Sayfa 3 / 13 İlkİlk 1234567 ... SonSon
Toplam 186 mesajın 31-45 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #31
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    PERŞEMBE HIRSIZI

    Kadıköy ‘den Karaköy’ e yol alan vapurun güverte kısmını bu sefer sadece sigara tiryakileri doldurmamıştı. Belki de içmeyenler daha çoktu içenlerden.
    Çoğunlukla birbirlerini tanımayan insanların yan yana ya da karşı karşıya sıralanışlarında uzun süren bir kışın ardından güneşle yapılan dansın sessiz müziği dolaşıyordu.

    Bir de gazete okuyanlar vardı aralarında. Doğal olarak sayfa değişiminde ya da rüzgarın yaladığı andaki hışırtıların dışında pek ses yoktu.
    Vapurla yarışan martıların çığlıklarını hesaba katmazsak…..
    Bu anı bir adam bozdu !
    “ Oh be nihayet ! “ diyordu dudaklarından dökülen sözcükler…..

    Uzun zamandan beri beklenen bir olay esnasında hissedilen bir coşkuyla, farkında olmadan dudaklarından dökülen bu sözlerle yetinmedi. Elindeki gazete de okuduğu bölümü işaret eden parmağı inip kalkarken, tanırmışcasına konuşuyordu yanındakilerle.

    “ Ben söylemiştim böyle olacağını. Yakalarlar demiştim!”

    Bir anlık anlamsız bakışların üstünde olduğunun bile farkına varmadan ceketinden çıkardığı sigara paketinden bir sigarayı ağzına alıp yaktıktan sonra, tüm dumanı içine çekme anında “ oh be nihayet ! “ cümlesi yine döküldü dudaklarından.

    Meraklıyızdır, bilirsiniz…..Bu sebeple yaşlı bir kadının “ ne olmuş ki oğlum ?” sorusuna şaşıramazsınız.

    “ Perşembe Hırsızını bulmuşlar teyze !!!”

    Bir konu hakkında en ufak bir bilgimiz olmasa dahi bilmemenin ayıplığı kulağımıza hep fısıldandığı için, biliyor gibi gözükmek te adetimizdir, bilirsiniz……Öyleyse yine şaşırmayın.

    “ Sahi mi evladım ! yakalamışlar mı o perşembe hırsızını ?” deyiverdi yaşlı kadın da.

    Durum bu kadar açık ve netken, siz halâ olayın içinde değilseniz, olup bitenlerden halâ bir şey anlamıyorsanız, anlıyor gibi davranmamız için dalıvermeliyiz konunun içine. Şaşırmayacağınızı bildiğim için yazıyorum.

    “ Asacaksın böyle gavatları ! Taksim’ de kuracaksın bir darağacı, sallandırıvereceksin ! “ dedi bıçkın bir delikanlı.Ve martıların çığlıkları bir kahkaha şeklinde yankılanıverdi etrafta.

    Yine bilirsiniz, durum böylesine bir aydınlığa kavuştuysa; mutlu, kararlı ve kendinden emin bir tavırla “ doğru, çok doğru! “ demelisiniz.

    Diyemeyenlerdenmisiniz yoksa?!!!....

    Öyleyse asıl öykü bundan sonra başlar. Yazılacaktır merak etmeyin ama siz şimdilik bununla idare edin.

    Perşembeler mi kayboldu?
    Kim neden çaldı perşembeleri?
    Çarşambalar da sevgiler saklıydı
    Salı da salıverdik umutları
    Pazartesileri hep unuttuk
    Cumartesilerde yeniden doğduk
    Pazarları öldük yine öldük…
    Sahi,
    Perşembelere ne yaptık?

  2. #32
    Üye
    KanatlıTırtıl Avatarı

    Gerçek Adı
    Vefa
    Üyelik Tarihi
    04.03-2003
    Son Giriş
    07.12-2017
    Saat
    09:47
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    319
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bir tanesini ben çaldım sensei! Saklıyorum biliyorsun.

    Hey siz garip insanlar!
    Dün yine gün boyu muhalifimle savaştım.
    Ben dün gece de yalnız gittim odama.
    Özleyenim olmadı.
    Dün de bir bir ışık yoktu -sevildiğime dair-.
    Siz yürüyen uğultular hey..
    Selamlaşmaktan bile mi acizsiniz?
    Ya ısrarla baktığım o suratınız
    Nerede çürüdü?
    Gülün biraz.. Ne olur gülün!
    Bu gölgeyi bulaştırmayın bana..
    Sizin yüzünüzden,
    Sanki.. yaşlanıyorum.

    elimkelebek - [Tartışma] Red Etmek Üzerine Dünya Görüşü ve Sanat...

  3. #33
    Üye
    Yavuz Avatarı

    Üyelik Tarihi
    12.09-2004
    Son Giriş
    02.06-2010
    Saat
    22:50
    Yaşadığı Yer
    Bursa
    Mesaj
    116
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    arkadaşlar insan reddedilişini nasıl dile getirir.
    çok zor bi iş bu
    reddedil ve sus işte bu

  4. #34
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Burada neler oluyor???



    Nedir bu toz, bu duman bulutu?

    Nasıl bir yoğunluk, nelerin çığlığı bu hep yarım haykırılan?

    Acı dolu bir türkünün ezgilerinden bildik, bir türlü dökülemeyen saklı gözyaşları mı?

    Yoksa gittiğimiz yolun tabelalarını dikememenin sancısı mı bu çığlıklarınızda düğümlenen?

    Gerçekten burda neler oluyor? Nedir bu bağrında ucu sayısız yanlış cevaplara gebe sorular barındıran nevrozlar?

    Yoksa hüzünlerden yapılmış totemlere tapınılan bir garip diyara mı geldim?

    Yokoluşun kendini gösteren soğuğundan üşümeye başlamanın sayıltıları yayılmış dörtyana...Ki onlar sanatın anasıdır...Bilirim...

    Cevaplarının belkide hiç bilinemeyeceği sorular sormak...

    Ve unutmak ; henüz sanat denilen şeyin bile modernizmce uydurulan bir kavram oldugunu. İnsanlığın milyonlarca süren topal yolculugunun geldiği noktanın artık onun bu yolculuk esnasında şekillenmiş zihnine çok geldiğini...Bu çokgelişle yeşerecek ortam bulan sayısız cevapsız sorular üretilebilinileceğini...



    Ey yaşamdan ve onu çözümleyen insandan verebileceğinden çok şeyleri isteyenler!

    Hadi durun biraz!!!
    Soluk alın hı...
    :roll:

  5. #35
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Soluk almak……

    Kesinlikle bunu yapmalı insan. Kahkahalarla gülerken bile kesilmez mi soluğumuz?....

    Hay aksi yine bir soru sordum!...Ya arkadaşlar vaz geçemiyorum ben soru sormaktan, kim demiş çocuklar çok soru sorar diye, kaç yaşına geldim halâ sorular sorular…..Ama olsun! Annemin halâ çocuğuyum nasıl olsa.

    Bu bölümde red etmekle ilgili bir sürü şeyler yazıldı. Red etmenin bazı durumlarda insanları sınırladığından falan bahsedildi. Ama bir şey söyleyeyim mi; bazen red etmek öylesine güzel bir anlamda bulabiliyor ki, sorma gitsin!.....

    Şu anda çalıştığım okul 1993 yılında eğitim öğretime açılmış bir okul. Ve ben de açıldığı günden beri bu okulda görev yaptığım için bayağı eski bir öğretmen oluyorum. Emekliliğe bu sene “evet” diyeceklerdenim, ama okulum daima yaşayacaktır, her zaman ki muhteşemliğiyle. Yapabilirsem eğer, OKULUMU SEVİYORUM adında burada yaşanılan şeyleri kaleme almayı düşünüyorum.

    İlk kurulduğunda Anadolu Liseleri henüz ilkokul dan öğrenci aldığı için 12 yaşındaki çocuklardan oluşmuş iki sınıfla eğitim ve öğretime başladı. Onlarla her şey sanki biraz daha mı farklıydı ne?

    Her şeyin en güzelini yaratmak için kolları sıvamıştık, tabii bu işte Beden Eğitimi öğretmeni de baş rol oynuyordu.Çok güzel bir basketbol takımı kurdu ve onlarla gece gündüz demeden çalıştı. Ve nihayet yarışmalar geldiğinde sanki askere oğul gönderen aileler gibi bizde basketbol takımımızı uğurladık ve getirecekleri başarı dolu haberleri beklemeye başladık.

    İlk gelen haber bizler için üzücüydü….. yenilmişti takımımız !.... Olsun dedik, ne olur yani bunun başka günleri de var.

    Takım yarışma yerinden döndükten sonra bizler dersteyken bağrışmalarla dışarı fırladık. Takımdaki öğrenciler formalarını yerden yere atarken “ bu formayı giymeyi red ediyorum !”,”Kimse ama kimse bize bu formayı bir daha giydiremez !” sesleri koridorda yankılanıyordu.

    Okulumuzda ki ilk eylem gerçekleşiyordu. Olacak şey değil !. Biz ki onlar için neler yapmıştık ! Ama bu veletler nankör bir davranış sergileyerek bir de eylem yapıyorlar ha!....

    Yazıklar olsun !......

    Dedim ya sorulardan bir türlü vaz geçemiyorum, soruların bir cevapları olsa da bazılarımızın dediği gibi cevapları da olmayabilir, bir de bazı sorular öylesine gizem doludur ki içinizdeki merak körüklenir birden;

    “ Neden, bu formayı bir daha giymeyeceklermiş ?”

    Canım öğrencilerim benim. Ne güzel anlatmışlardı red ediş sebeplerini.

    “ Ya hocam ya! Tüm yıl nasıl çalıştığımızı biliyorsunuz. Derslerimizi bile ihmal etmeyi göze aldık. Giydik formalarımızı çıktık basketbol sahasına. Bir uğultu vardı önce sonra kesilir gibi oldu gülüşmeler başladı. Gülüşmeler yerini kahkahalara ve sonrada tezahurata bıraktı mal mal diye.”

    “ Ne malı evladım ? “ ( Hay Allah yine soru sormuşum!)

    Öğrenci formasını getirip açtı önümde. Kocaman harflerle MAL yazıyordu.

    “ mallar geldi mallar geldi diye bağırdılar ya hocam “

    Haklıydı, bizim için öylesine alışıktı ki bu MAL kelimesi. Çünkü okulumuzun adının kısaca yazılmış haliydi. Maltepe Anadolu Lisesi….. Ama bu bir başkası için çok farklı şeyler ifade edebilirdi ve hatta bizimkilerin moralinin bozulmasına ve yenilmesine de sebep olabilirdi.

    Önce bir soluk alın dedim bende ne garip değil mi? Kızmak için de gülmek için de ya düşünmek için de her şey için soluk almak gerekiyor galiba ?

    Yahu arkadaşlar sorular sorarak çevreye verdiğim rahatsızlıktan ötürü ben sizden özür diliyorum, bir daha yapmayacağım desem bile inanmayın, sanırım ben duramam.. ( galiba bu da bir soruydu )

  6. #36
    Üye
    KanatlıTırtıl Avatarı

    Gerçek Adı
    Vefa
    Üyelik Tarihi
    04.03-2003
    Son Giriş
    07.12-2017
    Saat
    09:47
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    319
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    SENSEİ VE ÇEKİRGE : DERS NO = 500240401302

    - sensei doğru yere bıraktım mı sence?
    - bekle ve gör çekirge, sorularla zaman harcama.. bak bulutlara, soruyorlar mı "usta şimdi hangi yöne uçucaz?" diye..
    - peki sensei....
    - ...


    * * *

    - sensei, neden rayların üzerinde gitmeye mecbur onlar? bizim gibi arazide gezmek istemezler mi?
    - bu onların tercihi çekirge.
    - bizim tercihimiz ne peki sensei?
    - bekle ve gör çekirge, sorularla zaman harcama! önce kendi etin, kemiğin, ciğerlerin ne diyorsa onları dinle sen.
    - peki sensei.
    - ...


    * * *

    - sensei.. sensei.. uyan!
    - ne oldu çekirge! nedir tatlı rüyamı bölen!
    - tren geliyor!
    - ne treni çekirge??!!
    - bekle ve gör sensei, sorularla zaman harcama! az sonra ganimetimizi, bölüşeceğiz.
    - çekirge!! bu kaçıncı ders! beni kopyalama çekirge!! lafımı çalma çekirge!! kimseyi, hiç kimseyi beni bile taklit etme çekirge!
    - oss sensei! oss.....


    * * *

    - sensei, tren neden yavaşlamıyor?
    - ...
    - geçip gitti sensei.. geçip gitti! ve hiç sendelemedi bile. yanlış muz kabuğu mu? yanlış yer mi seçtim? neden hiç bir şey olmadı? neden sensei? hem hiç yavaşlamadı bile acaba makinist görmedi mi tuzağımı?
    - ...

    - ...
    - dinle çekirge. işte senin fikirlerin de ancak bu muz kabuğu gibidir.. ne makinist dikkat eder. ne tren etkilenir. bir dahaki istasyona dek aynı hızda giderler. aynı şekilde çizgi çizgi bir dünya seyreder yolcular pencereden. en yakındaki gerçekler hızla kayar ve belirsizdir onlara. uzaktakileri seyretmeyi tercih ederler. sen sen ol fikirlerini sunma bir istasyonda. birileri düşer incinir de tonla dayak yersin. kurtarmam seni!
    - oss sensei. sustum.
    - ve unutma düşüncelerinin bu yolda bir istasyon olması diye bir amaç edinme sakın. üstelik bu seviyeden bile çok uzaksın. şimdi deriiiin bir nefes al ve hiç bir şey düşünme!!


    * * *

    - hiç bir şey düşünmediğimi nasıl anlayacağım sensei?
    - daha o derse gelmedik çekirge! sus yeter!!

    v.l.

    grand - [Tartışma] Red Etmek Üzerine Dünya Görüşü ve Sanat...

  7. #37
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    E tırtıl sen çok yaşa emi... selam olsun senseine de çekirgenede...

    Sorular dökülmeli tabi her daim. Zira dudaklardan en güzel dökülenler olmasalarda en etkin oldukları su götürmez.... Onlar ki; kimi zaman çözümsüzlüklerine rağmen değerin öz unsurlarındandırlar. Ama dostlar çok su içmekde zehirlenmeye yol açabilir , çok bal yemek gibi...

  8. #38
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ya Vefa, sevgili dostum sana ne desem bilmem ki iki gündür yüzüme hiç eksilmeyen bir tebessüm kondurdun, hatta zaman zaman daha ileri gidip kendi kendime gülmeye başlıyorum ki " deli mi bu kadın ? " diye düşünecekler diye aklımdan geçmiyor değil..... Sen çok ama çok yaşa emi?

    Seninle VAR OLMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ ni hissediyorum.

    Sevgili arkadaşlarım, gerçekten bizim okul muhteşem bir okuldur. Sanki burda reklam yapıyormuş gibi bir izlenim yaratıyor gibi gözüksem de inanın değil. Sizlerle bu muhteşemliği paylaşabildiğim için de ayrıca sevinmekteyim.

    İzin verirseniz sizlere çok sevdiğim ingilizce öğretmeni arkadaşımı tanıtayım;

    Yeryüzüne inmiş bir melektir bana soracak olursanız. Öğretmen olmanın tüm donanımlarına sahip olmasının yanında kendine özgü özellikleri de vardır. Bu özelliklerinden bir tanesini acayip kıskanırım....

    Öyle güzel rüyalar görürür ki... Ve bunları öylesine güzel anlatır ki.... Bende yaşantısı boyunca bir veya iki rüya görmüş biri olarak onu acayip kıskanırım.

    Son derece zevklidir ve çok hoş bir giyim tarzı vardır. Bunu neden mi yazdım? Çünkü biraz sonra anlatacağım rüyada önemli bir rol oynuyor bu.

    Rüyasında dersine bir müfettiş gelir arkadaşımın. Kafka nın romanlarındaki kahramanlara benzer bir müfettiştir gelen.... İçeri küstahca girer, tüm dünyayı sanki o yaratmış gibi ve bir böcek gibi bakar sevgili arkadaşıma....

    Arkadaşım dersini bitirdikten sonra yanına çağırır ve başlar konuşmaya;

    " Siz nasıl bir öğretmensiniz? "

    " Nasıl yani efendim anlayamadım..... "

    " O nasıl ders anlatış öyle !!!! hadi hepsinden vaz geçtim ya bu kılık kıyafet te ne !!!! "

    " Anlayamadım efendim ! kılık kıyafetim de ne var !????....."

    " Bir de utanmadan konuşuyorsunun kes sesini !!!!"

    ..........

    Rüyanın devamında sevgili arkadaşım ipleri eline alır;

    " Size teessüf ederim sayın müfettiş ! beni beğenmemiş olabilirsiniz, ama size bir şey söyleyeyim mi? siz de beş kuruş etmezsiniz, herşeyden önce bir bayanla nasıl konuşacağınızı asla bilmiyorsunuz!!!! "

    demiş ve bununla yetinmemiş " tüüüüüüüüüü" diye yüzüne tükürmüş müfettişin.

    Müfettiş durur mu hemen durumu bir raporla müdüre bildirmiş ve müdür de sevgili arkadaşıma soruşturma açması için sarı zarfı uzatmış..... :lol:

    Ama asıl öykü şimdi başlıyor.

    Rüyanın bu biten bölümünde bizler " amma rüyaymış" diye fikirlerimizi ortaya dökerken beden eğitimi öğretmenimiz söze karıştı;

    " Olurmu yaaaaaa hiç bu olaya sarı zarf verilir mi? "....

    Bir an şaşkınlığımızı attıktan sonra rüya anlattığını açıklamaya çalıştık.

    Ama bilirsiniz sevgili dostlar bir konuda itiraz etmeye kararlıysak komik durumlara düşeceğimizi bile bile devam etmeye hazırızdır. Red etmenin ve özellikle itiraz etmenin dayanılmaz sancısını yaşamak bizim kaderimizdir.

    " Olsun rüya olsun ! rüya da bile bu olaya sarı zarf verilmezzzz"........
    :cry:

  9. #39
    Üye
    KanatlıTırtıl Avatarı

    Gerçek Adı
    Vefa
    Üyelik Tarihi
    04.03-2003
    Son Giriş
    07.12-2017
    Saat
    09:47
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    319
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    SENSEİ VE ÇEKİRGE : DERS NO = 500240609232

    - İyi bakın şişko kafalılar..! Neymiş unutmadığım, İyi bakın da görün!

    - Ne sayıklıyorsun çekirge! Ne yapıyorsun burada.. Ne tuhaflık becerdin yine?

    - Şey sensei, bütün sesli harfleri kullandım biliyor musun?

    - Ne diyorsun sen yahu? Ne sesi, ne harfi?

    - "İyi bakın şişko kafalılar..! Neymiş unutmadığım, İyi bakın da görün!" dedim ya demin.. İşte orada bütün sesli harfler var.

    - Pes yani, kurtardın mı şimdi? Çıldırtma beni de burada ne arıyorsun, bu kupkuru meydanda söyle?


    - Yağmur yağması için dua ediyorum sensei, muz ağacı ekeceğim.

    - Nası bir duaymış bu?

    - UZUN KULAKLI RÜYALAR

    Ağlar sabahlara kadar
    Tutup kulaklarından astığım rüyalar

    Asılı kalır öylece
    İdamlık mahkum gibi tüm gece

    Ve sadece benim gibi inekler
    Samanyolundan düşecekleri bekler

    Gün ağarırken sokakları yalar
    Güneşe yapışıp kalan rüyalar

    - Ah çekirge ah, ara sıra ettiğin bu sözler olmasa var ya muz ağacı diye seni ekeceğim buraya. Ama yok, bu kupkuru toprakta muzu bırak diken bile yaşamaz.

    - Muhabbetine pervaneyim sensei!

    - Yalanmayı bırak da, söyle buraya nereden geldin ne işin var?

    - Çocukken icad ettiğim bir oyun yüzünden kurudu burası sensei.

    - ...?

    - Çocuklarla su içme yarışı oynardık saatlerce içer içer kusardık gene içerdik.. Ağzımızı musluğa dayayıp, en çok suyu içerek kazanmaya çalışırdık sensei. Hehe.. çok defa ben kazandım!

    - İyi halt ettin!! Vallahi şu zavallı toprağa bile çare bulunur da senin kafandaki koca çatlakları nası dikeceğim Allah bilir.. Nasıl oldu sana sensei oldum bilmiyorum. İşim çok vallahi. Yazık şu ömrüme yahu!

    - Os sensei, os! ..Sensei, şş, oss dedim sensei! Sensei uyan ne olur, sana yeni şiirimi okuyayım "makarna süzgecine düşen muz ve .." Sensei yaa! Uçuşa geçmenin zamanı mıydi şimdi?

    catlak - [Tartışma] Red Etmek Üzerine Dünya Görüşü ve Sanat...

  10. #40
    Üye
    KanatlıTırtıl Avatarı

    Gerçek Adı
    Vefa
    Üyelik Tarihi
    04.03-2003
    Son Giriş
    07.12-2017
    Saat
    09:47
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    319
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    SENSEİ VE ÇEKİRGE : DERS NO = 500240814500

    - Abonemize şu an ulaşılamamaktadır, lütfen daha sonra tek...
    - Ah çekirge, ah çekirge :x neden açmazsın şu telefonunu:?

    * * *

    - Alo, alo.. Sensei sahile geldim ben! Sen neredesin?...
    - Az bekle yahu, çatırdama, yakınlardayım.

    * * *

    - Biliyor musun sensei, halen parılıtısıyla şaşı ve şaşkın dolandığım o sözünü düşündüm de.. İyi ki söylemişsin. Sana saygım katlandıkça katlanıyor. Hani derler ya hiç bir kağıdı yedi defadan fazla kendi üzerine katlayamazsın diye.. Katladıkça genişliyor ve yayılıyor o sözün.
    -

    - Haklısın, gülmekte haklısın, bırak sindirmeyi, ben yutamadım bile o lokmayı halen. Gerçekler dedin.. Gerçekler daima güzeldir dedin. Ya çirkin olan bir şey, bir varlık, bir eylem? Çirkin olan her şey gerçek dışı mı? Yok mu yani? Hmmm. Çirkinlik diye bir şey yok o zaman hı? Ah sensei.. Bu lafınla beni yörüngendeki bir kaya parçasına çevirdin.
    - Çekirge! Yanlış yoldasın!

    - ??
    - Sensei ve çekirge'yi sil aklından!
    - Nasıl olacak bu sensei? Sen silebiliyor musun beni?
    - Hayır!

    - ??.. Anlamadım affet sensei..
    - Gerçek tektir çekirge. Sen bana pervane olduğunu sansan da, Sen ve ben onun etrafında dönmekteyiz aslında. Çekirge olmasa senseinin hükmü kalır mı? Birbirimize aynı seviyede muhtacız.

    - Gerçeğe ne kadar yaklaşabildin sensei?
    - Bilmiyorum!
    - Neden?
    - Bilmiyorum.
    - Sen bilmiyorsan kime danışacağım? Ya büyük bir yanlışa kapıldıysak?
    - Her soruya cevap verebilecek en büyük bilge ZAMANDIR bu evrende. Bekleyip göreceğiz çekirge. İstisnası yok bunun. Gerçek eninde sonunda herkesi kavrayacak. Soru sormaktan asla kaçma çekirge. Cevabı olmayan bir soruyu sorabilecek kadar bile geniş değil insanoğlunun beyni.
    - Aklım karıştı, kim sensei kim çekirge derken bir anda bulanıklaştı durum. Ya ben mutluyum çekirge halimden.
    - Ah! Olamaz, koş, inelim, vapur boşalmış, yeni yolcular biniyor!
    - ...!
    - Elimden tut çekirge, araya düşmeni istemem.
    - ..
    - Hoppa, vallahi atladın bile kıyıya!

    - Hahhaha! Pek düşünülebilir bir ihtimal değildir bir çekirgeyle elele yürümek. Daha doğrusu zıpzıp zıplamak! Alışılmış bir tercih olamaz kişinin kendini yerden yere vurması.
    - Seni anlamak istemiyorum!! Bu konuyu kapat. Ama bugünkü gibi telefonunu kapatma! Ulaşamadım yolda sana.

    - Sensei biliyorsun nefret ediyorum teknolojiden! Hareket halindeyken açmam ki cebimi.
    - O nefret ettiğin teknoloji, bilgisayarlar, internet vesaire i de biraz da senin yardımınla kullanıyorum. Bak işte gördün mü nasıl da birbirine bağlı sensei ve çekirge!

    - Aaah sensei, dünya da bir numaralı elektronik veya bilgisayar uzmanı olsam ne fayda! Dediğin cihazlar, o karmaşık dediğin her makine, her program, her devre.. Son derece katı bir basitliğin üzerine inşa edilmiş sensei. Bir veya sıfırsın onların gözünde. Bir "galiba" veya "keşke" yi bile kavrayacak teknolojimiz yok ki!!
    - Neyse çekirge, sen mutlu ol, senseinim ben! Bir süre insanların şu fotoğraf çekme ve günlük tutma huyları üzerine düşün e mi? Sonra hatırlarsak beraberce tartışırız bunu.
    - Peki sensei.


    cep - [Tartışma] Red Etmek Üzerine Dünya Görüşü ve Sanat...

  11. #41
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Galiba bazen "susmaktır bazı şeyleri anlamlı kılan " .......susmak üzerine yazılmış dizeleri yada deyişleri düşünmekteyim derin bir sessizliğin içinde. Eylemsizlik gibi algılansa da sessizlik çoğunluk tarafından, bence hiç te öyle değildir. İçinde inanılmaz bir çığlığı barındırır sessizlik, hele kendi sessizliğimiz.

    Öğrenci önüme imzalamam için yine bir kağıt parçası tutuşturdu. Aman Tanrım ! ne çok kağıt tüketiyoruz diye düşünmeden kendimi alamıyorum.Acele ve günlü olup asla gününde elimize ulaşmayan bir sürü emir ve genelgelerin duyurularından birisiydi altına imza atacağım şey....

    İlk okuduğumda özellikle bir paragraf dikkatimi çekti. Yazı bir bütün olarak son derece güzel bir gerçeğe dokunuyordu. İlköğretim okullarında ve liselerde düzenlenecek Türk Halk Müziği ve Türk Sanat Müziği koro ve solo yarışmalarıydı...

    Kim nasıl itiraz edebilir ki böylesine güzel bir etkinliğe?. Okullarımızda kendi kültürümüzü yaşatmak için yarışmalar düzenleniyor. Kaç kere katıldım bende bilmiyorum ama bu sefer niye tüylerim diken diken oldu öyleyse?

    Güvendiğim bir öğrenciyi yanıma çağırarak işaret ettiğim paragrafı okumasını istedim ve okuduktan sonra ne düşündüğünü söylemesini istedim.

    Okudu ve neden benimde okumamı istediniz ve düşüncemi neden merak ediyorsunuz şeklinde bir merak uyandı gözlerinin içinde. Onun cevabını almadan merakını gidermeliydim;

    Kelimeler önemlidir bilirsin... senin için hiç bir şey ifade etmeyen bir kelime bir başkası için çok farklı şeyler ifade edebilir. Bir yanlışlık yapmak istemiyorum, bir harekette bulunacaksam eğer doğruyu anlamışmıyım emin olmak istiyorum...

    Emin olamıyormusunuz hocam?

    En son adımı atmadan asla emin olamam,attığım son adım emin olduğumdur, şimdi söyle bu paragraf sende nasıl bir duygu uyandırdı?

    Valla kıl oldum hocam....

    Çok şükür!!! ya ne güzel bir şey seninle aynı frekansta olan insanları bulabilmek. Haklısın demek anlamında değil, bazen aynı gözle bakabilmeyi, aynı kulakla duyabilmeyi istiyor insanoğlu, ben de o dönemdeyim demek ki.....

    Ne mi rahatsız etmişti beni:

    Sadece bir emir rahatsız etmişti.

    Falanca filanca bölümünün aldığı şu ,şu, şu sayılı emir gereğince okullarımızda şu etkinlikleri yapmaya karar verdik. Gereğinin yapılması duyrulur.....

    Ya bir anlamlı iş ,nasıl bir çabayla böylesine komik durumlara düşebilir?Öylesine güzel bir şey nasıl bir yöntemle son derece sevimsiz hale getirilebilir?....

    Bana soracak olursanız; kelimelerle....tonlamayla.....ifade ediş biçimiyle....duruşla.....sıralayın sıralayabildiklerinizi boşluklar doldurulabilir..............

    Kuşkusuz gerçekler çok güzeldir. Güzel olmayan bir gerçekle karşılaşmadım ben. Ya da bana öğretemediler gerçeklerin çirkin olduğunu.

    Ancak çok iyi biliyorum ki; lekelenmiş gerçeklerimiz de vardır.İnsanoğlu tarafından dokunularak kirletilmiş gerçeklerimiz de vardır.

    Ölüm en büyük gerçeklerimizden. Ölümle hiç bir problemim yok diğer insanlar gibi. Ölümlerde dökülen gözyaşları ölümün kendisine değil, kendi bencilliğimize aslında. Duyamayacağımız, göremeyeceğimiz, dokunamayacağımız, konuşamayacağımız, birdaha yaptıklarımızı yapamayacağımız anda duyulan korkunun gözyaşları....

    Bir bitiş ve olması gereken, son derece doğal ve gerçek, kuşkusuz sonuçları olmasa bile kendisi güzel.

    Ama aynı ölüm, bir bombanın altında kafatası parçalanmış beyni dağılmış bir çocuğun da yanı başında savaşlarda... İnsan eliyle lekelenmiş gerçek...

    Hep deriz ya.. ne güzeldi eskiden yediğimiz domatesler ne güzel tadı vardı. Öyleydi doğanın kendisinden orataya çıkıverirdi bir gerçek olarak ve gerçekten çok ama çok güzeldi.

    Şimdi de var domateslerimiz...Doğanın kendi iradesiyle değil değişime uğrayarak ama yine gerçek.....İnsan eli tarafından lekelenmiş bir gerçek ama.

    Kısacası doğanın kendi dengesi içersinde gerçek olan her şey çok ama çok güzel.Bizler tanrı rolüne soyunup yarattığımız her şeyde bir başka gerçek ortaya çıkartıyoruz ama unutmayalım bunların hepsi LEKELENMİŞ GERÇEKLER....

    Bu kadar çok lekelenmiş gerçek varken, gerçekten " gerçekler " daha bir anlam kazanıyor ve güzelleşiyor.

    Yaşasın gerçekler!!!!!

  12. #42
    Üye
    KanatlıTırtıl Avatarı

    Gerçek Adı
    Vefa
    Üyelik Tarihi
    04.03-2003
    Son Giriş
    07.12-2017
    Saat
    09:47
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    319
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    SENSEİ VE ÇEKİRGE : DERS NO = 500250012261

    - Ne dinliyorsun sen öyle keyifle hı?

    - "Voices of Düdük" . Bir iltifat mı bu çalgıya bu isim yoksa alay mı anlamadım.

    - Düdük ha? Ahhahahaa ilginç, gördüm şimdi albüm kapağını. Tamam tamam dur hele şimdi. Bir dalarsak vaktinde çıkamayacağımız bir konu bu. Sonra konuşuruz bunu hı? Ne yaptın bugün?

    - Bilge kediye rastladım patikada. Bir masal anlattı bana. Dur bak unutmadan anlatayım:

    " Vakti zamanında, büyükler küçükleri pireler berber, develer tellal diyerek oyalarken; Üç milyar kişi mi desem, üç yüz bin kişi mi yoksa üç bin mi desem bilmiyorum.. Ben üç kişi diyeyim de senin için kolaylık olsun. Üç arkadaş annelerine veda edip çıkmışlar yola. Bir oyun parkını, bir okulu ve bir çarşıyı geçmişler. Deniz gibi geniş, dümdüz ve yemyeşil bir kır manzarasına gelmişler. İleride, çok ileride, minik bir nokta gibi görünen o ağacı görmüşler. Büyüklerden öğrendikleri ve yol boyunca ikna edildikleri yüce bir ağaçmış bu. Ona ulaşmak, gölgesinde dinlenmek, meyvasını yemek ve beraberce hayata dönmek insanların aklına kazınan binlerce yıllık bir mirasmış. Uzun bir yolu neşeyle geçip o dev ağacın dibine varmışlar. Çok yorgun ve açmışlar. Dallarda meyva görmüşler. Biri tırmanmış, biri tarif etmiş, biri de düşen meyvaları tutmuş. Ve ağaca sırtlarını yaslayıp, bir süre meyvalarını seyre dalmışlar. Biri ısırarak yemiş, biri dilimleyip, biri de kabuğunu soyup yemiş. Biri demiş "en güzel ben tadı ben aldım!", diğeri demiş "hayır ben! siz yanlış şekilde yediniz!", üçüncüsü de "Aman be! Ne delisiniz! Asıl benim gibi yemeliydiniz. " demiş. Uzun süre konuşmuş, tartışmışlar fakat kimse kimseyi kabul edememiş. Sonunda yorgun düşünce bir karar vermişler. Yüce ağacın gölgesinde uyuyacaklarmış. Uyanınca da kendi yedikleri meyvaya ait birer posa ile şehire döneceklermiş. Girişteki çarşıda bir tezgah açıp, posalarını satacaklarmış. Sonuçta kim daha pahalıya satarsa, kazanan o kişi olacakmış.... Pazar kurulmuş, alan almış, satan satmış. Yine de anlaşıp barışamamışlar.. Biri çarşıda tüccar, biri okulda hoca, biri de parka bekçi olmuş.... Bunların ettiği halt da neymiş söyle bana hı? Neymiş adı bu bokun? "

    - Hahahahaha!!! Bu Bilge Kedi var ya, hepimizi gölgede bırakır. Ne güzel tarif etmiş sana tuvaletin yolunu. Küçük insanların büyük oyunları veya büyük insanların küçük oyunları bu.

    - Zayıfım. Çok zayıf hem de sakar. Zayıfım, kalmıyor aklımda hiç bir şey sensei. Kırılgan ve pahalı eşyalarla dolu bir evde misafir olmak kadar zormuş öğrenmek denen iş! Kavramların üzerinden usulca geçiyor ellerim. Bırak eşyaları kullanmayı, ben bu halimle hiç birini kavrayıp yerinden bile oynatamam ki. Bu manzaradan İki mum gibi titrek, her an sönecekmişcesine tedirgin ve gizlice süzülüyor ellerim.

    - Kavramlar, kalıplar, tanımlamalar, maskeciler ve maskeler! Bu seni durdurmaz ki! Durduramaz, aksine vakit kazandırır! Gerçekler daima güzeldir çekirge. Sen de bir "gerçek" olduğunu varsaydığında bu kurala uymalısın. Çakıl taşlarını daima yanında taşı çekirge. Sen talihlisin çünkü çoğunluk gibi çakıl taşı aramak zorunda değilsin. Çakıl taşların ceplerinde girmişsin bu bahçeye. Güzelliğin de gerçek, evet gerçek! Ama güzelliğe aldanma çekirge. Eğilip baktığın o büyük havuza atabileceğin bir kaç çakıl taşın olmalı her an yanında.

    - Sensei sen sormuştun ya bana geçen; "Neden insanlar fotoğraf çekme veya günlük tutma ihtiyacı duyar? " diye.. Onu düşündüm de dün biraz. Bak istersen sana bir resim ile tarif edeyim bu konudan ne anladığımı?

    - Sonraki sefer anlat hı? On dakika sonra çıkmam gerekli.

    - On dakika hı.. On. Neden her şeyi ölçüp biçme derdindeyiz ya?

    - Haha, bak aklıma ne getirdi. Anlatıp gideyim.. Geçenlerde bir sergideydim. Ve net olarak gördüm ki, maskeler ve maskeciler o meydandaydı. Yaptıkları işe dair, sanata dair, hayata dair.. Daha bilmem neye dair atıp tutuyorlardı. Masada rengarenk bir kavram salatası, kadehlerde felsefe.. İştahla çalışıyordu çeneler ve mide. Mimarın biri, ki mimarları oldum olası sevmem, şöyle konuştu yaratıcılık hakkında;

    " Ben şehirde gezi yaparken her yapıyı, her binayı, her ayrıntıyı gözlerimle ölçerim. En ufak bir eğriliği, hatayı algılarım ben. Zor oluyor tabi böyle gezmek. Çok üzülüyorum. Yaratıcılık adına her şey yok oluyor günden güne. Bakın bir projemde ben, eşiyle beraber tuvalete gitmek isteği olan bir müşterim için, iki klozetli banyo yaptım. O kadar şaşırıp, sevindiler ve memnun oldular ki tarif edemem! "


    - Sensei, sen de Bilge Kedi gibi işi getirdin nereye bağladın.. Vallahi diyecek söz bulamam. Os Sensei!!

    - Aaa, neden böyle konuşuyorsun çekirge? İnsanlar için daha mühim kaç duygu var ki böylesi etkide rahatlatan? Bak mimar ne dehşet bir eser koymuş ortaya! Ben çıkıyorum. Haydi kal sağlıcakla.

    - Peki Sensei!




    karargah - [Tartışma] Red Etmek Üzerine Dünya Görüşü ve Sanat...

  13. #43
    Üye
    KanatlıTırtıl Avatarı

    Gerçek Adı
    Vefa
    Üyelik Tarihi
    04.03-2003
    Son Giriş
    07.12-2017
    Saat
    09:47
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    319
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    vefa oss - [Tartışma] Red Etmek Üzerine Dünya Görüşü ve Sanat...

    Bir hafta yokum buralarda. Her şey güzel olsun. Düşlerimiz sizlere emanet.
    OS SENSEİ.

  14. #44
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ah sevgili tırtıl, canım vefam benim,

    Senin nerde ve nasıl olduğunu bilmek beni burada mutlu etmeye devam ettirirken, aslında nefes aldığın havada, tebessümünde, gözlerinle baktığın her yerde bende olacağım.

    Çok mutlu olacağını bilmek, bende de gülümseme şeklinde kendini gösterdi dudaklarımda.

    Bembeyaz bir dünya da olacaksın, düşlerindeki beyazlıkta sana çocuk sevinci diliyorum.

  15. #45
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Günlükler ve fotoğraflar

    Sanırım babama her zaman çok şey borçlu olarak kalacağım.İlk ve son fotoğraf makinamı bana armağan ettiğinde ortaokulu bitirmek üzereydim. O yaz tatili önüme gelen her şeyin fotoğrafını çekerek işe başlamıştım. Çok güzeldi. Sanki bir yerde kendini tanrı yerine koyup zamanı durdurmak gibi bir şeydi. Ne çok fotoğraf çektim o zamandan bu yana. Hiçbirinde yer almadım doğal olarak çeken kişi olduğumdan. Hatta bu işle profesyonel bir şekilde ilgilenmemi isteyenler bile çıktı. İşte o zaman çok gülmüştüm.

    Neydi fotoğraf çekerken beni mutlu eden ?.....

    Uzun bir süre fotoğraf çekenleri de izlemeyi sürdürdüm. Özellikle yaptığım geziler süresince denk geldiğim Japon turistleri....Son derece düzgün bir şekilde rehberlerinin ağzından çıkanları dikkatle dinleyen ve kesinlikle verilen emirlerden dışarı çıkmayan, ne kadar kalabalık olursa olsun asla kaybolmayacak Japon turistleri........

    Bense sürüden her zaman ayrı olan kendine özgü bir varlıktım.Söylenenler değil, ellerimle, gözlerimle kendi kulaklarımla tarihin yada doğanın sesini dinlemeye çalışırken tek başımayken ne kadar çoğuldum aslında.....İşte bu gezilerimde tek başına olmakla yalnızlık arasındaki farkı keşfettim. Tek başına olabilirdin ama asla yalnız değildin.

    Arabamın bagajındaki katlanır koltuk ve masayla birlikte konaklayacağım yerlerde uyuyabileceğim bir sırt çantasıyla gezmediğim yer kalmadı. Bir çok yere bir kaç kez gittim. İlk gittiğim yerde asla fotoğraf çekmedim. Orda yaşanılan tüm anı bir küçücük pencereden bakarak yaşamak hiç işime gelmedi.Zamanın olduğu gibi kaldığını aslında hareket edenin sadece bizler olduğunu çok sonraları anlayacaktım. Bu sebeple telaşla fotoğraf çekme ve bu anı ölümsüzleştirme peşinde olmadım. Hareketime ve bu hareket esnasında hissettiklerimle mutlu olmaya izin verdim kendime.

    Ve hala gördüğüm Japon turistlere tebessümle bakıyorum.....

    Edebiyata olan ilgim artmaya başladıkça gördüm ki şiirler benim için daima ilk önceliği getiriyor.Zamanla şairlerin şiirlerini okudukça şiir benim vazgeçilmezim oldu. Kuşkusuz bu konuda idollerim oluştu zamanla.Bizden Nazım Hikmet, sonradan keşfedeceğim Ece Ayhan ve Edip Cansever idollerimi oluştururken, şiirlerin çevirisinin zorluğunu bildiğimden yabancı şaiirlerden ilk idolüm Mayakovski oldu. Ne garip bir şairdi be tanrım!!!!

    Yine aynı dönemlerde yani ortaokulu bitirdiğimde sevgili abim, Mayakovski ye olan ilgimi bildiğinden bana doğum günümde onun bir kitabını armağan etmişti.

    Şiirleri olduğunu düşünerek kitabı heyecanla okumaya başlarken, şiir kitabı olmadığını hemen anlayacaktım.Yaşantısında çok önemli bir yer etmiş olan Lili Brik le olan yazışmalarını ve günlüğünün bir parçasını oluşturuyordu kitap.

    Ben şiirlerini seviyordum, kuşkusuz nasıl yaşadığı , yaşantısında kimlerin olduğu bilinmek istense de ben hiç merak etmemiştim.Lili Brik e duyduğu aşk inanılmazdı. Aşk kavramını gerçekten yaşayarak bilenler için son derece güzel yazılmış tanımlar içeriyordu. Ama herşeye rağmen, iki insan arasında yaşanılmış,veya bir insanın bilinenin dışında bir kimlikle ortada olması ne kadar doğruydu?

    " Senin köpeğin" diye attığı imzaların biz okuyanlar için ne anlamı olabilir kiiiiii. Ve asla o günden sonra kimseye ait günlükleri okumama gibi bir karar aldım ve bu kararıma bu yaşıma kadar sadık kaldım.

    Bu satırları yazarken bir taraftan Cem Karaca nın şarkısını dinliyorum;

    Dışarda kar yağarsa
    Hissederim görmem
    Ayak sesin uzakta, koklarım duymam
    Bir köşeye savrulmuş
    Buruş buruş ceketim
    Sensiz ellerim üşür
    İçerimde kar yağar
    ....

    Hepimiz için bazı şeyler sanki aynı gibi etkiyi yaratsa da hepimizde yaşanılanlar kendine özgü ve kendi gerçekliğindedir.




Sayfa 3 / 13 İlkİlk 1234567 ... SonSon