Sayfa 12 / 13 İlkİlk ... 28910111213 SonSon
Toplam 186 mesajın 166-180 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #166
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Vay be vefam,

    Çok güzel bir öyküydü gerçekten...

    Anılar, anılar neden hep tetikleyicidir ve hiç ummadığın bir anda seni alır götürür, kimbilir nerelere?.....

    Zembereğinden boşalmış gibi bir kaç gündür bu efsunlu kentte ordan oraya savruluyorum.Trafik berbat, aynı anda tüm kentte başlayan onarım çalışmaları var. Adım adım gidiyorsun bu sebeple sokaklarda.Her tarafımız denizle çevrili de olsa bu efsunlu kentte bu ulaşımı daha güzel hale getirmek için neden fazla çaba yok diye düşündüm Eminönünden Kadıköy e gelirken bir vapur güvertesinde.

    Deniz yolculuğunu seviyorum. Martıların bizlerle yarışmasını, ve attıkları kahkahaları da seviyorum. Ama galiba en çok bir İstanbul simidi ve çayı seviyorum.Karnım tıka basa dolu olmasına rağmen, yine de bir İstanbul simidi ve çay..... İşte dünün en güzel anlarından biri diye düşünüyordum.

    Ama aceleci olmamak lazım bilirsiniz. Anlayamadığım, koyu renkler dağıldı mı bir o kadar güzel dağılıyor. Ve ardından sımsıcak renklere bırakıyor karanlığını.Sımsıcak renklerinde devam zamanı sınırlı. Bir karanlık, bir aydınlık diye geçiyor zaman.

    İşte öyle bir gündeydim.Yani sıcak renklerimdeyim.

    Henüz evime gelmiştim ki telefonun sesiyle irkildim. Çok sevdiğim bir arkadaşım sana bir süprizim var hemen Karaköy e gel diyordu.

    "Yahu daha yeni geldim" sözüm askıda kaldı, uçuştu....

    Bir başka zaman olsa, aynı yolları bir kez daha aşındırmaya gücüm yetmez. Ama dedim ya sıcak renklerimdeyim. Gittim bu yüzden...

    Karaköyden arkadaşımla birlikte bildiğim caddelerden geçerken süpriz i de merak etmiyor değildim. Ama kararlıydı arkadaşım hiç bir şey söylememeye bu sebeple bu konu da soru sormamayı tercih ettim.

    Bildiğim bir yere geldik, Harbiye açık hava tiyatrosuna güzel bir müzik geliyordu, anladım ki bir konsere davetliydim. Sonra inanamadım. Vapur güvertesinde çayımı yudumlarken gazetelere baktığımda Ahmad Jamal konserini okurken; " tüh kaçırdım " deyişim geldi aklıma.

    Tam Ahmad Jamal in konserinin içinde buluverdim kendimi. Bendeki keyfi görmelisiniz. Herşey geldi mi üst üste gelir. Belalar da güzelliklerde.

    Konser müthişti, anlatmaya kelimeler pek yeterli değil, orda olunması gerekiyordu ama benim beş altı sene önce gittiğim konser geldi aynı yerde.

    Sizleri bilmem ama ben sevdiğim bir şeyi paylaşmadan edemem. Bir sinemaya mı gidecem, yalnız gitmeyi sevmem, yanımda sevdiğim olmalı ki çıkışta duygularımızı paylaşabileyim.

    İşte son gittiğim festival kapsamında İspanya da kaldığım aile ve orada yaşadıklarım canlandı birden bire gözümde.

    Evinde kaldığım Angel çok iyi biriydi de her şeye muhalif ve katı kimliğiyle epey güldürmüştü beni. Gittiğim yabancı ülkelerde sadece oraya özgü çalgı aletlerini almaya para harcayan ben, İspanya da kastanyet almıştım. Ve keyifle misafir kaldığım yere giderken nasıl çalınacağını bana İspanyol arkadaşım Angel öğretir diye heyecanla kastanyetleri göstermiş ve Angel in garip bir tavrıyla kalmıştım;

    "Kastanyet !!!! bu benim kültürüm değil !!!!! "

    Salvador Dali den nefret eden Picasso yu seven mavi gezegenden Angel, kendini İspanyol olarak görmüyordu, O bir Katolondu....

    Neyse yine fado müziği hayranı olan ben Barselona da girmediğim müzik market kalmayarak nihayet fadoy la ilgili bir kaç cd bulabilmiştim. Yine büyük bir keyifle geldiğim evde Angel ın garip sorusuyla karşılaşmıştım;

    " Bu müziği nasıl dinlersin ???? gözyaşı dökmeyi çok mu seviyorsun ?"

    İstanbul a geldiğimde cd sini aldığım Dulce Pontes, İstanbul Harbiye Açık Hava Tiyatrosuna bir konser için gelmişti.

    Kaçırılır mı????

    Tabikii kaçırmadım. Ama sevdiğim bir şeyi sevdiklerimle paylaşma arzum ağır bastığı için , çok sevdiğim Nihal i de bu konsere ikna ettim. Cd. yi o da sevmişti çünkü. Ancak bir hata yaptık dostlar, bu konsere eşlerimizi de götürmeyi istedik ve başardık.

    İşte o konseri hiç unutamam. Ben büyük bir heyecanla konseri dinliyorum, Nihal de memnun hayatından ama sağ ve solumuzda oturan eşlerimizin ilk bir kaç parçadan sonra suratları asıldı. Önce pek önemsemedik. Ama konser devam ettiği sürece eşlerimizin suratlarından düşen bin parça olmaya başlamıştı. Nihalle konuşmak için kelimelere pek ihtiyacımız yoktur.

    Hata yaptığımızı anlamıştık. Ve tüm konser boyunca öyle bir gerildik ki, sonuçta iki insan orada işkence çekiyordu.

    Hay tanrım!!!! bizi görmeliydiniz. Sanki konserde değil, çok komik bir tiyatroda gülme krizine tutulmuş iki kadın vardı. Nasıl çıktığımızı size anlatamam.

    Dünyanın en güzel şeyi, yanında seninle birlikte keyif alan kişilerdir. Eğer bunu sağlayamazsanız her şey çok farklı bir hale gelebilir. O gün bugündür elimden geldiğince kimseye gideceğim sanat etkinliklerine davet etmiyorum.

    Ama dün, en azından benimle birlikte aynı keyfi alan arkadaşımla jazz müziğinin bu efsanevi kişinin müziğiyle kendimden geçmişken nedense Dulce Pontes geldi aklıma.

    hafif bir gülümseme yayıldı yine dudaklarıma. Arkadaşım müziğin keyfinden diye düşündü. Gerçeklik payı vardı ama birbirinden bu denli farklı iki müzik arasında bir anı da takılı kalmıştı dünün mutluluğuna.

  2. #167
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Andante anlattıkların arasında ilgimi çeken şey şu oldu. Birlikte olduğun insanların ilgi duyduğun konudan hoşlanmalarını istiyorsun, bence haklısında. Bir kaç yıl önce çıktığım bir kızla bir tiyatroya gitmiştik. Tiyatrodan çıktıktan sonra kız arkadaşıma oyunu beğenmediğimi söylemiştim. Birden yüzü asılmış ve hiçbir şey söylemeden öylece susmuştu. Tabi ben yaptığım kütüklüğü o an anlamadım. Sonraları yeni tanıştığın bir kızla bir yere gittiğinde , mesela her hangi bir sanat etkinliğine, dünyanın en iğrenç eseriyle karşılaşsan dahi yüzünde beğenmemenin buruşukluğunun olmaması gerektiğini öğrenecektim. Çünkü oyun kötü bile olsa sen o esnada onunlasındır ve onun varlığı hiçbir olumsuz şeyin gerçekleşmesine izin vermemelidir. Yani o yanında olduğu için dünyanın en kötü oyununu bile güzel yanlarıyla görmelisin. Eğer böyle güzel bir yan yoksa bile yaratmalısın!

    Sonra bir sinema filmine gitmiş ve çok dürüst olan şahsım yine filmi beğenmediğini açıkça söyleyivermişti, ve yine yüzümde beğenmemenin oluşturduğu o buruşuk mimiklerle...Kızımız nasıl olupta onun olduğu yerde herhangi bir olumsuzluğa vurgu yapılabilmesinin sancısını ikinci kez yaşamış oluyordu ve yüzü yine asılıvermişti.

    Valla evlenince nasıl oluyor bilmiyorum ama eğer çıktığınız bir kız varsa dünyanın en olumsuz şeyiyle bile karşı karşıya kalsanız sırf o sizin yanınızda olduğu için mutlu görünmeye çalışmak zorundasınız bunu biliyorum. Tecrübeyle sabittir. Konuyla ne alakası var diceksin. Ne bilim işte ya öyle...

  3. #168
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Evet bana soracak olursanız bir tatilin en güzel tarafı; sonradan evine dönebilmektir.

    Anlamakta zorlanıyorum, dünyanın neresine gidersem gideyim, hangi rahat ortamda bulunursam bulunayım, özlediğim tek kent İstanbul oluyor, ve bir de evim...

    Tatil ise oldukça ilginçti....

    Oldum bitti, güneşin altında kalmayı pek sevmem. Sevgili kadınlarımızın yağlı güreşe çıkacaklarmış gibi, ha bire yağlanıp, sere serpe kızgın güneşin altında kalmalarını anlamakta her zaman zorlanmışımdır. Kuşkusuz sağlık açısından faydaları vardır ancak biz bir türlü dozu ayarlamayı bilemediğimizden yararından çok zararını görmüşüzdür ve inatla yine güneşin altında kalmaya devam etmişizdir.

    Denizin kıyısındaki üç haftalık tatilim süresince üç tane kitabı, gölge de insanları izlerken okumanında tadı başka.Kendimle başbaşa kalabileceğim tek yer bir kitabı okurken yaşanıyor benim tarafımdan. Bu arada da çocukların şen kahkahalarını duymak, denizden gelen esintiyle ürpermek te işin başka bir tadı hani....Ve birden bire kitabı bir kanara koyarak serin sulara kendini atmak ve yüzmek te başka bir keyif....

    İnsanlarımızı seviyorum. kaldığım yerdeki insanlarımızı ise bir başka sevdim. 1974 yılında yapılmış oldukça kalabalık ama içinde her türlü ihtiyaca cevap verecek donanımlara sahip .Site sakinleri ; bir kaç kişi ben de dahil olmak üzere , hepsi uzunnnnnnnn yıllardır birbirlerini tanıdıklarından bizlere garip gözlerle bakmayı ihmal etmiyorlar.

    Bu sebeple uzun bir mücadeleden sonra; günaydınlarımıza, iyi akşamlarımıza cevaplar geliyor ama ılık bir sıcaklıkta

    Eski bir site olduğundan, site sakinleri de doğal olarak eski.... Ya kısaca biz onlara yaşlı diyebiliriz değil mi? Ama emin olun, gençleri kıyaslandırmayacak bir şekilde, yağlı güreşe meraklı kadınlarda. Yanlarından kocalarını da hiç eksik etmiyorlar.

    Çok hoş bir görüntü aslına bakacak olursanız. Hani denize giderken vaz geçilmezler vardır ya; deniz terliği, havlu, çanta gibi, kocalarda bu aksesuarlara uyum içinde tin tin eşlerinin yanında. Saatlerce ben gölgelenirken, bu yaşlı çiftlerimizin başına ne zaman güneş geçecek, ya da tansiyon falan gibi bir şey olur mu acaba diye merakta bekleyen ben için olağan üstü bir şey söz konusu olmadı. Taş gibiydiler vallahiiiiii...

    Ne ilginçtir, tam da bu esnada sevgili pegasus yaşlılıktan pardon!!! 30 yaş bunalımından söz etmiş !!!!

    Canım kardeşim benim, beraber bir tatil yapma olanağımız olabilseydi eğer, buradaki site sakinlerimizi görünce kendini nasıl hissederdi bilemiyorum açıkcası?

    Dikkatimi çeken şey insanların pek birbirileriyle konuşmamasıydı. Demek belli bir yaştan sonra yanyana olunsa bile insanlar arasında konuşulacak bir şey olmayabiliyor.Gel de şimdi Edip Cansever in kulaklarını çınlatma;

    Gökyüzünde iki uçurtma başıboş
    Yanyanayız sadece
    ........

    Arada sırada sitemizi gençler şenlendirmiyor değildi elbette. Ama inanın ben gençleri de bazen anlamakta zorlanıyorum.

    Abi hatırlıyormusun geçen sene nasıl bir bunalımdaydık?

    Sorma abi yaaaa, ulan nasıl dayandık biz hergeleler gibi o deprasyona?

    Vallahi abicim beni bu deprasyondan şu herif çıkartı, duydun mu lannnn şu parçadaki sözleri

    Manyak lan bu heriffff!!! Ulan ne güzel ....... geçmiş görüyonmu gitarla

    Bu konuşmalar son derece çekici, bikinili iki hanım kızımıza ait.

    Acaba gözlerim beni yanıltıyor mu diye dikkatlice bakıyorum, bildiğiniz gibi artık kadın erkek lerimizin yanında son derece doğal olarak karşılanan ve bir ayrıcalık, bir lutuf olduğu söylenebilen üçüncü cinsiyetlerimiz de var. Ama yokkkk !!! bayan bunlar

    Tam bunları düşünürken, henüz güneşin yakıcı ışıklarıyla kararmamış bir genç kız ve yanında bir erkek arkadaşı hemen yanıma havlularını seriyorlar.

    Aman tanrım, nihayet, doğru düzgün bir insan ilişkisi yakalayabileceğim diye düşünürken yanıldığımı anlıyorum. Kızımız, herhangi bir şeye canı sıkkın olarak binbir suratla oturuyor hiç konuşmadan. Zavallı erkek arkadaşı ne şaklabanlıklar , ne soytarılıklar yapıyor kızı güldürebilmek için. Ama kız gülmemeye hatta konuşmamaya öylesine kararlı ki....

    Aralarında bir tartışma geçtiğini düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz, kızımız sadece böyle takılmak istiyor. Erkek, kıza dokunuyor, ona öpücükler gönderiyor, ama kızımız asla mutlu değil.

    İçimden diyorum ki, bir şey desem mi acaba?

    Ya kızım manyakmısın sen?... Neye kızgınsan boşverrrrrrrr. Bak yanında sana bir sürü şaklabanlık yapmaya hazır, bu halinle bile seninle olmak için her şeyi yapabilecek biri var, dokun sen de ona, hiç bir şey yapamıyorsan, gülll....tebessüm et.........

    Demiyorum tabikii bu sözleri. Okuduğum bir cümleye takılıp kalıyorum;

    " Sana bir sır vereceğim," diyor Oscar Wilde. " Çağımızın ilkel ve korkunç olduğunu sana söylemiştim ya. Önümüzdeki çağ da ilkel olacak, sonraki de, ondan sonraki de."

  4. #169
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Bir tatilin en güzel tarafı eve dönüş demiştim ya..... aynı zamanda bir tatilin en güzel tarafı; hemen her şeyi bir süreliğine geride bırakarak umarsızca davranabilme özgürlüğüdür de...

    Hemen hergün birbirine benzeyen davranışlarda bulunsak ta, tatilde yapılanlar çok daha keyif mi veriyor insana ne ?....

    Güneş ve denizle muhteşem ayinini yapmışsın, duşunu almışsın ve geçmişsin balkonuna yakmışsın bir tane de sigara, keyifle tüttürürken Türk kahveni yudumluyorsun......

    Gözabildiğine uzanıyor biraz önce yüzdüğün deniz ve sen onu tepeden seyrederken, güneş yavaş yavaş kırmızılığına dönmekte ve boyamakta her yeri, uzakta ama çok uzakta yelkenlilerin beyaz rengini görüyorsun rüzgarla yarışan....

    İşte tam bu arada üç haftadır duymaya alıştığın bir ses kaplıyor her tarafı;

    Sayın site sakinleri!!!

    Birden bire kendini nazi kamplarında gibi hissetmen işten değil. Öylesine kesin ve kararlı bir sesle konuşuyor ki duyduğun ses irkiliyorsun;

    Bildiğiniz gibi çoğunluk sağlanmadığından site yönetimi seçimleri cumartesi günü 14.30 da yapılacaktır !!!!

    Hay allah diyorsun yüksek sesle.... Ne diyeceği varsa desinde kurtulayım bu sesten ve bu muhteşem manzarayı seyretmeye devam ederken kahvemin keyfini sürdüreyim.

    Ama aynı zamanda bu sesin bitmeyeceğini de öğrenmişsindir artık. Bitmiyor uzadıkça uzuyor konuşma ve anlamamış olabileceğimiz kuşkusuyla aynı şey ikinci defa tekrarlanıyor.....

    Zamanla bu gestapo vari konuşmalarla zamanı tayin etmede de ustalaşıyorsun.

    Saat 13.30;

    Sayın site sakinleri!!!! Bildiğiniz gibi saat 14 ila 16 arası dinlenme zamanıdır, belirtilen saatte havuza girilmemesi ve binalar arasında gürültü yapılmaması önemle rica olunur

    Saat 17.00

    Sayın site sakinleri!!!!! Kafeteryamızda, çay, kahve, açma börek ,lokma saatleri başlamıştır !!!!

    Bu bildiriler çeşitli zaman dilimlerinde ortaya çıkarak sizleri garip bir duruma sokuyor ama bildiğiniz gibi insanoğlu her türlü duruma en kolaylıkla alışabilen bir yaratık olduğundan red etme eyleminiz kolaylıkla kabul e dönüşebiliyor.

    Evin içi güzel..... 17 yaşında olan kızımla birlikte yaşları 16 olan ikiz yeğenlerim gençliğin her türlü sorumsuzluğunu tatilde yaşadıklarından sevinç ve neşe kaynağı olabiliyorlar. Ama bildiğiniz gibi bu yaşlar özel yaşlardır. İnsanoğlunun kendini dünyanın merkezinde gördüğü bir yaş döneminde olduklarından zaman ,zaman aralarında tartışmalarda çıkmıyor değil.

    Oldukça eylenceli aslında bu tartışmalarını izlemek.

    hayır o benim elbisemmmmmmmm

    nerden çıktı seninmiş

    Ya olmazzzzzz senin giymene izin vermemmmmmmmmm

    Şeklinde başlayan tartışmada sesler konuşma sesinden biraz yüksek kuşkusuz ve tam bu sırada evin telefonu çalıyor henüz onlara "saçmalamayın " demek üzereyken.

    Telefona koşuyorum ve susmalarını söylüyorum ama onlar hala odalarında benim- senin tartışmasına devam ediyorlar.

    Telefondaki ses yine buyurgan sesiyle beni azarlıyor ve yaptığımız gürültüden dolayı jandarmaya haber vereceklerini söylüyor.

    Çocukların tartıştığını söylüyorum ama dinleyen yok, jandarma gelir haberiniz olsun cümlesiyle telefon kapanıyor. Doğal olarak kimin aradığını soran gençlere durumu bildiriyorum ve kimse bana yine inanmıyor şaka yaptığımı sanıyorlar.

    Şaka yapmadığımı anlatmaya çalışırken yan balkondan jandarmayı çağıracakları sesini duyunca bana inanabiliyorlar.

    Elimde olmadan garip bir duyguyla gülmeye başlıyorum. Sinirden güldüğümü düşünen gençlere neden güldüğümü anlatacak durumda değilim ,gülmem; kahkahalara varıyor.

    Neyse, gülme krizim geçince başlıyorum anlatmaya. Gerçekten jandarmaya haber verilse ve jandarma gelmiş olsa ne olur?

    Ne diyeceğiz jandarmaya yada jandarma bize ne diyecek?

    Hakkınızda şikayet var,aranızda suçlular varmış, kim bu suçlular?

    Bizim ikizler bikinili bir şekilde jandarmanın önünde sus pus duruyorlar...

    Demek sizsiniz ha !!! bir de kılık değiştirmişsiniz. Bikinili terörist haaa, valla çok akıllıca

    Herhalde yok biz bir şey yapmadık, sadece tartışıyorduk falan gibi cümleler söyleyerek kurtulmaya çalışabilir bizimkiler.

    Susun bir de yaptıklarınızı ört bas etmeye mi çalışıyorsunuz...Biz sizin nasıl tartıştığınızı biliriz, hangi konuda tartışıyordunuz bakalım?...

    Ya benim elbisemi giymek istemişti de....

    Susun melunlar !!!! "elbise" yaz kardeşim bir kod olmalı bu

    Birden gözüme böyle bir sahne gelmişti de ona gülüyordum.

    Kızların tartışırken seslerinin bir parça yüksek olduğu konusunda hiç itirazım yok. Ama bu kadar mı tahammülsüz olduk bunu anlamakta zorlanıyorum.Sonuçta iki genç kız çok basit ama kendileri için çok önemli bir konuda bir kaç dakikalığına seslerini biraz yükseltti. Düşünüyorum da kendimi çok kötü hissetsem ve içimden bağırarak ağlamak gelse bu ortamda başkalarını rahatsız etmiş olacağımdan azarlanabileceğim.İçlerinden birisi ne oluyor bir yardımın dokunabilir mi diye hareket etmeyip sadece kendi rahatsızlığını düşünebilecek haaa....

    Bu arada gestopo sesi etrafı çınlatmaya devam ediyor

    Site sakinleri !!!kafeteryamızda bu akşam imambayıldı, pilav ve cacık servisi başlamıştır..

    Bunun için jandarmaya gerek yok duyrulur. ( Saat 20.00 )

  5. #170
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Küskünleri artık kolayca anlayabiliyorum ve anlamanın ötesinde onlara hak ta veriyorum dedi genç kadın evinden içeriye girerken. Telaşlıydı ve bir parça da yılgınlık vardı hareketlerinde. Anahtarlarını hiç bir zaman savurup atmazdı ortalığa, özenle yerleştirirdi anahtarları ancak bu sefer atıverdi koltuğun bir köşesine.

    Hemen yanıbaşına da oturuverdi koltuğun ve elleri nerelerde dolaştığını bilmezcesine dolanırken çantasının labirentlerinde aradığını bulmuş olmanın çoşkusuyla götürüverdi bir tane sigarayı dudaklarının arasına.Oralarda bir yerde bir de çakmağı olmalıydı ve artık sigaranın dumanını derince içine çekip kendisiyle başbaşa kalmanın tam sırasıydı.

    Gerçekten anlıyorum küskünleri diye tekrarladı....

    Oysa bilinen anlamda tam bir çocukluk davranışıydı, küsmek... hatta neredeyse şımarıklık bile denilebilirdi bir yetişkin için küsme eylemi ilk bakışta.

    Neyin anlamı var ki aslına bakarsan diye konuşuyordu kendisiyle. Neyin anlamı var ki????Çok garip acı falan da duymuyordu üstelik.. Garip bir öfkeydi duyduğu sadece.Birine anlatsa yaşadıklarını hiç şüphe götürmez ki;

    Buna mı kızgınsın ? diye bir soruyla karşılaşabilirdi. Bu daha da artırırdı öfkesini adını bildiği gibi emin olduğundan iç sesiyle konuşmaya devam edebilirdi...

    Hani ne kadar çok dostun olursa olsun, ne kadar bildiğin şey olursa olsun, herşeyi bir kenara bırakıp tek başına olmayı istediğin etrafa bön bön bakmayı arzuladığın anlar vardır ya, işte o anlardan birisindeydi.

    Küsmek, bir şımarıklık gibi gelmiyordu ona . Belki bir çabasızlık var gibi gözükebilirdi dışarıdan baktığın zaman ama ne denli çok çabaladığının o bilincindeydi. Olmuyordu, bazen işler yada yaşam böyle sarpa sarıyordu. Ve bir yerde red etmenin bir başka boyutuydu küsmek...

    Sanki yapabileceklerimi yaptım, ama artık yapabileceklerim bunlar , bundan sonrasında ben yokum, demenin bir başka versiyonuydu.Kelimeler yorucuydu artık...Hele cümleler iyice ağır.....

    Yaşamın gerçekten bir büyüsü olduğuna inanırdı. Yaşamdan vaz geçmek adına değildi bu küsmek. Yaşamın bu büyüsü kazanmak yada yitirmek amacı gütmeyen bir oyunun büyüsüydü onun için. Uzun zamandır tek kişilik bir oyun oynadığının farkına vardığından beri iyi değildi aslında.Etrafını saran onlarca kalabalığın arasında yalnızlığını hissetmenin dayanılmaz sanrısıydı onu küsmeye iten.Hele bir de ona " harikasın !!! " denildiğinde, hissetmediği bir olguyu bir başkasının farkında olmasına iyice içerlemeye başlamıştı.

    Ya kendisi yalandı, yada ona söylenenler....

    hafifçe gülümsedi kendi kendine, sen çok yaşa Baudelaire dedi...Kendimi rahip gibi hissettirdin ya beni, sen büyük bir adamsın!!!!

    " Rahip olağanüstü bir kişidir, kalabalığı olmayacak şeylere inandırır da ondan "

  6. #171
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Keşkelere karşıyım.....

    Ama nedense özellikle son üç gündür o kadar çok keşke kelimesiyle başlayan cümlelere tanık oluyorum ki, ister istemez insanoğlunu bu denli yapmak istediği şeylerin dışında bir iş yapmaya zorunlu kılan nesnel koşullar nelerdir diye düşünmeden edemiyorum.

    Kalifiye eleman çok zor yetişiyor günümüzde. Hele eğitim sektöründe gerçek anlamda bir eğitimciyle karşılaşmak gittikçe zorlaşmaya başladı. Öğretmen alımında rastgele seçimler,eğitim politikamızın hiç bir zaman doğru düzgün gitmemesi eğitimcilerinde istedikleri kaliteyi yakalamasına engel oluyor.

    Kırk yılın birinde bütün bu arbedeleri aşıp eğitim adına bir şeyler yapabilecek gibi gözükenleri de ya sistem harcıyor yada insanın bedeni buna dayanamıyor ve onu kaybediyoruz.

    Yeni yıla girip bayramı da içinde kutladığımız tatil sonrası daha önce çalıştığım okuldaki müdürümün hastaneye kaldırılmasını takip eden süre iki saat sonra onun yaşamını yitirmesiyle son buldu.

    Dikkat ettimde ilk kez "şaka yapıyorsunuz !!!" cümlesini o gün kullandım. Ölüm olgusunu yaşamın bir parçası gibi gören ben için bile onun ölümü öylesine şok ediciydiki....

    Eğitimci kimliğine hayran olmakla birlikte insan kimliğiyle de benim açımdan bir mükemmeli içinde barındıran bu kişiyle yaptığım en son konuşmayı hatırladım ister istemez....

    Kendisi için 5 yıllık bir kalkınma planı hazırladığını söylerken gözleri ışıl ışıldı. Büyük emeklerle büyüttüğü oğlunun nihayet üniversiteye girmesiyle derin bir soluk almış ve kendisi için yaşama sözü vermişti.

    Kendini bilen, kendine saygılı, edebiyata düşkün bir kişinin güzel hayalleri de vardı üstelik. Daha önce yayınladığı kitaplara bir yenisini daha eklemek ve şarkı sözü yazmak......

    Geçen sene okulda bir toplantıda kendisinden habersiz doğum gününü kutlarken birden bire arkasından parlayan ışığa ve sese karşı döndüğünde etrafa" seninle herşeye varım ben " şarkısı yankılanıyordu kendi fotoğraflarıyla birlikte. Nasıl da kızarmış ve utanmıştı...

    Bir kalp krizine yenik düştü bu eğitim savaşçısı henüz 50 yaşındayken.Ölümün arkasından güzel şeyler söylendi. Dostları gerçek gözyaşlarını bırakıverdiler ve onu en son yolculuğuna kadar uğurladılar. Sanki tüm insanların yüzünde onu tanımanın mutluluğu vardı.

    Büyük bir çoğunluk ise bu tatsız şakanın şokunu üzerinden atamadı ben de hala atamayanlardanım. Neden bazı ölümlerin zamansız ve adil olmadığı söylenilir her ölüm anında?.... Neden kelimelere işte bu keşkeler yerleşiverir acı bir şekilde?

    Henüz bu şoku atamamışken üzerimden pazar gününün o sevimsiz uyuşukluğunda can dostumun telefonuyla irkildim. Ve bana kötü olduğunu annesini hastanenin acil bölümüne kaldırdıklarını söylüyordu.

    68 yaşında artık yaşamın tüm ağırlığını kaldırmış ve kendisi için hafta sonu gezilerini yapıp evine dönen bir kadını bir motosiklet nasıl durdurabilir evine bir daha dönmemecesine?

    Hastane koridorları tıklım tıklım. Bu efsunlu kentin hastanelerinde de diz boyu acı var hemde hiç olamayacak kadar yoğun bir biçimde. Neye niçin üzüleceğini bilmeden, kendisi için yeşil ışıkta karşıdan karşıya geçen bir insanın beynini parçalayarak akciğerlerini parçalayarak ve tüm kemiklerini kırarak nasıl yok edebilir bir anlık zaman diliminde....

    Keşkelerin ardı arkası kesilmiyor.....

    Keşkelerin olmadığı bir dünyayı nasıl arzuladığımı hissettim o derin acımın içinde.Keşkeleri yıkma günü düzenleyelim ve ne yapılması gerekiyorsa yapalım elbirliğiyle.

    Keşkesiz bir yaşamın yolu, yaptığımız her eylemin bir yerlerde hepimizin yoluyla kesiştiği gerçeğiyle de kesişiyor.

  7. #172
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Yaşam belli bir yaşa gelince sanırım eskisinden daha hızla akıyor diye düşündü kadın.Çoğu şeye yetişemiyorum dedi arkasından.Sağlığımla ilgili benim hızımı kesecek bir şeyde yok üstelik. Öyleyse neden yarım kalıyor herşey?

    Neden tamamlanamıyor cümleler?

    Bir şeyler yanlış ya, bakalım zaman ne gösterecek dedi ve kahvesini yudumlamaya başladı.Çalan müziğin sesini biraz daha açtı sonra.

    Tschaikovsky Romance çalıyordu. Ne çok eleştiri almıştı zamanında;"müzik evrenseldir, müziğin milliyeti olmaz "diyerek Ulusal akıma karşı olduğu için.Nasıl yumuşak ve dingin müzikti bu böyle, sanki derin bir ormanda huzur içinde kaybolmuş gibi hissetti kendini.

    Son zamanlarda " Haksızmıyım " kelimesini o kadar çok duymuştu ki. Neden herkes haklı çıkmak için bu kadar hırpalıyor kendini diye düşünmeden alamadı.Bunu bir soru olarak sorduğunda cevap vermek için iki seçeneğin olmasına rağmen soruyu soran kişinin gözlerine baktığında onaylanmayı beklediğinden " evet "demek mi gerekiyor hep.

    Tschaikovsky seçimiyle yapayalnız kalmıştı bir an. "Haksızmıyım "diye sormuş olabilir mi acaba birilerine.Ya da kendine....

    Cinsel seçimi de yanlıştı çoğunluğa göre ve yaşantısının sonuna kadar yalnızlığı tercih eden bir yaşamı oldu bu sebeple. Şimdi elimizde eserleri kaldı yadigar, ne karşı olduğu ulusal akım önemli ne de cinsel tercihi .

    Seçmeye zorlamak daraltıyor dünyamızı. Ve günümüzün insanının yapmak zorunda kaldığı en önemli şeylerin başında bu geliyor işte.Hep seçiyoruz. Oysa seçim yaptığımız andan itibaren geriye dönüşümüz yok seçmediğimiz için.

    Aynı şeyleri düşünmek ve aynı şeyleri yapmak bu kadar mı önemli insan hayatında.Benim gibi düşünmezsen ben yokuma kadar dayandırılıyor düşünceler. Sonrada uygar olduğumuz iddaa etmiyormuyuz en çok ta buna gülüyorum işte dedi iç sesiyle.

    Despotizmin farklı versiyonlarını her alanda görmek söz konusu uygar dünyamızda. İşte bu sebeple can alıcı noktayı unutup, kendi iç dünyamıza dönüyor ve yalnızlığı seçiyoruz.Heyecan kalmıyor belki hayatımızda ama en azından güvende oluyoruz diye geçirdi aklından geçenleri.

    İşte yine bir seçim aslında bu dedi ve gülümsedi.

    ( Bu adamın müziğini çok seviyorum. Romance bulamadım ama insan sesine en yakın tını olarak tabii, viyolonsel için yazılmış bir eserini sizinle paylaşayım. Velet bu arada iyi çalıyor ha )

    P. I. Tschaikovsky: Nocturne

  8. #173
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    A benim güzel sığınağım, epeydir uğramadığım sayfam benim...

    Zaman zaman kendi kendimize uydurduğumuz kelimelerin yada benzetmelerin bir süre sonra dilimize yerleşmesiyle birlikte benim için kaos başlıyor.

    Örneğin hiç bir zaman "Kendine iyi bak!" cümlesini anlayamayanlardanım

    Bu cümle bana bir çok şeyi çağrıştırır;

    Ya sen öyle salak birisin ki, kendine bakmaktan acizsin, aman kendine iyi bak, başına bir şeyler getirtip benim başıma bela olma....gibi.

    Aynı şekilde "hoşçakal" kelimesini de pek anlayamayanlardanım

    Bu kelime bende hoş olup olmama arasında bir şey, yada azıcık hoş ol anlamı çağrıştırıyor. Onun yerine " hoşkal " desek bu duyguyu hissetmeyeceğim.

    Buna benzer bir çok şeyi günlük yaşantımızda kullanır olduk.

    Esenkal...

    Duayla kal...

    Devamı gelecek mi bunların acaba?

    Emin olun gelecek.

    Geçen gün eski öğrencilerimden ikisi beni ziyeretime geldi. Açıkcası yine bol kahkahalı anlar yaşadık. Artık gitme anı yaklaşıp öğrencilerimden biri bana " tarzınızı koruyun " diyene kadar.

    Bu ne ya dedim....

    Aaa dedi, hocam siz ki toz kanatlı bir kelebeksiniz, ufacık gövdenize yüklü kaf dağı ( bu şiirin bu dizelerini sık kullanırdım, unutmamış velet), nasıl olur da yeni trentleri bilmezsiniz?

    Meğer artık insanlar vedalaşırken bu cümleyi kullanır olmuş.

    Tarzını koru !!

    Ne diyeyim, diyecek çok şey var da, denildiğinde ne oluyor değil mi? Susmaksa bazı şeyleri anlamlı kılan; susayım.....

  9. #174
    Üye
    bayke Avatarı

    Gerçek Adı
    Kemal
    Üyelik Tarihi
    06.04-2005
    Son Giriş
    07.02-2009
    Saat
    15:10
    Yaşadığı Yer
    İSTANBUL/Beykoz
    Mesaj
    756
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    yeğenim sayesinde bizim maallenin gençleriyle de az buçuk muhabbetim var.
    benim uydurduğum bi sözcük de hızla yayılıyor.
    ayrılırken birbirlerine HBŞ diyorlar
    nedir bu HBŞ..?
    başlarda bu "Hayatta Başarılar" dı. çocuklara uzun geldi .
    eee bunlar SMS gençliği, kısaltma yaparak kontörden kar ediyorlar.
    ulen konuşurken de mi kontör harcıyosunuz hergeleler..!
    şimdi birbirlerine el sallayıp kısaltılmışını söylüyorlar
    - hadi hebeşe..!
    - oldu canım sana da hebeşe..!

  10. #175
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    SMS'de en son nokta:

    E P L
    "Evlencez Para Lazım"
    Allahım yaa.. İyi ki benim gençliğimde cep telefonu yoktu! :twisted:

  11. #176
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sevgili dostum,

    Diyorsun ki " iyi ki gençliğimde cep telefonu yoktu"

    İster istemez düşünüyorum, eğer olmuş olsaydı bizde mi şimdi yapılanlar gibi davranacaktık?

    Geçmişten gelen doğru ve düzgün Türkçe kullanmak alışkanlığını hala sürdürürken yeni dağarcığımıza giren kelimelere veya cümlelere karşı oluşumuzun nedeninde gerçekte ne var acaba?

    Asıl yitirdiklerimiz ne aslında.......

    Bu anlamsız yeni dili red ederken ister istemez edebiyatçıları düşünmeden edemiyorum. Bir dilin gelişmesinde ve zenginleşmesinde en önemli rolü üstlenen kişiler edebiyatçılardır.

    İngilizceye en büyük katkı W. Shakespeare indir örneğin. Adamın yazdığı her şeyde İngiliz diline katkığı binlerce kelime vardır. Shakespeare i büyük yapan yazdıklarının içindeki müthiş gerçek, hayal gücünün yanında dile katkısıdır. Gerçi bunları yaparken İngilizceyi geliştirmek gibi bir amacı olduğunu hiç sanmıyorum. Bu topik oldukça kabarık olduğu için başları insanlar çoktan unutmuştur biliyorum. Bir sanatçının var olma sebebi kendini ifade etmesidir diye başlamıştım çünkü.

    İşte sanatçıların bu özelliğinden yararlanmak, onların yarattıklarından sonuçlar çıkartmak ta bizlere düşüyor sadece.

    Yine aynı şekilde Amerikalı yazar W. Faulkner da son derece önemli bir kişidir. Kimseye önermeyeceğim bir yazardır Faulkner. Adamın sadece bir cümlesi 1600 kelime, ve aynı cümle parantez içindeki 500 kelimeyle birlikte toplam nerdeyse 2000 kelimeyi bulabiliyor.

    Yanlış okumuyorsunuz. Sayılar doğru. Ama bazen tek kelimelik cümleleri de olabiliyor.

    Neden bu kadar uzun cümleler kullanıyorsunuz dediklerinde şaşırıyor Faulkner:

    Uzun mu cümlelerim diyor. Hayır uzun değil, ama diyor ama ben onları nasıl kısaltabilirim ki... Herşey birbiriyle o kadar ilgili ki hayatta, bugün yaptığım bir davranışım nedeni dünyaya geldiğim ilk anda gizlidir.Ben ta o ana dönemezsem bugün yazdıklarımın bir anlamı olmaz ki....

    İlginç bir yazar kısacası. Kitabını elinize aldığınızda ya ilk sayfada kaldırıp atar ve dünyada bir parça eksik yaşamaya devam edersiniz, yada dayanıp sonuna kadar okuyup bitirdiğinizde " vay be dersiniz! "

    Bilemiyorum hangisi doğru.Bildiğim Türkçenin yavaş yavaş yok olmaya doğru gittiğidir. Yazarlarımız bu konu da üstlerine düşenleri pek yapmamakla birlikte, bizlerde kültür emperyalizminin etkisiyle nasibimizi çoktan almış bireyler olarak dilimizin de yok olmasına karşı katkıyı her anlamda yapmaya devam etmiyormuyuz, işte bu en fazla acıtıyor beni.

    Madem Shakespeare dedik, onun bir sonnetiyle sonlayayım:

    66. Sonnet

    Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
    Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
    Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
    Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
    Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
    O kız oğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
    Ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru,
    Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
    Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
    Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
    Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
    Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen’e,
    Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
    Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.

  12. #177
    Üye
    bayke Avatarı

    Gerçek Adı
    Kemal
    Üyelik Tarihi
    06.04-2005
    Son Giriş
    07.02-2009
    Saat
    15:10
    Yaşadığı Yer
    İSTANBUL/Beykoz
    Mesaj
    756
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    İlginç bir yazar kısacası. Kitabını elinize aldığınızda ya ilk sayfada kaldırıp atar ve dünyada bir parça eksik yaşamaya devam edersiniz, yada dayanıp sonuna kadar okuyup bitirdiğinizde " vay be dersiniz! "
    bak bu cümle aklıma neyi getirdi.
    mina urgan'ın "bir dinozorun anıları" kitabındaki şu cümleye rastlayana kadar
    her kitap okumaya değer deyip sevmesemde sonuna kadar okumak için inat ederdim.
    mina urgan diyo ki orada.
    bi karpuz alıp eve gelirsiniz. kesip bakarsınız kabaksa, tatsızsa atarsınız.
    kitapda öyle..sevmediysem bitirmek için çabalamam.

    ben de artık öyle yapıyorum.
    ama şu amcanın kitabını bi gıdıkliim bakiim.
    türkçeye çevirirken 1600 kelimelik cümleyi nasıl kurgulamışlar müthiş merak ettim.
    yanlışım varsa düzeltin.
    eski -osmanlı- türkçesinde de "ve" bağlacı ve noktalama işaretleri olmadığı için cümlelerin uzun olduğu söylenir.

    tek kelimelik cümleler de olabilyor demişsin
    o da bi şey mi .. o da bi şey miii..! andanteciim.
    tek kelimelik kitap biliyorum ben yaa.
    kitabın adı Bayke
    tuğla gibi kalın, kaçıncı baskıyı yaptı unuttum.
    levha olarak geldik bu dünyaya fasikül olduk ne mutlu fasikül olarak gitmeyenlere

  13. #178
    Üye
    alperstein Avatarı

    Gerçek Adı
    Alper
    Üyelik Tarihi
    05.02-2006
    Son Giriş
    18.10-2017
    Saat
    14:27
    Yaşadığı Yer
    İzmir
    Mesaj
    211
    Alınan Beğeniler
    8
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sanem yine bir ucu açık başlık atmış, döktürmüssün...
    Cümlelerin ne kadar uzun ya da kısa olması bence çok önemli değil. Asıl önemlisi, taşıdığı anlam ya da kişiye göre değişen yorum.
    Ernest Hamingway'in bir öyküsünü anımsattı bana burada yazılanlar:
    Öyküsünün adı ve kendisi şöyle:

    "For sale, baby shoes. Never used."

    Sizin öykünüzün 6 kelimelik başlığı ve tamamı ne olurdu acep?


    Bayke dostum tek kelimeyle tefrika yazmış oku oku bitmez gaaari... Hahahaha... Tabii okumasını bilene...

    "Eeee, seninkinin adını yaz hele bir de, biz sonra yazarız" diyecek olanlar için yazayım:
    "Kendime rağmen kendimle birlikte yaşamaya devam"

    Son not olarak da bana saçma gelen bir konudan sözedeyim. Tamam, çağımız artık iletişim çağı ve en az sürede en çok bilgi aktarımı gerekiyor çünkü zaman kıymetli ve genel olarak söylersek "time is money" ya da" vakit nakittir"

    Durum böyle iken sms ve kısaltma ile iletişim çok mantıklı görünüyor. Ancak sorun şu ki iletişim olanakları arttıkça iletişim zorlaşıyor.
    Evet vakit nakittir ve GSM operatörleri her saniye milyarlar kazanıyor.;-)

    Aynı evde odadan odaya chat yapılıyor;-)
    Kızımın cep telefonu nedense hep kapsam alanı dışında oluyor, fatura hemencecik tarafıma iletiliveriyor;-)

    Neyse ben kaçayım msn de bi ark bişi sorcamış hade byeee
    cu oki?
    Kib
    x

  14. #179
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sevgili dostum bayke,

    Vallahi ömür adamsın. Ya bu Faulkner e ben çok şey borçluyum. Niye dersen? Bu adamı ilk keşfettiğimde, yerkabuğu henüz soğumamıştı. Eski radyolarımızı hatırlarsın elbette, birbirinden güzel söyleşiler yapılırdı.İşte yine böyle bir programda Talat Halman, Faulkner ı anlatıyordu.

    Aradım bildiğim tüm kitapçılarda, hatta o sıralar İstanbul da yaşamadığımızdan sırf bu yüzden babaannemi ziyaret ettim İstanbul da, yok yok yokkkkkkk tu.

    Kimse bu adamın kitaplarını tercüme etmeye yanaşmıyordu. Eee haklılarda, bu arada noktalama işaretleri falan da kullanmaz bu adam aynı zamanda...Büyük harfmiş, küçük harfmiş yok öyle bir şey zaman zaman yazılarında.

    Baktım olacak gibi değil, ben en iyisi İngilizce öğreneyim dedim. Ve İzmir Amerikan Kültür Derneğine yazıldım. Sayesinde orayı bitirip iyi derece de İngilizce öğrendim.

    Sonunda kitaplarını İngilizceden okumaya kalkışırken, İngilizceyi biraz daha iyi öğrendim.

    Ve yıllar sonra kitapları Türkçeye çevrilmeye başladı. Türk okurları da bu adamı tanıdılar mı bilmem.Ben yine de önermiyorum bu adamı.

    Konuları son derece uçuk olan bu adamın aslında kitapları sana göre olabilir bayke. İsa yı zenci yapar, onu hadım eder, akla mantığa gelmeyecek her türlü şeyi yapar yazılarında. Sayfalar dolusu yer okuduktan sonra cümleyi çözersin;

    Bunu isteyerek yapmadın değil mi diye sormuştur oysa....

    Haklısın Alper cümlelerin uzunluğu yada kısalığı değildir onları anlamlı yapan.İçerik, içinde taşıdığı anlamdır bazı şeyleri anlamlı yapan.

    Onun çok sevdiğim bir yazısından alıntıyla kapayayım şimdilik bu konuyu;

    Zaman mı, zaman diye bir şey yok, konuşmalarda anlatımı kolaylaştırabilmek için biz insanoğlu zamanı böldük, onlara isimler verdik, mayıs gibi, nisan gibi, perşembe gibi.... Oysa zaman var olduğu andan itibaren bildiği hızıyla akmaya devam etti.....

  15. #180
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    İster istemez düşünüyorum, eğer olmuş olsaydı bizde mi şimdi yapılanlar gibi davranacaktık?
    Kesinlikle!! Aslında "Şu Çılgın Teknoloji" ile "Toplumsal Bilinç" arası uçurum o dönemlerde bu kadar büyük değildi. O nedenle ben, eskiyle yeniyi karşılaştırmıyorum bile.. O an neyse o!

    Geçmişten gelen doğru ve düzgün Türkçe kullanmak alışkanlığını hala sürdürürken yeni dağarcığımıza giren kelimelere veya cümlelere karşı oluşumuzun nedeninde gerçekte ne var acaba?
    Aslında zamane gençliği bunu pek iplemiyor.. Onlar bir yolunu bulup anlaşıyorlar. (Onu nasıl beceriyorlar, bilemiyorum. :P ) Tasası bize düşüyor.. Her halde bu yüzden:

    Konfüçyüs’e sormuşlar: “Ülkenizi yönetme imkanı size verilseydi işe önce nerden başlardınız?
    Konfüçyüs demiş ki; önce dilimizi ele alarak işe başlardım, çünkü dil bozuk olursa iyi anlatamayız, düşündüklerimizi iyi anlatamazsak yapılmasını istediğimiz işler doğru dürüst yapılmaz, işler doğru, dürüst yapılmazsa, adetler ve kültür bozulur, adetler ve kültür bozulursa, adalet terazisi çalışmaz olur, adalet terazisi çarpılırsa halk ümitsizliğe, korkuya kapılır, ne yapacağını bilemez. Böyle bir halkı idare etmekse çok zordur”
    Aydın Engin, yıllar yıllar önce bir yazısında anlatmıştı. Avrupa'da bir toplantıya gitmiş. Ve Fransız Eğitim Bakanı kürsüye çıkmış orada. Demiş ki "Gelecekte iki sınıf insan kalacak: İyi eğitilmişler ve iyi eğitilmemişler." Bu iki konunun ne alakası var" diye sormayın. Çok alakası var. De mi Sevgili andante hocam? :wink:



    eski -osmanlı- türkçesinde de "ve" bağlacı ve noktalama işaretleri olmadığı için cümlelerin uzun olduğu söylenir.
    "ve" yerine "-u", "-ül" takıları falan vardı da, noktalama işareti olmadığı için cümlenin ne zaman bitmesi gerektiğini, bittiğinde ne yapacaklarını bilemiyorlarmış garibanlar. :P Yeni Türkçeye geçildiğinde ise epeyce bir süre, uzun ve ağdalı cümle kurmanın marifet olduğu sanılmış, ".ok yemenin arapçası" özellikle hukuk alanında uygulanagelmiştir.

    levha olarak geldik bu dünyaya fasikül olduk ne mutlu fasikül olarak gitmeyenlere
    "Ot gelip odun gitmek" diye bir deyim vardı. (Yoksa da ben uydurmuş olayım. :P ) Seninkisi daha iimiş.




Sayfa 12 / 13 İlkİlk ... 28910111213 SonSon