilerdenimdir emin ol.

    Benim yukarıda "mutluluk" kavramıyla ilintili olarak ortaya attıgım soruyu senin cümlelerinden esinlenerek ama senin yazdıklarınla tamamen alakasız bir kavramı irdeleme cabası olarak ele alsaydın sanırım bu şekerden tatlı oklarını bu denli incelterek yollamak zorunda kalmazdın.

    Burada yazan bir takım arkadaslar kavramlar üzerine düşünmeyi seven bazı duyarlılıklara sahip olduklarından "mutluluk" denilen olguyu irdelemekti maksadım.

    Yoksa valla billa senin mutlulugunu kıskanmıyorum. YEMİN EDERİMMM

    Kaldıki aşkolsun be dost. yukarda yazdıklarım vebir takım sorgulamalarım belli kavramların anlamını bilmediğim seklinde yorumlanmamalıydı. Eğer sende annemin pişirdiği hamsilerden yemiş olsaydın, sadece bu edimin bile mutluluk denilen şeyin en uc versiyonunu hissetmen için yeterli olacagını anlayabilirdin Förmülünü istememin ardındaki gercekte bu olgunun subjektif özelliğine vurgu yapmaktı hani. Kvramın kendi mutlaklıgı bir yana bireysel bazda ne kadar relatif olabilecegine yönelik bir imaydı sadece. Ama insan beceriksiz olunca boyle oluyor işte. Ama ne demişti Deli Petro "yenile yenile birgün yenmeyide ögrenecegiz." Öğrendi ve Rusya Lehistanı tarihten sildi... Belki bizde yanlış anlaşıla anlaşıla dogru anlaşılacak sekilde konusmayı becerebiliriz



    Yine sazanlık yapıp bana yönelttiğini düşünerek cevap verecek olursam ben senin kişilik tahlilini yapmadımki yanılayım sevgili arkadasım. bu anlamda doktorluk sıfatınıda gereksiz yüklenmiş oluyorum sanırım

    Tanımadıgım insanların hakkında hatta tanıdıgım insanların hakkında bişeyler yazmaktan ziyade konusulanların arasından belli düşünce, kavram vb tırtıklayıp bunları masaya yatırmaktır benim meselem. Yani kişilerle ilgilenmiyorum kendi çapımda. Dogrusu burda yazılan yazıların kim tarafından yazıldıgı, yazanın cinsiyeti, mesleği, statüsü, yaşı, kişiliği vb beni hiç ırgalamıyor. Benim derdim -eğer mümkünse- bir takım gercekliklerin farkına varabilmek için cıktıgım yolculukta benimle bildiklerini paylaşacak ve kendi varoluşu için kateddiği mesafelerden benide yararlandırmak yoluyla yolculugumda bana katlamalı mesafeleri aştıracak düşünsel platformları bulmaktır. Bunun için yerleri eşeleyen tavuklar gibi konusmaları eşeleyip kavramlara ulaşmak gerekir kimi zaman. valla billa benim yaptıgımda böyle bir tavukluktan ibarettir... Bazen horoz gibi dursamda horozlarında toprak eşelediğini hatırlatmak isterim.

    Leman degisine gelince. Yıllar önce henüz şimdiki haliyle bozulmadan önce okurdum bu dergiyi artık okumuyorum. Tavsiye edermiyim. Valla hayatı ciddiye almanın en iyi yolu onu ciddiye almamaktır demiş buyuk bilgelerden biri...Hayata bi şekilde mizahi bakabilmek bence erdemdir ve bu dergiler buna katkıda bulunabilir. Ama sen zaten bu bakısı edinmişsin
    be arkadas.

    Neyse uzatmayım. Esen kalınız efendim

  12. #87
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Epeydir yine yazamadığımdan kendi adıma yazacaklarım birikti de, bunları nasıl toparlayacağımı açıkcası bilememekteyim.

    Ama bir itirafta bulunayım;

    Hayatta kabullenmekte en çok zorlandığım cümlelerden birisi " Beni anlamıyorsun !" cümlesidir. Komik ama bende çok fazla kullanmaya başladım son zamanlarda bu cümleyi Bu sebeple kendime de kızmaktayım. Ya arkadaşlar bu cümlenin açılımı nedir?

    1) Ben öylesine muhteşem ve olağanüstüyüm ki beni anlayabilecek kapasitede değilsin....

    2) Ne yaparsam yapayım sen bir gerizekalısın ve beni anlayamazsın.

    İkisi de hemen hemen aynı kapıya dayanıyor ve bence farkında olmadan istemeden birbiririmizi aşağılıyoruz. Ya birbirimizi anlayalım. Anlamanın koşulları nelerdir, uymaya çalışalım.... Yanlış mı anlıyoruz ? olsun, bir daha deneyelim, yeterki pes etmeyelim

    Ben yazıların başına döneceğim. Arkadaşlarım öylesine güzel konulara değinmişler ki bu konu da bir toparlama yapmak amacı gütmeden kendi görüşlerimi ortaya koyayım isterseniz.

    İnsanlar toplu olarak yaşamaya başladıklarında doğal olarak çevresine bakmakla işe başlamıştır. Kendisi için bir çok bilinmeyenlerle dolu olan çevresinde doğanın gücü karşısında büyük bir korkuya kapılması kaçınılmazdır.

    Büyük bir güç olarak olarak gördüğü herşeye tapınması da doğaldır. İlk keşfettiği şey hemen hemen herşeyin doğal bir ritmik düzende seyrettiğidir. Gece-gündüz ilişkisi, mevsimler, doğum-ölüm, herşey ritimseldir. Bu arada bir şeyin farkına varır insan denen varlık. Bu ritmik düzene uyum sağlayan ve doğanın var edici özelliğine sahip yaratık kadındır. Ya da dişi diyelim....

    Kadının doğurganlık özelliğini doğayla bütünleştirdiklerinden kadın egemen, yani anaerkil dediğimiz bir düzende bir süre yaşarlar. Ürktükleri ve korktukları ( bilinmemezlik nedeniyle ) herşeyi tanrı kavramıyla birleştirerek kadın tanrıçaları oluşturmuşlardır ilk olarak.

    Ne hissederlerdi elimizde kesin kalıntılar yok ama sosyologlar bu dönemin insanlık tarihi açısından en barışçıl dönem olduğunu ileri sürer. Yine kadının bir özelliği yüzünden.

    Ne kadar çocuğu olursa olsun bir kadın çocuklarına eşit şekilde davranır, duyguları bu doğrultu da olmasa bile bunu elinden geldiğince belli etmemeye çalışır. Ve sosyologlar bu dönemi iki ucu açık bir dikdörtgen şeklibe benzetirler. Bu sınırlar içinde tanrıçalar, insanlar, heryerdedir. Birinin diğerinden üstünlüğü yoktur. Doğal olarak barışçıl bir düzen içersinde yaşarlar.

    Bu böyle sürmedi tabii. Arkeolojik buluntulardan elde ettiğimiz bilgilere göre ataerkil düzene geçişin tarihini anlatmayacağım ama bir tane mitolojik öyküyü özetlemeden geçemeyeceğim.

    Kadın tanrıçalar öylesine çoğalıyor ki, içlerinden biri anatanrıça seçiliyor. Yavaş yavaş erkek tanrılarda oluşmaya başlamış ama güç doğurganlık özelliğinden dolayı kadınlarda. Tanrılar aralarında bir ittifak kurarak Marduk adında birini önder seçerler. Piyondur aslında.

    Ana tanrıça Taimat ı öldürmesini isterler. Böylelikle doğanın güçlerinden bir olan gerçek yani yok ediş söz konusu olacaktır. Marduk , ana tanrıçayı öldürür. Babil kaynaklarından alınan bu öyküde, eksik olan yaratılış ın söz konusu olmamasıdır henüz. Yaratmak hala kadınlara aittir. Bu sebeple Marduk öyle bir şey yapmalıdır ki kadınlara ait bu gücü ellerinden alarak en büyük güce ulaşmalıdır.

    Mitoloji bu.... Bu durumu Marduk sağlar;

    Ortaya bir elbise koyar ve elbiseye " yok ol " diye bağırır, elbise ortadan kaybolur. Ve Marduk bu sefer öyle bir emir verir ki, yok olan elbise geri gelir. Bu da yeniden var etmenin bir simgesi ve gücü olarak ele alınır.

    Artık güç erkeklerdedir. İlk iş kadın tanrıçaları yer altına indirmek olur. Bir kaç tane kendi yanlarında tanrıça bırakırlar ama büyük bir çoğunluk tanrıça olarak artık yer altındadır.

    Ataerkil düzenin o üçgen şekli oluşmaya başlar. En tepede tek olarak kral ve tanrı vardır. Onun hemen ardında yardımcıları ve bu sistem aşağıya doğru inerek en alt tarafta halk olarak son bulur. Tepeye ulaşmak çok zor ve hatta olanaksızdır.

    Hala bu düzen,in içinde olduğumuzu kabul etmeyenlere sözüm yok. Haaa!!! bazı durumlarda en tepede kadın olabilir ama genel anlamda yer her zaman belirtilen rollerle belli çizgidedir.

    Yüzyıllardan beri hem erkeğe, hemde kadına verilen roller silsilesi içersinde hemen hemen herşeyi kanıksadık.

    Erkek güçlüdür, kadın değildie o zaman....

    Erkek ağlamaz, kadın ağlar o zaman......

    Kadın duyarlılığı... ne demekse, erkekte duyarlılık yoktur o zaman. vs. vs........

    İnanın bana çoğunluk tarafından verilen roller benimsenmiş ve benimsenmeye devam etmektedir. İnsan denen varlığın bir kadın ve erkek olarak tamamlayıcı unsurlarını görmemezlikten gelmek ve onları cinsiyetlerine göre ayırarak bu kimlikleri körüklemek işimize gelmektedir.

    Öyle ya.. düşünün bir kez;

    Ben hayvanları severim, özellikle kedileri. Bir kedi gördüğüm zaman aklıma gelen sadece kedi dir. onun erkek yada dişi olduğu çok gerilerde bir ayrıntıdır ama söz konusu ,insan olunca kim erkek ve kadın diye ayırmıyor soruyorum sizlere. ?

    Ya biraz izin devam edeceğim söz...

  13. #88
    Üye
    kardelen39 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    08.02-2005
    Son Giriş
    02.12-2008
    Saat
    14:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    114
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bugün İstanbul ağlıyor… Yüreğimde…

    Bir annenin acısını iliklerimde duyumsadım bugün…

    Gözlerimdeki damlaları akıttım içime…

    Ölüm erken bir akşam gibi konuverdi

    Yaşamının baharındaki bir bedene…

    Evet, bu sabah duyduğum bir haberle masamdaki sandalyeme yığılıp kaldım. “ Nermin’in oğlu viyadükten atlayarak intihar etmiş” diyen sesler beynimin salyalarına yapışıp kaldı.

    Nermin…

    Bizim Nermin mi?

    Olamaz… Belki yanlış duydum…

    Hani yüzünde güldüğünde ıtır çiçekleri açan Nermin…

    Hani hamile kaldığında sevinç naraları atarak ofise giren Nermin…

    Hani kreş arabasına oğlunu bindirirken arkasından uzun uzun bakan Nermin…

    Nerminnn!

    Hayır, canım olamaz… Yanlış duymuş olmalıyım…

    Emre! Emre…

    Sesin sessiz bir çığlıktı yüreğinde belki…

    Biz nasıl göremedik gözlerindeki melankoliyi?

    Ahh! Yüreğim bugün soğuk taş parçalarına çarptı…

    Kanadı.

    Tek kanatlılar uçamaz değil mi?

    Ya kırık kanatlılar!

    Düşündüm, düşündüm…

    Eksiklerimiz neydi?

    Anne ve baba olarak çocuklarımıza neyi öğretemiyorduk?

    Sorguladım yeniden… yeniden…

    Yoksa yüreklerimizi bölüşmeyi mi bilmiyorduk?

    Emre’nin bıraktığı not bütün gün beynimin hücrelerini yiyip durdu…

    “HİÇ KİMSE BENİ ANLAMIYOR “

    Keşke… Sevinçlerimizi bir sandala bindirip bırakmasaydık…

    Keşke… Geceye yıldızları yükleyerek yaralarımızı sarsaydık…

    Senin yazdıkların Andante,

    Böyle bir güne denk düştü…

    Gün ağlıyor… Güneş ağlıyor…

    Can ağlıyor…Arkadaşım ağlıyor…

    Yüreğim yırtıldı bugün…

  14. #89
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    09.12-2017
    Saat
    01:35
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Kardelen ne diyecegimi şaşırmış vaziyetteyim. Galiba en iyisi susmak bu rüzgarda...

  15. #90
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Öf be dostum !!!!

    Kelimelerin çoğunlukla dünyamızı sınırladığını hep düşünmüşümdür.

    Bazı duyguların anlatımı yok, sadece yaşanmışlığı var....

    En usta kalemlerin bile aciz kalabileceği durumlar da var, ki biz burda buluşmuş bir iki dostuz sadece.

    Anlıyorum dersem ne kadar doğru, bilemiyorum....

    Ama içimde önce kor gibi bir alev dağıldı sonra buz gibi bir soğuğa bıraktı yerini.

    Ya anlayalım !! anlamaya çalışalım birbirimizi, işte bir kez daha aynı satırlar dökülüyor yazdıklarımdan, yeterki pes etmeyelim, o kocaman yalnızlığın ortasında kaybolmayalım, tutalım ellerimizi.....




Sayfa 6 / 13 İlkİlk ... 2345678910 ... SonSon