Sayfa 11 / 13 İlkİlk ... 78910111213 SonSon
Toplam 186 mesajın 151-165 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #151
    Üye
    alperstein Avatarı

    Gerçek Adı
    Alper
    Üyelik Tarihi
    05.02-2006
    Son Giriş
    18.10-2017
    Saat
    14:27
    Yaşadığı Yer
    İzmir
    Mesaj
    211
    Alınan Beğeniler
    8
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Güneş büyük,
    güneş yaşam,
    güneş patron,
    güneş sevgi,
    güneş umut,
    güneş samimiyet,
    güneş yanarken vermek,
    güneş koşulsuz sevgi...

    Dünya, güneşe mahkum,
    dünya pervane,
    dünya günebakan...

    Ay minnacık,
    ay taştan ve tozdan,
    ay miniminnacık
    Giriveriyor iki dostun arasına...
    Birden kararıyor ortalık, soğuk bir rüzgar esiyor, ürperiyor gölgede kalan...
    Ve sonra yoluna gidiyor miniminnacık ay...
    Güneş yine orada tüm ihtişamı tüm sıcaklığı ve koşulsuz sevgisiyle...
    İnsanlar gözlüklerini çıkarıp hayatlarına devam ediyorlar sonrasında. Koskocaman ama minnacık hayatlarına..

    Sevgilerimle

  2. #152
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Güneş tutulmasıyla ilgili bir çok şey okudum gazete sayfalarında. Kimi, "tutulsun ne olur? iki ay sonra Rahşan affıyla serbest bırakırlar..." gibi ucube espriler yapmıştı. Ancak okuduklarımdan hiçbiri böylesine ince bir dokunuşa sahip değildi. Çok sevdim o hırpani kılıklı adamı çokkk...

  3. #153
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: M.ESRA ERUSTA
    NE HOŞ BİR BENZETME GÜNEŞ TUTULMASI VE AŞK........
    SANIRIM HÜZÜNLÜ BİR AŞK HİKAYESİ
    Daha hüzünlüsü de var: ops:

    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: Hint şairi Rabindrath Tagore
    Gece güneşe dedi ki, "Sen aşk mektubunu bana Ay'la gönderirsin. Ve ben de göz yaşından cevaplarımı otlar üzerine bırakırım."

  4. #154
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sevgili dostlarım,

    Bildiğiniz gibi bilgisayarın başına oturduğum zaman planlanmış ve programlanmış bir şekilde değil tamamiyle doğaçlama yazdığımdan ve yazarkende yaşadıklarımı işin içine soktuğumdan okuduklarınız gerçek öykülerdir.

    İyi yada kötü, haklı yada haksız ,bunun ayrımını yapmadan bu sayfayı duygu ve düşüncelerimi paylaştığım , dostlarla; okuyanlar kuşkusuz,iç sesimle konuştuğum bir sığınma yeri oluyor. Gerçekten burası benim sığınağım.

    Yorumlarda bulunduğunuzda sadece mutlu oluyorum, çünkü herşey paylaşım içindir benim gerçeğimde...

    Sevgili dostum Vefa dan bir mail daha aldım bügün, çok güzel satırlar var yazdıklarının arasında;

    “Gerçekler daima güzeldir.” Bana yazdığın bir mektuptaki cümleydi bu. Belki o anda aklına geldiği gibi yazdın. Belki o çok sevdiğm bilgi birikiminin üzerinde tutmuş kaymaktı bu. Belki de bilerek, özellikle söyledin bu üç kelimecik cümleyi. Bilmiyorum Sanem, en doğrusunu sen bilirsin.

    Ama eminim bu üç kelimenin üzerinde bu kadar uzun bir uçuş yapacağımı asla tahmin edemezdin. Uçtum, döndüm, yaklaştım, baktım, daireler çizdim bir yudum su üzerinde defalarca ben. İş açtın başıma!
    Genelde böyle kendi başıma da başkalarının başına da iş aşma konusunda çok yetenekliyimdir. İnsanların kendilerine ait gerçeklerinin daima güzel olduğuna inanan ve bu şekilde yaşamaya devam eden biriyim. Sevgili dostum bu cümleyi öylesine güzel sorgulamış ki; Bu yazı da olmasa da onun bu mailinden bir çok alıntı yapacağım.

    Bir adam güneş tutulmasını kendi gerçeğinden aktarıyordu. Biliyormusunuz aklına ne geldiğini ve neden böyle konuştuğunu hiç irdelemedim ben. sadece söylediklerini kabul ettim. Kendi gerçeğinde yaşadıkları acı da olabilir, güzelliklerde olabilir bunu düşünmek ve tartışmak anlamsız zaten. Sözünü ettiği güneş hangi güneşti acaba?

    Onu ısıtan güneş mi yoksa üşüten güneş mi?Bu sorular bitmez... Belli ki bir yaşamışlığı var ve bu yaşadıkları sonucunda oluşturduğu gerçeğiyle bu yazıyı okuyan kişileri bile düşündürebilecek kadar büyük biri aslında.

    Ama bizler, çok iyi biliyorsunuz ki, hep tanımlanmış, belirlenmiş ve doğal olarak sınırlandırılmış gerçeklerle yaşamaya zorlanıyoruz.Yazılarımı okuyorsanız tüm tanımlamaları red ettiğimi bilirsiniz. Bilinen anlamdaki tüm tanımlamaları... Kuşkusuz anlatımda kolaylık sağlamak için tanımlara ihtiyacımız var ama bunlar aynı zamanda dünyamızı daraltan ve bizleri kör , sağır eden şeylerde üstelik.

    Önüne bir kaç para atarsınız bu adamın. Hatta yanından geçerken iğrenebilirsiniz.Bizlere öğretilen tanımlarla yola çıkabilir, bu adamın düşünemeyen, konuşamayan, kendini ifade edemeyen hatta zararlı olabileceğini ortaya koyan biri olarak bile görebilirsiniz.Bunlar bizlere öğretilen gerçeklerdir.Kulaklarımıza fısıldananlardır yani.

    Kulaklarımıza fısıldanan her şey doğru değildir.

    Asla tahmin edemezdin ben yaşayıp giderken, olmadık yer ve zamanlarda sık sık bu üç kelimeye takılacağımı....

    Bir formül gibi oldu bu söz bazen. Gerçekler ve güzellik iki yanında bir eşitliğin. Gerçekler güzel ise, güzel de gerçek olmalı. Peki, çirkinlik nerede? Çirkinlik yalan mı, yok mu? Çirkinlik gerçeğin dışında o zaman, evet yok, çirkinlik yok, çirkin diye bir şey gerçek olamaz.

    Ama, çirkinlik atılıverince gerçekliğin arasından, geriye ne kalıyor? Güzel neye göre güzel olur ki o zaman?
    Kendi ellerimizle yarattığımız çirkinliklerimiz var , evet çirkinlik var, çirkinlik yok demek pembe bir gözlükten bakmak olur dünyaya. İnsanoğlunun kendi elleriyle yaratmadığı kendiliğinden oluşan herşeyde ise güzellik var. Burada ki güzelliğin sınırları kuralları yok. Güzelliğe de belirleyici tanımlar koymak onu daraltmak ve çirkinleştirmektir bir yerde.

    Tanımladığımız andan itibaren herşey değişime uğruyor ve çirkinleşiyor.

    Bizim dilenci belirlenen tanımlarla her an çirkin sınıfına sokulabilir. Ama burada onu hiç bir tanımlamaya sokmadan kendi gerçeğiyle gördüğümüzde nasıl sevdik ve benimsedik değil mi? Ve bu gerçeğine ulaşmadan kuşkusuz yaşadıkları çok acı şeyler olmalı ki vurmuş kendini sokaklara....

    Adını bile bilmediğimiz bu dilencimiz şimdi kendi gerçeğinde güzel. Yaşadıkları onca acı olmasaydı bu gerçeğe ulaşabilmesi mümkünmüydü acaba?

    Düşünüyorum da Vefa;

    Nihayet okullar açıldı,boykot bitti, tekrar bilgileneceğim, çok sevdiğim müziğe devam edeceğim için mutlu olduğum o gün kırmızı kazağımı giymemiş olsam belkide göze batmayacaktım.O kadar acıyı da çekmeyecektim ülkemin meşhur eylül ayının sonrasında....

    Ben olabilirmiydim acaba, yaşadıklarım olmasa?

    Yaşatılanlar acı, çirkin çünkü doğal olmayan insan eliyle yaratılmış gerçekler..... Ama benim gerçeğim olduğu andan itibaren beni ben yaptıkları için artık doğal ve güzel, anlatabiliyormuyum sevgili dostum?...

  5. #155
    Üye
    Oya Tekin Avatarı

    Üyelik Tarihi
    14.07-2004
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    İzmir
    Mesaj
    567
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    “Gerçekler daima güzeldir.” Bence de gerçekler güzeldir. Bizi biz yapan her şey adına baktığımız da gerçeklerin güzel olmadığını söyleyebilir miyiz? Eğer bizi biz yapan gerçekler güzel olmasaydı biz olabilirmiydik. Gerçekler güzel değilse o zaman biz kendimizi sevmiyor, bizi biz yapan şeylere karşı duruyoruzdur. Bunların değişmesini istiyoruzdur. O zaman bu gün ki biz olmayız ki. Bizi biz yapan şeyler nedir peki. Saçımızdan göz rengimizden, yürüşümüzden tutun kişiliğimize kadar her şey bizi biz yapan özelliklerdir.

    Örneğin bugün ben sakat olmasaydım hayata böyle bakabilir miydim? Bakamazdım belki de. Anasının süt kuzusu mızmız biri olabilirdim. Ayaklarının üzerinde durmasını bilmeyen biri olabilirdim. Bir toplumda sakatlığıma aldırmaksızın on kez masadan kalkan aman sakatlığımı görecekleri endişesinde olmaksızın kendine olan bu öz güvenden dolayı o zaman kendimi göstermenin yollarını arıyor olabilirdim. Öz güveni olmayan bir insan olabilirdim. Daha bir çok şey olabilirdim. Bu yüzden bana ait olan tüm gerçeklerimi seviyorum. Beni ben yapan gerçeklerimi. Bu gerçekler yüzünden bugün beni seven dostlarım var. Eğer tersi olsaydı bugün ki dostlarımız olmazdı belkide hiç dostum olmazdı.Bu yüzden o gerçekler çok güzel gerçekler. İnsanın kendi gerçeğini kabul etmesi onlarla yaşaması, yaşamasını bilmesi zaten en güzel şeydir. En güzel gerçektir. Gerçeğin güzelliğide burada gizlidir zaten. Çirkin olansa kendi gerçeğini görmemek, o gerçekleri kabul etmemektir. Çünkü kendi değerlerini, özelliklerini, seni sen yapan her olguyu kabul etmemek insanın kendisinden kaçışıdır. Buda çirkin olandır. Bu kaçış insanı daha bilinmeyen çirkinliklerin içine bile götürür.

  6. #156
    Üye
    Baben Avatarı

    Gerçek Adı
    Babür
    Üyelik Tarihi
    03.09-2005
    Son Giriş
    18.09-2010
    Saat
    12:56
    Yaşadığı Yer
    Konya
    Mesaj
    2.223
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: M.ESRA ERUSTA
    ...
    VALLA NE DİYEBİLİRİM SEVGİLİ BABEN SÜPERSİN
    ops: ops: ops: Rica ederim.. :wink:

  7. #157
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Elindeki dergiye göz atan kadının bir kaç adım ötesinde son derece kibar bir tartışma yapılmaktaydı.

    İnsanlar beklemekten sıkılmıştı ve bu sebeple bu kibar tartışmayı sesizce ama sanki hiç ilgilenmiyormuş edasıyla gizliden izliyorlardı.

    Kadın elindeki dergiyi bir kenara bırakarak gülümseyen dudaklarla tartışmayı izlemeye koyuldu. Belli ki bir süre sonra bu kibar tartışmanın arasına katılacak sözlerin ne olacağı konusunda derin bir merak içindeydi.

    Bakın hanımefendi sizden rica ediyorum.... şeklindeki kibar sözlerine devam etmekteydi adam.

    Aynı kibarlıkla karşılık veriyordu kadında adamın cümlelerine;

    Tabilii sizi anlıyorum beyefendi, ama.....

    Ama diye başlayan cümlelerden korkun.

    Hak verir gibi bir davranışı içinde bulundurursa da ama lar aslında bir çeşit red ediştir.

    Kadın konuşmasının ama kısmını tamamlamaya kararlıydı;

    Çok doğru ve güzel söylüyorsunuz. Ve buradan bakınca yanlış yok.Yalnız hep kendi pencerenizden bakamazsınız ki dünyaya? Sakın yanlış anlamayın size bencilsiniz demiyorum ama ....

    Hay allah bir tane daha ama

    Rica ediyorum hanımefendi ne demek istediğinizi anlıyorum. Emin olun başka pencerelerden de bakıyorum olaya ama...

    İnsanlar birbirilerini anlamamaya kararlıysa genellikle ama ların çoğaldığını gördüm. Yanılıyor olabilirim diye aklından geçirdi dergi okuyan kadın.

    Anlıyorum beyefendi ama işi uzatmanın gereği yok. Burada her istediğinizi yapamazsınız. Son derece uygar bir şekilde düşüncelerinizi ortaya koyuyorsunuz ama....

    Çevredekiler merakla gelişmeleri beklerken bizim dergi okuyan kadının yüzünde gülümsemeler daha da belirginleşiyordu.

    Rica ederim hanımefendi, mesele sadece düşüncelerimi ortaya koymak değil, bir insan bir cevap vermiş ve benimde ona karşılık vermemden daha normal ne olabilir acaba?

    Aaaa işler iyice karışmaya başlıyodu ve olaya dalıvermenin tam zamanıydı....

    Bakarmısınız ? diye kendini ortaya atıverdi dergi okuyan kadın.

    Yeni bir soluk olduğundanmıdır, yada insanların merakındanmıdır bilinmez, başlar kadınımıza doğru çevrildi bile.

    Kerdeşim deminden beri ama, ama deyip duruyorsunuz ve konunun ne olduğunu merak etmememe rağmen bitmek bilmeyen cümlelerinizle işin özünü bir türlü yakalayamıyorsunuz....

    Tartıştığınız konunun önemi yok benim için. Kibarlığınıza da saygı duyuyorum. Bütün bunları yüksek sesle yaptığınız sürece sizlere karışma hakkını kendimde bulduğumdan aranızdayım. Amalarınız, teşekkür ederim leriniz, rica ederim leriniz büyük bir kibarlığın için de kabalığı barındırıyor.

    Akıp giden bir süreç var yaşamın her yerinde.Kesintiye uğratma hakkınız yok hiç bir şeyi, ne adına olursa olsun, hemde kibar bir şekilde...

    Anlamadınız değil mi ne demek istediğimi, kibar şaşkın bakışlarınızdan belli bu zaten.Anlamanızı da beklemiyorum, dergi okumama engel oldunuz hem de son derece kibarca. Kesintiye uğrattınız bütünlüğümü, eylemimin yarım kalmasına sebep oldunuz...

    Ama bunların hiç birinin önemi yok değil mi? Çok kibarsınız ya bende kibarca konuşamayanlardanım, bu sebeple şu anda dangalağın biri oluverdim şaşkın bakışlarınızda. Mühabbetinize dalıverdiğim için de saygısız ilan edilirsem hiç şaşırmam. Ama başta söyledim ben kibar değilim diye....

    Bir köşe bulmuşum bu dar dünyada kendimle başbaşa kalacak, ama sizler kibar yüksek seslerinizle aranızdaki muhabbeti dışarıya kadar taşımakta ustasınız. Bunu yaparken başkalarının sınırlarına ne kadar girdiğiniz farkında bile değilsiniz.

    Benim sözlerim anlamsız gelir sizin kulaklarınıza, susacağım merak etmeyin ama bitirin şu amalarınızı, teşekkürlerinizi, rica ederimlerinizi...

    Kibar olduğunuzu bildiğimden bana cevap vermeyeceğinizi biliyorum....

    Dedi ve dergisini okumaya devam etti.....

  8. #158
    Üye
    alperstein Avatarı

    Gerçek Adı
    Alper
    Üyelik Tarihi
    05.02-2006
    Son Giriş
    18.10-2017
    Saat
    14:27
    Yaşadığı Yer
    İzmir
    Mesaj
    211
    Alınan Beğeniler
    8
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    İçinde pasif-agresif "ama" lar bulunduran cümlelerle pek nazik konuşma ustaları, neyi tartıştıklarını unutmuşken, bireyin yaşam ve özgürlük alanına girdiklerini nasıl farkedecekler ki...Dergisini okumaya çalışan kadının söylediklerini nasıl anlayabilecekler? Gibi görünme, gibi yaşama modası -dangalaklığı- sonucu ne düşündüklerini bile bilemez durumda zavallı insanlar...
    Ama...Hahaha
    Sevgilerimle Andante dostum...Güzel gözlemlerin için teşekkürler...

  9. #159
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Garip bir gün daha yaşandı bugün. Telaşsız bir günüm hiç olmayacak mı diye sormadan edemiyorum...

    Bazen nereye aitim diye hiç sorduğunuz olur mu kendinize?

    Ve cevabı verebilirmisiniz kolaylıkla?....

    Anlamsız toplantılardan bıktım. Fark ettim ki günümün büyük bir çoğunluğu toplantılarla geçiyor. Ne gariptir yapılan bu toplantılar, sorgulamak, daha iyi üretebilmek adına...

    Kulağa hoş geliyor değil mi? bela mı arıyorsun kardeş, baksana insana ait ve insanı geliştirmek adına olduğu belli olan kavramlardan söz ediyorsun, bu şikayet niye? .... diyebilirsiniz

    Ancak sonuca baktığımda bu yoğun temponun ve geliştirici toplantıların sonucunda ortada bir şey yok.

    Olması mı gerek? Kuşkusuz ki evet, yoksa harcanan bunca zamana yazık değil mi?

    Hah işte !!! yazarken farkına varıyorum. Sıkıntım; boşa kürek çekmek. Sanki cam bir fanusun içinde yaşıyormuş gibi, herşeyden kendini soyutlayarak üretilmeye çalışılan her şey, cam fanusun dışındaki dünyaya döndüğünde dağılıveriyor....

    Cam fanusun dışındaki dünya ise, ait olduğumuz gerçek dünya aslında. Ancak garip bir mastürbasyonla, bu dünyayı red ederek yeni bir düzen için çalışmaların içinde olmak veya olmamak arasında gidip geliyorum.

    Somutlaştırmak lazım sanırım yazdıklarımı, ben anladım da yazdığımı , bu şekliyle garip bir yazı olduğu da ayrı bir gerçek.

    Müzik dersinin amacı nedir diye sorsam nasıl cevaplar gelir bilmiyorum ama; bir tek amacı vardır müzik dersinin;

    Öğrenciye tek başına yada toplu olarak iş yapabilme yeteneği kazandırmak.

    Bu amaç iyice irdelenirse insanı insan yapan en önemli özelliklerin başında gelebilir.Onun birey olmasında katkıda bulunmak ta diyebilirsiniz. Bunların dışında sizlere anlatılan ve uygulanan, yok nota öğretmek, yok şarkı öğretmek, çalgı çalmayı öğretmek falan hepsi bu amacın aracıdır.

    Ve ben bu amaca 23 yıldır hizmet ederken, asla ödün vermeden işlerimi yapmaya çalıştım. Başarılı olduğum söylenebilir. Ama son günlerde ister istemez kendi kendimi sorgulamaya başladım.

    Sorgulamam ise kullanılmamla doğru orantılıdır. Yanlış okumuyorsunuz, kullanılmak. Bilginin vs.nin kullanılması değil. Bildiklerimi kullanmak isteyen öğrenciye elim uzanır. Ama resmen bir insanı kullanmak anlamında ele alın konuyu.

    Ne kadar acımasız, ve ne kadar iğrenç bir dünyada olduğumuzun en güzel örneklerini öğrencilerimiz bizlere öğretmeye başladı artık. Bir başarıyı kutlamak üzere davet edildiğimiz bir toplantıda başarıyı yakaladıklarını sanan öğrencilerin gözlerinin içine baktığımda, küstahlığı görebiliyorum . Bu dünyada benden başka kimse yok mantığını çok daha net görmemi sağlıyor artık öğrenciler. Ha sen miii ya mecbursun, bakışlarını o küstahlıkla birleşen başarı tebessümlerinde görebiliyorum işin acı tarafı.

    Çok değil, daha bir kaç yıl öncesinde bile bir masumiyet vardı çocuklarımızın gözlerinde. Bir minnet duygusu bulabilirdin tebessümlerinde. Ne oluyor, nerede hata yapıyoruz diye düşünmeden edemiyorum.

    Yıllardır öğrencilerin başarılarıyla mutlu olabilmeyi öğrenen ben de bir duvar daha yıkıldı.O kadar çok duvarlar yıkılıyor ki, altında kalacağımız günler yakın diye düşünmeden edemiyorum.

    Ama toplantılar devam ediyor, bu toplantılarda çok ta güzel şeyler söyleniyor, her şey masaya yatırılıyor, fikirler üretiliyor, ama....

    İşte ondan sonrası gelmiyor.

    Ya Nazım sen harika bir şaiirsin be dostum!!!

    Evet;

    Ben de artık şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek istiyorum....

    Gürül gürül bir şarkı ama, tüm insanların laf olsun diye ağız ucuyla söylediği bir şarkı değil, inançla, mutlulukla, gururla sesini yükselttiği şarkı söylemek istiyorum...

    Hepimizin besteci olma zamanı geldi galiba, başkalarının şarkılarından bıktım, kendi şarkılarımızı istiyorum!!!!!

  10. #160
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Sanırım kadınların kendilerini en iyi hissettikleri yerlerden biri de mutfaklarıdır.

    İki kadını mutfakta düşünebiliyormusunuz?

    Hemen gözünüzün önüne getirin. Çeşitli iştah kabartan kokuların yayıldığı o mekanda kendilerine içecek bir şeylerde hazırlamışlar karşılıklı olarak işlerini yaparken konuşmayı ihmal etmiyorlardır.

    Ya telefon konuşmandan pek bir şey anlayamadığım için kahveyi bahane ederek yanına geldim, hele bir anlatta sen de rahatla bende rahatlayayım dedi kadınlardan bir tanesi.....

    Sorma ya gerçekten haklısın geçen gün öyle bir olay yaşadım ki, neresinden başlayarak sana anlatacağımı bilemiyorum
    dedi öbürüde

    Ama anlatmaya kararlıydı, kahvesinden bir yudum alıp elindeki sigarasından bir derin nefes çekip dumanını dışarıya verecekken diğeri kendinden emin bir tavırla kaşlarını çatarak sözlerine devam etti.

    Ya canımın içi bırakamadın şu sigarayı gitti, her konuda kesin lararların vardır, akılcısındır ama bu konuda nasıl bu kadar aptal olabiliyorsun anlayamıyorum dedi

    Allah aşkına şu psikolog edalarını bırak , zaten yeterince uyarı var paketlerde, bir de senin bu anlamdaki söylemlerini kaldıramayacak durumdayım. Evimdeyim, istediğim gibi davranabilme özgürlüğüm var. Ve sakınnnnnnnn " ben seni düşünüyorum " nağmelerine de başlama, kimse beni benim kadar iyi düşünemez....

    O kadar net bir şekilde kesip attıki sözü, bundan sonra anlatacaklarını dinlemekten başka bir şey kalmadı kadıncağıza.

    Kime, nasıl kızacağımı bilemediğim garip bir şey yaşadım bundan bir kaç gün önce. Hatırlarsan Türkü nün geçenlerde okulda burnunun kanadığını duyduğum zaman aklım başımdan gitmişti. Soluğu hemen hastanede almış ve tomografi çektirmiştim. Ve benim bu pimpirikliğimde sizler tarafından iyi eleştirilmişti, hatırlıyormusun?

    Öyle ama herkes anne, sen bir anda en kötü olasılığı aklına getirip telaşla öylesine saldırıyorsun ki, seni gören son derece vahim bir durum sanabilir.

    Bu cümlesine bir kahkahayla cevap verdi kadın.

    Evhamlısın desene açıkca.....

    İşte tüm sorun burda canım. Ne olduğuma bir türlü karar verseler bende rahatlayacağım. Sizlere göre son derece evhamlı olan ben, bir başkasına göre, hemde aynı olayda son derece vurdum duymaz bir anne olarak bile ele alınabiliyorum...

    Bilirsin benim en yakın dostumsun sen de bir psikologsun ama psikologlardan nasıl nefret ettiğimi de bilirsin. Hep diyorum ya sana siz psikologlar bir şarlatansınız diye , var olan sisteme uyabilen davranışları geliştirmek adına sistemin yerleşmesine ve kök salmasına farkında olmadan neden oluyorsunuz.

    Allah aşkına sağına soluna bak hepsi bir şekilde mutsuz ama mutlu olabilmek için başkalarının cümlelerine ihtiyaç duyan, sistemi yok etmek dururken, o sisteme entegre olabilmiş , yada olabilmeyi ümit eden insanlarla dolu çevremizde boğulmak üzereyim.


    Bir şey anladıysam arap olayım. Sen Türküden söz ediyordun, nereye geldin şimdi....

    Tam üstüne bastın:. Türkü den söz ediyorum bende. Geçen gün okul çıkışında arkadaşına uğrayacağını söylemişti. Bir süre sonra telefonla aramak istedim bizim kızı...Daha bir kaç kelime konuşmuştuk ki, Türkü " Anne seninle ilgen abla konuşmak istiyor " dedi.

    İlgen ablada kimmiş?

    Güzel soru tam ben de bu soruyu sormak üzereydim ki karşımda bir kadın sesi;

    " Aloooooooo, ben kızınızın arkadaşının annesi İlgennnnnnnnnnn"


    Sevmemişsin kadını ses tonundan belli

    Hiç yanılmam biliyorsun, ve artık yanılmak istiyorum kardeşşşşş

    Eeeeeeeee sonra....

    İlgen hanım telefondaki konuşmasına ısrarla devam etti canım.

    " Ne şirin bir kızınız var, onu çok sevdim,zaten bütün çocuklar benim çocuklarım, hepsini çok seviyorumTürkü rahatsızmış, burnu kanamış bir kaç hafta önce okulda, benim bir doktor arkadaşım var ondan rendevü aldım yarın Türkü yü doktora götüreceğim, eğer izin verirseniz."


    Hayda!!!!!!!

    Haydaki ne hayda !!!! şimdi burda " sen kimsin kardeşim, onun anasımısın babasımı? " diye sormak var. Yada " benim onu doktora götürüp götürmediğimi bilmeden kendi kendine ne akla hizmet edip ukalalık yapıyorsun" demek var canım.... Ve bunu yapmakta çok kolay, ama yapamıyorsun. karşındaki bir insan saçmalasa da şu anda kızın onun evinde misafir, ve kendi kızının zor durumda kalmasına gönlün razı olmuyor...

    Ya çok ince düşünüyorsun, bazen bu kadar ince düşünmek zarar verebilir insana bunu hep atladığının farkındamısın ?

    Ya diyorum ya sana geç bu psikolog ağzılarını, herşeyin farkındayım, ama farkında olup olmamak önemli değil. İnsanlar bu kadar kolay küstahlaşabiliyor hemde iyilik ettiğini düşünerek.

    Ona Türküyü doktora götürdüğümü ve bir şeyin çıkmadığını, ilgisi için teşekkür ettiğimi bildirsemde, doktorun Türküyü beklediğini söyledi... Aman tanrım telefonda bir konuşması vardı, ki bilirsin telefon konuşmalarından nefret ederim, kısa kesmek ve konuşmayı sonlandırmak adına onunla gitmesine razı olamayacağımı ama ertesi gün iş yerimden izin allıp beraber gidebileceğimi söyledim.

    Nerden bilebilirdim ki kadının yemeyip içmeyip doktor arkadaşını arayarak randevuyu bir gün sonraya alacağını....

    İnanmıyorum sen bunu ona hayır anlamında mı söylemek istediğini söylüyorsun, ya anlarmı bu kapasitedeki bir kadın???? Şimdi o... neyse psikolog ağzılarına takılmayacağım. Anlat, ilginç olmaya başladı hikaye...

    Uzatmayayım canım, biz ertesi gün Türküyle beraber kadın da tabii doktorun yanındaydık...



    Doktor arkadaşı ondan daha ilginç biri. " E eee buyrun neden burdasınız " diye sordu önce. Valla benim verilecek bir cevabım yoktu. Ama İlgen hanımın vardı. " Sinancımmmmmmmm, Türkü canım kızım benim bir kaç hafta önce burnu kanamış,anneside hastaneye götürüp tomografi çektirmiş..... " diye konuşmaya başladı canım....

    Peki doktor baktı mı tomografiye?

    Ne çıktı diye sordu eksik olmasın doktor beyimiz ( ! ) Bende bir şey çıkmadığını söylediğimde;

    " Eeeeee " dedi sadece


    Eeeeeeeee, yani.....

    Eee si canım öyle bir " eee " diyki ne işiniz var kardeşim burda der gibiydi.

    Ama asıl hikaye bundan sonra başlıyor canım. Ilgen hanım aldı sazı eline;

    " Kuzum, sana açık iletişimde bulunacağım. Kusura bakmayın ne kadar sevgisiz bir insansın " dedi bana


    Sana mı?????

    Evet bana, neden diye bir soru çıkıverdi ağzımdan



    Deminden beri sana canım diyorum, sarılıyorum, sıcak davranıyorum, sen bir suratla bana İlgen hanım diyorsun

    Artık söylenecek bir sözüm yoktu. Susmak belki durumu kabul etmekti, ama bu durumda red etmeninde bir anlamı yoktu. Açık iletişimin ne zamandan beri patavatsızlık olduğunu bilmediğim için üzgündüm sadece.Ama bir konuda haklısınız siz psikologlar; gerçekten sevmek bazen hayır da diyebilmektir...

  11. #161
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Ya sevgili dostlar;

    Biliyorsunuz ki burası benim sığınağım.

    Aklıma estikçe bir şeyler oldukça içimden geçenleri yada yaşanılanları olduğu gibi aktardığım yer. Açıkcası epey zamandır ihmal ettiğim bir yer son zamanlarda ve kimbilir belki de yazmaya hiç niyetim yoktu, bugün siteyi her açışımda karşıma dikilen o gözü görene kadar.

    Hangi sayfaya baksam karşıma o göz çıkıyor. Ve diyor ki;

    kadına yönelik şiddete son kampanyasına katılın !!!!!!

    Sizleri bilmem ama ben tuhaf oluyorum bu başlığı her gördüğümde. Bu başlığa karşı olduğum bir çok konu var;

    1 ) Ya hala bu konuda hiç bir şeyin değişmemiş olmasına acayip canım sıkılıyor.

    2) Ben on yıl öncesine kadar sigarayı elime almazdım. Ama o kadar çok sigara kötüdür, içme denildiki çevremde herkese ya size neeeeeee demek adına bir kere sigara aldım ve çok hoşuma gitti o gündür bugündür de sigarayı büyük bir keyifle içiyorum.

    3) İkinci şık bağlamında bende bir gariplik olduğuna kesin karar verdim. Çünkü bana ne adına olursa olsun şunu yap, bunu yapma gibi emirler ,bende tam tersi tepki veriyor bu yaşıma rağmen, oysa bu çocuklukla ilgili ve ergenlikle ilgili bir davranış şeklidir.

    4) Üçüncü şıkta açıklamaya çalıştığım nedenlerden dolayı bana bu emri veren mantığa da "imzalamıyorum "diyorum.

    5) Aaa andante saçmalıyor galiba diyenlere şimdiden bir açıklamam var. Yok kardeşlerim bunun gibi sanal oylamalarla bir şeyin düzeleceğine yada adım atılacağına inanmıyorum da ondan.

    Ah kadınlarımız !!!!!! yeraltındaki alacakaranlıklarımız !!!!!!! ne zaman çıkacak yeraltından kadınlarımız? Onları yeraltından çıkartmanın nesnel koşullarını nasıl elde edeceğiz ?

    Şiirlere aldanmayalım. Kadınlarımız denilir bizim için, analarımız denilir, sevgilimiz denilir... Şiirlere kaldık mı acayip bir şeyiz ya gerçekte neyiz????

  12. #162
    Üye
    Pegasus Avatarı

    Üyelik Tarihi
    23.11-2003
    Son Giriş
    12.12-2017
    Saat
    18:03
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    834
    Alınan Beğeniler
    40
    Verilen Beğeniler
    19

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Andante son yazını değilde bir üstteki yazını yeni gördüm ve bu yazın hakkında bir şeyler söylemek istedim.
    Ama ardından zaman zaman yaptığım gibi birşey dememeye karar verdim. Hem susmak da bazen bir şeyler anlatmak değil midir?
    ..........

  13. #163
    Üye
    alperstein Avatarı

    Gerçek Adı
    Alper
    Üyelik Tarihi
    05.02-2006
    Son Giriş
    18.10-2017
    Saat
    14:27
    Yaşadığı Yer
    İzmir
    Mesaj
    211
    Alınan Beğeniler
    8
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Kadınlarımızın geleceği, yine onların elinde.
    Erkek çocuklarını "errrkekk benim oğlum errrkek!" nidalarıyla yetiştirip, suyunu yemeğini ayağına götürüp bir de anlı şanlı sünnet yapıp ata bindirince öyle bir ego oluşturuyorlar ki errkek çocuklarına; adam olduğunda dünyayı kendisi yarattım sanıyor pohpohlanmış egolu adamcık...
    Kızların durumu malum; elinde tabak tutacak yaşa geldiler mi duydukları ilk emir:
    -"Kızım sofrayı kuruver!"
    Kız:
    -"Ama abim de oturuyor orada o da yardım etse ya.."
    Anne:
    -"Kızım, abin şimdi maç seyrediyor, attırma tepesini şimdi!"
    Kız:
    -"Bari babamı bekleseydik yemeğe..."
    Anne:
    -"Baban bu akşam arkadaşlarıyla takılacakmış, hem çok konuşma da sen koş bakkaldan bir ekmek al da gel..."
    Kız:
    -"Ama anne yaaaaaaaaaaa.."
    .................
    .........................

  14. #164
    Üye
    andante Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2005
    Son Giriş
    15.12-2009
    Saat
    18:11
    Yaşadığı Yer
    istanbul
    Mesaj
    811
    Alınan Beğeniler
    0
    Verilen Beğeniler
    0

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Nedenini bilmediğim bir şekilde saksıda yetiştirdiğim minyatür sarı güllerime nazar değdi.

    Kendimi en iyi hissettiğim yerlerden birisi de çiçekçilerdir. Bir çiçekçiye gittiğimde özellikle bu bahçe şeklinde birbirinden güzel çiçeklerle bezeliyse sakın bana dokunmayın.

    Sarı güllerimde bir kaç gündür keyifsiz gibiydiler. Ama bu sabah birden bire gerçekten tüm yapraklarını döktüler ve açılmış minik goncalarda boyunlarını büküverdiler.

    Minik elleriyle, minyatür güllerimi bana Yağmur verdi, bir kaç ay önce....

    Hiç kimsenin yağmurun bile
    Böyle küçük elleri yoktur....

    şarkısı sanki Yağmur için yazılmış bir şiir ve onun için bestelenmiş bir şarkı.

    Yağmur yedi yaşında...

    Yağmurun uzun dalgalı saçları var...

    Yağmur bu uzun dalgalı saçlarını at kuyruğu yaptığı zaman, yürürken onun bir sağa bir sola yalpalanmasını sanki özellikle ister gibi yürüyor,

    sekerek.....

    Yağmur o minik ellerini ustaca kullanıyor piyano tuşlarında

    İşte o an büyüyor Yağmur, kocaman bir genç kız oluyor.....

    Parmaklarını ustaca tuşlarda gezdirirken yanlış bir sese tahammülü yok

    Kaşları çatılıveriyor o minik yüzünde
    " ayy !! " diye karşı çıkışını görseniz tutup öpersiniz.....

    Günlerdir kelimelere dökemediğim bir sıkıntım var. Bilirsiniz, tam tanımlayamadığınız bu gibi durumlarda nefes almak bile zorlaşır. Ve salonun bir köşesinden sarı sarı bakıveriyordu Yağmur da.... Ve istemeden bir tebesümün yayılmasıyla son buluyordu kara bulutlar da...

    Minik sarı güllerim gibi dökülüveriyor herşeyde çevremde.Tüm sıkıntılarımı sarı güllerime anlattım, dertleştim onunla.. Sanırım dayanamadı minik güllerim. Bu kadar ağır bir yükü taşıyamayacak kadar minyatürdüler ....

    Galiba gitme zamanı... Nereye mi???? Kimseyi tanımadığım, kimsenin de beni tanımadığı, Ülkeyle ilgili haberleri duymadığım, doğal olarak " ne olacak bu memleketin hali " diyemediğim, ekmeğinden , sütünden, meyvesinden tat aldığım, kuş sesleriyle uyandığım, çimenlerine uzandığımda güneşin ışıklarıyla gözlerimi kapattığım, Yağmur günlerimdeki kahkahalarımı attığım bir yer arıyorum

    Yorgunum ve ağır geliyor bu efsunlu kent, uzaklaşma zamanı.....

  15. #165
    Üye
    KanatlıTırtıl Avatarı

    Gerçek Adı
    Vefa
    Üyelik Tarihi
    04.03-2003
    Son Giriş
    07.12-2017
    Saat
    09:47
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    319
    Alınan Beğeniler
    1
    Verilen Beğeniler
    1

    Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    YADİGÂR’A TUTUNARAK
    “Unutma delikanlı, hatıralarından hızlı koşamazsın, yetişir ve geçerler seni.”

    Yavaşlar, yavaşlar, yavaşlarsın ve
    Ardından anılar tek tek dolar eve
    Bacakların ağır olur da demirden
    Hatıraların girer koluna birden
    Ah ihtiyarlık ah dersin inleyerek
    Bir mezar bulup girmem gerek…

    Otuz beş, kırk yıl sonrasıdır. 2040′ lı yıllarda bir yaz gecesi. Üst katlarda bir apartman odasında kalmaktadır İlhan. Yapay soğutuculara karşı hassas olduğu için, devamını okumak için tıklayın lütfen...>>




Sayfa 11 / 13 İlkİlk ... 78910111213 SonSon